Unutma Beni ApartmanıNermin Yıldırım

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.189
Gösterim
Adı:
Unutma Beni Apartmanı
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
420
ISBN:
9786050900125
Kitabın türü:
Yayınevi:
Doğan Kitap
Terk etmeye ve edilmeye, köksüzlüğe dair sarsıcı bir hikâye Yalnızlık kaçınılmaz bir son değil, ulaşmaya gayret ettiğim bir mertebeydi kimi zaman. Sahip olduklarımın esaretinden kurtulmak için terk etmemiş miydim sevdiklerimi, seveceklerimi, sevenlerimi' Korkmamış mıydım vazgeçemeyecek kadar alışmaktan' Annesinin sesini ilk kez kırk üç yaşında telefonda duyan bir kadının hikâyesi bu. Sırlarla dolu bir geçmişin peşinde kendi yaşamını sorgulayan, tarihin başlangıcını doğumlarla değil ölümlerle belirleyen Süreyyanın öyküsü. Terk etmeye ve edilmeye, köksüzlüğe dair sarsıcı bir hikâye Nermin Yıldırım, cesurca bir yaklaşımla aile kavramını masaya yatırırken aşkı, insan ilişkilerini, toplumsal çalkantıların bireylerin iç dünyalarında yarattığı kopuşları ve yabancılaşmayı keskin bir gözlem gücüyle aktarıyor. Türkiyenin yarım yüzyıllık tarihine mercek tutan Unutma Beni Apartmanı kişisel ve toplumsal bellek ekseninde zekice kurgulanmış, etkileyici bir roman.
Hangi dürtüyle bu kitabı raftan indirip satın aldım bilemiyorum. Belki hayatım boyunca bende iz bırakan romanların büyük çoğunlukta yabancı yazarların elinden çıkmış olması; belki de günümüzde kağıt kaleme sarılan herkesin kendince ortaya bir roman koyuyor oluşundan, daha önce ismini duymadığım; herhangi bir romanını okumadığım, bir şekilde rastlayamamış olduğum bir türk yazarın romanını alma konusunda hep tereddütlerim olur. Belki sadece kitabın arkasındaki tanıtım yazısının bir kaç satırı çekmiş olabilir, ya da kapağın güzelliği, kimbilir...

Romanın kahramanı Süreyya'nın henüz bebekken kendisini bırakıp giden annesi Mesude'nin yıllar sonra ona telefon etmesiyle başlıyor. Annesinin gidişiyle babaannesinin sahip çıktığı, büyüttüğü Süreyya, babaannesinin ölümüyle yapayalnız kalıp, gerekmedikçe kimseyle samimi olmadan, sınırları içerisine kimseyi sokmadan yaşayan birine dönüşüyor. Babaannesinden kalan parayla "bir yere ait olma" korkusundan uzun süre otellerde kalıyor, devamlı bir iş sahibi olmaktan kaçınıyor.

İç dünyasını dışarı vurmakta en başarılı olduğu an yazdığı zamanlar, oldukça başarılı romanlar yazıyor ancak insanlardan kötülük görmemenin en iyi yolunungöz önünde olmamak olduğuna inanan Süreyya kimsenin ilgisini çekmemek için romanlarını N.Y. isimli, şımarık, zengin bir kıza satarak, kızın ünlü bir yazar oluşuna tanıklık ediyor.

Yaşadığı evler, hayatındaki insanlar, dostlukları acımasızca değişiyor. Öyle ki, bir seyahat sırasında Barcelona'da tanıştığı ve ilk görüşte aşık olduğunu sandığı Marcel için Barcelona'da yaşamaya başladıktan kısa süre sonra Ada'yı doğurduğunda kendini kafese kapatılmış gibi hissettiği anda kaçıp gidiyor. Kendisini bırakıp giden annesine duyduğu nefret ve özleme rağmen, kendisi de gözünü kırpmadan kızını bırakıp gidebiliyor.

Hiç bir yere, hiç kimseye ait olamayan Süreyya'nın öyküsü bu.

Nermin Yıldırım, aile içi kopuklukları, çocuk istismarını ve çoğu zaman insanlar içinde yaşadığımız yalnızlığı Süreyya'nın dilinden çok başarılı şekilde anlatırken bir tarftan da 12 eylül dönemini kendi bakış açısıyla yansıtıyor. Süreyya'nın yazdıkları ise roman içerisinde keyifle okunan öyküler olarak kitabı daha da zenginleştirmiş.

