Uzun Hikâye

·
Okunma
·
Beğeni
·
62280
Gösterim
Adı:
Uzun Hikâye
Baskı tarihi:
Ocak 2018
Sayfa sayısı:
115
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759953331
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergâh Yayınları
Baskılar:
Uzun Hikâye
Uzun Hikâye
Ben o zamanlar on altı yaşındaydım, lise birde. İnce uzun bir oğlan. Saçlarım kirpi gibi dik duruyor; ne yana, ne geriye taranmıyor, beni deli ediyordu. Babam "inatsın inat... İnatçı adamın saçı yatmaz. Dedeme çekmişsin besbelli. Keşke annene benzeseydin" diyordu. Keşke...

Annemin lepiska gibi yumuşacık, sarı saçları vardı. En çok o mavi gözlerini özlüyorum. "Benim oğlum okuyacak yüksek bir memur olacak" der, sonra da göz ucuyla babama bakardı.... Devamı kitapta.
115 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Uzun hikaye 2000 yılında küçük küçük hikayelerden ortaya çıkmış bir eserdir. Hikaye de baba oğul anne üçlemesi ve sıkıntılı hayatları içindeki göçebe yaşamdan bahsediliyor. Kitabı elinize aldığınızda terapi gibi gelecek hiç kuşkunuz olmasın.

Ayrıca yönetmenliğini Osman Sınavın üstlendiği aynı ismi taşıyan bir sinema filmide yapıldı. Kitabı okuduktan sonra cila niyetine izleyebilirsiniz.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
115 syf.
Lirik bir inceleme olsun bari. Şahsen benim ihtiyacım varmış.

Musil’in Niteliksiz Adam’ını okuyorum bu aralar. Nasıl bir zorlanma, anlatamam. Ama okuyacağım. Çünkü ben Musil’i çok seviyorum. Darlandım ya, nefes almak için araya Mustafa Kutlu’yu soktum. Onun Uzun hikaye’sini. Ah ne iyi etmişim. Bu bir masal ki! Ne kadar da bir masala ihtiyacım varmış meğer, başlamamla bitirmem bir oldu.

Bence yok ama, bir kazaya kurban gitmemek için,

"===== Spoiler =======" işaretimizi de koyalım.


Yazar, tıpkı bir film yönetmeni gibi, yazar ya hani, tıpkı daha yeni konuşmaya başlayan bir çocuğun kandırıkcılığıyla aşk masalının ismine “Uzun Hikaye” yi uygun görmüş. Masal olduğu daha başlangıç cümlelerindeki buharlı trenden de belli zaten. Bu devirde buharlı tren mi kalmış? Varmış demek ki. Belki de zihnimizde. Varmış işte. Bir de, nerelisiniz sorusuna “Sevda köylüyüm” demiş ya, masal ya işte, yoksa ilk gördüğü, yeni tanıştığı istasyon şefine “Ama çoook iyi adam” der mi insan. Demiş işte.

Masal işte. İyi mi kötü mü, diye sormaya hacet bırakmadan cevabını vermiş. Çok iyi adam demiş işte. Daha ilk tasvirlerden sonra, masalımızın olmazsa olmazı kötü adamları da boy göstermeye başlıyorlar. Kötüler hayatın her yerinde varlar. Bırakalım sebep sonuç saçmalığını bir kenara, ama yine de takılalım artlarına. Bakalım nerelerine hayatın taşıyacaklar bizi? Bunlar bir dudağı gökte, bir dudağı yerde canavarlar değil, devletin okul müdürü, belediye zabıtası, cumhuriyet savcısı gibi statükodan yana bürokratları değil midir? Öyledirler elbette. Kurdukları düzeni, düzen de düzen deyip, dümeni düzene kırmamak lazım geldiğine inanan, bunun için de en iyisinin hiç konuşmamak, susup oturmak olduğuna kanaatli, en azından inanmış gibi görünenler, işte bu kötü adamlar. Bunlar onlar.

Bir hurda vagon böylemi derlenip toparlanır, böyle mi bir aşk yuvasına çevrilir? Ama bu bir masal ki işte. Masallarda da mı rahat yok? Oğluna, annesiyle nasıl kaçtığını anlattığı bir bölüm var ki, zevkten kıkır kıkır gülmezseniz eğer, masalı yarım bıraksanız hakkınızdır. Bırakamazsınız işte. Çünkü bu bir masal. Ve her yeni başlangıca, ardına aldığı devlet gücüyle engel olan kötüler var hep. Kötüler olmazsaydı eğer, iyiler olur muydu acep? Olmazsaydı kötüler, acı da olmazdı. Acısız hayat yavan mı olurdu yoksa? Galiba öyle. Annenin ikinci doğumda ölümü de, yerleşilen ikinci yerden kaçış da hep onların yüzünden. Allah kötülerin, o kötülerin, onların ellerine düşürmesin. Sağcısı var, solcusu var. Kötü, kötüdür işte.

Tam nefes alamaz hale gelecekken, içimizde söylemeye başladığımız güzel şarkılar eşliğinde aşk yetişiyor imdadımıza. Şarkıların kaynağının aşk olduğunu unutmayın ama. Hem onların hem de biz okurların imdadına aşk yetişiyor. Masalımız başladığı gibi trenle, hem de buharlısıyla devam ediyor yoluna ve eski bir vagonun aşk yuvasına çevrilmesiyle son buluyor. Eskiyen pembe manto ve ayakkabıdan çok güzel bir aşk metaforu var, kaçırmayın derim. Yeşilçam filmi izlemek gibi bir şeydi. Beni çok duygulandırdı.

Her şey gibi sevdanın da bir kanunu var. Ve orada şöyle deniyor, “Sevenleri hiçbir kuvvet ayıramaz.”

Öyle işte. Mustafa Kutlu’nun hiç aşırılığa kaçmadan ama suya sabuna da dokunarak ortaya koyduğu bu aşk masalını sevdim ben.

Ve dostlarım, söylemenin dışında hiç bir zor tarafı olmayan onca yakın yıl sonra, hayatın kimilerine “off ne zor” dedirten hengamesini de atlatıp, üstelik, her bir aşın, “Ben bunların ellerinden çıktım” diyen dört başı mamur bir kahvaltı sofrasında buluşup kalplerindeki gülümseme yüzlerine yansımış bu değerli site arkadaşlarıma yüksek telden bir “Afiyet olsun” demeden geçersem “Yuh bunu da mı görmedin” derler, ya da en azından “Edebiyat ve 1000 Kitap” muhtarlığıma şerh koyarlar. Haklı da olurlar.
  • Posta Kutusundaki Mızıka
    8.6/10 (2.638 Oy)2.979 beğeni8.967 okunma6.330 alıntı79.676 gösterim
  • Fatih Harbiye
    7.9/10 (3.387 Oy)3.066 beğeni17.728 okunma2.120 alıntı49.962 gösterim
  • Çile
    9.1/10 (2.298 Oy)2.853 beğeni8.600 okunma7.472 alıntı49.053 gösterim
  • Sergüzeşt
    7.7/10 (3.067 Oy)2.657 beğeni17.023 okunma4.201 alıntı52.988 gösterim
  • Gün Olur Asra Bedel
    8.6/10 (4.178 Oy)4.434 beğeni16.886 okunma4.497 alıntı80.276 gösterim
  • İntibah
    7.7/10 (2.541 Oy)2.148 beğeni13.049 okunma3.907 alıntı47.622 gösterim
  • Beyaz Zambaklar Ülkesi
    8.8/10 (9.112 Oy)9.008 beğeni30.481 okunma16.287 alıntı205.418 gösterim
  • Nar Ağacı
    8.8/10 (3.359 Oy)3.635 beğeni11.080 okunma5.093 alıntı76.041 gösterim
  • Bu Ülke
    9.0/10 (2.260 Oy)2.792 beğeni7.901 okunma8.167 alıntı67.648 gösterim
  • Puslu Kıtalar Atlası
    8.8/10 (5.963 Oy)5.562 beğeni17.640 okunma2.623 alıntı96.063 gösterim
115 syf.
Küçük kasabalar, tren istasyonları ve yollarda geçen, hiçbir yere tutunamayan kısa ama aslında upuzun bir hikâye bu…

Bugün film izlemek için film arayışına girmiştim. Karşıma Uzun Hikâye çıktı. Tam izlemeye başlıyordum ki geçen gün kardeşimin elinde bu isimde ki kitabı görmüştüm. Sonra filmi kapatıp kitabı elime aldım başladım okumaya.

Bu kitap "Sinemayı yakıp Münire'yi kaçıran Bulgaryalı Ali'nin destanı." nı ve sonrasını anlatır. Anlatıcımızın babası Bulgaryalı Ali; haktan, eşitlikten bahseden ve gördüğü haksızlık karşısında susmayan biriydi. Ne eşi Münire’nin dayak yemesini ailesinin yanına bırakmış, ne de kendi emeğiyle kurduğu o bahçeyi o müdüre. Yeri gelmiş sosyalist Ali olmuş. Ama kimseye pabuç bırakmamış. Eşini üzmeyen, her işi ona yüklemeyen. Kendi işleri yanında eşine de yardım eden iyi kalpli Adam gibi adam... Eşini de düşünmek lazım. Her şeye rağmen onu bırakmayan, onun yanında olan bir kadın. Bulgaryalı Ali nasıl bir insanmış öyle. Ben çok sevdim. Zorlu geçen yaşamlarını o pozitifliliği ile mutluluğa çevirmişler. Aralarında ki aşk öyle kuvvetli ki her zorluktan sonra biraz daha artmış. Bütün o sürgünler, yolculuklar ve yoksulluk karşısında pes etmemişler. Ye'se, ümitsizliğe kapılmamışlar. Hep bir çıkar yol bulmuşlar. Kendi karamsarlığıma bakınca bu hikâyelerde ki kahramanlara imreniyorum. Kendimce ders de çıkarıyorum. Bana faydası dokunan, böyle olan her kitabı ayrı ayrı seviyorum.
Lakin hikâyemiz böyle mutlu bir seyirde devam etmiyor. Bir olay oluyor. Bulgaryalı Ali ağlıyordu. Ama önlerinde oğluyla yollarda geçecek hareketli günler vardı.

Tek hikâyemiz, tek karakterimiz Ali değil. Bu kısa kitapta daha birçok kişi ve hikâyesini göreceksiniz. Anlatıcının Adı Rıza mı Remzi mi tam hatırlayamadığı istasyon şefi ve acıklı hikâyesi var. Sonra Çerçi Abdullah var. Ardından Arkadaşı Celal'in hastalığı ve onun Ayla'ya olan sevdasının hikâyesi var.

Kitabın içinde particilik kavramı 1 sayfa da mükemmel bir şekilde anlatılmış. O sayfayı not almak lazım. Kitabımız içinde başka kitap isimlerine de rastlıyoruz. Küçük Prens, İlk Aşk, Beyaz Geceler, Şahika, Yeşil yıllar, Çehov hikâyeleri gibi kitap isimlerini gördüm. Hepsi de birbirinden güzel kitaplar. Tıpkı bu güzel kitap gibi… Neşet Ertaş türküsüne dahi rastlıyoruz. Kitapta Saka kuşu ile küpe çiçeğinin yanında karakterlerin bir kısmı jilet gibi takım elbise giyen tipler olması da dikkatime çeken taraflarından

Duygusal bulduğum tarafları var. İlk yaşanan kötü olay beni en çok duygulandıran olay olmuştu. Kitabı bitti. Sıra filminde…
115 syf.
·1 günde·10/10
İşte her sayfasında başka bir yüz ifadesiyle buluştuğum, altın değerinde muhteşem bir kitap daha... Kitabın son sayfasını bitirdiğim o buruk birkaç dakikadaki kalp sızımı mı, yoksa küçük bir yutkunuşla beraber "Uzun Hikaye"yi tamamlamayı çalışan hüzün dolu anı mı anlatsam? Anlatabileceğim tek şey sanırım kitapla buluştuğum ilk anla son an arasındaki duygu uçurumum.

Bazı zamanlar pişmanlık duyarım yaşadığım zamandan. Ya da pişmanlık değil de, bir hayıflanma diyelim. Dostluğun, kardeşliğin, aşkın ve insan ilişkilerinin bozulmadığı; sıcak, naif ve sakin bir zamanda yaşamak isterdim. Tertemiz duyguların, tertemiz insanlarını tanımak; o zarif yıllarda bulunmak isterdim. Madden bulunamıyorum belki ama, kitabı okuduğum bir saat içerisinde o anda yaşayan bir kız oldum ben de. Yeri geldi sevinçle, yeri geldi hüzünle gözyaşları içinde gülümsedim ama hep gülümsedim...

Acaba, diyorum bazen. Acaba gerçekten yetenekli bir yazar olmak böyle bir şey mi? Bir saat içinde bitebilecek incecik bir hikaye yazmak ve bu hikayeyi okurun hem kalbine, hem zihnine kazımak mı? Eğer buysa yetenekli bir yazar olmanın şartı, henüz kendisiyle ilk bu eser sayesinde tanıştığım için erken mi karar veriyorum bilmiyorum ama, sanırım Mustafa Kutlu bu şarta sahip. Hikayeyi okurken sımsıcak bir his gelip oturdu göğsüme, bitene kadar da oradan ayrılmadı. Uzun süredir ilk kez karakterlerinden biri olduğum bir kitabı okudum. Bunun verdiği hissiyat tarif edilemez bir şey.

Olay örgüsü çok iyi, yazarın nerede ne demek istediğini de kavrayabiliyorsunuz. Duygu aktarımı, karakterlerin yoğunluğu ve olayların karşınızda yaşanıyormuş gibi olan gerçekçiliği de sizi ayrıca mest ediyor. Karakterlerle beraber ben de aşık oldum, ben de sevindim, ben de ağladım ve ben de ayrıldım çok sevdiklerimden. İkinci bir hayatı deneyimledim.

Ben ne güzel bir hikaye okudum, ne kadar harika bir yazarla tanıştım böyle...

Ne kadar şanslıyım. Ve ne kadar şanslıyız. İyi ki kitaplar var, iyi ki bize kalbimizin olduğunu hatırlatan kitaplarımız var...

Kitapla kalın. :)

Uzun Hikâye Mustafa Kutlu
115 syf.
·8/10
Mustafa Kutlu ile beni tanıştıran ilk kitaptır kendileri. Kitap 2012 senesinde filme uyarlanmıştır. Belki aranızda izleyenler vardır. Şahsen ben filmini izlediğim kitapları okurken , ayrı bir keyif alıyorum. Sanki her sayfasında filmin bir sahnesi gözümde canlanıyor. Ve tüm olayları kitabın içinde yaşıyorum. Kitapta en duru haliyle mükemmel bir aşk anlatılıyor. Ali ve Münire'nin kaçak göcek yaşadığı ve bir tren vagonunda son bulan ( ya da ölümle sonlanan) hikayesi, beni hem izlerken hem de okurken derinden etkiledi. Ve tavsiye edeceklerim arasına girdi.Bir an once bu güzel kitapla tanışmanız dileğiyle
115 syf.
·3 günde·7/10
4 sene önce ortaokulda Türkçe hocam benden proje ödevi olarak bu kitabı okuyup özetini çıkarmamı istemişti.
Hiç ders çalışma gereksinimi duymadan 99 ortalama getirmek, sınıfın en zekisi olmak, arkadaşlar arasında ön planda olmak gibi basit şeylerden ötürüdür ki o zamanlar egolu, kibirli, ukalâ bir çocuktum ve hocaya "Hocam bu nasıl bir ödev ya!" gibisinden bir tepki verdim çünkü özet çıkarmaktan her zaman nefret etmişimdir.
Hoca ise hiç istifini bozmadan "Beğenemedin mi Fatih?" demişti. O zamana kadarki tüm öğretmenlerim tarafından sürekli pohpohlandığım için gelen özgüvenden olsa gerek, karşılık verdim: "Evet, beğenemedim!" Sakin bir şekilde: "Artık bir ödevin daha var." deyip ikinci bir Mustafa Kutlu kitabı ismi söyledi ve yine sordu "İtirazın var mı?".
Annem hep keçi inatlı olduğumu söyler, bu olayla birlikte bunun doğruluğundan emin olmuş oldum. Çünkü günün sonunda itirazlarım sonucu tam beş tane kitap ödevim olmuştu. Talha Hocam beni çok severdi aslında, bu yüzden sorunumu anlamak için teneffüste yanına çağırdı ve okul bahçesinde yürürken neden böyle yaptığımı sordu. Benim cevabım basitti: "Özet çıkarmayı hiç sevmem."
Beni kitaplardan soğutmak istemedi sanırım ve:" Fatih ben sana güveniyorum, özet çıkarmana gerek yok. Sadece kitapları oku, yeterli." dedi.
Ben ise hocanın bu güvenini suistimal ettim ve söylediği kitapların hiçbirini okumadım. Geçen hafta eski defterleri karıştırken kitapların adını not aldığım kağıdı gördüm, birazcık burukluk ve utanç duyguları içinde hepsini hemen sipariş verdim. Virüs biter bitmez ilk işim ortaokuluma gidip hocalarımla iki lafın belini kırmak olacak kesinlikle.
Gerçekten okurken çok duygulandım. Yazar inanılmaz samimi ve anlaşılabilir bir dil kullanmış, betimlemeler yerli yerinde, anlattığı hikayenin vuruculuğu da cabası. Umarım tüm iyi insanlar kendisini meçhule savuran felek rüzgârı sonucunda kendini istediği yerde bulur.
115 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Seninle doğan güldür bu gönül Ah bu gönül şarkıları
Dilimdeki bülbüldür bu gönül Ah bu gönül şarkıları
Dolu sevgi tasında gönül bir gençlik masasında
İkimiz arasında bu gönül Ah bu gönül şarkıları

Yukarıdaki sözler kitabın filmine ait bir soundtrack’ın bir kıtasıdır. Tesadüf o ki filmi kitaptan önce keşfetmişim. Ezbere bildiğim bir senaryo idi. Hep derdim bir daha izlerim bir daha izlerim ama bizim filmlerimiz de iki saatten aşağı değil ki. Öyle sözde kaldı bizim izleme işi. Kitaptan haberim yoktu. Ta ki bir gün “Can Dostum” bana bir okuma listesi hazırlayana kadar.

30 Nisan 2018 Tayfun için okuma listesi. 1- Mustafa Kutlu – “Uzun Hikâye” ve “Ya Tahammül Ya Sefer.” Aynı gün içerisinde satın aldım okumak bu güne nasip oldu. Biraz da okumamamın nedeni bildiğim bir hikâye idi. Keza öyle de devam etti. Artık hem izlediğim hem de okuduğum bir hikâye oldu.

Kitabın konusu Ali Bey ile Münire’nin aşkının anlatılmasıdır. Lakin hikâye öyle ki aşk arasında aşk dağıtıyorlar. Ali’nin aşkı, velinin aşkı, delinin aşkı diye diye diye kitap bitiyor. Geneli acıklı hikâyeler. Lakin yazarın akışı ve konuların ardı ardına birbirini bozmadan sıralanışı okuyucu sıkmıyor adeta onlarla iç içe yaşatıyor bizleri.

Hele ki filmden bir replik var ki sormayın; “Ayakkabılar eskir be Ali'm, her şey eskir. Bak, sen hâlâ sevdiğim adamsın. Sen eskime.” Yok, böyle aşklar artık dedirten cinsten bir replik. Bir de aynı “Can Dost’un” yolladığı kitap arasındaki notuna ilişti gözüm. Deniz Gezmiş’ten bir alıntı yapmış. Der ki; “Aşırı solcudur aşk. Bu yüzden insanların sol yanını hedef alır ve aşk bu kadar solcuyken içinden sağ çıkmak imkânsız…”

Sözün özü “Mustafa Kutlu” kalemi sağlam bir abimiz. “Uzun hikâye ’sini” çok ama çok manalı yazmış ve okunması gereken bir masal olarak bizlere sunmuştur. Okumanızı, sevgiye aşka değer vermenizi canı gönülden isterim….

Bahsettiğim sountrack aşağıdaki video linkinden ulaşabilirsiniz.
https://www.youtube.com/...p;list=RDziUKW1ND2gs

Filmi izlemek isterseniz de
https://www.youtube.com/...L8C3Q5AJg&t=268s

Sevgi ile kalın…
115 syf.
·2 günde·10/10
Küçük kasabalar, tren istasyonları ve yollarda geçen, hiçbir yere tutunamayan kısa ama aslında upuzun bir hikâye bu… Hızlı akan kitapları seviyorum. Onlar bizi dizi-film gibi heyecanlı bir şekilde okumak, diğer sayfada ne olacak acaba? düşüncesiyle okumaya devam etmek hoşuma gidiyor. "Uzun Hikaye" tam olarak böyle bir kitap. Çekirdek bir ailenin başına gelen olayları anlatmaya başlıyor fakat bir noktadan sonra özellikle baba-oğul ilişkisine ağırlık veriyor. Çoklu karakter yapısı, her karakterin kısa kısa hikayeleri benim kitapta en çok beğendiğim yerler oldu.

Kitabı okuduktan sonra saka kuşunu araştırdım, ötüşünü dinledim. Saka kuşunun ötüşü kulaklarımdayken, gözlerimi kapatıp kendimi bu nahif hikayenin içinde hayal ettim. Tren yolculuğu yaptım karakterlerle birlikte. Taş kaldırımlarda yürüdüm. Her istasyonda yeni bir hayat kurdum kendime. Mechule giden bir trenin bilmediğim bir istasyonunda inip kaybolduğumu hayal ettim. Aslında kaybolmak denilemez, bu daha çok kendimi bulma hikayesiydi.

SPOILER

Ben o zamanlar on altı yaşındaydım, lise birde.
İnce uzun bir oğlan. Saçlarım kirpi gibi dik duru­yor; ne yana, ne geriye taranmıyor, beni deli edi­yordu.
Babam "İnatsın inat... İnatçı adamın saçı yatmaz.
Dedene çekmişsin besbelli. Keşke annene benze­seydin." diyordu.
115 syf.
·Beğendi·8/10
Kelimeler kifayetsiz kaldığında susar ya insan, "Uzun Hikaye"de onun gibi birşey işte. Ciltlere sığacak bir hikayeyi 114 sayfada anlatıp, adına da "Uzun Hikaye" demek her yazarın harcı olmasa gerek. Yine sonunda kavuşmak olmayan, kitap sayfaları arasında başlayıp ahirete kalan yarım bir sevda, hüzzam bir hikaye... "Tirende Bir Keman" hikayesinde olduğu gibi baba ile oğulun benzer sonu...Acılar, aşklar, yolculuklarla yoğrulan göçebe bir hayat, bir yere ait olmadan geçen bir ömür...Olur olmadık yerde boşalan kaderin kurulu yayı... Aşkların ve samimiyetin naylonlaşmadığı zamanlar...Kısacık uzun bir hikaye... Bu kitap hakkında daha bir sürü şey yazarım ama uzun hikaye... Okuyun işte...
114 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Mustafa Kutlu kalemine hayran olduğum bir yazardır.Kitaplarını kendisi yaşamış gibi gerçeklikle ve samimilikle yazar.Uzun Hikâye isimli kitabı 114 sayfa olsa da uzun bir roman okumuşsunuz gibi etki bırakıyor üzerinizde.Küçük kasabalarda, trenlerde hayatlarını geçiren baba ve oğlun hikayesini okuyor olsak da aslında hikâye Ali ve Münire’nin aşkını konu alır.Ali ve Münire’nin oğlu, zorlu hayatlarına, yoksulluklarına rağmen anne-babasının nasıl bir aşkla birbirlerine tutunduğunu anlatır.En kısa zamanda okumanız dileğimle.
115 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Nasıl başladığını nasıl bittiğini bilemediğim samimi bir hikaye. Biraz kurgu basit kalmış. Kısa bir hikaye.Dil akıcı.Olaylar gündelik hayattan. Okunmasıni tavsiye ederim.
115 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
“ben o zamanlar on altı yaşımdaydım. lise birde..” gayet telâşlı bir uzun hikayenin bir o kadar sakin ilk cümlesi.. ben okuduğumda on dokuz yaşımdayım, üniversite ikide. bir küçük hikâyenin ne kadar uzun olabileceğini yeni öğrendiğim zamanda. bir hikâye ile soluklandığım, başka bir hayata ne kadar ortak olunabilirse o kadar ortak olunabilecek zamanda. pencere pervazının önünde “annem sanki babamın içinde şarkı söylüyordu” cümlesi bir insanı uzaklara ne kadar götürebilirse o kadar uzağa gittiğim zamandaydım.

kavuşmak ne hoş bir kelime.. insanın içindeki neşeli kuşları havalandırıyor. oysa ayrılık öyle mi? ayrılışlar düşünün; kavuşamadan, kavuştuktan sonra, sevdiğini toprağa gömerek, gitmek zorunda kalarak.. tüm hepsi mevcut uzun hikâye’de.

“kitapların da bir kaderi vardır” diyor mustafa kutlu. hikâyenin sonunu -yani kaderini- okuyucunun hayal gücüne teslim etmiş. bir mızıka düşünün, bir mızıkanın da kaderi var mıdır? bir mızıka sesi nereye gider, kime ulaşır?
Ancak hayat dediğin nedir ki? Anlaşılmaz bir sır. Kurduğumuz düzen hep öyle sürüp gidecek sanırız. Birden ip kopar, ışık söner, her şey darmadağın olur.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Uzun Hikâye
Baskı tarihi:
Ocak 2018
Sayfa sayısı:
115
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759953331
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergâh Yayınları
Baskılar:
Uzun Hikâye
Uzun Hikâye
Ben o zamanlar on altı yaşındaydım, lise birde. İnce uzun bir oğlan. Saçlarım kirpi gibi dik duruyor; ne yana, ne geriye taranmıyor, beni deli ediyordu. Babam "inatsın inat... İnatçı adamın saçı yatmaz. Dedeme çekmişsin besbelli. Keşke annene benzeseydin" diyordu. Keşke...

Annemin lepiska gibi yumuşacık, sarı saçları vardı. En çok o mavi gözlerini özlüyorum. "Benim oğlum okuyacak yüksek bir memur olacak" der, sonra da göz ucuyla babama bakardı.... Devamı kitapta.

Kitabı okuyanlar 11.094 okur

  • AFFAN'lı Dağlar
  • Meryem Mısırlı
  • Serap UNCU
  • Sena
  • selin
  • NazLCan
  • Nefide Nihan Özdemir
  • Dilara Balta
  • Enise⠀ོ
  • Ömer KARATEPE

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9.3
14-17 Yaş
%14.3
18-24 Yaş
%29.9
25-34 Yaş
%27.7
35-44 Yaş
%13.2
45-54 Yaş
%3.2
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%72.2
Erkek
%27.6

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%29 (784)
9
%20.6 (558)
8
%23.1 (624)
7
%12.3 (333)
6
%4.1 (110)
5
%2.2 (59)
4
%1 (27)
3
%0.5 (14)
2
%0.3 (7)
1
%0.1 (4)

Kitabın sıralamaları