Unutma Beni Apartmanı

·
Okunma
·
Beğeni
·
7,4bin
Gösterim
Adı:
Unutma Beni Apartmanı
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
420
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050900125
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Baskılar:
Unutma Beni Apartmanı
Unutma Beni Apartmanı
Terk etmeye ve edilmeye, köksüzlüğe dair sarsıcı bir hikâye Yalnızlık kaçınılmaz bir son değil, ulaşmaya gayret ettiğim bir mertebeydi kimi zaman. Sahip olduklarımın esaretinden kurtulmak için terk etmemiş miydim sevdiklerimi, seveceklerimi, sevenlerimi' Korkmamış mıydım vazgeçemeyecek kadar alışmaktan' Annesinin sesini ilk kez kırk üç yaşında telefonda duyan bir kadının hikâyesi bu. Sırlarla dolu bir geçmişin peşinde kendi yaşamını sorgulayan, tarihin başlangıcını doğumlarla değil ölümlerle belirleyen Süreyyanın öyküsü. Terk etmeye ve edilmeye, köksüzlüğe dair sarsıcı bir hikâye Nermin Yıldırım, cesurca bir yaklaşımla aile kavramını masaya yatırırken aşkı, insan ilişkilerini, toplumsal çalkantıların bireylerin iç dünyalarında yarattığı kopuşları ve yabancılaşmayı keskin bir gözlem gücüyle aktarıyor. Türkiyenin yarım yüzyıllık tarihine mercek tutan Unutma Beni Apartmanı kişisel ve toplumsal bellek ekseninde zekice kurgulanmış, etkileyici bir roman.
420 syf.
·3 günde·Puan vermedi
“Mutlu aileler birbirlerine benzer, her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.”
Lev Nikolayeviç Tolstoy

Nermin Yıldırım’ın ilk üç romanı Unutma Beni Apartmanı , Rüyalar Anlatılmaz ve Saklı Bahçeler Haritası her ne kadar birbirinden bağımsız gibi gözükse de, (yazarın kendi tabiriyle) ‘gizli bir üçleme’dir; aslında… Ve bu romanların hepsinde de kişisel ve toplumsal bellek üzerinden kurgulanan “aile” kavramı ve dramı ön plandadır.

Yazar, ilk romanı olan Unutma Beni Apartmanı’nda ailenin yokluğunu, yarasını deşmiş, hayalet yazar olarak kurguladığı Süreyya karakteri üzerinden köksüzlüğünden beslenen ve kendini hiçbir yere ait hissetmeyen, ama her şeye karşın dimdik ayakta kalmayı beceren, kimse tarafından onaylanmak ve sevilmek derdinde olmadan dilediğince hareket eden cesur bir kadın figürü yaratmıştır. Süreyya, aile kavramına olan yabancılığını ve çevresinden kopukluğunu, toplumdan izole olmuşluğunu ayrıca hayatta kimseden bir destek almadan tek başına mücadele etme zorunluluğunu şu şekilde belirtir:
“Şu dünyada benden başka herkesin, insan eliyle yaratılmış roman karakterlerinin bile köklü bağları vardı… Bense hiçbir bütünün parçası olmamakta direndiğim için bir başıma kalmıştım” (s.389)

Nermin Yıldırım 2006’da hiç görmediği annesinden bir telefon alır ve bunun üzerine ilk romanını yazma fikri böyle oluşur, ama diyor Nermin Yıldırım “Ne o telefonda konuşulanlar, ne hikayenin öncesi, ne de sonrası kurguladıklarımla bir benzerlik taşımıyor.” Velhasıl, bu eser yazarın kendi hayatıyla ilgili bazı temel ortak noktalar barındırsa da, bu kesinlikle otobiyografik bir roman değil; Hakan Günday‘ın da Uydurmanın İncelikleri’nde belirttiği üzere, “Genelde yazarlara, romanlarında otobiyografik unsurlar olup olmadığı hep sorulur. Ve bu soru, sadece romanlardaki olaylar üzerinden sorulur. Oysa, gerçek otobiyografik unsur, üsluptur. Yazarın, bütün hayatı o üslupta gizlidir.” (s.37)

Romandaki hayalet yazarımızı biraz yakından tanıyacak olursak;
Annesinin sesini ilk defa kırk üç yaşında telefonda duyan bir kadındır, Süreyya…
Sırlarla dolu geçmişinde kendi yaşamını sorgulayan, tarihin başlangıcını doğumlarla değil, ölümlerle belirleyen biridir. “Anne” kelimesi Süreyya için hiç bilinmeyenli bir denklem, derinlere gömülmüş bir ayıp ya da zorla kapatılmış bir yara gibidir; onun köksüzlüğe dal budak salışının yegane sebebidir:
“Kaybetmiş olduğum bir şey yoktu ortada. Hiç sahip olmadığım için kaybedemediğim o şeyin yarattığı boşluğu ancak yeterince büyüdüğümde kavrayabilecektim” (s.22)

Kennedy suikastinin olduğu gün doğmuştur, Süreyya… Yani, 22/11/63‘te… Aynı zamanda, bu tarih çok sevdiği bir yazar olan Aldous Huxley'in de dünyadan göç ettiği güne denk geldiğinden, birkaç münasebetsiz istisnanın dışında, hiçbir zaman doğum gününü kutlamaya yanaşmaz. Doğumundan kısa bir süre önce babası beyin kanaması geçirip ölür, Süreyya’nın. Ardından annesinin de onu bırakıp gidişiyle babaannesi Çeşminaz’ın himayesinde ve gözetiminde büyür. Ta ki, üniversiteyi başka bir şehirde okumaya başlayıp da, özgür olduğu zannıyla bir hayat süren Süreyya’nın üçüncü senesindeki ilk sömestrinde babaannesinin kaybıyla tek başına kalana dek…

Süreyya, Paul Auster’e özenip onun gibi kırmızı defterler taşıyarak ve sokaklarda insanların peşine düşüp dedektifçilik oynayarak serserilere, meczuplara dair hikayeler yazar. Seksen darbesinin hemen sonrasında başlayan üniversite hayatını da etliye sütlüye karışmadan geçirir. Süreyya, babaannesinin ölümünden sonra kendisine miras kalan yerleri satıp savar ve bankadaki parayla da kendisine ömür boyu gezi finansmanı sağlayacak miktarda bir meblağa kavuşur. Hukuk fakültesinden mezun olduktan sonra ise avukatlık değil çevirmenlik yapmaya başlar. Başkalarının hikayelerini çevirirken bir yandan da kendi hikayelerini yazma isteği onu dürtmektedir.
30’una kadar Avrupa’nın neredeyse tüm şehirlerini karış karış gezdikten ve her daim otellerde yaşamaya ahdetmiş biri olduğu halde, 1993 Kasım’ı milat olacaktır Süreyya için… Şişli’de Hanımefendi sokakta bir apartman dairesi satın alıp artık yerleşik düzene geçmeyi uygun görmüştür, kendisi için…
Sonra günlerden bir gün radyo dinlerken, radyocu olmaya karar verir ve Yolcu FM’e gidip damdan düşercesine iş başvurusunda bulunur ve tuhaf bir şekilde işe alınıp Kırmızı Defter isimli edebiyat içerikli programını sunmaya başlar. Ve 95 baharında radyoda sabah şekeri olarak şakıyacak 15 yaşındaki armatör kızı şımarık NY ile tanışır… Üç sene sonra tekrar karşılaşırlar. Ve sonrasında NY’nin Süreyya’ya ‘reddedemiyeceği bir teklif'te bulunmasının ardından hayalet yazarlık serüveni de böylece başlar…

Unutma Beni Apartmanı’nda okurlar roman içinde roman okurken, yazar ana tema olan aile mefhumunu (kişisel ve toplumsal bellek üzerinden kurgularken) romanın kahramanı Süreyya’nın hayalet yazar olarak kaleme aldığı romanların hepsinde de aynı temanın(varlığı bir dert, yokluğu yara kabilinden) ilmek ilmek işlendiğini görürüz. Bu romanın içinde Süreyya üzerinden nakledilen yedi farklı ve birbirinden bağımsız romanların üçüncü ve dördüncüsündeki analı kızlı trajik hikayeler de, asıl romanın konusu gibi bol acı soslu ve kasvet doludur.

Süreyya’nın hayalet yazar olarak kendine itiraf ettikleri, aynı zamanda hayatında saklı olup gün ışığına çıkartmak istediklerini de ihtiva etmektedir:
“Yıllarca ben değilmişim gibi yaptığım kişiydim. Belki de hep yazdığım kişi. Yazdığım bütün evlatlar, bütün analar, bütün babalar. Kaçıp gidenler, terk edilenler, unutulanlar, unutanlar, hepsi biraz bendim. Belki de, sadece akıp kendi kendini bitirmeye uğraşan bir zehirdim.”

Romanı okurken arka planda 1960’lardan 2000’lerin ortasına kadar uzanan bir Türkiye tarihinde depremden darbelere, darbelerden tesadüfmüş gibi gözüküp tesadüf olmayan hadiselere, 11 Eylül saldırısına, bilumum vuku bulmuş intihar olaylarından haberlere konu olmuş cinayetlere ve arkadaş ölümlerine kadar toplumsal çalkantılara dair envai çeşit olaylar silsilesi geçtiğine şahit oluyoruz, bir annesinin, bir de Süreyya’nın ağzından aktarılan… Merak unsuru yüksek ikili kurgunun üstüne Süreyya’nın kendi yazdığı roman karakterlerinin öyküsü de eklenince roman giderek zenginleşiyor.

Kitaba adını veren apartmanın adı romanda sadece bir kez geçer, hatta açık adresi de verilir: (Cihangir, Kumrulu yokuşu)
“Kafamı kaldırıp adına baktığımda, içimde sevinçle kederin harmanlandığı, garip bir duygu, neredeyse kağıt kesiği gibi, tarifi zor bir sızı duydum. Unutma Beni Apartmanı.” (s.184)
https://i.hizliresim.com/od5R4k.jpg
Süreyya’yı bu kadar etkileyen ve derin hissiyata sevk eden bu apartman ona şu soruyu sordurtacaktır:
“Unutmaması gereken kişi, bu apartmanı görmüş müydü acaba? Ya da unutulmaktan korkan, apartmana bu ismi verdikten yıllar sonra, unutulmaktan bu kadar korkuyor muydu hâlâ?” (s.185)
Süreyya, kendisine sorduğu bu sualin cevabını romanın finalinde elbet alacaktır; sonrasında olmuş olanları ya da olacakları ise yazar, okurun hayal gücüne bırakacaktır…

Bu romanı bitirince, siz de artık iyice kanıksamış olacaksınız, incelemenin başlığında bahsi geçen şu gerçeği:
“… bir hayatı yaşamayı denemenin, denememekten daha az pişmanlık vereceği.
Her şeye rağmen, hem de…” (s.419)

Nermin Yıldırım’ın kalemiyle henüz tanışmadıysanız, yazarı okumaya bu ilk romanından başlamalısınız; sonrası zaten malum (çorap söküğü misali), siz de kendinizi onun kurguladığı karakterlerle birlikte müthiş tempolu bir olaylar silsilesi içinde aynı zaman ve mekanda bulacak, akabinde de yazdıklarının müptelası olacaksınız…
424 syf.
·3 günde·8/10 puan
  Unutma Beni Apartmanı, Nermin Yıldırım ile tanıştığım ilk kitap. Kitap 40'lı yaşlarına kadar hiç tanımadığı annesinin bir gün roman yazarken en heyecanlı yerinde aramasını konu ediniyor. Ara ara telefon konuşmasını kalan kısımlarda da Süreyya'nın hayatını , hayatına giren insanların yaşamlarını, yazdığı romanları okuyoruz. İlk sayfalarından beri beni içine alıp hapsetti Süreyya'nın yaşamı. Kendini hiçbir yere ait hissedemeyen, annesinden ona kalan mirasın taşıyıcısı Süreyya... Yazdığı romanlar da en az yaşamı kadar etkileyiciydi, özellikle Müşideninki. Fakat ben telefon konuşması bölümlerini biraz daha uzun okumayı dilerdim.
  Kitap aynı zamanda bize dünyayı ve ülkemizi, kolektif belleği derinden etkilemiş önemli tarihleri bize yeniden hatırlatıyor. Cinayeti, ölümü, yaşamayı, beklemeyi, aramayı, bulmayı, bulamamayı, tecavüzü, şiddeti, aşkı kısacası yaşama dair her durumu ele alıyor. Her gün haberlerde duyduğumuz, çevremizde görüp işittiğimiz,  yaşadığımız ya da yaşamak istediğimiz pek çok durum ve duyguyu bize sunuyor.
  "Ölüm! Sonsuzmuş gibi yaşadığımız hayatlarımızın, canımız ne zaman isterse telafi edebileceğimizi sandığımız hatalarımızın, bir gün çok geç olabileceğini hiç bilmiyormuş gibi ağırdan almalarımızın şaşkın seyircisi..."
 #klasikokurkitapkulubu ile okuduğum bu kitabı severek okudum ve okumanızı tavsiye ederim. Unutma Beni Apartmanı Nermin Yıldırım Begüm Çakır
420 syf.
·16 günde·8/10 puan
Nermin Yıldırım'ın okuduğum ikinci kitabı olan Unutma Beni Apartmanı kitabı daha bebekken babasının öldüğünü annesinin ise kendisini terk ettiğini sanan Süreyya'nın bu anne baba özlemi yüzünden içinde açılan yaralarını hiçbir yere aitlik hissedememesi ordan oraya kâh otellerde kâh yurt dışı gezileriyle kendi bulma çabası ve yıllar sonra bir telefonla bütün yaralarının merhemini bulması ve aslında bildiğini sandığı şeylerin gerçekte öyle olmadığını anlaması.

