Adı:
Ütopya
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059530705
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Salon Yayınları
Thomas More günümüzden yaklaşık beşyüz yıl önce yazdığı bu eserde, bir taraftan o dönem ki devlet yönetimini, toplumu, siyasal ve sosyal yapıyı eleştirirken, diğer taraftan da Ütopya Adasında yaşayan Ütopyalılar üzerinden örnekler vererek yanlışlıkların nasıl düzeltilebileceği konusunda çözüm önerileri sunmaktadır. More’un böyle bir yol izlemesinin sebebi ise o dönemde görmüş olduğu yanlışlıkları doğrudan, açık bir şekilde anlatması halinde cezaya çarptırılma ihtimalidir. Dile getirmiş olduğu sorunlara karşılık çözüm önerileri eleştiriye oldukça açıktır.
217 syf.
·Beğendi·10/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

İKİ İSİM , İKİ SİSTEM , TEK DÜNYA ...

Bir başka incelemeden daha selamlar ola kikirikler.. Hemen uyarayım ki bu inceleme ister istemez uzun olacak .. Aslında her ne kadar bu kitabı hiç okumamışlar ve okumayı düşünmeyenler dahi olsa , bu eser hepimizi , biz bilmesek de ilgilendiriyor .. Nasıl mı ? Başlayalım öyleyse ..
Okuyacak olduğunuz hikaye, bir isim ile beraber bir ülkede start alıyor .. Avrupanın yükselişi..Güçlü krallar yeni yeni meydana iniyor .. Ateşli silahlar egemenliği ele almış ,şıkır şıkır zırhlarının içinde halen daha at koşturan ÇİKİ ÇİKİ süvariler var ama eli silahlı piyadeler onların son kullanım tarihlerini belirlemek üzereler .. Çekik gözlü gavur Çinliler odun kömürü , kükürt ve güherçileyi "bahçelerde börülce oynar gelin görümce" diyerek bir araya getirmiş , barutu icat etmişler .. Nerede miyiz ? İlerleyen dönemlerde Kutsal Roma' nın bir zamanlar hüküm sürdüğü topraklarda hak iddaa edecek olan Mussolini' nin memleketi İtalya' da.. Sene 1500 ler .. Bahsedeceğim şahıs aslen bir siyaset kuramcısı .. Çocukluğu Michalengelo ' nun çamura ve kağıtlara can verdiği dönemlere rastlıyor ( sözde ciddi olacaktı bu inceleme ama Mikelanj diyince sizin de aklınıza Öztürk Serengil gelmedi mi? dayanamadım valla napam ? =)) )..O sıralarda Floransa ' da borusu öten aile Mediciler..Hani şu banker aile ..Para bunlarda , canlı bunlarda anlıyacağınız o zamanlar.. Bu arkadaşımız da yanlış hatırlamıyorsam on dört, on beş hadi taş çatlasın on altı sene bu aileye karşı katı bir duruş sergileyen bir hükümetin sözcülüğünü , sekreterliğini yürütüyor .. Bir GS vs FB sendromu işte sen anla! Gün geliyor devran dönüyor, horoz dönüyor tavuk öpüyor ve bizimki işini kaybediyor .. İktidarda Mediciler ..Bunu alıp hapse atıyorlar komplo kurdun sen diyerek ..Bir süre işkence görüyor , uzun müddet hapiste yatırıyorlar ama adalet gereği kanıt yetersizliğinden kız kaçıran edasıyla serbest kalıyor arkadaşımız .. Tabi öncesinde Papanın oğlu Cesare Borgia 'nın kendisine karşı gelenlerin ümüğüne nasıl çöküp boğdurduğunu bir bir görüyor .. Kanın ve diktanın tadını alıyor .. İşte bu serbest kaldığı sıralarda hemencik iki kitap yazıyor bizimki..Birini millet sallamıyor o zamanlar ama konusu eskiye özlem ve eski Roma ile alakalı .. Diğeri ise Il Prince (Prens işte =) ). Bu , dini kendi çıkarları için kullanmaktan geri kalmayacak din simsarı ve otorite özlemiyle yanıp tutuşan güzide kardeşimiz İtalya ' da cumhuriyet kavramına KÖKÜNDEN karşı o dönemde..İtalya' yı ancak ve ancak bir despot bir araya getirebilir ona göre . Bu despotu da şöyle tanımlıyor : Papa kadar yalancı , oğlu kadar acımasız .. Şunlar da kendisine ait cümleler : HİÇ KİMSE PAPA KADAR AĞIRBAŞLI BİR BİÇİMDE ŞEREF SÖZÜ VERİP , VERDİĞİ SÖZDEN BÖYLESİNE ÇABUK DÖNEMEZ...1527 ' de öldüğünde İtalya' nın onun sözünü ettiği türden bir hükümdara sahip olamayacağı çok açıktı (en azından o dönemler)..Kim mi idi bu arkadaşımız ? Az sabır... =)))

