1000Kitap Logosu
Varlık ve Hiçlik

Varlık ve Hiçlik

Fenomenolojik Ontoloji Denemesi

Okuyacaklarıma Ekle
TAKİP ET

Hakkında

773 sayfa ·
Tahmini okuma süresi: 21 sa. 54 dk.
Adı
Varlık ve Hiçlik
Alt başlık
Fenomenolojik Ontoloji Denemesi
Orijinal adı
L'être Et Le Néant / Essai D'ontologie Phénoménologique
Çevirmen
Basım
Türkçe · Türkiye · İthaki Yayınları · Eylül 2018 · Karton kapak · 9789752732957
Diğer baskılar
Varlık ve Hiçlik
Varlık ve Hiçlik
Varlıq və Heçlik
Varlık ve Hiçlik, hiç şüphesiz Jean-Paul Sartre'ın "başyapıtı"dır. Sadece Fransız felsefesi açısından değil genel olarak felsefe tarihi açısından da son büyük ontoloji denemesini temsil eder. Dolayısıyla önemini ve güncelliğini hâlâ korumaktadır ve hiç şüphesiz daha uzun yıllar korumaya devam edecektir. Çünkü, insan, ilk defa bu yapıtta, özgür olmaya "mahkum" edilmiştir... İyi okumalar! (Tanıtım Bülteninden)

Okurlar

Kadın
% 54.5
Erkek
% 45.5
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş
8.4
10 üzerinden
122 Puan · 22 İnceleme
762 syf.
Kitap elimde en uzun kalan ve bana bolca notlar aldıran bir kitap oldu. Bunu okumak için belli bir birikim lazım mı? Evet. Husserl, Heidegger, Hegel, Descartes gibi bazı filozoflara bolca atıfta bulunduğu için kıyaslama açısından bunların genel felsefelerine hakim olmak gerekir. Ayrıca varlık felsefesi alanını ve genel tartışmalarını bilmek gerekir. Kitap sakin kafa ile okunması gereken fazlaca ağır bir kitap. Bazı kelimelerin türkçe karşılığı tam olmasa da çevirmen bize anlatmak istediği şeyi dipnot olarak veriyor. Zaten bazı kelimeler için ise kitabın sonunda bir sözlük kısmı bulunmakta. Bundan sonra yazacaklarım kitabın mini bir özeti olacağı için, okuyacak arkadaşları şimdiden uyarma gereği görüyorum. Mini özet diyorum çünkü gerçekten kitabı hakkıyla özetlersem ortaya bir Stefan Zweig tarzında eser çıkabilir. Öncelikle Sartre varlığın ne olup olmadığı konusunu araştırarak bir giriş yapar. Fenomenin varlığı ve varlık fenomeni kısmını birbirinden ayırır. Fenomenin varlığına kendinde varlık ismini verir. Varlık fenomeni ise ona göre bir varlık çağrısıdır ve fenomen olarak, fenomen ötesi niteliği gerektirir. Bilinç ve bilgi arasında da bir ayrım yaparak bilinci bilgi düzeyine indirgemez. Ona göre bir şeyin bilincinde olmak illa ki onu bilmek anlamına gelmez. Varlığı tanımladığı giriş kısmından sonra “Hiçlik” sorunu üzerinde durur. Hiçlik onun için var olmamış veya yokluk, boşluk gibi anlamlara gelmez. Hiçlik aksine varlıktan gelir. Çünkü bir şeyin kendisini hiçleyebilmesi için önce var olması gerekir. Varlığın yok oluşu bu yüzden hiçliği doğurmaz aksine varlığın yok oluşuyla birlikte hiçlikte ortadan kaybolur. Dünyaya bu hiçliği getirenin ise insan olduğunu söyler. Çünkü insan kendi varlığını sorgulayandır ve ancak kendi varlığını sorgulayan kişi hiçliği varlığa getirebilir. Sartre’ın Varlık ve Hiçlik tanımlarından sonra en fazla yeri alan kavramı “kendi-için varlık” ve “kendinde varlık” dediği kavramlardır. Kendi-için varlık ile kastettiği şey bilinçtir. Kendinde varlık ile anlatmak istediği şey ise nesnelerin bizzat kendisidir. Kendinde varlık ne ise odur. Kendi kendisiyle özdeştir. Oysa kendi-için varlık ne ise o olmayan ve ne değilse o olandır. Bununla bize anlatmak istediğini zaman kavramı üzerinden şekillendirir. Geçmiş dünyaya bilinç aracılığıyla gelir. Bizim bir zamanlar olduğumuz kişi geçmişimizdedir. Geçmişe gidip onu değiştiremeyeceğimiz için geçmiş ne ise o olandır. Şimdiki zamanı ise varlık karşısında bir kaçış olarak görür. Kendi-için geçmişte ne ise şu an o değil; gelecekte de şu an ne değilse o olur. Geleceği bu yüzden insanın daha olacak olduğu şey olarak gördüğü için, gelecek ona göre kendini mümkünleştiren bir şeydir. Başka bir deyişle bireyin eksikliğini duyduğu yöne doğru gitmesidir. Özetlersem, Sartre için zamanı dünyaya getiren kendi-içindir. Yani bilinçtir. Sartre’ın bir diğer üzerinde durduğu kavram ise “başkası” kavramıdır. Biz başkasına ilk önce bir nesne gibi görünürüz. Aslında başkasının ortaya çıkışı bir tehdittir. Başkasıyla birlikte şunu anlarız ki; benim olan dünya aynı zamanda onun da dünyasıdır. Böylece evrenin merkezinde olmadığımızı anlarız. Bu dünyayı başkalarıyla paylaşmak zorundayızdır. Başkası karşısında ilk tavrımızı bir üstünlük yarışı olarak görür. Başkası beni bir nesne olarak görür ve üstünlük sağlar. Bu kez biz bir başkasına nesnelik kazandırmak için ona yöneliriz. Onu nesneleştirirsek kendi nesneliğimizden kurtulacağımızı varsayarız. Yine de kendi bedenimizi anlayabilmemiz için bir başkasına ihtiyacımız vardır. Ölümü bile bu noktada görür. Eğer başkası olmasaydı ölüm bize kendini keşfettirmeyecekti. Bir başkasının özgürlüğü aslında kendi varlığımızın temelidir. Ama başkasının özgürlüğü üzerinden var olma fikri bizi güvende hissettirmediğinden ortaya bir çatışma çıkar. Aşkı da bu çatışma üzerinden uzun uzun anlatır. Sevilen ve seven nedir, aşık ne ister gibi. Aşığın sevileni çok istemesi sonucu onun istediği şekle girmesine nesneleşme olarak bakar ve bu nesneleşme de mazoşizmi doğurur. Sartre için bütün davranışlarımız “sahip olmak”, “yapmak” ve “olmak” kategorileri altında toplanabilir. Eylemlerimizin ilk koşulu özgürlüktür. İnsan bu özgürlüğün bilincine vardığında ise bir iç daralması yaşar. Çünkü her şeyin kendi elinde olduğu, sorumluluk almak, seçimler kaçamayacağımız şeylerdir. Bizler seçen bir özgürlüğüz fakat özgür olmayı seçemeyiz. Bu durumu insan özgürlüğe mahkumdur şeklinde yorumlar. Başımıza gelen her şey bizim kendi seçimimizdir. Eğer sevmediğimiz bir hayatın içindeysek ve hala intihar etmiyorsak, kötü hayatı yaşamayı seçmişizdir. Hayatın her durumu bir seçimdir. Tek bir şey hariç: Doğum… İnsan doğmayı seçemez der. Dünyaya fırlatılmışızdır ve bu saatten sonra her şey seçimimiz ve sorumluluğumuz altındadır. İşte iç daraltan şey de tam olarak budur ve insanın bu iç daralmasından kaçınmak için yaptığı şeyleri ise kendini aldatma olarak görür. Kitabın son bölümünde ise bize varoluşsal psikanaliz dediği bir yöntemi tanıtır. Bu yöntem sadece sorunları çözmek değil, aynı zamanda sorgulamayı da gerektirir. Varoluşsal psikanaliz; her kişinin kendini kişi kıldığı yani ne olduğunu kendi kendisine duyurduğu öznel seçimi nesnel bir form altında gün ışığına çıkartmaya yönelik bir yöntemdir. Bu yöntemi seçmesi insanın asla tamamlanmamış olmasından gelmektedir. İnsan ne değilse o olan, ne ise o olmayan olduğu için diğer yöntemler Sartre’a göre insan daha var olmadan verilen kararlardan yola çıkar. Oysa insan Sartre’a göre önce var olur, sonra özünü oluşturur. Yani varoluş özden önce gelir. Herkese keyifli okumalar.
Varlık ve Hiçlik
Okuyacaklarıma Ekle
762 syf.
21 Haziran 1905 yılında Paris' te doğan düşünür Jean Paul Sartre, aynı zamanda döneminin en iyi yazar, anlatıcı ve denemecisi olarakta da kabul görmüş, entellektüel bir aydındı. Ama Sartre' ı , Sartre yapan Varoluşçuluk felsefesinin mihenk taşı olmasıdır. Peki, Varoluşçuluk nedir? Varoluşçuluk (Egzistansiyalizm); kökü İlk Çağ (Antik Yunan) a kadar uzanan bir felsefe sistemidir. 2. Dünya Savaşı ' nın sonlarına doğru bağımsız bir felsefe olarak ortaya çıkmıştır. Varoluşçuluk akımına göre insan; kendi özünü kendisi belirler. Bu görüşü şöyle özetleyebiliriz: Var olma özden önce gelir. Yani insan önce dünyaya gelir, var olur, ondan sonra olmak istediği gibi biri olur, özünü kendi belirler. Daha fazla açıklamak gerekirse, hepimiz bir şekilde yaratıldık, bu dünyaya geldik. Ama hiçbirimiz şartlanmış bir iyilik ya da kötülükle doğmadık. Zaman içinde özümüzü kendimiz var ettik. Kimimiz dürüst bir insan olmayı, kimimiz alçak bir hırsız, katil vs olmayı kendi seçti. Yani hiç kimse önceden belirlenmiş bir öze sahip değildi. Yaptığımız eylemler, verdiğimiz kararlar varoluşumuzu belirler. Sartre bu durum için; " İnsan kendi özgürlüğüne mahkum edilmiştir." der. Sartre ' a göre tercihlerimizle, yaptıklarımızla kendi varoluş özgürlüğümüzü gerçekleştirmek için özümüzü ortaya çıkarmak zorundayız hepimiz. Varoluşçuluk, hümanizm ve eşitliği en savunan felsefelerin başında gelir. Soren Kierkegaard' ın kitaplarını okumuş olanlar kadın - erkek eşitliğine ne denli önem verdiğini fark etmişlerdir. Egzistansiyalizm bizim bildiğimiz adıyla Varoluşçuluk, Hz İsa' dan itibaren görülen bir akımdır. Ancak 2. Dünya Savaşı ' nın sonlarına doğru adı konmuştur. Bu akım en çok Kierkegaard, Dostoyevski, Heidegger, Nietzsche, Andre Gide, Camus ve Kafka ile bütünleşmiş, eserlerinde görülmüştür. Buna rağmen kendini varoluşçu diye tanımlayan tek isim Sartre olmuştur. Kierkegaard bu terimi hiç kullanmamış olsa da ilk varoluşçu kabul edilir. Varlık ve Hiçlik, Jean Paul Sartre' ın en önemli eseri, başyapıtı. Yayımlandığı günden, günümüze kadar felsefe tarihi açısından en önemli fenomenolojik (görüngübilim) ontoloji (varlıkbilim) denemesi olarak kabul edilir. Sartre felsefeye yön veren bu dev eseri 2. Dünya Savaşı ' nın sonlarına doğru birkaç ay gibi kısa bir sürede yazmış. Ancak birkaç ayda yazılan bu kitap, Türkçeye 66 yılda çevirilmiş. Bunun sebebi varoluşçuluk felsefesinde düşünürlerin kendi kendilerine terimler üretmesi ve diğer dillerde bu terimlerin bir karşılığının bulunamaması. Bu yüzden Varlık ve Hiçlik yıllarca çevirmenlerin önüne gelip bir türlü Türkçeleştirilemeyip tekrar rafa kaldırılmış. Kitabı okurken de bu terimlere sık sık rastlayacaksınız. Çünkü çevirmenler ( Gaye Çankaya Eksen, Turhan Ilgaz) bu terimlerin Türkçe karşılığını bulamayıp genelde orjinal dilindeki (Fransızca) haliyle bırakmış ya da parantez içinde belirtmişler. Çok iyi bir çeviri değil, fakat uydurulmuş onlarca terimden dolayı bu kadarına da şükür. Çevirmenler de büyük ihtimalle çevirinin yeterince anlaşır olmadığını bildiğinden kitabın sonuna 6 sayfalık bir sözlük eklemişler. Sartre bu kitabı müthiş anlaşılmaz bir şekilde yazmış. Ama aynı zamanda iyi bir yazar, denemeci olmanın verdiği avantajla da aralara öyküleyici bir anlatım serpiştirmiş. Bu öyküleyici anlatım sayesinde savlarını daha iyi anlayabiliyorsunuz. Mesela " Kendini Aldatma Davranışları " bölümünde bahsettiği ilk randevusuna giden kadın gibi. Kadın, ilk randevusunda karşısındaki erkeğin niyetini gayet iyi bilir. Ama kendi kendini kandırıp bunları düşünmeyi red eder ve erkeğin nazik, saygılı tavırlarına tutunur. "Radyoda işittiğimiz sesin bir gramafondan yükselen şarkı değil de bir adamın sesi olması yalnızca tahmine dayalı değildir, muhtemeldir de ya da yoldan geçtiğini gördüğümüz kişinin mükemmel bir robot değil de bir adam olması sonsuzcasına muhtemeldir. Bu durumda radyodaki sesin de, sokaktaki adamın da bir "varlık" olduğu tartışmaya açık değil. Ama özgürlük bir "varlık" değil, insanın hiçliğidir. İnsan gerçekliği yeterince olmadığı için özgürdür, durmadan kendi kendisinden koparıldığı ve olmuş olduğu şey olduğu ve olacağı şeyden bir hiçlikle ayrıldığı için özgürdür. Şimdiki varlığımızın kendisi de “yansı-yansıtan” formunda hiçleyiş olduğu için özgürdür, insan özgürdür, çünkü kendi değildir ama kendine mevcudiyettir. Ne ise o olan varlık özgür olamaz. Özgürlük, tam da insanın yüreğinde oldurulan ve gerçekliğimizi olmak yerine kendini yapmaya zorlayan hiçliktir. İnsan gerçekliği için olmak kendini seçmektir. Alabileceği ya da kabul edebileceği hiçbir şey bize dışarıdan da içeriden de gelmez. Hiçbir türden yardım olmadan, en küçük ayrıntıya varana kadar kendimizi varlık kılmanın dayanılmaz zorunluluğuna bütünüyle terk edilmişizdir. Böylece özgürlük bir varlık değildir. İnsanın varlığıdır, yani insanın varlık hiçliğidir. Eğer insan önce bir doluluk gibi düşünülseydi, onda daha sonradan özgür olacağı bir takım anlar ya da psişik bölgeler aramak saçma olurdu. Tıpkı önceden ağzına kadar doldurduğumuz bir kapta boşluk aramak gibi." Sartre' a göre dünya bir saçmalıktan ibaret ve bizler de bu saçmalığa fırlatılmış birer varlığız. Sartre kitaptaki " KENDİNDE VE KENDİ-İÇİN: METAFİZİK YAKLAŞIMLAR" başlığı altında varlığı bilinçli ve bilinçsiz varlıklar diye ikiye ayırmış. "Kendi için varlık" dediği bilinçli, irade sahibi varlıklar kategorisine insanları ve "kendinde varlık" adını verdiği bilinçsiz varlıklar kategorisine de insanın dışındaki tüm varlıkları yerleştiren Sartre'a göre, aslında varlığın hiçbir anlamı yoktur. Yani varlık aslında hiçliktir. Varlık ve Hiçlik, okuduğum kitaplar içinde beni en çok zorlayan, en uzun süre elimde kalan, Allahım sana geliyorum dedirten kitap oldu. Kesinlikle ileri seviyede felsefe, psikoloji ve mitoloji birikimi olmayan arkadaşlara bu kitabı önermiyorum...
Varlık ve Hiçlik
Okuyacaklarıma Ekle
773 syf.
·
9/10 puan
Sartre'ın Varlık ve Hiçlik Adlı Eseri Üzerine İncelemem
Sartre'ın bir ayda bu kitabı yazmış olması gerçekten muazzam... İnsan bir ayda okuyamıyorken bir ayda böyle bir eseri yazmak gerçekten müthiş... Hacimli ve insana çok şey katan bir kitap.
Varlık ve Hiçlik
Okuyacaklarıma Ekle
762 syf.
·
Beğendi
·
9/10 puan
Varlık ve Hiçlik (Fransızca özgün adıyla L'Être et le Néant), Fransız yazar Jean-Paul Sartre'ın kendi felsefesini açıkladığı yapıtı. Elbette felsefe okuyanlar hakkıyla yorumlayabilir bu eseri ben bir okur olarak çok faydalı buldum ve sevdim. Ankara Samsun yolculuğum sırasında bir dinlenme tesisinden edinmiştim kitabı... Felsefe severler için tavsiye ederim.
Varlık ve Hiçlik
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.