Geri Bildirim
Adı:
Ütopya
Alt başlık:
Utopia
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
217
ISBN:
9789754587396
Orijinal adı:
Utopia
Çeviri:
Prof.Dr. Mina Urgan, Vedat Günyol, Sabahattin Eyüboğlu
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sir Thomas More, Sokrates'e benzetilmek onurunu kazanan ender kişilerden biridir. Onun ölümsüz yapıtı Utopia dünya klasikleri arasına girmiş ve bugün bile hâlâ merkal okunmaktadır. Neredeyse beşyüz yıl önce yazılmış olan Utopia'da, en geniş anlamıyla Hümanizm, yani insanlık sevgisi ve saygısı hakimdir.
Kimseyi diğerinden üstün saymayan, sıradan insanların kurduğu bir devlet: Thomas More'un Utopia'sı. Bir yeryüzü cenneti. Yaklaşık beş yüz yıl öncesinden çağımıza dek eskimeden gelen bu klasik, Prof. Dr. Mina Urgan'ın incelemesiyle sunuluyor.
İKİ İSİM , İKİ SİSTEM , TEK DÜNYA ...

Bir başka incelemeden daha selamlar ola kikirikler.. Hemen uyarayım ki bu inceleme ister istemez uzun olacak .. Aslında her ne kadar bu kitabı hiç okumamışlar ve okumayı düşünmeyenler dahi olsa , bu eser hepimizi , biz bilmesek de ilgilendiriyor .. Nasıl mı ? Başlayalım öyleyse ..
Okuyacak olduğunuz hikaye, bir isim ile beraber bir ülkede start alıyor .. Avrupanın yükselişi..Güçlü krallar yeni yeni meydana iniyor .. Ateşli silahlar egemenliği ele almış ,şıkır şıkır zırhlarının içinde halen daha at koşturan ÇİKİ ÇİKİ süvariler var ama eli silahlı piyadeler onların son kullanım tarihlerini belirlemek üzereler .. Çekik gözlü gavur Çinliler odun kömürü , kükürt ve güherçileyi "bahçelerde börülce oynar gelin görümce" diyerek bir araya getirmiş , barutu icat etmişler .. Nerede miyiz ? İlerleyen dönemlerde Kutsal Roma' nın bir zamanlar hüküm sürdüğü topraklarda hak iddaa edecek olan Mussolini' nin memleketi İtalya' da.. Sene 1500 ler .. Bahsedeceğim şahıs aslen bir siyaset kuramcısı .. Çocukluğu Michalengelo ' nun çamura ve kağıtlara can verdiği dönemlere rastlıyor ( sözde ciddi olacaktı bu inceleme ama Mikelanj diyince sizin de aklınıza Öztürk Serengil gelmedi mi? dayanamadım valla napam ? =)) )..O sıralarda Floransa ' da borusu öten aile Mediciler..Hani şu banker aile ..Para bunlarda , canlı bunlarda anlıyacağınız o zamanlar.. Bu arkadaşımız da yanlış hatırlamıyorsam on dört, on beş hadi taş çatlasın on altı sene bu aileye karşı katı bir duruş sergileyen bir hükümetin sözcülüğünü , sekreterliğini yürütüyor .. Bir GS vs FB sendromu işte sen anla! Gün geliyor devran dönüyor, horoz dönüyor tavuk öpüyor ve bizimki işini kaybediyor .. İktidarda Mediciler ..Bunu alıp hapse atıyorlar komplo kurdun sen diyerek ..Bir süre işkence görüyor , uzun müddet hapiste yatırıyorlar ama adalet gereği kanıt yetersizliğinden kız kaçıran edasıyla serbest kalıyor arkadaşımız .. Tabi öncesinde Papanın oğlu Cesare Borgia 'nın kendisine karşı gelenlerin ümüğüne nasıl çöküp boğdurduğunu bir bir görüyor .. Kanın ve diktanın tadını alıyor .. İşte bu serbest kaldığı sıralarda hemencik iki kitap yazıyor bizimki..Birini millet sallamıyor o zamanlar ama konusu eskiye özlem ve eski Roma ile alakalı .. Diğeri ise Il Prince (Prens işte =) ). Bu , dini kendi çıkarları için kullanmaktan geri kalmayacak din simsarı ve otorite özlemiyle yanıp tutuşan güzide kardeşimiz İtalya ' da cumhuriyet kavramına KÖKÜNDEN karşı o dönemde..İtalya' yı ancak ve ancak bir despot bir araya getirebilir ona göre . Bu despotu da şöyle tanımlıyor : Papa kadar yalancı , oğlu kadar acımasız .. Şunlar da kendisine ait cümleler : HİÇ KİMSE PAPA KADAR AĞIRBAŞLI BİR BİÇİMDE ŞEREF SÖZÜ VERİP , VERDİĞİ SÖZDEN BÖYLESİNE ÇABUK DÖNEMEZ...1527 ' de öldüğünde İtalya' nın onun sözünü ettiği türden bir hükümdara sahip olamayacağı çok açıktı (en azından o dönemler)..Kim mi idi bu arkadaşımız ? Az sabır... =)))

