Kitap
Vahşetin Çağrısı

Vahşetin Çağrısı

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.3
4.936 Kişi
16bin
Okunma
4.139
Beğeni
77,7bin
Gösterim
120 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 3 sa. 24 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Can Yayınları · Aralık 2019 · Karton kapak · 9789750739521
Orijinal adı
The Call of the Wild
Diğer baskılar
Amerikan edebiyatının büyük ustalarından Jack London’ın unutulmaz romanı Vahşetin Çağrısı hemen tüm dillere çevrilmiş, gerçek anlamda bir klasik niteliği kazanmıştır. Dünya edebiyatında kendi kendini yetiştiren yazarların en yetkin örneklerinden biri olan Jack London, en güçlü ve etkileyici yapıtlarından biri sayılan Vahşetin Çağrısı’nda, kızağa koşulan bir kurt köpeğinin amansız yaşam savaşını anlatır. Alaska’nın yabanıl ortamında yaşayan insanların acımasızlığından payına düşeni alan Buck, ayakta kalabilmek için inanılmaz bir savaş verecek, giderek yabanın çekiciliğine kapılarak özgür seçimini yapacaktır. Ne ki, Buck’ın bir köpek olduğunu bilmesek, onun başından geçenleri bir insanın zorluklarla dolu yaşamöyküsü olarak da okuyabiliriz. London, bir köpeğin öyküsünün ardında, insanlık durumunun ürkütücü bir panoramasını önümüze serer.
6 mağazanın 229 ürününün ortalama fiyatı: ₺9,31
8.3
10 üzerinden
4.936 Puan · 759 İnceleme
Muhammed Öğüt
Vahşetin Çağrısı'ı inceledi.
120 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
- Dikkat Spoiler İçerir - Yazarımızın Martin Eden'den sonra okuduğum ikinci kitabı Vahşetin Çağrısı. Santa Clara vadisinde geçen bu öykü Buck adındaki St. Bernard-çoban köpeği kırması bir köpek üzerine kuruludur. Bond çiftliğinde özel ilgiyle büyüyen evcil köpeğimiz Buck, sahip olduğu uysal yaşamdan kötü niyetli insanlar tarafından kaçırılır. Buck iri yarı yetenekli özel bir köpektir. Vahşi doğaya uyum sağlamaya çalışırken insanlar kötü davranır. Sevgiden uzaklaşıp şiddetle tanışan Buck vahşileşir. Köpeğin değerini anlayan biri onu satın aldıktan sonra uzun yolculuklara çıkacaktır. Bu süreçte yeni köpekler tanıyacak herbirinin farklı hikayesine şahitlik edecektir. Yolculuk boyunca güçlünün kazandığı güçsüzün kaybettiğini görür. Hayatta kalmak için güçlü olmak zorundadır. Bu yüzden güçlü sayılabilecek köpeklerle kavga edip gerçek liderin kim olduğunu herkese göstermelidir. Liderliği ele geçirirken eli sopalı olanlara çok dikkat etmelidir. Birkaç incelemede Jack London'un eserlerini benzer ögeler üzerinden kurguladığı için eleştirildiğini gördüm. Martin Eden'ı sevdiğim için küçük bir araştırma yaptım. Yazarımız maddi sıkıntılardan dolayı eğitimini yarıda bırakarak çalışmaya başlamış. Denizcilik yaptığı dönemler serseri davranışlar sergilediği için kısa süreli ceza evine girmiş. Ceza evi sürecinden sonra Klondayk altın avı'na merak sarmıştır. Bu süreçte hasta olduğu, zor günler yaşadığı ve geçimini sağlayabilmek için yazarlığa başladığını öğrendim. Hayatı boyunca karşılaştığı zorlukları çeşitli karakterler üzerinden okucularına aktardığını okudum. Konu hakkında daha net konuşmak için birkaç kitabını daha okumam gerekiyor. Yazarımız bu eserinde kızak köpeklerinin gözünden farklı psikolojik kişilikleri okura aktardığını düşünüyorum. Sade anlatımı ve akıcı dili sayesinde saatler içinde okunabilir. (Sağlık sorunlarımdan dolayı uzun sürdü) Vahşetin Çağrısı, ilk göz ağrısı olduğu için yazarla tanışma aşamasında tercih edilebilir. Martin Eden'den sonra beklentiyi yüksek tuttuğum için tatmin olmadım. (Tek başucu kitabımdır) Yazarın kalitesi bu şekilde anlaşılabilir. Kaç yaşında olursanız olun okunması gereken bir eser. İyi okumalar
Vahşetin Çağrısı
8.3/10
· 16bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
47
Necip G.
