Adı:
Vanya Dayı
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
90
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053321521
Çeviri:
Ataol Behramoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Vanya Dayı
Vanya Dayı
Çehov’un 1889 yılında yazdığı Orman Cini adlı oyunu, daha sonra amaçtan yoksun hayatların çarpıcı biçimde işlendiği Vanya Dayı ’ya dönüştü. Bir çiftlikte toplanmış ve her biri kendi mutsuzluğuna gömülmüş karakterler, atalet içinde, can sıkıntısı ve pişmanlıkla boğuşmaktadır. Kimi yaşlılıktan mustariptir; kimi angaryalarla geçip giden ömrüne, kimi de kaçırılmış fırsatlara hayıflanmaktadır. Bir şeyler ellerinden kayıp gitmiştir, ama hayatlarındaki eksikliğin tam olarak ne olduğu müphemliğini korur. Hiçbir sonuca varmayan iç gözlemler sürüp giderken, bu melankolik atmosferde bir “kahraman” yoktur. Vanya Dayı kayıp zamana, gerçekleşmeyen umutlara, boşa harcanan hayatlara ve imkânsız aşklara adanmıştır.
Kasım ayının on biri. Aramıza hoş geldin Vanya dayı. Gusev'in, Gabriel'in, yanına kurul sen de hadi. Ağlamak isteye isteye okudum hikâyeni. Yirmi sene önce bugün terhis olmuştum askerden. Geriye dönük düşünmeden yaşamak mümkün değil benim için. Bu saatlerde, yirmi sene önce, uçaktaydım, yanımda arkadaşım. Dönüyor olmak ne güzeldi geriye, hayata, eve. Yirmi sene sonra, artık yarı kelli felli, çalışma hayatı şükür ki bitmek üzere olan bir başka vanya dayı olarak, ben de gönül rahatlığıyla Sonya'nın oyunun sonunda söylediği sözleri söyleyebilirim kendime: bütün bunlar, bütün bu olup bitenler, yazgımızdı hepimizin. Üzülecek birşey de olmayacak, hepsi bittiğinde. Bitecek olması da, eğer Eyüp'teki mezarlara bakarak buraların defalarca dolup boşaldığını düşünen o zâtı hatırlarsak, bir ikramdır, hep yaşamak diye birşey yok çünkü, nihayetinde bu da bir terhis olacak hepimiz için. Olsun, "alınyazımızın bütün sınavlarına sabırla katlanacağız", ruhumuz kerpetenle sıkılır gibi acısa da içimiz, kaybettiğimiz herkese bir gün kavuşacağımız bir ânı hatırlayacağız, ümitle. "Ecel gelip çatınca da uysalca öleceğiz ve orda, mezarın ötesinde, çok acı çektik, gözyaşı döktük, çok acı şeyler yaşadık, diyeceğiz". Hayatımızın Kurtz'ünki gibi "dehşet... dehşet!" sözleriyle bitmemesi ümidine sımsıkı sarılıp, irlanda'nın mezarlarına usul usul yağan kar tanelerinin ufak sesleri kulaklarında, greta'ya sarılıp uykuya dalan gabriel gibi olacağız; hepimiz ağır ağır, usûl usûl gölgelere dönerken, isim ve esamemiz silinip giderken yeryüzünden, hep birlikte, bir hayâl ya da hakikat farketmez, "tanrı da acıyacak bize" ve biz hepimiz "parlak, güzel, sevimli bir hayata kavuşacağız ve burdaki mutsuzluklarımıza sevecenlikle, hoş görüyle gülümseyeceğiz ve dinleneceğiz".

Burada herşey aynı: yıkılan mahallemiz; güneşsiz ve gölgeli, huzur dolu bir gün, bahçede koca göbekli kediler ve her yeri, bütün bahçeyi kaplamış sarı yaprakları ağaçların. Bahçede yatan oğlum, ve diğerleri... şimdi bu sarı yaprakların, güzel renklerle süslenmiş ömürlük ağaçların, çiçeklerin arasında geçen gün kaybettiğimiz küçük öğrencimizi de görmek isteyerek bakıyorum. Sefer, Selçuk, Melek, Şengül, Mustafa, Oğuz ve diğerleri, daha niceniz, ve dodim, siz hepiniz, o âna dek ayrıyız diye düşünüp ümit edip sadece, ben de Vanya gibi, Sonya'nın yanı başında gözyaşı döküşü gibi heba olan ömrüne, işte ben de teselli bulmak istiyorum.
"Yaşayacağız Vanya dayı. Çok uzun günler, boğucu akşamlar geçireceğiz". Acelesiz, sakin sakin nihayetimize yürüyeceğiz. Bizler de Sonya gibi, Vanya gibi, koca ömrün üzerine, merhametle, özlem gidererek, dinleneceğiz.

Vanya gibi insanlar edebiyatın güzelliğini çok güzel anlatıyor. Vanya'nın döktüğü gözyaşları edebiyatın insana anlatmaya çalıştığı en güzel şeylerden birisi bence.

Kesinlikle okuduğum en güzel eserlerden birisiydi. Kitabı ve elbette Çehov'u herkese..herkese öneririm.
Bildiğim kadarıyla hekimlik mesleğinde "önce zarar verme" birinci ilkedir. Ya müdahele etmeyeceksin ya da doğru teşhis ve dolayısıyla doğru tedavi uygulayacaksın. Bu mantığa sahip doktor, pasiyentini incelerken hiçbir semptomu gözardı edemez. Edebiyatın da doktoru var - Anton Çehov. Mesleki mantığını edebiyata (tiyatro eserlerine) taşıdı; toplumu, tedavi sürecinde, doğru teşhis için hiçbir semptomu (karakter, prototip) gözardı etmedi. İşte bu yüzden piyesleri birer reçete gibidir. Azda özdür, azla çokun ifadesidir. Hikayelerinde 'ayna tutma' görevi üstlenirken, piyeslerinde ise artık çözüm yolu gösteren, tedavi etmek isteyen, umut aşılayan Çehov görüyoruz. Onun bulduğu en dikkat çeken "genel semptomlar" bana öyle geliyor ki nihilizm ve oblomovluk'tur. Belki bu açıdan bazı karakterler ön plana çıkabilir, onlara ana karakter diyebiliriz. Fakat bu durum diğer tiyatro yazarlarındaki gibi değildir. Sırf bu yüzden Çehov favori tiyatro yazarımdır. (NFK'nın "Reis Bey"ine yazdığım incelemeye bknz.) İtiraf edeyim ki parantez açarak "gizli" ana karakter aranabilir. Bu oyunda Astrov'dur...

İlave yazmak istediklerim https://1000kitap.com/uzima okurumuzun #27114417 incelemesiyle örtüşüyor.

Çehov okurken büyük keyif alıyorum. Büyük edip. Ne eksik ne fazla, tam bir yazar.
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.597 Oy)8.881 beğeni28.888 okunma845 alıntı140.510 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.384 Oy)19.151 beğeni43.666 okunma3.024 alıntı184.142 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.770 Oy)13.489 beğeni34.741 okunma3.451 alıntı146.979 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.336 Oy)9.296 beğeni25.817 okunma1.851 alıntı119.588 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.499 Oy)8.092 beğeni22.942 okunma848 alıntı90.465 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.690 Oy)5.795 beğeni19.786 okunma841 alıntı101.900 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.939 Oy)8.901 beğeni26.477 okunma2.698 alıntı115.567 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.451 Oy)3.946 beğeni13.050 okunma1.250 alıntı53.418 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.510 Oy)7.923 beğeni21.499 okunma4.040 alıntı130.297 gösterim
  • Yeraltından Notlar
    8.7/10 (3.376 Oy)3.480 beğeni10.590 okunma5.405 alıntı96.229 gösterim
Vanya Dayı, büyükçe bir evde yaşayan, birbirinden mutsuz bir grup insanın diyaloglarından oluşan tiyatro metni. Kısa zamanda büyük keyifle okudum. En sevdiğim diyaloğu oldukça uzun olmakla birlikte paylaşmak istedim. Herkese keyifli okumalar.

YELENA ANDREYEVNA (Astrov'a.) - Daha çok gençsiniz, en çok... otuz altı, otuz yedi gösteriyorsunuz... dolayısıyla, sizin için ormancılık söylediğiniz kadar ilginç olamaz... Ne yana baksan ağaç... Sanırım, sizin yaşınızda bir insanın tekdüzelikten canı sıkılır...
SONYA- Hayır, olağanüstü ilginç olsa gerek... Mihail Lvoviç her yıl yeni fidanlar dikiyor. Bunun için kendisine bronz bir madalya ile bir sertifika bile verdiler. Ormanlara zarar verilmemesi için elinden geleni yapıyor. Anlattıklarını dinleyecek olursanız hak verirsiniz ona. Ormanların yeryüzünü güzelleştirdiğini, insanlara güzelliği anlamayı öğrettiğini, onlara moral güç verdiğini söylüyor. Ormanlar sert iklimi yumuşatıyorlarmış. lklimin yumuşak olduğu ülkelerde doğayla savaşlarında insanlar daha az enerji harcadıkları için daha bir yumuşak huylu, nazik oluyorlarmış. Oralarda insanlar daha güzel, kıvrak, duyarlıymış. Dilleri pek nefis, davranışları zarifmiş. Bilim ve sanat daha etkin gelişiyormuş orada, felsefeleri iç karartıcı olmuyormuş, kadınlara karşı son derece saygılı, kibarmışlar...
VOYNİTSKİ -Bravo, bravo!.. Bütün bunlar çok güzel, ama inandırıcı değil, öyle ki (Astrov'a.) izin ver de dostum, ben sobamı odunla yakmayı, ambarımı keresteyle yapmayı sürdüreyim ...
ASTROV- Ama sobanı bataklık kömürüyle yakabilir, ambarını taşla yapabilirsin. Hadi, gerektiği için ağaç kesiyorsun diyelim... peki ormana neden zarar veriyorsun? Rusya'da ormanlar balta sesiyle inliyor. Milyarlarca ağaç yok ediliyor. Hayvanların, kuşların yuvaları boşalıyor, nehirler cılızlaşıyor, kuruyor, güzelim manzaralar bir daha geri gelmernek üzere kaybolup gidiyor. Bütün bunlar tembel insanların eğilip yakacaklarını topraktan sağlayacak kadar akıllarının olmamasından.
Bu güzelliği sobasında yakması, yeni baştan yaratamayacağı bir şeyi yok etmesi için insanın düşünceden, mantıktan yoksun bir barbar olması gerekmez mi?
Durum öykülerinin büyük yazarından bir güzellik daha.
Yine "işte Çehov" diyebileceğimiz, harika bir eser yaratmış.. Seni unutmayacağım Vanya dayı :)
Tiyatro eseri olarak yazılan bu kitaba başlarken çok beklentim yoktu. Bu tarz bir eserin çok saracağını düşünmüyordum ama Çehov yine tarzını konuşturmuş ve hiç sıkmadan, zevkle okutturdu. Çoğu kitabında olduğu gibi bunda da dönem üzerine eleştiriler, hayata karşı sorgulamalar, alt-üst tabaka ilişkisi ve bakış açıları vb bir çok konuya değinmiş. İlk gösterimi 1899 da yapılan bu tiyatro eseri hala ilgiyle tiyatroda canlandırılıyor. 19. yy Rusyası anlatılmaktadır.

Hikayemizin baş karakteri adından da anlaşılacağı üzere Vanya dayı. Eniştesi Profesör Serebryakov emekliye ayrıldıktan sonra genç ve güzel karısı Yelena ile çiftlik evine döner. Kızı Sonya ve onun dayısı Vanya, dişini tırnağına takarak sürekli çalışır, didinir ve tüm kazandıklarını Serebryakov'gönderir. Ona hayranlık beslerler, eserlerini ezberleyecek boyutta okurlar. Ama birlikte yaşamaya başladıklarında Vanya dayı bir takım şeyleri sorgulamaya başlar ve elinde avucunda hiçbir şey olmadığını görür. Geçmişi ve geleceği arasında sıkışır. Ona büyük hayranlık besleyen, körü körüne bağlanan Vanya aslında hiçbir değeri olmadığını görür. Kayda değer bir şey yoktur elinde. Hep başkaları üzerinden geçinmiştir ve bir şeyleri yazmıştır.

Bu eserde Serebryakov'un düşünceleri ile alt-üst tabaka ilişkisine yapılan eleştirileri; Vanya dayı ile hayatı körü körüne yaşamayıp sorgulamamız gerektiğini; toplumsal yapıdaki ahlaki yozlaşmaları görüyoruz. Vanya dayı ve Sonya didinip üretirken Serebryakov ve Yelena hiçbir şey yapmadan tüketirler. Herhangi bir üretimde bulunmazlar. Zamanla bu boşlukları onları tüketir. Hayat amaçları yoktur.

Çehov realist bir dil ile dönemi eleştirir. Doktor Astrov ve Vanya'nın çıkarımları ile sık sık yazarın görüşlerine şahit oluruz. Özellikle Astrov'un insanın elindekiler ile güzel şeyler yaratacağına bir şeyleri tüketmesi ve de daha kötüye götürmesi üzerine çıkarımlar okur ve günümüz dnyasını da gözümüzde canlandırıyoruz. O dönemde bile yazılmış olsa bugüne de ışık tuttuğunu görüyoruz.

Vanya dayıyı kendi dayımmış gibi benimsedim yeri gelince :D Sonya'nın umutsuzluk ve aşkına üzüldüm. Serebryakov'un insanları kullanmasına, karısının da boş boş dolaşıp hiçbir şey yapmamasına kızdım. Astrov'un idealist yapısının onların yüzünden çaresizliğe ve de tembelliğe sürüklenişine tanık oldum. Mariya'nın damadına olan sorgusuz sualsiz bağlılığı beni deli etti. Telyegin ve dadı Marina onların düzensizliğine boyun eğerek yaşıyorlardı. Kısacası ben bu eseri okurken karakterleri tek tek yaşadım.

Çehov okunmalı, okutturulmalı. keyifli okumalar dilerim. :)
Kesinlikle çok beğenerek okudum ..Vanya dayı çok içimizden bir hikaye ..çünkü bizlerde bu hayatın boş kısmına sıkışıp kalmışız. .bizden de bir Dostoyevski bir shopenhauer :)......çıkabilirdi belki ..yazsaydık ,cizseydik ömrü boşa heba etmeseydik. .üstüne üstelik 2 yüzyıl önce yazılmış olmasına ramen okadar güncel kelimeler var ki altını çizmeden okumak mümkün değil ..
Insanın bir başka insan için kendi hayat kaynaklarını kısıtlaması, bir başkası adına zaman cizelgesini bile değiştirmesi ne boş bir davranış. .sonuç nedir hep nankörlük
Her insan kendi için yaşamalı dünyada ..
Kendi için çalışmalı, kendi için dinlenmeli ..

ama okuyucu için yazmalı :)
Sevgiyle kalın :)
1900 lü yılların Rusya'sının ekonomik ,sosyal ve kültürel yapısını gözlemleyebileceğiniz güzel bir oyun Vanya Dayı.Oyunda silik bir karakter olmasına karşın aslında toplum için (düzen)mücadele eden insan portresini temsil eder.Yeğeni Sonya benzer bir profil olmakla birlikte koşulsuz itaat eden yardımcı bir alt tabakanın temsilcisi olarak simgelenmiştir. Profesör ve güzel karısı hiç bir çaba göstermeden yaşayan ve sömüren kitlenin temsilcisidir.Astrof ise idealist insan tiplemesidir.Diğer yardımcı karakterler sistemin piyonları ve uygulayıcılarıdır . (çoğunluk) 

Sömüren kitle dışında kalan herkes aslında içinde bulunduğu durumdan şikyetçidir ancak ,karamsarlık çare için en büyük engel olarak öne çıkar.Bu karamsarlık beraberinde psikolojik çöküntüleri getirir.
Hülasa;Çehov o dönemin insanlarının ekonomik, sosyal ve kültürel yapılarını gerçekçi bir uslupla irdeliyor.Kesinlikle okunmaya ve sahnede seyredilmeye değer.
Okuduğum Çehov oyunları içinde beni en çok sürükleyen oyun bu oldu. Çehov'un sade dili ve arada söylediği güzel sözler oyuna zenginlik katmış. Genelde oyunlarının sonunda ayrılık temasını işleyen Çehov yine bu oyunu ayrılıkla bitirmiş. Belirsizlik iyidir çünkü içinde umut vardır diyen Çehov'un bu oyununu özellikle okumanızı tavsiye ederim..
Dört perdelik harika bir tiyatro eseri. Çehov'un kitaplarından bildiğimiz yine bir büyük çiftlik evi ve çiftlik çalışanları haricinde; çiftlik sahibi emekli bir profesör, genç ve güzel 2. Karısı, ilk eşinden olan kızı ve eski kaynanası, eski kayınçosu olan kitabın adını alan Vanya Dayı ve diğerleri.

Konusuna gelecek olursak belli bir makamı ve parayı elde tutan erkeklerin kendilerinden yaşça küçük kızları kendilerine eş yapıp, genç eşlerinin bir nevi sevgiden mahrum bırakarak ihtiyaç duyduğu sevgiyi çevresindeki eşinden daha genç kişilerin göstermesi şeklinde özetlenebilir. Diğer kitaplarında olduğu gibi bunda da sade ve karmaşık olmayan bir yapısı var. Son yılların yerli yapım dizi senaryosu tadında olaylar mevcut :). Cem abimin Çehov incelemeleri neticesinde bende sevdim bu adamı. Herkese tavsiye ederim. İyi okumalar.
Çehov okumaya oyunlarıyla başlamak istedim. Kitapta 8 adet oyun vardı ve hepsini kendi işlediği konu itibariyle çok sevdim. Uzun zamandır oyun okumamış biri olarak her cümleden her perdeden zevk alarak okudum. Yani ben Çehov'un dilini çok sevdim.

Bundan önce okuduğum bir kitapta " Okumanın 'insanı insan ettiği' düşüncesi, birkaç olumsuz istisnası olsa da, bütünü içinde doğrudur. Şüphesiz, Çehov'u okuduktan sonra, önceki halimize göre biraz daha fazla 'insan'ızdır, yani türümüze biraz daha yakınızdır. (Daha az 'vahşi'yizdir.)" yazıyordu. Çehov okuduktan sonra bu söz aklıma geldi ve doğruluğunu kendi içimde onayladım.

Daha iyi bir insan olabilmek için yazan ve okuyanlara saygıyla...
Vanya Dayı, trajikomik bir tiyatro eseri. Her dönemin eseri. Çünkü insanların yaşanılan dönemdeki duygu ve düşüncelerine göre hep farklı fikirleri oldu, olacak. Herkesin olayları görüş şekli farklı. Bu yüzden iki zıt görüşlere de yer verilmiş. Toplumdaki ahlaki erozyon çok güzel işlenmiş.
Kitabı bir oturuşta okuyabilirsiniz. Gecmis hep tekrar ediyor yine de ders alamıyoruz. Keşke ortak noktalarda insanlar buluşabilseler. Kitap boyunca bahsedilen huzursuzluğun bitişi, mezarda huzurla biteceğine inanışla bitiriliyor. Orası da belli değil bence. Ahirete inanan herkes ölmeden önce kendini hesaba çekmeli. Ben okurken bunu çok hissettim. Ölmeden önce ölüp hayatı doluya mı boşa mı yaşadık, yaşıyoruz, yaşayacağız? şeklinde sorguladığım bir kitap. Asıl önemli taraf öbür taraf. Burada figüranız. Şu an herkes imtihanda. Sınav sonuçları orada açıklanacak. Allah yardım etsin herkese. Keyifli okumalar !
Martı, Üç Kız Kardeş ve Vişne Bahçesi gibi oyunlarında kalemini toplumsal analizler için sivri tutan Anton Çehov, bu 'Vanya Dayı' oyununda ise daha çok bireylerin psikolojik durumlarını tasvir etme telaşesine koyulmuştur. Oyun karakterlerinin psikolojik belki de nevrotik durumlarını sebepleriyle birlikte başarılı analiz eden oyun yazarımız, bir yandan çalışmanın önemine vurgu yaparken diğer yandan hayatlarını çalışmaya adamış Profesör'ün ve Vanya Dayı'nın geldikleri manasız noktaya da dem vurmaktadır.
Bu tiyatro oyunu için söylenecek çok şey var, ben burada ne söylersem boş, siz en iyisi bunu okuyunuz veya tiyatro sahnesinde izleyiniz, aslında önce okuyunuz sonra izleyiniz fakat bir şekilde bu eseri tecrübe ediniz...
Yazarın okuduğum üçüncü eseri. En son #vişnebahçesi 'ni okumuştum ve bir süre ara vereceğim demiştim. Bu kitabı güzel buldum. Bir çiftlikte toplanmış insanlar var ve her biri bir şeyden muzdarip. Her biri kendi mutsuzluğuna gömülmüş kimseler. Melankolik bir durum söz konusu.
.
.
Vanya Dayı kayıp zamana, gerçekleşmeyen umutlara, boşa harcanan hayatlara ve imkânsız aşklara adanmıştır.
İnsan gerçekten yaşayamayınca, seraplarla avunur. Ne de olsa, tam bir hiçlikten iyidir.
Anton Çehov
Sayfa 32 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Yazgım beni yerden yere vurmaktan vazgeçmiyor hiç.

Uzakta bir ışıkçığım yok..
İnsanları da sevmiyorum..
Uzun süredir hiç kimseyi sevmiyorum..
Anton Çehov
Sayfa 35 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 5.Basım
+ Sizin işiniz homurdanmak değil, herkesi barıştırmak olmalı..

— Beni önce kendi kendimle barıştırın!
Anton Çehov
Sayfa 27 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 5.Basım
Göz görmeyince gönül katlanır derler.
Anton Çehov
Sayfa 49 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 5.Basım
Hepinizin içinde yıkma, yok etme şeytanı var.

Ne ormanlara, ne kuşlara, ne kadınlara, ne de birbirinize acıyorsunuz..
Anton Çehov
Sayfa 18 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 5.Basım
+ Çirkinim ben.

— Çok güzel saçların var.

+ Hayır! Bir kadın güzel değilse, "Çok güzel gözleriniz var, çok güzel saçlarınız var.." derler.
Anton Çehov
Sayfa 48 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 5.Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Vanya Dayı
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
90
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053321521
Çeviri:
Ataol Behramoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Vanya Dayı
Vanya Dayı
Çehov’un 1889 yılında yazdığı Orman Cini adlı oyunu, daha sonra amaçtan yoksun hayatların çarpıcı biçimde işlendiği Vanya Dayı ’ya dönüştü. Bir çiftlikte toplanmış ve her biri kendi mutsuzluğuna gömülmüş karakterler, atalet içinde, can sıkıntısı ve pişmanlıkla boğuşmaktadır. Kimi yaşlılıktan mustariptir; kimi angaryalarla geçip giden ömrüne, kimi de kaçırılmış fırsatlara hayıflanmaktadır. Bir şeyler ellerinden kayıp gitmiştir, ama hayatlarındaki eksikliğin tam olarak ne olduğu müphemliğini korur. Hiçbir sonuca varmayan iç gözlemler sürüp giderken, bu melankolik atmosferde bir “kahraman” yoktur. Vanya Dayı kayıp zamana, gerçekleşmeyen umutlara, boşa harcanan hayatlara ve imkânsız aşklara adanmıştır.

Kitabı okuyanlar 337 okur

  • Su
  • Aytaç Topuz
  • Skrn
  • Berkay
  • Zeynep UYSAL
  • noraloji
  • Murat Tosun
  • Burak An
  • FURKAN ÇELİKHAN
  • Petro Petrovski

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.8
14-17 Yaş
%3
18-24 Yaş
%27.8
25-34 Yaş
%29.3
35-44 Yaş
%23.3
45-54 Yaş
%6.8
55-64 Yaş
%1.5
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%53.6
Erkek
%46.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%15.4 (19)
9
%18.7 (23)
8
%42.3 (52)
7
%12.2 (15)
6
%4.9 (6)
5
%4.1 (5)
4
%0
3
%0
2
%0.8 (1)
1
%0