Thomas More ise onun Prens ' i yazdığından tam 3 sene sonra , şu an incelemesini yaptığım bu kitabı yazdı .. Bildiğim kadarıyla hiç karşılaşmadılar ve hiç tanışmadılar da .. İkisi de Avrupa ' nın yükselişe geçtiği dönemlerde bu emekleyen ulusların zayıf ve güçlü yanlarını gayet iyi analiz ettiler .. More çok parlak bir kariyere ve parlak biz zekaya sahipti..Yirmisinde başarılı bir avukat iken , yirmilerinin ortasında parlamentoya girdi..Burada bir yasa tasarısı tartışılırken VII. Henry ' ye öyle bir ayar verdi ki , kral More ' un babasına hatırı sayılır bir para cezası vermek zorunda kaldı.. Sonrasında gelen VIII. Henry ise kendisini gayet seviyordu ve onu Adalet Bakanı olarak atadı..Gel zaman git zaman sonra More yukarda da belirttiğim gibi Ütopya' yı kaleme aldı .

Yunanca bir kelime ..Olmayan yer , olmayan ülke demek katharevousada (eski yunanca.. bkz : yunan dili okumuş olmanın yararları=) ).. Biz YALANYA da diyebiliriz =)) Bu kitapta , Thomas abimiz dönemin krallıklarının ardına düştüğü sonu gelmez askeri şöhret ve budalalıkları hicvediyor Portekizli bir gezginle sohbet ediyorum diyerek..Kralın yanındaki şakşakcıları topa tutuyor.. Diyor ki ; bırak artık savaşmayı ey eşşek Fransa kralı !! Elindekilerle yetin , halihazırda elinde olan topraklara bak ..Onlar sana zaten yeter!! Savaşla uğraşana kadar halkınla ilgilen , onların refahını sağla ..Ve ekliyor hemen "Tabi hiçbir kral buna yanaşmayacaktır!" Peki nasıl bir yerdir bu Yalanya pardon Utopia? Ne var orada ? Nasıl bir zihniyet egemen?
* Utopya' da kral yok .. Bir seçilmişler meclisi var .. Dolayısıyla çoğunluğun rızası ile alınan kararlar söz konusu ..
* Savaştan nefret ediliyor .. Savaş ancak meşru müdafa söz konusu olduğunda bir seçenek onlar için.. Mutlaka savaşmak gerekirse de komşuları PARAYATAPANLAR ' a para vererek kendileri adına savaştırıyorlar (sanırım o dönem , dış borçlarını savaşarak kapayan İsviçrelilere bir kapak yapmış More amcamız burada =) )
* Meclisin en büyük görevi sağlık , eğitim ve su işleri (su diyince garibine gitmesin emmoğlu..o dönemler din-tarım toplumu ortamlar =) )
* Aslen komunizm benzeri bir sistem bu ve herşey ortak..Herkes aynı şeyleri giyiyor ve on senede bir evini değiştiriyor..
* Üretici ve çiftçinin ensesinde boza pişirip vergi alan feodal beyler , lordlar falan yok..
* İş paylaşımı söz konusu lakin ağır işleri mahkumlar yapıyorlar.
* Kimse paraya değer vermiyor , örneğin mücevher takmıyor..
* Buraya çok dikkat !! Avukatları yok çünkü ONLARI ,ASIL İŞLERİ SORUNLARI GİZLEMEK OLAN İNSANLAR olarak görüyorlar ..