Vahşetin Çağrısı'ı inceledi.
112 syf.
·
4 günde
·
7/10 puan
Fatih Terim gibi 'Nerede kalmıştık?' diyerek başlamam gerekiyor bu incelemeye sanırım. Neden böyle başlamam gerektiğini anlatacağım birazdan. Çünkü benim için zor bir inceleme olacak... Zor, çünkü peş peşe yaptığım hatalar zinciri yüzünden bir yandan kapana kısıldım, diğer yandan, yani olumlu tarafından bakarsak, iyi de bir okuma deneyimi kazandım. Şimdi biraz ayrıntıya inersek, size durumu şöyle özetleyebilirim; Jack London, zamanında birbirine çok benzeyen iki kitap yazmış. Biri incelememize konu olan Vahşetin Çağrısı , diğeri ise bu ayın başlarında okuduğum Beyaz Diş adlı eseri. London hayranları darılmasın ama, bana sorarsanız iki kitap birbirinin tekrarı... Yani ikisi de bir köpeğin hikayesini anlatıyor. İkisi de yazıldığı zaman itibariyle 'Gold Rush' (Altın Avı, Altına Hücum) adı verilen dönemden besleniyor ve o dönemde henüz çok yeni bir buluş olan evrim teorisinin ağır etkisi altında kaleme alınmış. Durun daha bitmedi, iki kitabın da konusu aynı coğrafi bölgede geçiyor. İki kitapta da kötü karakterler ve iyi karakterler aynı kalıptan çıkmış. Yani birindeki iyi veya kötü karakterleri diğer kitaba taşısanız, ya da köpeklerin hikayelerini değişseniz anlam olarak çok fazla bir kayıp yaşamazsınız. Kurguları neredeyse tıpa tıp aynı. Tek farkı, iki köpeğin kitap başlangıcı ve sonundaki konumlarının birbirinin tersi olması. (Spoiler vermemek için biraz dolaylı anlatmak zorunda kalıyorum, kusuruma bakmayın) Daha farklı ortak özellikler de sayabilirim ama bence yeterli bu kadar. Kısacası iki farklı köpek, iki farklı hikayede ama sanki birbirlerinin kokusunu alacak kadar yakın bir şekilde kendi geleceklerine doğru yol alıyorlar. Gelelim benim hatalar zincirime... Öncelikle yeterli ön araştırmayı yapmadığım için bu kitapları bu kadar kısa zamanda peş peşe okumam bence ilk hatam. Çünkü her iki kitap da zihnimde bu kadar taze bir şekilde dururken ister istemez yukarıdaki paragrafta olduğu gibi negatif bir başlangıca yönelmek durumunda kalıyorum... İkincisi, yazıldığı tarihler dikkate alındığında kronolojik olarak sonra yazılan kitabı önce, önce yazılan kitabı da sonra okumam başka bir hata. Gerçi bu kadar benzer iki kitap için ne fark eder ki diye düşünebilirsiniz. Ama bence yine de sıralı gitmek, daha doğru bir okuma olacaktı. İşte böyle kendi kişisel hatalarım yüzünden maalesef Jack London'la arama bir soğukluk girdi desem yanlış olmaz... Bir sonraki buluşmamız için araya baya bir mesafe girmesi gerekecek... Giriş bölümünü biraz uzun tuttum ama bunu bir okuma deneyimi olarak gördüğüm için sizinle de paylaşmak istedim. Peki bu kıssadan nasıl bir hisse çıkar derseniz, benim vardığım sonuç şu olur: Eğer aynı yazar üzerinden seri bir okuma planlıyorsak, mutlaka önden bir hazırlık yapmamız çok önemli. 