İnsanın devası derdinde saklı istediğin kadar ilaç kullan istediğin yere kaç, gez yine şifan derdinde saklı ve kitabı okurken şunu anlıyor insan bir sevginin yerini başka bir sevgi dolduramıyor istersen daha fazla sev yine de olmuyor Süreyyayı Babaannesi çok sevmiş belki annesinden bile çok sevmiş ama o anne sevgisizliğini içinde usul usul kanayan bir yara olarak hep saklamış annesini ister 43 yaşında bulsun isterse 13 yaşında bulsun o acı hep tazeliğini korumuş.
İyi okumalar...
424 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
Süreyya bir evlat ama anne ve babasız,Süreyya bir anne ama evlatsız,bir yazar o ama gölge,bir dost ama yok ortalarda.. Süreyya’yı sevmedim ben,Süreyya’nın hikayesini sevdim.Nereye gitse,kiminle olsa hep eksik Süreyya. Hep bir olmamışlık hali.
.
‘Unutma Beni Apartmanı’ aynı zamanda bir anımsama kitabı. Üzerinde yaşadığımız toprağın belleği niteliğinde. Ve şöyle düşünüyorsunuz: Sahi bu da olmuştu. Zihinin arka sıralarına oturmuş,uyuklayan öğrencileri bu olaylar.. Yeni sınavlar geldiğinde etekleri tutuşan. Depremler ile sallanıyor,enkazlarla boğuşuyoruz,kitaplardan okuduğumuz savaşları canlı yayınlardan izliyoruz, göz göre göre yakıyoruz insanları bir yere toplayıp. Nermin Yıldırım ise Süreyya’ya anlattırıyor bunları. Süreyya doluyor da taşıyor, öyle taşıyor ki yazmaya da başlıyor. Kah ipin üzerine koyuyor kahramanını, kah soğuk havada pencere kenarına..
.
Kitaptaki tek bir cümle için dahi edinirdim bu kitabı: “Ayşe tatilden Selim Abi’nin ölüsüyle dönmüştü.” Kıbrıs harekatının kodunu bu şekilde,bu noktada kullanabilmek nasıl incelikli bir yaratımdır..
.
424 syf.
·8 günde·Beğendi
" Kendim çok günahsızmışım gibi sana ceza kesebilir miyim?" Kitabın giriş cümlesi.
Süreyya Unutma Beni Apartmanı'nın esas kızı. Annesi ve babasını tanımadan babaannesi tarafından büyütülmüş Süreyya. Köklerini bir yere salamamanın yarattığı boşlukla hayata tek geldim tek giderim mottosu ile yaşayan bir yere ait olmayı reddeden Süreyya. Kurmayı bilemediği yakınlıklardan kaçmanın kurbanı olan Süreyya. Kendi kayıplarına gözyaşı dökmeyi becerememiş Süreyya. 43 yıl sonra bir telefon aracılığıyla ilk kez annesinin sesini duyan Süreyya.

Süreyya zor bir karakter, güçlü bir kadın, kalbi kırılmasın diye insanlardan kaçan,kendi kalbini yok sayan, hayatını yazarlık yaparak kazanan, yazdıklarında hep bir kaçış hep bir arayış içinde olan insanları tercih ederken aslında o değilmiş gibi yaptığı kişiyi yazan hayalet bir yazar. NY ile yaptığı anlaşma gereği ona yazdıklarını para karşılığı satan Süreyya hayatla ve insanlarla olan hesabını görmekten hep kaçınan biri, belki de yazdığı kitaplar onun kırk yıllık hayatının toplu bir hesap pusulası.

Kızlar annelerinin kaderini mi yaşarlar?

Evet Süreyya ne yazık ki annesine benzer bir kaderi yaşamayı tercih ediyor ve başka bir ülkede sırılsıklam aşık olduğu adamdan dünyaya getirdiğı üç aylık bebeği Ada'yı babasına bırakıp Türkiye'ye dönüyor. Bebeğinin hakkında düşünmekten kendini men eden, yıllar boyunca ardına bakmayarak varlığını yok saymayı yeğleyen, bir kez olsun arayıp sormayan bir anne oluyor Süreyya. Kendi annesini hiç tanımamış olmanın verdiği büyük boşlukla, nasıl anne olunacağını bilmeyen bir kadın olarak, o da kendisine yapılanı yinelemekten başkasını yapmıyor, yapamıyor.

Unutma Beni Apartmanı Nermin Yıldırım'ın 2011 yılında yayınlanan ilk romanı. Nermin Yıldırım bu hayatla , yaşadığımız ülke ve dünya ile meselesi olan bir yazar. Kitapta aile ve insan ilişkileri, aşk, anne baba olmak, taciz, arka planda 1960'lardan 2000'lerin ortalarına kadar uzanan Türkiye ve dünyada yaşanan pek çok olayı hatırlatarak okurunun hafızasını tazelerken aynı zamanda yarım yüzyıllık tarihe de mercek tutuyor. Kitap çok katmanlı, bol karakterli bir kitap. Süreyya'nın hikayesine paralel anne Mesude'nin de hikayesini okuyoruz ve bunların yanında Süreyya'nın yazdığı kitapların hikayelerini de.


Unutma Beni Apartmanı’nın sırrını ise romanın son satırında Süreyya ile birlikte öğreniyoruz.
Keyifle okunacak, sorular sorduracak, empati yapmaya zorlayacak bir kitap Unutma Beni apartmanı.

Kitapta da yer alan, Melih Kibar'ın bestesi Çiğdem Talu'nun sözleri ve Erol Evgin'in sesinden dinleğimiz İçimdeki Fırtına'yı da dinlemeden kitapla vedalaşmayın derim ben.

https://youtu.be/gibN5wfxaQ0

Keyifli okumalar.
424 syf.
Terk etmeye ve edilmeye, köksüzlüğe dair sarsıcı 1roman... Annesinin sesini ilk kez kırklı yaşlarda telefonda duyan bir kadının hikâyesi olan Unutma Beni Apartmanı Nermin Yıldırım ın ilk romanı olup, sırlarla dolu bir geçmişin peşinde kendi yaşamını sorgulayan, hayatını doğumlarla değil ölümlerle belirleyen hayalet yazar Süreyya'nın öyküsü, kendi terkedilmişliği ve terkedişleriyle, kendisinden vazgeçenler ve vazgeçtikleriyle...

Ailesel olayları masaya yatırırken özellikle insanlara bağlanamama, bağımlı yaşayamanın kendi içindeki zorluğunu psikolojik temeller üzerinden aktarması harika 1anlatımdı yine yazdıklarının özünde aile kavramı üzerinden anlattıklarıyla... Aşkı, insan ilişkilerini, toplumsal çalkantıların bireylerin iç dünyalarında yarattığı kopuşları ve yabancılaşmayı harika 1 gözlem gücüyle aktarmış...

Türkiyenin yarım yüzyıllık tarihine mercek tutan Unutma Beni Apartmanı kişisel ve toplumsal bellek ekseninde zekice kurgulanmış, etkileyici 1 romandı, siyasi geçmişi ve toplumsal olaylarıyla da...

