·
Okunma
·
Beğeni
·
277,7bin
Gösterim
Adı:
Vadideki Zambak
Baskı tarihi:
1 Eylül 2010
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756107300
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Antik Batı Yayınları
Lucas'a göre, Balzac'ın gerçekçiliği, "bir yandan tek tek tiplerinin belli bireysel özelliklerinin, öte yandan onların bir sınıfın temsilcisi olarak tipik özelliklerinin daima tam bir biçimde verilişine davanır."Vadideki Zambak'ta bu gerçekçilik, zaman ve mekân duygusu kendini hemen belli eder. Anlatılan olayların nasıl bir atmosferde cereyan ettiğini oradaymış. o insanlarla birlikte yaşıyormuşçasma hissederiz. Dış mekân tasvirleri, sokaklar, evler, evlerin iç yapısı inceden inceye tarif edilir. Sıra insanlara geldiğinde dc sürdürür ayrıntı zenginliğini Baizac. Kişiler, hem fiziksel görünümleriyle, hem de kullandıkları eşyalar ve giysilerle bidikte canlandırılır. Burjuva insanının maddî hayat ve eşya ile organik ilişkisidir anlatılan. Bu insan tipinin ruhu. sahip olduğu maddi değerlerde gizlidir...
328 syf.
·14 günde·Beğendi·9/10
Vadideki Zambak’ı ikinci kez okudum. İlk okuyuşumda özellikle kırlardaki çiçeklerin anlatıldığı kısımlarda betimlemelerin fazlalığı nedeniyle rahatsız olmuştum. Dahası Balzac’ı betimlemeyi abartan bir yazar olarak değerlendirdim. Ve bu sitedeki bir yorumda bu rahatsızlığımı paylaştım. Belki bunda daha önceki okuduğum çevirinin de payı olabilir. İkinci okuyuşumda Kübra A. ‘ nin Klasikler ve Çevirmenler iletisini (#26528064) dikkate alarak İş bankası Yayınlarından Volkan Yalçıntoklu çevirisiyle okudum.

İncelememe başlarken Sait Faik’le ilgili bir giriş yapmaya çalışacağım. Sait Faik öncelikle: “Ben herhangi bir ḳāriʾ değilim, yazar okuyucuyum” diyor. Daha sonra ise bir yazardan bahsedildiğini duyunca: “Ondan yazar olmaz, daha balık çeşitlerini bilmiyor” diyor. Dolayısıyla, kitap yazı ve şiir atölyesinde ders konusu olarak verildiği için; ikinci okuyuşumda kurguyu takip ederek, nasıl yazıldığına, cümleleri kurma şekline, anlatım diline, gizli ve açık mesajları nasıl yerleştirdiğine dikkat ederek okumaya çalıştım. Bu kadar farklı iki sonuca nasıl ulaştığıma hayret ettim ve kitaba hayran kaldım. Ortalamamın çok üzerinde paylaşımlar yaptım. Demek biz hep aynı insan değiliz. İç dünyamızla ve okuma anındaki duygu ve beklentilerimizle farklı sonuçlara ulaşabiliyoruz. Diğer önemli bir nokta ise; yazarın botanik bilgisi ve kırlarla, çiçek ve aşk üzerine yaptığı benzetmeleri dikkatle okudum. Ve Sait Faik’in bahsetmeye çalıştığı bu olmalı diye düşündüm. Tanpınar’ın musiki eşliğinde hikâyeyi taşıması gibi burada da demet demet çiçeklerle bir aşk hikâyesi taşınıyordu.

Kitap hakkında giriş bilgisi olarak şunu söyleyebiliriz: Vadideki Zambak, 1836 yılında ilk yayınlandığında beklenen ilgiyi görmez ve Balzac’ın o dönemde en az satılan romanı olmuştur. Ama yazar eserine olan güvenini asla kaybetmez. Ve onun kitaba olan derin inancı eseri bugünkü başarıya kadar ulaştırır. Bugün bazı yazarlar tarafından Balzac’ın başyapıtı olarak kabul edilir. İşte 1836’larda ilk okuyup beğenmeyen, Daha sonra 2019’da okuyup beğenenlerden biri benim :)

Bu noktadan sonra kitabı daha detaylı aktarabilme amacıyla hikâye hakkında fazla derine girmeden rahatsız etmeyecek derecede spoiler bulunabileceğini vurgulayarak devam etmek istiyorum.

Hikâyemiz, istenmeyen bir çocukluk geçiren Felix’in sağlığının düzelmesi için kırlara gönderilmesi ile başlıyor. İncelemenin başında ifade ettiğim betimlemeler burada başlıyor. Ve doğal güzellikten etkilenen kahramanımız âşık olduğu kadını bu vadinin zambağı olarak simgeliyor.
Kontun krallık ordusundaki yenilgi ve sürgün sonrası gergin ve tutarsız davranışları kontesi evlilikle ilgili büyük bir hayal kırıklığına uğratır. Ve şatodaki yaşantı ve karakter tahlillerinin anlatıldığı bu bölümde yazar oldukça başarılıdır.

Burada özellikle kitaba damgasını vuran mektuplardan bahsedilmesi gerekiyor. Birincisi kitabın girişinde Nathalie’ye yazılan mektup ile kitabın sonunda Nathalie’nin yazdığı mektup. Diğerleri ise; kitaba önemli ölçüde değer katan kontesin yazdığı mektuplardır. Mektuplar aracılığıyla insan, toplum ve kurallar üzerine yazar önemli denemeler ortaya koyar. Aşığa yazılan öğütler şemsiyesi altında ahlak ve değerler üzerine göndermeler yapılır. Mektupların gerek yazışma, gerek vasiyet şeklinde olsun son derece samimi ve öğretici olduğunu düşünüyorum. Ve bu romanda kitabın kurgusunun tamamlanması ve mesajların yerine oturtulması için son derece ustalıkla yerleştirildiğini gördüm. Özellikle kontesin Felix’e yazdığı iki mektupta yazarın hayat hakkında söylemek istediği birçok mesajın kuvvetli bir şekilde aktarıldığını görüyoruz. Felix Paris’e giderken kontesin onun karşılaşacağı iş, siyaset, çevre ve kadınlar hakkında her şeyi önceden görüp uyarma amacıyla yazdığı mektup, yazarın tüm birikimine ışık tutacak derece kuvvetliydi. Yine kontesin öldükten sonra aşığına okuması için bıraktığı mektup; aşk, fedakârlık, inanç ve ihanet kavramları açısından son derece etkili ve öğreticiydi.

Ben genelde batının anladığı aşk kavramının fiziksel ve fayda merkezli olduğunu, doğudaki aşkın ise duygusal, manevi ve fedakârlık eksenli olduğunu düşünüyorum. Nitekim Leyla diye yola çıkan birçok âşık ya fiziki olarak verem derdine düşmüş veya manevi olarak Mevla’ya ulaşmıştır. Elbette günümüzde doğu ve batı diye bu kadar net sınırlar çizmek mümkün değil, ama kültürel olarak böyle bir kaynaktan beslendiğini düşünüyorum. Zweig’in(Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu) ‘nda işlenen uzaktan sevme temalı romanında bile tek taraflı dahi olsa, bir faydaya uzandığı ve ulvi olmaktan uzak olduğu görülebilir. Daha fazla derine inmeden kitabımıza dönüyorum.

Bu romanımızda ise; yazar, aşk, fedakârlık, annelik ve ihanet kavramlarını iki kadın karakter üzerinden sorgulamamıza imkân tanıyor. Âşık olan, fakat çocuklarından vazgeçemeyen Fransız kadını ile yine aynı kahramanımıza âşık olan ve aşkı için ailesi, serveti ve itibarından vazgeçen İngiliz kadınını karşılaştırma imkânı buluyoruz. Tabi her ikisi de evli olan kadınların eşlerine ihaneti ve bu ihanet için zemin sağlayan büyük hoşgörü konusuna girmiyoruz. Zira buradan çıkmamız zor olur. Ben özellikle çocuklarından vazgeçebilme noktasına ve yazarın hangi tarafı tuttuğuna dikkat çekmek istiyorum.

Yazarımızın İngiliz soğukluğu ve menfaatçiliği aleyhine bir duruşu olduğunu ve Lady Dudley üzerinden bütün İngiliz kadınlarını suçladığını söyleyebiliriz. Markizin aşkının yüzeyselliği anlatılırken; Britanya’lılara özgü bencil tutumu ve aşkına dünyayı boyun eğdirtme vurgusuyla yine İngiliz düşünce dünyasına bir gönderme yapmaktadır. Bir diğer konu ise; Protestanlık ve Katoliklik karşılaştırmasıyla yine Fransız kadınının dini duyarlılığı ve erdemleri ön plana çıkarılmaktadır. Ve kitabın ana özünün; Kontesin aşkını yüreğine gömüp, erdemin yüceliğine vurgu yapması ve aşığını değil çocuklarını tercih ederek ölüme gidişine varan bir yüceltme ile yazar tarafından ödüllendirildiğini düşünüyorum.

Gerek kitaplar, gerekse sinema ve tiyatro olsun, insanın iç dünyasındaki çelişkilerin anlatıldığı eserleri son derece dikkat çekici buluyorum. Beş Katlı Evin Altıncı Katı ‘ da olduğu gibi. Burada ana karakter Felix’in iki aşk arasındaki çelişkisi, diğer iki kadın karakter Kontes ve Markizin aileleri ve aşkı arasındaki çelişkileri, daha sonra iki kadının birbirlerine karşı tutumlarını belirlerken yaşadıkları çelişkiler uzun uzun incelenir. Daha sonra, tanımadığımız Nathalie kitabın sonunda yazdığı mektupta bütün bu çelişkileri Felix’e gösterir ve kahramanımızın etik yönden muhasebesini yaparak kitabı finale taşır.