1000Kitap bu konuda çok yardımcı olabilir. Çünkü bazı yazarları yakından takip eden, tüm kitaplarını okuyan okur arkadaşlar var. O yazara başlamadan önce onlardan bir okuma önerisi almak, işimizi hayli kolaylaştırabilir. Ve artık kitaba geçelim... İncelemenin girişinde değindiğim 'Nerede kalmıştık?' mevzusunun nedenini az çok anlattım. Yani Beyaz Diş'in bıraktığı yerden St. Bernard-Çoban köpeği kırması Buck alıyor bu kez... Tabii bu durum benim ters seçimim yüzünden böyle. Önce bu kitabı okusaydım o zaman bayrağı Buck'un elinden Beyaz Diş alacaktı... Kitap boyunca altın peşinde umutla koşan insanların, bu uğurda hayvanları nasıl kullandığı, başka bir ifadeyle 'altına giden yolda her şeyin mübah olduğu'nu tüm gerçekliğiyle görüyoruz. Zaten günümüzde de değişen bir şey yok. Beyaz adamlar ki, sadece ten rengi olarak ifade etmiyorum bunu, yani egemenler diyelim, her dönem kendi amaçları uğruna başka canlıları göz kırpmadan, soğukkanlılıkla feda edebilmişler... Hangi çağda olursa olsun, bu bitmek tükenmek bilmeyen altın, gümüş, para, hisse, mülk, bitcoin vs hırsı, yeri gelmiş köpekleri, yeri gelmiş ormanları, yeri gelmiş insanları taşkın bir sel gibi önüne katıp yok etmiş, etmeye de devam ediyor. Kitapta ayrıca, sevgi, öfke, sadakat, bağlılık, içgüdü gibi baskın duygu ve kavramlar, köpekler ve insanlar üzerinden anlatılarak, bunların yeryüzünde yaşayan tüm canlı varlıkların hayatını nasıl şekillendirdiği evrensel ve zamansız bir dil yardımıyla ortaya konulmuş. Kitapta açık bir mesaj olarak verilmeyen ama benim okuduklarımdan kendime çıkarmış olduğum bir konu da kendi yaşantımıza karşı acizliğimiz ve seçimsizliğimizin bir yaratılış ya da bir varoluş meselesi olarak sürekli karşımıza çıkmasının kaçınılmazlığı oldu. Yani hayata nerede, ne şartlarda ve kim olarak başladığımız bizim seçimimiz değil, ancak kartlar dağıtıldıktan sonra devreye girebiliyoruz. Hayatımızın kontrolünü hiçbir zaman tam anlamıyla ele geçiremesek de akıl, irade, vicdan, inanç, sezgi gibi değerler üzerinden az da olsa müdahale şansımız oluyor. Mikro dünyada kendi seçimlerimiz, makro dünyada ise başkalarının seçimleri, bizi o yandan bu yana sürükleyip götürüyor. İşte Buck'la, Beyaz Dişle ve diğer pek çok canlıyla buluştuğumuz noktalardan biri bu. Özgürleştikçe kendi hayatımıza müdahale şansımızın artması, nerede, ne şekilde, kim olarak doğarsak doğalım, bizi kendimize yakınlaştıran, mevcut şartlar içinde kendimizi daha iyi hissedeceğimiz bir ölçü. Bunu inanç esası üzerinden düşünürsek, İslam'ın neden insanları özgürleşmeye ve kendini tanımaya ısrarla çağrı yaptığını da daha iyi kavrayabiliriz. Felsefe de sık sık bu konuya yoğunlaşır. İşte bu noktada tıpkı Buck gibi, bir kulağımızın içimizden seslenen o çağrıda olması, ayaklarımızın da çağrının geldiği sese göre hareket etmesi gerekiyor. Buck'a seslenen çağrı, Vahşetin Çağrısı... Eğer o çağrı dışarıdan geliyorsa genelde vahşete uğrayan Buck, çağrı kendi içinden geldiğinde bizzat vahşetin kendisi olabiliyor. Vahşetin kendisi olmak, Buck'ın kodlarında yazılı olan, ona varlık nedenini hatırlatan bir gerçek. Peki bizim kodlarımıza yazılı olan gerçek ne? Hangi ses bize kendi varlık nedenimizi hatırlatır? İşte onun tek bir cevabı yok... Herkes, bir radyo istasyonunu arar gibi kendi sesinin frekansını bulmak ve ona göre hareket etmek zorunda... Herkese keyifli okumalar dilerim...
