Üstat İle MargaritaMihail Bulgakov

·
Okunma
·
Beğeni
·
6.651
Gösterim
Adı:
Üstat İle Margarita
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
492
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752899988
Kitabın türü:
Çeviri:
Sabri Gürses
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Usta ve Margarita
Usta ile Margarita (Çizgi Roman)
Usta ile Margarita
Usta ile Margarita
Üstat İle Margarita
Şeytan bir gün, aralarında kocaman bir siyah kedi ile çırılçıplak bir cadının da bulunduğu yardımcılarının eşliğinde Moskova'ya iner. Moskovalıları gözlemleyecek, insanlığın değişip değişmediğini anlayacaktır. Kullanıldıktan sonra şampanya etiketlerine dönüşen banknotlar dağıttıktan, çeşitli insanlara ne zaman ve nasıl öleceklerini bildirdikten, ihtişamlı bir de balo verdikten sonra ayrıldığındaysa, ardında tıka basa dolu akıl hastaneleri ile şehri ele geçiren düzensizlik karşısında ne yapacağını şaşırmış yetkililer bırakır. Şeytan'ın cazibesine kapılmayanlarsa sadece hayatını gerçeğe adamış olan Üstat ile hayatını Üstat'a adamış olan Margarita'dır.

"Gel peşimden, ey okur! Kim söyledi sana yeryu?zu?nde gerçek, sadık, sonsuz aşk olmadığını? O yalancının iğrenç dilini kessinler!" diyor anlatıcı Üstat ile Margarita'da. "Gel peşimden, ey okurum ve sadece benim peşimden gel, ben sana böyle bir aşk göstereceğim!"

20. yüzyılın en önemli yazarlarından Mihail Bulgakov, gerçekten de aşkı, büyüyü, inancın gücünü, en önemlisi de gerçeği seriyor okurun gözlerinin önüne. Başyapıtı Üstat ile Margarita, şimdi ilk defa özgün dilinden yapılan çeviriyle Türkçe okurlarını da bu tüyler ürpertici yolculuğa katılmaya çağırıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Yelena Bulgakova, onun son günlerinde, anılarına “Yatağının yanı başında yere koyduğum mindere oturdum,” diye not eder ve şöyle devam eder: “Bazen bakışlarıyla bir şey istediğini anlatırdı. Ağrı kesici mi, yoksa içecek mi, yoksa içecek bir şeyler mi istediğini anlamak için sorardım. Çoğunlukla istediği bunlar olmazdı. O zaman “seninkini mi istiyorsun?” “Üstat ile Margarita’yı mı?” derdim. Evet, anlamında kafasını sallar ve sadece iki sözcük dökülürdü dudaklarından:

“Yeter ki bilsinler, yeter ki…”


20. yüzyılın en önemli otoriterlik karşıtı romanlarından biri sayılan Üstat İle Margarita, ilk kez 1973 yılında, yazılmasından 33 yıl sonra basımı gerçekleşmiştir. Sovyetlerin türlü baskıları ve sansürlerine maruz kalan Bulgakov, eserinde geçen tek cümlesiyle sonsuza dek sürecek bir mesaj bırakır.
“Doğru yok edilemez.”


Bütün olarak ele alındığında Üstat ile Margarita gerçekten zor bir eser. Olaylar etrafında şekillenen karakterlerin fazla olması çevrilen sayfaları eziyete dönüştürdü ve birçok kez geriye dönüp tekrar okumaya sebebiyet verdi. Okumaya başlamadan önce rutin olarak incelemelere göz gezdirirken çoğunluğun pozitif yorumlarıyla “iz bırakmış” bir eser beklentisi zihnimde şekillenmişti. Bu sebeple oluşan beklenti, bitimine kadar kitap üzerinde bir gölge oluşturdu.

Profesör Voland kılığına girmiş bir Şeytan. Moskova'ya inen Şeytan, seçkin kimselerin yalancılığını ve yozluğunu gözler önüne seren bir takım entrikalar düzenler. Bu türlü oyunlar eser boyu kimi yerde güldüren, kimi yerde fantastikliği neredeyse her sayfaya boca edilip biraz da sıkan birtakım oyunlar...

İsa’nın çarmıha gerilişiyle Vali Pontius’un kararı ve romanını yazan “Üstat” ve onun aşkı Margarita’nın hikayesiyle fantastik bir dünyaya dönüşür Üstat İle Margarita.
20. Yüzyıl Sovyet Rusya’sına dair, İsa ve dönemine, mitolojiye dair bilgi deposu ister sizden. Bihaber iseniz sıkılmanız uzun sürmez. Kitabın istediği şeylere hakim olunmasa bile ince nükte ve hicivlerle harmanlanmış monologlar sizi başka gözle okumaya davet eder, etmeli, ve öyle oldu da.

Tarih, ahlâk, ilâhî adalet, cesaret ve korkaklık kitabın katmanlarının parçalarından ibaret. Özellikle “korkaklık” en çok beliren ve dikkat çeken unsurlardan biri. Toplumsal zayıflığa zemin hazırlayan korkaklık ve erk düşkünlüğü, kötünün yardımıyla, gerçeğe nüfuz eder. Gelenekselden yeniye yönelen tarihsel dönüşümün sancıları eserde güçlü bir şekilde görünür. 1930’ların Moskova’sının sosyal yaşamı, ilişkileri, düzen koyucuları, buna ayak uyduranlar ve uydurmayanlar ile birlikte canlı bir tablo olarak sunulur okuyucuya. İnsanlığın en zayıf yönlerini ve bunların dış faktörlerden etkilenişi ile kırılan yaşam noktalarını, inanç ve inançsızlık gelgitleri arasında sıkışmış kahramanlar özelinde gözler önüne serer Bulgakov. Erk karşısında korkaklığın bireyin sağ duyusunu ele geçirdiği durumlar Bulgakov’un girilmez alanıdır. Yergisel bir üst bakışla insanların kendi kendilerini düşürdükleri aciz durumla ince ince dalga geçer. “Korkaklık en büyük suçtur” savı Ha- Nostri yani İsa olmak üzere üst tabakadaki karakterler tarafından birçok kez dile getirilir. Korkaklığa mahkum edilen insanın kendi benliğini yitireceğini düşünür Bulgakov. Gelenekten ve eskiden koparılmaya çalışılmış, bu yolda “korku”yu en büyük silah olarak kullanmış totalitarizmi kendine prensip haline getirmiş otoriterlerin eninde sonunda yenileceğini, “tarih”e karışıp kaybolacağını belirtir Rus yazar. Öyledir de zaten, bir Millet köklerinden ne kadar koparılmaya çalışılırsa çalışılsın, “Yeni”leri kabul ettirmek için ne kadar zor kullanılmış olursa olsun, 100 yıl geçse de içinde eskiye özlem duyanlar, onu arayanlar mutlaka vardır ve olacaktır. Çokça tarihimiz geldi aklıma sayfaları çevirirken. Bulgakov’un anlatmak istediği o kadar gerçek bir şey ki, altını kazıdıkça sürekli doğruları buluyorsunuz.

