1000Kitap Logosu
Resim
8.3
10 üzerinden
6,6bin Puan · 959 İnceleme
112 syf.
·
10 günde
Öylesine anlamlı bir kitap ki bu.. İnsanların çıkarları uğruna, kendilerini var eden her şeyi yok etme çabasını ve bu çabası uğruna vicdanlarını, merhametlerini ayakları altında parçalayışını konu almış Jack London. Doğru ya! Var olmak uğruna yok etmek yaşam felsefesi edilmiş. Bu, insanoğlu var olduğundan beri böyle. Ana karakter bir köpek bu hikâyede. Back. İnsanları var etmek için yok olurcasına çalışmak zorunda kalmış ve yaşamı boyunca doğasına, varlığına, yaşamına ve güdülerine durmadan müdahale edilmiş. Hayatının her yerinde insanlardan izler var. En çok da vücudunda... ): Ta ki o çağrıyı duyana dek. O çağrı 'Vahşetin Çağrısı.. Kitapta sevgi, öfke, sadakat, içgüdü gibi baskın duygu ve kavramlar, köpekler ve insanlar üzerinde anlatılarak, bunların yeryüzünde yaşayan tüm canlı varlıkların hayatını nasıl şekillendirdiği evrensel ve zamansız bir dil yardımıyla ortaya konulmuş. Back için yeri gelecek üzüleceksiniz, yeri gelecek yine ' işte sevginin gücü ' diyerek mutlu olacaksınız. Ben bu kitapta da yine sevginin gücüne tüm kalbimle inandım. Sevmek kaktüse bile çiçek açtırır derler ya. Ben bunu kitaba uyarlamak istiyorum. Sevmek, her şeye rağmen Back'a hayatta kalma isteği verir... Ben okurken keyif aldım. Umarım siz de alırsınız. :) Keyifli okumalar (:
Vahşetin Çağrısı
8.3/10 · 22,5bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
112 syf.
·
4 günde
·
7/10 puan
Fatih Terim gibi 'Nerede kalmıştık?' diyerek başlamam gerekiyor bu incelemeye sanırım. Neden böyle başlamam gerektiğini anlatacağım birazdan. Çünkü benim için zor bir inceleme olacak... Zor, çünkü peş peşe yaptığım hatalar zinciri yüzünden bir yandan kapana kısıldım, diğer yandan, yani olumlu tarafından bakarsak, iyi de bir okuma deneyimi kazandım. Şimdi biraz ayrıntıya inersek, size durumu şöyle özetleyebilirim; Jack London, zamanında birbirine çok benzeyen iki kitap yazmış. Biri incelememize konu olan
Vahşetin Çağrısı
, diğeri ise bu ayın başlarında okuduğum
Beyaz Diş
adlı eseri. London hayranları darılmasın ama, bana sorarsanız iki kitap birbirinin tekrarı... Yani ikisi de bir köpeğin hikayesini anlatıyor. İkisi de yazıldığı zaman itibariyle 'Gold Rush' (Altın Avı, Altına Hücum) adı verilen dönemden besleniyor ve o dönemde henüz çok yeni bir buluş olan evrim teorisinin ağır etkisi altında kaleme alınmış. Durun daha bitmedi, iki kitabın da konusu aynı coğrafi bölgede geçiyor. İki kitapta da kötü karakterler ve iyi karakterler aynı kalıptan çıkmış. Yani birindeki iyi veya kötü karakterleri diğer kitaba taşısanız, ya da köpeklerin hikayelerini değişseniz anlam olarak çok fazla bir kayıp yaşamazsınız. Kurguları neredeyse tıpa tıp aynı. Tek farkı, iki köpeğin kitap başlangıcı ve sonundaki konumlarının birbirinin tersi olması. (Spoiler vermemek için biraz dolaylı anlatmak zorunda kalıyorum, kusuruma bakmayın) Daha farklı ortak özellikler de sayabilirim ama bence yeterli bu kadar. Kısacası iki farklı köpek, iki farklı hikayede ama sanki birbirlerinin kokusunu alacak kadar yakın bir şekilde kendi geleceklerine doğru yol alıyorlar. Gelelim benim hatalar zincirime... Öncelikle yeterli ön araştırmayı yapmadığım için bu kitapları bu kadar kısa zamanda peş peşe okumam bence ilk hatam. Çünkü her iki kitap da zihnimde bu kadar taze bir şekilde dururken ister istemez yukarıdaki paragrafta olduğu gibi negatif bir başlangıca yönelmek durumunda kalıyorum... İkincisi, yazıldığı tarihler dikkate alındığında kronolojik olarak sonra yazılan kitabı önce, önce yazılan kitabı da sonra okumam başka bir hata. Gerçi bu kadar benzer iki kitap için ne fark eder ki diye düşünebilirsiniz. Ama bence yine de sıralı gitmek, daha doğru bir okuma olacaktı. İşte böyle kendi kişisel hatalarım yüzünden maalesef Jack London'la arama bir soğukluk girdi desem yanlış olmaz... Bir sonraki buluşmamız için araya baya bir mesafe girmesi gerekecek... Giriş bölümünü biraz uzun tuttum ama bunu bir okuma deneyimi olarak gördüğüm için sizinle de paylaşmak istedim. Peki bu kıssadan nasıl bir hisse çıkar derseniz, benim vardığım sonuç şu olur: Eğer aynı yazar üzerinden seri bir okuma planlıyorsak, mutlaka önden bir hazırlık yapmamız çok önemli. 1000Kitap bu konuda çok yardımcı olabilir. Çünkü bazı yazarları yakından takip eden, tüm kitaplarını okuyan okur arkadaşlar var. O yazara başlamadan önce onlardan bir okuma önerisi almak, işimizi hayli kolaylaştırabilir. Ve artık kitaba geçelim... İncelemenin girişinde değindiğim 'Nerede kalmıştık?' mevzusunun nedenini az çok anlattım. Yani Beyaz Diş'in bıraktığı yerden St. Bernard-Çoban köpeği kırması Buck alıyor bu kez... Tabii bu durum benim ters seçimim yüzünden böyle. Önce bu kitabı okusaydım o zaman bayrağı Buck'un elinden Beyaz Diş alacaktı... Kitap boyunca altın peşinde umutla koşan insanların, bu uğurda hayvanları nasıl kullandığı, başka bir ifadeyle 'altına giden yolda her şeyin mübah olduğu'nu tüm gerçekliğiyle görüyoruz. Zaten günümüzde de değişen bir şey yok. Beyaz adamlar ki, sadece ten rengi olarak ifade etmiyorum bunu, yani egemenler diyelim, her dönem kendi amaçları uğruna başka canlıları göz kırpmadan, soğukkanlılıkla feda edebilmişler... Hangi çağda olursa olsun, bu bitmek tükenmek bilmeyen altın, gümüş, para, hisse, mülk, bitcoin vs hırsı, yeri gelmiş köpekleri, yeri gelmiş ormanları, yeri gelmiş insanları taşkın bir sel gibi önüne katıp yok etmiş, etmeye de devam ediyor. Kitapta ayrıca, sevgi, öfke, sadakat, bağlılık, içgüdü gibi baskın duygu ve kavramlar, köpekler ve insanlar üzerinden anlatılarak, bunların yeryüzünde yaşayan tüm canlı varlıkların hayatını nasıl şekillendirdiği evrensel ve zamansız bir dil yardımıyla ortaya konulmuş. Kitapta açık bir mesaj olarak verilmeyen ama benim okuduklarımdan kendime çıkarmış olduğum bir konu da kendi yaşantımıza karşı acizliğimiz ve seçimsizliğimizin bir yaratılış ya da bir varoluş meselesi olarak sürekli karşımıza çıkmasının kaçınılmazlığı oldu. Yani hayata nerede, ne şartlarda ve kim olarak başladığımız bizim seçimimiz değil, ancak kartlar dağıtıldıktan sonra devreye girebiliyoruz. Hayatımızın kontrolünü hiçbir zaman tam anlamıyla ele geçiremesek de akıl, irade, vicdan, inanç, sezgi gibi değerler üzerinden az da olsa müdahale şansımız oluyor. Mikro dünyada kendi seçimlerimiz, makro dünyada ise başkalarının seçimleri, bizi o yandan bu yana sürükleyip götürüyor. İşte Buck'la, Beyaz Dişle ve diğer pek çok canlıyla buluştuğumuz noktalardan biri bu. Özgürleştikçe kendi hayatımıza müdahale şansımızın artması, nerede, ne şekilde, kim olarak doğarsak doğalım, bizi kendimize yakınlaştıran, mevcut şartlar içinde kendimizi daha iyi hissedeceğimiz bir ölçü. Bunu inanç esası üzerinden düşünürsek, İslam'ın neden insanları özgürleşmeye ve kendini tanımaya ısrarla çağrı yaptığını da daha iyi kavrayabiliriz. Felsefe de sık sık bu konuya yoğunlaşır. İşte bu noktada tıpkı Buck gibi, bir kulağımızın içimizden seslenen o çağrıda olması, ayaklarımızın da çağrının geldiği sese göre hareket etmesi gerekiyor. Buck'a seslenen çağrı, Vahşetin Çağrısı... Eğer o çağrı dışarıdan geliyorsa genelde vahşete uğrayan Buck, çağrı kendi içinden geldiğinde bizzat vahşetin kendisi olabiliyor. Vahşetin kendisi olmak, Buck'ın kodlarında yazılı olan, ona varlık nedenini hatırlatan bir gerçek. Peki bizim kodlarımıza yazılı olan gerçek ne? Hangi ses bize kendi varlık nedenimizi hatırlatır? İşte onun tek bir cevabı yok... Herkes, bir radyo istasyonunu arar gibi kendi sesinin frekansını bulmak ve ona göre hareket etmek zorunda... Herkese keyifli okumalar dilerim...
Vahşetin Çağrısı
8.3/10 · 22,5bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
120 syf.
J. London’ı Beyaz Diş kitabı vesilesiyle tanımıştım ilkin. Anatole France’in dediği gibi “kıpır kıpır hayat ve düşünce kaynayan bir yazar.” İlk olarak Vahşetin Çağrısı kitabının filmini izlemiştim. Çok duygusal bir film. Buck filmdeki karakteriyle tıpkı tavşan Ralph gibi düşündürücü ve insanoğlunun yarı barbarlığına insan olmayan bir canlının gözüyle bakmamızı sağlıyor. Bu filmi eminim hepiniz çok seveceksiniz. Kitaba gelince.. Romanda evcil köpek Buck’in sahibinin evinden çalınarak vahşi ve ıssız bir hayatta başlaması sonucunda doğada yaşadığı olaylar anlatılıyor. Buck için çoğu sahnede üzülmemek elde değil fakat çoğu yerde de yüzümüzde beklenmedik ince bir gülümseme belirmekten eksik kalmaz. Buck dünyaca ünlü köpek Hachi’yi anımsatı çokça. Hachi gibi şefkatli, sadık ve dostane bir arkadaş. Buck’le beraber hayatın insanı yeri gelince acımasız, yeri gelince çok da kötü olmayan durumlara düşürdüğünü hep beraber öğreniyor ve bundan da payımıza düşeni alıyoruz. Sizi Buck’in macerası ile baş başa bırakmak istiyorum. Şimdiden keyifli okumalar.
Vahşetin Çağrısı
8.3/10 · 22,5bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
112 syf.
·
3 günde
·
7/10 puan
Jack London'dan okuduğum ilk kitap Martin Eden eseriydi. Biraz daha küçük yaşlarda okumamın etkisiyle ve içerisinde bulunan kitap okuma sevgisi sayesinde oldukça etkilendiğim, çokça severek, ilgiyle okuduğum bir kitap oldu. Ancak daha sonrasında ne yazık ki uzun süre boyunca başka romanını okumadım. İkinci olarak okumak istediğim kitabı Beyaz Diş romanıydı ancak benzer ve tamamlayıcı eserler gibi olduğundan yorumları dikkate alarak Vahşetin Çağrısı'nı okumaya karar verdim. Jack London daha çocukken çalışma hayatına atılmak zorunda kalan ve ekonomik sıkıntılarla uzun süre mücadele eden biri. Bu buhran zamanlarında altın avcılığına merak salıyor ve bu amaç uğrunda da birçok maceraya yaşamış. Vahşetin Çağrısı eserinde de her ne kadar sonlarına doğru olsa da bu serüvenlerinin etkisini, deneyimlerini okura sunuyor. Kitapta Buck adında güneyde refah ve rahatlıkla yaşayan köpeğin para uğruna bir oyunla kuzeye düşen yolunu okuyoruz. İnsanların köpekleri amaçları doğrultusunda nasıl hınçla, düşüncesizlikle ve kötü bir şekilde kullandığını göstererek aslında bir kez daha okuruna benliğinin acımasız yüzünü gösteriyor. İnsanoğlunun bencil yanını gösterdiği gibi aynı zamanda romanda sevgiyi, şefkati, sadakati de o kadar aşama aşama işleyerek okura sunarak bir yandan da insana insan olmanın aslında ne kadar kolay olabileceğini belki de bunun bir seçim olabileceğiniz gösteriyor. Buck uysal, evcilleşmiş bir köpekken vahşi hayata adım attıktan sonra, kendi öz benliğine ve içgüdülerine adım adım yaklaşması oldukça iyi aktarılmış. Ancak bazı bölümler çok durağan ve karışık olduğundan okuma hızım düştü. Salt bir köpeğin beliğine dönüş hikayesinden çok alt metinde okura sunduğu tercihlerimizin bizi nasıl bir insan yaptığı gibi birtakım düşünceler sunmaya çalıştığını düşünüyorum. Tavsiyelere uyarak Beyaz Diş romanından önce okudum. Özellikle de sonlarına doğru keyifle okuduğum ve bitiş hikayesiyle de beni oldukça şaşırttı. Yazarın kalemini sevenlere tavsiye ederim ve Beyaz Diş romanının tarzından önce hazırlık olarak okunabilecek bir romanı.
Vahşetin Çağrısı
8.3/10 · 22,5bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
1
2
3
4
...
98
976 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.