Üst Kat Komşusuna Mektuplar

·
Okunma
·
Beğeni
·
1115
Gösterim
Adı:
Üst Kat Komşusuna Mektuplar
Baskı tarihi:
Mart 2016
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750834646
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Gerçek bir kısa roman olan bu yapıt bir sürpriz üstüne kurulu: Hakkında hiçbir şey bilmediğimiz bir hanıma yazılmış yirmi üç mektubun (üç mektup da kocasına) keşfi üstüne.

Marcel Proust’un Haussmann bulvarı 102 numaralı evin üçüncü katında oturan komşusu olduğunu öğrendiğimiz Madam Williams’a yazılmış mektuplar. Kadının Amerikalı dişçi kocası Charles D. Williams’ın muayenehanesi asmakatın üstünde ikinci katta, yani zavallı Marcel’in tepesinde. Dolayısıyla gürültü fobisi olan Marcel epeyce dram yaşıyor.

Mektuplarda nelerden söz ediliyor? Öncelikle, uyku ve çalışma saatleri sırasında Proust’a işkence eden gürültüden, üst kattaki tadilattan. “Sabahki gürültü su tesisatından mı geliyor diye soruşturmamı istediğiniz­de ihtiyatlı davranarak ne iyi etmişim. Şu çekiçlerin yanında o gürültü neymiş ki? Verlaine’in ‘sırf kendini size beğendirmek için ağlayan’ bir şarkıdan söz eder­ken dediği gibi ‘yosunların üstünde suyun ürpertisi’.” Proust gerçekten de her saptamasını, yazıya bir kat daha sanat katan mizahi bir karşılaştırmanın içine oturtuyor. Çünkü her şey gürültü yapıyor, ünlü bir tenor gibi şarkı söyleyen boyacılar bile: “Genellikle bir boyacı, hele bina içindeyse, Giotto’nun sanatının yanısıra Reszké’nin sanatını da icra etmesi gerektiği­ni sanır. Sizinkisi elektrikçi çekiç sallarken susuyor. Umarım döndüğünüzde Sistine fresklerinden daha aşağısıyla karşılaşmazsınız...”
80 syf.
Kamuoyunun dikkatine! Birazdan okuyacağınız inceleme "ev alma komşu al" atasözüne antitez niteliği taşımaktadır ve bu durum tamamen kişisel sebeplerden kaynaklanmaktadır. Emlak sektöründen teşvik neyin görmüş değilim yane! Sözün sahibi atalar da üzerine alınmasın, kusura bakmayın sevgili atalar ama aradan bilmem kaç binyıllar geçmiş eskisi gibi değil hiçbir şey.. Artık devir değişti, e tabi Çelik de değişti, komşuluk mu baki kaldı sanıyonuz??

Sevgili hanımefendi;
Diyemeyeceğim hiç, çünkü ne hanım ne de efendi bir insansınız!! Hayır, lafa gelince kendimi - ve genetik faktörlerden dolayı ailemi, hısım akraba takımını- çingene sanırdım ama ben böylesini hiç kimseye yaşamadım ve yaşatmadım. Nedir zaten sizden ve seleflerinizden çektiğim yaa!! Öncekiler de az numune tipler değildi.. Geceyarılarına kadar süren devamlı beynimi delen “tak tuk” mesaisi bitmezdi.. Ya takunyaların modası hiç geçmemişti ya da yukarıdakiler kendi hallerinde Aşk-ı Memnu’yu çekiyorlardı diye düşünüyorum - ki o zamanlar dizinin daha başlamadığını düşünürsek büyük bir üzüntüyle bu öngörülü yaklaşımlarından dolayı kendilerini kutlamam gerekirdi, büyük kabalık etmişim yav! -. Pazardan aldıkları çakma adidas eşofmanların altına topuklu terlik giymişlerse de kendi vizyonsuzlukları..