Yabancı kal(a)madığımız hadiseler dizini geldi aklıma. Hani büyük bir ansiklopediyi açarsınız ya, onu okuyacak kudretinizin olmadığını düşünürsünüz ama tek sayfayı bile kurcalamak size haz verir, çünkü bazı şeyler tek sayfaya sıkıştırılmamıştır. Bütün bir tarih oradadır, 3000 sayfanın içinde. Bir milletin bütün kahramanları kendine genişçe yer bulur onda. Ama 250 sayfalık bir kitapta sadece birkaç kişi anlatılır, böyle kitapları devirip okumak daha kolaydır çünkü. Eğrisi doğrusu önemli midir? Değildir tabii ki. Değildir...

Çuvaldızı kendine, iğneyi başkasına batır sözünü idrak edemeyenler, kendi doğrularını başkalarına geçirmekte tereddüt etmezler. Çuvaldızı bütün her şeyiyle almak ‘zorunda’ olan toplum eleştirilir. Hayattaki en kötü şey olarak tabir edilir Korkaklık... Bütün sayfalara siner bu.

Pontius ve Üstat. 2000 yıllık bir zaman aralığı.

Pontius Pilateus İsa'ya engel oldu, onu öldürdü. Bulgakov’a da sistem ve yönetim engel oldu, eserlerini tahrif etti. İsa’yı öldürmesi için Pontius’u ikna eden Şeytan, asırlar sonra Moskova’ya indiğinde kimsenin aklını çelemedi çünkü zaten herkes, bütün toplum şeytandı!

Kitabın sonlarında yer alan Bağışlama Ve Ebedi Sığınak bölümünde Üstat ve Margarita arasında geçen lirik diyaloglar tek kelimeyle muhteşemdi. O bölüm için olsun okunur, katlanılır. Sabri Gürses’in ‘okuduktan sonra hiçbir şey aynı olmayabilir’ sözü ne kadar tesir eder bilemem ama, gözü açan bir eser olarak da kabul edilebilir Üstat İle Margarita.

Yeter ki bilsinler.
Son saniyede yetiştiğim Bulgakov etkinliği sayesinde hem Bulgakov'la hem de onun bu başyapıtıyla planladığımdan daha erken buluşma, tanışma fırsatı yakalamış oldum. Bu vesileyle etkinliğe katkısı olan herkese bir kez daha teşekkür ederim.

Eserle ilgili sitede çok nitelikli incelemeler yer aldığı için tekrara düşmekten özenle kaçınmaya çalışacağım... Eğer bu kitabın havuzuna bir kova su da ben taşıyabilirsem ne mutlu bana...

573 sayfalık oldukça hacimli bu eser, Bulgakov'un yazmak için 12 yılını, benimse okumak için bir haftamı aldı. Kitabı Can Yayınları'ndan okuyanlar, kapağı açar açmaz 43 sayfalık 'önsöz' mahiyetinde yazılmış bir sunumla karşılaşıyor. Bu sunumda yazarın yakın dostu Sergey Yermolinski'nin kaleminden yazarın hayat hikayesine şöyle bir girip çıkıyoruz. Özellikle benim gibi yeni tanışacaklar için yazara ve kitaba hazırlık noktasında çok başarılı buldum bu eklemeyi. Ben kitaba başlamadan önce okudum ama kitabı bitirdikten sonra bir kez daha okunabilir bu metin... Kitaba dair ufak tefek detaylar yer alsa da 'spoiler' adını verdiğimiz türden bir durum söz konusu değil. Bazen elime öyle kitaplar alıyorum ki, ön söz diye yazılan metinler kitabı kitaptan daha çok anlatıyor. Yahu madem bu kadar deşmek istiyorsun kitabı, bari girişe değil de kitabın sonuna koy da biz de faydalanalım! Neyse işte, incelemenin girişinde kitabın girişinden bahis açmış olduk:) Şimdi yavaş yavaş detaylara geçelim...

'Kitaptan çok etkilendin mi' diye sorarsanız, açıkçası hayatımın kitabı olmadığını bir çırpıda söyleyebilirim. Boyumdan büyük bir laf edeceğim ama, bana göre bir Rus klasiği değil... Sadece, Rus bir yazar tarafından kaleme alınmış, çeşitli toplumsal konuları hicivle yermiş, fantastik öğelerin ön planda olduğu akıcı, kolay okunan bir roman olarak özetleyebilirim kitabı.

Anlatım kolaylığı açısından kitabı iki ana bölüme ayırmak mümkün. İlk bölümde karakterleri tanıyor, olayların akışını takip ediyor, hikayeye gayet ölçülü bir şekilde ilave edilen tarih ve doğa üstü öğelerin de katkısıyla merak uyandıran bir okuma süreci içerisine giriyorsunuz. İkinci bölümde ise, ilk bölümdeki karakterler ve olaylar biraz geri plana geçerek yerlerini yeni karaktere ve yeni olaylara bırakıyor. Tabii ki bunların hepsi olay örgüsü içerisinde birbiriyle bağlantılı. Ancak kişisel fikrim, ilk bölümün ayağının yere daha sağlam bastığı, ikinci bölümde ise kitabın ayağının biraz yerden kesildiği, dengesini kaybettiği yönünde... Hani dedik ya Bulgakov kitabı 12 senede yazmış diye... Sanki bunun 10 yılını ilk bölüm için, 2 yılını da kitabın ikinci bölümü için harcamış gibi geldi bana:)

Benim doğa üstü öğelerin kullanımına olan bakış açım, böyle bir sonuca varmamda etkili olmuş olabilir. Kitaplarda fantastik öğelerin kullanımına karşı değilim tabii ki. Ancak bunu kullanan yazarların bu öğeleri kurguya nasıl işlediği çok önemli. Kitabın ilk bölümünde hikayenin doğa üstü tarafı beni asla rahatsız etmedi. Hatta uzun zamandır böyle bir anlatımla karşılaşmadığım için büyük bir keyif aldım okurken. Ancak kitabın ilk bölümünde bir kar yağışı gibi tatlı tatlı serpiştiren bu fantastik öğeler, ikinci bölüme geçer geçmez bir anda bir çığ haline bürünüp üzerime gelmeye başladı. İşte bu safhadan itibaren yazarın iki bölüm arasındaki bağlantı noktalarını kurmakta ya zorlandığı ya da acele ettiği ve neredeyse her sayfada 'DOĞA ÜSTÜ BUTONU'nu kullandığı izlenimine kapıldım. İşte bu fantastik öğeler, bu şekilde lavabo açacağı gibi kullanılmaya başlandığında, ben de başlarda aldığım o keyfi sonlara doğru alamadım maalesef... O gizemli karakterler bir anda karikatürize oldu gözümde (Örneğin Kara Kedi Behennot'un, Kötü Kedi Şerafettin'den bir farkı kalmadı)... Kitabın ana konusuna 'ikinci bir roman gibi' paralel devam eden Pontius Pilatus bölümleri de, yine kitabın sonlarına doğru ana konunun cıvıması nedeniyle o başlardaki ağırlığını tamamen kaybedip sıradanlaştı...

Ancak tüm bunlara rağmen kitap genel olarak temposunu hep belli bir seviyede tutmayı başarıyor. Böylece sonuna kadar siz de kitabın içinde kalmayı başarabiliyorsunuz.