Bu kitabı ilginç kılan aslında bahsettiklerinin keskinliği veya tartışılabilirliği değil , zihinde yarattığı KUŞKULAR.. Thomas More yaşadığı dönemde , BİZİM İTALYALI ESAS OĞLANIN AKSİNE , gücün tek bir elde toplanmasından kaynaklanacak sorunları gayet iyi analiz etmiş .. Olası savaşları önceden görmüş baba - oğul Henryleri yakından tanıdığı için..
Esas oğlanımız ise yeni yeni serpilen ve kaba kuvvetle hükmedecek ulusları betimlemiş ve İtalya' nın bu uluslardan biri olacağını ummuş idi.. Thomas More ise bunun tam karşısındaydı ..O belirginleşen , gücü tek elde toplayan ulusların yaratacağı tehlikelere karşı uyardı.. Veeee tahmin edileceği üzere More ' un bahsettiği sistemi pek azı uyguladı..Avrupalılar, Il Prince 'in yolundan gitmeyi seçtiler ..Dünyayı keşfedenler , sömürecek olanlar şiddet yanlısı ve açgözlü MACHIAVELLI taraftarıydılar : Tüccarlar - Askerler ve Hükümdarlar..Sonrası mı ? Dünyanın neresinde olursanız olun .. Kafanızı kaldırıp alıcı gözüyle bir bakın çevrenize .. Tv den medyaya ,eğitim öğretim birimlerinden tutunda sağlık sistemlerine dek bu sistemin izlerini göreceksiniz..

NOT : bir kaç kelam daha edicem ama "Mazot ikmali" yapmam lazım =)) Bakkala gidip gelem az sürtem dışarlarda ayazı ağzıma yüzüme yiyip =))
Dünya Düşünce Tarihinin en önemli eserlerinden biri olan Thomas More'un Utopia'sı; 1516'da kaleme alınmıştır, var olmayan bir kurgusal adada geçmektedir. İnsanların eşit olduğu, toplumsal sınıfın ve özel mülkiyetin olmadığı; insanların refah içinde ve mutlu yaşadığı adada suçların da minimuma indiği gözlenmektedir. More kitabında ütopyalıları ve onların yaşam biçimlerini anlatarak, döneminin İngilteresi'ne de bir eleştiri getirmektedir. Kitaba odaklanarak okuduğunuzda zevk alacağınıza inanıyorum. Kesinlikle tavsiye ederim.

Benzer kitaplar

Huzur.. Hayat boyu aradığımız peşinden koştuğumuz huzur. Bu uğurda bazen içimize kapandığımız bazen kendimizi bağımlılıklara bıraktığımız bazen eşimize dostumuza sarıldığımız bazen de kendimizi kalabalıklara vurduğumuz huzur.. Deniz manzaralarında, doğada, köşklerde, lüks yatlarda, barlarda, pavyonlarda, bir insanın sıcaklığında aradığımız huzur. Peki neredeydi bunca zaman, biz kendimizi yerken için için bitirirken köşe bucak ararken neredeydi? Onu bulmak için Nilgün Marmara’nın dediği gibi, Kafatasımızın içini, bir küçük huzur adına aynalarla mı kaplatmalıydık yoksa Sait Faik gibi kendimizi doğaya mı bırakmalıydık? Onlar bulabildiler mi acaba?

Sürekli yalnızlıklardan bahsettik belki de huzur toplu olarak yaşamayı bilmekteydi, toplumdaydı, geleceğe güven ile bakabilmekteydi, can güvenliğimizin olmasıydı, zamanımızın çoğunu başkalarının hesabına çalışarak geçirmemekteydi, dini inanışlara saygıdaydı, bilimdeydi, eğitimdeydi, felsefedeydi, sanattaydı.. Toplum olarak bireylerin huzurunu kaçırmak, çatışmak yerine insana ve insanlığa değer vermekteydi..

Thomas More’de 1516 yılında yayınlanmış Ütopya isimli kitabında huzuru aramış. Yönetenlerden ziyade yönetilenlerin huzurunu refahını. Tarih ne kadar da esik değil mi? Yaklaşık 500 yıl önce.. Üzerinden yüzyıllar geçse de insanlığın sorunları hala aynı. Kitabı iki kısma ayırmış, ilk bölümde dönemin İngiltere ve Fransa’sının sorunlarına yer vermiş. İkinci kısımda ise; zihninde yeni bir ülke yaratmış “Ütopya”. Ne kadar da manidar bir isim değil mi?

Ütopya isimli ülkede insanlar huzur, refah içinde. Bu mükemmel ülkeden çağına göndermelerde bulunmuş. Bunların en çarpıcılarından bir tanesi; insanların hayvanlar gibi çalıştırılması, çalışan bu insanların tüm insanlık adına üreten tek kesim olması, gördükleri muamele ve bu insanlar bu şekilde çalışıp yaşarken efendi, yöneten konumunda olanların hiçbir iş yapmadıkları halde en lüks hayatı yaşayıp çılgınca tüketmeleri.

Yazarın değindiği diğer konular ise; dini hoşgörü, mülkiyet kavramı, savaş ve devlet yönetimi. Bu konuların hepsi zaten iç içe günlük hayatta da. İnsanlığın baş düşmanı. Tüm sorunların kaynağı. Yazar savaş için diyorki, en şerefli zafer bile onur kırıcıdır, insan kanı döktüğü için. Ayrıca yarattığı ülkedeki hiçbir bireyi de savaşa göndermiyor, kimseyi öldürtmüyor çok zor da kalmadığı sürece.