Gelelim sana hayvansever ve hanımefendi olmayan şahsiyet!! Yahu ben sizin kargaları kıskandıracak kadar bet sesinizle katlettiğiniz şarkılarınıza da işten kafam kazan gibiyken tam benim odamın üstünde bütün gürültülü oyuncaklarını aynı anda çalıştıran sabinizin gürültülerine de peygamber sabrı gösterircesine katlanan ben sesimi hiçç çıkarmamışım, uzun bir sopayla tavana bile vurmamışım.. Ne olmuş yani bizim minnak kedimiz senin paspasını pislemişse? Siz bilmezsiniz ama hayvanlar özellikle de kediler ve köpekler insanların notunu diğer insanlardan daha iyi verirler.. Resmen insan sarrafı hepsi! Sen git, kapı komşularını es geç, merdivenlerden çık, diğer daireleri hiç umursamadan adeta “seni seçtim pikaçuuuu” dercesine ihtiyacını gör.. Buradaki sırrı, gizemi herkes anlayamaz tamam da, bir düşünüp özeleştiri yapsaydınız “neden ben?” diye en azından.. Utanmıyor musun sen apartmanda çığır çığır altlı üstü kedi kokusundan, kedilerin apartman içinde dolaşmasından bıktım diye her yeri inletmekten.. Ben çıkıp iki laf etmeyi bilirdim de elitliğimize zeval gelmesini istemediğimizden sevgili ailem engel oldu. Benim asaletimden kaynaklı suskunluğumu senin varoşluğundan kaynaklı çaçaronluğun anlar mı orası da ayrı mevzu..

Gelelim sebeb-i mektubuma! Üst, üstkare, üstküp farketmeden her türlü komşu mobbing ine bugün de maruz kaldığımdan bu hiç yollanmayacak mektubu yazıp içimi dökmek ve siz hanımefendi nezdinde hepsine saydırmak istedim. Yoksa annem yaşında kadınlara dalıcam az kaldı! Her ne kadar kendiniz pılınızı pırtınızı toplayıp gitseniz de - mekanın sahibi olarak ben hala buradayım tabi - sizden geriye kalıp duvarlardan Casper gibi geçen kalitesizlikten nasibini alan ve ellerimle büyüttüğüm, solar iken dirilttiğim, boynunu büker iken çıtaladığım domateslerime sadece göz değil ellerini de koyan hain komşulara da çook lafım var! “2 domatesin lafı mı olur” diyen tavuk vicdanlılara gelsin: Alınan sadece 2 domates değil, izinsiz olduğu için yapılan eylem de almak değil!
Olmayan Polyannalığımı konuşturmam gerekirse annem de artık komşularının açgözlü, çirkef hallerine tanık olduğundan seneye aşure gününde daha fazla kase kurtarma planlarına şimdiden başladım.. Benim domateslerimi taciz eden, bir kap aşure getirmemiş insanlara bundan sonra “sevaptır dağıtması” diye gandıramaz beni huysuz ve tatlı anam<3
Görüşmemek üzere, size ve ailenize benden uzakta mutluluklar, zulmunüze maruz kalacak alt kat komşularınıza ve hayvanlara da sabırlar dilerim..
………………………………………… Eski -çok şükür- komşunuz G.Ö.


“Üst Kat Komşusuna Mektuplar” denilince benim aklıma ilk olarak yukarıdaki gibi “alayınıza isyan” temalı bir metin gelmesine kimse şaşırmaz. Kaderin cilvesi mi, tesadüfler silsilesi mi desem bilemedim ama tam da bu kitabı okurken üstüne olayı yaşamam sonucu “Ben bir mektup yazsam üst komşuma, ortaya nasıl bir şey çıkardı” diye düşünmeme çok da gerek kalmadı. Kendi ayakları ile benim dilime düştüler ben napam?

Milyonlarca yürek, akıllarda tek soru: “Bir insan neden üst kat komşusuna mektup yazar ki?” Hayır gidip konuşmak yerine mektup yazıp kapıya iliştirip kaçan birinin görüntüsü beliriyor insanın kafasında bu kitabı görünce. Tabii yazan kişinin Marcel Proust olması sorulan soruyu da kafada beliren hayalleri de yok eden bir etken. Çünkü kayıp zamanın izinde yolculuğa çıkan ve Proust’u az buçuk tanıyan her insan, sanki içinde ucuz ve klişelerle dolu bir aşk hikayesine ait satırlar varmışçasına sırıtan kapak resminin aksine Proust’un farkını koyacağından emindir. En azından bir eşcinsel olan Proust’un mektuplarında konunun aşk ve kapı altından mektup atılacaksa da bunu yapanın burjuva - ama yine de sefiyom galp işte - delüğanlı Proust olmadığını bilmek için arif olmaya gerek yok. Ayrıca Proust’un hastalıklı ve narin bünyesinin edebi yönden kendisini geliştirdiğini, yüz yüze iletişimde ise kısır bıraktığını düşününce kelimelerinin gücünü yazarak göstermesini de gayet doğal karşılıyoruz.

Proustçuğumla benim üst kat komşularımıza yazdığımız mektupların konusunun aşk olmaması dışında diğer ortak özelliği de mektuplar yazılırken bahsi geçen komşuların uzakta olması. (Tabii ki bir karşılaştırma söz konusu değil onun yaptığı edebiyat, benimki atar-gider) Evlerindeki tadilattan dolayı başka bir yerde kalmakta olan komşusu hanımefendiye sadece “çok ses annecim” diyemeyeceği için edebi bir şölene dönüştürüyor mektuplarını ve sahip olduğu bilgi-kültür birikimini satırlar arasında okuyucuya da nakşediyor.

Mektup, günlük, anı türünde eserlerin yazarın hayatı hakkında bilgi sahibi olunmadan ve başyapıtı diyebileceğimiz kitap/kitaplar okunmadan ele alınmasını pek tavsiye etmem, tasvip hiç etmem. Bu kitap için de aynı şekilde düşünüyorum. Proust’un dünyasını anlamak için okunması gereken bir eser ortaya çıkmış, alelade mektuplar değil içindekiler. Her biri Proust’un hayal dünyasını, düşünce yapısını açığa çıkaran, Kayıp Zamanın İzinde iken esin kaynaklarını bize gösteren mektuplar. Belki yanlış düşünüyorum ama hep yazarların 1 veya 2 kitabının diğer kitaplarında da satır aralarında göz kırptığını, onları hem beslediğini hem de onlardan esinlendiğini düşünürüm. Diğer kitapların hepsi önceden veya sonradan yazılmış olması farketmez o “belli” eserin izini taşır. Proust’un üst kat komşusuna yazdığı mektuplar da, Kayıp Zamanın İzinde karakterlerinin ve olaylarının izlerini taşımakla da kalmıyor spoiler da veriyor.. Bunun bilincinde olarak bu kitabın seriden sonra okunması daha mantıklı..

Son olarak değinmeden geçemeyeceğim bu tür kitaplarda rastlandığı üzere bazı mektupların Fransızcası da resim olarak konulmuş. İleride Fransızca çalışma yapmayı düşündüğümden Allah razı olsun derdim de, Proustçuğum sağolsun el yazısı doktor yazısı gibi:)) İmzası dışında anlayabildiğim tek yeri en baştaki Madame hitapları. Yine de kıyamıyorum iki gözümün çiçeeğine..
Gürültüsüz bir dünyaya...
80 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Aslında Proustun Kayıp Zamanın İzinde kitabına ve onun serisine başlamayı düşünüyordum. Bu mektuplar bana alıştırma olsun diye bununla başladım. Yazar üst kat komşusuna mektup yazıyor. Üç mektupta üst kattaki kadının eşine. Madam Williams’ın cevap olarak yazdığı mektuplara hiç yer verilmemiş. Proustun sadece kendi mektupları var. Mektupların hemen hemen hepsinde üst kattaki gürültüden ve patırtıdan şikayet var. Aşırı bir gürültü hassasiyeti var yazarın. Madama aynı zaman da okuması İçin kitaplar incelemesi için resimler gönderiyor. Madamın çocuğunu sevdiğini de mektuplarda kendisi belirtiyor. Kitabın içinde kendi el yazısına örnekler de var Madam’a ait resimlere evin planına ve apartmanın resimlerine de yer verilmiş. Mektupların çoğu kısa. Önsöz okuduğunda mektupların neye göre sıralandığıyla ilgiyi bilgiler verilmiş. Bana ilk başta da dediğim gibi alıştırma oldu. En kısa sürede Kayıp Zamanın İzinde kitabına başlamayı düşünüyorum.
80 syf.
————————————————————————
İL HALK KÜTÜPHANESİNDEN DİZİSİ - 10
————————————————————————

Uzun zaman önce Proust okumaya karar vermiştim .. Onun Kayıp Zamanın İzinde adlı yapıtını okumaya .. Fırsat olmadı .. Ta ki Oğuz Aktürk 'un Proust okuma etkinliği ile karşılaşana kadar .. Ben de hem yazarın diline adapte olmak hem de biraz yazarı tanımak için bu mektupları okumaya karar verdim .. Belki biraz da Kayıp Zamanın İzinde ile ilgili bilgiler bulurum diye ..

Bir insan niye üst kat komşusuna mektup yazar? Anlamak güç .. dersin ki aşıktır, değil.. akrabalık bağı, o da yok.. dostluk bağı, o da yok .. Peki o zaman neden?

Benim sadece kafamda oluşan tek cevap, yalnızlıktan! İnsan yalnız yapamıyor.. Yalnız olunca da böyle gereksiz ve saçma konularda dahi bu işlere girişebiliyor. Salt yalnızlık da denilemez ki. Çünkü insan günlük konular için üst kat komşusuna mektup yazmaz. Niye bunu yapıyor peki? Bilmem..

Bu eserin bana kattıkları şeyler, Proust'un ironiden anladığı ve kimi zaman ironi yaptığı, geniş bir kültür birikimi olduğu... Başka bir de Kayıp Zamanın İzinde serisini Proust'un üç cilt olarak tasarladığını, ilk iki ciltte çok da bir şey anlatmadığını (kendisi böyle düşünüyor), bazı konularda iyi ama biçimsel açıdan beğenmediğini (yine kendisinin yapıtına bakışı bu) öğrendim. Bunlar dışında ise bana pek bir etkisi olmayan bir kitap oldu.. Oysa bazı mektup veya anı kitapları öylesine dolu dolu olur ki.. Bu öyle değil..

Beklentimi karşılamadı maalesef.. bu kitaptan istediğimi alamadım.. okunmasa da olur.
80 syf.
·3 günde
''Bütün dileklerim, önümüzdeki sene biten senenin verdiği acıları dindirsin diye, unuttursun demiyorum ama, çünkü yaralı kalplerin gururlu hazinesidir hatıra.''


