Uzun Hikâye

·
Okunma
·
Beğeni
·
100,6bin
Gösterim
Adı:
Uzun Hikâye
Baskı tarihi:
Ocak 2018
Sayfa sayısı:
115
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759953331
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergâh Yayınları
Baskılar:
Uzun Hikâye
Uzun Hikâye
Ben o zamanlar on altı yaşındaydım, lise birde. İnce uzun bir oğlan. Saçlarım kirpi gibi dik duruyor; ne yana, ne geriye taranmıyor, beni deli ediyordu. Babam "inatsın inat... İnatçı adamın saçı yatmaz. Dedeme çekmişsin besbelli. Keşke annene benzeseydin" diyordu. Keşke...

Annemin lepiska gibi yumuşacık, sarı saçları vardı. En çok o mavi gözlerini özlüyorum. "Benim oğlum okuyacak yüksek bir memur olacak" der, sonra da göz ucuyla babama bakardı.... Devamı kitapta.
115 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Uzun hikaye 2000 yılında küçük küçük hikayelerden ortaya çıkmış bir eserdir. Hikaye de baba oğul anne üçlemesi ve sıkıntılı hayatları içindeki göçebe yaşamdan bahsediliyor. Kitabı elinize aldığınızda terapi gibi gelecek hiç kuşkunuz olmasın.

Ayrıca yönetmenliğini Osman Sınavın üstlendiği aynı ismi taşıyan bir sinema filmide yapıldı. Kitabı okuduktan sonra cila niyetine izleyebilirsiniz.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
115 syf.
Filmini izledikten sonra kitabını da okumak istedim. Şahsen filmini izlediğim kitapları okurken daha bi keyif alıyorum. Okurken filmin her sahnesi gözümde canlanıyor ve daha etkili oluyor daha bi seviyorum.

Pelvan Sülüman'ın torunu Ali'nin ve oğlunun yollarda, kasabalarda, tren istasyonlarında geçen hayatını Ali'nin oğlu Mustafa'dan dinliyoruz.

Yalın, akıcı bir dille kalem alınan, Kısa ama upuzun, samimi, sıcak, çok güzel bir hikaye olan  bu eseri okumanızı tavsiye ederim Tabi filmini de izlemenizi

Mustafa Kutlu'nun diğer bir eseriyle görüşmek üzere Mutlu pazarlar..
  • Posta Kutusundaki Mızıka
    8.5/10 (3.801 Oy)4.140 beğeni13,2bin okunma41,7bin alıntı113,6bin gösterim
  • Fatih Harbiye
    7.9/10 (5,9bin Oy)5,1bin beğeni28,7bin okunma13bin alıntı73,7bin gösterim
  • Çile
    9.2/10 (3.242 Oy)4.150 beğeni12,5bin okunma49,6bin alıntı74bin gösterim
  • Sergüzeşt
    7.7/10 (4.883 Oy)4.186 beğeni25,9bin okunma12,8bin alıntı86,2bin gösterim
  • Gün Olur Asra Bedel
    8.6/10 (6,4bin Oy)6,7bin beğeni25,6bin okunma25,4bin alıntı125,9bin gösterim
  • İntibah
    7.8/10 (4.295 Oy)3.501 beğeni21bin okunma14,4bin alıntı82,2bin gösterim
  • Beyaz Zambaklar Ülkesi
    8.8/10 (15,1bin Oy)14,8bin beğeni51,6bin okunma50,6bin alıntı315,8bin gösterim
  • Nar Ağacı
    8.8/10 (4.863 Oy)5,2bin beğeni16,4bin okunma29,7bin alıntı107,8bin gösterim
  • Bu Ülke
    9.0/10 (3.443 Oy)4.261 beğeni12,5bin okunma52,6bin alıntı105,5bin gösterim
  • Puslu Kıtalar Atlası
    8.7/10 (9,7bin Oy)8,9bin beğeni28,9bin okunma20,6bin alıntı158,3bin gösterim
115 syf.
Küçük kasabalar, tren istasyonları ve yollarda geçen, hiçbir yere tutunamayan kısa ama aslında upuzun bir hikâye bu…

Bugün film izlemek için film arayışına girmiştim. Karşıma Uzun Hikâye çıktı. Tam izlemeye başlıyordum ki geçen gün kardeşimin elinde bu isimde ki kitabı görmüştüm. Sonra filmi kapatıp kitabı elime aldım başladım okumaya.

Bu kitap "Sinemayı yakıp Münire'yi kaçıran Bulgaryalı Ali'nin destanı." nı ve sonrasını anlatır. Anlatıcımızın babası Bulgaryalı Ali; haktan, eşitlikten bahseden ve gördüğü haksızlık karşısında susmayan biriydi. Ne eşi Münire’nin dayak yemesini ailesinin yanına bırakmış, ne de kendi emeğiyle kurduğu o bahçeyi o müdüre. Yeri gelmiş sosyalist Ali olmuş. Ama kimseye pabuç bırakmamış. Eşini üzmeyen, her işi ona yüklemeyen. Kendi işleri yanında eşine de yardım eden iyi kalpli Adam gibi adam... Eşini de düşünmek lazım. Her şeye rağmen onu bırakmayan, onun yanında olan bir kadın. Bulgaryalı Ali nasıl bir insanmış öyle. Ben çok sevdim. Zorlu geçen yaşamlarını o pozitifliliği ile mutluluğa çevirmişler. Aralarında ki aşk öyle kuvvetli ki her zorluktan sonra biraz daha artmış. Bütün o sürgünler, yolculuklar ve yoksulluk karşısında pes etmemişler. Ye'se, ümitsizliğe kapılmamışlar. Hep bir çıkar yol bulmuşlar. Kendi karamsarlığıma bakınca bu hikâyelerde ki kahramanlara imreniyorum. Kendimce ders de çıkarıyorum. Bana faydası dokunan, böyle olan her kitabı ayrı ayrı seviyorum.
Lakin hikâyemiz böyle mutlu bir seyirde devam etmiyor. Bir olay oluyor. Bulgaryalı Ali ağlıyordu. Ama önlerinde oğluyla yollarda geçecek hareketli günler vardı.

Tek hikâyemiz, tek karakterimiz Ali değil. Bu kısa kitapta daha birçok kişi ve hikâyesini göreceksiniz. Anlatıcının Adı Rıza mı Remzi mi tam hatırlayamadığı istasyon şefi ve acıklı hikâyesi var. Sonra Çerçi Abdullah var. Ardından Arkadaşı Celal'in hastalığı ve onun Ayla'ya olan sevdasının hikâyesi var.

Kitabın içinde particilik kavramı 1 sayfa da mükemmel bir şekilde anlatılmış. O sayfayı not almak lazım. Kitabımız içinde başka kitap isimlerine de rastlıyoruz. Küçük Prens, İlk Aşk, Beyaz Geceler, Şahika, Yeşil yıllar, Çehov hikâyeleri gibi kitap isimlerini gördüm. Hepsi de birbirinden güzel kitaplar. Tıpkı bu güzel kitap gibi… Neşet Ertaş türküsüne dahi rastlıyoruz. Kitapta Saka kuşu ile küpe çiçeğinin yanında karakterlerin bir kısmı jilet gibi takım elbise giyen tipler olması da dikkatime çeken taraflarından

Duygusal bulduğum tarafları var. İlk yaşanan kötü olay beni en çok duygulandıran olay olmuştu. Kitabı bitti. Sıra filminde…
115 syf.
Lirik bir inceleme olsun bari. Şahsen benim ihtiyacım varmış.

Musil’in Niteliksiz Adam’ını okuyorum bu aralar. Nasıl bir zorlanma, anlatamam. Ama okuyacağım. Çünkü ben Musil’i çok seviyorum. Darlandım ya, nefes almak için araya Mustafa Kutlu’yu soktum. Onun Uzun hikaye’sini. Ah ne iyi etmişim. Bu bir masal ki! Ne kadar da bir masala ihtiyacım varmış meğer, başlamamla bitirmem bir oldu.

Bence yok ama, bir kazaya kurban gitmemek için,

"===== Spoiler =======" işaretimizi de koyalım.


Yazar, tıpkı bir film yönetmeni gibi, yazar ya hani, tıpkı daha yeni konuşmaya başlayan bir çocuğun kandırıkcılığıyla aşk masalının ismine “Uzun Hikaye” yi uygun görmüş. Masal olduğu daha başlangıç cümlelerindeki buharlı trenden de belli zaten. Bu devirde buharlı tren mi kalmış? Varmış demek ki. Belki de zihnimizde. Varmış işte. Bir de, nerelisiniz sorusuna “Sevda köylüyüm” demiş ya, masal ya işte, yoksa ilk gördüğü, yeni tanıştığı istasyon şefine “Ama çoook iyi adam” der mi insan. Demiş işte.

Masal işte. İyi mi kötü mü, diye sormaya hacet bırakmadan cevabını vermiş. Çok iyi adam demiş işte. Daha ilk tasvirlerden sonra, masalımızın olmazsa olmazı kötü adamları da boy göstermeye başlıyorlar. Kötüler hayatın her yerinde varlar. Bırakalım sebep sonuç saçmalığını bir kenara, ama yine de takılalım artlarına. Bakalım nerelerine hayatın taşıyacaklar bizi? Bunlar bir dudağı gökte, bir dudağı yerde canavarlar değil, devletin okul müdürü, belediye zabıtası, cumhuriyet savcısı gibi statükodan yana bürokratları değil midir? Öyledirler elbette. Kurdukları düzeni, düzen de düzen deyip, dümeni düzene kırmamak lazım geldiğine inanan, bunun için de en iyisinin hiç konuşmamak, susup oturmak olduğuna kanaatli, en azından inanmış gibi görünenler, işte bu kötü adamlar. Bunlar onlar.

Bir hurda vagon böylemi derlenip toparlanır, böyle mi bir aşk yuvasına çevrilir? Ama bu bir masal ki işte. Masallarda da mı rahat yok? Oğluna, annesiyle nasıl kaçtığını anlattığı bir bölüm var ki, zevkten kıkır kıkır gülmezseniz eğer, masalı yarım bıraksanız hakkınızdır. Bırakamazsınız işte. Çünkü bu bir masal. Ve her yeni başlangıca, ardına aldığı devlet gücüyle engel olan kötüler var hep. Kötüler olmazsaydı eğer, iyiler olur muydu acep? Olmazsaydı kötüler, acı da olmazdı. Acısız hayat yavan mı olurdu yoksa? Galiba öyle. Annenin ikinci doğumda ölümü de, yerleşilen ikinci yerden kaçış da hep onların yüzünden. Allah kötülerin, o kötülerin, onların ellerine düşürmesin. Sağcısı var, solcusu var. Kötü, kötüdür işte.

Tam nefes alamaz hale gelecekken, içimizde söylemeye başladığımız güzel şarkılar eşliğinde aşk yetişiyor imdadımıza. Şarkıların kaynağının aşk olduğunu unutmayın ama. Hem onların hem de biz okurların imdadına aşk yetişiyor. Masalımız başladığı gibi trenle, hem de buharlısıyla devam ediyor yoluna ve eski bir vagonun aşk yuvasına çevrilmesiyle son buluyor. Eskiyen pembe manto ve ayakkabıdan çok güzel bir aşk metaforu var, kaçırmayın derim. Yeşilçam filmi izlemek gibi bir şeydi. Beni çok duygulandırdı.

Her şey gibi sevdanın da bir kanunu var. Ve orada şöyle deniyor, “Sevenleri hiçbir kuvvet ayıramaz.”

Öyle işte. Mustafa Kutlu’nun hiç aşırılığa kaçmadan ama suya sabuna da dokunarak ortaya koyduğu bu aşk masalını sevdim ben.

Ve dostlarım, söylemenin dışında hiç bir zor tarafı olmayan onca yakın yıl sonra, hayatın kimilerine “off ne zor” dedirten hengamesini de atlatıp, üstelik, her bir aşın, “Ben bunların ellerinden çıktım” diyen dört başı mamur bir kahvaltı sofrasında buluşup kalplerindeki gülümseme yüzlerine yansımış bu değerli site arkadaşlarıma yüksek telden bir “Afiyet olsun” demeden geçersem “Yuh bunu da mı görmedin” derler, ya da en azından “Edebiyat ve 1000 Kitap” muhtarlığıma şerh koyarlar. Haklı da olurlar.
115 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Güzel bir hayat hikayesi. Maceralı bir kitap olmamasına rağmen beni içine çekti ve bir çırpıda bitirdim. Kitap bitiminde yüzümde bir tebessüm oluşturdu...
115 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Mustafa’nın anlatıcılığı ile dinlediğimiz aslında babası Bulgaryalı Ali’nin hayata karşı verdiği mücadeleyi anlatan, umut dolu bir hikaye. Bakmayın 114 sayfalık olup bir çırpıda okunduğuna, yazar bu kısacık öyküsüne koca bir dünya ve bolca sevgi sığdırmış.

Bulgaryalı Ali ve eşi Münire’nin birbirlerini sevmeleri ile başlıyor hikayemiz. Zor şartlara karşın birbirlerinden vazgeçmeyen, eskiyen ayakkabılarına rağmen eskimeyen bir sevdaya sahip bu çifte eski bir tren vagonu yuva oluyor.

Güzel seven, dürüst, namuslu, çalışkan hani adam gibi adam dedikleri türden biri Ali. Bu dürüstlüğü, haksızlığa karşı olmasından dolayı her gittiği yerde sorun yaşıyor, sürekli bir sürgün halinde yaşıyorlar ailecek.

Kitap aslında bir yol hikayesi. Ali’nin sevgisi, iyiliği, her şeye rağmen ümitsiz olmaması, oğlunu büyütme çabasının yanında gittiği her yere de adalet götürme çabası. Bir adamın hayatla ve insanlarla verdiği mücadele, güçlü duruşu, direnişi.

Osman Sınav’ın yönetmenliğini yaptığı, Kenan İmirzalıoğlu’nun başrolünde oynadığı, 2012 yapımı aynı adlı filmini de mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.
115 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan·Ne Okusam'dan
1k uygulamasında pek çok inceleme olmasına rağmen bir de ben inceleyeyim. Notlarımı paylaşayım.
Kitap sanıyorum ki yazarın en başarılı hikayesi.
Hikayede acı-tatlı bir yaşam, güzel bir mücadele örneği anlatılmış.

Kitaptaki betimlemeler ve olay kurgusunda yazarı tebrik etmek gerek.

Hikayedeki baş karakter Ali, haksızlık karşısında ezilmiyor, hakkını arıyor ve güzel bir mücadele örneği sergiliyor. Hikayeyi okurken helal olsun Ali'ye diyorsunuz. Bu mücadeleci yönü Ali'nin sosyalist olarak adlandırılmasına neden oluyor. Oysa ki herkesin insan olabilmenin gereği olarak;

"Ne zulmediniz ne de zulme uğrayınız!" Temel prensibi olmalı.

Hikayemizin 2012 yılında filmi yapılmış - çoğunuzun izlemiş olduğunu tahmin ediliyorum.- yönetmenliğini Osman Sınav yapmış, baş karakter Ali'yi de usta oyuncu Kenan İmirzalıoğlu oynamış ve rolünün hakkını fazlasıyla vermiş.

Başarılı bir hikaye, bir o kadar da başarılı bir film...
115 syf.
·Puan vermedi
UZUN HİKÂYE - MUSTAFA KUTLU

"Ayakkabılar eskir be Ali'm, her şey eskir. Bak, sen hâlâ sevdiğim adamsın. Sen eskime."

*Mustafa'nın ağzından dinlediğimiz hikâye. Babası Bulgaryalı Ali annesi Münire'nin imkanları zorlayan aşkı. Sonra terkedilmiş tren vagonunu ev belleme, o vagonu, o köhne yeri nasıl bir yuvaya çevirme mücadelesi. Zor şartlarda Mustafa'yı büyütme çabaları. Ve Bulgaryalı Ali'nin o çocuğa tren vagonundan bir dünya yaratması. Babanın hayali bir kahraman ilan edilmesi. Sonra annenin, eskimiş ayakkabılarından oluşan sınıfsal sistemin üzücü yankısı. Gittiği her yere önce insanlık sonra adeleti götürmek isteyen Bulgaryalı Ali'nin yığınlıkla mücadelesi. Yani kısacası bir babanın, bir yuvayı inşa etmek için gözünün hiçbir şey görmemesi, sonrası uzun hikâye.

*Bulgaryalı Ali'nin bir köşe yazısını da çok beğenerek okumuştum:

"Şimdi aziz okuyucular dilimizde niçin 'part' diye bir kelime var olmuş, anladınız değil mi? Hâlâ anlamamış olanlar için daha açık bir ifade ile şunları söylüyorum;
Şiş göbekliler, gövdesi yağ bağlayanlar, tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını sülük gibi emenler, sözlerim sizedir. Particiliği 'part şişirmek' diye anlayanlara karşıyız ve hep karşı olacağız. Sakın ola ki, bu yazımızdan particilik ile uğraşanların tamamını kastediyoruz anlaşılmasın. İfadelerimizi başka noktalara çekmesinler. Sözlerimiz kimedir o zaman? Onlar kendilerini bilirler. Hepsinin ipliğini pazara çıkaracağız. Böyle biline."
115 syf.
·8/10 puan
Mustafa Kutlu ile beni tanıştıran ilk kitaptır kendileri. Kitap 2012 senesinde filme uyarlanmıştır. Belki aranızda izleyenler vardır. Şahsen ben filmini izlediğim kitapları okurken , ayrı bir keyif alıyorum. Sanki her sayfasında filmin bir sahnesi gözümde canlanıyor. Ve tüm olayları kitabın içinde yaşıyorum. Kitapta en duru haliyle mükemmel bir aşk anlatılıyor. Ali ve Münire'nin kaçak göcek yaşadığı ve bir tren vagonunda son bulan ( ya da ölümle sonlanan) hikayesi, beni hem izlerken hem de okurken derinden etkiledi. Ve tavsiye edeceklerim arasına girdi.Bir an once bu güzel kitapla tanışmanız dileğiyle
115 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
İlk defa Mustafa Kutlu okuyorum ve çok beğendim. Kitaptaki betimleme ve tasvirler çok güzel. Akıcı bir dille yazılmış, hiç sıkmadan okunuyor.
Sosyalist Ali'nin hikayesini anlatıyor oğlu. Ama bir başka anlatıyor. Çok genç bir adamın ağzından anlatılması sayesinde daha da ilgimi çekti anlatım. Hikayeyi en iyi özetleyen alıntı; " Babam Münire'yi kaçırmış; ben de Feride'yi kaçırayım, bir uzun hikaye olsun." Bir 'vagon-ev'de başlayan hikaye farklı anadolu kasabalarında devam ediyor. Ali'nin haksızlığa dayanamayan bir yanı var. "Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar" misali de bu yüzden barınamıyor bir yerde, barındırmıyorlar. Yanında oğlu, saka kuşu, küpe çiçeği ve karısının bir fotoğrafıyla sizi de davet ediyor, kendi içinizde bir yolculuğa Sosyalist Ali.
115 syf.
·3 günde
4 sene önce ortaokulda Türkçe hocam benden proje ödevi olarak bu kitabı okuyup özetini çıkarmamı istemişti.
Hiç ders çalışma gereksinimi duymadan 99 ortalama getirmek, sınıfın en zekisi olmak, arkadaşlar arasında ön planda olmak gibi basit şeylerden ötürüdür ki o zamanlar egolu, kibirli, ukalâ bir çocuktum ve hocaya "Hocam bu nasıl bir ödev ya!" gibisinden bir tepki verdim çünkü özet çıkarmaktan her zaman nefret etmişimdir.
Hoca ise hiç istifini bozmadan "Beğenemedin mi Fatih?" demişti. O zamana kadarki tüm öğretmenlerim tarafından sürekli pohpohlandığım için gelen özgüvenden olsa gerek, karşılık verdim: "Evet, beğenemedim!" Sakin bir şekilde: "Artık bir ödevin daha var." deyip ikinci bir Mustafa Kutlu kitabı ismi söyledi ve yine sordu "İtirazın var mı?".
Annem hep keçi inatlı olduğumu söyler, bu olayla birlikte bunun doğruluğundan emin olmuş oldum. Çünkü günün sonunda itirazlarım sonucu tam beş tane kitap ödevim olmuştu. Talha Hocam beni çok severdi aslında, bu yüzden sorunumu anlamak için teneffüste yanına çağırdı ve okul bahçesinde yürürken neden böyle yaptığımı sordu. Benim cevabım basitti: "Özet çıkarmayı hiç sevmem."
Beni kitaplardan soğutmak istemedi sanırım ve:" Fatih ben sana güveniyorum, özet çıkarmana gerek yok. Sadece kitapları oku, yeterli." dedi.
Ben ise hocanın bu güvenini suistimal ettim ve söylediği kitapların hiçbirini okumadım. Geçen hafta eski defterleri karıştırken kitapların adını not aldığım kağıdı gördüm, birazcık burukluk ve utanç duyguları içinde hepsini hemen sipariş verdim. Virüs biter bitmez ilk işim ortaokuluma gidip hocalarımla iki lafın belini kırmak olacak kesinlikle.
Gerçekten okurken çok duygulandım. Yazar inanılmaz samimi ve anlaşılabilir bir dil kullanmış, betimlemeler yerli yerinde, anlattığı hikayenin vuruculuğu da cabası. Umarım tüm iyi insanlar kendisini meçhule savuran felek rüzgârı sonucunda kendini istediği yerde bulur.
Hayat dediğin nedir ki? Anlaşılmaz bir sır. Kurduğumuz düzen hep böyle sürüp gidecek sanırız. Birden ip kopar, ışık söner, her şey darmadağın olur.
Hayat dediğin nedir ki? Anlaşılmaz bir sır. Kurduğumuz düzen hep böyle sürüp gidecek sanırız. Birden ip kopar, ışık söner, her şey darmadağın olur
Herkes yarasına derman arıyor
Devâ belli değil dert belli değil
..
Dünyanın gidişi acaip oldu
Koyun belli değil kurt belli değil
"Ancak hayat dediğin nedir ki? Anlaşılmaz bir sır. Kurduğumuz düzen hep öyle sürüp gidecek sanırız. Birden ip kopar, ışık söner, herşey darmadağın olur."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Uzun Hikâye
Baskı tarihi:
Ocak 2018
Sayfa sayısı:
115
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759953331
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergâh Yayınları
Baskılar:
Uzun Hikâye
Uzun Hikâye
Ben o zamanlar on altı yaşındaydım, lise birde. İnce uzun bir oğlan. Saçlarım kirpi gibi dik duruyor; ne yana, ne geriye taranmıyor, beni deli ediyordu. Babam "inatsın inat... İnatçı adamın saçı yatmaz. Dedeme çekmişsin besbelli. Keşke annene benzeseydin" diyordu. Keşke...

Annemin lepiska gibi yumuşacık, sarı saçları vardı. En çok o mavi gözlerini özlüyorum. "Benim oğlum okuyacak yüksek bir memur olacak" der, sonra da göz ucuyla babama bakardı.... Devamı kitapta.

Kitabı okuyanlar 19,4bin okur

  • Fatma GÜN
  • Zelal Günbegi
  • Seher COŞKUN
  • Beyza
  • Uğur BAL
  • Dark Lady of Sonnets
  • berkgokdemir
  • Bahar yalçın
  • Kübrâ Nur Esenoğlu
  • nihal

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%9.3
13-17 Yaş
%14.3
18-24 Yaş
%29.9
25-34 Yaş
%27.7
35-44 Yaş
%13.2
45-54 Yaş
%3.2
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%72.2
Erkek
%27.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%29.3 (1.404)
9
%20.7 (992)
8
%23.2 (1.114)
7
%12 (574)
6
%4.6 (219)
5
%2 (97)
4
%0.7 (34)
3
%0.6 (31)
2
%0.2 (11)
1
%0.1 (7)

Kitabın sıralamaları