Adı:
Vahiyden Kültüre
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
416
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753520119
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pınar Yayınları
Allah, kendi yolunun küllenmiş işaretlerini hatırlatmak için zaman zaman peygamberler göndermiştir. Bu peygamberler, mesajlarını yaymaya çalışırken hem kendilerini engellemek isteyenlerin, hem de taraftarlarının zulümlerine maruz kalmışlardır. Bu taraftarlardan bir kısmı peygamberin getirdiği sahih inancı olduğu gibi yaşamaya çalışırken, bir diğer kısmı kitabı tahrif etmek, bidat ve hurafelere tabi olmak ve peygamberlerini adeta ilahlaştırmak gibi durumlara düşmüşlerdir. Bu gün yeryüzünde yaşayan üç büyük ilahi dinden ikisi yukarıda belirttiğimiz bozulmayı bütün boyutlarıyla yaşamışlardır. Hristiyanlar ve Yahudiler kitaplarını tahrif etmişler ve peygamberlerini olmadıkları konumlara koyarak onlara, en büyük zulmü yapmışlardır. İslamın ise kitabı sağlam, mesajı sahih olarak kalabilmiştir. Ancak bir kısım müslümanlar, bu sahih kitabın söylediklerine titizlikle uymaya çalışırken, diğer bir kısım heva ve hevesleriyle dini karıştırıp bidat ve hurafeler icad etmişlerdir. Rasülün ölümünün hemen ertesinde az da olsa başlayan bu ikilem ve mücadele hızlanarak şu ana kadar devam etmiş ve günümüzde de devam etmektedir. Elinizdeki inceleme bu mücadelenin kuşbakışı bir tarihi anlatımı, adeta bir İslam kültür tarihi denemesidir.
Eser İslamın içine dolaylı yollarla yerleşmiş asılsız fikirlerin nasıl gerçekleştiğini, kimler tarafından, hangi nedenlerle getirilmiş olduğunu anlatıyor .

Mezheplerin oluşumu,
Fırkalara ayrılma,
Kelam, felsefe ve tasavvufun nasıl ortaya çıktığı

Şu bir çoğumuzun bildiği İbni Arabi, Hallacı Mansur, Beyazıt Bistami, Celaleddin Rumi, Yunus Emre,İbn Rüşd, İbn Sina gibi filozof ve tasavvufçuların İslama aykırı olan düşünce ve davranışlarndan bahsediliyor.

İslamiyetin hızla yayılmasından sonra bozulmaların ardı ardına gelmesi insanların Allahın birliğini kabul etmeleri fakat eski kültürlerinden vazgeçemeyip bunları İslami motiflerle döşemeleri, gerek siyasi gerek bireysel, bilerek ya da bilmeyerek yapılan ve İslamın içine girmiş olan günümüzde hala devam etmekte olan uygulamaların İslamla alakalarının olmaması anlatılıyor.

Kitapta anlatılan tüm bu nedenlerden dolayı Müslümanlar belini doğrultamıyor. anlatamıyoruz artık mavi boncuğun faydası olmadığını, ölülerden yardım istemenin şirk olduğunu, muskanın günahını sonradan İslama girmiş olduğunu..

Yunan felsefesinden tutunda tevrattan, incilden, Hint kültüründen, Hristiyanlardan İslama girmiş bir ton uygulama mevcut kitap tüm bunları işlemiş.

verimli ve bir hayli emek harcanmış bir eser..

İslam dinine sonradan sızmış bu fikir ve ideolojileri anlamak kavramak umarım tüm Müslümanlara nasip olur. İçine şirk bulaşmamış safiyeti bozulmamış bir yaşantımız olması duası ile
Vahiyden Kültüre, isminden de anlaşılacağı gibi İslam’ın vahiyden sonra Müslümanların kültürel kodlarıyla birlikte nasıl bir dönüşüm yaşadığı, dolaylı yollarla da olsa İslam’ın içine bazı kültürel kodların nasıl yerleştiği ve İslam’ın özünde varmış gibi kabul edildiğini inceliyor.

Celaleddin Vatandaş, Vahiyden Kültüre isimli kitabında, ülkemizde ve bölgemizde birçok insanın tasavvufla İslam’ı harmanlayarak İslam’ı yeni bir formata büründürmeye çalışmalarının ardından daha net olarak ortaya çıkan bu ve benzeri dejenerasyonları anlatıyor.

Mezheplerin oluşumu, esas bağlamından koparılan tarikatların ortaya çıkarak farklı fırkalara ayrılmanın yaşanması gibi konuların ele alındığı kitapta, İbni Arabi, (Mevlana) Celaleddin Rumi, Yunus Emre, İbn Rüşd gibi filozof ve tasavvufçuların İslama aykırı olan düşünce ve davranışlarından bahsediliyor.

Vahiyden Kültüre, İslamiyetin yayılış hızının artmasının ardından ortaya çıkan bu sorunları, tevhit inancını kabul etmelerine rağmen eski inanç ve alışkanlıklarından (kültürlerinden) vazgeçemeyen yeni Müslümanların İslami motiflerle kültürel motifleri, ister siyasal nedenlerle, isterse bireysel gerekçelerle ve bilerek veya bilmeyerek İslam’ın içine almaya çalışmalarını konu ediniyor. Yazar, günümüzde de var olan bu sorunların İslam’la ol(may)an ilişkilerini inceliyor.

Önemli bir hazırlığın sonucu olduğu aşikar olan eser, Yunan Felsefesi’nden Hint Felsefesine, Tevrat ve İncil’de var olan bir çok inancın İslam’a nasıl empoze edilmeye çalışıldığını bir çok örnekle anlatıyor.

Kitapta ayrıca, İslam tarihinde Vahiy’den Kültür’e geçişteki üç şarttan bahsediliyor. Bunlar; tarihi şartlar, fikri şartlar ve siyasi şartlar. Bu üç şartın önemini detaylı olarak açıklayan yazar, şartların bir araya gelmesi sonucunda bozulmanın başladığını örnekleriyle aktarıyor.

Bana göre Türkiye'de yaşayan her müslümanın okuması gereken, ön yargısız okuduğumuzda ise aklımızda yer edinmiş bir çok yanlış tasavvuf, inanç, değer benzeri yargıları değiştirecek bir kitap: Vahiyden Kültüre.
İç bunaltıcı bir kitap çünkü yürek dayanmıyor. Mezhep taassubundan tasavvufa, atalar dinine kadar Vahiy İslamıyla kültür İslamının bir karşılaştırması, kültür islamının gelişiminin özeti niteliğinde. İnsan hayal kırıklığına uğruyor kitabı okurken. Çünkü Vahiy İslamının bu denli hızla bozulmaya başlaması ve halkta karşılık bulması üzücü bir şey.

İslam tarihi denildiğinde anladığımız şey İslam'ın tarihi değil müslümanların tarihi. İslam tarihiyle müslümanların tarihi aynı şey değil. Kaldı ki, müslüman tarihi dediğimiz şey de, Allah'ın müslüman olarak tarif ettiği kişilerin tarihi değil. İslam örtüsüne bürünmüş, kendini müslüman adlandıran insanların, nasıl adım adım İslamdan uzaklaştıklarının tarihi aslında. Bir çeşit "İslam'a nasıl kıydılar" kitabı. Mutlaka okunmalı.
Celaleddin Vatandaş'ın okudugmğum ilk kitabı.Mükemmel bir yazı üslubuyla ele almıs olduğu bu kitap bana çok sey kattı.Hemen hemen her sayfası ayrı güzeldi
Evet bugün müslümanlar islam’ ın hakim olmadığı bir dünyada yaşıyorlar ve müslüman olarak varlıklarını devam ettirmek istiyorlar. Bununla ilgili bütün problemler ise gerçek anlamıyla çözüm bekliyor. Küfürle müslümanı uzaklaştırmak için değil, İslam ı kafalarda ve yaşantıda bulundurmak için değil ,İslam ı hayatın her anına ve alanına hakem kılmak için ictihat yapmak gerekiyor.
Celaleddin Vatandaş
Sayfa 297 - Pınar Yayınları
Veliyullah Dehlevi , İslam'la müslümanın tarihinin birbirine karıştırılmayıp, ayrılması gerektiğini açıklamıştır . Çünkü İslam'ın tarihinde sadece İslam olmasına karşılık ( aslında İslâm'ın tarihinden bahsetmek de pek mümkün değildir. Zira İslam hiç bir şekilde değişmiyor dünü ile bugünü ayrı değil ki, tarihi olsun) müslümanın tarihinde İslam'da dahil olmak üzere İslam dışı şeyler de mevcuttur . Bunun delili olarak İslam Tarihi ismiyle yayınlanmış bir kitaba bakmak yeter de artar bile. Çünkü görülür ki o tarihte, İslâm olmayan, hatta Islam'a karşı olan çok şeyler vardır ve bütün bunlar İslam Tarihi adı altında anlatılır durur. Dehlevi'nin sözkonusu ayrımı daha sonra sistemli bir şekilde Şehid Seyyid Kutup tarafından da yeniden ele alınıp ayrıntılı bir şekilde ortaya konmuştur. O, bu çalışmasıyla müslümanın tarihinin , İslam'a maledilemeyeceğiini göstermiştir
"Elbetteki İslam akla önem verir. Ancak onu asıl kaynak kabul etmeyip önemli bir araç olarak niteler; vahyi anlamanın, hakikati görmenin aracı. Bu itibarla dinde akla muhalif bir şey bulunmaz. Ancak aklı aşan, onun anlayamayacağı şeyler vardır. Zira akıl sınırlı, bilginin konusu ise sınırsızdır. (...)
el-Akıl arapçadır ve anlamlarından birisi; bağlamak, birleştirmek anlamındadır. Allah, vahyinde sapmış olanları 'la ya'kilun' diye isimlendirirken İlahi bilgiyle bağını koparmış olduklarını, dolayısı ile bunu bağlamalarını bildirir ki bunun şekli akletmektir. Yani aklın araç olarak kullanılmasıdır. Bu itibarla akıl amaç değil araçtır. Görevi ise İlahi bilgi ile insan arasındaki irtibatı sağlayıp insanın düşünce ve yaşantısını bu bilgiye uygun şekilde düzenlemektir."
Çoğu zaman ifade edildiği gibi parlak, şanlı bir geçmişe sahip bir toplumun mensuplarıyız. Ancak geçmişin parlaklığının Rabb'imize karşı bir kul olarak sahip olduğumuz sorumluluk açısından bir anlam ifade etmediğini bilmemiz gerekir. Daha da önemlisi parlak, şanlı örtüler altında karanlık, şansız noktalar özellikle dikkate alınmalıdır ki bu çalışmanın amacı da kısmen bu olmuştur böylelikle sarhoş, uyuşuk düşünceler uyandırılabilsin. Bu safhada Tarihimize hakaret edildiği ithamının bir anlamı yoktur. Amaç tarihe hakaret olmadığı gibi, onu allayıp, pullamakta değildir. Eğer Resülüllah (sav)'ın getirdiklerine aracısız, perdesiz, doğrudan erişebiliyor, inanıyor ve yaşıyorsak, geçmişin bizim başımızı döndürecek güzel, orjinal şeylerini aramaya ihtiyacımız yoktur. Hatta belki de uyanık olup, helak olanların akibetine uğramamak için, özellikle olumsuz şeyleri bulup, ortaya çıkarmak ve onlardan ders almak gerekmektedir. Nihayet Kitabullah'taki kıssaların genellikle olumsuz özelliklere sahip toplumlarla ilgili olması bu itibarla daha bir anlam ifade etmektedir. Tarihin, kültürün doğrularını değil, onların üstündeki mutlak doğruları elde etmek ve böylelikle vahiyde anlam bulan Müslüman olabilmek için geçmişi ve bize bıraktığı mirasını sorgulamak zorundayız. Bu miras yanlış olmayabilir. Aynen kabulü ve yaşanması durumunda hidayete eriştirebilir, ancak ya doğru değilse?!
"Nasslara bağlı kalıp da dünyadan el etek çekmek" "asetizm" / "zahidlik" gerçekleşmesi mümkün olmayan /olmayacak birşeydir.
Böylesi bir arzu, İslam'ın sosyal ve siyasal yönünü inkâr anlamina gelir.
Bu nedenle mistikliğin (zahidliğin) bir ismi olan "ruhbanlıkla" ilgili olarak İslam da olmadığını
belirten elçi (s. a. v.), eğer bu eğilimi gösterenler olursa onlar için :
"Bu ümmetin rubanlığı Allah yolunda cihadtir" (mücadele) (gayret) tir."[1]
Buyurarak canlı "aktif" bir hayat önermiştir. Kısacası pasif tavrın yaşantı tarzının İslam la ilgisi yoktur."

[1] *Müsned-i Ahmed, M. Ebi Yala 'dan naklen, Tefhim, 6/130.*

[Celaleddin Vatandaş /Vahiyden Kültüre]

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Vahiyden Kültüre
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
416
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753520119
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Pınar Yayınları
Allah, kendi yolunun küllenmiş işaretlerini hatırlatmak için zaman zaman peygamberler göndermiştir. Bu peygamberler, mesajlarını yaymaya çalışırken hem kendilerini engellemek isteyenlerin, hem de taraftarlarının zulümlerine maruz kalmışlardır. Bu taraftarlardan bir kısmı peygamberin getirdiği sahih inancı olduğu gibi yaşamaya çalışırken, bir diğer kısmı kitabı tahrif etmek, bidat ve hurafelere tabi olmak ve peygamberlerini adeta ilahlaştırmak gibi durumlara düşmüşlerdir. Bu gün yeryüzünde yaşayan üç büyük ilahi dinden ikisi yukarıda belirttiğimiz bozulmayı bütün boyutlarıyla yaşamışlardır. Hristiyanlar ve Yahudiler kitaplarını tahrif etmişler ve peygamberlerini olmadıkları konumlara koyarak onlara, en büyük zulmü yapmışlardır. İslamın ise kitabı sağlam, mesajı sahih olarak kalabilmiştir. Ancak bir kısım müslümanlar, bu sahih kitabın söylediklerine titizlikle uymaya çalışırken, diğer bir kısım heva ve hevesleriyle dini karıştırıp bidat ve hurafeler icad etmişlerdir. Rasülün ölümünün hemen ertesinde az da olsa başlayan bu ikilem ve mücadele hızlanarak şu ana kadar devam etmiş ve günümüzde de devam etmektedir. Elinizdeki inceleme bu mücadelenin kuşbakışı bir tarihi anlatımı, adeta bir İslam kültür tarihi denemesidir.

Kitabı okuyanlar 52 okur

  • Cuma Ergüzel
  • Esmanur b.
  • Mehmet Mustafa Erkal
  • yol/açık
  • Aa
  • Sercan Akbayrak
  • Paperback Writer
  • sevgi çağlayandereli
  • Nejdet PARAN
  • Hüseyın semiz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%12.5
25-34 Yaş
%56.3
35-44 Yaş
%25
45-54 Yaş
%6.3
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%54
Erkek
%46

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%43.8 (7)
9
%25 (4)
8
%18.8 (3)
7
%12.5 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0