--------------------------------------

Bunun yanında kitapta çok ciddi toplumsal eleştiriler de yer almakta. Özellikle günümüzde de çok sık şikayet ettiğimiz konulardan biri olan devlet görevinde 'liyakat' konusu, Bulgakov'un kitapta üzerinde en çok durduğu, tüm okları çevirdiği konuların başında geliyor. Çünkü Bulgakov'un kendisi de, özel hayatında bu konuyla bağlantılı olarak çeşitli sıkıntılar yaşamış. Yazdığı kitapları veya oyunları beğenmeyen, öyle ya da böyle yayımlanmasına engel olan insanlardan çok çekmiş ve kitabında en çok bu insanlarla hesaplaşmak istemiş.

Öyle ya, bizim hayatımız da ister özel, isterse devlet kurumu olsun bu insanlardan geçilmiyor adeta... 'Yahu kim bu adamları buralara getirdi, ne iş yapar bu insanlar?' diye sormaktan kendimizi alamadığımız o kadar çok olay yaşıyor, o kadar çok insanla karşılaşıyoruz ki... Hemen ilk aklıma geleni paylaşayım... Vakti zamanında ülkemizde yaşanan bir Soma faciası vardı. Bu faciadan zihinlerimizde kalıcı izler bırakan, Soma deyince aklımızda beliriveren ilk olay; devletin bilmem ne kurumunda bilmem ne müdürlüğü yapan bir adamın (ismi lazım değil), bulunduğu makamın ona vermiş olduğu yetkiye dayanarak bir maden işçisini herkesin gözü önünde tekmelemesi olmuştur... Bu belki uç bir örnektir ama bir yerden 'yetki' alan insanların, yeri geldiğinde bu yetkiyi nasıl kullandıklarına dair çarpıcı bir örnektir aynı zamanda...

İşte Bulgakov da kitabında bu türden insanlara karşı bir mesaj iletmek istemiş. Yani demiş ki, 'Kardeşim böyle adamların olduğu bir dünyada şeytana ne hacet!! Bu insanlar yüzünden dünyada şeytana yapacak iş kalmadı. Böyle bir ortama şeytan neden gelsin? Gelse bile, ortalığı karıştırmak için değil de ancak insafa gelip sorun çözmek için gelir bu saatten sonra...'

Zaten kitaptaki şeytan karakteri (Prof. Woland) ve yancılarına kanımızın bu denli kaynamasının arkasında yatan neden de onların bir anti-kahraman edasıyla bir anda şehre karışması, şehirde kaldıkları süre boyunca doğa üstü güçlerini kullanarak yaptıkları müdahaleler ve onlar şehirden ayrıldıktan sonra her şeyin sanki eskisine nazaran biraz daha iyi hale gelmiş olması değil mi?

-----------------------------------

Kitaptan öne çıkarabileceğimiz bir başka eleştiri de 'toplumsal dizayn' olarak özetleyebileceğimiz, 'eğer devlet isterse herkes her şeyi unutabilir' eleştirisidir... Çünkü bu konu da günümüzde yine topluma en çok dokunan konular içerisinde yer almaktadır... Bazen öyle olaylarla karşılaşıyoruz ki, kıyamet kopmuş gibi toplumun neredeyse tamamı, yani hepimiz aynı anda ayağa kalkıyor, isyan ediyor, hesap soruyor, sözümona sürecin takipçisi oluyoruz. Öyle bir an geliyor ki, işte bu isyan, bu hesap sorma, bu takipçilik bir anda sihirli bir değnek değmiş gibi ortadan kayboluyor. Sanki o olaylar hiç yaşanmamış gibi, sanki hiçbirimiz bundan etkilenmemişiz gibi oluyor...

İşte bu noktada her devlet mekanizmasının kendine has kavramları birer birer devreye giriyor. Nedir bu kavramlar derseniz; hasıraltı etme, medyayı susturma, gündem değiştirme, farklı konularda duyguları harekete geçirme, 'olay adalete intikal etti' deyip konuşma yasağı getirme, biraz daha günümüze getirirsek twitter, youtube gibi SM kanalları erişime kapatmaya kadar giden bir süreçtir bu... Eskinin deyimiyle, 'ne şiş yansın ne kebap:)'

İşte bu bir çeşit DİZAYN ETME durumudur. İşin sonunda topluma bir ayna tuttuğunuzda, toplumun öfkesinin de, sevgisinin de, isyanının da, takipçiliğinin de ne kadar genel geçer, saman alevi gibi olduğunu görürsünüz. Bu da başka bir isyan konusudur ya neyse... :)

Tabii Bulgakov bu durumu, yukarıda da değindiğimiz gibi fantastik öğeler ışığında yansıttığı için, hikayede yaşananlar yine uç bir örnek gibi görünür gözünüze... Oysa ki, oradaki geçiş sürecini alıp 'yaşanmış gerçek hikayeler' süzgecinden geçirip günümüze uyarladığınızda, neticenin çok da farklı olmadığı ortaya çıkar.

-------------------------------------

Hülâsa, ilk Bulgakov deneyimini aşağı yukarı bu izlenimleri edinerek tamamlamış bulunmaktayım... Günümüz dünyası ile karşılaştırmalı bir okuma yaptığımda her zamanki gibi isimlerin, şehirlerin, mekanların, binaların değiştiğini ama genel olarak manzaranın çok da değişmediğini maalesef rahatlıkla ifade etmek mümkün... O halde, günümüz insanları için söyleyeceğim tek bir söz, tek bir temenni kalıyor;

'Şeytanınız bol olsun arkadaşlar'

Herkese keyifli okumalar dilerim...
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.136 Oy)17.537 beğeni39.608 okunma2.137 alıntı165.904 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.501 Oy)8.444 beğeni22.929 okunma1.460 alıntı106.084 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.079 Oy)7.347 beğeni19.879 okunma3.253 alıntı116.992 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.883 Oy)8.170 beğeni26.104 okunma634 alıntı127.113 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.028 Oy)12.509 beğeni31.838 okunma2.822 alıntı132.969 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.845 Oy)7.377 beğeni20.691 okunma693 alıntı80.031 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.000 Oy)3.515 beğeni11.753 okunma1.024 alıntı47.914 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.542 Oy)5.826 beğeni15.286 okunma2.270 alıntı78.859 gösterim
  • Yeraltından Notlar
    8.7/10 (3.038 Oy)3.093 beğeni9.465 okunma4.081 alıntı85.619 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.246 Oy)8.174 beğeni24.055 okunma1.940 alıntı102.883 gösterim
SPOILER ICERIR ...

