Vahyin Tarihsel Mahiyeti

·
Okunma
·
Beğeni
·
38
Gösterim
Adı:
Vahyin Tarihsel Mahiyeti
Baskı tarihi:
Kasım 2017
Sayfa sayısı:
334
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059281577
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ankara Okulu Yayınları
Tarih boyunca ortaya çıkan tüm vahiy görüşleri, mesela:
Ehli Hadis’in Cebrail’i insan şekline büründürüp Peygamber’le sohbet ettiren, insanların ağızlarından çıkan sesler ve kâğıtlara yazılan ifadeler de dâhil tüm Kur’an’ı Allah’ın yaratılmamış ezelî kelamı gören görüşü;
Mutezile’nin yaratılmış Kur’an anlayışı;
Eşariliğin kelami nefsî, kelami lafzî ayrımı;
İslam filozoflarının faal aklın Cebrail olduğu ve Peygamber’in faal akıldan aldığı bilgileri avama sembolik ifadelerle aktardığına dair görüşleri;
İslam mutasavvıflarının Cebrail’in Peygamber’e de, evliyaya da indiğine dair anlayışları ve hayal âlemine ait getirdikleri psikolojik yorumlar;
Fazlur Rahman’ın vahyin kalbe yapılan bir aşı olduğu, tüm tecrübenin içsel olduğu, Kur’an’ı hem Peygamber’in, hem de Allah’ın kelamı olarak niteleyen yaklaşımı;
Suruş’un Kur’an’ı tamamen Peygamber’in sözü ve gördüğü rüyaların ravisi olarak nitelemesi;
Şebusteri’nin Kur’an’ı vahyin kendisi değil eseri olarak görmesi ve vahyi Allah’ın bir yardımı veya Peygamber’e doğal yollardan öğretmesi olarak tarif etmesi;
Bazı akademisyenler ile âlimlerin Kur’an’ı, manası Allah’a, lafzı ise Hz. Muhammed’e ait bir kelam olarak nitelemesi;
Vahyin oluş tecrübesine getirilen muhtelif psikolojik yaklaşımlar…

Tüm bunlar zaman ve mekânın ortaya çıkardığı koşullardan, bilim ve düşünme yöntemlerinin gelişmişliğinden, kültürden, siyasi ve sosyal koşullardan bağımsız düşünülemeyecek “tarihsel” yorum ve yaklaşımlardır.

Bu durumdan, Kur’an’da vahyi açıklayan kavramlar ile Hz. Muhammed’in kendi tecrübesini anlama biçimi de istisna değildir. O da tarihseldir ve esasen indiği çağın algı, bilgi ve kavramlarının sınırları ile belirlenmiştir.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Kuran'da Hz. Muhammed'den isim olarak çok az ayette söz edilir ama her bir noktasında onun izini, buram buram kokusunu, etkisini gözlemlemek mümkündür.
Kuran, Hz.Muhammed'in düşünceleri, bilgisindeki gelişim,
duyguları, emelleri, endişeleri, pişmanlıkları,sevgisi ,nefreti, kızgınlıkları, belirlediği strateji ve planlar ile şekil almıştır. Eğer Kuran'ın bir ruhundan söz edeceksek bu ruh Hz.Muhammed'in ta kendisidir. Cebrail'in Allah'tan alarak peygamberin kalbine gene bir ruh olarak inzal ettiği vahiy Hz.Muhammed'in bilgisi, psikolojisi, olaylara ve dünyaya bakış açısı, duyguları, kaygıları, korkuları ve emelleri ile bütünleşerek onun dilinden Kur'an olarak şekil almıştır.
Bu yüzden Arapçada duyu organları ile idrak edilemeyen bütün varlıklar "cin" ismiyle adlandırılır. Melekler ve şeytanlar buna dahildir. Her melek cindir ama her cin melek değildir.
Hz. Muhammed de sübjektif vahiy tecrübesini, kültürel zeminin ve Arap dilinin tarihsel sınırları dahilinde anlayıp yorumlamış ve çıkarttığı sonuçlara göre Allah'tan vahiy aldığına iman etmiştir. Bu, elindeki kavramsal ve kültürel bilgi birikimini kullanarak yaptığı yorumlarla ulaştığı bir sonuçtur.
Cahiliye dönemi Arapları sadece aşkın alanla ilgili değil, güncel hayatta sebep-sonuç ilişkisini kuramadıkları durumlarda da bunları hurafe ve mitolojik kıssalara bağlıyorlardı.
Örneğin onlar Me'rib barajının yıkılışını kırmızı farelerin settin taşlarını azı dişleri ile kazımalarına bağlar ve buna da o şekilde inanırlardı...
Allah'tan insana değil, insandan Allah'a bir yol izleyerek vahye dair teorileri ele almak gerekiyor. Yani teolojik ve metafizik yöntemler tedavülden kaldırılıp, antropolojik ve tarihsel yöntemler bunların yerine ikame edilmelidir. Nübüvvet ve vahiy artık teolojinin konusu olmaktan çıkartılıp, felsefi antropoloji, tarih felsefesi, psikoloji ve nörobilimin konusu haline getirilmelidir.
Alemler arasında ilişkinin mümkün olduğuna dair inanca ve mitolojik açıklama biçimine dayanmaları açısından vahiy ile kehanetin, peygamber ve kahinin arasında bir fark yoktur. Aradaki fark kahinler, yalancı cinlerin ve şeytanların, mele-i aladaki konuşmalardan kulak hırsızlığı ile elde ettiği bilgilere birçok yalan eklenmiş ilhamlarına dayanırken; peygamber, Allah'ın ruh veya cebrail aracılığıyla nüzul sürecinde koruma altına alınmış yukarıdan aşağıya güvenilir bir güzergahtan kalbine indirilen vahiylerine dayanır. Her iki düşünce biçimini meşru ve onaylanabilir hale getiren o çağın söz konusu mitolojik akıl yapısıdır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Vahyin Tarihsel Mahiyeti
Baskı tarihi:
Kasım 2017
Sayfa sayısı:
334
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059281577
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ankara Okulu Yayınları
Tarih boyunca ortaya çıkan tüm vahiy görüşleri, mesela:
Ehli Hadis’in Cebrail’i insan şekline büründürüp Peygamber’le sohbet ettiren, insanların ağızlarından çıkan sesler ve kâğıtlara yazılan ifadeler de dâhil tüm Kur’an’ı Allah’ın yaratılmamış ezelî kelamı gören görüşü;
Mutezile’nin yaratılmış Kur’an anlayışı;
Eşariliğin kelami nefsî, kelami lafzî ayrımı;
İslam filozoflarının faal aklın Cebrail olduğu ve Peygamber’in faal akıldan aldığı bilgileri avama sembolik ifadelerle aktardığına dair görüşleri;
İslam mutasavvıflarının Cebrail’in Peygamber’e de, evliyaya da indiğine dair anlayışları ve hayal âlemine ait getirdikleri psikolojik yorumlar;
Fazlur Rahman’ın vahyin kalbe yapılan bir aşı olduğu, tüm tecrübenin içsel olduğu, Kur’an’ı hem Peygamber’in, hem de Allah’ın kelamı olarak niteleyen yaklaşımı;
Suruş’un Kur’an’ı tamamen Peygamber’in sözü ve gördüğü rüyaların ravisi olarak nitelemesi;
Şebusteri’nin Kur’an’ı vahyin kendisi değil eseri olarak görmesi ve vahyi Allah’ın bir yardımı veya Peygamber’e doğal yollardan öğretmesi olarak tarif etmesi;
Bazı akademisyenler ile âlimlerin Kur’an’ı, manası Allah’a, lafzı ise Hz. Muhammed’e ait bir kelam olarak nitelemesi;
Vahyin oluş tecrübesine getirilen muhtelif psikolojik yaklaşımlar…

Tüm bunlar zaman ve mekânın ortaya çıkardığı koşullardan, bilim ve düşünme yöntemlerinin gelişmişliğinden, kültürden, siyasi ve sosyal koşullardan bağımsız düşünülemeyecek “tarihsel” yorum ve yaklaşımlardır.

Bu durumdan, Kur’an’da vahyi açıklayan kavramlar ile Hz. Muhammed’in kendi tecrübesini anlama biçimi de istisna değildir. O da tarihseldir ve esasen indiği çağın algı, bilgi ve kavramlarının sınırları ile belirlenmiştir.

Kitap istatistikleri