Vahşetin Çağrısı
8.3/10
· 16bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
7
149
Yorgun demokrat
Vahşetin Çağrısı'ı inceledi.
120 syf.
·
8/10 puan
Spoiler
Kitap bir köpeğin konfor alanından çıkarılıp vahşi yaşama atılmasını ele alıyor gibi görünse de görünenin ötesinde şeylerden de bahsediyor. Hangimiz kendimizin seçebildiği kusursuz bir sistemde veya çevrede yaşayabiliyoruz ki? Tam da Buck gibi rekabetin, mücadelenin, zorbalığın ortasına atılmış haldeyiz. Karınları doymadığında yiyecekleri çalan ve hırsızlık yapmaya mecbur kalan köpeklere bakarak suç kavramını sorgulayabiliriz. Netice suçu belirleyen de insanın eyleminden ziyade maddi koşullardır. Onu altın avcılarına satan ve ihanet eden Manuel için de durum farklı değil. Neticede kitapta da belirtildiği gibi ''Aldığı ücret, karısının, kendisinin ve kendisinin küçük bir sürü kopyasının ancak temel gereksinimlerini karşılamaktan öteye geçmiyordu.'' ''Sopa kimdeyse yasa odur.'' Gerçekten de yasada ne yazdığının ehemmiyeti yok. Ne o yasanın yapılma sürecinde yer alıyoruz ne de uygulanabilirliği eşit. Güçlü olana her şey mübah. Buck direndikçe sopalanıyor ama boyun eğdikçe imtiyazlı hale geliyor. O zaman vahşi doğaya kaçma isteğini anormal karşılamak yersiz hale geliyor. Neticede gelişigüzel uygulanan kanunların dünyasından kanunsuzluğa geçiş, mülksüz kimseler için gayet meşru. Buck'u çağıran vahşet değil; bence özü. O da zaten medeniyet uğruna bize dayatılan ''çoğunluk gibi olma'' zorbalığına karşı, daha zorlu koşullara rağmen kendin olabilmek mutluluğunu seçiyor. Dayatılan sistem insanı özüne yabancılaştırdı. Şimdi buradan elindeki her türlü teknolojiye rağmen mutsuz insanları, son dönemde moda olan kırsala kaçma sevdasını, günde 50 tane ürettiği ürünü kullanamayan ve ne işe yardığını bilemeyen insanın çaresizliğini anlatırdım ama konu çok uzayacak. Kısacası kitabı sadece köpeğin gözünden okumak eksik kalabilir. İyi okumalar.
Vahşetin Çağrısı
8.3/10
· 16bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
2
32
Berad Arslan
Vahşetin Çağrısı'ı inceledi.
134 syf.