Üstat ile Margarita ...Kitap çok karakterli,okunması kolay,anlaşılması güç ,yazarın okunması noktasında olmazsa olmaz son vasiyeti ,en büyük dileği soyut bir
metin.Kendimi okurken çift şeritli yolda bazen ilerleyen,bazen de gerileyen iki ayrı istikamete gidiyor gibi görünen nihayetinde ortak noktada buluşan bir yolcu gibi hissettim.Canım Faust'umdan ilham almış kendileri .Faust'un Mefisto'su varsa Bulgakov'un da Woland 'i var .Çok kıymetli Metin T. Abinin tavsiyesi ve etkinlik vesilesiyle bu kitaba yönelmiş bulundum .İyi de yaptım .Faust'la bir nevi antreman yapmış oldum :)) Şeytan konulu kitaplarla ilerliyorum bakalım :))

Kitap iki kısımdan oluşuyor .Birinci kısımda Yazarlar Birliği Başkanı Berlioz ile şair Biezdomni'nin konuşmasına şahit olan yabancının yani kitabın ana karakteri Woland'in karşılaşması ,geleceği tahmin etmesi,Ivan'in akil hastanesine girme süreci,gelişen olayları ve meşhur kara büyü gösterisini konu alır .İkinci kısım ise Hz.İsa'nin çarmıha gerilmesini ve bunda etken olan Vali Pontus Pilatus'un hayatını konu alan romanını yazan ve baskı gören ,deli olduğu suphesiyle akıl hastanesine konulan Usta ile sevgilisi Margarita' nin hikayesini konu alır .

En başta dediğim gibi kitap soyut kavramlar içeriyor .Yazarın dönemin baskısından gizli yazdığı , ölümünden ancak 26 yıl sonra yayimlananan bu kitabında geçen Woland'in,krem sürüp cadıya dönüşen Margarita 'nin ,Kedi Behennot'un,Usta'nin vs. gibi karakterlerin; Stalin Döneminin Rusya'sında illa ki bir karşılığı vardır .

Şeytan yani Woland ve avaneleri korku damariyla avlarini gemleyip ağına katıyor .Kara büyü sovuyla Woland insanların para,kıyafet vs.zaaflarini tüm çıplaklığıyla sahneye döküp ,onların ne kadar açgözlü ,ihtirasli,yalancı olduklarını ortaya çıkarır .Kitabın bana göre ele aldığı temel konularından birisi özellikle de ilk kısımda da vurgulandigi gibi "Korku"...Hani bir söz var ,yanilmazsam bu kitabında denk geldim ben de ; "Korku ve cesaret bulasicidir" diye ...Gerçekten de öyle korku bulasicidir.Birisi korkarsa, yığınları da bu korku sisinin etkisi altına alıp peşinden sürükler .Korku adeta dilleri bağlar,solunan hava da ruhları zehirler. .Cesaret de öyle biri ses verirse, başkaları da o sese koro olacaktır.Birisi zulme,haksizliga dur derse şayet başkaları da bu doğrultuda cesaret konvoylarini olusturacaktir .

Woland ve avaneleri artık şehirde terör estirmektedir .Hakikatin ortaya çıkmaması ,polis tarafından yakalanmamak için tüm delilleri yok ederler .Nihayet izlerini kaybettirirler .Ülkenin önemli insanları ya tutuklanir ,ya itibarsizlastirilir veya deli suphesiyle akıl hastanesine kaldırılır.Büyücüler halkı,aydinlari efsunlayarak adeta ateşe
atarlar .Yığınları körkütük peşlerinden sürükleyip,ülkeyi mezaristana çevirirler .Halkın inancı ,değerleri ,azmi ,ideolojileri adeta bir kefen gibi boyunlarindan gecirilip çarmıha gerilmeye mahkum edilir.Dev bir yangın ,şehri esir alacaktır .Esir almakla kalmaz ;tum beklentileri ,hayalleri de kül edecektir .

Margarita gibi Usta'ya kavuşma uğrunda seytanlarla sürekli fısıldaşan kimseler; menfaatlerini koruma uğruna ,mukaddes değerleri, dünyevî emellerine ulaşmak için ayaklarının altına koydukları bir kerpiç gibi basamak olarak kullanıyorlar.Halkı iyiye ,güzele ,doğruya çağıran hakikat elcileri de ugursuzlukla ,çarmıha gerilmekle,azapla tehdit edilecektir .Oysaki menfaatlari uğruna bunca ihtirasin karşılığında kendilerine ne verilirse verilsin,ne vaad edilirse edilsin harcadiklarinin sadece ve sadece kendileri olduklarını gec de olsa anlayacaklardir .


Son olarak yazar ağır hastalığında göremediği bu romanını, esi Yelena'ya okurlara muhakkak ulaşması noktasında "Yeter ki bilsinler,yeter ki..." saliklayarak vasiyette bulunmuştur .Biz de seneler sonra bildik ve anladık ki Woland'lar,Behennot'lar ,Fagot'lar kıtalar dolaşıyor .Zaman değişir,işkence yöntemleri değişir .Ateşin başına oturanlar değişir .Ama zulüm sahnesi değişmez .

Her daim hakikat soluklayan ,içlerinde çirkinlik barındırmayan iyiliğin,güzelliğin tarifi insanların var olması dileğiyle ...

KEYIFLI OKUMALAR ....
-Söyle, şeytan var mı yok mu?
-Ah tabi ki yok. Bunlar boş inançlar.
-Öyle mi? Emin misin bundan?
-Kesinlikle, akşam yemeğini nerede yiyeceğimden ne kadar eminsem bundan da o kadar eminim.
Şeytan bir kahkaha attı (tabi sinirinden). En sevmediği şey varlığının kabul edilmemesiydi ve ilk hamlesini yaptı; kafa kesmedi, racon kesti.

Komünizmde inançsızlık esastır. Stalin Rusya'sında da din yavaştan ortadan kaldırılmaya çalışılmakta, kiliselere kilit vurulmakta, insanlar ateizme zorlanmaktadır. İşte bu minvalde kitabın ilk eleştirisi dinsizliğe yapılır. Hem de çok acımasızca.

Şeytan varlığını sert bir şekilde gösterdikten sonra eğlenceyi başlatır. Kara büyü, vampir, uçan süpürge, çıplak kadınlar, kelle almalar, bahar baloları... İşte karşınızda M.Bulgakov'un sihirli kaleminden yükselen hiciv sanatının başyapıtı Usta ile Margarita.

Leyla ile Mecnun dizi setinden kopmuş da gelmiş bir senaryo tadında, Mecnun'la astral seyahate çıkmışçasına yer yer kahkahalarla kopmalık kesitler sunan, şeytan ve ekibinin absürt komedi kıvamındaki bu büyülü gerçekçiliğine hepiniz hoşgeldiniz.

Para insanı kul eder, köle eder, esir eder ve sonunda rezil eder. Woland efendimizin öncülüğünde çıkacağımız ahlak yolculuğunda maddeye tapan zavallı insancıkları göreceksiniz. On ruble için birbirlerini ezen, bedava elbise için saç baş yolan ve hatta bedava olmasa da black friday kapsamında indirim çılgınlığında tüketimin dibine vuran kapitalizmin velinimeti zavallıları seyre dalacaksınız.

Her köşe başını işgal etmiş bolca dayıya sahip liyakatsızları, makam mansıp* sevdası (* yanlış bir kullanım, aynı anlama gelen iki kelime zaten) yüzünden asılsız ihbarlarla üstlerinin koltuğuna göz diken doyumsuzları, ölen yeğeninin dairesine yerleşebilmek için yüzlerce kilometre uzaklardan koşup gelen miras avcısı hayırlı akrabaları ( Sovyet Rusya'da bir dairede bir ailenin kalması lüks bir durum. Özellikle büyük dairelerde bir kaç aile birlikte yaşatılır. Komünizme giden yolda aile kavramını yok etmenin ilk adımları ) göreceksiniz.