Thomas More ise onun Prens ' i yazdığından tam 3 sene sonra , şu an incelemesini yaptığım bu kitabı yazdı .. Bildiğim kadarıyla hiç karşılaşmadılar ve hiç tanışmadılar da .. İkisi de Avrupa ' nın yükselişe geçtiği dönemlerde bu emekleyen ulusların zayıf ve güçlü yanlarını gayet iyi analiz ettiler .. More çok parlak bir kariyere ve parlak biz zekaya sahipti..Yirmisinde başarılı bir avukat iken , yirmilerinin ortasında parlamentoya girdi..Burada bir yasa tasarısı tartışılırken VII. Henry ' ye öyle bir ayar verdi ki , kral More ' un babasına hatırı sayılır bir para cezası vermek zorunda kaldı.. Sonrasında gelen VIII. Henry ise kendisini gayet seviyordu ve onu Adalet Bakanı olarak atadı..Gel zaman git zaman sonra More yukarda da belirttiğim gibi Ütopya' yı kaleme aldı .

Yunanca bir kelime ..Olmayan yer , olmayan ülke demek katharevousada (eski yunanca.. bkz : yunan dili okumuş olmanın yararları=) ).. Biz YALANYA da diyebiliriz =)) Bu kitapta , Thomas abimiz dönemin krallıklarının ardına düştüğü sonu gelmez askeri şöhret ve budalalıkları hicvediyor Portekizli bir gezginle sohbet ediyorum diyerek..Kralın yanındaki şakşakcıları topa tutuyor.. Diyor ki ; bırak artık savaşmayı ey eşşek Fransa kralı !! Elindekilerle yetin , halihazırda elinde olan topraklara bak ..Onlar sana zaten yeter!! Savaşla uğraşana kadar halkınla ilgilen , onların refahını sağla ..Ve ekliyor hemen "Tabi hiçbir kral buna yanaşmayacaktır!" Peki nasıl bir yerdir bu Yalanya pardon Utopia? Ne var orada ? Nasıl bir zihniyet egemen?
* Utopya' da kral yok .. Bir seçilmişler meclisi var .. Dolayısıyla çoğunluğun rızası ile alınan kararlar söz konusu ..
* Savaştan nefret ediliyor .. Savaş ancak meşru müdafa söz konusu olduğunda bir seçenek onlar için.. Mutlaka savaşmak gerekirse de komşuları PARAYATAPANLAR ' a para vererek kendileri adına savaştırıyorlar (sanırım o dönem , dış borçlarını savaşarak kapayan İsviçrelilere bir kapak yapmış More amcamız burada =) )
* Meclisin en büyük görevi sağlık , eğitim ve su işleri (su diyince garibine gitmesin emmoğlu..o dönemler din-tarım toplumu ortamlar =) )
* Aslen komunizm benzeri bir sistem bu ve herşey ortak..Herkes aynı şeyleri giyiyor ve on senede bir evini değiştiriyor..
* Üretici ve çiftçinin ensesinde boza pişirip vergi alan feodal beyler , lordlar falan yok..
* İş paylaşımı söz konusu lakin ağır işleri mahkumlar yapıyorlar.
* Kimse paraya değer vermiyor , örneğin mücevher takmıyor..
* Buraya çok dikkat !! Avukatları yok çünkü ONLARI ,ASIL İŞLERİ SORUNLARI GİZLEMEK OLAN İNSANLAR olarak görüyorlar ..