·
Puan vermedi
Vahşetin Çağrısı kurtların zamanla tüylerinde bazı değişikliklerin görüldüğü bir zamanda geçer. Kurulan tuzakların parçalandığı, hayvanların çalındığı güçlü, hayali bir köpeğin geçmişi anlatılır. Kutuplarda kızak köpeğiyken buza saplandıklarında ölmemek için tüyleri yanarcasına ateşin etrafında koşmak zorundadırlar ya da buz tutan tüylerinin bütün kanını akıtmasını beklemekten başka tercihleri yoktur. Uysal bir köpeğin zamanla vahşi bir kurttan daha nefret dolu olması ‘’eli sopalı insan’’ karşısında köpekler için tek hayatta kalma yoludur. Bunun da en büyük şahidi Buck adlı köpektir. Altının arayışında geçen bir arka plana sahip kitabı okurken efendilikten köleliğe uzanan; sosyolojik yanları olan bir yolculuğa çıkacaksınız. Her defasında da insanın acımasızlığı ve hırslarıyla dolu sahnelerle bu kanlı yolculuğun ve soğuğun en ölümcül yanının insan hırsları olduğuna inanamayacaksınız. Bir ev köpeğiyken satılarak çeşitli işlere koşulan köpeğin öncelikle savaşı vahşi doğa şartları gibi görünse de insanları tanırken çok daha fazla acı çekecektir. Eğitim sırasında sopayla eğitilir. Sopa karşısında çaresizliğini bütün yaşamı boyunca hisseder. Ta ki ilk insanın şah damarını koparana dek… Sonrasındaysa John Tornton’un katillerine ölüm karşısında kurbanla oynama zevkini bile tattırmaz. Buck adlı köpeğin bütün saldırganlıklarında sahibine olan sadakat ve yaşama dürtüsünden başka bir şey yoktur. Kışın zor koşulları ve insanların köpekleri hesaplamadan aç bırakmaları onları zamanla değiştirecektir. Posta kızağına sürüldüğünde Spitz adlı saldırgan bir köpekle liderlik savaşına girer. Köpeklerin yeterince yemek yiyememelerinden dolayı; yemeğini hızlı yiyen köpekler diğerlerinin yemeklerini yiyebilmektedir. Spitz adlı köpekten korktukları içinde buna hiç ses çıkarmazlar. Çünkü o sürünün lideri ve bu güne kadar yenilmemiş bir köpeğidir. Buck’u kendisine bir rakip olarak görmekte ve yemeğini ve yerini tehdit etmektedir. Her defasında sertçe hırlamakta ama bir şey yapmamaktadır. Bir gün Buck’un karın altında yaptığı yuvaya girmesi işleri değiştirecektir. Sahte hareketlerle Spitz’i yaralayan Buck onun gitmesini sağlayacaktır. O günden sonra artık bir liderdir. Vahşetin Çağrısı yer yer çok acımasız sahnelere yer verir. Güçsüzleştiği için Buck’un sahiplerinin yetersiz yiyecek almalarından dolayı oracıkta baltayla kafalarını keserler. Ölümün kavram olarak algılanmasının zor olduğu dönemlerde bu kitabın okunması çocuklar için uygun değildir. Lise düzeyinin üzerinde okunması daha anlamlı olacaktır. John Tornton sonrasında Buck’la yolları kesişir. Buck sahibinin kavga eden kişileri ayırmak istemesi sahnesinde yere düşer. Buck onu korur. Sonrasında bir iddiada para kazandıran Buck, sahibiyle kendisini çeken zaferin dürtüsüyle altının ve ölümün ortasına doğru yola koyulur. Bu zaman diliminde Buck öldürmeye alışmış bir canavara dönüşür. Tavşanları ve diğer hayvanları öldürebilecek güce gelir. Bazen de avıyla bir oyuncak gibi oynar. Soğuğun canını aldığı diğer köpekler gibi onlarında acı çekmelerini ister adeta… Sonrasında bir ses duyar. Bu ses Vahşetin Çağrısı’dır. Ormanın derinliklerinden gelir. Gözleri karanlıkta bir görünür bir kaybolur. Ölümün uysal bir kediyi bir katile çevirmesinin ardından daha da güçlü duyar bu sesi. Anılarından silinmiş bir geleceğin sesidir. Çok derinden gelen ve durduramadığı… Buck bu sesi insandan öğrenmiştir. Elinde sopası olan güçsüzün öldürüldüğü, dişe diş yasasının olduğu bir efendiden öğrenir. Öğrenmek içinde pek çok defa ölümün yanından, ucundan ve içinden geçmek zorunda kalır. Altına yolculuğun akıbeti bilinmez ama Buck’un sadakati gösterme günü gelmiştir. Tornton saldırıya uğrar. Buck ona saldıranların bir kısmını öldürür. Buck ormana karışır. Ve ardında okura bırakılmış bir efsane kalır. İlahi anlatıcı tarafından anlatılması okuyucuda ki merak duygusunu öldürse de pastoral bir resim içerisinde kendinizi buluyorsunuz. Soğuğun ve insan hırslarının ince bir dille eleştirildiği sosyolojik bir yaşamda kalma savaşını etkileyici bir şekilde okuyorsunuz. Bölümler halinde okuyucuya sunulan macera pek çok akılda kalıcı anıya sahiptir.
Vahşetin Çağrısı
8.3/10
· 16bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
12