Elimden bırakamadan, bir solukta okudum. Süreyya'nın yaşadıklarını, hissettikleri öyle anlatılmış ki ben de o ne hissettiyse hissettim, bazen otellerin soğuk lobilerinde oldum, bazen Şişli'nin eski yüksek tavanlı bir evinde televizyonun karşısında oturdum, bazen depremleri hissettim.

Şiddetle tavsiye ediyorum...
Süreyya'nın sorumsuzlukları, hayatı bomboş bir fanusta yaşar vaziyeti, kendini suçlu görmemesi bunlar küçükken annesi tarafından terkedilmenin sonuçları olabilir mi diye sorgulatan bir kitap. Öncesinde bir çocuğun gözünden annesizlik, babasızlığı görürken ilerleyen zamanlarda çocuğunu terk eden bir anneyi okuyoruz. Herkesten farklı, normal olarak kabul edilen bir çok değerin dışında bir kadın. Kızıyoruz Süreyya'ya ben hatta bir ara lanet etmiş bile olabilirim. Ama kinlenmiyoruz. Aynı Süreyya Saklı Bahçeler Haritası isimli kitapta da karşımıza çıkıyor ayrıca.
Güzel bir yolculuk ve Nermin Yıldırım’la hoş bir tanışma oldu benim için.
Son dönem yazarları arasında başarılı bir yazar. İlk kitabı ile de gerçekten tüm karakterleri ilmek ilmek dokumuş, her birine ayrı özen göstermiş. Hiçbirisini yüzeysel geçmemiş.

Kurgu içine dönemsel olarak birçok olay yerleştirmiş, böylece gerçekte yaşanmış olayları tekrar hatırlayarak ve karakterler üzerindeki etkilerini okuyarak daha da içine çekiyor kendisine.

Çok severek okudum Süreyya ve Mesude’nin hikâyesini.
Bundan sonra da Nermin Yıldırım’ın diğer kitaplarına mutlaka devam ederim.
Keyifli okumalarımız olsun
Süreyya'nın bu kadar sorumsuz bir hayat yaşamasına kızsam da hak verdim.Çünkü babasını ölmüş,annesini çekip gitmiş sanırken,bir anda ortaya çıkan öz annesi bütün gerçekleri anlattığında normale dönüyor.O anneye,babaya ve babaanneye ne kadar kızsam da Süreyya haklıydı,bence.Etkileyici ve güzel bir kitaptı.Dili,olay akışı başarılı idi.Keyifli okumalar.
Ah Nermin Ah! Bu nasıl bir roman? Roman içi öykülerden oluşan, herkesin hikayesini ayrı ayrı anlatan bir öykü dizisi gibi.. Aslında bir Anne - Kız hikayesini okuyorsunuz her ikisinin de anlatımından.. Süreyya ile Mesude'nin hikayesine Rıdvan, Çiğdem, Kasım, Nihal, Feraye, Madam Karin ile Kevork, Zinnur, Ayla, NY ve Seher'in hikayeleri de dahil oluyor. Kitap içi kitap gibi, rüya içinde rüya gibi.. Süreyya'nın hayatını okurken, Türkiye'nin toplumsal ve siyasi olaylarını da okuyoruz.. Ve bir kez daha içim cız ediyor yapılanlara yaşananlara... Kitaplarının ismini ne güzel seçiyorsun Nermin Yıldırım onların bile ayrı bir hikayesi var.. Ben yine bir kez daha hayran oldum Nermin Yıldırım'a .
Kitap, yazarın ilk kitabı olması sebebiyle ilk kitap olması açısından oldukça ustaca kurgulanmıştır; ama anlatım öyle yoğun ayrıntılarda boğulmuş ki, sürükleyicilikten ziyade ağır bir seyirde ilerlemekte. Genel itibariyle güzel diyebilirim. Başkahramanımız Süreyya, oldukça değişik bir karakter belki de türüne az rastlanır cinsten. Süreyya'nın hayatını okurken yakın dönem tarihi bilgilerle de bilgi dağarcığımıza yeni bilgiler katabilmek mümkün.
okuduğum ilk kitanı rüyalar anlatılmaz kadar etkileyici değil anlatım yorumlar roman içinde romancıklar..Tüm kitaplarını okumayı düşünüyorum.........
Bu kitabı yorumlamamayı kitaba yapılmış bir haksızlık ( en azından benim için) olarak göreceğim için yorumlamak istiyorum.
Nermin Yıldırım' dan okuduğum ikinci kitap Unutma Beni Apartmanı. İlki Unutma Dersleri idi.
Konuyu açık etmeden yorumlamam gerekirse hayatına büyük bir travmayla başlayan kahramanın yeni travmalara kayıtsız kalarak ve başka hayatlarda da travmalar yaratarak devam ettiği yaşamını gözden geçirdiği ve okura aktardığı süre içerisinde gerek yakın Türkiye gündemi, ülkece kaybettiğimiz değerlere değinerek, gerekse kısa öyküler ile oluşturduğu zengin içeriği sayesinde istekle okunmasına sebep oluyor.
Kahramana hem kızdım hem anlamaya çalıştım. Onun durağan görünen, neredeyse duygudan yoksun hayatı bende çok zengin bir duygu çeşitliliği oluşturdu.
Kitapta en beğendiğim şey galiba yerleştirilen ikinci üçüncü romanların öyküsü idi.
Sonuç olarak herkese tavsiye ederim.
Keyifli okumalar.
90’ların başında bir İtalyan, Pisa Üniversitesi’nden Donatella Marazziti, aşkın bir tür obsesif-kompulsif bozukluk olduğu tezini ortaya atmıştı. Yaptığı araştırmalar aşkın semptomları ile obsesif-kompulsif bozukluk göstergelerinin büyük benzerlikler taşıdığını söylüyordu. Hastalar hayatlarını bir noktaya endeksliyor, sürekli aynı olayı düşünmekten kendilerini alamıyordu.
Sahip olduğumuz her şey sırtımıza bir yüktür. Bir çamaşır makinesi satın aldığınızda onu banyodaki yerine koymaktansa omuzlarınıza yerleştirirsiniz. Kaçmak istediğinizde sizi tutacak ilk şey o makinenin ağırlığı olur.
Yokluğun birilerinin varlığına tesir etmesi gerekir. Etmiyorsa, kimse için önemli olmamışsın, kimsenin hayatında boşluğu hissedilecek bir yer dolduramamışsın demektir bu. Uçsuz bucaksız bir yalnızlığın orta yerinde yaşamışsın demektir.
Arkadaşlık iki insanın birbirine günlük rapor vermesi, hayatlarının tüm ayrıntılarını paylaşması demek değildi. İki insanın birbirine iyi gelmesi yeterliydi bana kalırsa.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Unutma Beni Apartmanı
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
420
ISBN:
9786050900125
Kitabın türü:
Yayınevi:
Doğan Kitap
Terk etmeye ve edilmeye, köksüzlüğe dair sarsıcı bir hikâye Yalnızlık kaçınılmaz bir son değil, ulaşmaya gayret ettiğim bir mertebeydi kimi zaman. Sahip olduklarımın esaretinden kurtulmak için terk etmemiş miydim sevdiklerimi, seveceklerimi, sevenlerimi' Korkmamış mıydım vazgeçemeyecek kadar alışmaktan' Annesinin sesini ilk kez kırk üç yaşında telefonda duyan bir kadının hikâyesi bu. Sırlarla dolu bir geçmişin peşinde kendi yaşamını sorgulayan, tarihin başlangıcını doğumlarla değil ölümlerle belirleyen Süreyyanın öyküsü. Terk etmeye ve edilmeye, köksüzlüğe dair sarsıcı bir hikâye Nermin Yıldırım, cesurca bir yaklaşımla aile kavramını masaya yatırırken aşkı, insan ilişkilerini, toplumsal çalkantıların bireylerin iç dünyalarında yarattığı kopuşları ve yabancılaşmayı keskin bir gözlem gücüyle aktarıyor. Türkiyenin yarım yüzyıllık tarihine mercek tutan Unutma Beni Apartmanı kişisel ve toplumsal bellek ekseninde zekice kurgulanmış, etkileyici bir roman.

Kitabı okuyanlar 67 okur

  • Ayşenur Güneş
  • Özlem D
  • Gülenkitap
  • Jale
  • Alper Erdogan
  • Efser
  • Ayşe Karabacak
  • Elif Gül
  • Çağrı Önal
  • Deniz ÖZYURT

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%8
25-34 Yaş
%36
35-44 Yaş
%36
45-54 Yaş
%12
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%86.2
Erkek
%13.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%17.1 (7)
9
%14.6 (6)
8
%46.3 (19)
7
%9.8 (4)
6
%7.3 (3)
5
%2.4 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%2.4 (1)