Bu kitabı ilginç kılan aslında bahsettiklerinin keskinliği veya tartışılabilirliği değil , zihinde yarattığı KUŞKULAR.. Thomas More yaşadığı dönemde , BİZİM İTALYALI ESAS OĞLANIN AKSİNE , gücün tek bir elde toplanmasından kaynaklanacak sorunları gayet iyi analiz etmiş .. Olası savaşları önceden görmüş baba - oğul Henryleri yakından tanıdığı için..
Esas oğlanımız ise yeni yeni serpilen ve kaba kuvvetle hükmedecek ulusları betimlemiş ve İtalya' nın bu uluslardan biri olacağını ummuş idi.. Thomas More ise bunun tam karşısındaydı ..O belirginleşen , gücü tek elde toplayan ulusların yaratacağı tehlikelere karşı uyardı.. Veeee tahmin edileceği üzere More ' un bahsettiği sistemi pek azı uyguladı..Avrupalılar, Il Prince 'in yolundan gitmeyi seçtiler ..Dünyayı keşfedenler , sömürecek olanlar şiddet yanlısı ve açgözlü MACHIAVELLI taraftarıydılar : Tüccarlar - Askerler ve Hükümdarlar..Sonrası mı ? Dünyanın neresinde olursanız olun .. Kafanızı kaldırıp alıcı gözüyle bir bakın çevrenize .. Tv den medyaya ,eğitim öğretim birimlerinden tutunda sağlık sistemlerine dek bu sistemin izlerini göreceksiniz..

NOT : bir kaç kelam daha edicem ama "Mazot ikmali" yapmam lazım =)) Bakkala gidip gelem az sürtem dışarlarda ayazı ağzıma yüzüme yiyip =))
158 syf.
·1 günde·10/10
Huzur.. Hayat boyu aradığımız peşinden koştuğumuz huzur. Bu uğurda bazen içimize kapandığımız bazen kendimizi bağımlılıklara bıraktığımız bazen eşimize dostumuza sarıldığımız bazen de kendimizi kalabalıklara vurduğumuz huzur.. Deniz manzaralarında, doğada, köşklerde, lüks yatlarda, barlarda, pavyonlarda, bir insanın sıcaklığında aradığımız huzur. Peki neredeydi bunca zaman, biz kendimizi yerken için için bitirirken köşe bucak ararken neredeydi? Onu bulmak için Nilgün Marmara’nın dediği gibi, Kafatasımızın içini, bir küçük huzur adına aynalarla mı kaplatmalıydık yoksa Sait Faik gibi kendimizi doğaya mı bırakmalıydık? Onlar bulabildiler mi acaba?

Sürekli yalnızlıklardan bahsettik belki de huzur toplu olarak yaşamayı bilmekteydi, toplumdaydı, geleceğe güven ile bakabilmekteydi, can güvenliğimizin olmasıydı, zamanımızın çoğunu başkalarının hesabına çalışarak geçirmemekteydi, dini inanışlara saygıdaydı, bilimdeydi, eğitimdeydi, felsefedeydi, sanattaydı.. Toplum olarak bireylerin huzurunu kaçırmak, çatışmak yerine insana ve insanlığa değer vermekteydi..

Thomas More’de 1516 yılında yayınlanmış Ütopya isimli kitabında huzuru aramış. Yönetenlerden ziyade yönetilenlerin huzurunu refahını. Tarih ne kadar da esik değil mi? Yaklaşık 500 yıl önce.. Üzerinden yüzyıllar geçse de insanlığın sorunları hala aynı. Kitabı iki kısma ayırmış, ilk bölümde dönemin İngiltere ve Fransa’sının sorunlarına yer vermiş. İkinci kısımda ise; zihninde yeni bir ülke yaratmış “Ütopya”. Ne kadar da manidar bir isim değil mi?

Ütopya isimli ülkede insanlar huzur, refah içinde. Bu mükemmel ülkeden çağına göndermelerde bulunmuş. Bunların en çarpıcılarından bir tanesi; insanların hayvanlar gibi çalıştırılması, çalışan bu insanların tüm insanlık adına üreten tek kesim olması, gördükleri muamele ve bu insanlar bu şekilde çalışıp yaşarken efendi, yöneten konumunda olanların hiçbir iş yapmadıkları halde en lüks hayatı yaşayıp çılgınca tüketmeleri.

Yazarın değindiği diğer konular ise; dini hoşgörü, mülkiyet kavramı, savaş ve devlet yönetimi. Bu konuların hepsi zaten iç içe günlük hayatta da. İnsanlığın baş düşmanı. Tüm sorunların kaynağı. Yazar savaş için diyorki, en şerefli zafer bile onur kırıcıdır, insan kanı döktüğü için. Ayrıca yarattığı ülkedeki hiçbir bireyi de savaşa göndermiyor, kimseyi öldürtmüyor çok zor da kalmadığı sürece.

Burada kitaptan koparak mülkiyet kavramı üzerin birkaç cümle de ben kurmak isterim. Herkesin bu kavrama yüklediği farklı anlamlar vardır. Hatta bu kavrama yüklenen anlamlar üzerinden kişilerin ideolojileri hakkında yorumlar da yapılır. Burada bahsettiklerim kesinlikle ideolojik değil kavram ile alakalıdır. Mülkiyet bana göre ahlaksızlıktır, bencilliktir. Dünyadaki suçların %80’inin kaynağı insanlığın baş düşmanıdır. Temel olarak sahip olma iç güdüsünden gelir. Yeri gelir insanın öyle bir gözünü döndürür ki her şeyi yaptırır. Hırsızlık, cinayet, gasp, rüşvet vs. Aklınıza ne kadar pislik geliyorsa. Yahu üç günlük dünya hepimiz kiracıyız, nedir bu alıp veremediğiniz, benim olsa ne senin olsa ne..

Her zaman pislikte değil, iyi niyetli insanlarda bunun kurbanı.. Bir ev için ömrünü feda eden, bir telefon, araba için türlü sıkıntılara giren insanlarla dolu sokaklar.. BEN İNSAN HAYATININ BU KADAR KIYMETSİZ OLMADIĞINI DAHA BÜYÜK AMAÇLAR PEŞİNDE KOŞMAMIZ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM.

Kitap güzel ben sevdim. Okumak isteyenlere de tavsiye ederim. Bu arada şu mülkiyet meselesini de bir düşünün.

Herkese keyifli okumalar dilerim..
  • Devlet
    8.4/10 (1.083 Oy)1.255 beğeni4.456 okunma2.065 alıntı29.017 gösterim
  • Sokrates'in Savunması
    8.5/10 (1.909 Oy)1.920 beğeni7.285 okunma2.437 alıntı47.681 gösterim
  • Böyle Söyledi Zerdüşt
    8.5/10 (1.839 Oy)2.229 beğeni6.757 okunma11.222 alıntı85.671 gösterim
  • Bulantı
    8.4/10 (1.087 Oy)1.254 beğeni3.773 okunma3.185 alıntı34.089 gösterim
  • Dorian Gray'in Portresi
    8.8/10 (1.876 Oy)1.852 beğeni5.088 okunma6.326 alıntı47.075 gösterim
  • Savaş ve Barış
    8.7/10 (1.061 Oy)1.263 beğeni4.495 okunma2.787 alıntı41.695 gösterim
  • Veba
    8.4/10 (886 Oy)976 beğeni2.944 okunma1.267 alıntı19.123 gösterim
  • Budala
    8.5/10 (1.033 Oy)1.195 beğeni3.986 okunma3.690 alıntı39.648 gösterim
  • Hamlet
    8.9/10 (1.486 Oy)1.517 beğeni5.316 okunma2.519 alıntı48.659 gösterim
  • Ölü Canlar
    7.8/10 (1.058 Oy)1.048 beğeni4.454 okunma1.604 alıntı26.199 gösterim
250 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Dünya Düşünce Tarihinin en önemli eserlerinden biri olan Thomas More'un Utopia'sı; 1516'da kaleme alınmıştır, var olmayan,kurgusal bir adada geçmektedir. İnsanların eşit olduğu, toplumsal sınıfın ve özel mülkiyetin olmadığı; insanların refah içinde ve mutlu yaşadığı adada suçların da minimuma indiği gözlenmektedir. More kitabında ütopyalıları ve onların yaşam biçimlerini anlatarak, döneminin İngilteresi'ne de bir eleştiri getirmektedir. Kitaba odaklanarak okuduğunuzda zevk alacağınıza inanıyorum. Kesinlikle tavsiye ederim.
241 syf.
·10/10
Kitabı okuyanların mutlaka yazarın yaşamına ve dönemin olaylarına göz atması gerekiyor. (İş Bankası yayınlarından okuyorsanız ikinci bölümdeki incelemeleri de okumanız faydalı olacaktır) Bu bağlamda incelendiğinde aslında ne kadar döneminin ilerisinde bir ütopya kurgulandığı da görülmüş olur. Bazı yorumların aksine kitap kesinlikle sıkıcı değil gayet akıp gidiyor. -Elinde bir kitap sürünen ben bile 2 günde bitirdim- Okumayı düşünen varsa benim tavsiyem düşünmeyi bırakıp hemen okumaya başlamalı.
"Ütopya" 3 sene öncesine kadar bu kelimenin anlamını bile bilmezdim. Sonra yarışma programına rastladım ve kitabı merak etmeye başladım. Kitaptan daha çok Thomas More'un cesaretini sevdim. Bu kitabın yazarı Thomas More olmasaydı okumak bile istemezdim belki de:) "Ütopya " hayal bile edilemeyecek kadar adaletli , güzel ülke. Okuyabileceğim bir internet sitesi bulursam en kısa zamanda okuyacağım bu kitabı. Thomas More'un uğruna idam edildiği ülkesini çok merak ediyorum.
250 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kitap fazlaca karışık ve kopuktu. Ütopya denen yerin yaşayış sistemini, din, kültür, dünyaya bakış açılarını gösteren yer yer güzel yer yer de günümüz şehirlerine uydurulmasının imkansız olduğu düşündüğüm güzel bir eser. Bazı kısım çelişkilerde görmedim değil. Örneğin sosyalizm üzerine kurulu bir sistemden söz ediliyor ama kölelik var, kölelik varsa eşitlik yok demektir eşitlik yoksa da sosyalizm yok demektir. Demek ki sosyalizm temelli bir yer değil. Aslında komünizm sistemli sosyalist bir yer anlatılıyor demek daha doğru olur. Mülkiyet kavramının ortadan kaldırıldığında ve kişilerin üstlerine düşen görevleri layığıyla yerine getirdiklerinde insanların nasıl da mutlu, huzurlu ve refah içerisinde yaşadığı aktarılmaktadır.

Ütopya'yı Thomas more kendi ağzıyla anlatıyor olduğunu sanıyodum ama değilmiş more bunu sözde oraya gitmiş oralarda kalıp herşeylerini öğrenmiş olan Raphael Hythloday'nın ağzında dinleyip yazıyormuş. Pek önemli değil ama kendi azıyla yazsaymış olsa daha bir beklentim karşılanırdı. O kısma çok şaşırdım ve hayal kırıklığına uğradığımı söylemeliyim.

Son olarak yayınevinden de sözetmek istiyorum. 'Alter yayınevi' tam bir rezalet. Bir kitap anca bu kadar özensiz ve kötü basılabilir. Hiç mi açıp bakmadınız kelimelerin yanlışlığı sayfa sayılarının yanlış düzeltilmesi ve daha neler neler neyse okuyacaklara sesleniyorum Alter Yayınevinden uzak durun farklı yayın evinden okuyun.
Kitabı;yazıldığı zamanı, thomas more'un sonrasında başına gelenleri ve adamın koyu bir dindar oluşu çerçevesinde değerlendirdiğinizde; ""zamanının ötesinde yaşayan insanlar" her devirde varlarmış" dedirtiyor. ve bu his beni gerçekten mutlu etti. Kitap "hiç biryer" temasında bir ülke anlatıyor. aslında var olmayan var ol-a-mayacak kadar kusursuz. Ancak bir nokta atlanmış. "İnsan İçgüdüsü" ve "İnsan Psikolojisi". kitabın en büyük eksikliği bu. yani o kısmını tamamen görmezden gelmiş. her cümleyi okuduktan sonra fazlasını isteyen bir insan çıkarsa bu düzen ne olur diye sordum. ama Thomas More "Fazlasını İstemezler" diye yazmış:) e adı Ütopya zaten :)
250 syf.
·8/10
Thomas More'un ideal olarak gördüğü yönetim şeklini anlattığı bir eser.
Askerlik konusuna büyük ölçüde katılmama rağmen, ideal toplum düzenine katılmadığımı söylemem gerek. Çünkü, kitaptaki gibi ideal bir toplum düzeninin toplumdaki kişileri tek tipleştirmesine yol açacağını düşünenlerdenim.
Kendi tabirince toplumdaki ahlak düzenini bozanların çok sert cezalara çarptırılması uygulamasını doğru bulmadım.
Çok mantıklı ve çok mantıksız gelen yerler de var. Bazı yerlerde de anlatılan Ütopya'nın kendi içindeki kurallarla çeliştiğini fark ettim.
Sosyoloji ve felsefe ile ilgilenenlere öneririm.Kitap gayet akıcı ve dili sade.
Genel olarak güzel ve yazarın kendi görüşleriyle ideal bir ülke yönetiminin nasıl olması gerektiğini anlatan bir kitap.
250 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Thomas More'un Utopia'sı uzun zamandır okumak istediğim bi kitaptı ve beklentilerimi karşıladı diyebilirim. More, okuyucuya kendi düşüncelerini Raphael adlı karakter ile aktarıyor. Bunun nedeni de yaşadığı zamanın toplum yapısından kaynaklı olsa gerek. Kitap, hırsızlık ve ölüm cezasıyla ilgili bir konuşma ile başlıyor. Bu şekilde Raphael, çok beğendiği ve övdüğü Utopia'yı anlatmaya koyuluyor.
Utopia çok düzenli ve biraz düşününce insanın sınırlarını zorlayan bir ada. Herkes üretici. Bekar erkek ve kadınlar haricinde herkes aynı kıyafeti giyiyor. Kıyafetler gösterişsiz. Kıyafet konusunda insanlar tek tipleştirilmeye çalışılmış gibi. Özel mülkiyet yok ve bundan kaynaklı olarak altın, elmas, para zenginlik ölçütü değil. Aslında şu an yaşadığımız toplumun yapısını düşünürsek Utopia'da özel mülkiyetin olmaması hakkında "hiçbir şeyin yokken zengin olabilirsin" diyebiliriz. İnsanların ihtiyaçları gerekli ölçüde karşılandığı için kimse fazlasına göz dikmiyor.
Kitabı okurken bazı kısımlar saçma gelmedi değil. More toplumsal sınıfların olmadığını söylüyor fakat kölelerin olması bu düşünceyle çelişiyor. Ayrıca dini inanışlarda herkesin serbest olduğunu, kimsenin bu konu hakkında toplum tarafından zorlanmadığını söylerken bi taraftan da dini inanışı olmayan insanların toplum tarafından dışlandığını söylüyor. Evet sorarım sana More, neden?
Kadın erkek eşitliğinin olması, özel mülkiyetin olmaması beni mutlu etti.
Kitap okunmaya değer. Şu an yaşadığımız toplum yapısına çok ters. Okumuş olanlar bir kez de olsa "beni de al Utopia" diye düşünmüştür diye tahmin ediyorum.
*Bu arada Mina Urgan'ın incelemesini de okuyun daha iyi kavrıyorsunuz bazı şeyleri.
250 syf.
·1 günde·8/10
Yıllar önce izlediğim İngiltere Kralı VIII. Henry'nin hayatını konu alan The Tudors dizisinde Thomas More da canlandırılmıştı. Kitabın başında onun hayatına da deginildiği için dizideki yaşamı ve diyalogları geldi gözümün önüne.Ne kadar dizideki kişi gerçek Thomas More olmasa da kitabı okurken hep ordaki haliyle canlandı gözümde ve sanki bildiğim tanıdığım birini okuyormuşum gibi kitaba farklı bir sıcaklıkla başladım.

Kitapta Ütopyalıların yaşamını sosyal, siyasi, askeri, dini, ekonomik yönlerden ele alıyor.Beğendiğim uygulamalar da vardı, beğenmediklerim de hayli fazlaydı.Ayrıca kitabın anlatımı akıcılığı çok iyi.
144 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Genel anlamda güzel ve hoş bir öngörü olmakla birlikte yer yer kafama takılan bölümler de yok değil. Thomas More kendi kafasında mükemmel bir yaşam tarzı, bir sistem oluşturmuş ve bu sistemi" Ütopya" adında hayali bir ada da gerçekleştiriyor.(dönemin şartlarını düşününce bunu açık açık söylemesi de zaten imkansız gibi bir şeydi.)Kafama kurcalayan bölümlerden bir tanesi dini hoşgörüyü, sevgi ve saygıyı ön plana çıkarıp gerçek hayatta kendisiyle çelişen bir adam. Aşrı derece de Katolik mezhebini desteklemesi ileride ölümüne bile sebebiyet veriyor.Genel anlamda insan odaklı tüm sistemlerde olduğu More'un sistemi de mükemmel ama iş pratiğe daha doğrusu İnsan boyutuna geldiğinde bozuluyor.Kısaca insanların iyiliğini ve eşitliğini ve adalet kavramını ön planda tutan tüm sistemler gerçekten müthiş ama sadece kitaplarda...
250 syf.
·Beğendi·10/10
Aylardır kitaplığımda duran bir türlü okuyamadığım bu kitap sesli bir şekilde "iyi ki okumuşum" dedirtti bana. Anlatım o kadar güzel ki bir an Ütopia gerçekten varmış gibi hissettiriyor insana. Kitabın yazarı da tıpkı kitapta anlattığı ve her insanda olması gereken; iyilik, doğruluk,insanlık,vicdan,ahlak,alçakgönüllülük, açıksözlülülük gibi erdemler uğruna, vicdan özgürlüğü uğruna öldürülüyor. Thomas More bir kralın aklına esti diye inançlarından vazgeçmeye yanaşmayıp idam sehpasına çıkmakla kişiliğinin yüceliğini kanıtladı.
Sabahattin Eyüboğlu, Vedat Günyol ve Mina Urgan'ın eşsiz çevirisi kitabı daha da anlaşılır kılıyor. Ayrıca kitabın sonunda Mina Urgan'ın inceleme yazısı bulunuyor.
Kitabı bitirdiğinizde "İyi ki vardın Thomas More" diyorsunuz.
"Mülk sahipliğini ortadan kaldırmak memleketin zenginliğini eşitçe, doğrulukla dağıtabilmenin ve insanlığı mutluluğa kavuşturmanın biricik yoludur.."
Thomas More
Sayfa 35 - Kültür Yayınları (Mina Urgan'ın incelemesiyle)
"Hırsızlara en ağır cezaları verecek yerde, toplumun bütün üyelerine yaşama olanaklarını sağlasanız ve kimse kellesi pahasına çalmak zorunda kalmasa daha iyi olmaz mı?"
Thomas More
Sayfa 11 - Kültür Yayınları (Mina Urgan'ın incelemesiyle)
Ben şimdi özgür bir insanım, dilediğim gibi yaşıyorum. Zengin saraylıların kaçı aynı şeyi söyleyebilir?
Şimdi diyelim ki, cimrinin gömdüğü parayı biri gelip çalıyor ve cimri bunu bilmeden yaşıyor. Sorarım size, bu on yıl içinde bu paranın varlığı ve yokluğu arasında ne fark vardır? Ha gömülmüş, ha çalınmış, ikisi de aynı şeydir onun için.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ütopya
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059530705
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Salon Yayınları
Thomas More günümüzden yaklaşık beşyüz yıl önce yazdığı bu eserde, bir taraftan o dönem ki devlet yönetimini, toplumu, siyasal ve sosyal yapıyı eleştirirken, diğer taraftan da Ütopya Adasında yaşayan Ütopyalılar üzerinden örnekler vererek yanlışlıkların nasıl düzeltilebileceği konusunda çözüm önerileri sunmaktadır. More’un böyle bir yol izlemesinin sebebi ise o dönemde görmüş olduğu yanlışlıkları doğrudan, açık bir şekilde anlatması halinde cezaya çarptırılma ihtimalidir. Dile getirmiş olduğu sorunlara karşılık çözüm önerileri eleştiriye oldukça açıktır.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 2 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları