Adı:
Uykuların Doğusu
Baskı tarihi:
Temmuz 2005
Sayfa sayısı:
243
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051850016
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Uykuların Doğusu
Uykuların Doğusu
Uykuların Doğusu
2005 Orhan Kemal Roman Armağanı

"Bir bakıma, insan gördüğü şeylerin toplamı kadar uyanık, görmediği şeylerin sonsuzluğu kadar uykuda oluyor, diyordum."

İlk yayımlandığında Uykuların Doğusu, dairevî yapısıyla okurların başını döndürmüştü. Yazdığı her romanıyla "roman sanatını yeniden tanımlama"nın peşinde olan Hasan Ali Toptaş, bu kez sınırları zorluyor, alanı genişletiyor.

"Yeryüzüne haykırmak istediğim sözler peşimdeydi artık, duvarlara çarptıkça yankılanıyor, yankılandıkça da bana eskisinden daha anlamlı görünüyorlardı." Uykuların Doğusu, roman sanatının ufkuna doğru hareket ediyor; pervane gibi, döne döne, durmadan.

"Tıpkı Binbir Gece Masalları gibi bitmeyen bir anlatıdır Uykuların Doğusu. Sonsuza kadar başa dönmeye mahkûmsunuzdur."
-Ethem Baran-
(Tanıtım Bülteninden)
243 syf.
·9/10
Yazarla frekansınızı tutturabildiğinizde sizi hipnotize eden. Anıt gibi. Uyumak üzere gibi, uykuyu ölüm sanıyor da son sözünü söylemeye hazırlanıyor gibi; son sözünü söyleyecekken, kendisine bakıp bin bir masal görmüş gibi. Uzunca bir inceleme yazana kadar, böylece özetlenebilecek bir kitap.
243 syf.
·10/10
Biraz önce bir kitabı bitirdim, tekrar başa döndüm ve fark etmeden kitaba tekrar başladım.

Hasan Ali Toptaş ile bu mümkün. Geçenlerde hiç bitmeyen bir kitabım olsun isterdim, demiştim. Başka bir şey isteseö olacakmış, iyi ki başka bir şey istememişim.
Muhteşem kitap!
Muhteşem kalem!
Muhteşem zihin!
Muhteşem muhayyile!
Muhteşem adam!

Hasan Ali Toptaş'a seviyorum. Hele ki geçen hafta kitap fuarında kendisiyle tanıştıktan sonra ölmesinden korkar hale geldim. Çok yaşa be Hasanım Ali, çok yaşa!

Bu her şeyin boka döndüğü şu çağda sen harika bir detaysın.

Beni çarptı bu kitap.
280 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Uykuların Doğusu, oldukça akıcı ve masalsı fakat hazmedilmesi fazlasıyla zor bir dile sahip bir roman olarak karşımıza çıkıyor. Roman halka biçiminde gelişim gösteriyor ve başta birbirinden alakasız gibi görünen ancak sonlara doğru bir araya gelerek bir bütün oluşturan hiâyekerden oluşuyor. Postmodernizm etkilerinin açıkça hissedildiği kitapta asıl anlatıdan bağımsız minik hikâyelere (üstkurmaca yapsına), metinler arası ilişkilere, büyülü gerçekçiliğin etkilerine, duyular arası aktarmalara rastlıyoruz. Bilinç akışı tekniğini romanın ilerleyişini belirleyen en önemli öğelerden birisi konumunda ve bu teknik aracılıyla anlatıcı geçmişe dair hatırlamalarla hikâyeyi anlatıyor. Sürüklenme teması ise romanın temel yapılarından birisini oluşturuyor.
Uykuların Doğusu, Hasan Ali Toptaş'ın üslubuna alışık olan ve bu üslubu beğenenler için mükemmel bir roman fakat bu tarz anlatılara alışık olmayanların pek de hoşlanmayacakları bir roman bence.
243 syf.
·Puan vermedi
Hasan Ali’nin kitapları hep çok ağırdı ama bu başka bir ağırdı. Dikkatimi toplamakta Biraz zorlandım. Hayal ile gerçek arası, sanki bir halüsinasyonun içindeymişim gibiydi. Konusuz geçen 280 sayfa herkese göre değil. Hasan Aliciler okumaya devam edebilir ama bu sefer biraz sıkıldım
243 syf.
·Beğendi·9/10
Merhaba sevgili okur. Keyifli okumalar.
•••Yazarın bu kitabında ilk defa gördüğüm bir yöntem vardı.Sanırım dairesel anlatım deniyor. Çok ilginç bir yöntem ve bildiğiniz bu yöntemle yazılmış kitaplar varsa tavsiyelerinizi beklerim.

•••Oldukça ilginç ve hüzünlü bir hikaye anlatıyor bize.Okurken yüreğim burkuldu.Anlatım şekli Sonsuzluğa Nokta ve Bin Hüzünlü Haz’a çok benziyor, ben en çok Uykuların Doğusu’nu beğendim.Yok oluşları imgelem yöntemiyle anlatması da insanı derin düşüncelere sevk ediyor.

•••Olayların oluşu,engellenemeyişi ya da seyirci kalışı çok güzel anlatıyor. Okurken sanki seyirci kalıyormuşum gibi hissettim ve bu beni çok sarstı.Rüya içinde rüya göreceksiniz ve aslında ürpertici bir gerçeğin içinde olduğunuzu anlayacaksınız.

•••Benim için Hasan Ali Toptan’ın Hasanım Ali olduğu kitaptır Uykuların Doğusu...Sizin için de olmasını dilerim, okuyunuz efendim okuyunuz.

ALINTILAR

•••Asıl hikayeyi çoktan bırakmışım da,bana asıl hikaye suretinde görünen başka bir şey yazıyormuşum hissine kapılıyorum kimi zaman.

•••Bir hikaye sonsuzmuş gibi göründüğünde,kendini ulaşmış demektir çünkü.

•••İşte böyle dönüp taşıdığımız yükleri alıcı gözüyle bakınca, bunların içinden insanlığı hayrı dokunmayacak olanları hemen oracıkta bırakmalıyız Hasanım Ali, boşyere hamallık yapmamalıyız derdi.

•••İnsanın gövdesi ve düşüncesi sürekli hareket halinde olmalı.

•••"bir bakıma, insan gördüğü şeylerin toplamı kadar uyanık, görmediği şeylerin sonsuzluğu kadar uykuda oluyor, diyordum."

•••Bana da mı söylemezdim, dedim ben de.
Bir an susup yutkunduktan sonra, insan bazı şeyleri kimseye söylememeli Hasanım Ali, dedi.
Taşları da mı, diye sordum.
Taşlar şöyle dursun, kendine bile söylememeli, dedi.
243 syf.
·Puan vermedi
(Spoiler içerebilir.)
Uyuyan, uyutulan, uyumasından memnun olunan Doğu medeniyetlerine değinmek için kurgulanmış bir anlatı.
Örtbas edilen, geçiştirilen, "çalışmanın erdeminden" yoksun üstlerin vurdumduymaz tavırları neticesinde uzayıp giden bir kuyruğun masalını dinliyoruz bu kitapta. Yarısına gelinceye kadar ne anlattığı ve kimin anlattığı anlaşılamayan, - mış zaman kipiyle masalları hatırlatan tarzı aslında uyuturken çocukların bilincine bir şeyleri yerleştirmek isteyen masallar gibi okurlarına bir şeyleri farkettirmeye çalışıyor.
Karakterlerden 'dayının' bedenini kısım kısım kaybetmesi, yaşayan insanın ölmeden önce ölmesine, yok olmasına nasıl tanık olunabileceğini gösteriyor. Var olan ve olmayan, olup olmadığı bilinemeyen bir kuşun aranması ve sel sonucu oluşan kayıpların işlenişi ile karnaval tadında bir anlatı okurla buluşmuş oluyor... Hasan Ali Toptaş'a minnetle.
243 syf.
·4 günde·9/10
İmgelerin ve betimlemelerin harmanlanıp her bir cümlesinde seni ayrı bir düşünceye sevk eden bir kitaptı diyebilirim.Şiirle ilgilenen biri için anlamaktan çok ifadelerin zenginliğini kendine düstur edinilmesi gereken bir kitap.Farklı bir üslubu yakalayan yazar her sayfasında anlamak için başa dönülmesini ifade edebilir, kimi okurlar için ama şunu söylemek gerekirse dikkatin gerektirdiği gerçek bir okura seslenen bir kitaptı.
243 syf.
·Puan vermedi
"...neden başka yere değil de ısrarla serçeparmağına bakıyorsun, dedim sözgelimi ve o da bana, yalan dünya dediğimiz şu dünyanın nerede birikeceği belli olmuyor ki Hasanım Ali, dedi."
Okumanız şiddete tavsiye olunur..
243 syf.
Merhaba Değerli Okurlar

Bugün sizlerle başınızı döndürecek bir eserle beraberim.

Hasan Ali Toptaş'ı ne kadar çok sevdiğimi her seferinde vurgulamaktan bıkmayacağım. Sizlere en azından bir kitabını okutmak için elimden geleni yapacağım. Her kitabından ayrı bir tat aldığım yazarın, bu kitabından da lezzetle ayrıldım.

Kitabımıza dönecek olursak, kapağında belirtildiği üzere dairesel bir yapının içerisine adım atıyoruz. Dairesel yapıyı sizlere şu şekilde ifade edebilirim. Bir kavşak düşünün. Bu kavşağa geliyorsunuz bir şekilde, sonra o kavşaktan bir yola sapıyorsunuz, gidiyorsunuz gidiyorsunuz sonra yeniden aynı kavşak çıkıyor önünüze. Bu kez başka bir yola sapıyorsunuz, geldiğiniz nokta yeniden bu kavşak oluyor. Her defasında dönüp dolaşıp vardığımız yer başladığımız nokta oluyor. Kitabımıza alışılmadık biçimde başlıyoruz. İçerisinde çok ilginç konulara misafir oluyoruz. Üstad bizleri bir yerden alıyor, başka bir yere bırakıyor. Duygu geçişleri sırasında adeta başımızı döndürüyor. Muhteşem betimlemeleriyle, dilimizi mükemmel kullanımıyla birlikte, bu dili konuştuğumuz için bizlere şükür sebebi sunuyor. Hasan Ali Toptaş'ın yaşantısından bolca izler taşıdığını düşündüğüm bu eserde, onu çok yakından tanıma fırsatına eriştiğimizi söyleyebirim. Onu tanırken, kendimizi tanıyoruz. Belki de hikayede; seni, beni, onu anlatıyor. Hepimizin birer Haydar'ı olduğunu anlatıyor bizlere. (Haydar kitaptaki bir karakter oluyor) Uykuların Doğusu, aynı zamanda "Kalkın ey gafiller!" cümlesi oluyor. Öyle bir sonla bitiriyor ki kitabı, henüz hikaye bitmedi, devam ediyor diyor bizlere.

Velhâsıl kelâm, beklentilerimi fazlasıyla aşan bir kitap oldu. Benim sizlere nacizane tavsiyem, diğer kitaplarından birini okumadan bu kitabını okumamanız. En azından bir öykü kitabını ve Kuşlar Yasına Gider gibi hafif olan kitaplarından birini okuyup öyle okunması gerektiğini düşünüyorum. Çok derin anlamlar taşıyor ve aynı derinlikte bir girdabın içerisine dalıyoruz. Farklı bir kitap okumak isteyen okurlara söyleyebileceğim tek bir cümle var. Yorumunu okuduğunuz kitap, bulunmaz Hint kumaşı diyebilirim.

Son cümlelere gelirsek eğer;

Bu kitap Hasan Ali Toptaş'ın okuduğum 8. kitabıydı. En etkileyici olanı Gölgesizler, en tempolu olan Heba, en unutulmayacak olanı Kuşlar Yasına Gider, en anlaşılmaz olanı Bin Hüzünlü Haz, En anlamlı olanı Ben Bir Gürgen Dalıyım, en tuhaf olanı ise Uykuların Doğusu kitabı oldu. Yani hepsi birer en konumuna erişti. 1 numaralı Nobel Ödülü adayım olan Hasan Ali Toptaş'ı okuyun, okutturun, sahip çıkın, sahip çıkalım değerli okurlar.

Yazarın diğer kitaplarına yaptığım yorumları profilimde bulabilirsiniz.

Yeni gönderilerde tekrar buluşmak umuduyla.
Sevgi, saygı, dostlukla..
Kitapla kalın 🤗
280 syf.
·16 günde·8/10
ilk cümlesinde kitap sizi şaşırtacak ve farkını göreceksiniz. Hasan Ali Toptaş yine kelimelerini özenle seçip cümlelerini oluşturuyor. Cümleleri oluşturan kelimeler birbirine o kadar uyumlular ki sanki her bir kelime oluşturduğu cümleleri, cümleler oluşturduğu paragrafları, paragraflar ise oluşturduğu sayfaları en ufak bir şekilde bile ürkütmekten korkarcasına uyumlu, sıralı bir şekilde seçilmişler gibi. Hepsinde belirgin bir nizam var, kelimelerin ahenkinden, cümlelerin bitişindeki sallanışından bunları rahatlıkla anlayabiliyoruz. Belki de bunların hiçbirinin olmadığı, bu kelimelerin üzerlerinin yumuşak bir sisle örtülü dururken Hasan Ali Toptaş tarafından üzerlerindeki sisin kaldırılıp, her birinin, tek tek ve özenle alınıp güneşe tutulup sonra HAT'ın dil büyüsü, dil cambazlığı ile yan yana getirilip düşünce akışı ve zihin bulundurma yapılmasına karşın gayet kolayca okunan bir roman olmasından da farkını anlayabildiğimiz bir roman.

Uykuların Doğusu düşünce akışının, zihin bulandırmanın ve dili kullanma becerisinin güzel ve başarılı bir örneklerinden. Çoğu yerlerde daha doğrusu ortalara kadar Bin Hüzünlü Haz ile aynı telden de çalıyorlar, aynı betimlemelerin birbiri ile yarıştığı, aynı arayışın egemen olmak istediği şekilde de aynı telden çalıyorlar. Birbirine benzeyen, birbirini çağrıştıran ama aslında da birbirinden farklı olan iki farklı unsur var, onlar da Alaaddin ve Haydar. Alaaddin Bin Hüzünlü Haz'da betimleme ve arayışın sebebiyken, Haydar ise Uykuların Doğusu'ndaki betimlemelerin ve arayışın izleyicisi diyebiliriz. Aladdin bir bilinmezdi, onu arıyorduk ve onu soruşturuyorduk, kitabın içindeki birçok yönlendirmeyi, kitap içi birçok manevrayı Alaaddin'e yaklaşırken ona göre yapıyorduk ama Haydar ise bir izleyici olduğu için o bizi ve hikâyeyi yönlendiriyor, sorduğu sorularla betimlemelerin içinde kaybolurken kitabının adına yakışır şekilde bizi uykudan uyandırıp kendimize getiriyor.

Evet, kitabın içeriğine genel olarak bir uyku hâkim, anlatıcı Hasanım Ali de bu uykulu halden bir türlü kurtulamayıp hikâyesine istediği girişi yapamıyor, zihin bulandırmaya, düşünce akışını somut bir şekilde gerçekleştirip bizleri düzenli kelimelerinin, özenli cümlelerinin içinde gezdirirken hikâyesinin içinde de daireler çizdiriyor. Uzunca bir süre asıl hikâyeyi bırakıyor anlatıcı Hasan Ali, kendisine asıl hikâyeymiş gibi görünen ve bize de bu şekildeymiş gibi göstermek istediği bölük pörçük, birbirinden tamamen kopuk, diğerlerinden tamamen kopuk olmasıyla beraber kendi içinde de tutarsız başka başka kısa hikâyeler anlatıyor. Anlatıcı Hasan Ali uzunca bir süre uykusunda doğamayıp hikâyesine bir tutarlılık getiremeyip net kurguyu da oluşturamıyor, oluşturamadığı için de Haydar'ın sorularına mantıklı bir açıklama ile cevaplar veremiyor, net bir şekilde sonuca gidemiyordu, belki de bunların hiçbirinin olmadığı bir şekilde anlatıcı Hasan Ali bizi
Hepsi bir arada toplanıp özenle seçilen kelimelerin düzenli cümlesi ile beraber esas hikâye Kuşlar Yasına Gider havasındaydı. Hele ki o sonları, dedenin kuşu arayışı.
düşünce akışı, zihin bulandırma, kelimelerin büyüsü ve dilin en başarılı şekilde kullanımı gibi yöntemlerle güzelce bir uykuya yatırmak istemiş. Anlatılan her bir şey aslında cümlelerle değil, kimi zaman sağa sola dağılıveren şekilsiz kelimelerle, kimi zaman da sadece harflerle anlatılmış demek de doğru olabilir, ama bir bütün olarak bakıldığında o dağınıklıkların da aslında ne kadar düzenli ve özenli olduğunu da görüyoruz.

Toptaş'ın romanlarında olan bir başka güzelliği ve özelliği de gündelik olayları bize büyük büyük olaylar gibi okutabilmesidir, işte burada yine kelimelerin ve dilin büyüsüne şahit oluyoruz. Büyü diyorum çünkü hiç şüphesiz büyülü gibi geliyor her şey, bir ara ciddi ciddi hikâyeyi sonsuz gibi düşündüm, bu sonsuz düşüncelerin içinde de ufak bir silkelenme ile roman sonunun geleceğini de belli edip bu sefer okuru farklı kulvardan vurmaya başlıyor. Büyülü gerçekçeklik kitabın başından sonuna kadar kurguya hâkim zaten, gerçek ve hayali ayr ayrı sorgularken anlatıcı Hasanım Ali sizi bir anda artık oturmuş, konusu belirlenmiş ve duygusu yoğun bir hikâyenin içine alıyor sizi. Bu güzel ve farklı romanın içinde roman sanatının zirve noktalarını okuyoruz. Uykuların Doğusu'nu okuduktan sonra anlayacaksınız ki daha ilk kelimesinde,
243 syf.
·9/10
Hasan Ali Toptaş dünyasına hoşgeldiniz. Türkçeyi en iyi kullanan, bir evirip bir çeviren, her kitabı ödüle layık görülmüş bir yazarın, en güzel kitaplarından biri olan Uykuların Doğusu'nda hayal dünyalarına yelken açmaya hazır olun. Okumaya başladığınızda ne olduğunu anlamadan içinde kaybolacağınız, bittiğinde "az önce ne okudum ben" diyeceğiniz bir kitap. Şiddetle tavsiye ediyorum.
243 syf.
·41 günde·7/10
Sonu ile başı belli olmayan iyi kurgulanmış bir hikaye! Kitabı bir kez yarıda bırakıp ikinci kez baştan okuyarak bitirdim. Ben bu hikayeyi iki farklı bölüm olarak algıladım ve ilk bölümünde ne kadar sıkıldıysam ikinci bölümde o kadar can atarak okudum.
Hasan Ali Toptaş gerçekten bir kalem ustası, kalemle nakşeder gibi ilmek ilmek yazmış bu kitabını...
"Serseriydi, her gece arkadaşlarıyla içerdi ama eve döndüğünde yatmadan önce mutlaka kitap okurdu. "
" hatta, böyle zamanlarda yastığın hizasından eşyalara doğru bakarken, çoğu kez, insan herhalde uykudan kalkınca hemen uyanamıyor da, bir şeyleri gördükçe, o gördüğü şeyler kadar parça parça uyanıyor, diye düşünüyordum. masayı görmüşse masa, kitapları görmüşse kitaplar, giysileri görmüşse giysiler, duvarları görmüşse duvarlar kadar uyanıyor, diyordum sözgelimi. bir bakıma, insan gördüğü şeylerin toplamı kadar uyanık, görmediği şeylerin sonsuzluğu kadar uykuda oluyor, diyordum. ardından da, olaya bu açıdan bakıldığında, var olan her şeyi asla aynı anda göremeyeceğimize göre, demek ki uyanmanın hiç, ama hiç mi hiç sonu yok, diyordum."
Ezelî hastalıklarımızın başında gelen aşk aklın terazisinde tartılamayacak kadar ağır, ağır olduğu kadar da hafiftir ve bu yüzden hem bütün kitapların ortasında, hem de Tandırname’nin ilk sayfasında yer alacak bir konudur, derdi sözgelimi. Ya da, insanın içini ısıtan güleç bir yüzle, aşkın gözü kördür derler ama aslında kulakları da sağırdır, derdi.
Biliyor musun, dünyayı aklıyla gören eli âsâlı bir bilgenin de dediği gibi, hayatımı yeniden yaşayacak olsaydım daha çok hata yapardım. Doğrusu, yaşadığım hayata dönüp baktıkça utanç duyuyorum şimdi. Hatta, laf aramızda, öldükten sonra bu hayat yakama yapışıp benden hesap soracak mı acaba diye korkuyorum. Ne dersin, böyle bir şey olur mu sence? Yani, hayat tamamlanınca, artık ben tamamlandım diye gelip adamın karşısına dikilir mi? Belki de dikilir, nereden biliyoruz ki... Belki de, kimilerinin zebani dediği şey bizim tamamlanmış hayatımızdır... Bizi sorguya çekecek olan melekler de öyledir belki... Korkuyorum, evet... Ne yazık ki, korkuyorum.
İnsanlardan iyice sıtkım sıyrıldı açıkcası. Öyle ki, onların yaptığı her şeyde bir sahtekârlık görmeye, görünce de insanın aklına gelmeyecek türden çeşitli tehlikelerle dolu karanlık bir ormanda tek başıma geziniyormuşum gibi korkmaya başladım. Sıcak bir hızla genişleyen gülümsemelerin bile aslında o an için anlaşılamayan başka türlü bir kötülük olduğunu düşünmeye başladım hatta. Bu yüzden pek dışarı çıkmadım artık, odama kapanarak kendimi tamamen kitaplara verdim.
Doğrusunu istersen başlangıçta onların bu davranışı fenâ hâlde rahatsız ederdi beni. Ne bileyim, hangi açıdan bakarsam bakayım, bir insan olarak, insan denen yaratığın bu denli gamsız oluşunu bir türlü hazmedemezdim. Böyle gamsız olmakla sadece insanlara değil, aynı zamanda hayranlara ve bitkilere de ihanet ediliyormuş gibi gelirdi bana. Hatta, var olan her şeye apaçık hakaret ediliyormuş gibi gelirdi bana.
Böyle zamanlarda, kendimi alabildiğine komik hissediyordum bir de, güçsüz, eksik ve acınacak kadar zavallı hissediyordum.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Uykuların Doğusu
Baskı tarihi:
Temmuz 2005
Sayfa sayısı:
243
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051850016
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Uykuların Doğusu
Uykuların Doğusu
Uykuların Doğusu
2005 Orhan Kemal Roman Armağanı

"Bir bakıma, insan gördüğü şeylerin toplamı kadar uyanık, görmediği şeylerin sonsuzluğu kadar uykuda oluyor, diyordum."

İlk yayımlandığında Uykuların Doğusu, dairevî yapısıyla okurların başını döndürmüştü. Yazdığı her romanıyla "roman sanatını yeniden tanımlama"nın peşinde olan Hasan Ali Toptaş, bu kez sınırları zorluyor, alanı genişletiyor.

"Yeryüzüne haykırmak istediğim sözler peşimdeydi artık, duvarlara çarptıkça yankılanıyor, yankılandıkça da bana eskisinden daha anlamlı görünüyorlardı." Uykuların Doğusu, roman sanatının ufkuna doğru hareket ediyor; pervane gibi, döne döne, durmadan.

"Tıpkı Binbir Gece Masalları gibi bitmeyen bir anlatıdır Uykuların Doğusu. Sonsuza kadar başa dönmeye mahkûmsunuzdur."
-Ethem Baran-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 433 okur

  • Eski
  • piktobet
  • Fâ
  • Çiğdem
  • mahsus mahal
  • Nihan Turgut
  • sude
  • Ösa
  • Hakan
  • Berika•

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%16.9
25-34 Yaş
%42.7
35-44 Yaş
%25.8
45-54 Yaş
%4.5
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%61.5
Erkek
%38.5

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%29 (36)
9
%22.6 (28)
8
%21.8 (27)
7
%10.5 (13)
6
%1.6 (2)
5
%4.8 (6)
4
%0.8 (1)
3
%0.8 (1)
2
%0
1
%0.8 (1)

Kitabın sıralamaları