Son olarak söylemek istediğim kontesin bu kadar yoğun aşk duygusunu annelik vurgusuyla taşıması, kızını aşığıyla evlendirme çabası ve Felix’in yaşayamadığı anne baba sevgisini ve korumacılığını bu aşkta araması ilginç olan ve buralardan bakınca anlaşılması çok kolay olmayan kitabın başka bir yönüydü.

Kitaba geri dönüp baktığımda aklımda özellikle kalan noktalar; çelişkiler, sorgulamalar, vicdan azabı, kıyaslamalar ve özellikle kontesin ölüm döşeğinde Felix’ i karşılaması oldu. Konunun ve mesajın tamamlanması adına başarılı bir sahneyle sayfanın kapatıldığını düşünüyorum. Sayfalar kapansa da artık ara sıra açılması gerektiğini biliyorum.

Eksiklerimiz olabilir ama kitaba özür mahiyetinde elimden geleni yaptım:)
https://hizliresim.com/4jBDZG

Keyifli okumalar dilerim…
328 syf.
·6/10
Öncelikle şunu belirteyim Arthur Schopenhauer'un Aşkın Metafiziği kitabını okuyanlar aynı tadı alabilir. Biraz kadın- erkek ilişkisi, biraz hayat, biraz hayaller gerçekler.

Kocasından aradığı sevgiyi bulamayan Henriette'yle kendisinden çok daha genç olan aristokrat ailesinin sıcak sevgisinden yoksun, otoriter bir ortamda yetişmiş, içine kapanık bir genç Felix de Vandennesse'nin imkânsız aşkını anlatır. Aşkı ve toplumsal gerçekliği tüm çıplaklığıyla anlatan bu eser dünyanın ünlü aşk romanları arasında yerini almıştır.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
328 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Kitabın temelinde (yasak) aşk ve romantizm konuları yatsa da Balzac; Zenginlik, ticaret, toplum, erdemli bir yaşam ve siyaset konularına da temas ediyor. Özellikle toplum siyasetine güzel değinmeler yapmış. Bunu yaparken oluşturduğu karakterler çok canlı. Hikayeyi, olayları karanlık bir çocukluk dönemi yaşamış karakter üzerinden inşa ediyor.

Fransız edebiyatı klasiklerinden olan kitabın dili de oldukça sade ve akıcı -isimler hariç-. Edebi yönü oldukça güçlü, betimlemeler çok güzel. Ancak paragrafların uzunluğu sizi biraz yoruyor. Kitapta yaşanan olaylar zaman zaman neredeyse aynısıyla tekrar ediyor ki bu da kitabı uzatmış.

Usta yazarın duygusal, romantizm yüklü ve tutkulu aşkı anlatırken sevileni, "Vadideki Zambak"a benzetmesi olağanüstü güzel.

İyi okumalar
328 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Kitabı ikinci kez okudum.İlkinde herhalde
16-17 yaşlarında olduğum için aklımda kalan tek şey Felix'in aşkıydı. Şimdi ise beni en az
etkileyen nokta aşk oldu.

Kitapta aşkın anlatıldığını zaten baştan biliyordum .Ben aşkın kendisinden çok güzel ifade edilişini sevdim burada.

Aşk ile ön plana çıkan üç kahramana bir bakalım:

Felix:Çocukluğunda ailesi ve çevresi tarafından hiç sevilmemiş. En temel
ihtiyaçları bile tam karşılanmamış. İçinde
dolduramayacağını sandığı büyük bir boşluk
var.O yüzden güzel ve kendinden yaşça
büyük bir kadını çok sevmesi öngörülemez
değildi.Felix, Henriette'in anneliğine de
hayrandı.Çünkü kendi annesinden hiçbir
zaman "annelik"görmedi.

Henriette:Kendinden önce ölen üç ağabeyi
var.Ve tek çocuk.Paranın ve soyluluğun
miras kalabileceği tek kişi ve bu bir kız.
"Kız"olarak doğması annesi tarafından asla
bağışlanmamış.O da sevgisiz ve ilgisiz
bir çocukluk geçirmiş.İçinde öyle bir beğenilme tutkusu var ki erdemli olacağım
diye çıldırdı sonunda. İçindeki derin boşluk
kocası tarafından görülmeyince onun da
Felix'e bağlanması normaldi. Daha romanın
başında Felix'e aşkını açıklamazken ve
Felixsi de sustururken onun daha çok seven
taraf olduğu hissediliyordu.

Lady Dudley:Onun Felix'e tutkusu klasik bir söylem: "Kaçan kovalanır". Başka bir kadını çok seven erkeğe diğer kadınlar tarafından hayranlık beslenmesi... Ayrıca Lady Dudley'in gözünde Felix bir bakir.Oyunları oynayacağı tecrübesiz bir oyuncak. Bu da onu hazdan delirtiyor.


Yani işin bu kısmı bana ilginç gelmedi. Başka kitaplarda da karşımıza çıkabilir.

Beni asıl ilgilendiren olayların anlatılışı.Yani edebilik...

Aşkın bu kadar çok yönünün ele alınabilmesi ,kelimelere bu denli özenli dökülebilmesi beni şaşırttı. Aslında bu kadar karmaşık olan bir duygu nasıl da zamana yayılınca anlam kazanabiliyor? Bunu gördüm eserde.İnsanları bu kadar iyi analiz edebilmek büyük bir başarı.

Kitabı okumadan hemen önce Stefan Zweig'ın "Üç Büyük Usta" kitabından "Balzac" kısmını okumuştum.Zweig Balzac'ın insanları bu kadar iyi anlatabilmek için gözlem yapma fırsatının olmadığını,bu başarının bir yetenek olduğunu düşünüyordu.Zweig 'a hak verdim bu konuda.Güzel tasvirler yapan ,insanı çok iyi anlatabilen yazarları daha önce okudum ama Balzac bu konuda özgün ve kesinlikle farklı bir tat bırakıyor.

Bir başka başarı gerilimi hissettirebilmek:

Felix de Henriette de duyarlı kişiler. İnsanları iyi anlayabiliyor, yönlendiriyorlar.Ama kendileri sürekli bir kriz halinde.Aşkın cinsel boyutu mu,ruhsal boyutumu? Bu soru hep kafalarında.Biri çiçek demetlerine işliyor aşkı diğeri nakışlara.Bu gerilim halinin bize yansıtılabilinmesini sevdim ben. Yoksa aynı konuyu başarısız bir yazar anlatsa benim işin çok sıkıcı olurdu.


Felix,tam sevgisini akıtabilecegi bir vadi
bulmuşken buna izin verilmemesi nasıl da yıprattı onu.

Henriette'in arada kalışları,ikiye,üçe bölünüşleri benim de yüreğimi sıkıştırdı.
Aslında Henriette benim onaylayacağım
bir karekter değil.Onu okudukça aklıma
sürekli Freud'un savunma mekanizmalarından özgecilik geldi.Kendinden vazgeçmekten kocasının eziyetlerine katlanmaktan,çocukları için kendini yıpratmaktan zevk duyuyordu.

Kendisi de söylüyor:"Başkalarının mutluluğu,artık mutlu olamayacakların tesellisidir."

Bu tür insanlar çevresindekilerin mutluluğu için kendini feda ettiğini düşünür ama aslında kendi mutsuzlukları çevresindekileri daha mutsuz eder.Bu bakımdan Kont'un daha az erdemli ama erkeği mutlu etmeyi daha iyi bilen biriyle evlenmediğine pişman olması ironik değil mi?

Ben Kontesi onaylamasam da acılarını, ruhunun haykırışlarını hissettim. Yani yazar bunu hissettirdi. Kendimi özdeşleştiremediğim bir karekteri bu kadar iyi tanımam da yazarın gücü bence. O hep bir yanıyla aşkı bedensel anlamıyla yaşamak istiyor ,diğer tarafıyla bunu bastırmaya çalışıyordu. Ölümüne yakın sayıklamalarda İngiliz kadın gibi yaşamak istediğini haykırması çok acıklıydı .

Yazar bir yerde anneler çocuklarını, çocukların annelerini tanıdığından daha iyi tanıyamaz,
benzeri bir cümle kuruyordu.O kadar haklı
ki.Çünkü Henriette kızının olan biteni anlamayacağını düşünüp onu Felixle evlendirmeyi hayal ediyordu.Bu konunun ahlaki boyutu başka bir tartışm konusu.
Madeline annesinin düşündüğünün aksine tüm olanları gözlüyor, annesinin kendileri için neyi feda ettiğini çok iyi biliyordu.Başlarda onun çocukluktan itibaren Felix'e hayranlık beslediği düşündürüldüğü için son tavırları çok etkileyici oldu .

Kont'un Felix ve eşi hakkında düşündükleri benim icin bir muamma olarak kaldı.Ama bu adamın hastalıklı hali çok gerçekçi yansıtılmıştı.

Kitapta gördüğüm bir eksik dönemin Fransa'sını çok fazla görememek.
Herhalde aşk ön plana çıkarılmak istenmişti.


Natali'nin mektubu beni çok etkiledi. O kadar içtendi ki. Her kadın bunu kolay kolay itiraf edemez. Okurken gülümsemekten kendimi alamadım. Yazarın farklı yaştan ve karakterden kadınları bu kadar iyi çözebilmesine bir kez daha hayran kaldım. Tabi Felix'in dördüncü
aşkı arayıp aramayacağını merak ettim:)

Felix'in sevdiğini vadinin zambağına benzetmesi çok hoştu. Ve bu benzetmeyi her okudugumda kafamda çok sevdiğim bir şiirin şu dizeleri yankılandı durdu:

Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur.
328 syf.
·Beğendi·10/10
Aşk bedende değil ruhta yaşanmali ve aşk, geçici değil sonsuz olmali tüm benliğiyle. Ve de çokça ve de çocukça olmalı tüm saflığıyla....
Iste Balzac tamda boyle anlatıyor, asla birlikte yaşayamacakları iki sevgilinin hikayesini. Sürükleyici, bir solukta okumak isteyeceğiniz güzel bir yapıt olmuş..:)
304 syf.
·Beğendi·9/10
Yine çok etkilenerek okuduğum kitaplardan biri oldu.Kitabın konusuna gelince,aile sevgisi göremeyen mutluluktan yoksun olan Felix'in Natalie de Manerville'e yazdığı mektupla başlıyor.Kendi hayatını ve hayatındaki tüm zorlukları ve evli olan Henriette'ye duyduğu o imkansız aşkı konu alıyor.
Henriette'ye de evliliğinden memnun değildir.Ama ikisi de birbirini sevmektedir.Araya Leydi Dudley girince romanın seyri değişiyor.Kitabın sonunda Natalie'den gelen bir mektupla son buluyor.
Natalie yazdığı cevapda haklı da olsa bana biraz ağır geldi yazdıkları.Bu kitap hakkında yazacak çok şey var aslında.Ama daha fazla bilgi vermek istemiyorum.Bu kitabı kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum.
232 syf.
·8 günde·8/10
Kitapla ilgili ne söylesem eksik kalacakmış gibi hissediyorum. Söylenecek çok şey var esas itibariyle; fakat patavatsızca davranıp roman hakkında çok fazla spoiler vermek istemiyorum.

Konusundan biraz bahsetmek gerekirse; küçük yaşlarda geçirdiği rahatsızlık ve ailesinden göremediği ilgisizlik hasebiyle, mutsuz olan ve her zaman her koşulda yapayalnız olduğunu düşünen Felix'in kırlara gönderilmesiyle, iki çocuk annesi, mutsuz bir evliliği olan, daima huzursuz ve daima kaygılı "çocuklarım yaşama sebebim" düşüncesiyle evliliğinde ve hayatında pekçok şeye göz yumup katlanan Henriette'in umutsuz, imkânsız ve yıkıcı aşkını anlatıyor.

Balzac, Henriette karakterinde, kendi hayatında onu her zaman taşıyan, derleyip toplayan eşinden esinlenmiştir. Ruhuyla seven bir kadın, karşısındakini anne şefkatiyle seven bir kadın olsa olsa Balzac'ın kadını olur.
Betimlemelerine, ifade tarzına bayıldım.

Karanfil Yayınları'ndan okuduğum bu çeviri pek fena sayılmamakla birlikte, geliştirilebilir...

Vadideki Zambak'ın neden klasikler arasına girdiğini, kitabı okuduktan sonra daha iyi anladım... :)

Normalde bir inceleme yazarken kitaptan yaptığım alıntıları da buraya serpiştiririm; ama bu sefer olağandışı bir şey gelişti, romanı okuduğum süreçte o kadar çok alıntı yaptım ki, -abartmiyorum belki otuz, kirk alıntı olmuş belki de geçmiştir- bundan mütevellit buraya alıntı bırakmayacağım. Bu işkenceyi kendime yapamam, çok fazlalar çünkü. :)
Hatta burada tanıdığım bir arkadaşım bana kitapla ilgili yaptığım alıntıları çok beğendiğini söyleyince ona şu cevabi verdim:

"Utanmasam kitabın tamamını alıntı diye paylaşacağım, Balzac'ın müthiş bir anlatımı var. O vadide gözüm kapalı geziyorum sanki; gözüm kapalı olmasına rağmen tüm güzelliklerini hissettiriyor. Gerçekten çok keyifli. Ve o alıntıların pekçoğunda kendimi buldum, sanırım en önemlisi de bu. Vadideki Zambak ben olabilirim."

Benden hikayesi, ben bu kitaba ba-yıl-dı-m! Okumak isteyene ben kefilim. :)
Kitabı okumak isteyenler, alıntıları merak edenler, profilimden ulaşabilirler.

Keyifli okumalar. :))
336 syf.
·5 günde·8/10
Buruk biten bir hikayeydi. 'Sevmek mi daha güzel, yoksa sevilmek mi' diye sordum kendime kitabı bitirdiğimde. 'Bize hissettilirilen mi daha net yoksa bizim hissettiklerimiz mi'. Ve bu iki halet-i ruhiye, biri olmadan diğeri varolunca neden yakamızdan düşmüyor hüzün? Insanın hallerini düşündürttü bana. Sevgimizle dönüştürdüklerimizi ve ilgiyle sulamayınca kuruyup çatlayan topraklarımızı...
328 syf.
·Puan vermedi
Ben de bir sıkıntı var galiba okurken bu kadar mi sıkılır insan bir kitabı, dünya klasiği olmuş bu günlere kadar okuyucular severek okumus ama ben bir aydır iteleyerek okuyorum sonunda bugün bitirdim. Basladigimdan beri kaç kitap bitirdim ama bu kitap yok bitmedi.Betimlemeler içinde boğuldum koptum resmen icerikten, sonlara doğru diyaloglar arttı da akicilasti biraz.
Kitabin istediği sonsuz ve imkansiz ask ikilisini çok guzel yansitmis Balzac. Insanlarin icindeki gelgitleri, duygusal devinimlerini sonuna kadar hissettim okumalisiniz benden daha cok zevk alicaginiza eminim:(
224 syf.
Yine okuyup etkisinde kaldığım güzel klasiklerden birisi.Kitabımıza aile sevgisini göremeyip, mutluluktan bihaber olan karakterimiz Felix'in Natalie de Manerville'e yazdığı mektupla başlıyor. Kendi hayatını, hayatındaki zorlukları
ve evli olan Henriette'ye duyduğu o imkansız aşkı konu ediniyor.
Aslında Henriette de evliliğinden memnun değildir. İkisi de birbirini sevmektedir. Araya birde Leydi Dudley geldikten sonra romanın seyri değişmekte. Kitabın sonunda da yine Natalie'den gelen bir mektupla son buluyor. Yalnız Natalie yazdığı cevap da haklıda olsa bana göre biraz ağır gibi geldi. Aslında yazacak çok şey var ama ne kadar çok yazarsam o kadar spoiler vermiş olacağım. Okumanızı tavsiye edebileceğim kitaplardan. Şimdiden
okuyacaklara keyifli okumalar dilerim...
224 syf.
·Puan vermedi
İçinde Leyla geçen neşeli bir şarkı duydunuz mu hiç? Ya kavuşmayla biten aşk hikayesi? Aşktan bahseden bir eserde hüzün, hicran, hafakan, depresyon, obsesyon, ihanet, nedamet, cinayet, keder, muamma, dilemma, vicdan azabı, korku, kaygı ve daha neler neler görürsünüz de saadet göremezsiniz. Oradaki kasvet size de sirayet eder. Bu konuda Genç Werther’in Acıları’nın Avrupa’yı sarsışı meşhurdur. Kendisini Werther’le özdeşleştiren birçok genç onun gibi giyinip onun gibi intihar etmiştir. İntihar oranlarının artmasıyla kitap pek çok ülkede yasaklanmıştır. Yine Osmanlı Döneminde genç aşıkları intihara meylettirdiği için Kerem ile Aslı hikayesinin, sonunda Kerem’in ölmediği, aşıkların kavuştuğu şekilde anlatılmasını emir buyuran bir fermandan bahsedilir. Vadideki Zambak da mutsuz aşıkların romanı. Karakterlerimizin aşka karşı takındıkları tavırlara değinerek görüşlerimi paylaşmayı düşünüyorum.

HENRIETTE: Henriette’nin en büyük ikilemi sadakat üzerinedir. Aldatma öncesi ve sonrası itibariyle hem zihin hem vicdanı yoran, ciddi olarak tartışılması gereken bir insani soru. Toplumun bir ferdi olarak yaşadığım toplumu gözlemlediğimde izlenimlerim aldatma oranlarının çok yüksek olduğu yönündeydi. Mesleğe başladığımda bu izlenimlerimin iyimser bile kaldığı gerçeğiyle fark ettim. Çiftler birbirlerini müthiş bir rahatlıkla aldatıyordu. Hatta bu iş öyle sıradanlaşmıştı ki tek gecelik kaçamaklar (o da ne demekse!) aldatma bile sayılmıyordu. Kitapla uyum gösterdiği için kişisel bir gözlemimi de paylaşayım. Kadınlar genelde mutsuz bir evlilikleri varsa aldatıyorlardı. Erkekler ise aldatıyorlardı. Herhangi bir gerekçeye ihtiyaçları da yoktu. Sadakatin çekingenlik olarak görülüp yerildiği bir zamanda yaşamayı acı verici buluyorum. Umarım bu duruma şaşıranlar olarak azınlıkta değilizdir. İşte Henriette de artık ‘onur’ un sadece bir erkek, ‘iffet ’in kadın ismi, ‘vefa’nın da bir boza markası olarak kaldığı bir devirde demode olmuş bir ahlaki çizgiyi devam ettirir. Kadınlığını yaşayamadığı, bir eş olarak değil sadece bir anne olarak var olduğu problemli bir evlilik yaşamaktadır. Yani toplumun aldatma için ‘caiz’ gördüğü haller mevcuttur. Ama o çileciliği öven samimi bir Hristiyan’dır. Acıyı bu kadar rahat kabullenmiş olması bizi rahatsız eder belki ama heveslerinin kendisini yanlışa götürmesine müsaade etmez. İlk defa duyguların yaşayacak bir ilişki fırsatı çıkmıştır karşısına. Yalnız çocukları için bitiremediği evliliğine bile sadakatsizlik edemeyecek kadar değerlerine bağlıdır. Nihayetinde onun da arzuları vardır, Felix’i tamamen de çıkaramaz hayatından. ‘Asilin yükü ağırdır’ der. Şöyle düşünür sanki Felix için eşine ihanet ettiğinde aslında değerlerine ihanet edecektir ve o zaman ne Felix’i sevmeye ne de onun sevgisine layık olacaktır. Arzu değerden daha güçlüdür. Değer de arzudan itibarlı. O yüzden arzularına rağmen ilkelerinden taviz vermeyen insan güç bir iş başarmıştır ve takdire şayandır. Ben de saygıyla Henriette’nin mezarına beyaz zambaklar bırakarak ayrılıyorum.