Yine çok çok severek okudum tavsiyemdir. Nermin Yıldırım ın en sevdiğim kitabı hala "Rüyalar Anlatılmaz" her aklıma geldiğinde içim ürperir ama hangi kitabını okursanız okuyun kesinlikle çok seversiniz. Mutlaka 1 Nermin Yıldırım kitabı okuyun, kesinlikle çok seveceksiniz...
420 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
Okuduğum en güzel Nermin Yıldırım kitabıydı. Hikaye içinde hikaye, insan içinde yeni bir insan ve hiç bitmeyen bir merakla bir solukta okudum. Yeni bir Nermin Yıldırım kitabını elime almak için sabırsızlanıyorum ve kesinlikle tavsiye ediyorum.
420 syf.
·6 günde·Beğendi
Güzel bir yolculuk ve Nermin Yıldırım’la hoş bir tanışma oldu benim için.
Son dönem yazarları arasında başarılı bir yazar. İlk kitabı ile de gerçekten tüm karakterleri ilmek ilmek dokumuş, her birine ayrı özen göstermiş. Hiçbirisini yüzeysel geçmemiş.

Kurgu içine dönemsel olarak birçok olay yerleştirmiş, böylece gerçekte yaşanmış olayları tekrar hatırlayarak ve karakterler üzerindeki etkilerini okuyarak daha da içine çekiyor kendisine.

Çok severek okudum Süreyya ve Mesude’nin hikâyesini.
Bundan sonra da Nermin Yıldırım’ın diğer kitaplarına mutlaka devam ederim.
Keyifli okumalarımız olsun
424 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bir anne kız hikayesi. Kaybedişler, terk edilişler ve ayrılıklar üzerine. Kitapta beni çok etkileyen kayıplar oldu. Süreyya' nın, Rıdvan'ın, Çeşminaz Hanımın, Mesude'nin kayıpları...

İnsan bu kadar kayıptan sonra yolunu kaybetmeden hayata devam edebilir mi?
Tekrar mutlu olabilir mi?

Süreyya'nın dendiği gibi " Bu duyguyu yaşamayan birinin anlaması mümkün değildir. Bu öyle bir haldir ki, en güzel en mutlu anınızda bile yakanıza yapışıp sinsi sinsi didikler sizi. O anı paylaştığınız birilerinin, sevdiklerinizin sizi terk edeceğini, bir gün çekip gideceğini düşünmeye başlarsınız. Sonra dudaklarınızdaki gülümseme donuklaşır. Sadece çevrenizdeki suratlara ve kahkahalara değil, kendinize de yabancılarsınız. İçinde bulunduğunuz anın kısa sürecek bir mutluluk hali olduğunu ve elbette biteceğini düşünmeye başlarsınız. Sahip olunan mutluluğun yerini, sahip olunanı kaybetme kaygısı alır. Derken korkunç bir ıstırapla başbaşa kalırsınız. Artık o mutlu anların içinden geçmeniz mümkün değildir. "
424 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Bazı kitaplardaki karakterler çok gerçektir, sizi gerçekten yaşadığına ikna eder. Kitabı okurken karakterlerin aldığı soluğu dahi hissedersiniz. Bu da öyle bir kitaptı. Bütün karakterleri derinime kadar işledi. Yolda yürürken acaba bu Ayla mı? Bu Rıdvan mı? Bu Süreyya olabilir mi? Yoksa bu NY mi? diyerek gezdiğimi farkettim. Hele Süreyya... Ah Süreyya... Senden ayrılmam çok zor oldu. Kitabı dün bitirdim ama özledim seni şimdiden. O kadar çok tartıştım ki seninle. Yapma dedim, yap arkandayım dedim. Bu ne şimdi, bunun ne gereği vardı dedim. Hatta cesurca gösterdiğin, yıllarca kabuk bağlamayan yaralarını ben sarmak, yaralarına ben merhem olmak istedim.
Kitap çok katmanlı. Kitabın kurgusunun yanında Türkiye'nin yakın tarihine tanıklık edip, hayalet yazarımızın yazdığı birbirinden farklı roman karakterleriyle de tanışma imkanınız bulunuyor. Beni çok etkileyen bu kitabı herkese öneriyorum. Uzun zamandır böylesine lezzetli bir kitap okumamıştım.
Kitabın adını eleştirenler olmuş. İlk sayfadan itibaren ben de eleştirmeye başlamıştım, ta ki son sayfasına kadar. Son sayfada her şey aydınlandı.
Ayrıca yazarın ilk kitabı olduğuna inanmak bir hayli zor, ben hala inanamıyorum.Bir de kendinizi depresif hissediyorsanız eğer, başka bir zamanınızda okumanızı tavsiye ederim. İyi gelmeyebilir.
424 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Nermin Yıldırım ile ikinci buluşmam için yazarın ilk romanı olan Unutma Beni Apartmanı'nı seçmiştim.. Bir süredir de Süreyya ile birlikteydim işte..
Unutma Beni Apartmanı, hayatını hayalet yazar olarak sürdüren kırk üç yaşındaki Süreyya'nın o güne dek hiç görmediği annesinin sesini bir gün ansızın telefonda duymasıyla başlıyor. Ve bu telefonla birlikte geçmişini, kaybettiklerini, kaybetme korkusuyla vazgeçtiklerini, kaçırdığı fırsatları bir bir düşünmeye başlıyor Süreyya..
Süreyya'nın hayatını anlatırken, o dönemin Türkiye'sinde yaşanan toplumsal ve siyasi olaylara da değinmiş yazar. Ama bunu öyle başarılı yapmış ki anlatılanlar kitabın içinde sırıtmamış, kendi yolunu bulmuş.. Tıpkı Süreyya'nın NY için yazdığı romanların anlatıldığı kısımlar gibi..
Aslında başlarda bu çok katmanlılığa alışmakta zorlandım. Bu yüzden de ilerlemem biraz zaman aldı. Sonradan ilerledikçe de tadına vararak okumak istedim..
Kitaplardan kazandığım arkadaşlarıma Süreyya'yı da kattığım için memnunum. Şimdi sıra diğer buluşmalarda..
Arkadaşlık iki insanın birbirine günlük rapor vermesi, hayatlarının tüm detaylarını paylaşması demek değildi. İki insanın birbirine iyi gelmesi yeterliydi bana kalırsa.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Unutma Beni Apartmanı
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
420
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050900125
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Baskılar:
Unutma Beni Apartmanı
Unutma Beni Apartmanı
Terk etmeye ve edilmeye, köksüzlüğe dair sarsıcı bir hikâye Yalnızlık kaçınılmaz bir son değil, ulaşmaya gayret ettiğim bir mertebeydi kimi zaman. Sahip olduklarımın esaretinden kurtulmak için terk etmemiş miydim sevdiklerimi, seveceklerimi, sevenlerimi' Korkmamış mıydım vazgeçemeyecek kadar alışmaktan' Annesinin sesini ilk kez kırk üç yaşında telefonda duyan bir kadının hikâyesi bu. Sırlarla dolu bir geçmişin peşinde kendi yaşamını sorgulayan, tarihin başlangıcını doğumlarla değil ölümlerle belirleyen Süreyyanın öyküsü. Terk etmeye ve edilmeye, köksüzlüğe dair sarsıcı bir hikâye Nermin Yıldırım, cesurca bir yaklaşımla aile kavramını masaya yatırırken aşkı, insan ilişkilerini, toplumsal çalkantıların bireylerin iç dünyalarında yarattığı kopuşları ve yabancılaşmayı keskin bir gözlem gücüyle aktarıyor. Türkiyenin yarım yüzyıllık tarihine mercek tutan Unutma Beni Apartmanı kişisel ve toplumsal bellek ekseninde zekice kurgulanmış, etkileyici bir roman.

Kitabı okuyanlar 909 okur

  • Merve Baltan
  • İzzet Baris ARICI
  • Hasret bozdağ
  • dilek ozsari
  • Lütfiye kırtorun
  • ÖZGÜN DÜNYAOĞULLARI
  • Haffa Geçmiş
  • Bilge Toker
  • Yaprak
  • Süm

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%8
13-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%8
25-34 Yaş
%36
35-44 Yaş
%36
45-54 Yaş
%12
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%86.2
Erkek
%13.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%9.1 (34)
9
%6.5 (24)
8
%10.5 (39)
7
%3.2 (12)
6
%1.6 (6)
5
%0.5 (2)
4
%0.3 (1)
3
%0.5 (2)
2
%0
1
%0.3 (1)