Varlık ve Hiçlik (Fenomenolojik Ontoloji Denemesi)

·
Okunma
·
Beğeni
·
11143
Gösterim
Adı:
Varlık ve Hiçlik
Alt başlık:
Fenomenolojik Ontoloji Denemesi
Baskı tarihi:
Ağustos 2009
Sayfa sayısı:
762
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752732957
Kitabın türü:
Orijinal adı:
L'être Et Le Néant / Essai D'ontologie Phénoménologique
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Varlık ve Hiçlik, hiç şüphesiz Jean-Paul Sartre'ın "başyapıtı"dır. Sadece Fransız felsefesi açısından değil genel olarak felsefe tarihi açısından da son büyük ontoloji denemesini temsil eder. Dolayısıyla önemini ve güncelliğini hâlâ korumaktadır ve hiç şüphesiz daha uzun yıllar korumaya devam edecektir. Çünkü, insan, ilk defa bu yapıtta, özgür olmaya "mahkum" edilmiştir...
İyi okumalar!
(Tanıtım Bülteninden)
762 syf.
21 Haziran 1905 yılında Paris' te doğan düşünür Jean Paul Sartre, aynı zamanda döneminin en iyi yazar, anlatıcı ve denemecisi olarakta da kabul görmüş, entellektüel bir aydındı. Ama Sartre' ı , Sartre yapan Varoluşçuluk felsefesinin mihenk taşı olmasıdır. Peki, Varoluşçuluk nedir?


Varoluşçuluk (Egzistansiyalizm); kökü İlk Çağ (Antik Yunan) a kadar uzanan bir felsefe sistemidir. 2. Dünya Savaşı ' nın sonlarına doğru bağımsız bir felsefe olarak ortaya çıkmıştır. Varoluşçuluk akımına göre insan; kendi özünü kendisi belirler. Bu görüşü şöyle özetleyebiliriz: Var olma özden önce gelir. Yani insan önce dünyaya gelir, var olur, ondan sonra olmak istediği gibi biri olur, özünü kendi belirler. Daha fazla açıklamak gerekirse, hepimiz bir şekilde yaratıldık, bu dünyaya geldik. Ama hiçbirimiz şartlanmış bir iyilik ya da kötülükle doğmadık. Zaman içinde özümüzü kendimiz var ettik. Kimimiz dürüst bir insan olmayı, kimimiz alçak bir hırsız, katil vs olmayı kendi seçti. Yani hiç kimse önceden belirlenmiş bir öze sahip değildi. Yaptığımız eylemler, verdiğimiz kararlar varoluşumuzu belirler. Sartre bu durum için; " İnsan kendi özgürlüğüne mahkum edilmiştir." der. Sartre ' a göre tercihlerimizle, yaptıklarımızla kendi varoluş özgürlüğümüzü gerçekleştirmek için özümüzü ortaya çıkarmak zorundayız hepimiz. Varoluşçuluk, hümanizm ve eşitliği en savunan felsefelerin başında gelir. Soren Kierkegaard' ın kitaplarını okumuş olanlar kadın - erkek eşitliğine ne denli önem verdiğini fark etmişlerdir. Egzistansiyalizm bizim bildiğimiz adıyla Varoluşçuluk, Hz İsa' dan itibaren görülen bir akımdır. Ancak 2. Dünya Savaşı ' nın sonlarına doğru adı konmuştur. Bu akım en çok Kierkegaard, Dostoyevski, Heidegger, Nietzsche, Andre Gide, Camus ve Kafka ile bütünleşmiş, eserlerinde görülmüştür. Buna rağmen kendini varoluşçu diye tanımlayan tek isim Sartre olmuştur. Kierkegaard bu terimi hiç kullanmamış olsa da ilk varoluşçu kabul edilir.


Varlık ve Hiçlik, Jean Paul Sartre' ın en önemli eseri, başyapıtı. Yayımlandığı günden, günümüze kadar felsefe tarihi açısından en önemli fenomenolojik (görüngübilim) ontoloji (varlıkbilim) denemesi olarak kabul edilir. Sartre felsefeye yön veren bu dev eseri 2. Dünya Savaşı ' nın sonlarına doğru birkaç ay gibi kısa bir sürede yazmış. Ancak birkaç ayda yazılan bu kitap, Türkçeye 66 yılda çevirilmiş. Bunun sebebi varoluşçuluk felsefesinde düşünürlerin kendi kendilerine terimler üretmesi ve diğer dillerde bu terimlerin bir karşılığının bulunamaması. Bu yüzden Varlık ve Hiçlik yıllarca çevirmenlerin önüne gelip bir türlü Türkçeleştirilemeyip tekrar rafa kaldırılmış. Kitabı okurken de bu terimlere sık sık rastlayacaksınız. Çünkü çevirmenler ( Gaye Çankaya Eksen, Turhan Ilgaz) bu terimlerin Türkçe karşılığını bulamayıp genelde orjinal dilindeki (Fransızca) haliyle bırakmış ya da parantez içinde belirtmişler. Çok iyi bir çeviri değil, fakat uydurulmuş onlarca terimden dolayı bu kadarına da şükür. Çevirmenler de büyük ihtimalle çevirinin yeterince anlaşır olmadığını bildiğinden kitabın sonuna 6 sayfalık bir sözlük eklemişler.


Sartre bu kitabı müthiş anlaşılmaz bir şekilde yazmış. Ama aynı zamanda iyi bir yazar, denemeci olmanın verdiği avantajla da aralara öyküleyici bir anlatım serpiştirmiş. Bu öyküleyici anlatım sayesinde savlarını daha iyi anlayabiliyorsunuz. Mesela " Kendini Aldatma Davranışları " bölümünde bahsettiği ilk randevusuna giden kadın gibi. Kadın, ilk randevusunda karşısındaki erkeğin niyetini gayet iyi bilir. Ama kendi kendini kandırıp bunları düşünmeyi red eder ve erkeğin nazik, saygılı tavırlarına tutunur.


"Radyoda işittiğimiz sesin bir gramafondan yükselen şarkı değil de bir adamın sesi olması yalnızca tahmine dayalı değildir, muhtemeldir de ya da yoldan geçtiğini gördüğümüz kişinin mükemmel bir robot değil de bir adam olması sonsuzcasına muhtemeldir. Bu durumda radyodaki sesin de, sokaktaki adamın da bir "varlık" olduğu tartışmaya açık değil. Ama özgürlük bir "varlık" değil, insanın hiçliğidir. İnsan gerçekliği yeterince olmadığı için özgürdür, durmadan kendi kendisinden koparıldığı ve olmuş olduğu şey olduğu ve olacağı şeyden bir hiçlikle ayrıldığı için özgürdür. Şimdiki varlığımızın kendisi de “yansı-yansıtan” formunda hiçleyiş olduğu için özgürdür, insan özgürdür, çünkü kendi değildir ama kendine mevcudiyettir. Ne ise o olan varlık özgür olamaz. Özgürlük, tam da insanın yüreğinde oldurulan ve gerçekliğimizi olmak yerine kendini yapmaya zorlayan hiçliktir. İnsan gerçekliği için olmak kendini seçmektir. Alabileceği ya da kabul edebileceği hiçbir şey bize dışarıdan da içeriden de gelmez. Hiçbir türden yardım olmadan, en küçük ayrıntıya varana kadar kendimizi varlık kılmanın dayanılmaz zorunluluğuna bütünüyle terk edilmişizdir. Böylece özgürlük bir varlık değildir. İnsanın varlığıdır, yani insanın varlık hiçliğidir. Eğer insan önce bir doluluk gibi düşünülseydi, onda daha sonradan özgür olacağı bir takım anlar ya da psişik bölgeler aramak saçma olurdu. Tıpkı önceden ağzına kadar doldurduğumuz bir kapta boşluk aramak gibi." Sartre' a göre dünya bir saçmalıktan ibaret ve bizler de bu saçmalığa fırlatılmış birer varlığız. Sartre kitaptaki " KENDİNDE VE KENDİ-İÇİN: METAFİZİK YAKLAŞIMLAR" başlığı altında varlığı bilinçli ve bilinçsiz varlıklar diye ikiye ayırmış. "Kendi için varlık" dediği bilinçli, irade sahibi varlıklar kategorisine insanları ve "kendinde varlık" adını verdiği bilinçsiz varlıklar kategorisine de insanın dışındaki tüm varlıkları yerleştiren Sartre'a göre, aslında varlığın hiçbir anlamı yoktur. Yani varlık aslında hiçliktir.


Varlık ve Hiçlik, okuduğum kitaplar içinde beni en çok zorlayan, en uzun süre elimde kalan, Allahım sana geliyorum dedirten kitap oldu. Kesinlikle ileri seviyede felsefe, psikoloji ve mitoloji birikimi olmayan arkadaşlara bu kitabı önermiyorum...
762 syf.
·10/10
kimileri icin bir hicken... baskasi icin her seysin...
her sey olmayi umarken, bir bakiyorsun ki...
hicsin.
762 syf.
·66 günde·8/10
Bitirebildiğim için çok mutlu olduğum, kimi zaman bitmeyeceğini sandığım, anlamakta zorlandığım, bazı cümleleri defalarca okusam da içinden çıkamadığım, beynimi fazlasıyla zorlayan bir kitap oldu cümlesiyle başlamak istiyorum. Zira hiç bitiremeyeceğimi sanmıştım. Uzun soluklu bir okuma oldu ve bu esnada üç kitap daha okuyup bitirdim. Anlamakta zorlandıkça başka kitaplara sarılma ihtiyacı hissettim.

Okumaya başlamadan biraz araştırmamı da yapmıştım, ama asla yeterli olmadı. Tümüyle anlamak için daha çok içinde olmak lazım. Bir de kimi kavramların yabancı kelimeler olarak yer alması, çevrilmesindeki zorluk da okumayı yavaşlatıyor.

Fenomenolojik kavramı, her nesnenin bizim ona verdiğimiz anlamın dışında kendine özgü, her zaman geçerli ve değişmez bir yapısı olarak açıklanıyor.
Ontoloji ise var olan şeyleri, varlıkların temellerini ve varlıklar arasındaki esas bağları sorgulayan felsefe dalı.

Sartre, Fenomenolojik Ontoloji Denemesini hiçlemeyle, sahip olunan ve olumsuzlamayla açıklamış. Niteliğin var olması için varlık olmayan bir hiçlik için varlığın olması gerekir. Nitelik, varlığın sınırları içinde açığa çıkan bütün varlıktır. Niteliğin var olması için vardır ibaresi gereklidir, yani kendi içinin hiçleyici aracılığı gerekir.

Sahip olma kısmını açıklarken nesnenin bütününün ben olması ve bütünüyle benden bağımsız olması gerekir diye tanımlamış. Nesneler kendi aracılığıyla var olur, vazgeçildiğinde var olmayı bırakmaz, ondan ayrılındığında da beni temsil eder. Bunu çalışma odasındaki eşyalarından örnekler vererek açıklamış. Mesela çalışma odasındaki lamba oradan ayrılsa da kişiye ait olduğu için onu temsil eder, ancak lamba bir mağazada yer aldığında artık onun olmaktan çıkmıştır, kökensel maddeselliğine geri dönmüştür. Sahip olduklarının sürekliliği niteliğini devam ettirir ve varlığını sürdürür. Eğer ondan kopartılırsa, kolunun ondan kopartıldığında ölmesi gibi ölürler benzetmesinde bulunmuş.

Sahiplenmelerin tamamı varlığını yansıtır. Kişi sahip olduklarının tamamıdır. Bunu "bu fincanın, bu biblonun üzerinde dokunduğum benim, tırmandığım bu dağ, üstesinden geldiğim dağ olarak benim; ve onun zirvesine çıktığımda, vadiye ve çevredeki doruklara bakan bu geniş bakış açısıyım, ben ufka kadar genleşmiş olarak panoramayım, çünkü bu panorama yalnızca benim aracılığımla vardır, benim için vardır" sözüyle açıklamıştır. Cebinizde para varken bir vitrinde sergilenen nesneler yarı yarıya size aittir, para aracılığıyla kendine mal etme bağı kurulur, para bir şeyleri sahiplenmeyi sağlayan araç olur.

Sartre' a göre özgürlük kavramı hiçlemeyle eşanlamlı kullanılabilir, özgür olduğu söylenen tek varlık, kendi varlığını hiçleyen varlıktır. Hiçleyiş varlık eksikliğini ifade eder. Özgürlük de tam kendini varlık eksikliği yapan varlıktır.

Verilen açıklamalarda örnekler ne kadar çoksa düşünceyi kavrama açısından yararlı oldu. Kimi zaman cümleler arasında kayboldum, işin içinden çıkamadım. Buna sayfa 377'den örnek:
"Ne var ki her şeye rağmen düşünümsel, üzerine düşünümsel olacak olduğundan, üzerine düşünülmüş de düşünümsel olduğundan, ikili bir bölünmeyi içeren bu eğilime el konulmuştu ve bu eğilim bastırılmıştı."
"Nitekim eğer düşünümün içinde kendimi nesne olarak değil de yalnızca hemen hemen nesne olarak kavrıyorsam, bunun nedeni kavramak istediğim nesne olmamdır; beni benden ayıran hiçliği daha olacağım: kendiliğimden de kaçamam, benim kendim üzerine bakış açısı da edinemem; böylece kendimi varlık olarak gerçekleştirmeyi de, "vardır" ın formu içinde kavramayı da başaramam, telafi çabası sonuçsuz kalır, çünkü telafi eden kendi kendisine göre telafi edilendir."

Sarte' ın bu denemesi oldukça ağır bir kitap. Ön bilgiye sahip olunmadan anlaması zor, çok yoğun olmayan bir zaman diliminde, dingin bir kafayla okunmasını tavsiye ederim. Ne kadar zorlasa da bu fikirleri okumak güzel, düşünürler olmadan ilerleme sağlanamazdı.
762 syf.
Sanıldığının aksine hiçlik "bir hiç olmak" değildir. Kabaca açıklarsak, hiç olmak egodan sıyrılarak bütün evrenle ve tanrıyla bir olduğunu farketmektir. Tabiki bunu farkeden kişi kalkıp da "benim kişilik olarak hiçbir değerim yok evrenin öylesine bir parçasıyım" demez zira egosundan kurtulmuş olan kişi için artık " ben" diye bir kavram yoktur. O heryerdedir, kendini evrendeki bütün maddelerin bir parçası olarak görür, hisseder. Çiçeğin,denizin,taşın, yazı yazdığı klavyenin bir parçasıdır ve bu o kadar normal bir duygu gibi gelir ki ona. Yani aslında hiçlik dediğimiz şey aslında herşey olmaktır.
762 syf.
·10/10
Felsefe okuyorum diyip öylesine açılmamalı. Aksi takdirde hiçbir şey anlamaz ve çince okumaya çalışıyor gibi kalırsınız: buna dikkat ediniz. Oldukça ağır bir kitaptır.
762 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Belli bir yerden sonra mola verilmezse antidepresan etkisi yaratan bir kitaptır kendisi. Büyük bir zeka ürünü olmakla yer yerde kendini tekrar eden ki aksi olsa fazla kafa karıştırıcı olabilecek bir kitap
762 syf.
·Beğendi·10/10
21 Haziran 1905 yılında Paris' te doğan düşünür Jean Paul Sartre, aynı zamanda döneminin en iyi yazar, anlatıcı ve denemecisi olarakta da kabul görmüş, entellektüel bir aydındı. Ama Sartre' ı , Sartre yapan Varoluşçuluk felsefesinin mihenk taşı olmasıdır. Peki, Varoluşçuluk nedir?


Varoluşçuluk (Egzistansiyalizm); kökü İlk Çağ (Antik Yunan) a kadar uzanan bir felsefe sistemidir. 2. Dünya Savaşı ' nın sonlarına doğru bağımsız bir felsefe olarak ortaya çıkmıştır. Varoluşçuluk akımına göre insan; kendi özünü kendisi belirler. Bu görüşü şöyle özetleyebiliriz: Var olma özden önce gelir. Yani insan önce dünyaya gelir, var olur, ondan sonra olmak istediği gibi biri olur, özünü kendi belirler. Daha fazla açıklamak gerekirse, hepimiz bir şekilde yaratıldık, bu dünyaya geldik. Ama hiçbirimiz şartlanmış bir iyilik ya da kötülükle doğmadık. Zaman içinde özümüzü kendimiz var ettik. Kimimiz dürüst bir insan olmayı, kimimiz alçak bir hırsız, katil vs olmayı kendi seçti. Yani hiç kimse önceden belirlenmiş bir öze sahip değildi. Yaptığımız eylemler, verdiğimiz kararlar varoluşumuzu belirler. Sartre bu durum için; " İnsan kendi özgürlüğüne mahkum edilmiştir." der. Sartre ' a göre tercihlerimizle, yaptıklarımızla kendi varoluş özgürlüğümüzü gerçekleştirmek için özümüzü ortaya çıkarmak zorundayız hepimiz. Varoluşçuluk, hümanizm ve eşitliği en savunan felsefelerin başında gelir. Soren Kierkegaard' ın kitaplarını okumuş olanlar kadın - erkek eşitliğine ne denli önem verdiğini fark etmişlerdir. Egzistansiyalizm bizim bildiğimiz adıyla Varoluşçuluk, Hz İsa' dan itibaren görülen bir akımdır. Ancak 2. Dünya Savaşı ' nın sonlarına doğru adı konmuştur. Bu akım en çok Kierkegaard, Dostoyevski, Heidegger, Nietzsche, Andre Gide, Camus ve Kafka ile bütünleşmiş, eserlerinde görülmüştür. Buna rağmen kendini varoluşçu diye tanımlayan tek isim Sartre olmuştur. Kierkegaard bu terimi hiç kullanmamış olsa da ilk varoluşçu kabul edilir.


Varlık ve Hiçlik, Jean Paul Sartre' ın en önemli eseri, başyapıtı. Yayımlandığı günden, günümüze kadar felsefe tarihi açısından en önemli fenomenolojik (görüngübilim) ontoloji (varlıkbilim) denemesi olarak kabul edilir. Sartre felsefeye yön veren bu dev eseri 2. Dünya Savaşı ' nın sonlarına doğru birkaç ay gibi kısa bir sürede yazmış. Ancak birkaç ayda yazılan bu kitap, Türkçeye 66 yılda çevirilmiş. Bunun sebebi varoluşçuluk felsefesinde düşünürlerin kendi kendilerine terimler üretmesi ve diğer dillerde bu terimlerin bir karşılığının bulunamaması. Bu yüzden Varlık ve Hiçlik yıllarca çevirmenlerin önüne gelip bir türlü Türkçeleştirilemeyip tekrar rafa kaldırılmış. Kitabı okurken de bu terimlere sık sık rastlayacaksınız. Çünkü çevirmenler ( Gaye Çankaya Eksen, Turhan Ilgaz) bu terimlerin Türkçe karşılığını bulamayıp genelde orjinal dilindeki (Fransızca) haliyle bırakmış ya da parantez içinde belirtmişler. Çok iyi bir çeviri değil, fakat uydurulmuş onlarca terimden dolayı bu kadarına da şükür. Çevirmenler de büyük ihtimalle çevirinin yeterince anlaşır olmadığını bildiğinden kitabın sonuna 6 sayfalık bir sözlük eklemişler.


Sartre bu kitabı müthiş anlaşılmaz bir şekilde yazmış. Ama aynı zamanda iyi bir yazar, denemeci olmanın verdiği avantajla da aralara öyküleyici bir anlatım serpiştirmiş. Bu öyküleyici anlatım sayesinde savlarını daha iyi anlayabiliyorsunuz. Mesela " Kendini Aldatma Davranışları " bölümünde bahsettiği ilk randevusuna giden kadın gibi. Kadın, ilk randevusunda karşısındaki erkeğin niyetini gayet iyi bilir. Ama kendi kendini kandırıp bunları düşünmeyi red eder ve erkeğin nazik, saygılı tavırlarına tutunur.


Radyoda işittiğimiz sesin bir gramafondan yükselen şarkı değil de bir adamın sesi olması yalnızca tahmine dayalı değildir, muhtemeldir de ya da yoldan geçtiğini gördüğümüz kişinin mükemmel bir robot değil de bir adam olması sonsuzcasına muhtemeldir. Bu durumda radyodaki sesin de, sokaktaki adamın da bir "varlık" olduğu tartışmaya açık değil. Ama özgürlük bir "varlık" değil, insanın hiçliğidir. İnsan gerçekliği yeterince olmadığı için özgürdür, durmadan kendi kendisinden koparıldığı ve olmuş olduğu şey olduğu ve olacağı şeyden bir hiçlikle ayrıldığı için özgürdür. Şimdiki varlığımızın kendisi de “yansı-yansıtan” formunda hiçleyiş olduğu için özgürdür, insan özgürdür, çünkü kendi değildir ama kendine mevcudiyettir. Ne ise o olan varlık özgür olamaz. Özgürlük, tam da insanın yüreğinde oldurulan ve gerçekliğimizi olmak yerine kendini yapmaya zorlayan hiçliktir. İnsan gerçekliği için olmak kendini seçmektir. Alabileceği ya da kabul edebileceği hiçbir şey bize dışarıdan da içeriden de gelmez. Hiçbir türden yardım olmadan, en küçük ayrıntıya varana kadar kendimizi varlık kılmanın dayanılmaz zorunluluğuna bütünüyle terk edilmişizdir. Böylece özgürlük bir varlık değildir. İnsanın varlığıdır, yani insanın varlık hiçliğidir. Eğer insan önce bir doluluk gibi düşünülseydi, onda daha sonradan özgür olacağı bir takım anlar ya da psişik bölgeler aramak saçma olurdu. Tıpkı önceden ağzına kadar doldurduğumuz bir kapta boşluk aramak gibi. Sartre' a göre dünya bir saçmalıktan ibaret ve bizler de bu saçmalığa fırlatılmış birer varlığız. Sartre kitaptaki " KENDİNDE VE KENDİ-İÇİN: METAFİZİK YAKLAŞIMLAR" başlığı altında varlığı bilinçli ve bilinçsiz varlıklar diye ikiye ayırmış. "Kendi için varlık" dediği bilinçli, irade sahibi varlıklar kategorisine insanları ve "kendinde varlık" adını verdiği bilinçsiz varlıklar kategorisine de insanın dışındaki tüm varlıkları yerleştiren Sartre'a göre, aslında varlığın hiçbir anlamı yoktur. Yani varlık aslında hiçliktir.


Varlık ve Hiçlik, okuduğum kitaplar içinde beni en çok zorlayan, en uzun süre elimde kalan, Allahım sana geliyorum dedirten kitap oldu. Kesinlikle ileri seviyede felsefe, psikoloji ve mitoloji birikimi olmayan arkadaşlara bu kitabı önermiyorum..

#elif7
762 syf.
·27 günde·Beğendi·7/10
Bir nevi ontoloji denemesi ilk örnekleri yazar için.
20.yy. ortaları çıkışlı bir akım olduğunu, dönemin her türlü alt yapısını da önceden araştırmanın bu felsefi akıma ışık tutacağını, daha sonra illaki sıfırdan doğmamış bir akım olduğunu, ontoloji üzerine ve Sartre okudukça atıf yapılan kişilere de bir ulaşıp okuma yapılması konuyu daha anlamlı kılacaktır.
Felsefede mantık denemelerinin ve önermelerinin ilk örneği olan A a ise B değildir. A, b olabilir. A, hem a hem b olabilir. Çözümlemesini ontoloji yani varlık üzerine yapmış ve var olan ile var olmayan arasındaki farklar, ilişkiler, çelişkiler ve bunu üzerine düşünmemizin varlığımız ve hayattaki amacımızın yönlenmesi üzerine etkileri irdelenmiştir.
Kaderi ve hakikati insanın kendi eline verir. Özgür olmayı insan seçer ve bu konuda eylemlerinden de kendisi sorumludur. Bu konuda varsa bir huzur kendini tadar, varsa bir sıkıntı kendisi çeker, olan olmayan her şey kendi elindedir. Başka bir el ve güç yoktur.
Ateist / tanrısız ahlak sisteminin savunucusu ve açıklayıcısıdır. İyiyi, doğruyu, sorumluluğu ve bunlarlar ilgili tüm ahlak terimlerini açıklar da insanı bir başlangıç ve son sahibi bir dini motife bağlamaz.
Kasıntı bir eser olması da cabası olmakla beraber varoluşçuluk eserini daha çok tavsiye derim.
762 syf.
l'etre et le neant

sartre'ın 1943'te yayınlanan devasa felsefe metni. 20. yüzyılın en önemli metni olmuştur. türkçe çevirisi çok zor bulunabilir artık.

türkiye'de 2011 yılında en çok satanlar listesinin zirvesindeydi bir dönem. alan almıştır o dönem ki baskıyı.

kafa karıştırıcı bir ontoloji denemesi gibi gelebilir. çünkü öncesinde varlık felsefesini ve materyalizmi iyi bilmek gerek tam anlamıyla sartre'ı anlamak için.
762 syf.
Varlık Felsefesi dersi için zorunlu iki kitabımızdan biriydi. Bir dönem içinde gözümüzden yaş aka aka okuduk. Sartre'ın baş yapıtıdır kendisi. Her fikrini temeline oturttuğu kitaptır.
762 syf.
·11 günde
Bu kitabı yazarı için almıştım. Kütüphaneci eleman söylemişti aslında almayın boşuna diye. Bazen söz dinlemek lazım. Bu kitabı ancak bir oturuşta okuyacak kadar zamanı olan birileri okursa belki bir şeyler anlayabilir. Benim gibi zamanı kısıtlı olan ve parça parça okuyanlar için bitirmekte zorlanılacak kitaplardan.
Bütün kapıları kapattık ve aşkın varlık ile bilinci, kapalı ve iletişimsiz iki bütünlük olarak bakmaya kendimizi mahkum ettik.
Jean-Paul Sartre
Sayfa 25 - İthaki Yayınları 3. Baskı 2010
Eğer yaşama bir geçmiş atfetmek gerekseydi -bu da hiçbir şekilde kesin değildir- bunu ancak yaşamın varlığının bir geçmiş içerecek biçimde olduğunu kanıtladıktan sonra yapabilirdik.
Jean-Paul Sartre
Sayfa 107 - İthaki Yayınları 3. Baskı 2010

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Varlık ve Hiçlik
Alt başlık:
Fenomenolojik Ontoloji Denemesi
Baskı tarihi:
Ağustos 2009
Sayfa sayısı:
762
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752732957
Kitabın türü:
Orijinal adı:
L'être Et Le Néant / Essai D'ontologie Phénoménologique
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Varlık ve Hiçlik, hiç şüphesiz Jean-Paul Sartre'ın "başyapıtı"dır. Sadece Fransız felsefesi açısından değil genel olarak felsefe tarihi açısından da son büyük ontoloji denemesini temsil eder. Dolayısıyla önemini ve güncelliğini hâlâ korumaktadır ve hiç şüphesiz daha uzun yıllar korumaya devam edecektir. Çünkü, insan, ilk defa bu yapıtta, özgür olmaya "mahkum" edilmiştir...
İyi okumalar!
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 274 okur

  • Ahmet Tosun
  • Meursault
  • Mühübe
  • Yurdagül Soğukdağ
  • Pers
  • Eva
  • Baran Karğı
  • Merve Şahin
  • Murat Genç
  • bitmeyen bir paradoksun içi

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.9
14-17 Yaş
%2.4
18-24 Yaş
%17.1
25-34 Yaş
%46.3
35-44 Yaş
%22
45-54 Yaş
%7.3
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%49.3
Erkek
%50.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%46.4 (32)
9
%14.5 (10)
8
%18.8 (13)
7
%4.3 (3)
6
%2.9 (2)
5
%5.8 (4)
4
%1.4 (1)
3
%1.4 (1)
2
%1.4 (1)
1
%2.9 (2)

Kitabın sıralamaları