Adı:
Vanya Dayı
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
90
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053321521
Çeviri:
Ataol Behramoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Çehov’un 1889 yılında yazdığı Orman Cini adlı oyunu, daha sonra amaçtan yoksun hayatların çarpıcı biçimde işlendiği Vanya Dayı ’ya dönüştü. Bir çiftlikte toplanmış ve her biri kendi mutsuzluğuna gömülmüş karakterler, atalet içinde, can sıkıntısı ve pişmanlıkla boğuşmaktadır. Kimi yaşlılıktan mustariptir; kimi angaryalarla geçip giden ömrüne, kimi de kaçırılmış fırsatlara hayıflanmaktadır. Bir şeyler ellerinden kayıp gitmiştir, ama hayatlarındaki eksikliğin tam olarak ne olduğu müphemliğini korur. Hiçbir sonuca varmayan iç gözlemler sürüp giderken, bu melankolik atmosferde bir “kahraman” yoktur. Vanya Dayı kayıp zamana, gerçekleşmeyen umutlara, boşa harcanan hayatlara ve imkânsız aşklara adanmıştır.
90 syf.
·9/10
Merhabalar İnsan duygularından kaçabilir mi ? Duygularımızı tam olarak her zaman ifade edebilir miyiz ? Bu soruların ve daha fazlasının cevabını Anton Çehov Vanya Dayı eserinden alabilirsiniz.Piyes türünde yazılmış ve karakterlerin ağzından hayata dair yaptığı muhteşem tespitlerin yer aldığı bir eserdir.Kitap genel olarak bir sistemin eleştirisi üzerine kurulmuş ve insanların bohem yaşamları üzerinden giden olayların sıradanlığı anlatılıyor.Konu olarak Voynitsy (Vayna Dayı) duygularını ifade edemesi duygularından kaçmaya çalışması ve bir çiftlikteki insanların maddiyata ve ilişkilerine yer verilmiştir.İnsanların birbirleriyle atışmalarının yer aldığı traji komik bir senaryodur.Kitapta karakter olarak : Voynitsy Ivan Petrovitch,Marina,Astrov
Serebriyakov,Aleksander Vladimiroviç - Yelena Andyreyevma - Sofia Aleksandrovna yer almaktadır.
“...asıl deli olan dünya.Sizleri hala üzerinde tuttuğu için .”
Keyifli Okumalar Dilerim
90 syf.
·2 günde·10/10
Kasım ayının on biri. Aramıza hoş geldin Vanya dayı. Gusev'in, Gabriel'in, yanına kurul sen de hadi. Ağlamak isteye isteye okudum hikâyeni. Yirmi sene önce bugün terhis olmuştum askerden. Geriye dönük düşünmeden yaşamak mümkün değil benim için. Bu saatlerde, yirmi sene önce, uçaktaydım, yanımda arkadaşım. Dönüyor olmak ne güzeldi geriye, hayata, eve. Yirmi sene sonra, artık yarı kelli felli, çalışma hayatı şükür ki bitmek üzere olan bir başka vanya dayı olarak, ben de gönül rahatlığıyla Sonya'nın oyunun sonunda söylediği sözleri söyleyebilirim kendime: bütün bunlar, bütün bu olup bitenler, yazgımızdı hepimizin. Üzülecek birşey de olmayacak, hepsi bittiğinde. Bitecek olması da, eğer Eyüp'teki mezarlara bakarak buraların defalarca dolup boşaldığını düşünen o zâtı hatırlarsak, bir ikramdır, hep yaşamak diye birşey yok çünkü, nihayetinde bu da bir terhis olacak hepimiz için. Olsun, "alınyazımızın bütün sınavlarına sabırla katlanacağız", ruhumuz kerpetenle sıkılır gibi acısa da içimiz, kaybettiğimiz herkese bir gün kavuşacağımız bir ânı hatırlayacağız, ümitle. "Ecel gelip çatınca da uysalca öleceğiz ve orda, mezarın ötesinde, çok acı çektik, gözyaşı döktük, çok acı şeyler yaşadık, diyeceğiz". Hayatımızın Kurtz'ünki gibi "dehşet... dehşet!" sözleriyle bitmemesi ümidine sımsıkı sarılıp, irlanda'nın mezarlarına usul usul yağan kar tanelerinin ufak sesleri kulaklarında, greta'ya sarılıp uykuya dalan gabriel gibi olacağız; hepimiz ağır ağır, usûl usûl gölgelere dönerken, isim ve esamemiz silinip giderken yeryüzünden, hep birlikte, bir hayâl ya da hakikat farketmez, "tanrı da acıyacak bize" ve biz hepimiz "parlak, güzel, sevimli bir hayata kavuşacağız ve burdaki mutsuzluklarımıza sevecenlikle, hoş görüyle gülümseyeceğiz ve dinleneceğiz".

Burada herşey aynı: yıkılan mahallemiz; güneşsiz ve gölgeli, huzur dolu bir gün, bahçede koca göbekli kediler ve her yeri, bütün bahçeyi kaplamış sarı yaprakları ağaçların. Bahçede yatan oğlum, ve diğerleri... şimdi bu sarı yaprakların, güzel renklerle süslenmiş ömürlük ağaçların, çiçeklerin arasında geçen gün kaybettiğimiz küçük öğrencimizi de görmek isteyerek bakıyorum. Sefer, Selçuk, Melek, Şengül, Mustafa, Oğuz ve diğerleri, daha niceniz, ve dodim, siz hepiniz, o âna dek ayrıyız diye düşünüp ümit edip sadece, ben de Vanya gibi, Sonya'nın yanı başında gözyaşı döküşü gibi heba olan ömrüne, işte ben de teselli bulmak istiyorum.
"Yaşayacağız Vanya dayı. Çok uzun günler, boğucu akşamlar geçireceğiz". Acelesiz, sakin sakin nihayetimize yürüyeceğiz. Bizler de Sonya gibi, Vanya gibi, koca ömrün üzerine, merhametle, özlem gidererek, dinleneceğiz.

Vanya gibi insanlar edebiyatın güzelliğini çok güzel anlatıyor. Vanya'nın döktüğü gözyaşları edebiyatın insana anlatmaya çalıştığı en güzel şeylerden birisi bence.

Kesinlikle okuduğum en güzel eserlerden birisiydi. Kitabı ve elbette Çehov'u herkese..herkese öneririm.
90 syf.
Bildiğim kadarıyla hekimlik mesleğinde "önce zarar verme" birinci ilkedir. Ya müdahele etmeyeceksin ya da doğru teşhis ve dolayısıyla doğru tedavi uygulayacaksın. Bu mantığa sahip doktor, pasiyentini incelerken hiçbir semptomu gözardı edemez. Edebiyatın da doktoru var - Anton Çehov. Mesleki mantığını edebiyata (tiyatro eserlerine) taşıdı; toplumu, tedavi sürecinde, doğru teşhis için hiçbir semptomu (karakter, prototip) gözardı etmedi. İşte bu yüzden piyesleri birer reçete gibidir. Azda özdür, azla çokun ifadesidir. Hikayelerinde 'ayna tutma' görevi üstlenirken, piyeslerinde ise artık çözüm yolu gösteren, tedavi etmek isteyen, umut aşılayan Çehov görüyoruz. Onun bulduğu en dikkat çeken "genel semptomlar" bana öyle geliyor ki nihilizm ve oblomovluk'tur. Belki bu açıdan bazı karakterler ön plana çıkabilir, onlara ana karakter diyebiliriz. Fakat bu durum diğer tiyatro yazarlarındaki gibi değildir. Sırf bu yüzden Çehov favori tiyatro yazarımdır. (NFK'nın "Reis Bey"ine yazdığım incelemeye bknz.) İtiraf edeyim ki parantez açarak "gizli" ana karakter aranabilir. Bu oyunda Astrov'dur...

İlave yazmak istediklerim https://1000kitap.com/uzima okurumuzun #27114417 incelemesiyle örtüşüyor.

Çehov okurken büyük keyif alıyorum. Büyük edip. Ne eksik ne fazla, tam bir yazar.
90 syf.
·9/10
Vanya Dayı, büyükçe bir evde yaşayan, birbirinden mutsuz bir grup insanın diyaloglarından oluşan tiyatro metni. Kısa zamanda büyük keyifle okudum. En sevdiğim diyaloğu oldukça uzun olmakla birlikte paylaşmak istedim. Herkese keyifli okumalar.

YELENA ANDREYEVNA (Astrov'a.) - Daha çok gençsiniz, en çok... otuz altı, otuz yedi gösteriyorsunuz... dolayısıyla, sizin için ormancılık söylediğiniz kadar ilginç olamaz... Ne yana baksan ağaç... Sanırım, sizin yaşınızda bir insanın tekdüzelikten canı sıkılır...
SONYA- Hayır, olağanüstü ilginç olsa gerek... Mihail Lvoviç her yıl yeni fidanlar dikiyor. Bunun için kendisine bronz bir madalya ile bir sertifika bile verdiler. Ormanlara zarar verilmemesi için elinden geleni yapıyor. Anlattıklarını dinleyecek olursanız hak verirsiniz ona. Ormanların yeryüzünü güzelleştirdiğini, insanlara güzelliği anlamayı öğrettiğini, onlara moral güç verdiğini söylüyor. Ormanlar sert iklimi yumuşatıyorlarmış. lklimin yumuşak olduğu ülkelerde doğayla savaşlarında insanlar daha az enerji harcadıkları için daha bir yumuşak huylu, nazik oluyorlarmış. Oralarda insanlar daha güzel, kıvrak, duyarlıymış. Dilleri pek nefis, davranışları zarifmiş. Bilim ve sanat daha etkin gelişiyormuş orada, felsefeleri iç karartıcı olmuyormuş, kadınlara karşı son derece saygılı, kibarmışlar...
VOYNİTSKİ -Bravo, bravo!.. Bütün bunlar çok güzel, ama inandırıcı değil, öyle ki (Astrov'a.) izin ver de dostum, ben sobamı odunla yakmayı, ambarımı keresteyle yapmayı sürdüreyim ...
ASTROV- Ama sobanı bataklık kömürüyle yakabilir, ambarını taşla yapabilirsin. Hadi, gerektiği için ağaç kesiyorsun diyelim... peki ormana neden zarar veriyorsun? Rusya'da ormanlar balta sesiyle inliyor. Milyarlarca ağaç yok ediliyor. Hayvanların, kuşların yuvaları boşalıyor, nehirler cılızlaşıyor, kuruyor, güzelim manzaralar bir daha geri gelmernek üzere kaybolup gidiyor. Bütün bunlar tembel insanların eğilip yakacaklarını topraktan sağlayacak kadar akıllarının olmamasından.
Bu güzelliği sobasında yakması, yeni baştan yaratamayacağı bir şeyi yok etmesi için insanın düşünceden, mantıktan yoksun bir barbar olması gerekmez mi?
90 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Durum öykülerinin büyük yazarından bir güzellik daha.
Yine "işte Çehov" diyebileceğimiz, harika bir eser yaratmış.. Seni unutmayacağım Vanya dayı :)
Tiyatro eseri olarak yazılan bu kitaba başlarken çok beklentim yoktu. Bu tarz bir eserin çok saracağını düşünmüyordum ama Çehov yine tarzını konuşturmuş ve hiç sıkmadan, zevkle okutturdu. Çoğu kitabında olduğu gibi bunda da dönem üzerine eleştiriler, hayata karşı sorgulamalar, alt-üst tabaka ilişkisi ve bakış açıları vb bir çok konuya değinmiş. İlk gösterimi 1899 da yapılan bu tiyatro eseri hala ilgiyle tiyatroda canlandırılıyor. 19. yy Rusyası anlatılmaktadır.

Hikayemizin baş karakteri adından da anlaşılacağı üzere Vanya dayı. Eniştesi Profesör Serebryakov emekliye ayrıldıktan sonra genç ve güzel karısı Yelena ile çiftlik evine döner. Kızı Sonya ve onun dayısı Vanya, dişini tırnağına takarak sürekli çalışır, didinir ve tüm kazandıklarını Serebryakov'gönderir. Ona hayranlık beslerler, eserlerini ezberleyecek boyutta okurlar. Ama birlikte yaşamaya başladıklarında Vanya dayı bir takım şeyleri sorgulamaya başlar ve elinde avucunda hiçbir şey olmadığını görür. Geçmişi ve geleceği arasında sıkışır. Ona büyük hayranlık besleyen, körü körüne bağlanan Vanya aslında hiçbir değeri olmadığını görür. Kayda değer bir şey yoktur elinde. Hep başkaları üzerinden geçinmiştir ve bir şeyleri yazmıştır.

Bu eserde Serebryakov'un düşünceleri ile alt-üst tabaka ilişkisine yapılan eleştirileri; Vanya dayı ile hayatı körü körüne yaşamayıp sorgulamamız gerektiğini; toplumsal yapıdaki ahlaki yozlaşmaları görüyoruz. Vanya dayı ve Sonya didinip üretirken Serebryakov ve Yelena hiçbir şey yapmadan tüketirler. Herhangi bir üretimde bulunmazlar. Zamanla bu boşlukları onları tüketir. Hayat amaçları yoktur.

Çehov realist bir dil ile dönemi eleştirir. Doktor Astrov ve Vanya'nın çıkarımları ile sık sık yazarın görüşlerine şahit oluruz. Özellikle Astrov'un insanın elindekiler ile güzel şeyler yaratacağına bir şeyleri tüketmesi ve de daha kötüye götürmesi üzerine çıkarımlar okur ve günümüz dnyasını da gözümüzde canlandırıyoruz. O dönemde bile yazılmış olsa bugüne de ışık tuttuğunu görüyoruz.

Vanya dayıyı kendi dayımmış gibi benimsedim yeri gelince :D Sonya'nın umutsuzluk ve aşkına üzüldüm. Serebryakov'un insanları kullanmasına, karısının da boş boş dolaşıp hiçbir şey yapmamasına kızdım. Astrov'un idealist yapısının onların yüzünden çaresizliğe ve de tembelliğe sürüklenişine tanık oldum. Mariya'nın damadına olan sorgusuz sualsiz bağlılığı beni deli etti. Telyegin ve dadı Marina onların düzensizliğine boyun eğerek yaşıyorlardı. Kısacası ben bu eseri okurken karakterleri tek tek yaşadım.

Çehov okunmalı, okutturulmalı. keyifli okumalar dilerim. :)
90 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
(Evdekal 10)


Bir solukluk anı yaşatan bir kitap.Her satırından, her cümlesinden bildiğimiz doğrular akıyor. Kaçırılan fırsatların, amaç yoksunluğu olan hayatların oyunu, tıpkı geleceği görmüş gibi.

Sonya nın cümlesinden Etkilendiğim bir bölümü aktarmak istiyorum,

Ormanlar sert iklimleri yumuşatır.İklimi yumuşak olan ülkelerde, doğayla savaşta daha az güç harcanır.Böyle yerlerde insanlar daha yumuşak huylu ve sevecen olurlar.Daha güzel ve duyarlıdırlar.Konuşmaları zarif, harekerleri sevimli ve uyumludur.Böyle ülkelerde bilim ve sanat gelişip çiçek açar; felsefeleri iç karartıcı değildir, kadınlara davranışları zarif bir soyluluk taşır.

Okuyun,okutun derim...
90 syf.
·2 günde·8/10
Kesinlikle çok beğenerek okudum ..Vanya dayı çok içimizden bir hikaye ..çünkü bizlerde bu hayatın boş kısmına sıkışıp kalmışız. .bizden de bir Dostoyevski bir shopenhauer :)......çıkabilirdi belki ..yazsaydık ,cizseydik ömrü boşa heba etmeseydik. .üstüne üstelik 2 yüzyıl önce yazılmış olmasına ramen okadar güncel kelimeler var ki altını çizmeden okumak mümkün değil ..
Insanın bir başka insan için kendi hayat kaynaklarını kısıtlaması, bir başkası adına zaman cizelgesini bile değiştirmesi ne boş bir davranış. .sonuç nedir hep nankörlük
Her insan kendi için yaşamalı dünyada ..
Kendi için çalışmalı, kendi için dinlenmeli ..

ama okuyucu için yazmalı :)
Sevgiyle kalın :)
90 syf.
okumaya, artık her şeyi bir kenara bırakarak okumaya başlamam sebep olan kitaptır bu... çehov, vanya dayıyı ilk okuduğum zamandan beri rus edebiyatında en özel kişilik oldu benim için.
bundan 12 yıl önce hayatımda sarsıcı bir olay yaşamış ve kendimi psikolojik destek aldığım seanslar içerisinde bulmuştum. ağır ilaç tedavili bu süreç öyle sarsmıştı ki beni, ölümü kurguluyordum, nasıl? sorusuna cevabım bile vardı. üniversitenin ilk yılında beyazıtta sahaflardan geçip fakülteye hızla giderken tezgahta bu kitabı gördüm. neden bilmiyorum,elim kitaba gitti ve bunu alıyorum deyip parasını verip oradan uzaklaştım. tam beyazıt meydanının ortasında durup bunu neden aldım ki şimdi? diye sorgularken orada başladım okumaya... ama adamakılı okumaya. o gün bugündür de okumaktan asla vazgeçmedim. çünkü hayatın anlamı okumakta benim için.

önce;
''Yaşayacağız, Vanya dayı. Önümüzde ne uzun günler, ne uzun geceler var daha. Kaderin bize layık gördüğü tüm güçlüklere sabırla göğüs gereceğiz. Şimdi olduğu gibi yaşlılığımızda da durup dinlenmeden çalışacağız. Günü, saati gelince de ölüme boyun eğeceğiz. İşte ancak orada, mezarlarımızda, ne acılar çektiğimizi, ne gözyaşları döktüğümüzü, nasıl zor bir yaşamımız olduğunu bir bir anlatacağız. Tanrı işte o zaman bize acıyacak.'' sözüyle altüst oldum diyebilirim o an. böylesine bir söz, böylesine bir büyü benim için çok ama çok önemliydi o an için. beklediğim bir şey de değildi birinden ya da bir yerden bunu okumak ya da duymak... umutlarımın bir daha yeşermemek üzere bittiği bir dönemden bahsediyorum. ve vanya dayı gerçek anlamda elimden tutan (ve umut vermeden tutan) tek gerçeğim oldu. altı üstü her tarafı çizili kitabım hala elimin altındadır. ve ardı ardına diziliyordu inciler;

''İnsan gerçekten yaşayamayınca, seraplarla avunur. Ne de olsa, tam bir hiçlikten iyidir.''

''tanrı'ya şükür aklım yerinde, ama gel gör ki duygularım köreldi sanki.''
...

bir ara gözyaşlarıyla okumuştum diye itirafımı da araya sıkıştırayım. beni yeniden kendime getirdi. ve yeniden yarattı diyebilirim. eski ben insan ve toplum için kaygılanmayı, toplum için topluma rağmen mücadele etmeyi kendine felsefe edinmiş biriyken, kitapta yazıldığı gibi birine dönüştüm ve tüm derdim insandan çıkıp hayvanlar ve doğa oldu;

(..)
Yazgım beni yerden yere vurmaktan vazgeçmiyor hiç. Uzakta bir ışığım yok. İnsanları da sevmiyorum. Uzun süredir hiç kimseyi sevmiyorum.''

''Kendisine verilen șeyi çoğaltması için mantıkla, yaratıcı güçle donatılmıștır insan, ama bugüne kadar hep yaratacağına yok etti. Ormanlar gitgide tükeniyor, ırmaklar kuruyor, av hayvanlarının kökü kurudu, iklim bozuldu, yeryüzü günden güne yoksullașıyor, çirkinleșiyor.''

ve final. o sıkıntılı dönemde bir gece rüyamda tanrı ve yanındaki 5 meleğiyle konuşmuştum. daha doğrusu ben konuşmak için ağzımı açmaya çalışmış ancak konuşamadan sadece dinlemiştim. ve kitapta o ana giden yolun her detayıyla tasfir edildiğini gördüğümde tamamen değişmiştim.

''bilir misiniz? karanlık gecede ormanda yürürken, uzakta bir ışığın parladığını gördüğünüzde, artık ne yorgunluğu, ne karanlıkları, ne de yüzünüze çarpan dalları hissedersiniz.''

okuyun diye tavsiye edeceğim ama böylesine bir etki bırakır mı onu bilmiyorum. edebi yönden de gayet iyidir sizin için, okuyun okutun.
Hepinizin içinde yıkma, yok etme şeytanı var.

Ne ormanlara, ne kuşlara, ne kadınlara, ne de birbirinize acıyorsunuz..
Anton Çehov
Sayfa 18 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 5.Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Vanya Dayı
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
90
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053321521
Çeviri:
Ataol Behramoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Çehov’un 1889 yılında yazdığı Orman Cini adlı oyunu, daha sonra amaçtan yoksun hayatların çarpıcı biçimde işlendiği Vanya Dayı ’ya dönüştü. Bir çiftlikte toplanmış ve her biri kendi mutsuzluğuna gömülmüş karakterler, atalet içinde, can sıkıntısı ve pişmanlıkla boğuşmaktadır. Kimi yaşlılıktan mustariptir; kimi angaryalarla geçip giden ömrüne, kimi de kaçırılmış fırsatlara hayıflanmaktadır. Bir şeyler ellerinden kayıp gitmiştir, ama hayatlarındaki eksikliğin tam olarak ne olduğu müphemliğini korur. Hiçbir sonuca varmayan iç gözlemler sürüp giderken, bu melankolik atmosferde bir “kahraman” yoktur. Vanya Dayı kayıp zamana, gerçekleşmeyen umutlara, boşa harcanan hayatlara ve imkânsız aşklara adanmıştır.

Kitabı okuyanlar 1.618 okur

  • Burgundyfairy
  • Elvin Pınarbaşı
  • Nilay Gökşen
  • Sezen Daşdemir
  • Nurefşan ÖNDER
  • Tülinay gökbay
  • Murat Güzeller
  • Fırat onur deniz
  • symkorucu
  • Berk Sancak

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.8
14-17 Yaş
%3
18-24 Yaş
%27.8
25-34 Yaş
%29.3
35-44 Yaş
%23.3
45-54 Yaş
%6.8
55-64 Yaş
%1.5
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%53.6
Erkek
%46.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16 (84)
9
%17.5 (92)
8
%30.4 (160)
7
%14.4 (76)
6
%5.9 (31)
5
%2.5 (13)
4
%0.6 (3)
3
%0.4 (2)
2
%0.4 (2)
1
%0.4 (2)

Kitabın sıralamaları