Proust okumak da zor, Proust olmak da.
Mektup yazmak, bir dönemin yegane iletişim aracı olsa da dönemin tek, sıradan ve olağan iletişim aracını olağan olmaktan çıkaransa, üst kat komşusuna yazılması ve tabi ki Proust'un usta kalemi.
Günümüzde rastlanılmayacak bir kibarlıkla derdini anlatıyor.Uykusuz gecelerini, geçirdiği astım krizlerini, istirahat edememesini ve gürültüden romanını yazamamasını karşıdakini kırmamak adına büyük bir incelikle önemsiz göstererek yapıyor bunu hem de.Mektupları direk vermek yerine yine Proustça bir yol izleyerek postayla göndererek yapıyor bunu da.Ve mektuplar bir süre sonra sohbet havasına bürünüyor.Çoğunlukla da Proust'un Madam Williams'ı teselli etmeye çalıştığı mektuplar. Proust'un eşsiz ruhunun belki de Madam Williams'ın intihara meyilli naif ruhunu görmesidir bilinmez olabildiğince destek olmaya çalışır kendisini rahatsız eden komşusuna.Nitekim Proust'un ölmeden 3 yıl öncesine kadar oturmaya devam ettiği bu binada Madam Williams 1931 yılında intihar eder.
80 syf.
·Puan vermedi
Bir insan, üst komşusuna neden mektup yazma gereği duyar ki…
Okunduğunda kulağa ilginç gelen bu ritüeli, Proust yaptı.
Üstelik üst kata çıkıp, kapının altından bu mektupları atmak yerine, posta kanalıyla göndererek.

Proust bu mektupları yazarken, gün gelecek bu mektupların okurlarıyla buluşacağını düşünmüş müydü. Sanmıyorum. İlk mektubun çıkış noktası, belki de alt katta yaşayanların genelde maruz kaldığı, “üst kattakilerin gürültüsü”. Romanlarını yazmak için aradığı sessizliğin bir türlü sağlanamamasından kaynaklı olarak, üst komşusunda ricada bulunur. Tek fark, bunu mektup yazarak yapıyor.

Bu mektupların içeriği zamanla sanatsal sohbetleri almakla birlikte, arada sırada ilk mektubundaki talebini yinelediğine de şahit oluyoruz. Kitapta yer alan 26 adet mektupta, okurun belki de ilk dikkatini çekecek olan şey, Proust’un isteklerini dile getirirken kullandığı dil. Genelde kişileri sürekli olarak taciz eden üst kat gürültülerine, alt katın verdiği tepkinin dili sert olur. Ama Proust, bu dile asla başvurmuyor. Zaten mektuplaşmanın 8 yıl sürmesinin altında da belki de bu ince dil yatmaktadır.

Bugüne kadar gerek Dünya Edebiyatında, gerekse Türk Edebiyatında bu tür “mektup”ların yer aldığı birkaç kitap okudum. Genelde ünlü birisinin karşısındakine yazdığı mektuplardı bunlar. Zihnime soru işareti ile atılan bir çengeldir aslında bu konuda. Ünlü bir sanatçının masumane duygular ile yazdığı mektuplar, sanatçının ölümünün ardından yıllar sonra, kitap olarak karşımıza çıkıyor. Ve ilginç olan ise, mektubun yazıldığı şahsiyet de böylece, “tanınmış” kişiler statüsüne geçiveriyordu birden. Belki de bu da ayrı bir yazı konusudur, ne dersiniz.

Kitaba dönecek olursak, Proust okumak zordur. Ama bir yerden başlamak istiyorsanız, bu kitabı tavsiye edebilirim. En azından Proust’un dilinin ağırlığının algıda ki anlaşılabilirliğini tartmış, diğer kitaplarını okuma arzunuzu test etmiş olursunuz.

Erkan ERGÜL
80 syf.
·16 günde·Beğendi·6/10
Kayıp Zamanın İzinde serisinin 4. cildini bitirmişken Proust'tan uzak kalmama adına alıp okuduğum Üst Kat Komşusuna Mektuplar yazara dair ayrıntılar içermesi açısından oldukça keyifli. Mektuplar sadece Proust' a ait, yazarın kendi yazısı ile orijinal metinler de mektupların arasında yer alıyor ; lakin mektupların cevapları yani Üst Kat Komşusunun Mektupları (ki bence asıl merak edilen bir başka kısım) kitabın içinde yok. Hatta ön sözde bu mektupların henüz bulunamadığı bilgisine de değinilmiş. Mektuplarda Proust'un ses takıntısının ne kadar ileri düzeyde olduğu dikkat çekici.Mektupların çoğu gelen sesten duyulan rahatsızlık ve yapılacak gürültülerin zamanlarının Proust'un istediği saate göre düzenlemesi şeklinde. Çoğu zaman da yazar hastalığından , iyileşmediğinden bahsediyor. Mektuplarda yazarın gönderdiği metin parçaları ve dergiler de Marcel'in komşusunun edebiyat ile ilgisinin göstergesi. Kitapta mektupların yazıldığı apartman resmi ve planı, özel koleksiyondan alınmış Proust ve komşusunun fotoğrafları da mevcut.
80 syf.
·8 günde
Mektupların benim hayatımdaki yeri büyüktür. Belki de artık insanların güzelim kağıtlara özene bezene yazmaktan ziyade bilgisayar ekranı ve klavyesiyle dünyayı değiştirebileceğini düşünerek soğutulmuş olmasındandır.
Sizi ciddi manada rahatsız eden insanlara karşı nasıl davranırsınız bilmem. O patlama noktasına geldiğinizde karşısına dikilip gözlerinin içine bakarken sizin gözlerinizden yansıyan duygular hepimizce malumdur. Peki ağızdan çıkan kelimeler ve hatta cümleler??
Bunu naif yapabilen insanların da bu atmosferdeki havadan beslendiğini görmek fazlasıyla güzel. Siz de bu naiflikte yaklaşabiliyorsanız ne mutlu size. Sadece bunun için bile okunur.
80 syf.
·Beğendi·8/10
Proust ile tanışma kitabı olarak seçtiğim, Proust'un üst kat komşusuna yazdığı mektuplardan oluşan bu kısacık kitap Proust hakkında bazı fikirler edinmek, yazım tarzına aşina olmak açısından son derece ideal diyebilirim.
80 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Marcel Proust bir edebiyat efsanesidir öldükten sonra geride bırakılan mektupların derlemesi olarak sunulan bu betimlemeler gerçek mana da basyapit olma özelliği taşıyor kayıp zamanlar serisindende söz eden bu mektuplar gerçek birer ozguvenle yazılmıştır.Marcel Proust okumadan bu mektupların okunması gerek gerçek mana da birer ilk ayni Franz kafka'nin geride bıraktığı mektuplar gibi izdirap gözyaşı dolu
80 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Saatler içerisinde okunacak üst katındaki Madam Wıllıams’a yazılan mektuplar. Mektupların içeriği genel olarak gündelik yaşamdan, Proust un yakın çevresinden , eserlerinden ve Madam Wıllıams ile ikili ilişkilerinin seyrini işliyor . Kitabın dizini ve kitapta yer alan dipnotlar epey işlevsel. Mektupların konusunu anlandırabilmek adına epey faydalılar. Kitap Marcel Proustu tanımak Ve eserlerine giriş yapmak adına tercih edilebilir bence .
80 syf.
·2/10
Hayatımda okuduğum en gereksiz kitaplardan bir tanesi. Mektupların cevapları yok, bahsedilen kişilerle ilgili bilgimiz yok. Bize katacağı hiçbir şey olmayan bir kitap.
80 syf.
Üst Kat Komşusuna yazılmış 23 naif mektuptan ibaret kısa bir roman gibi de düşünülebilecek eser, yazarın özel hayatına bizi konuk ediyor.... Kitap ilgili fotoğraflarla beslenmiş ve hatta yazarın oturduğu dairenin planı dahi var... Yazarın gürültü kirliliğine maruz kalması ve sağlık sorunları, Madam Williams'a olan hayranlığı sayesinde latif nağmeleri ortaya çıkarmış...

".Bütün dileklerim, önümüzdeki sene, biten senenin verdiği acıları dindirsin diye, unuttursun demiyorum ama, çünkü yaralı kalplerin gururlu hazinesidir hatıra."
"Çoktan epeyce gerilere dayanan ve neredeyse hiç dinmeyen bir keder deneyimim var benim."
"Hastalık en azından Gençliğe, Güzelliğe ve Yeteneğe ilişmemeliydi."
"Istırap çektiğimizde, sevdiğimiz kişiyi tanımış ve onu bize hatırlatabilecek olanların sözleri dokunur yalnız içimize."
.. çünkü yaralı kalplerin gururlu hazinesidir hatıra.
Marcel Proust
Sayfa 19 - Yapı Kredi Yayınları, 1. Baskı 2015, Çeviri: Elif Gökteke
Ve yaşadığım, hâlâ da yaşamakta olduğum sonsuz keder, manevi ıstırabın yanında minicik kalan maddi sıkıntılarımı düşünmeme engeldi.
Bütün dileklerim, önümüzdeki sene, biten senenin verdiği acıları dindirsin diye, unuttursun demiyorum ama, çünkü yaralı kalplerin gururlu hazinesidir hatıra.
Gül kokusuyla pembeleşen harika sayfalar için tekrar teşekkür ederim Hanımefendi. Derin ve minnet dolu saygılarımı kabul buyurunuz lütfen.
Çoktan epeyce gerilere dayanan ve neredeyse hiç dinmeyen bir keder deneyimim var benim.
Marcel Proust
Sayfa 55 - Yapı Kredi Yayınları - 2. Baskı - Çev. Elif Gökteke

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Üst Kat Komşusuna Mektuplar
Baskı tarihi:
Mart 2016
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750834646
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Gerçek bir kısa roman olan bu yapıt bir sürpriz üstüne kurulu: Hakkında hiçbir şey bilmediğimiz bir hanıma yazılmış yirmi üç mektubun (üç mektup da kocasına) keşfi üstüne.

Marcel Proust’un Haussmann bulvarı 102 numaralı evin üçüncü katında oturan komşusu olduğunu öğrendiğimiz Madam Williams’a yazılmış mektuplar. Kadının Amerikalı dişçi kocası Charles D. Williams’ın muayenehanesi asmakatın üstünde ikinci katta, yani zavallı Marcel’in tepesinde. Dolayısıyla gürültü fobisi olan Marcel epeyce dram yaşıyor.

Mektuplarda nelerden söz ediliyor? Öncelikle, uyku ve çalışma saatleri sırasında Proust’a işkence eden gürültüden, üst kattaki tadilattan. “Sabahki gürültü su tesisatından mı geliyor diye soruşturmamı istediğiniz­de ihtiyatlı davranarak ne iyi etmişim. Şu çekiçlerin yanında o gürültü neymiş ki? Verlaine’in ‘sırf kendini size beğendirmek için ağlayan’ bir şarkıdan söz eder­ken dediği gibi ‘yosunların üstünde suyun ürpertisi’.” Proust gerçekten de her saptamasını, yazıya bir kat daha sanat katan mizahi bir karşılaştırmanın içine oturtuyor. Çünkü her şey gürültü yapıyor, ünlü bir tenor gibi şarkı söyleyen boyacılar bile: “Genellikle bir boyacı, hele bina içindeyse, Giotto’nun sanatının yanısıra Reszké’nin sanatını da icra etmesi gerektiği­ni sanır. Sizinkisi elektrikçi çekiç sallarken susuyor. Umarım döndüğünüzde Sistine fresklerinden daha aşağısıyla karşılaşmazsınız...”

Kitabı okuyanlar 90 okur

  • Recep İvedik
  • G.
  • Aslı
  • Özlem Uçar
  • Ece Bayhan
  • Nergis Han
  • Serap Topdağ
  • Süha Demirel
  • ﷼Gölge..ོ.IŞIKOĞLU..ོོོོོོم
  • Aysee

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%19.4 (7)
9
%2.8 (1)
8
%27.8 (10)
7
%22.2 (8)
6
%8.3 (3)
5
%8.3 (3)
4
%0
3
%0
2
%8.3 (3)
1
%2.8 (1)