Adı:
Uzaktan Kumandalı Kız
Sayfa sayısı:
72
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053758082
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Girl Who Was Plugged In
Çeviri:
Begüm Kovulmaz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
“Tiptree, yazıda ve üslupta ‘erkek’ ile ‘kadın’ın ne olduğunu belirleyen sınırları yerle bir etti.”

- Ursula K. Le Guin -

Hugo En İyi Kısa Roman Ödülü

Alice B. Sheldon 1967 yılında James Tiptree Jr. adıyla bilimkurgu yazmaya başladığında kimse onun aslında bir kadın olduğunu bilmiyordu. Bu durum ortaya çıktığında ise insanlar ne şaşkınlıklarını gizleyebilmiş ne de yazarı takdir etmekten kendilerini alabilmişti. Ötekilikten cinsiyete, gerçeğin yanıltıcılığından insanın evrendeki yerine kadar pek çok konuyu eşsiz üslubuyla anlattığı onlarca eserinin en önemlilerinden biri olan Uzaktan Kumandalı Kız'da ise Tiptree yalnızca kendisinin yazabileceği, feminist, antikapitalist bir siberpunk hikâye ortaya koyuyor.

Kurumlarca yönetilen bir yakın gelecek. Reklamların yasaklandığı bir distopya. Bu durumla baş etmek için farklı yöntemler deneyen şirketler. Bu mücadele sonucunda ortaya çıkan ve tek görevleri alışveriş yaparken görüntülenip subliminal reklamların bir parçası olmak olan popüler kültür ikonları – yani geleceğin tanrıları.

Kendi halinde bir kız olan ve hastalığından dolayı fiziksel olarak fazlasıyla deforme hatta çirkin P. Burke hiç beklemediği bir anda hayatının fırsatıyla karşılaşır. Elinde artık bir tanrı olma fırsatı vardır, hem de insan elinin ürettiği en güzel canlılardan biri olarak, Delphi olarak.

Kilometrelerce öteden P. Burke’ün kumanda etmesiyle dünyayı sarsmaya başlayan Delphi şöhret basamaklarını hızla tırmanırken bu akıldan yoksun Kumandalı’nın arkasındaki Burke de yaşam amacını bulmuş gibidir. Ta ki bu sahte bedenini fazla benimseyip âşık olana dek.



İnsanı insan yapan bilinci midir? Ruh mu bedene hapistir yoksa beden mi ruha?

Uzaktan Kumandalı Kız, hayallerin yeniden bedenlenme süreci.

Ursula K. Le Guin’in önsözüyle
72 syf.
·1 günde·9/10
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 29. kitap oldu. Hugo Kısa Roman Ödülünü de kazanmış bu kitap, önsözü saymazsak toplamda 55 sayfalık bir eser. Ancak hacmine kıyasla sarsıcı bir içeriğe sahip olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Kitap, Huckster Yasası denen bir kanunun kabulü ile ortaya çıkan reklamsız bir gelecek toplumunu anlatıyor. Huckster Yasası'nın kabulü ile satıcılar markalarını, ürünlerinin içinde veya üzerinde bulunan, yalnızca ürünün kullanımı veya yerinde satışı sırasında sergilenen teşhirlerle kısıtlamak zorunda kalıyorlar. Aslında ilk bakışta, her yeri saran reklam panosu, logo, slogan, tanıtım gibi şeylerden bıkmış günümüz insanları için, reklamsız bir gelecek bir ütopya gibi gelebilir; ancak karşı karşıya olduğumuz dünya yazarın da kitapta sıklıkla ifade ettiği üzere bir distopya.

Kahramanımız ise P. Burke isimli on yedi yaşında çirkin ve hastalıklı bir kız. Çok zor bir hayat süren, geleceğin ona yaşam şansı tanımadığı birisi ve bu hayata daha fazla dayanamayıp sonunda intihar ediyor. İntihar etmesi sonucunda ise kendini hastanede buluyor ve şans eseri, zorlu ve sefil yaşamı baştan aşağı değişiyor. Hastanedeyken bir yayın şirketinden ona bir teklif sunuluyor ve teklifi kabul etmesiyle yeni bir dünyaya adım atıyor.

Teklif ise, reklamların yasak olduğu bu gelecek dünyasında, tüketim ürünlerini teşhir ederek, ürünlerin gizlice reklamını yapmak. Tıpkı bizim sosyal medya fenomenlerinin şu an yaptığı gibi. Günümüzde markalar reklamını yapabilmek için sosyal medya fenomenlerini giydirip kuşatıyor veya evine tonlarca içecek gönderiyor. Fakat kitaptaki ikonların günümüz fenomenlerinden bir farkı var. Bu ikonlar bir insan ürünü olarak tasarlanıyor, yani bir çeşit andoid olarak uzaktan kumandalı olarak yönetiliyorlar. Gerçi günümüzdeki fenomenlerin birçoğunun da uzaktan kumandalarla yönlendirildiğini söylesek yanlış söylemiş olmayız herhalde... İşte GTX isimli yayın şirketi bu şekilde Huckster Yasaları'nın getirdiği reklam yasağını delmiş oluyor ve bunu yasal bir şekilde yapıyor. Öncelikle tabii Burke'ün ismi değiştiriliyor ve Delphi oluyor. Zamanla Delphi tüketiciler tarafından seviliyor ve plan başarıya ulaşıyor. Böylece, Delphi de kariyer basamaklarını hızla tırmanıyor.

Bu noktada Delphi'nin hayatının ve çektiği acıların bana Kemal Sunal'ın Yüz Numaralı Adam filmini hatırlattığını da belirtmeden geçmemeliyim: https://www.youtube.com/watch?v=dMKmdoJ-sTo Kim bilir belki de Yüz Numaralı Adam filmimiz bu kitaptan ilham almıştır...

Zamanla Delphi, GTX şirketinin yönetim kurulu üyelerinden birinin oğlu olan Paul Isham isimli genç bir çocuk ile tanışıyor ve birbirlerine aşık oluyorlar. Ancak Delphi bir kukla olduğu için aşık olması yasak, daha doğrusu imkansız. Bu noktadan sonraki konu ise oldukça hüzünlü bir şekilde devam ediyor ve kitabın sonunda oldukça sarsıcı bir son sizleri bekliyor.

İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum en ince kitap olmasına karşın, içeriği bir hayli doluydu ve oldukça duygu yüklü bir kitaptı. 1 günde okunabilecek bir bilimkurgu kitabı isteyenlere öncelikli tavsiyemdir.
72 syf.
Aslında bilim kurgu ile tanışmam bu kitap ile olmayacaktı Semih abinin tavsiyesi üzerine Maymunlar Gezegeni ile başlıycaktım ama bekletiyordum elimde ki kitaplar bitince alıp başlıycaktım. Ama Murat Ç abi etkinlik başlatınca (#28996895) dayanamadım gidip şu Maymunları alayım dedim ama gözüm raflarda onu ararken bu kitabı gördü indirdim kaldırdım ismi tasarımı hoşuma gitti bir de inceydi :) zorlamaz beni diye düşündüm ve aldım peki memnun kaldım mı ? İşte cevabı :)

Cevaba gitmeden Murat Ç abiye bizi heveslendirip coşkulu bir etkinlik yaptığı için Teşekkür ederim :)

Ursula K.Le Guin yazar için şöyle demiş;
"Tiptree, yazıda ve üslupta 'erkek' ile 'kadın'ın ne olduğunu belirleyen sınırları yerle bir etti."

Peki kim bu Tiptree?
James Tiptree, Jr; 1915 yılında chicago'da doğdu. Okulu bitice görsel sanatçı ve ressam olarak çalışmış aynı zamanda gaztelerde sanat eleştirmenliği yapıp farklı bir isimle yani Alice Bradley Davey adıyla yazılar yazmış. 1955'te James Tiptree Jr. İsmi ile bilim kurgu öyküleri yazmaya başlamış ve gerçek kimliğini uzun bir süre gizlemiş ki açıklayana kadar da herkes kendisinin erkek olduğunu  düşünürmüş. Pek çok ödül kazanan bu caaanııım yazar 1987 de intihar etmiş.


Kitabın önsöz kısmını U.K.L Guin yazmış çünkü yazar  bunun "İğrenç şeyler sonsözler, önsözler öykünün etrafındaki salyalar gibi." olduğunu söylüyor ve Ursula hanımdan kitabı için bir kaç satır yazmazını istiyor kiii Ursula hanım arkadaşını kırmayıp bir kaç satır değil 6 satııııır şaka şaka nerdeyse 6 sayfalık bir önsöz yazar.
Ve burada yazar ile uzun süreli bir arkadaşlığı olduğunu ancak kendisinin erkek değil de bayan olduğunu sonradan öğrendiğini anlatıyor ki kadın nasıl iyi rol yapmışsa mektuplaşmalarına rağmen hiç hissetmemiş Ursula hanım :)

"İşte size olağanüstü güçlü, hüzünlü, komik ve güzel bir kaç öykü."  Diyor önsözde ama bu küçük bir roman yetmiş iki sayfa olduğuna bakmayın şey gibi düşünün ne gibiii ............. hah buldum hani bulgur yedikten sonra midede şişer rahatsız eder ya buda öyle okudum ama sanki kafam da büyüdü ve beynimi rahatsız ediyor.

HİÇ REKLAMSIZ BİR GELECEK DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ? (#30145922 )

Bir düşünün hiç bir ürünün reklamı yok ne kadar güzel değil mi.... yok efendim, yok öyle rahatlık ne yapsın bu şirket sahipleri alışveriş yapın diye bizi dürten fabrikatörler? Elbette yeni bir çözüm üretecekler işte yeni buldukları yöntemin bir kurbanı da P .Burke.

Yav yazar bu kıza öyle yüklendi öyle aşşağıladı ki ne siz sorun ne ben söylim tamam kız biraz çirkinmiş ama sonuçta o çok özendiği Tanrı diye vasıflandırdığı hayranı olduğu "şey'ler" (insanlarmıydı emin değilim) gibi olacaktı. Şu alıntı da ki gibi: #30146969

Arka kapak'ta diyor ya"Bütün dünyayı programlamışlar" hakketen düşünmeden edemedim biz farkında olmadan başkalrı mı bizi yönlendiriyor? Yani teknolojinin gelişmesi reklamların bu denli özverili oluşu hepsi bizi etkileyip kendi çıkarları için kullanmak isteyen bir yer altı örgütünün işi mi? Siz düşüne durun ben bitireyim :))


Kitapta özellikle dikkatimi çeken bir şey vardı bazı kelimeler özenle BÜYÜK yazılmıştı bazıları da diğer kelimelere oranla bir tık ince ve italikti hani cümle olsa başkasına ait dersin yada kitap ismi falan olsa ama örnek vereyim şöyle:

"Hevesle yüz üstü kabine yerleşiyor" burda heves kelimesi ince ve italik.
"Üstelik öyle çok uzak bir gelecek de sayılmaz" burda da uzak kelimesi. Pek ne için olduğunu anlamadım doğrusu o yüzden bir bilene danıştım o da bana "italik yani eğik yazılması ilgili cümlelerin bir başkasına ait olduğu ya da bir kavramdan bahsettiği ya da o kelimenin içerdiği anlama yazarın katılmadığı anlamlarına gelebilir." dedi.
Eğer kitabı okursanız bu konuda ki fikrinizden beni haberdar edin :))
72 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Ursula Guin’in önsözde belirttiği;
“Tiptree, yazıda ve üslupta 'erkek' ile 'kadın'ın ne olduğunu belirleyen sınırları yerle bir etti." Bir söz bir kitaba ancak bu kadar oturur.
Kitabın çok farklı bir dili var anlatıcı bazen çok uzaktaki birisi gibi hissediyorsunuz bazen de olayların çok içinde size “anladınız mı?” diye soran birisi gibi...
Yine anlıyoruz ki işin içine aşk girince bütün olaylar sarpa sarıyor.Kitap çok ince olmasına rağmen ağır bir kurgusu var. Yüzyılın en iyi bilim kurgu öykülerini okuduktan sonra sanırım hiç bir bilim kurgu kitabına tam puan veremeyeceğim...Onun yanında çok hafif kaldı ama değişik bir kurgu farklı bir bakış açısı sırf bunlar için bile okunur.

****
72 syf.
Tüm hayatın bir aldanmadan ibaret olduğu 70 sayfalık bir kitapta yazılanlarda saklı. Yazılanlar size çarpa çarpa ilerlerken ve bir anda tüm dünyanız yerle bir oluyor. Ve soruyorsunuz; Güç uğruna, kariyer uğruna, para uğruna kalbimizi ne zaman teslim ettik. Güç neredeyse, kimdeyse onun peşinde ilerliyoruz ve buna yaşamak diyoruz.
İnsanı, insan yapan bedeni mi yoksa ruhu mudur? Beden sadece sahip olduğumuz bir görünüş, bir aldanmadır. Bedenimize can veren ruhumuzken, biz ruhumuzu ne uğruna kaybettik? Bedenler bu kadar metalaşmışken, bedenlerimiz bir başkasının elinde sermaye kaynağı olurken, ruhumuzu nerede kaybettik? Ruhumuzu ne uğruna sattık?
72 syf.
·Beğendi·9/10
Günümüz genel olarak ne kadar sahte değil mi? Televizyonda izledikleriniz, sosyal medya, spor, siyaset... Gördüğünüzün ötesinde bir şeyler olduğunu düşünmüyor musunuz? Bu sahteliğin nerede başladığını ve nerede bittiğini (ya da bitip bitmediğini); kimleri kapsadığını ve sizleri ne derece etkilediğini fark etmek ne kadar da zor. Gözleri açmak gerek; fakat etrafta bu kadar körlük varken sivrilmek, kötü sonuçlar da doğurabiliyor.

Kitabın konusuna aslında bir nebze giriş de yapmış bulundum. Daha önceki yazılarımdaki gibi; konulara en fazla bu kadar girerim. Fazlası zaten satırlarda mevcut. Her şeyden önce İthaki'yi tebrik etmek gerekir sanırım. Bilimkurgu Klasikleri gerçekten çok büyük bir adım. Bu adımlardan oluşan yürüyüş de hala devam etmekte. İthaki, son hızla bizlerle klasikleri buluşturuyor. Ah bir de şu eski baskıları yenileseler de okumak istediğimiz kitaplara ulaşabilsek!

Ursula K. Le Guin'in bu eser için yazdığı önsöz sanırım beni en çok etkileyen, karşılaştığım en samimi önsöz. Kısa bir öykünün aslında ne kadar derin olabileceğini bizlere yalnızca birkaç kelimenin derinliği ile gösteren usta kalem de ayrıca tebrik edilmeyi hak ediyor.

"Uzaktan Kumandalı Kız" o kadar derin ve güzel düşünülmüş bir kısa öykü ki elinizde olmadan günümüz ve geçmişimizle ilgili bağlantılarını kuruyorsunuz. Tiptree Jr.'ın anlatım tekniği mükemmel. Kitabı elinize aldığınız an sanki (mevsime de uyum sağlamak lazım) hafifçe esen bir yaz rüzgarı eşliğinde Tiptree Jr. ile bir bahçede yan yanasınız, o anlatıyor, siz de ağzınız açık dinliyorsunuz. Tiptree Jr. bu hikayeyi anlatırken aslında bize günümüzün nasıl kumanda edildiğini, gördüklerimizin sahteliğini gösteriyor. Hikayesini bizlere anlatırken aslında gözümüzü açmaya gayret ediyor. Televizyonlarımıza gözümüzü dört açıp bakarken aslında bir o kadar da kör olduğumuz gerçeğini yüzümüze çarpıyor. Bunu yaparken kullandığı dil masal dili kadar sade, hayrete düşürücü kadar da çarpıcı. Bu gibi kısa öykülere kavuşmak bizim için ödül. James Tiptree Jr.'ın diğer öykülerinin de İthaki'nin radarında olması beni oldukça sevindirdi. Ayrıca unutmadım; baskıları yenileyin Allah aşkına. Lütfen diyorum bakın.
72 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
İthaki Bilimkurgu klasiklerinin en ince kitabı olmasına rağmen, bence çoğu kalın kitaplardan daha iyiydi. 1973te yazılmış bir kitap olmasına rağmen, çok ilgimi çeken bir nokta var ki 36.sayfasında, günümüzdeki snapchat filtrelerinden bahsediyor. Mor yarasa, kuş kafası, kurukafa filtrelerinin moda olmasından ve güncellendikçe pazarın nasıl geliştiğinden bahsediyor.
İlginç bir öngörü. Kitabın konusu çok orjinal ve bence biraz daha uzun olmalıydı.
Herkese hitap edeceğini düşünmüyorum ama ben sevdim. Okumak için biraz teknik terimlere hakim olmak gerekebilir, eh sonuçta bilimkurgu okuyorsanız bi zahmet yani :))
Sonuç:
İthaki Bilimkurgu klasikleri kalp ben ;)
72 syf.
·Puan vermedi
Çirkinliğinden başka hiçbir şeye sahip olmayan P.Burke... Artık yaşadığı hayata dayanamaz bir haldedir. Neden sonra intihara kalkışır ve bu hayatında yaptığı en akıllıca hareket olur.
İntihardan sonra büyük bir fırsat ile karşılaşır. Kabul ederse ne kaybedebilir ki ? Bilincini? ‍️
Kitap, bildiğimiz bilim kurgular gibi değil. Öyle çok macera falan da yok. Sürükleyici değil, kısa olmasına rağmen okumam uzun sürdü. Fakat konusu ve kurgusu gerçekten çok hoş. Dili açık, takılmadan okuyabiliyorsunuz. Gerçekten okunması gereken bir kitap. Sonunda hayal kırıklığına uğramıyorsunuz. (Ekstra Not: Okurken yapmayı en sevdiğim şey kendimi kahramanın yerine koymak ama yazar ara ara söyleşilere yer verdiği için bu pek mümkün olmuyor.)
72 syf.
·9/10
Tam emin olmamakla birlikte sanırım bu benim ilk bilim kurgu kitabım.Kitapla ilgili olarak kitabımız 70 sayfa ve ilk 13 sayfası önsöz. Bu da demek oluyor ki değil bir gün saatler içerisinde bitecek bir hikaye bizi bekliyor. Ama şunu da düşünmeyin 'Aman zaten incecik sıradan bir hikaye vardır içinde. Eğer böyle düşünürseniz aldanırsınızSarsıcı duygulu bir hikaye var hatta en ufak fikrim yok ama keşke filmide olsaydı dedim. Var mıdır bu kitabın filmi, bileniniz var mı? Ben henüz araştırmadım ama hoşuma gitti ve film olmalı dedim. İntiharın eşiğinden olaylar nereye geldi. Dünya çöküyor herşey bitiyor reklam yok o yok bu yok. Günümüzlede bağdaşan bir kaç husus vardı yani demem o ki hoşgeldin distopya. Spoi vermemek adına sanırım çenemi kapatsam iyi olacakEstağfurullah Bircan dediğinizi duyar gibiyimTamam tamam tavsiye ediyorum bu kitabı okuyunuz efem. Fahrenheit'ı da aldım ama henüz okuma fırsatı bulamadım. Merak ediyorum kaç tane bilim kurgu okudunuz ya da okumayı düşünür müsünüz?Hepinize Esenlikler dilerim
Matmazelle birlikte sevgiyle, dostça ve hoşça kalın
72 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Önsöz çıkarıldığında yalnızca 55 sayfadan oluşan incecik kitap. Çok fazla algılayamadım, tekrar okumam gerektiğini düşünüyorum.
Aslında yazar bu hikayeyle çok uzun bir roman yazabilecekken kısa ve öz bir şekilde anlatıp bitireyim demiş. Bence biraz daha ayrıntıyla ortaya daha güzel bir bilimkurgu çıkabileceğini düşünüyorum şahsen. Yine de kitabın kapağı beni benden almaya devam ediyorrr. Konu da gayet güzel.
72 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Vay be, neresinden başlayayım bilemiyorum 🤷‍️ Öncelikle yazarımız James Tiptree aslında erkek isminin ardında bu güzelliği yazan Alice Bradley Sheldon. Yıllarca kendini gizlemiş (döneminde kadın yazarlara olan bakış nedeniyle) sonradan öğrenilmiş kim olduğu. Üstelik oldukça donanımlı, eğitimli hatta CIA'de bile görev almış . Ayrıca Ursula Le Guin ile de arkadaşlarmış.
.
Neyse gelelim kitaba. Reklamsız bir dünya hayal edin. Sağımıza baksak reklam, solumuza baksak reklam, önümüze, arkamıza baksak reklam değil yani. TV'yi açıyorsun reklam yok, düşün! Şahane geliyor insana. Ama bu yasağın ardında kötü olaylar dönüyor. Reklamları yasaklanan şirketler durur mu? Buluyorlar yolunu. Diyorlar ki biz birilerini alalım kabinlere kapatalım, onların beyniyle de uzaktan kumanda ile idare edilen ikonları çevreye salalım. O ikonlar da bizlerin ürünlerini kullanarak reklam yapmış olsun. (Tanıdık geldi mi?) İkonlar üretilmiş robotlar olduklarından haliyle hissi duyguları yok ama Delphi bu konuda, her konuda olduğu gibi, diğer ikonlardan farklı durumda. Çünkü onun ardında P. Burke var. E farkı ne bu kızın derseniz, okuyun diyorum ️ .
Ayrıca yazar kitapta oldukça ince göndermeler yapmış. Daha kendi zamanları için televizyonun fonksiyonunun birilerinin istediği şeyleri birilerine empoze etmek olduğundan bahsetmiş. Kötü şeylerin gösterilmediğini, gösterilen her şeyin ayarlı ve programlı olduğunu söylemiş. Saygılar efenim.
.
İtiraf ediyorum İngilizce okumak çok güzeldi (pdfsi 31 sayfa bir şey) ama yine itiraf ediyorum ki Ursula'nın ön sözünü okuyamamak kötüydü. Zaten o kadar çok sevdim ki e-kitap olarak kalsın istemiyorum. Mutlaka ama mutlaka basılı halini alacağım. Üstelik bir kere de ana dilimde okuyacağım. O zaman yine bir yorum girerim belki kim bilir 🤷‍️
.
Neyse ben bayıldım. Umarım dil incelikleri nedeniyle anlamadığım yerleri olmamıştır. Ki olduysa da bunu çevirisini okuyunca gidereceğime inanıyorum. @hunharcaokuyanlarkulubu ile nisan ayı ilk kitabımız kendisi. Tavsiyemdir, okuyunuz efenim. #kitap #book #okudumbitti #kitapyorumu #booksofbetinönerileri #booksofbetblog #booksofbetinkitapları #ayınhunharcaseçkisi #ayınhunharcakesfi
72 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
İnternet çağımızın kaçınılmaz katili, kimi zaman da en yakın dostu. Belki de insanların ulaşamadıkları şeylere çok kolay bir şekilde ulaşmalarının tek sahibi! Peki, onun tutsağı olduğumuzun farkında mıyız? Verimli kullanılırsa çok işe yarayan, ama tek bir hata da affetmeyen bir platform burası. Hiçbir çaba veya emek harcamadan, kendimizi olmayan biri gibi göstermenin, istediğimizi istediğimize hiç düşünmeden söylediğimiz ve sonuçlarını asla düşünmediğimiz bir sanal alem. Hani biz şimdi bir simülasyonun içinde miyiz yani diye düşünüp duruyoruz ya, aslında biz kendimizi bir simülasyon içine bile isteye kapatıyoruz. Bütün algılarımızı, farkındalıklarımızı, içimizi, dışımızı, söylemlerimizi, saygı duyduğumuz şeyleri, utançlarımızı veya sevinçlerimizi değiştiriyoruz. Değerleri yıkıyoruz, bencilleşiyoruz. Bencilleştikçe yalnızlaşıyoruz. Bir telefon kadar değil, bir tık kadar yakın olmayı yeğliyoruz ve bundan da hiç korkmuyoruz. Kendimizi ifade edeceğiz diye, başkalarının bunalımlarına sebebiyet verebiliyoruz. Bunlardan besleniyoruz, beş dakikalık ünlülüğe neredeyse ruhumuzu satacak kadar fanatikleşiyoruz. Bizim elimizde uzaktan kumandalar var sanıyoruz, ama aslında bu kumandaları biz bilerek onlara takdim ediyoruz.

James Tiptree Jr ya da Alice Bradley Sheldon. Uzaktan Kumandalı Kızı 1973 yılında yazdığında bunları anlatıyordu. Ta o zamanlardan geleceği bize gösteriyordu, ama biz buna sadece bilim kurgu diyorduk. Oysaki bilim mi kurguydu yoksa kurgular mı bilime dönüşüyordu? Hiçbirimiz bu sorunun cevabını tam olarak veremedik ve veremiyoruz. Ama pek çok şeyi kanıksaya kanıksaya gerçek olduğuna da şahit oluyoruz. Yuhlasak da, göklere de çıkarsak bu çıkmaz paradoksun adresinden de vazgeçemiyoruz. Bu kitap Hugo En İyi Kısa Roman Ödülü’nün sahibi. Yazarın pek çok öyküsü Nebula ve Hugo ödüllerine layık görülmüş. Dili akıcı, üslubu sert, aydınlık değil; karanlık distopyaların yaratıcısı ve feminist bir yazar. Yıllarca kimliğini saklayan, hatta Ursula L. Guin bile onu erkek zannediyordu, hikayelerini bir erkeğin gözünden yazıldığına insanlara inandıran; CIA’de çalışmış, psikoloji okumuş, hava kuvvetlerinde istihbaratçılık yapmış ve 1987’de intihar etmiş. Belki de gördüklerine dayanamadı, asıl kurguların insanın tam da atomlarında gerçekleştiğinin farkına vardı, kim bilir…

Uzaktan Kumandalı Kız’da yazar bize reklamların olmadığı bir dünya kurar. Artık mağazaların isimleri bile sadece küçük levhalardan oluşmaktadır. İlk bakışta kapitalizme karşı gibi görünse de, üretici toplum tüketicileri her zaman bir mal olarak gördüğünden bunun da çözümü hemen bulunur. Artık devir fütüristtik bir devirdir. Holokameraların, asteroid madenciliğinin, uydu ağı ile iletişimin ve Tanrıların olduğu bir dünyadır. O günün Tanrıları, bugünün ise fenomenleridir aslında. Filtreli burunları, görkemli vücutları ve yaptıkları her hareketleriyle insanları büyüleyen, insan olamayacak kadar gerçek, insan olmadıkları kadar robotturlar. İşte bu tanrıların bir görevi vardır: Tüm reklamları hayatlarının içine gizlerler.
P. Burke adlı anti kahramanımız da, onların yanına yaklaşmak şöyle dursun, gördüklerinde ondan kaçacak kadar çirkin, köle ve ötekidir. Herkesin gözü önünde intihar eder ve bingo! Şansı dönüverir. Ona hayatında kimsenin yapmayacağı bir teklif sunulur bunların yaratıcısı GTX’den: P. Burke ölecek yerine Delphi yaratılacaktır. P. Burke uzaktan kablolarla kimseyi görmediği, bir tabutun içinde toprak yerine kablolarla kaplı yaşayacak, pardon Delphi’yi yaşatacaktır. O çirkinliğinden eser kalmayacak, insanın baktıkça içi gidecek; herkesin peşinde koştuğu bir tanrı, bir fenomen olacaktır. Hiç düşünmeden kabul eder. Kim bir Tanrı olmak istemez ki?

Kadın bedeninin metalaştırıldığı, kapitalizme, tüketime, üretime, değerlere, ötekiliğe karşı bir kısa romanla James Tiptree Jr ya da Alice Bradley Sheldon; bizleri çok da uzakta olmayan bir geleceğe götürür. Bir insanın içinin nasıl canlı canlı oyulduğunun, güzelliğin nasıl yerle bir edildiğinin ve bir şeyleri biraz daha yüceltirsek onun altında nasıl da yok olacağımızın kısa bir tarihini verir aslında. Gelecek, belki de gelmiştir. Geçmiş, belki de şimdidir. Şimdi ise tamamen bizim uydurmamız olabilir.

Hepimizin kumandalarının bir gün pili bitebilir. Kim bilir bitti dediğimiz yerden hayat o acımasızlığıyla belki de döngüsel olarak var olmaya devam edecektir.
72 syf.
·1 günde
İlk olarak kitabın içeriği kadar önsözün de beni çok etkilediğini söylemem gerek. Önsözün Ursula K. Le Guin tarafından yazılmasını yazarın kendisi istemiş. Önsözün çoğunda çok çarpıcı bilgiler yer alıyor. Le Guin ile yazarın arkadaşlığı gibi ya da yazarımızın aslında bir erkek değil de sadece erkek ismiyle eserler yayımlayan bir kadın olduğu gibi. Özellikle yazarın bir kadın olması üzerinde çok duruluyor önsözde. Bununla alakalı bir iki alıntı da paylaşayım:

"Feminen üslup" hakkında onu "maskülen üslup"tan aşağı ve üstün kılan şeyler hakkında ve ikisi arasındaki kaçınılmaz, mecburi fark hakkında yazıp çizilenleri düşünmeliyiz. (S. 11)

"The Woman Men Don't See/ Erkeklerin Göremediği Kadınlar" (ah, artık içyüzünü bildiğimize göre, başlığın ironisi ne kadar nefis!) adlı güzel öyküsüne 1974 nebula ödülü adaylığı yağdı. Fakat bir erkeğin de kadınlar hakkında anlayış ve sempati ile yazabileceğini kanıtladığı için övgülere boğulan öyküsüne verilecek ödülü almanın sahtekârlık olacağını düşündü Tiptree.
Siyasette olduğu gibi sanatta da hüküm süren kişi kültü ona göre değil. (S. 11)


Şimdi kitabın içeriğine geçecek olursak 70 sayfalık, içerisinde bilime ilişkin bir çok öğe barındıran gerçekten de bir bilimkurgu kitabı. Ancak kısa olmasından ötürü yazarın kurguladığı dünyayı ben kendi kafamda çok fazla canlandıramadım. Çünkü bazı yerlerin yeterince açıklandığını düşünmüyorum. Sadece isimler verilmiş ama bunların tam olarak nasıl işlediğinden bahsedilmemiş çoğu yerde.

Kitabın ana teması reklam üzerine. Tabi kitapta yani kurgulanan dünyada reklam olarak değil de sosyal sekans olarak geçiyor bu terim. Her neyse, bu dünyada reklamlar tamamen yasaklanmış çünkü artık eskisi kadar ekonomik değiller. Halk, reklamların ekonomik olmayışına isyan edince markalar sadece ürünün nasıl kullanılacağına ilişkin teşhirler kullanabilir hale gelmiş.

Ama insanoğlu reklamsız durabilir mi? Elbette hayır! Çok uğraştırıcı ve çok da maliyetli olduğunu düşünsem de insanlara ikon olabilecek bedenler üretmeye başlıyorlar. Kitapta bu bedenler "Pk'ler. Plasental kabuklar. Değiştirilmiş embriyolar" olarak geçiyor. Üretilen bu bedenlerden bir tanesini ise hiçbir şekilde fiziksel çekiciliği olmayan bir kızın kontrolüne veriyorlar. İşte olaylar bu çerçevede ilerliyor.

Markaların ürünlerini her şeye rağmen tanıtma çabaları, ürünleri deneyen modeller üzerinde olumsuz etki bıraksa da devam ediyor. Yani reklamların ne kadar aldatıcı ve ısrarcı olduğuna da değiniyor kitap. Aynı zamanda üretilen mükemmel bir bedenin arkasındaki zavallı kızın aşık olması da olayların gelişmesine katkı sağlıyor.

Ha bir de son olarak başka bir karakter daha var. Saman altından su yürütürmüş gibi yapılan reklamların yer aldığı bu sistemin yapmacıklığına baş kaldıran bir karakter. Her bilimkurgu kitabında yer alabilecek türden yani :)
Haberlerde yalnızca insanların bilmesini istedikleri şeyleri gösteriyorlar. Ülkenin yarısı yanıp kül olsa bile onlar istemediği sürece kimsenin haberi olmaz.
James Tiptree Jr
Sayfa 53 - İthaki Yayınları, 2. Baskı
Haberlerde yalnızca insanların bilmesini istedikleri şeyleri gösteriyorlar.Ülkenin yarısı yanıp kül olsa bile onlar istemediği sürece kimsenin haberi olmaz.Dee,sana anlatmaya çalıştıklarımı kafan almıyor mu?Bütün dünyayı programlamışlar! İletişim kanallarını tamamen kontrol altına almışlar.Gösterdiklerini düşünecek ve verdiklerini isteyecek hâle getirmişler herkesi,istemeye programlandıkları şeyleri verip duruyorlar onlara.
Bir Tanrıya aşık olup sonunda ağaca veya iç çekişe dönüşen ölümlerin öykülerini anlatan olmadı ona. Tanrıların da bir gün onu sevebileceği milyon yıl geçse aklına gelmez
"Şey, haberlere baksak? diye soruyor Delphi dalgın dalgın.
"Haberler." Paul gülüyor. "Haberlerde yalnızca insanların bilmesini istedikleri şeyleri gösteriyorlar. Ülkenin yarısı yanıp kül olsa bile onlar istemediği sürece kimsenin haberi olmaz. Dee, sana anlatmaya çalıştıklarımı kafan almıyor mu? Bütün dünyayı programlamışlar! İletişim kanallarını tamamen kontrol altına almışlar. Gösterdiklerini düşünecek ve verdiklerini isteyecek hale getirmişler herkesi, istemeye programlandıkları şeyleri verip duruyorlar onlara - bu döngüye girmek de çıkmak da mümkün değil, bir köşesinden tutmak bile olanaksız. Düzeni sürdürmek, döngüyü devam ettirmekten başka bir planları olduğunu bile sanmıyorum - insanlara, Dünya'ya, hatta başka gezegenlere neler oluyor Tanrı bilir. Kocaman bir yalan ve çöp girdabı dönüyor da dönüyor, büyüyor da büyüyor ve hiçbir şeyin değişeceği yok. İnsanlar çok geç olmadan uyanmazsa yakında işimiz bitecek!
Delphi'nin karnına nazikçe pat pat vuruyor.
"Bu düzenden çıkıp kurtulmalısın, Dee."
"Deneyeceğim, Paul, ben-"
"Sen benimsin. Seni alamazlar."
James Tiptree Jr
Sayfa 53 - İthaki Yayınları
Merak etme, burada takdir edeceğin bir sürü şey var, üstelik öyle çok uzun bir gelecek de sayılmaz, babacık. Yine de bilimkurgu sohbetini pas geçelim şimdilik...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Uzaktan Kumandalı Kız
Sayfa sayısı:
72
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053758082
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Girl Who Was Plugged In
Çeviri:
Begüm Kovulmaz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
“Tiptree, yazıda ve üslupta ‘erkek’ ile ‘kadın’ın ne olduğunu belirleyen sınırları yerle bir etti.”

- Ursula K. Le Guin -

Hugo En İyi Kısa Roman Ödülü

Alice B. Sheldon 1967 yılında James Tiptree Jr. adıyla bilimkurgu yazmaya başladığında kimse onun aslında bir kadın olduğunu bilmiyordu. Bu durum ortaya çıktığında ise insanlar ne şaşkınlıklarını gizleyebilmiş ne de yazarı takdir etmekten kendilerini alabilmişti. Ötekilikten cinsiyete, gerçeğin yanıltıcılığından insanın evrendeki yerine kadar pek çok konuyu eşsiz üslubuyla anlattığı onlarca eserinin en önemlilerinden biri olan Uzaktan Kumandalı Kız'da ise Tiptree yalnızca kendisinin yazabileceği, feminist, antikapitalist bir siberpunk hikâye ortaya koyuyor.

Kurumlarca yönetilen bir yakın gelecek. Reklamların yasaklandığı bir distopya. Bu durumla baş etmek için farklı yöntemler deneyen şirketler. Bu mücadele sonucunda ortaya çıkan ve tek görevleri alışveriş yaparken görüntülenip subliminal reklamların bir parçası olmak olan popüler kültür ikonları – yani geleceğin tanrıları.

Kendi halinde bir kız olan ve hastalığından dolayı fiziksel olarak fazlasıyla deforme hatta çirkin P. Burke hiç beklemediği bir anda hayatının fırsatıyla karşılaşır. Elinde artık bir tanrı olma fırsatı vardır, hem de insan elinin ürettiği en güzel canlılardan biri olarak, Delphi olarak.

Kilometrelerce öteden P. Burke’ün kumanda etmesiyle dünyayı sarsmaya başlayan Delphi şöhret basamaklarını hızla tırmanırken bu akıldan yoksun Kumandalı’nın arkasındaki Burke de yaşam amacını bulmuş gibidir. Ta ki bu sahte bedenini fazla benimseyip âşık olana dek.



İnsanı insan yapan bilinci midir? Ruh mu bedene hapistir yoksa beden mi ruha?

Uzaktan Kumandalı Kız, hayallerin yeniden bedenlenme süreci.

Ursula K. Le Guin’in önsözüyle

Kitabı okuyanlar 381 okur

  • Ekin Eroğlu
  • Onur Cem Çağdaş
  • Ebru kunduracı
  • Burcu Erdoğan Boz
  • Ömer Aşıkgül
  • Murat Koş
  • reputation
  • İlknur
  • Elif Karagöz
  • Emre Yaman

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%8.7 (16)
9
%15.2 (28)
8
%23.4 (43)
7
%26.6 (49)
6
%10.9 (20)
5
%10.9 (20)
4
%1.6 (3)
3
%2.2 (4)
2
%0
1
%0.5 (1)

Kitabın sıralamaları