Burada kitaptan koparak mülkiyet kavramı üzerin birkaç cümle de ben kurmak isterim. Herkesin bu kavrama yüklediği farklı anlamlar vardır. Hatta bu kavrama yüklenen anlamlar üzerinden kişilerin ideolojileri hakkında yorumlar da yapılır. Burada bahsettiklerim kesinlikle ideolojik değil kavram ile alakalıdır. Mülkiyet bana göre ahlaksızlıktır, bencilliktir. Dünyadaki suçların %80’inin kaynağı insanlığın baş düşmanıdır. Temel olarak sahip olma iç güdüsünden gelir. Yeri gelir insanın öyle bir gözünü döndürür ki her şeyi yaptırır. Hırsızlık, cinayet, gasp, rüşvet vs. Aklınıza ne kadar pislik geliyorsa. Yahu üç günlük dünya hepimiz kiracıyız, nedir bu alıp veremediğiniz, benim olsa ne senin olsa ne..

Her zaman pislikte değil, iyi niyetli insanlarda bunun kurbanı.. Bir ev için ömrünü feda eden, bir telefon, araba için türlü sıkıntılara giren insanlarla dolu sokaklar.. BEN İNSAN HAYATININ BU KADAR KIYMETSİZ OLMADIĞINI DAHA BÜYÜK AMAÇLAR PEŞİNDE KOŞMAMIZ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM.

Kitap güzel ben sevdim. Okumak isteyenlere de tavsiye ederim. Bu arada şu mülkiyet meselesini de bir düşünün.

Herkese keyifli okumalar dilerim..
Ütopya bilindiği üzere, bugün gerçekleşmesi imkânsız toplum tasarımlarıdır veya bir başka ifadeyle; tasarlayıcısı için bir ideal ya da karşı ideali temsil eden, düşünsel ve tutarlı bir toplum tasarısı anlamına gelmektedir. Yazarımızın bin beş yüzlü yıllarda kaleme aldığı bu eser aynı zamanda dönemin İngiltere'sine eleştiri niteliğindedir. İngiltere'nin ve Kral'ın yönetimini benimsemeyen More, anlatımı sıkıcı bir kitap oluşturmuştur. Evet, bana oldukça sıkıcı gelen bir anlatımı vardı kitabın, kaldı ki bir ütopya oluşturulmuşsa eğer bu şekilde diyaloglar şeklinde mi ifade edilmeliydi? Orwell gibi hikayesi de olan bir ütopya eserini kesinlikle tercih ederim. Hoş yazıldığı dönem itibariyle Avrupa'da bilginin henüz olgunlaşmamış olmasının yanı sıra kaynakların sınırlı, bilimin ve edebiyatın da oldukça geri kaldığı düşünülürse kitabın anlatımı bir nebze olsun kabul edilebilir nitelikte.

Zannediyorum ki benim gibi kitabı okuyan okurlar da, tasarlanan toplumun kabul dahi edilemeyecek düzenlemelerinin ve yönetim kanunlarının mevcut olduğunu fark edeceklerdir. Yazımımı oluşturmadan önce kitabın incelemelerine biraz göz gezdirdim ve bazı arkadaşlar; "İnanılmaz bir yönetim, inanılmaz bir toplum tasarısı, bende bu toplum tasarısında var olmak isterdim." gibi talihsiz yorumlarda bulunmuşlar. Açıkçası bu yorumları okuyunca kendimi üzülmekten alıkoyamadığımı da belirtmek isterim. Nasıl bir insan bir başka insandan kendisini üstün görür de kölelik sistemini kabul edebilir aklım almıyor. Burada ki köleler arasında suç işleyenleri de var, dışarıdan gelen yabancıları da var. Bu esnada dikkatimi çeken bir diğer nokta ise kölelere altın, gümüş gibi zamanın ve günümüzün değerli sayılabilecek ürünlerini, kölelere takılıyor olmasıydı. Sözüm ona altınlara, gümüşlere değer vermeyen bu ütopik toplumumuz, değer vermedikleri aynı yaradılışa sahip kölelere takarak Altın ve Kölelerin değersizliklerini perçinlemiş olduklarını düşünüyorlar.

Tasarlanan toplumun bazı kanunları, şehrin planlaması ve (bazı)düzenlemeleri adaletsizliği ortadan yok etme amaçlı olsa da genel itibari ile benim hoşuma gitmeyen bir kurguydu. Hoşuma gitmeyen bu kurgu belki de zamanına göre değerlendiremediğim içindir bilemiyorum ama en başta da söylediğim gibi inanılmaz sıkıcı bir kitap. Yine de okumak isteyen olursa buyursunlar.

Kitabı hediye eden Uğur Abiye teşekkür ederim. Umarım bu eleştirilerime bakarak bana kızmaz. Asıl incelemeyi diğer hediyesi olan "Bülbülü Öldürmek" ile yapacağım. :) Sevgiler, saygılar...
500 YILLIK BİR ARAYIŞ

Ütopya'yı İş Bankası Kültür Yayınlarından Mîna Urgan'ın incelemesiyle birlikte okudum.
Haliyle Thomas More'un hayatı, fikirleri ve dramı ile de ilgili epey bilgi edindim.
*
Ütopya; hiçbir yerde olmayan, düşler ülkesi, gerçekleşmesi imkansız düşünce anlamlarına geliyor.
Ütopya kavramını fikir ve edebiyat dünyasına kazandıran Thomas More.
*
Önce kuş bakışı hayatına bakalım:
*
Thomas More, 16. yüzyılda İngiltere'de Rönesans ve hümanizmin temsilcilerinden biri.
Erasmus'un yakın arkadaşı...
Yunanca ve felsefe ile uğraştıktan sonra hukuk eğitimi alıyor.
Babası yargıç...
Kendisi aslında bir müddet rahip olmayı düşünmüş.
Dindar bir Katolik.
Bazı sebeplerden dolayı bundan vazgeçmiş.
Erasmus'a göre; bir kıza sevdalanmış ve ''İffetsiz bir rahip olmaktansa iffetli bir koca olmayı tercih ettim'' demiş.
Şakacı, ironik, güler yüzlü, sakin bir adammış...
Sonuç olarak avukat olmuş önce, sonra parlamentoya girmiş. Kral 7. Henry'nin vergi politikasını eleştirince Fransa'ya kaçmak zorunda kalmış.
Kral 8. Henry zamanında yargıç olmuş.
Londra'da geniş kitlelerin güvenini kazanmış.
Daha sonra 8. Henry'nin en yakınlarında yer almış hep ve başyargıç, hükümet temsilcisi, Lordlar Kamarası Başkanlığı gibi yetkileri olan Lord Chancellor görevine kadar yükselmiş.
Aslında More hiçbir zaman ihtiraslı bir adam değilmiş, yüksek mevkileri sevmemiş; ancak kader onu en yüksek mevkilere çıkarmış; daha sonra ise yine aynı 8. Henry döneminde idam cezasına çarptırılmış.
*
Olay şu: Kral 7. Henry ölünce büyük oğlu Arthur İspanyol prensesi Arragonlu Catherine ile nişanlanmış. Fakat Arthur 1 yıl içinde ölmüş. Onun yerine 8. Henry ünvanıyla geçen kardeşi ise ağabeyinin dul karısı ile evlenmiş. Fakat günün birinde başka bir kadına aşık olunca Catherine'den boşanmak istemiş. Ancak Katoliklerin boşanmaları Papa'nın iznine tabi olduğundan Papa bu yetkisini siyasi sebeplerden ötürü kullanmayınca kriz çıkmış. Bunun üzerine İngiltere Kralı 8. Henry bir yasa çıkartarak Papalığın egemenliğini tanımadığını ve kendisinin İngiltere Kilisesi'nin başı olduğunu ilan etmiş.
Fakat Katolik inancına sıkı sıkıya bağlı olan More buna katılmamış ve bulunduğu görevden çekilmiş.
*
More zaten makam delisi bir adam olmadığından görevden çekildikten sonra şöyle söylendiği rivayet ediliyormuş:
''Aman ne güzel! Artık güneşe günaydın diyorum, devlete iyi geceler!''
*
Fakat More'un bundan sonraki hayatı ıstırap ve dramdır.
Düşüncelerini ve inançlarını Kral baskısıyla değiştirmeye yanaşmadığından idam cezasına çarptırılır ve öldürülür.
Bu bakımdan ona ikinci Sokrates benzetmesi yapan yazarlar var.
*
Ütopya 1516 yılında kaleme alınmış. Yani 500 yıl önce...
İçindeki bilgiler bugün için bile çok kıymetli.
Çağını aşan fikirlerle Rönesans ve hümanizm akımlarına ciddi katkılar sunmuş More.
Ve dünya siyasi / edebi / hukuk düşünce hayatına bir şaheser bırakmış.
*
Kitap iki kısımdan oluşuyor.
Birinci kısım kitabı öyküleştirmeye yarayan bir girizgah, ikinci kısım ise tamamen monolog şeklinde.
*
Birinci kısımda Amerigo Vespucci ile seyahatler eden ve sonra ondan ayrılarak Utopia adında bir ada devleti keşfeden Hythloday ile tanışma ve onun 2. kısımda bu devleti bütün yönleri ile anlatması için gelişen diyaloglar yer alıyor.
Bu arada yeri gelmişken Hythloday ''saçma sapan konuşan'' anlamına geliyor.
More bu şekilde kelimeler seçerek hedef haline gelmekten kurtulmaya çalışmış.
Nitekim bu bölümde ülkesi İngiltere'ye yönelik ciddi eleştiriler de var. Fakat More dikkatli olmak adına bu bölümde kralları eleştirip ve onlara söz anlatılamayacağını izah ederken her şeye karşın Fransa'dan örnek vermeyi tercih ediyor.
Bu bölümde genel olarak Kralların sarayında felsefenin yer alamayacağını More adeta kendisinin yarattığı bir hayali kahramanla kendisini tartıştırarak ironik bir şekilde ortaya koyuyor.
*
İkinci kısıma gelirsek...
Artık burada Hythloday büsbütün monolog şeklinde bir yeryüzü cenneti olan devletin bütün özelliklerini uzun uzadıya anlatıyor.
Batı Dünyasında ilk sosyalist olarak ilan edilecek olan More'un Utopia'sında özel mülkiyet bulunmamakta, para kullanılmamakta, herkes eşit kabul edilmektedir.
Herkes günde 6 saat çalışmakta, ihtiyacına göre yiyecekleri almakta, geri kalan zamanda ise kendini geliştiren bilimsel, sanatsal, zihinsel faaliyetlerde bulunmaktadır.
Ütopia'da demokrasi vardır. Seçimle yöneticiler belirlenir.
Hatta More, papazların bile seçimle belirlenmesi gerektiği görüşünü ortaya atmıştır.
Ütopia devletinde genel olarak;
Kadın ve erkek eşitliği söz konusudur.
Evliliklerde belli şartlarla boşanma hakkı vardır.
Savaş aşağılanmaktadır.
Öldürmeye dayalı bütün mitler ve güç gösterileri şeref dışı ilan edilmektedir.
Altın ve gümüş gibi madenler yaratıldıkları yer olan ''yerine dibine'' sokulmaktadır.
Gösteriş ve debdebe kınanmıştır.
Yasaların az, kısa ve öz olması gerektiği vurgulanmıştır.
Ruhani zevklerle birlikte bedensel zevkler de ortaya konulmuş, mutluluk, zevkin erdemleşmiş hali olarak anlatılmıştır.
Ötanazi hakkı tanınmıştır.
Rahiplere evlenme hakkı verilmiştir.
Kölelikte ''umut hakkı''ndan bahsedilerek kölelerin özgürlüklerine kavuşmalarının yolu açılmıştır.
Sınıfsal statüler yoktur.
Ölüm cezası tenkit edilmektedir. Cezalarda ölçülülük savunulmaktadır.
Din ve vicdan özgürlüğü tanınmış ve önemi belirtilmiştir.
Dinlerin birleştirici ve bütünleştiriciliğine çalışılmıştır.
Yaşam boyu eğitim fikri ortaya atılmıştır.
Zorunlu askerlik kaldırılmıştır.
Paralı askerlik düşüncesi ortaya konulmuştur.
Bilim, sanat ve düşüncenin değerinden bahsedilmiştir.
Kumar, avcılık gibi eğlenceler tenkit edilerek yasaklanmıştır.
*
Bütün bu fikirler 16. yüzyılın başındaki bir dünya için çok ileri ve dikkat çekici fikirlerdir.
İşte bu yüzden 500 yıldır Ütopya hala dipdiri....
Thomas More hümanist fikirlerine rağmen reform hareketlerine karşı mesafeli duruşu nedeniyle birçok kesim tarafından çelişkili / kafası karışık / eseriyle hayatı arasında zıtlık bulunan adam diye tenkit edilse de bazılarına göre ise More sanıldığı kadar kafası karışık bir adam değildi.
Bu kimselere göre onun birtakım pratik sebeplerden dolayı ( savaş karşıtlığı / Hristiyanlıkta birlik arzusu) reform hareketlerine mesafeli duruşu laikliğe dayalı seküler yaşama geçişe mani olucu sonuçlara yol açsa da o inandığı değerler uğrunda fikir / inanç hürriyetini ortaya koyucu kahramanlıkla can veren bir fikir adamı olarak kabul edilmekte.
(Bu konuda Mina Urgan incelemesinde uzun uzadıya farklı fikirlere yer vererek izahta bulunmakta.)
*
Sonuç olarak Thomas More fikirlerinden dolayı öldürülmüş bir hukukçu ve devlet adamıdır.
Ve ölümünden 400 yıl sonra Katolik Kilisesinin azizleri arasında yer alarak Saint Thomas More diye anılmaya başlanmıştır.
Onun tartışmalı hayatından geriye ise 500 yıldır okunan bir dünya klasiği kaldı:
Yeryüzünde cenneti arayan :
Ütopya!
*
Bununla birlikte 20. yüzyıl ütopyaların değil anti-ütopyaların (distopyaların) egemenlik kuramaya başladığı bir yüzyıl oldu!...
Thomas More'un ideal olarak gördüğü yönetim şeklini anlattığı bir eser.
Askerlik konusuna büyük ölçüde katılmama rağmen, ideal toplum düzenine katılmadığımı söylemem gerek. Çünkü, kitaptaki gibi ideal bir toplum düzeninin toplumdaki kişileri tek tipleştirmesine yol açacağını düşünenlerdenim.
Kendi tabirince toplumdaki ahlak düzenini bozanların çok sert cezalara çarptırılması uygulamasını doğru bulmadım.
Çok mantıklı ve çok mantıksız gelen yerler de var. Bazı yerlerde de anlatılan Ütopya'nın kendi içindeki kurallarla çeliştiğini fark ettim.
Sosyoloji ve felsefe ile ilgilenenlere öneririm.Kitap gayet akıcı ve dili sade.
Genel olarak güzel ve yazarın kendi görüşleriyle ideal bir ülke yönetiminin nasıl olması gerektiğini anlatan bir kitap.
Uzun zamandır okumayı istediğim ama nihayet vakit bulabildiğim, mükemmel bir baş yapıt Ütopya. Özellikle de yazıldığı zamanı (1516) düşünürsek. Bugün bile güncelliğini koruyan, insanın ufkunu açan ve düşünmeye sevk eden bir kitap. More, Avrupa ve dünyadaki siyasi yapıyı, genel adaletsizliği ve sorunları inceledikten sonra Ütopya adası ile de bu sorunlara gayet incelikli, zekice düşünülmüş çözümler sunuyor. O
kurken insanın zihni boş duramıyor, More sizi her satırda düşünmeye teşvik ediyor, her satırda ona katılmasanız bile onun gösterdiği sorunlar ve çözümler ile kendi bilgi ve görüşlerinizi bir araya getirerek kendi düşüncenizi oluşturuyorsunuz.
Kesinlikle okunması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum, More ortaya çok iyi bir şaheser çıkarmış ve satır aralarında bir çok şey gizli, bir kaç kez okunsa daha iyi olur gibi.
Ütopya,yorumları hala birbiri ile çelişen,birbirini tamamlayan bir politik ekonomi klasiğidir. Karşımızda, o dönemde keşfedilmiş "yeni dünyayı " cennet olarak tasvir eden ikinci bir platoncu "devlet" modeli mi var ? Ütopya'nın, ideal bir devlet tasarımı sunduğu görüşünden İngiliz emperyalizminin ilk taslağı olduğu görüşüne kadar çok sayıda 'okuma ' düzlemi iç içe geçer burada. Ama metin, her şeyden önce mizah yeteneği yüksek bir yazarın edebiyat örneğidir de.

Ütopya: Hayal gücünü kaybeden toplum yarınsızdir.

Şunu da belirtmek isterim ki kitabı çok beğendim ama tabiki içinde desteklemedigim bir çok yer var ve düşündüm ki bu ütopya Türkiye için uygulanmış olsaydı ne olurdu ? Dini hayat, Siyasi hayat vs... her şey bir düzen içerisinde ve insana önem veriliyor. En çok ilgimi çeken ise kadınlar çok değerli görünüyor, kadına şiddet yok,zulüm yok umarım bizim toplumumuzda da bir gün ütopya geleneği uyanır. Okumanızı tavsiye ederim....
Ütopya Yunanca olmayan yer demek.
Thomas More kendine göre bir ülke düşünmüş.
Özel mülkiyetin kaldırılmasını istiyor.
O zamanki İngiltereyi eleştirmiş.
Ona göre ideal toplum, sınıfsız bir toplum olmalıdır.
Esirler haricinde herkes eşittir. (Bu bana çok saçma geldi. Eşitlik diyor ama köle sınıfı var)
Herkesin evi aynı şekilde.
Evlerde bir sokak bir de bahçe kapısı var ve kilit yok.
Herkes istediği eve girebilir.
Herkes aynı şekilde giyinir.
6 saat çalışıyorlar.
Hayvanları köleler öldürüyor çünkü Ütopyalıları böyle vahşi davranışlardan uzak tutmak için.
Sadece zorunlu durumda savaşa girerler.
Zaman hızla akıp giderken, insanın durup düşünmeye, sakinleşmeye, “Ya biz ne yapıyoruz, amacımız ne?” sorusunu sormaya ihtiyacı var diye düşünüyorum tabi gündelik işlerden başımızı kaldıracak vakit bulursak bunu yapmak mümkün olacak kanaatimce. Girizgahı dallanıp budaklandırmadan kitabımıza geçiş yapalım derim. Yukarıdaki sorduğumuz soruyu soran bir yazarın kitabına eğileceğiz bugün. Thomas More’un Utopia’sı.

