Adı:
Vadideki zambak
Baskı tarihi:
Ekim 2010
Sayfa sayısı:
295
Format:
Karton kapak
ISBN:
9799944353129
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kitap Zamanı Yayınları
İsteğine boyun eğiyorum. Kendisinin bizi sevdiğinden daha çok bizim kendisini sevdiğimiz kadının ayrıcalıklı durumu, akım kurallarını bize bütün yönleriyle unutturmaktadır. Alnınızda küçücük bir çizginin dahî oluştuğunu görmemek için, en ufak bir redden kederlenen dudaklarınızdaki hüzün ifadesini gidermek için mucizeler yaratıp uzaklıkları aşar gelir, kanımızı döker ve geleceğimizi hiçe sayarız. Bugün geçmişimi bilmek istiyorsun, al işte öğren. Fakat Natalie bilmeni istediğim birşey var: ben bugüne değin sana itaat ederek dokunmaya bile kıyamadığım anıları çiğnemek zorunda kaldım.
328 syf.
·14 günde·Beğendi·9/10
Vadideki Zambak’ı ikinci kez okudum. İlk okuyuşumda özellikle kırlardaki çiçeklerin anlatıldığı kısımlarda betimlemelerin fazlalığı nedeniyle rahatsız olmuştum. Dahası Balzac’ı betimlemeyi abartan bir yazar olarak değerlendirdim. Ve bu sitedeki bir yorumda bu rahatsızlığımı paylaştım. Belki bunda daha önceki okuduğum çevirinin de payı olabilir. İkinci okuyuşumda Kübra A. ‘ nin Klasikler ve Çevirmenler iletisini (#26528064) dikkate alarak İş bankası Yayınlarından Volkan Yalçıntoklu çevirisiyle okudum.

İncelememe başlarken Sait Faik’le ilgili bir giriş yapmaya çalışacağım. Sait Faik öncelikle: “Ben herhangi bir ḳāriʾ değilim, yazar okuyucuyum” diyor. Daha sonra ise bir yazardan bahsedildiğini duyunca: “Ondan yazar olmaz, daha balık çeşitlerini bilmiyor” diyor. Dolayısıyla, kitap yazı ve şiir atölyesinde ders konusu olarak verildiği için; ikinci okuyuşumda kurguyu takip ederek, nasıl yazıldığına, cümleleri kurma şekline, anlatım diline, gizli ve açık mesajları nasıl yerleştirdiğine dikkat ederek okumaya çalıştım. Bu kadar farklı iki sonuca nasıl ulaştığıma hayret ettim ve kitaba hayran kaldım. Ortalamamın çok üzerinde paylaşımlar yaptım. Demek biz hep aynı insan değiliz. İç dünyamızla ve okuma anındaki duygu ve beklentilerimizle farklı sonuçlara ulaşabiliyoruz. Diğer önemli bir nokta ise; yazarın botanik bilgisi ve kırlarla, çiçek ve aşk üzerine yaptığı benzetmeleri dikkatle okudum. Ve Sait Faik’in bahsetmeye çalıştığı bu olmalı diye düşündüm. Tanpınar’ın musiki eşliğinde hikâyeyi taşıması gibi burada da demet demet çiçeklerle bir aşk hikâyesi taşınıyordu.

Kitap hakkında giriş bilgisi olarak şunu söyleyebiliriz: Vadideki Zambak, 1836 yılında ilk yayınlandığında beklenen ilgiyi görmez ve Balzac’ın o dönemde en az satılan romanı olmuştur. Ama yazar eserine olan güvenini asla kaybetmez. Ve onun kitaba olan derin inancı eseri bugünkü başarıya kadar ulaştırır. Bugün bazı yazarlar tarafından Balzac’ın başyapıtı olarak kabul edilir. İşte 1836’larda ilk okuyup beğenmeyen, Daha sonra 2019’da okuyup beğenenlerden biri benim :)

Bu noktadan sonra kitabı daha detaylı aktarabilme amacıyla hikâye hakkında fazla derine girmeden rahatsız etmeyecek derecede spoiler bulunabileceğini vurgulayarak devam etmek istiyorum.

Hikâyemiz, istenmeyen bir çocukluk geçiren Felix’in sağlığının düzelmesi için kırlara gönderilmesi ile başlıyor. İncelemenin başında ifade ettiğim betimlemeler burada başlıyor. Ve doğal güzellikten etkilenen kahramanımız âşık olduğu kadını bu vadinin zambağı olarak simgeliyor.
Kontun krallık ordusundaki yenilgi ve sürgün sonrası gergin ve tutarsız davranışları kontesi evlilikle ilgili büyük bir hayal kırıklığına uğratır. Ve şatodaki yaşantı ve karakter tahlillerinin anlatıldığı bu bölümde yazar oldukça başarılıdır.

Burada özellikle kitaba damgasını vuran mektuplardan bahsedilmesi gerekiyor. Birincisi kitabın girişinde Nathalie’ye yazılan mektup ile kitabın sonunda Nathalie’nin yazdığı mektup. Diğerleri ise; kitaba önemli ölçüde değer katan kontesin yazdığı mektuplardır. Mektuplar aracılığıyla insan, toplum ve kurallar üzerine yazar önemli denemeler ortaya koyar. Aşığa yazılan öğütler şemsiyesi altında ahlak ve değerler üzerine göndermeler yapılır. Mektupların gerek yazışma, gerek vasiyet şeklinde olsun son derece samimi ve öğretici olduğunu düşünüyorum. Ve bu romanda kitabın kurgusunun tamamlanması ve mesajların yerine oturtulması için son derece ustalıkla yerleştirildiğini gördüm. Özellikle kontesin Felix’e yazdığı iki mektupta yazarın hayat hakkında söylemek istediği birçok mesajın kuvvetli bir şekilde aktarıldığını görüyoruz. Felix Paris’e giderken kontesin onun karşılaşacağı iş, siyaset, çevre ve kadınlar hakkında her şeyi önceden görüp uyarma amacıyla yazdığı mektup, yazarın tüm birikimine ışık tutacak derece kuvvetliydi. Yine kontesin öldükten sonra aşığına okuması için bıraktığı mektup; aşk, fedakârlık, inanç ve ihanet kavramları açısından son derece etkili ve öğreticiydi.

Ben genelde batının anladığı aşk kavramının fiziksel ve fayda merkezli olduğunu, doğudaki aşkın ise duygusal, manevi ve fedakârlık eksenli olduğunu düşünüyorum. Nitekim Leyla diye yola çıkan birçok âşık ya fiziki olarak verem derdine düşmüş veya manevi olarak Mevla’ya ulaşmıştır. Elbette günümüzde doğu ve batı diye bu kadar net sınırlar çizmek mümkün değil, ama kültürel olarak böyle bir kaynaktan beslendiğini düşünüyorum. Zweig’in(Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu) ‘nda işlenen uzaktan sevme temalı romanında bile tek taraflı dahi olsa, bir faydaya uzandığı ve ulvi olmaktan uzak olduğu görülebilir. Daha fazla derine inmeden kitabımıza dönüyorum.

Bu romanımızda ise; yazar, aşk, fedakârlık, annelik ve ihanet kavramlarını iki kadın karakter üzerinden sorgulamamıza imkân tanıyor. Âşık olan, fakat çocuklarından vazgeçemeyen Fransız kadını ile yine aynı kahramanımıza âşık olan ve aşkı için ailesi, serveti ve itibarından vazgeçen İngiliz kadınını karşılaştırma imkânı buluyoruz. Tabi her ikisi de evli olan kadınların eşlerine ihaneti ve bu ihanet için zemin sağlayan büyük hoşgörü konusuna girmiyoruz. Zira buradan çıkmamız zor olur. Ben özellikle çocuklarından vazgeçebilme noktasına ve yazarın hangi tarafı tuttuğuna dikkat çekmek istiyorum.

Yazarımızın İngiliz soğukluğu ve menfaatçiliği aleyhine bir duruşu olduğunu ve Lady Dudley üzerinden bütün İngiliz kadınlarını suçladığını söyleyebiliriz. Markizin aşkının yüzeyselliği anlatılırken; Britanya’lılara özgü bencil tutumu ve aşkına dünyayı boyun eğdirtme vurgusuyla yine İngiliz düşünce dünyasına bir gönderme yapmaktadır. Bir diğer konu ise; Protestanlık ve Katoliklik karşılaştırmasıyla yine Fransız kadınının dini duyarlılığı ve erdemleri ön plana çıkarılmaktadır. Ve kitabın ana özünün; Kontesin aşkını yüreğine gömüp, erdemin yüceliğine vurgu yapması ve aşığını değil çocuklarını tercih ederek ölüme gidişine varan bir yüceltme ile yazar tarafından ödüllendirildiğini düşünüyorum.

Gerek kitaplar, gerekse sinema ve tiyatro olsun, insanın iç dünyasındaki çelişkilerin anlatıldığı eserleri son derece dikkat çekici buluyorum. Beş Katlı Evin Altıncı Katı ‘ da olduğu gibi. Burada ana karakter Felix’in iki aşk arasındaki çelişkisi, diğer iki kadın karakter Kontes ve Markizin aileleri ve aşkı arasındaki çelişkileri, daha sonra iki kadının birbirlerine karşı tutumlarını belirlerken yaşadıkları çelişkiler uzun uzun incelenir. Daha sonra, tanımadığımız Nathalie kitabın sonunda yazdığı mektupta bütün bu çelişkileri Felix’e gösterir ve kahramanımızın etik yönden muhasebesini yaparak kitabı finale taşır.

Son olarak söylemek istediğim kontesin bu kadar yoğun aşk duygusunu annelik vurgusuyla taşıması, kızını aşığıyla evlendirme çabası ve Felix’in yaşayamadığı anne baba sevgisini ve korumacılığını bu aşkta araması ilginç olan ve buralardan bakınca anlaşılması çok kolay olmayan kitabın başka bir yönüydü.

Kitaba geri dönüp baktığımda aklımda özellikle kalan noktalar; çelişkiler, sorgulamalar, vicdan azabı, kıyaslamalar ve özellikle kontesin ölüm döşeğinde Felix’ i karşılaması oldu. Konunun ve mesajın tamamlanması adına başarılı bir sahneyle sayfanın kapatıldığını düşünüyorum. Sayfalar kapansa da artık ara sıra açılması gerektiğini biliyorum.

Eksiklerimiz olabilir ama kitaba özür mahiyetinde elimden geleni yaptım:)
https://hizliresim.com/4jBDZG

Keyifli okumalar dilerim…
328 syf.
·Beğendi·10/10
Aşk bedende değil ruhta yaşanmali ve aşk, geçici değil sonsuz olmali tüm benliğiyle. Ve de çokça ve de çocukça olmalı tüm saflığıyla....
Iste Balzac tamda boyle anlatıyor, asla birlikte yaşayamacakları iki sevgilinin hikayesini. Sürükleyici, bir solukta okumak isteyeceğiniz güzel bir yapıt olmuş..:)
232 syf.
·8 günde·8/10
Kitapla ilgili ne söylesem eksik kalacakmış gibi hissediyorum. Söylenecek çok şey var esas itibariyle; fakat patavatsızca davranıp roman hakkında çok fazla spoiler vermek istemiyorum.

Konusundan biraz bahsetmek gerekirse; küçük yaşlarda geçirdiği rahatsızlık ve ailesinden göremediği ilgisizlik hasebiyle, mutsuz olan ve her zaman her koşulda yapayalnız olduğunu düşünen Felix'in kırlara gönderilmesiyle, iki çocuk annesi, mutsuz bir evliliği olan, daima huzursuz ve daima kaygılı "çocuklarım yaşama sebebim" düşüncesiyle evliliğinde ve hayatında pekçok şeye göz yumup katlanan Henriette'in umutsuz, imkânsız ve yıkıcı aşkını anlatıyor.

Balzac, Henriette karakterinde, kendi hayatında onu her zaman taşıyan, derleyip toplayan eşinden esinlenmiştir. Ruhuyla seven bir kadın, karşısındakini anne şefkatiyle seven bir kadın olsa olsa Balzac'ın kadını olur.
Betimlemelerine, ifade tarzına bayıldım.

Karanfil Yayınları'ndan okuduğum bu çeviri pek fena sayılmamakla birlikte, geliştirilebilir...

Vadideki Zambak'ın neden klasikler arasına girdiğini, kitabı okuduktan sonra daha iyi anladım... :)

Normalde bir inceleme yazarken kitaptan yaptığım alıntıları da buraya serpiştiririm; ama bu sefer olağandışı bir şey gelişti, romanı okuduğum süreçte o kadar çok alıntı yaptım ki, -abartmiyorum belki otuz, kirk alıntı olmuş belki de geçmiştir- bundan mütevellit buraya alıntı bırakmayacağım. Bu işkenceyi kendime yapamam, çok fazlalar çünkü. :)
Hatta burada tanıdığım bir arkadaşım bana kitapla ilgili yaptığım alıntıları çok beğendiğini söyleyince ona şu cevabi verdim:

"Utanmasam kitabın tamamını alıntı diye paylaşacağım, Balzac'ın müthiş bir anlatımı var. O vadide gözüm kapalı geziyorum sanki; gözüm kapalı olmasına rağmen tüm güzelliklerini hissettiriyor. Gerçekten çok keyifli. Ve o alıntıların pekçoğunda kendimi buldum, sanırım en önemlisi de bu. Vadideki Zambak ben olabilirim."

Benden hikayesi, ben bu kitaba ba-yıl-dı-m! Okumak isteyene ben kefilim. :)
Kitabı okumak isteyenler, alıntıları merak edenler, profilimden ulaşabilirler.

Keyifli okumalar. :))
224 syf.
Yine okuyup etkisinde kaldığım güzel klasiklerden birisi.Kitabımıza aile sevgisini göremeyip, mutluluktan bihaber olan karakterimiz Felix'in Natalie de Manerville'e yazdığı mektupla başlıyor. Kendi hayatını, hayatındaki zorlukları
ve evli olan Henriette'ye duyduğu o imkansız aşkı konu ediniyor.
Aslında Henriette de evliliğinden memnun değildir. İkisi de birbirini sevmektedir. Araya birde Leydi Dudley geldikten sonra romanın seyri değişmekte. Kitabın sonunda da yine Natalie'den gelen bir mektupla son buluyor. Yalnız Natalie yazdığı cevap da haklıda olsa bana göre biraz ağır gibi geldi. Aslında yazacak çok şey var ama ne kadar çok yazarsam o kadar spoiler vermiş olacağım. Okumanızı tavsiye edebileceğim kitaplardan. Şimdiden
okuyacaklara keyifli okumalar dilerim...
328 syf.
·Puan vermedi
Ben de bir sıkıntı var galiba okurken bu kadar mi sıkılır insan bir kitabı, dünya klasiği olmuş bu günlere kadar okuyucular severek okumus ama ben bir aydır iteleyerek okuyorum sonunda bugün bitirdim. Basladigimdan beri kaç kitap bitirdim ama bu kitap yok bitmedi.Betimlemeler içinde boğuldum koptum resmen icerikten, sonlara doğru diyaloglar arttı da akicilasti biraz.
Kitabin istediği sonsuz ve imkansiz ask ikilisini çok guzel yansitmis Balzac. Insanlarin icindeki gelgitleri, duygusal devinimlerini sonuna kadar hissettim okumalisiniz benden daha cok zevk alicaginiza eminim:(
328 syf.
·8 günde·6/10
Önceki devirleri anlamak için klasikleri okumanın gerekli olduğunu söylerler. Bu kitapları bu kadar yücelten okurlar, klasiklerin her devrin eseri olacağını da eklerler. Vadideki Zambak yazıldığı devri tarihi olaylardan soyutlayarak çok iyi yansıtmakla birlikte bu devrin eseri değil. Benim düşünceme göre bugün hiçbir erkek Felix gibi sevemez. Henriette'nin ona ısrarla kardeş, dost gözüyle baktığını bilirken yine de taparcasına onu sevemez, durum bu kadar vahim, bu kadar umutsuzken başka kadınlara gönlünü kapatamaz. İşte bu yüzden Felix karakterini bir türlü bugünün, kendi dünyamın içine alamadım. Çok uzaklarda kalmış, bugüne göre haddinden fazla soylu, sahte bir karakter gibi geldi bana. Çocukları için yaşayan ve aşklarını içlerine gömen Henriette'ler ise sanırım hala yaşamakta.

Bu kitabı ilk olarak ne zaman gördüğümü hatırlamıyorum ama gittiğim her kütüphanenin baş köşesine yerleşmiş kitaplardan biriydi. Açıkçası sadece merak ettiğim için okudum ve yeterince zevk almadım. Herkesin okumayacağı, okuyamayacağı ve okumak istemeyeceği kadar ağır bir kitap bu. Kitabı okurken bir betimlemeler okyanusunun içinde yüzüyorsunuz ve bu betimlemeler bulunulan ortamı tarif etmekten ziyade soyut nesneleri ve duyguları dışa vuruyor. Bu da haklı olarak okuyucuyu sıkıyor. Maalesef MEB'in 100 temel eseri arasına girmiş ve okulda okutulmaya başlanan ilk kitaplardan biri. Bizzat şahit olduğum için söylüyorum, okumaya bu kitapla başlayan bazı kişilerin kitap okuma macerası başlamadan bitiyor.

Kitapta dikkatimi çeken birkaç nokta oldu. İlki, ısrarla üzerinde durulan bir konu: sevgiliye hangi isimle hitap edileceği meselesi. Bayan de Mortsauf, Felix'e değer vermeye başladığında kendisine teyzesinin seslendiği isimle, Henriette diye hitap etmesini ister. Aynı durum Romeo ve Juliet'te de karşımıza çıkıyor. Sevgiliye özel tek bir ad olmasını istediklerinden kaynaklanıyor olsa gerek. Bahsetmek istediğim ikinci nokta ise şu: Roman Fransız Devrimi'nden sonraki zamanda geçiyor. Napoleon'un tahta bir inip bir çıktığı zamanlar. Elde anlatacak bu kadar zengin bir olaylar dizisi varken Balzac'ın sadece Felix'in Henriette'e duyduğu aşkı anlatması yazarın, kişinin aşık olduğunda bütün dünyayı görmediğini anlatmaya çalışmasından ileri geliyor. Zaten bu durum romanda da Felix tarafından sıklıkla belirtiliyor.

Kitapta karakter sayısı bir romana göre oldukça az ve olaylar çok durağan. Bu da zaten akıcı olmayan romanın okunmasını daha da zorlaştırıyor. Balzac bu kitapta çok saygıdeğer, bir ömre bedel bir aşkı anlatıyor ve ne olursa olsun karakterlerinin soyluluğunu korumayı başarıyor. Ne mutlu Henriette gibi sevilebilenlere!

Unutmadan söyleyeyim. Kitabı Oda Yayınları'ndan okudum. Bu yayın evinden okuduğum ikinci kitap ve şu kanıya vardım: Bu yayın evinden bir kitabı sakın almayın ve gördüğünüz yerde koşarak uzaklaşın. Çevirme ve basım o kadar özensiz ki kelimelerle ifade etmek mümkün değil. Kitapta üzüm üzüm üzülmek, çan sıkıntısı gibi ifadeler bulunuyordu. Ne demek istediğimi anladınız sanırım.

Kitaba karşı biraz acımasız bir eleştiri olduğunun farkındayım ama Vadideki Zambak bu basit sözlerden etkilenmeyecek kadar büyük bir eser. Keyifli okumalar...
328 syf.
·Beğendi·9/10
hayır ben kımseyı sevmedim yalnizca col ortasinda susadim

gonlum kartaldan daha yukseklere ucacak cunku beni orda hic aldatmayacak bir sevgi var
328 syf.
·5 günde·Beğendi·6/10
Umutsuz bir aşk hikayesini konu alıyor kitabımız. Felix adında bir çocuk ailesinde bulamadığı göremediği sıcaklığı gençliğinde yani 21 li yaşlarındayken, evli bir kadında buluyor ve ona aşık oluyor. Etik olarak doğru olmayan fakat iki tarafında karşılıklı hislerine engel olamadıkları bir hayat başlıyor böylece. Kavuşamıyorlar ama birbirlerini hep sevip aşklarını gönüllerinde yaşatıyorlar. Ta ki Felix in bir başka kadınla münasebeti başlayana kadar. Bu durum kıskançlıklara ve duygusal yıpranmalara neden oluyor. Felix in yasak aşkı Madam de Mortsauf bu olaylara daha fazla dayanamarak hasta olup hayatını kaybediyor. Felix in yaşadığı bu gelgitli hayat, imkansız bir aşkı zorlayıp bir hayatı yok etmesi ve tüm bunlar dahilinde hayattan ve kadınlardan elini ayağını çekmesi süreciyle pişmanlıklarıyla acılarıyla yüzleşmesiyle son buluyor kitap. Kitabın başlangıç olarak okuyucu çok içine hapsedebileceğini düşünmüyorum bazen fazla betimleye ve detaylara giriliyor konudan ziyade. Çok akıcı ve sürükleyici gelmedi bu yüzden bana. Ama ilerleyen sayfalarda konu ve duygu bakımından daha yoğun bir hal alıyor. Ayrıca karakterlerin duyguları güzel işlenmiş. Özellikle kitabın sonlarına doğru o duygularla okuyucuyu bütünleştirebiliyor. Genel anlamda beğendim ama kitabin sonunu zor getirdim diyebilirdim.
384 syf.
·5 günde·6/10
"Aşk sözcüğünü kullanmayarak beni kenarda bıraktınız. Ama hiç bilmediğim ve bana yasak olan bir duygudan söz ettiniz..."

Konusu yasak aşk gibi gözükse de içinde çok daha derin acıları barındıran bir hikaye var karşımızda.

Acı dedim ya hani, bu kişiye göre değişir belki ama hikayede anlatılan acı bence hepimizin aynı derecede hissedeceği türden. Yalnızlık, terk edilmişlik, sevgisizlik ve değersiz hissetme. Tüm bunları çocukluğundan itibaren yaşayan biri olmak, hayata dair acı çekme kavramına farklı bir boyut katıyor onun için. Öyle ki bulduğu en ufak bir sevgi kırıntısına bile mutlu oluyor, onu kaybetmemek için fazlasıyla çaba sarf ediyor... En kötüsü de kendisinde eksik olan bu sevgi kırıntısı onun için imkansız ve Felix'de benim gibi imkansızlara meyilli...

İçine düştüğü bu aşk öyküsünü ilahi boyuta taşıyan Felix, sevgiye olan açlığını bir anne şefkatinde bulur. Yeterli gelmez belki ama yine de bağlılık yemini eder. Tabi zaman ona çok farklı yollar çizecektir ve bir şeyler kontrolünden çıkacaktır. Öyle ki iki aşk arasında sıkışıp kalacak ve yine bir kalp kırılacaktır...

Tüm bunlardan ziyade bir de, kitap içinde; toplum yapısı, topluma dair beklentiler ve davranışlar üzerine uzun uzun ders niteliğinde tavsiyeler yer almış.

İlk defa bir kitabı okumak bu kadar uzun sürdü. Yine de klasikler arasında beğendiklerimden biri oldu.
328 syf.
·7 günde·6/10
Honore de Balzac 'ın en bilinen eserlerinden Vadideki Zambak. Lisede ve üniversitede okumaya çalıştığım fakat bir türlü okuyamadığım kitaptır kendisi. Geçenlerde iki arkadaşımın elinde de gördükten sonra ve arkadaşlarımın ısrarla okutmaya çalışmasına dayanamayarak okumaya başladım. İlk defa bir kitabın hemen sonu gelsin istedim. Yanlış anlaşılmasın kitabın sonunu merak ettiğimden değil kitabın sıkıcılığındandı bu yakarışım. Okumaya başladıktan sonra yıllar önce bu kitabı neden sürekli yarıda bıraktığımı bir kez daha anladım. Uzun ve sıkıcı betimlemelerin boğuculuğu, konusunun sadece aşk üzerine kurulu olması beni kitaptan uzaklaştırıyordu. Bu yüzden 1 haftada zor bitirdim. Antik batı ve dünya klasiklerini sevmeme rağmen Vadideki Zambak asla favori kitaplarımdan olmayacak. Okumasanız hiçbir şey kaybetmezsiniz. Akıcı bir kitap okumak isteyenlere tavsiye etmiyorum. Büyük bir okucuyucu kitlesinden yüksek puan almış olsa da Vadideki Zambak için notum 6.
Kitabın genel özeti şöyle ( SPOILER IÇERIR) :
Aristokrat bir ailenin küçük oğLu Felix de Vandennesse, ailesinin sıcak sevgisinden ,ilgisinden yoksun, otoriter bir ortamda yetişmiş bir çocuktur. Tours’a gittikten sonra bir gün bir baloya katılır. Baloda bir genç kadın görür.Onun güzelliği karşısında büyülenir, ona karşı derin bir sevgi duyar.Bu genç kadını uzun süre unutamaz.

Bir gün, İndre nehrinin kıyısında Clochegourde satosunda bu genç kadınla karşıLaşır. Kadının adı Kontes Henriette de Mortsauf’tur. Felix kadının güzelliğinin vadinin adı ile özdeşleştiğini düşünür.Vadinin adı Zambak’tır.Henriette de tıpkı zambaklar gibi temizi saf ve güzeLdir.Felix ve Henriette tanışırlar.Henriette, Felix’e hayat hikayesini anlatır.Henriette, evlidir ve kocası asık suratlı, sert, soğuk bir insandır.Mutsuz bir hayatı vardır.Felix de ona ailesinden, çocukLuğundan bahseder. Karşılıklı dertleşmeler ikisini birbirine yakınlaştırır.Aralarında temiz fakat gizLi bir aşk başLar.

Felix paristeki hayatı sırasında, elit tabakadan Lady Dudley ile tanışır.Onun gösterişinden etkilenir ve bir süre sonra aşık oLduğunu zanneder.Bu olayı öğrenen Henriette hastaLanır, sonunda Felix' i affetse de bu hastaLık oun ölümüne neden olur.
328 syf.
·Beğendi·7/10
Okurken kendimi sürekli Felix'in yerinde olsaydım ne yapardım sorusuyla buluşturdum. Ruhsal aşk ve tensel aşk... Siz olsaydınız hangi yollarla başvururdunuz,kişisine göre değişir tabi. Bir tarafta umutsuz bir aşk, diğer tarafta şehvetli bir tutku ...
386 syf.
"... kadın öldü, yalnız anne yaşadı."

Kitaptan beni en çok etkileyen cümle ile incelememe başlamak istedim. Toplumsal ve dinsel kalıpların şeklini almak zorunda hisseden Henriette ile kayıp anne sevgisini ararken, bir sevgiliye duyulan aşkı bulan Felix'in aşk hikayesi, Balzac'in oldukça şiirsel anlatımıyla Vadideki Zambak'ta okurlara sunulmuş.

Felix, ailesinde hor görülen, üvey evlat muamelesi gören bir çocukluk dönemi geçirmiştir. Bir şekilde kendisini Tours şehrinde bulmuş ve bir gün burada katıldığı bir baloda Henriette ile karşılaşmıştır. Ancak Henriette'yi ilk görüşü fantastik diyebileceğimiz bir şekilde olmuştur. Yani Felix, Henriette'nin omuzlarini görmüş ve çok etkilenmiş ve gidip öpmüştür. Böyle epik bir başlangıçtan sonra yine bu şekilde devam eden aşk öyküsünde Balzac, İngiliz ve Fransız kadınlarının farklarıni ve bu farkların aşka etkilerini irdelemis. Bu durumu aslında sadece kadınlarla sinirlamamak lazım. Bence Balzac, kadınlar üzerinde Fransız ve İngilizlerin özellikle ilişkiler konusundaki tutumlarini incelemiş.

Henriette de iyi bir çocukluk gecirmemekle beraber zengin bir kadındır ve toplumsal şartların kendisini yönlendirmesiyle Mösyö de Maursault ile evlenmiş diyebiliriz. Bu evliliğin sürebilmesinde etkin rolü her zaman karşılaştığımız gibi çocuklara biçilen değer sayesinde olduğunu görüyoruz. Aynı zamanda Hristiyanlik (özellikle Katolik) ogretisinin de etkisiyle kendisini yaşadığı Vadi'de sevmediği bir adamla yaşamak zorunda olduğuna inandirmis Henriette'nin Felix ile karşılaşması sonucunda bu kalıplardan çıkıp cikamayacagi kitabın ana fikri veya fikirlerinden birisi diyebiliriz.

--- Küçük bir spoilerdan sonra devam edeceğiz:

Henriette ölüm döşeğinde sevdiği adamla son konuşmasında dahi yalnız değildir. Yanlarında Papazlarin olmasi bence çok manidardir.

--- Spoiler bitti. Yolumuza devam edebiliriz.


Kitapta garibime giden şeylerden birisi, Henriette'nin kızını sevdiği adama yani Felix'e sunması. Yani Felix'e sık sık kızı Madeilene'i ona hazırladığını soylemesidir. Bu durumun altyapısında Henriette'nin kalıplardan kopamayip aşkına kavusamamasi ve bu yüzden kızı aracılığıyla aşkına kavuşmayı istemesi yatmaktadır. Yani yine epik bir hava katılmış öyküye. Ayrıca Mösyö de Maursault'in Felix ile Henriette'nin aşklarına karşı sert bir hal içine girmemesi ayrıca garip bir durum olarak gözüktü bana. Okurken acaba Fransız sinemasının fikri temellerini Balzac mi attı acaba diye düşündüm.

Garipsememe karşılık insanın duyguları her şeye gebedir. Garipsememizin nedeni kendi doğamıza yabancılaşmamizdan olabilir. Toplumsal ve dinsel kalıplar bu yabancılaşmamin temellerini oluşturmaktadır. Bu kalıplardan kurtulmak mi daha iyidir yoksa bu kalıplar içinde yaşamak mi; tartışılır. Hangisi insanı mutlu eder, bu da tartışılır. Ancak aşk kalıplardan taşmıyorsa aşk değildir.

Ayrıca, kitabı okurken bir an romantizmden öleceğim gibi hissettim. Kitapta her karakter oldukça edebi ve şiirsel bir konuşma yapısına sahip. Bu durum bir yere kadar hoşuma gitmiş olsa da bir yerden sonra bana biraz bıkkınlık vermeye başladı. Salt aşk kitaplarından çok hazzetmem. Eğer bir eserde aşk konusunun etrafına başka dallar eklenmezse, aşk gercekdışı bir havaya bürünebiliyor. Bu sebeplerden ötürü kitabı okurken gelgitler yaşadım; bir yandan salt aşk beni bunaltti öte yandan insanların aşklarını, duygularını toplumsal ve dinsel düzene göre düzenlemeleri ve sınırlamaları konusu ise dikkatimi çekti.

Sonuç olarak aşk kitaplarından ve özellikle edebi bir anlatımi seviyorsanız sizin için doğru bir tercih olacaktır, Vadideki Zambak.

Keyifli okumalar.
“Elli yaşındaki kadın sizin için her şeyi yapar, yirmi yaşındaki ise hiçbir şey; biri sizden bütün hayatınızı isteyecektir, öteki ise arada vereceğiniz birkaç dakika ile, göstereceğiniz bir iki incelik ile yetinecektir. Genç kadınlarla alay ediniz, onların her söylediklerini şaka sayınız; çünkü ciddi bir düşünce onların kafasında yer alamaz. Genç kadınlar, dostum; egoisttirler, basittirler, gerçek birer dost olamazlar, kendilerinden başka hiç kimseyi sevmezler, aşk alanında herhangi bir başarı için sizi feda edebilirler..”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Vadideki zambak
Baskı tarihi:
Ekim 2010
Sayfa sayısı:
295
Format:
Karton kapak
ISBN:
9799944353129
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kitap Zamanı Yayınları
İsteğine boyun eğiyorum. Kendisinin bizi sevdiğinden daha çok bizim kendisini sevdiğimiz kadının ayrıcalıklı durumu, akım kurallarını bize bütün yönleriyle unutturmaktadır. Alnınızda küçücük bir çizginin dahî oluştuğunu görmemek için, en ufak bir redden kederlenen dudaklarınızdaki hüzün ifadesini gidermek için mucizeler yaratıp uzaklıkları aşar gelir, kanımızı döker ve geleceğimizi hiçe sayarız. Bugün geçmişimi bilmek istiyorsun, al işte öğren. Fakat Natalie bilmeni istediğim birşey var: ben bugüne değin sana itaat ederek dokunmaya bile kıyamadığım anıları çiğnemek zorunda kaldım.

Kitabı okuyanlar 9.716 okur

  • MELİKE ÖZ
  • Z.
  • Jessica Ney
  • SONGÜL DEMİR
  • Nigar Məcidzadə
  • GİZEM️.️
  • Hilal Şahin
  • Emel
  • Saniye Arslan
  • Çağla  Yabasun

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.7
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%30.8
25-34 Yaş
%30.8
35-44 Yaş
%15.4
45-54 Yaş
%0
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%15.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66.7
Erkek
%33.3

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0 (1)
9
%0.2 (4)
8
%0 (1)
7
%0
6
%0 (1)
5
%0
4
%0 (1)
3
%0 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları