Uygarlıkların Batışı

·
Okunma
·
Beğeni
·
5,2bin
Gösterim
Adı:
Uygarlıkların Batışı
Baskı tarihi:
20 Ekim 2019
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750845895
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Uygarlıkların Batışı, doğup büyüdüğü Lübnan’ın çokkültürlülüğünden beslenen ve bunun önemini her zaman dile getiren Amin Maalouf’un Ölümcül Kimlikler ve Çivisi Çıkmış Dünya ile başladığı düşünce serüveninde en karamsar durak. Buzdağını gördüğü halde ilerlemeye devam eden insanlık gemisi için bir taziye.

Her ne kadar hâlâ süper güç olarak anılsa da ahlaki inandırıcılığını kaybetmekte olan Amerika; çağımızın en umut verici projelerinden biri olarak sınırları kaldırmayı amaçlayan, ancak bugün parçalanmanın eşiğine gelmiş Avrupa Birliği; umutsuzluğa kapılmış ve herkesin kendisinden nefret ettiği yanılsaması içinde dünyaya sırt çeviren Arap-Müslüman âlemi; yeni süper güç olma yolunda silahlanma da dahil her alanda büyük adımlarla birbirleriyle yarışan Çin, Hindistan, Rusya...

Ve çağımızın yaşadığı muazzam teknolojik ilerlemenin büyüsü ardına saklanmış iklim felaketleri, etnik düşmanlıklar, kaybolmuş özgürlük hayali ve pusulasını yitirmiş insanlık.
200 syf.
·14 günde·Beğendi·6/10 puan
Maalouf kitaplarını severek okuduğum ve dahi öğrencilerime de tavsiye ettiğim bir yazar ancak bu eserinin bir kafa karışıklığı, duygusal karmaşa ve bunların dışa vurumu olarak kabul edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Kendisinin de içinde bulunduğu Batı dünyasının son zamanlarda sıklaşan İslamofobik söylemlerinin etkisinde kaldığı, Müslüman dünyadan da bahsederken bu söylemlerin tezahürlerini görebileceğiniz bölümler olduğunu söyleyebilirim bu eserde. İslam ülkeleri özelinde laik olanlarını 'modern,uygar' laik olmayanlarını ise 'gerici' olarak nitelendirmesi tam bir hayal kırıklığı.

Semerkand, Tanios Kayası, Doğunun Limanları ve daha nice romanı harika ancak ben bu kitapta mevzu bahis edilen konuların yazarın da uzmanlık alanı olmadığını düşünürsek bu eseri başarılı bulduğumu söyleyemem. Kitaptaki tespitlerin büyük bir kısmı hem yanlı hem de yanlış, tabi bana göre.
200 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Orta Doğu ve özellikle Lübnan tarihi hakkında kişisel tarih yorumu ile dünyanın gidişatı üzerine yazılmış hüzünlü bir kitap.
‘Uygarlıkların Batışı’ öyle hemen okunup da geçilecek bir kitap değil. Yakın tarihin yoğun siyasi gündemindeki olayları ve yorumunu içeriyor.

Amin Maalouf, deneme türü olan bu kitabında bahsettiği endişelerinde sonuna kadar haklı çünkü gözlemlediği kadarıyla dünyanın gidişatı pek iyi görünmüyor. İnsanoğlunun bugüne dek yaşadığı felaketlere, önemli olaylara derinlemesine bakış açısıyla değiniyor.

Kadim Doğu Akdeniz medeniyeti mensubu insanlar bugün gemilere binmiş kaçıyorlar ifadesiyle, Avrupa'ya yönelen göç sorununa da değinen yazarın, Avrupa'daki ülkelerin göçmenlere yönelik takındıkları tutum hakkında söz etmiyor, Fransa'da yaşamasının ve ikinci vatanı olarak görmesinin de etkisiyle, bu konuda sessiz kalması düşündürücü.

Tarihe özellikle yakın ilginiz yoksa sıkılabileceğiniz türden. Yine de okumaya değer.
200 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Yazar 1900 lü yıllarda Arap ülkelerinde yaşanan kaosu ve batılıların bu kaostaki rolünü anlatıyor.

Aynı zaman da günümüzde ve son 10 yıl içinde yaşanan hepimizin bildiği Ekonomik psikolojik ve fiziki savaşlar hakkında yazdığı bir deneme türü.

Lübnan lı yazar ayrıca Lübnanın Arap ülkelerinde yaşanan olaylarda nasıl yer aldığı ve ülkenin bu olaylara karşı tavrından bilgiler veriyor.

Tarih sevenler için okunacak bir kitap.
200 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
Uygarlıkların batışı bizi 1940 lar ve sonrası devletlerine götürüyor: Mısırın üzerindeki emperyalizm baskısı, henüz o zaman bir savaş alanına dönüştürülmesi kararlaştırılmış bir Suriye, bu bataklığa çekilen Irak, Iran, Lübnan devrimler, darbeler... Osmanlıda azınlık olan cemaatler tarih kitaplarımızda bize anlatılanlar gibi gerçekten özgürce ibadetlerini yapabiliyorlar mıydı? Arapların öz güvenlerini yitirmesine ve israil'den çekinmesine sebep olan Altı Gün savaşı ardından başlayan filistin'in işgali, sonrasında Arap toplumunda destek görmeyen Filistin kurtuluş örgütü (FKÖ)... sadece yakın tarihe değinmekle kalmıyor cebimizde taşıdığımız telefonlar ve bizi her yerde MOBESE'ler sayesinde izleyebilen meçhul kişilerin insanın özel yaşam alanlarına sızması, bizim bütün bunlara alışmış gibi davranmamız, 1984 ten robotlaşmaya gibi önemli konuları da kaleme almış. Çok keyif aldım, tavsiye ederim.
200 syf.
·9 günde·6/10 puan
"Gelecegin yolları pusularla doluysa,takınılacak en berbat tavır,her şey çok güzel olacak diye mırıldana mırıldana gözü kapalı ilerlemek olacaktır."

"Bana öyle geliyor ki toplumlarımızın her birinde oldugu gibi genel insanlık düzeyinde de parçalayıcı etkenlerin sayısı giderek artarken,birlestirici etkenlerin sayısı giderek azalıyor."

Uygarlıkların Batışı,Ölümcül Kimliklerden hemen sonra,Empedokles'in Dostları adlı kitaptan hemen önce okumalarımda yer verdigim deneme türündeki ikinci kitap oldu.
Ilk bölümleri rahatlıkla okuyabilmeme ragmen ortalarda bir kopuş yaşadım ve sonrasında da yazılanlara karşı ilgimi kaybettim ne yazık ki. Öncesinde okudugum Ölumcül Kimlikler de ki keyfi alamadım.
Bu kitapta yazar yine doğdugu bölgenin olaylarından yola çıkarak Dogu Akdeniz'in yok olmasından bunu yok eden unsurlardan,siyasi oyunlardan bahsetmekte. Sonra daha kapsamli bir sekilde kendisininde şahit oldugu olaylara deginerek pek çok ulusun çöküşünü bu çöküş ile dünyanın bir felakete süruklenişini konu edinir.

Benim zorlanarak okudugum bu kitabi sizler severek okursunuz umarim.Kitapla ve sevgiyle kalınız.
200 syf.
·Puan vermedi
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Mükemmel bir kalem. Harika bir anlatım. Kalbe dokunan bir aşk hikayesi. Çok nadir yazarlardan aşk hikayeleri okumayı severim. Bu kitabı da bir tereddüt ile almıştım elime. Fakat yazarın kalemine aşık oldum diyebilirim. Bir çırpıda okunacak gittikten sonra düşündürecek bir kitap.
200 syf.
·Puan vermedi
Amin Maalouf harika bir tarih anlatıcısı, yakın dönem Akdeniz-Arap tarihini, yaşananları anlatırken olayları nezaketle, sağduyulu, evrensel ilkeler ışığında değerlendirmenin dersini veriyor. Aynı zamanda Doğu Akdeniz özelinde ama tüm dünyada şiddetle hissedilen, tüm insanları etkileyecek fiziki, ahlaki, kültürel, sosyal çöküşe zamanın tanığı olarak dikkat çekiyor. Gidişat hiç iyi değil, bu kitap en azından kendimize çeki düzen verme zamanının geldiğini göstermesi açısından çok güzel, okunmalı #uygarlıklarınbatışı #aminmaalouf
200 syf.
Amin Maalouf bu eserinde dünyanın özellikle son 10 yılda girdiği çılgınlık dönemine kendi coğrafyasından (Doğu Akdeniz ve Ortadoğu) başlayarak yerinde tespitlerle ve görünmeyen noktalardan hepimizin bildiği ama çözüm üretemediği problemlere cevaplar arıyor, Arap dünyasının yaşadığı siyasal krizlerin temellerinden, Avrupa Birliğinin dağılış sürecine, ırki temelli çatışmalardan din ve mezhep temelli çatışmaların yarattığı yıkımlara, hem günümüzde hem de kendi şahit olduğu olaylardan örneklemeler yaparak eserini zenginleştiriyor...
Bu gidişatın dünya için hayra alamet olmadığının adeta sözcülüğünü yapan Amin Maalouf, bu eserinde adeta bir bildirge niteliğinde acil çözümler üretilmezse zaten krizler içinde olan Doğu ve Batı dünyasının bu kaos serencamından daha da büyük zararlar göreceğini ve bizden sonraki nesillerin nasıl etkileneceğini anlatan Amin Maalouf, en azından onlara karşı sorumluluk bilinciyle dünyayı ve insanları daha iyi bir halde niçin bırakmamız gerektiğini çarpıcı tespitlerle anlatıyor...
200 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Amin Maalouf’un 70 yaşında, ömrümün akşamında yazıyorum, diye nitelediği Uygarlıkların Batışı, 2019 yılında yayımlanan bir deneme kitabı.
Ekonomi ve toplumbilim okuyan, gazeteci bir babanın yolundan giderek gazetecilik yapan, Lübnanlı bir Hristiyan olan Maalouf, kendi deneyimleri ve gözlemleri eşliğinde bakışlarımızı uygarlıkların batışına çeviriyor. Son sürat buz dağına doğru hareket eden Titanik gemisi yolcularına, yani bizlere, mahvoluşa doğru seyrettiğimiz bu yolculuğun akıbetini işaret ediyor. Akdeniz coğrafyasından başlayarak, rotasını Arap dünyasına, ardından da dünya tarihine çeviriyor. Son bölümlerde zamanın değişen yüzünü, dijitalleşen ve teknolojide hız kazanan dünyanın meselelerini kaleme alıyor. Anlatıların yoğunluğu ve ağırlığıyla yavaş ilerleyen kederli bir söyleşiye dönüşüyor eser.
Kitapta, günümüz dünyasında Ağustos Böceği ile Karınca hikayesinin artık ters işlediğini belirttiği kısımlar özellikle kayda değer. Eskiden özenli ve günlük çalışma gayretine sahip karınca yüceltilirken şimdilerde karıncalarla alay edilip hor görüldüğünü vurgulayan yazara göre, bireyler “Her türlü hile ve dolandırıcılıkla dahi olsa “başarmış” insanlara öykünmeye, her ne yoldan olursa olsun şöhret cennetinde kendi on beş dakikalarını kazanmaya teşvik ediliyorlar... Parasal açıdan kazançlı işlere toplumsal açıdan yararlı işlerden daha çok değer verildiğinde, bunun yıkıcı sonuçlarını engellemek imkansızlaşır.”
İçerisinde bulunduğumuz tablo ne yazık ki pek iç açıcı değil. Yine de büyük tabloda olmasa bile parçalarında değişiklik yapabileceğimiz inancı, umut ve gayret eşliğinde çalışmaya teşvik ediyor.
Tarih ve siyaset okurlarının keyifle, benim gibi alana ilgisi yeni yeşermeye başlayanların ise merakla okuyacağını düşünüyorum. Konulara ilgi duymayanlar için yorucu ve sıkıcı bir yolculuğa dönüşebilir. Bununla beraber, Maalouf’un da belirttiği gibi;
“Bir edebi eserde en önemli şey, yazarın bize aktarmak istediği ileti değil, her okuyucunun kendi bulabileceği entelektüel ve duygusal gıdadır.”
200 syf.
·Beğendi·9/10 puan
*Hayran olduğum, külliyatını okumaya çalıştığım Maalouf’un Türkçeye çevrilen son kitabı ‘Uygarlıkların Batışı’nı büyük bir merakla okudum. Deneme yazılarının Ölümcül Kimlikler ve Çivisi Çıkmış Dünya’dan sonra üçüncü kitabı.
*‘Eskiden insanlara hiç değişmeyen bir dünyada gelip geçici oldukları duygusu hakimdi; ailenizin yaşadığı topraklarda yaşar, onların çalıştıkları gibi çalışır, onların tedavi oldukları gibi tedavi olur, onların eğitildikleri gibi eğitilir, aynı şekilde dua eder, aynı ulaşım imkanlarıyla yolculuk
ederdiniz.’ diyen yazarla bir kuşak (17 yaş) farkımız var. Ama bizim kuşağımız bizden öncekiler gibi olamadı. 50 senede çok hızlı bir değişim geçirdik. Sadece teknoloji olarak değil bunun getirdiği yaşam değişiklikleri de oldu, çok şey öğrendik. Pikaptan CD çalar hatta MP4’e, troleybüsten hızlı tramvay hatta metroya, evde olmadığı için telefon kulübesinden, şehirler arası yazdırılan telefon için PTT kuyruğundan uluslararası görüşme yaptığımız cep telefonuna, mektup – telgraf – kartpostaldan toplu sms, mail ve DM’ye, gazoz kapağı ile oynanan yılandan, misketten oyun konsolunda oynanan elektronik oyunlara, saatlerce kısık ateşte pişen yemeklerden mikrodalgada ısınan yemeklere, herkesin birbirini tanıdığı mahallede kapısı kilitlenmeyen evlerden güvenlikli sitelerde akıllı evlere… Bir de bugünkü neslin bilmediği bizim nesilde az sayıda kişinin gördüğü kısa zamanda hayatımızdan hızlıca geçen (demode olan) elektronik daktilo, çağrı cihazı, araç telefonu gibi teknolojilerden hiç bahsetmiyorum.
*“Çocukluğum boyunca, ebeveynimin başka dinlerden veya başka ülkelerden yakın arkadaşlarından söz ederken nasıl bir sevinç ve gurur duyduklarını gözlemledim. O sırada bu bana olağan geliyordu, üzerinde düşünmüyordum bile, her yerde işlerin böyle yürüdüğüne inanıyordum. Çeşitli cemaatler arasında görülen ve çocukluk dünyama hâkim olan bu yakınlığın ne kadar az bulunur ve ne kadar kırılgan bir şey olduğunu çok sonraları anladım.” Satırlarını okuyunca aynı şeyleri yaşamış, düşünmüş biri olarak üzüldüm. Bize önce insan olmayı, karşımızdakine de insanca davranmayı, saygı duymayı öğrettiler; dil, din, ırk ayrımı yapmadan. Mahalle, okul, çevremiz de aynı fikirdeydi. Sonra ne oldu da bu insanlar kayboldu, bölündük, ayrıştırıldık?