Kitapla ilgili yazımızın devamı : http://1cay1kitap.com/utopya/
Her dürüst yurttaşın, her şeyden önce kendi vicdanına, kendi ruhuna saygı göstermesi gerekir.
Thomas More
Sayfa 144 - İş Kültür Yayınları - Mina Urgan incelemesi
Aşırı doğruluk aşırı haksızlık getirir. Kanunları yazanın aklı o kadar hatasız, o kadar kesin midir ki buyruğunu dinlemeyen kılıcı hak etsin?
Thomas More
Sayfa 29 - Sis
Yuttaşların kin bağladığı, hor gördüğü bir kral; halkı ezerek, soyarak, dilenci durumuna düşürerek tahtında tutunabilecekse, bıraksın krallığı, insin gitsin tahtından. Bu yollarla belki kral adını elinde tutar; ama ne yiğitliği kalır, ne büyüklüğü. Kral, yüceliği dilencilerin değil, zengin ve mutlu insanların başında kalmakla kazanır.
''Öyle bir şeydir ki bu kibir, insanı kendi elindekiyle değil başkasının sefaletini görerek mutlu olmaya iter.''
"...onu övmek, atasözünün dediği gibi, güneşi fenerle göstermeğe benzer."
Thomas More
Sayfa 3 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Çok az sayıda yasaları var, çünkü öyle iyi kurumsallaşmışlar ki, bu az sayıdaki yasa onlara yetiyor da artıyor. Bu yüzden, cilt cilt hukuk kitabına ve bu kitaplar üzerine yazılmış sayısız yoruma sahip oldukları halde, bunların hala kendilerine yetmediğini söyleyen öteki halkları çok ayıplıyorlar. Çünkü, baştan sona okunmayacak kadar çok, herhangi birinin anlayamayacağı kadar da karmaşık olan bu yasalara insanlardan uymalarını beklemenin tam bir adaletsizlik örneği olduğunu düşünüyorlar.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ütopya
Alt başlık:
Utopia
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
217
ISBN:
9789754587396
Orijinal adı:
Utopia
Çeviri:
Prof.Dr. Mina Urgan, Vedat Günyol, Sabahattin Eyüboğlu
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sir Thomas More, Sokrates'e benzetilmek onurunu kazanan ender kişilerden biridir. Onun ölümsüz yapıtı Utopia dünya klasikleri arasına girmiş ve bugün bile hâlâ merkal okunmaktadır. Neredeyse beşyüz yıl önce yazılmış olan Utopia'da, en geniş anlamıyla Hümanizm, yani insanlık sevgisi ve saygısı hakimdir.
Kimseyi diğerinden üstün saymayan, sıradan insanların kurduğu bir devlet: Thomas More'un Utopia'sı. Bir yeryüzü cenneti. Yaklaşık beş yüz yıl öncesinden çağımıza dek eskimeden gelen bu klasik, Prof. Dr. Mina Urgan'ın incelemesiyle sunuluyor.

Kitabı okuyanlar 1.760 okur

  • Y.Arslan Çınar
  • Yücel Gökhan KARASAKAL
  • Kundaktaki ermiş
  • Seda yüzlü
  • Sema Nur Aras
  • Bekir Taş
  • Kemal Aslan
  • Gizem
  • Uğur Demircan
  • CEM AKDAG

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.9
14-17 Yaş
%3.3
18-24 Yaş
%25.3
25-34 Yaş
%34.5
35-44 Yaş
%23.2
45-54 Yaş
%6.7
55-64 Yaş
%0.6
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%53.2
Erkek
%46.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%20.5 (111)
9
%26.1 (141)
8
%30.3 (164)
7
%12.9 (70)
6
%5.4 (29)
5
%2.6 (14)
4
%1.3 (7)
3
%0.7 (4)
2
%0
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları