Giriş Yap

Uyuyan Adam

8.310 üzerinden
1.008 Puan · 192 İnceleme
112 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
Sizi hayata bağlayan her şeyin ortadan kalktığını düşünün : Aileniz , kariyer planınız , dini inancınız , gezi planlarınız, sevdiğiniz kişi , hayalleriniz (vb.) . Tüm bunlar ortadan kalktığında günleriniz nasıl geçerdi ? Ne için yaşardınız ? Kendinizi öldürmemek için nasıl bir neden bulurdunuz ya da böyle bir neden kalmış mıdır ki ? Nasıl hissederdiniz , hissedebilir miydiniz ?.. Uyuyan adam bize tüm oluşturduğumuz yaşam amaçlarını , geleceği bir kenara bırakarak adeta bir robot gibi yaşayan karakteri anlamaya , anlamlandırmaya davet eder.Hiç bir şeyin bir anlamı yoktur. Daha annenizin karnındayken sizin için olan tüm roller çoktan hazırlanmıştır, doğduktan sonra yapmanız gereken tek şey rolleri sırasıyla oynamaktır. Bir amaç uğruna emek vermeniz de hiç bir şey yapmamanız da aynı kapıya çıkar. Eninde sonunda her şey boşluğa , hiçliğe yuvarlanır. Hayatın tek başına bir anlamı olup olmadığı , özgür iradenin varlığı veya yokluğu , insanlığın gidişatı, toplum gibi pek çok konuda düşünmemi sağladı. Zaten iyi olmayan ruh halimi daha da kötüleştirdi fakat kitabın sonunda zamanı ne kadar durdurmaya çalışsakta zamanın durmayacağını her şeyin olacağına vardığını anladığımda garip bir huzur hissettim. Sonuçta ben hayatımı nasıl yaşarsam yaşayayım yaşam kendi bildiğini okumaya devam edecek . O yüzden tekrar ve tekrar aynı sonuca vardım : Bunca acı çekmeye değmez. Okuduğum en ilginç kitaplardan biri . Mükemmel diyebilirim.İyi okumalar ( Pek mümkün değil ama... )
Reklam
·
Reklamlar hakkında
112 syf.
·
10/10 puan
Herkese selamm Bugün size kısa ama etkili bir kitap ile geldim. Öncelikle bu kitabı okuyan insanlar genelde ikiye ayrılıyor. Birincisi, çok etkilenip uyanma yaşayanlar.(Kesinlikle birinci kısımdayım.) İkincisi, olay değil düşünce üzerine ilerlediği için sıkılanlar ya da yazımını yadırgayanlar. İkinci kısım bu konuda haklı. Okurken olay olmasını sevenler için zor bir kitap. Kitabın anlatımı ikinci tekil şahıs şeklinde ve kitap düşünce, hisler üzerinden ilerliyor. Yoruma, sorgulamaya açık bir kitap. Bu tarz sevenlere kesinlikle öneririm. Ana karakterin adım adım düşünceler içinde kalırken ne hale geldiğini okuyoruz. İlk başlarda arkadaşlarıyla konuşan, gelen mektupları okuyan, dışarı çıkan, işlerini yapmak isteyen biriyken, adım adım nasıl kendi içinde kaybolduğunu görüyoruz. Artık dışarı çıkmıyor, arkadaşlarıyla görüşmüyor, mektuplara bakmıyordu. Hayat onun için durmuş gibiydi. İlk başlarda gitmeye niyetlendiği sınav aklına bile gelmiyordu. Her geçen gün o yatağa düşünceleriyle beraber biraz daha gömülüyor, hayattan kopuyordu. Bir süre sonra bu kopma kendiyle yüzleşmesine kadar gidiyor. İlk haliyle sonlara doğru olan halini sırayla birkaç alıntıyla örnek vermek istiyorum. "Dostların bıktı artık, kapını çalmıyorlar. Onlarla karşılaşabileceğin sokaklarda pek yürümüyorsun artık. Sorulardan, rastlantı eseri karşına çıkan birinin bakışlarından kaçıyor, sana ısmarlamak istediği birayı ya da kahveyi kabul etmiyorsun. Sadece gece ve odan, üstüne uzandığın dar sedir, her an yeniden keşfettiğin tavan seni koruyor. Uzunca bir süre kendine sığınaklar kurup yıktın: düzen ya da eylemsizlik, başıboş sürüklenme ya da uyku, geceleyin devriye gezmeler, yansız anlar, gölgelerin ve ışıkların kaçışı. Daha uzun bir süre kendine yalan söylemeyi, kendini sersemleştirmeyi, kendi oyununa gelmeyi sürdürebilirsin belki. Ama oyun bitti, büyük şenlik, ertelenmiş yaşamın yalancı sarhoşluğu bitti. Dünya yerinden kıpırdamadı ve sen değişmedin. Kayıtsızlık seni farklı kılmadı. Ölmedin. Delirmedin. Benim için çok etkileyici ve düşündürücü bir kitaptı. Tavsiye ederim.
112 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
Perec'in Uyuyan Adam'ı hiçlikte hapsolmuştur. Mutlak hareketsizlik: ne fiziksel ne de düşünsel bir eylem söz konusudur. Bu nedenle yarı ölüm diye adlandırılan uykuyla özdeşleşmiştir. Freud'un fazla uykuyu bir kaçış olarak nitelediğini biliyoruz. Benim aklıma ise İnception filminde hayattan kaçmak için kendilerini uyutan insanlar geldi: Bu insanlar rüyada olduklarının farkına varıp ona hâkim olarak rüyalarında istediklerini yapabiliyorlar, hâliyle asla uyanmak istemiyorlar. Buna teolojide cennet deniyor. Buna karşın kitapta Uyuyan Adam'ın rüyalarından bahsedilmez. O, yaşamayı hiç bilmediğini ve bilemeyeceğini keşfederek kendini her şeyden soyutlamıştır. Bir isminin olmaması da bunun bir göstergesidir. O, bir hiçtir. Perec onu kitabın bir yerinde şu şekilde tasvir eder: "Sen bulanık bir gölgeden, sert bir kayıtsızlık çekirdeğinden, bakışlardan kaçan nötr bir bakıştan başka bir şey değilsin." Bulanık bir gölge imgesi onun artık bedensel varlığının da tehlikeye girdiğini gösterir: Tabii mitsel bir aura içinde hücreleri buharlaşmamaktadır ancak psikolojik olarak her geçen gün hayatla bağı zayıflayan insan bedeni, artık değiştirilmesi gereken yıpranmış bir deriden başka bir anlam ifade etmez. Hücrenin en son noktası olan çekirdek imgesi onun hiçliğin tam ortasına gelmiş olduğunu gösterir. Güneş onun yıpranmış derisini yakar, bu yüzden geceleri çıkar sokağa ve çevresine hiçbir şey hissetmeden, düşünmeden sadece bakar. Yabancılaşmanın getirdiği korkudan dolayı etrafındaki bakışlardan bile sakınmaktadır, çünkü kendisini fark eden her bir gözle kuracağı bağlantı onu hayata tutacak, bu bağlanma ise yeniden bilinmezlik anlamına gelen hayata dahil olma çabasına sokacak ve bu, onun artık bildiği üzere mutlak bir mağlubiyetten başka bir şeyle sonuçlanmayacak bir çaba olacak. Nihayet onunkisi nötr bir bakıştır: Hiçbir aidiyet duymayan bir bakış. Zira kitapta onun ailesinden, arkadaşlarından doğru düzgün bahsedildiğini görmeyiz. Uyuyan Adam'ın sınav sabahı bile yatağından kalkamadığını ya da kalkamadığını görürüz. Dışarıdan bakıldığında son derece anlamsız bir harekettir hatta başkalarının davranışlarını kendimizinkilerle kıyaslama yaparak anlamlandırma alışkanlığına sahip olan bizler için şımarıkça bir harekettir; öyle ki her gün mücadele ederek zor şartlarda yaşamaya devam eden bizler için onun bu davranışı nedeniyle suçlanması, yargılanması ve bunların sonucunda en azından toplum nezdinde cezalandırılması gerekebilir. Ancak bunları yaparken her birimizin bir şeylerden kaçmakta olduğumuz gerçeğini fark etmeyiz ya da farkında olsak da içten içe, onu görmezden geliriz. İnsan diğer insana ayna vazifesi görür: Bundan dolayı başka insanların bizim gibi olmasını isteriz, ancak böyle rahatlarız ve hayatımıza devam edebiliriz. Tabii ki bunun imkanı olmadığından dolayı ya aynadakini kendimizden hareketle kurgularız ya da aynadakine göre kendimizi… Uyuyan Adam artık aynasına bakmaktan vazgeçmiştir. O, "Oturuyor ve beklemek istiyor sadece, bekleyecek bir şey kalmayana kadar beklemek." Ancak zaman hiç kimseyi beklemez, akar. O, gerçek bir Efendi'dir. İnsan ona ancak bir yerinden tutunabilir, böylelikle bir nirengi noktası edinerek hayatını buna göre kurgulayabilir. Efendi ise gerçek manada bir Uyuyan'dır. Uyuyan Adam ise onun çok kötü bir kopyasından başka bir şey değildir. Bundan dolayı Perec son bölümde, Uyuyan Adam'ın suratına sert gerçekleri bir bir çarpar. Bunlardan birisinde şunları söyleyerek onun çevresinde var oldugunu zannettiği demir parmaklıkları yok eder: "Oysa sen, zavallı Dedalus, senin labirentin yoktu. Sahte mahkum, senin kapın açıktı." Şaşırıp etrafında açılan kapıları, kapıların ardında akan sokaktaki hayatı gören Uyuyan Adam'ın korkusuna aldırmadan devam eder: "Artık sığınağın kalmadı. Korkuyorsun; yağmurun, saatlerin, araba selinin, yaşamın, insanların, dünyanın, her şeyin durmasını bekliyorsun; her şeyin yıkılmasını bekliyorsun … Uzunca bir süre kendine sığınaklar kurup yıktın: düzen ya da eylemsizlik, başıboş sürüklenme ya da uyku, geceleyin devriye gezmeler, yansız anlar, gölgelerin ve ışıkların kaçışı. Daha uzun bir süre kendine yalan söylemeyi, kendini sersemleştirmeyi, kendi oyununa gelmeyi sürdürebilirsin belki. Ama oyun bitti, büyük şenlik, ertelenmiş yaşamın yalancı sarhoşluğu bitti." Ve sözlerini şöyle noktalar: "Ufacık bir belâ seni kurtarmaya yeterdi belki de: Her şeyini kaybederdin, savunacak bir şeyin olurdu, ikna etmek için, duygulandırmak için söyleyecek sözcüklerin olurdu." Ve Uyuyan Adam uyanır… Keyifli okumalar
·
3 yorumun tümünü gör
112 syf.
·
7 günde okudu
Yazarı ve kitabı yeni tanıdım. Fransız bir edebiyatçı ve sosyolog. Kitap "Varoluşçuluk Felsefi Akımı" etkisinde, 25 yaşında bir öğrencinin, ikinci tekil şahıs ağzıyla yazılmış bir varoluşsal roman. İlk defa bu tarz bir kitap okudum. Kitaptaki tekrarlar bazen sıkıcı olsa da sanki meditasyon yapıyormuş havası veren ilginç bir okuma oldu. Adeta anlatıcıyla bir bağ kuruyorsunuz. Depresif bir yapınız varsa okurken dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum :) İyi okumalar.
2 yorumun tümünü gör
Reklam
·
Reklamlar hakkında
2
20
196 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.28.17