Ahlaken yozlaşmışlığın yanında bir de iradesini teslim etmiş korkak bir toplum oluşmuştur. Hatta bu korkaklığı en büyük ahlaki çöküntü olarak gösterir Bulgakov. Kendisini de korkaklar kervanına kattığını unutmayalım. Stalin'in baskıcılığına boyun eğmiştir. İncelemesini okuduğunuz bu kitabı gizli gizli yazmıştır.

Zamanda ve mekanda yolculuk eden büyük şeytan Woland Türkiye'ye de uğrar mı? Ateşiyle buraları da yakıp geçer mi? Cübbeli Ahmet yanmayan kefen satar mı? Hatipoğlu şeytanı anlatırken du'lu geçmiş zamanı terk eder mi? Adnan hocanın ekibine kara bir kedicik daha katılır mı?

Kitabın kapağında da dikkatinizi çekmiştir kara kedi. Nedir, ne yapar bu romanda? Kara kedimiz şeytanın yardımcılarından birisi ve adı da Behemoth'tur. Behemoth İncil'de geçen su aygırına benzer bir yaratıkmış ve ancak Tanrı tarafından durdurulabilirmiş. Şeytanın yardımcısı olması nedeniyle uygun bir düşünce olabilir. Benim şahsi düşüncem ise isminden ayrı olarak, bizim toplumda sıklıkla gördüğümüz kara kediye dair batıl inançlar. Rusya'da da benzer bir inanış olabilir ve Bulgakov buradan hareketle toplumla dalgasını geçmiş diye düşünüyorum.

Kara kedi demişken dizisinde de çok sevimliydi kerata. Evet dizisi var bu güzel eserin. Benim gibi kitabı okurken karakterleri kafasında şekillendirmekte zorlanan okurlar kitapla eş zamanlı olarak seyredebilirler. Kitapla bire bir olmuş. Ruslar, bir edebi eser diziye çevrilirken nasıl katledilir öğrenememişler.

İsmini sıklıkla duyduğum fakat içeriğini ve incelemesini daha önce hiç okumadan başladığım bu eser beni müthiş derecede şaşırttı. Klasik bir yergi bekliyordum. Öyle değilmiş meğerse. Zaman zaman ahlaki seyahatlere çıkarıp derin düşündüren zaman zaman da kahkaha attırıp kopartan bu anadan üryan kara mizahı okumaya tüm 1K yoldaşları davetlidir.
Kitapla ilgili o kadar doyurucu incelemeler var ki sitede (#27096478 , #27044040 , #26578551 gibi) ben de bir tane yazsam mı diye kararsız kaldım. Yine de bir kaç cümle de olsa düşüncelerimi dökmek istedim.


Kitap için Bulgakov'un şaheseri denilmiş pek çok yerde, ben de Bulgakov etkinliğinin finalini şaheser ile yapmak istemiştim.

Yine Bulgakov’a özgü mizahsal bir dil ile bol hicivli bir kitap olmuş. Bol karakterli, bol dalavereli, çok eğlenceli okunması kolay, zaman zaman anlaşılması güç, hem fantastik hem tarihsel, hem mizah hem toplumsal gerçeklik içeren bir kitap. (Little little into the middle.)

Öncelikle yazarın kitabı 12 yılda tamamladığını belirtmek istiyorum. 12 yıl boyunca yazmış, değiştirmiş, düzeltmiş, eklemiş, çıkarmış ve ortaya böyle bir kitap çıkartmış. Hayatının romanı diyebiliriz yani. Zaten Usta’nın da eserini yazdıktan sonra Massolit erkleri sebebiyle sıkıntıya düşmesi bakımından Bulgakov’u temsil ettiği rivayet ediliyor. Hatta Usta gibi Bulgakov da bir dönem müsveddelerini yakmış. :(

Kitaptan biraz bahsetmek gerekirse “şeytanın gerçekliği” sorgulanırken Moskova’nın orta yerinde birden şeytan Woland’ın belirmesiyle şenlik başlar. Memurların rüşvete batmışlıklarını, düzenin kokuşmuşluğunu tiyatral ve eğlenceli bir şekilde okuyucuya aktarır. Arkadan da Moskova halkının paraya, mala mülke düşkünlüğünü bir hokkobazlık gösterisiyle okura sunar.

Şeytan olduğu açıkca söylenmiyor ama söylenene kadar şeytanı hissediyoruz. Ama öyle bir şeytan ki bağrıma basasım geldi, o kadar sempatik. :) Woland ve ekibi bütün pislikleri ortaya saçıp göstermekle bir nevi kahraman olmuyorlar mı aslında? Sonra Margarita ve Usta’nın kavuşmasını sağlamaları, Usta’ya haksızlık edenleri cezalandırmaları insana bu nasıl şeytan diye sorgulatıyor. Ya da insanlar o kadar kötü ki şeytan bile iyi kalıyor yanlarında.

Kitapta salt iyi ya da salt kötü karakter olmamasını sevdim. Şeytan Margarita’yı Usta’sına kavuşturabilecek kadar iyiyken, iyi karakter Margarita ise sevdiğine kavuşabilmek için şeytanla işbirliği yapabilecek kadar kötü. Bilemiyorum belki şartlar doğrultusunda zaman zaman hepimiz biraz iyi, biraz da kötüyüzdür. İyilik ve kötülük ne açıdan bakıldığına göre değişiyor da olabilir. Ya da sonunda iyi bir amaç varsa kötülük kabul görebilir mesajı da verilmek istenmiş olabilir.

Kim neyi temsil ediyordu, ne ne için metafordu tam manasıyla çözdüm diyemem.  Zaten bunu çözmek adına epey uğraşan işinin ehli insan da olmuş. Arada kim kimdi diye geriye döndüğüm ya da olayı tam kavrayamadığım oldu. Usta ile Margarita’nın ilişkisinin iç burkan bir tarafı da yok değildi, Usta’nın eriştiği bilgelik ve kabulleniş hüzünlü geldi bana. Belki bir gün bu kitabı döner tekrar okurum. Tavsiyem bu masalsı hikayeyi ıskalamayın lütfen. Bulgakov size vampirlerin, cadıların, kedilerin yanısıra şeytanı dahi sevdirecek “Usta”lıkta yazmış. =)

Son olarak meraklısına, uzun fakat bir o kadar doyurucu bulduğum, kitap hakkında güzel detaylar barındıran alttaki linki bırakıyorum.