*Yazar: “Bağımsızlık kazanıldığından beri, özellikle de son otuz kırk yılda, büyük devlet adamı vasfına sahip yönetici fazla çıkmadı. Çoğunun tek pusulası kendi hiziplerinin, zümrelerinin veya dinsel cemaatlerinin çıkarlarıydı. Ulusal sınırlar dışında güçlü müttefikler aramak alışılmış bir uygulama halini almıştı.” satırlarını Lübnan için söylüyor ama çok tanıdık. Tüm üçüncü dünya ülkeleri için geçerli.
*Aldo Moro adı da çocukluğumun sisli hatıraları arasında kalan, üzüntü ile hatırladığım isimlerden (diğerleri Enver Sedat, Olof Palme, Indra Gandhi gibi suikast kurbanları). O çocuk halimle bir insanın suikasta kurban gidip zamansız ölmesine üzülüyordum, adının ve görüşlerinin önemi yoktu. Zaten adlarını ilk defa suikast haberlerinde duymuştum. Belki de bu kadar etkilenmemin sebebi okunan haber metinleri ve verilen görüntülerin çocuk kalbimle zihnimde bıraktığı acı tattır.
*Araştırmak, düşünmek dışında kitabın dağarcığıma kattıkları:
*Tağşiş: Değerli madenlerin içerisine daha değersiz olanların katılarak gerçek değerinin düşürülmesi işlemi.
*Mısır Sinemasının dünya sahnesine çıkardıklarından Youssef Chahine (Yusuf Şahin). Araştırdım; uluslararası birçok ödüle sahip yönetmen aynı zamanda Omar Sharif’i (Ömer Şerif) de keşfeden kişi.
*Çağdaş Yunan şiirinin önde gelen isimlerinden ünlü şair Konstantinos Kavafis’in (1863 – 1933) İskenderiye’de doğup, ölmüş olması. Kavafis’in adını biliyordum ama İskenderiyeli olduğunu bilmiyordum.
*Çocukken adını bir suikast sonucu öğrendiğim Aldo Moro’nun İtalyan Hristiyan Demokrat Partisinin ünlü lideri olduğu ve Komünist Parti ile “tarihsel uzlaşma” için mücadele verdiği.
*”Orwell’ci Sapma” ki bu başlı başına bir makale konusu.
*Kitap bitince düşündüğüm, kitaptan anladığım: Özellikle 1975 – 1980 yıllarında tüm dünyada yaşananlar ve yazarın “bugünün dünyasını belirleyen an: 1979” saptamasının doğruluğu. Tüm dünyada yaşanan olayları, değişimleri okudukça bugün Maalouf’un yaptığının; büyük bir kumsalda dağılmış, fırlatılmış puzzle parçalarını toplamak, birleştirmek ve oluşan tabloyu bize göstermek, bugün ve gelecek için insanlığa geçmişten ders alarak bir rehber bırakmak. Geçmişte yaşananların tekrarlanmaması, insanlık gemisinin “Titanik” gibi batmaması için okunması; DOĞRU anlaşılması için araştırarak, ince olmasına rağmen hızlı değil sindirerek okunması ve üzerine düşünülmesi gereken bir kitap.
200 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10 puan
Tarih, siyaset, sosyoloji gibi alanlara ilgisi olanlar için okunmaya değer kitaplardan biri. Yazar kendi tecrübelerine, izlenimlerine, düşüncelerine ve varsayımlarına dayanarak önce geçmişi değerlendiriyor sonrasında ise geleceğe dair şüphelerinden ve korkularından bahsediyor.

İlk iki bölümde özellikle Lübnan, Mısır, Suriye, Filistin, İsrail, Irak, İran, Ürdün gibi Doğu Akdeniz ülkelerinde yaşanan siyasi ve sosyal meseleleri, hem kendisinin ve ailesinin bizzat yaşayarak tecrübe ettiği deneyimlere dayanarak, hem de tarihsel süreç içinde edindiği bilgileri referans alarak değerlendiriyor. Üçüncü bölümde daha çok Amerika, Sovyet Rusya, Afganistan, Pakistan, Hindistan, Japonya, Çin ve Avrupa Birliği üzerinde duruyor.

Kitabın son kısmı, George Orwell'ın 1984 kitabından esinlenen yazarın bize gelecek hakkındaki endişelerini anlattığı bir bölüm olmuş. Yaptığı tespitler önemli ve düşündürücü. Şunu anladım ki, asıl düşünmemiz gereken konulardan ne kadar uzağız...
200 syf.
·9 günde·Beğendi·Puan vermedi
Tarih kitaplarında sürekli Osmanlı İmparatorluğu’nun hüküm sürdüğü coğrafyalar anlatılır. Ama imparatorluk sonrası bu milletlerin tarihleri ve imparatorluğa bakış açıları anlatılmaz. Yazarın evebeynlerinin memleketi olan Mısır ve Lübnan’ın ve de diğer Arap ülkelerinin meşhur altı gün savaşı sonrası halklarında meydana gelen yenilgi hissi ve bir daha İsrail’e karşı harekete geçilemeyeceğine dair oluşan çaresizlik detaylarına kadar anlatılmış. Yazara göre doğduğu Lübnan’ın geleceğine dair herşey makus talihi olarak dışarıdan bir buyrukla geldi. Eskiden Babıali’den şimdi Washington’dan , Moskova’dan... İlk kez öğrendiğim bir bilgi olarak da Mısır’ın otoriter Nasır yönetimi tarafından Suriye ile geçmişte Birleşik Arap Cumhuriyeti adı altında birleşmiş olması oldu. Dünya’da özellikle son yıllarda Abd’de meydane gelen muhafazakar devrimlerin getirdiği kimlik bunalımının insan yaşamına ve dünya barışını sekteye uğratması açıklığa kavuşturulmuş . Ayetullah Humeyni’nin İran devriminden önce Irak’ta kalması sonra Fransa’ya yerleşmesi ve de ordan İran’a gelip Şah’ı devirmesi enstantaneyi açık kılıyor. Kitabın sonlarında da hükümetlerin güvenlikçi politikalardan dolayı özel yaşantıların takip edilmesinin hatta bunların kayıtlarının tutulmasının artık normalleştiği ve bunun gelecekte ne gibi bir soruna yol açacağının bilinmediğine dair eleştirel bir yaklaşım sunuyor .İçinde bulunduğumuz komşu ülkelerdeki olayları irdelemek isteyenler için okunmaya değer sıkmayan bir kitap.
Geleceğin yolları pusularla doluysa,takınılacak en berbat tavır, her şey çok güzel olacak diye mırıldana mırıldana gözü kapalı ilerlemek olacaktır.
Frank Sinatra'nın en meşhur şarkılarından My Way'in önce Mısır asıllı Fransız şar kıcı Claude François için yazılmış olması anlamlıdır; daha sonra da Suriye-Lübnan asıllı bir Amerikalı olan Paul Anka tarafından İngilizceye uyarlanmıştır. Zaten Fransa'da da müzikhol dünyasını uzun süre Mısır doğumlu yıldızlar doldurmuştu: Dalida, Georges Moustaki, Guy Béart veya Claude François.
Gelecegin yolları pusularla doluysa,takınılacak en berbat tavır,her şey çok güzel olacak diye mırıldana mırıldana gözü kapalı ilerlemek olacaktır.
Giderek mükemmelleşen, bize gücümüzün her şeye yettiği ve zengin olduğumuz duygusunu veren cihazlara sahibiz. Ama bunlar adli kontrol şartıyla serbest bırakılmış hükümlülerin elektronik bileziklerine veya boynumuzda taşıdığımız ama diğer ucunun kimin elinde olduğunu dert etmediğimiz tasmalara benziyorlar.
Mandela beyazların siyahları ne kadar kabullendiğini sormadı, aklında bambaşka bir sorgulama vardı: Afrikaner'ler gideceklerine kalsalar, ülkem için daha iyi olur mu? Ona göre cevap belliydi: Güney Afrika'nın istikrarı, ekonomisinin sağlıklı kalması, kurumlarının iyi işlemesi, dünyadaki imajı için, o güne kadarki tavırları ne olursa olsun, Beyaz azınlığı ülkede tutmakta yarar vardı. Yeni başkan da dünkü düşmanlarının ülkeden ayrılmamalarını teşvik etmek için ne gerekiyorsa onu yaptı.

Siyasi ustalığından mı yoksa yüce gönüllülüğünden mi bu şekilde davranmıştı? İşin aslı, pek de önemi yok. Çıkarlar ile ilkelerin sistematik bir şekilde zıt kutuplara yerleştirilmesi bir hata. Çünkü kimi zaman buluşabilirler. Kimi zaman yüce gönüllü davranış bir ustalık, alçaklık ise beceriksizliktir. Bizim sinik dünyamız bunu kabullene mese de Tarih bu yönde örneklerle doludur. Çoğunlukla, değerlerine ihanet eden bir ülke aynı zamanda çıkarlarına da ihanet eder.
"Bana öyle geliyor ki toplumlarımızın her birinde oldugu gibi genel insanlık düzeyinde de parçalayıcı etkenlerin sayısı giderek artarken,birlestirici etkenlerin sayısı giderek azalıyor."
Azınlıklar çoğunlukla tozlayıcıdır (polen taşıyıcı). Dolanıp dururlar,fırıl fırıl dönerler,çiçek özü toplarlar;bütün bunlar,haklarında menfaatçi,hatta asalak imajı uyanmasına neden olur. Ama ne kadar faydalı olduklarının farkına ancak yok olduklarında varılır.
Azınlıklar çoğunlukla tozlayıcıdır (polen taşıyıcı). Dolanıp dururlar, firil firil dönerler, çiçek özü toplarlar; bütün bunlar, hakla rinda menfaatçi, hatta asalak imajı uyanmasına neden olur. Ama ne kadar faydalı olduklarının farkına ancak yok olduklarında varılır.
XIV. Louis'nin, dedesi IV. Henri'nin Protestan azınlığa ibadet özgürlüğü tanıyan Nantes fermanını 1685'te kaldırır. O sırada "Huguenot" adı verilen Protestanlar Fransa dışına sürülmüş, Avrupa'nın başka yöreleri tarafından kabul edilmiş ve Amsterdam, Londra veya Berlin'in zenginleşmesine büyük katkılar yapmışlardır; pek çok tarihçi Berlin'in metropol düzeyine Fransız mültecilerin gelişiyle yükseldiği fikrindedir; bu kentin bir müddet sonra Paris'in büyük rakibi olacağı bilgisiyle birlikte düşünüldüğünde, olay ayrı bir anlam kazanıyor.

Demek ki "Huguenot"ların kitlesel bir şekilde sürülmesi Fransa'yı yoksullaştırırken, rakiplerini zenginleştirmişti. 1492'de Granada'nın alınmasından sonra Katolik krallar tarafından Müslümanların ve Yahudilerin sürülmesi için de aynı şey söylenebilir; hoşgörüsüzlük ve kendini beğenmişlik sonucu alınan bu önlem yüzünden, Amerika kıtalarını fethetmesinin kazançlarını yeterince derleyemeyen İspanya, diğer Avrupa devletleriyle arasındaki mesafeyi ancak beş yüzyılda kapatabilecektir.

Tarih boyunca kitlesel sürgünler, gerekçeleri varmış ve meşruymuş gibi gözükse de genellikle kovulanlardan çok geride kalanlara zarar vermişlerdir. Kuşkusuz kovulanlar başlarda acı çekerler; ama nihayetinde kendilerini toparlar, travmalarını atlatır ve çoğunlukla kendilerini kabul eden ülke yararına mucizeler gerçekleştirirler.

Gezegenin en güçlü devleti olan ABD'nin İngiliz püritenlerinden Almanya Yahudilerine, bu arada Rus, Çin, Küba veya İran devrimlerinden kaçanlara, hatta Fransa'nın Protestanlarına kadar -Başkan Franklin Delano Roosevelt'in adındaki Delano bölümü asıl adı De Lannoy olan bir Huguenot atadan gelmektedir- peş peşe sürgün dalgalarını kabul etmeyi özel uzmanlık alanı haline getirmiş olması bir rastlantı değildir.
Dedem ihale almak üzere Mısır Bayındırlık Bakanlığı'na gittiğinde, o bakanlığın katlarından birinde, masasında çalışan Konstantin Kavafis diye bir memur vardı; tabii o sırada henüz hiç kimse onun modern zamanların en büyük Yunan şairi kabul edileceğini bilmiyordu - yaşamöyküsü yazarlarına göre, Kavafis 29 Nisan 1863'te İskenderiye'de doğmuş, 29 Nisan 1933'te yine İskenderiye'de ölmüştü. Tanıştıklarını var saymak için hiçbir sebep yok ama onları bir sulama projesi üzerine birlikte çalışır halde hayal etmek hoşuma gidiyor.
Tarih boyunca kitlesel sürgünler, gerekçeleri varmış ve meşruymuş gibi gözükse de genellikle kovulanlardan çok geride kalanlara zarar vermişlerdir. Kuşkusuz kovulanlar başlarda acı çekerler;ama nihayetinde kendilerini toparlar,travmalarını atlatır ve çoğunlukla kendilerini kabul eden ülke yararına mucizeler gerçekleştirirler.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Uygarlıkların Batışı
Baskı tarihi:
20 Ekim 2019
Sayfa sayısı:
200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750845895
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Uygarlıkların Batışı, doğup büyüdüğü Lübnan’ın çokkültürlülüğünden beslenen ve bunun önemini her zaman dile getiren Amin Maalouf’un Ölümcül Kimlikler ve Çivisi Çıkmış Dünya ile başladığı düşünce serüveninde en karamsar durak. Buzdağını gördüğü halde ilerlemeye devam eden insanlık gemisi için bir taziye.

Her ne kadar hâlâ süper güç olarak anılsa da ahlaki inandırıcılığını kaybetmekte olan Amerika; çağımızın en umut verici projelerinden biri olarak sınırları kaldırmayı amaçlayan, ancak bugün parçalanmanın eşiğine gelmiş Avrupa Birliği; umutsuzluğa kapılmış ve herkesin kendisinden nefret ettiği yanılsaması içinde dünyaya sırt çeviren Arap-Müslüman âlemi; yeni süper güç olma yolunda silahlanma da dahil her alanda büyük adımlarla birbirleriyle yarışan Çin, Hindistan, Rusya...

Ve çağımızın yaşadığı muazzam teknolojik ilerlemenin büyüsü ardına saklanmış iklim felaketleri, etnik düşmanlıklar, kaybolmuş özgürlük hayali ve pusulasını yitirmiş insanlık.

Kitabı okuyanlar 854 okur

  • volkan mazman
  • Melih KİRAZLI
  • AVJÎN
  • Fatma Hilal Gözüpek
  • Emrah Yalçın
  • bkareeksidörtac
  • Mustafa
  • Onur Yiğit Çile
  • muharrem akçınar
  • Ceng

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%20.1 (63)
9
%23.9 (75)
8
%32.5 (102)
7
%14.6 (46)
6
%3.8 (12)
5
%2.2 (7)
4
%1.6 (5)
3
%1 (3)
2
%0
1
%0.3 (1)