LADY DUDLEY: Lady, içinde yoğun miktar şehvet barındıran aşkını her şeyden daha değerli görür. İnsanlarca kınanmayı, ‘ahlaksız kadın’ yaftası yemeyi umursamaz. Kendini tüm tabulardan sıyırarak bırakır aşığına. Felix ’in Madama olan aşkını bilmesine rağmen aşıktır ona. Madamın değerlerine ve kocasına rağmen ihanet edemeyişini “Demek kendini seni sevdiğinden daha çok seviyor.” Diye küçümser. Bu tavır bana Eşkıya (1996) filminde Berfo’nun manifestosunu hatırlattı: “Ahlaksızlık mı evet yaptım. Sen yapabilir miydin benim yaptıklarımı? En sevgili arkadaşına ihanet edebilir miydin? Onu jandarmaya ihbar edebilir miydin? Arkadaşının altınlarını çalabilir miydin? O altınlarla arkadaşının sevdiği kadını babasından satın alabilir miydin? Arkadaşını ölüme gönderebilir miydin?” diye sonunda ‘Allah belanı versin senin’ diyeceğimiz şeyleri anlatır ve şöyle der: “Hangimizin aşkı daha büyük? Hangimiz Keje için bu kadar günahı göze alabildi? Ben bu aşk için cehennemde yanmaya hazırım.” Berfo’nun da Lady’nin de tavırları edebi olarak çok etkileyici. Ama değer mi bunlara? Aşk her günaha dayanak olabilir mi? Bence hayır. Aşk da açlık uykusuzluk gibi tatmini gereken bir şey. Ona olduğundan fazla mana yüklemek problemli.” Aşk için ‘bana annenin kalbini getir’ diyen kadına ‘olur’ diyen adamın hikayesine özeneceğimizi zannetmiyorum. Şeytanın Avukatı ’nda geçtiği gibi “Aşkı abartıyorlar. Biyokimyasal olarak yüksek miktarda çikolata yemekten hiçbir farkı yok.” O yüzden şu yalan dünyada her hazzı yaşayacağız, her zevkin tadına bakacağız diye bir şey yok.

FELIX: Vadideki Zambak, Felix ile Henriette’nin aşkı olarak özetlenir. Ben buna katılmıyorum ve bu aşkın samimiyetini Felix ’in bozduğunu düşünüyorum. Freudyen bir yorumla Felix, annesinden görmediği sevgiyi annesi yerine koyacağı bir kadında arar. Ona olan aşkı devam ederken ilk şehvet deneyiminde kendisini başka bir aşkın kollarına bırakır. Felix, Lady ile Madamı kıyasladığı bir yerde sayfalarca maddi ve ruhsal aşk ayrımını açıklar. Lady’nin ona maddi olarak iyi geldiğini, madamın ruhuna hitap ettiğini anlatır. Ben Felix’ in edebiyat paraladığı pişmanlığını samimi bulmadım. Ki kadınlara tövbe ediyorum dediği anda da Natalie’nin peşine düşmesi de bunu doğrular. Felix, madde-ruh bir şeyler anlatır ama temelde anlattıkları bu aralar yaygın kullanılan ‘evlenilecek-eğlenilecek kadın’ ayrımına benziyor bana kalırsa. Şu ayrımın çirkinliğine bir parantez açmak istiyorum. Birlikte eğlendiği, hoş vakit geçirdiği kadını evlenilmeyecek kadar hafif(!) buluyor, evlendiği, ‘evimin kadını çocuklarımın anası olacaksın’ payesini verdiği kadına da eğlenmeyi haram ediyor. Eğlenenin evlenmeye evlenenin de eğlenmeye hakkı olmadığını düşünüyor. Felix’ in, yaşadıkları her insanın içinde yaşayabileceği çelişkiler. Ama onun bunları samimi bir aşkla yaşadığına ikna olmadım ben. Velhasıl Balzac’ın kadın karakterlerindeki sahiciliği Felix’ de bulamadım. Onun yolunun saadete çıkmaması anormal değil.

Hadi bu kadar karamsar olmayalım. Her seven derbeder değil. Sanat eserlerinde mutlu aşka denk gelmeme sebebimiz mutlu aşkın olmadığı değil Anna Karanina ilkesi sebebiyle olabilir. Mutlu bir aşkın anlatılacak tarafı yoktur. Sanatçı ilhamını mutsuzluğun çeşitliliğinden alır. Vadideki Zambak için de geçerli bu. Ama kitabın asıl mesajının finalde Natalie’nin mektubunda verildiğini düşünüyorum. Natalie, Felix’e hitaben yazdığı mektupta “Bu işte en çok kime acıdım? Seveceğiniz dördüncü kadına.” tespitini yapar. Felix’ in durumunu iyice analiz etmiştir. Nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu fark etmiştir. Felix’ den hoşlanıyor olmasına rağmen duygularının esiri olmadan mantıklı bir hareketle onu reddeder: “Ben sizi sevmek gibi yorucu bir şereften vazgeçiyorum.” Realiteden uzaklaşmak hayal kırıklığı ve kederi artıracaktır. Aşkın ayağımızı yerden kesen hazlarından mahrum kalmadan da ayakları yere basan bir ilişki yaşamak mümkün. Tahminimce Natalie şu an mutludur. (Bence Balzac da öyle düşündüğü için romanı onun mektubuyla bitirdi.). Evet sevmek, insana ikinci bir yaşam bahşedecek kadar güzel bir duygu. Ama yaşam da umutsuz ve vefasız bir aşka için heba edilemeyecek kadar güzel.
“Elli yaşındaki kadın sizin için her şeyi yapar, yirmi yaşındaki ise hiçbir şey; biri sizden bütün hayatınızı isteyecektir, öteki ise arada vereceğiniz birkaç dakika ile, göstereceğiniz bir iki incelik ile yetinecektir. Genç kadınlarla alay ediniz, onların her söylediklerini şaka sayınız; çünkü ciddi bir düşünce onların kafasında yer alamaz. Genç kadınlar, dostum; egoisttirler, basittirler, gerçek birer dost olamazlar, kendilerinden başka hiç kimseyi sevmezler, aşk alanında herhangi bir başarı için sizi feda edebilirler..”
"Nasıl ölebilirim ben? Hiç yaşamadım ki!"
Honore de Balzac
Sayfa 318 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Vadideki Zambak
Baskı tarihi:
1 Eylül 2010
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756107300
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Antik Batı Yayınları
Lucas'a göre, Balzac'ın gerçekçiliği, "bir yandan tek tek tiplerinin belli bireysel özelliklerinin, öte yandan onların bir sınıfın temsilcisi olarak tipik özelliklerinin daima tam bir biçimde verilişine davanır."Vadideki Zambak'ta bu gerçekçilik, zaman ve mekân duygusu kendini hemen belli eder. Anlatılan olayların nasıl bir atmosferde cereyan ettiğini oradaymış. o insanlarla birlikte yaşıyormuşçasma hissederiz. Dış mekân tasvirleri, sokaklar, evler, evlerin iç yapısı inceden inceye tarif edilir. Sıra insanlara geldiğinde dc sürdürür ayrıntı zenginliğini Baizac. Kişiler, hem fiziksel görünümleriyle, hem de kullandıkları eşyalar ve giysilerle bidikte canlandırılır. Burjuva insanının maddî hayat ve eşya ile organik ilişkisidir anlatılan. Bu insan tipinin ruhu. sahip olduğu maddi değerlerde gizlidir...

Kitabı okuyanlar 15,6bin okur

  • Sercan Cumalı
  • İbrahim As
  • Aslı Şahin
  • Tuğba Turgut
  • Furkan MENTEŞ
  • esma
  • Tehlikeli Oyunlar
  • Selda Çetin
  • Fırat TEZOL
  • Sema Karaduman

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%13.3
14-17 Yaş
%3.6
18-24 Yaş
%24.7
25-34 Yaş
%31.9
35-44 Yaş
%19.9
45-54 Yaş
%4.8
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%68.1
Erkek
%31.9

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.6 (22)
9
%0.6 (21)
8
%0.8 (29)
7
%0.7 (23)
6
%0.4 (13)
5
%0.2 (7)
4
%0.1 (2)
3
%0
2
%0
1
%0 (1)

Kitabın sıralamaları