https://rusedebiyatiarsivi.org/...-usta-ile-margarita/
Can yayınlarının 9. baskısını okudum, bunu belirtmemin sebebi kapak tasarımı. Tarif edemediğim bir şekilde etkilendim, bakıyorum, bakıyorum, yorumlayamıyorum, beni fazlasıyla etkileyen bir kapak olarak zihnime kazınıyor. Bendeki baskıda Sergey Yermolinski'nin yazdığı yazar ve bu roman üstüne giriş yazısı var ki normal puntalarla baskıya alınsa ayrı bir kitap olur diye düşünüyorum. Çok değerli bir biyografik çalışma olmuş. Önce romanı okudum, sonra biyografik yazıyı okudum. Doğru yaptığımı düşünüyorum, roman hakkındaki bazı ayrıntılar sonradan daha da anlaşılır oldu benim için. Yazarın 10 yıl bu roman üzerinde çalışmasıda ayrı bir değer bence. Çok zekice kurgulanmış, lezzetli bir anlatım tarzı var. Dönemin rejimiyle sıkıntılar yaşayan yazarın bu romanı ölümünden 26 yıl sonra 80 sayfası sansürlenerek yayınlanabilmiş. Neresinden bakarsanız ilgi uyandırıyor. Yozlaşmış insan kesitlerini Moskova’ya gelen şeytan üzerinden ince bir zeka ile mühtiş anlatıyor yazar. Fantastik karakterler, kara mizah… Kitap içinde kitap barındırıyor, ya da öykü içinde öykü barındırıyor. Bunların ilki Moskova’da diğeri ise Kudüs’te ilerleyen ve sonunda birleşen iki öyküdür. Okunması kolay bir romandır, lakin anlaşılması o kadar kolay değildir. Bir çok bilgiye sahip olmak gerekir, dönemin Moskova’sını bilmek gibi. Hiçbir şey bilmeden okuduğunuzda keyif alırsınız, bir şeyler bilerek okuduğunuzda şaşırırsınız. Gerçekten usta işi…
Spoiler!

30′lu yılların Moskova’sında İsa’nın gerçekten yaşayıp yaşamadığını tartışan iki yazarın yanına, geleceği okuma yetisine sahip bir yabancı (ismi Woland) gelir. Bu yabancı yazarların da geleceklerini okudugunu iddia eder ve birinin yakında öleceğini, öbürünün de delireceğini söyler. Woland, Sovyet toplumunu ziyarete gelmiş bir şeytandır. Ve gerçekten de kısa bir süre sonra yazarlardan biri ölür. Delirip akıl hastanesine kapatılan öbür yazar ise, orada Usta ile karşılaşır. Usta’nın İsa’nın çarmıha gerilmesinde büyük rolü olan vali Pontius Pilatus’la ilgili romanını ve Margarita’ya olan aşkını dinler. Falan filan derken öyle gidiyor iste gerisinide kendiniz okuyuverin.

Bu kitabı sevgili yazar tam on iki yılda yazmış. Kitabı tam anlamıyla özümsemek istiyorsanız mutlaka kitabın basında yer alan 40 sayfalık önsözü okumanızı öneririm. Yazarın yakın arkadaşı tarafından hazırlanan bu önsöz de, Bulgakov'un zorluklarla mücadele edişini ve asla kaleminden ödün vermediği anlatılıyor. Ben yazarın kalemini oldukça sevdim. Zaten bu okuduğum ikinci kitabıydı. 573 sayfadan oluşuyor olmasına rağmen, sürükleyici oluşundan olsa gerek kendini hızla okuttu.

Bu kitaba fantastik diyebilir miyiz bilemiyorum ama ben daha çok yazarın alegori kullanmış olduğunu gördüm. Keskin kara mizahıyla, Sovyetlerin saat gibi işleyen sistemini parçalayıp, dağıtmış. :) Tavsiye eder miyim? Kesinlikle ederim dostlar. ;)
▪ Kitap 1938 yılında tamamlanmış lakin Bulgakov öldükten yıllar sonra, 1973'te anca basılabilmiştir.
Bulgakov kitabın yayınlanmayacağını düşünmesine rağmen, bütün gizliliğini koruyarak, zor şartlar altında tam 10 yılda yazmış kitabı.
▪ Biraz da içeriğine gelecek olursak, Şeytan Woland nami diğer kara büyü profosörü Moskova'ya gelir. Bir parkta oturan yazarlar birliği başkanı Berlioz ve şair Biezdomni'nin konuşmalarına şahit olur. Tanrı ve şeytan üzerine konuşan iki arkadaşın fikirlerinden rahatsız olur ve bunu göstermek aksini ispatlamak için yardımcılarını toplar planlar yapar. Moskova'da bitmek bilmeyen ürkütücü oyunlarına başlar.
▪ Kitabın içinde asıl hikayenin yanında başka bir hikaye daha var. Bu da akıl hastanesine kapatılan bir yazar olan ustanınkidir. Ustanın yazdıkları asıl kitaba göre biraz daha sıkıcı gelsede bana, aslında birbirlerini tamamlayan iç içe kurgular.
▪ Kitabı okumadan önce hakkında biraz araştırma yapıp Bulgakov'un romanı gizli yazdığını öğrenince şaşırmıştım. Okuyunca sebebini anladım. Kitap alttan alta büyük bir sistem eleştirisi barındırıyor ve bunu fantastik ögelerle öyle güzel harmanlamışki okurken yazarın kalemine hayran kaldım. Ayrıca çok sevdiğim bir diğer yanıda insanların paraya olağan düşkünlüğüyle alçaltıcı bir şekilde dalga geçilmesiydi.
▪ Kitaba büyük bir beklentiyle başladım ve beklentilerimi fazlasıyla karşıladı. Bazı sebeplerden ötürü bitirmem uzun sürsede aslında oldukça sürükleyici bir kitap bana göre. Hele de içine dalar, şeytan Woland'in yaptıklarını merakla okursanız elinizden bırakamayacağınız büyülü bir kitap haline gelir sizin için. :)
Fantastik romanlar saçma ve sıkıcı gelmiyorsa bu kitabı okumalisiniz ustanın ve wolandin maceralarına katılın derim iyi okumalar. :)
” Bana aşk ,para ,inanç ,şöhret ,adalet yerine gerçeği verin."
Henry David Thoreau

Gerçekliğe Düşler Üzerinden Ulaşmak.

Kitabı anlayabilmek için yazarı, yazarı anlayabilmek için dönemin Sovyetler Birliği devletinin Totaliter rejimini yani Stalin Rejimini tanımak gerekiyor.

Rusya’da 1917 yılında Bolşevik devrimi sonrasında Lenin öldükten sonra iktidara geçen Stalin, devrimin özünden uzaklaşan ve sırf kendi rejimini koruyan bir politika izler. Bu süreç te siyaset ve sanat alanında kendinden farklı düşünen aydınlara çok baskıcı bir politika uygular. Kimisi öldürülür, kimisi “Sibirya Sürgünü” olur, kimisi işkencelerden geçer. Bulgakov bu aydınlardan biraz daha şanslı olanlardandır. Ancak totaliter rejimin ağırlığını psikolojik olarak derin hisseder. Tiyatro ve edebiyat alanında yapmaya çalıştığı sanatsal çalışmalar ya sansüre takılmıştır yada kırpılarak yayınlanabilmektedir.

Kendi ifadelerinde bahsettiği “gençliğimde çok çekingendim hayatımın sonuna kadar da gideremedim” ifadesi naifliğinin ne boyutta olduğunu ama çekingenliğine sebep olan “korku” sunu yenmek içinde hayatı boyunca mücadelesi görülür.

Hayattaki tek savaşı “benliği” ni korumak istemesidir. Korku ikliminde benlik savaşı yüzünden rejimin en tepesindeki adama Stalin’e bile mektup yazar ve “Bir yazar olarak düşünmek ve yazmak istediğini, bu imkanları karşılanmazsa yurt dışına gönderilmesini talep eder.”

Bulgakov’un en büyük korkusu rejim baskısı nedeniyle “gerçeği değiştirme” korkusudur.

Aslında her insanda vardır “benlik” koruma güdüsü. Söylemek ya da yapmak isteyip te yapamadığımız her şey ruhumuza saplı bir diken gibi durur. Aslında insan karakteri de yaşadıkları ile şekillenmiyor mu ?

Kitabı yazmaya başladığında, kafasındaki yerleşik düşünceyi
“Ve gerçek, dünyanın en inatçı şeyleridir.” diye tanımlar.
Ve anlatılması gereken gerçek yaşanıyordur etrafında; baskının ve korkunun getirdiği yozlaşma, güce tapınım, mış gibi yaşamlar, mış gibi entellektüeller, konfor hastalığı, insanın insana yabancılaşması, üç maymunu oynayanlar. Ve sanat yapılamıyorsa gerçeklikte anlatılamıyordur.

Ancak bir yandan da anlatmak gerekir, peki nasıl olacak bu rejimde, üstelik yayınlanmayacağını bile bile yinede yazar. Sağlığı bozulduğun da ise yazdırır. Yazdıklarını kendisinin görmesi değildir önemli olan gerçekliğin bilinmesidir.

Bulgakov, düşler dünyasında gerçekliğin peşine düşer. Rejime methiyeler düzerek geçinip giden İkinci sınıf bir şair olan İvan Nikoloyoviç’in Şizofrenik düşlerinde, şeytanla beraber tarihin sayfalarında gezdirir bizi. Romanın içinde romandır okuduğumuz.

Romandaki romanı yazan Usta’nın kendisidir. Romandaki romanda İsa dönemindeki Kudüs Valisi Pontius Pilatus’un hayatını anlatır bize. Bir yandan da İsa, diğer yandan Roma’nın yani Sezar’ın baskısı da anlatılır. Vali Pilatus doğru ile emirler arasında sıkışıp kalan tam bir görev adamıdır. Bizdeki Orhan Kemal’in “Bekçi Murtaza” karakteridir adeta.

Romandaki romanda gerçeklik İsa’nın sözünde vücut bulur. Yozlaşmanın hüküm sürdüğü o dönemde İsa; “mevcut tapınağın yerine gün gelecek gerçekliğin tapınağının yapılacağını” söyler.
Ancak bu sözleri sonunu da hazırlar İsa’nın.

Pontius Pilatus, Yahudi cemaatinin baskılarından dolayı İsa’nın idamına onay verir, ancak İsa’yı sorgularken İsa’dan doğruluk virüsü bulaşmıştır bir kere.
İstemeyerek onay verdiği idam kararı, vicdanının kanayan bir yarası olarak kalacaktır hayatı boyunca.

Kitap doğal olarak iki romanda da ilerliyor. Tarihin sayfalarında çıkıp Bulgakov’un dönemine yani Stalin dönemine döndüğümüz de “Şeytan” dünyayı gezerken Moskova’yı da ziyaret eder. Moskova halkının hali içler acısıdır. Bir yandan sindirilmişlik, bir yandan güçlünün yanında durarak korunma güdüsü, bir handa hantal bürokrasiden nemalanma, bir yanda konformist yaşam isteği, kısaca cılkı çıkmış insan hallerini Şeytanın aracılığı ile yüzlerine çarptırır Bulgakov.

Romandaki romanı yayınlatabilmek için Yazar Birliğine başvurması geri çevrilmesi “Usta ile Margarita”nın kaderidir de. Roman daki romandan korkan Totaliter güç Usta’yı hasta etse de, sevgi galip gelecektir.

Margarita’nın Usta’ya olan aşkı Margarita’yı şeytanla işbirliğine bile sokar. Şeytan Cehennemdeki günahkarlarla her yıl düzenlediği balo’da Margarita’dan kendisine Kraliçe Margot olarak eşlik etmesini ister. (Gerçek tarihte 1572 Yılında yaşamış Kraliçe Margot’u Aleksander Duma, kitabında şeytana fahişelik yaptırtmıştır)

Şeytan, Yapmış olduğu balo ile Cehennemden gelen günahkarlarla Moskova halkının hallerini yani kötüleri yansıtır bize.

İyiliklerinin karşılığın Usta ile Margarita almışlardır. Şizofren Şair hastane sürecinde Usta’yı tanıdıktan sonra gözündeki perde kalkmış gerçeklik dünyasına dönmüştür.

Sezar Paranoya sı nasıl ki Kudüs Valisi Pontius Pilatus’ta varsa Stalin Paranoyası da Sovyet aydınlarında hissedilir.

İsa nasıl gerçeklik savunucusu ise Usta’da aynı paraleldedir.
Usta ile Margarita, Bulgakov'un önemli bir eseri. Yazarın Usta ile kendisini, Margarita ile ise geç bulduğu biricik aşkı Yelena'yı anlattığı ifade ediliyor. Eser bu anlamda biyografik okumaya imkan tanıyor. Benim Bulgakov'la tanışmama vesile olan yazar ise Aytmatov. Usta ile Margarita'nin Vali Pontus Pilatus'u anlattığı bölümler Dişi Kurdun Rüyalari'ni da akla getiriyor. Bulgakov'un, belki Stalin devrinin de etkisiyle bolca fantastik ögeye de yer verdiği roman mutlaka okunacaklar listesinde yer almalı.
*Bulgakov’un on yılda gizli gizli yazdığı ancak otuz üç yılda yayınlandığı kitabı. (Kitap yazar öldükten sonra basılmış ) Kitap hiciv için yazılmış. Ve bence amacına ulaşmış. Fantastik öğeler içeriyor. Biraz bu fantastiklik sayesinde biraz da Bulgakov’un şahane kalemi sayesinde kitap oldukça akıcı. Ben bazı sebeplerden dolayı bir türlü elime alıp devam edemedim o yüzden okumam biraz uzun sürdü ancak hemen bitebilecek akıcı ve sürükleyici bir kitap. *Kitapta Woland adında bir şeytanın kara büyü uzmanı olarak Moskova’ya gelmesi anlatılıyor. Yanında dostları da var ve bu dostlar arasında en ilginci konuşan,satranç oynayan,içki içen kara kedi Behemot. Açıkçası bu kedinin olduğu bölümler beni oldukça eğlendirdi. *Kitabın içinde birkaç hikayeye tanık oluyoruz ama hepsi bir bütünlük içinde. Bir yanda usta ve Margarita’nın hikayesi , bir yandan şairlerden ve yazarlardan oluşan bir cemiyet , bir yandan da Pontius Pilatus,Matta Levi ve İeşua var ama dediğim gibi hepsi bir bütün , birbiriyle bağlantılı hikayeler.Okudukça devamı için bir merak uyanıyor içinizde. *Kitap Tanrı ve şeytana inanmayan iki şair dostun, Berlioz ve İvan Nikolayeviç’in şeytan Woland ile karşılaşması ile başlıyor. Woland’ın garip davranışları tabii ki dikkat çekiyor.Şair ikili ,Woland ile sohbet ediyor ve bu sohbetin sonunda işler pek yolunda gitmiyor. İşte Woland ve dostalarının gelişiyle Moskova’da esrarengiz olaylar başlıyor. *Bazı bölümlerde kafam biraz karıştı ama bu ara vererek okuduğumdan kaynaklanıyor büyük ihtimalle.Bulgakovun üç kitabını daha okudum ve onun kalemini beğeniyorum iyi yazıyor , akıcı oluyor ve araya mizah da katıyor. Bu kitabın yazılması ve basılması ile ilgili ilginç şeyler var . Bu kitabı okumanızı ve hikayesini araştırmanızı da tavsiye ederim.
At kişnemelerinin ardındaki ışıltılı gözlerini gösteren Woland’ın bir şehre korkunç esintisini verebileceğini nereden bilebilirdik. Şeytanın kışkırtıcı teklifleri karşısında insanoğlunun düştüğü durumu özetleyen bir kitapla karşı karşıyayız. Ustanın ikinci bölümde (ilk bölümü anlatmıyorum bile) sahneye çıkması Margarita’nın gizemiyle sayfalarınızın bir fırtına esintisine maruz kalacağını garanti edebiliyoruz. Şunun şurasında 573 sayfalık bir Woland koşuşturması okumuyoruz. Pontius Pilatus (adını yazarken bile Google amcaya başvurmak zorunda kaldım) Kısaca Roma Valisi kitap içinde kitap olması bir sürpriz değil sanki. Bulgakov amcanın vardır bildiği deyip bu kısmı kısa tutmak istiyorum. Woland’a dönecek olursak; bu cani üç kağıtçı hain iblis herkesi bir güzel ayartıyor. Ayartmakla kalmayıp canlarına okuyor. Elbette tek başına değil bu mendebur. Koroyev düzenbazı ve Kedi Behennot’u da işin içinde. Bu lanet kedinin ukala tavırları sizi çileden çıkabilir. Sabırsız olanların bu kitabın yanından yöresinden geçmesini tavsiye etmiyorum.

Woland tam bir şeytan yani şeytanın kendisi. Azezello ve Koroyev Kedi Behennotla birlikte ölümsüzlüğün keyfini çıkarırken, şehrin içinde olan biteni size anlatmaya kalksam şuraya (abartmıyorum) 50 sayfa yazı yazmak bile yetmeyebilir. Kurguyu veya olan biteni anlamanın güçleştiği çoğu yerde kelimelerin içinde kaybolmak içten bile değil. Kitabın 10 senede yazıldığını düşünürsek Bulgakov’un bazı yerlerde olayları unutabilmiş olduğunu kanısına vardım. Bu da çok doğal bence. Belki bende yanılıyor olabilirim.

Olaylar iki ayrı zaman ve mekanda geçtiği için konuyu toparlamak bazen güçleşiyor. Meğersem son yüz sayfada anlayacaksınız bunu tabi. Meğersem vay vay deyip Usta amca şimdi sen bunları mı yazdın bize yazdığını okuyorsun diyebilirsiniz. Bunu ilk defa okuyan kesinlikle bir spoiler yemiş olmayacak. Ustanın varlığı ikinci bölümde başladığı için siz şeytan Woland’la meşgulken o bir anda gecenin sessiz bir anında size konuk olacaktır.

Kitap Berlioz ve Biezdomni karakterlerinin şeytanla karşılaşmasıyla başlayıp, Pilatus’unda devreye girmesiyle Usta ve Margarita’nın buluşmasna kadar son hızıyla devam ediyor. Eğer benim gibi bir Bulgakov hayranı iseniz bu kitabı okuyun. Ama ilk defa okuyacaksınız kesinlikle bu kitaptan başlamayın derim. Benden bu kadar kalın sağlıcakla :)
"Dostoyevski öldü," dedi kadın, ama biraz tereddüt etmişti.
"Bunu asla kabul edemem," diye bağırdı Behemot.
"Dostoyevski ölümsüzdür!"
Mihail Bulgakov
Sayfa 430 - Everest Yayınları, 2017. 1. Basım, Çeviren: Sabri Gürses
"Evet, insanoğlu ölümlü," dedi. "Ama bu kadarla kalsa çok önemli değil. İşin kötüsü, insan hiç beklenmedik bir anda ölüyor. İşte işin püf noktası bu. Ve insan, akşama ne yapacağını bile bilecek durumda değil."
"Dostoyevski öldü" dedi kadın.
"Protesto ediyorum!" diye ateşli bir sesle haykırdı Behennot. " Dostoyevski ölümsüzdür !"
Bir şeyleri yönettiğini sanan kişi, bir bakarsınız birdenbire tahta bir tabut içinde kıpırtısız yatıyor; öylece yatan kişinin bir yararı olmadığını anlayan çevresindekiler de onu sobada yakıp kurtulurlar.
Mihail Bulgakov
Sayfa 12 - Everest Yayınları, 2017. 1. basım, Çeviren: Sabri Gürses
Büyük planlar yapmaya gerek yok sevgili komşu, cidden! Sözgelimi ben, bütün yeryüzünü gezmek istiyordum. Ama anlaşılan kaderimde yokmuş. Ben bu kürenin sadece birkaç önemsiz parçasını göreceğim.
Mihail Bulgakov
Sayfa 182 - Everest Yayınları, 2017. Mini Boy 1. Basım, Çeviren: Sabri Gürses

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Üstat İle Margarita
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
492
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752899988
Kitabın türü:
Çeviri:
Sabri Gürses
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Usta ve Margarita
Usta ile Margarita (Çizgi Roman)
Usta ile Margarita
Usta ile Margarita
Üstat İle Margarita
Şeytan bir gün, aralarında kocaman bir siyah kedi ile çırılçıplak bir cadının da bulunduğu yardımcılarının eşliğinde Moskova'ya iner. Moskovalıları gözlemleyecek, insanlığın değişip değişmediğini anlayacaktır. Kullanıldıktan sonra şampanya etiketlerine dönüşen banknotlar dağıttıktan, çeşitli insanlara ne zaman ve nasıl öleceklerini bildirdikten, ihtişamlı bir de balo verdikten sonra ayrıldığındaysa, ardında tıka basa dolu akıl hastaneleri ile şehri ele geçiren düzensizlik karşısında ne yapacağını şaşırmış yetkililer bırakır. Şeytan'ın cazibesine kapılmayanlarsa sadece hayatını gerçeğe adamış olan Üstat ile hayatını Üstat'a adamış olan Margarita'dır.

"Gel peşimden, ey okur! Kim söyledi sana yeryu?zu?nde gerçek, sadık, sonsuz aşk olmadığını? O yalancının iğrenç dilini kessinler!" diyor anlatıcı Üstat ile Margarita'da. "Gel peşimden, ey okurum ve sadece benim peşimden gel, ben sana böyle bir aşk göstereceğim!"

20. yüzyılın en önemli yazarlarından Mihail Bulgakov, gerçekten de aşkı, büyüyü, inancın gücünü, en önemlisi de gerçeği seriyor okurun gözlerinin önüne. Başyapıtı Üstat ile Margarita, şimdi ilk defa özgün dilinden yapılan çeviriyle Türkçe okurlarını da bu tüyler ürpertici yolculuğa katılmaya çağırıyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 322 okur

  • Seyhbani
  • Duygu Erkoç

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.6 (1)
9
%0
8
%0.6 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları