Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği

·
Okunma
·
Beğeni
·
15.291
Gösterim
Adı:
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Baskı tarihi:
Ağustos 2015
Sayfa sayısı:
336
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750726170
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Unbearable Lightness Of Being
Çeviri:
Fatih Özgüven
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Cumartesi ve pazar günleri, varolmanın tatlı hafifliğinin geleceğin derinliklerinden yükselip yanına vardığı duygusu içindeydi. Pazartesi, benzerini bundan önce hiç tanımadığı bir ağırlıkla çarpıldı. Rus tanklarının tonlarca çeliği bunun yanında hiç kalırdı. Çünkü sevecenlikten daha ağır bir şey yoktur dünyada.

Milan Kundera’nın en bilinen romanı Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, yayımlanır yayımlanmaz çağdaş klasikler arasına girmiş, geçen yüzyılın en güçlü anlatılarından biri. Kundera, tepkiye karşı tepkisizliği, kararlılığa karşı kararsızlığın tutarlı ve erdemli yanlarını araştırdığı romanının başkişisi Tomas’la alışılmış, arkasında güçlü düşünce ve yaşam kurallarını taşıyan roman karakterlerini sorgular. Sovyetler’in Çekoslovakya’yı işgal günlerini de arka planda anlatır. Tıpkı kişiler gibi toplumsal önyargılar da eninde sonunda kararsızlığa ve “varolmanın dayanılmaz hafifliği”ne mahkûmdur ne de olsa.
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği...

Yaşamlarımızın her saniyesi sonsuz kere yineleniyorsa, İsa'nın çarmıha çivili olduğu gibi biz de sonsuzluğa çivilenmişiz demektir. Bu, insanı dehşete düşürecek bir olasılık. Sonsuza
kadar yinelenme dünyasında her attığımız adıma dayanılmaz bir sorumluluğun ağırlığı gelir çöker. İşte Nietzsche,
Sonsuza Kadar Yinelenme düşüncesine bunun için yüklerin en ağırı demiştir (das schwerste Gewicht).
Sonsuza Kadar Yinelenme yüklerin en ağırıysa, bizim yaşamlarımız
bu ağırlığın karşısında göz kamaştırıcı bir hafiflik
içinde belirmektedir.

Ebru Ince sayesinde okumuş oldum teşekkürler ablacığım :)

Tomas ve Tereza'nın hayatlarının akışını değiştiren 6 rastlantı. Hiç birimiz belki farkında değiliz hayatın bizler için neler hazırladığının...

Tomas hep bir merhamet duygusu için de baktı Tereza ya farklı bedenler farklı işler ne aradığını bilmeyen bir ruh halinde..(Tomas seni hiç sevmediğimi bil )

Tereza annesine benzemekten korkan bir kadın ...
Sevdiği erkeğin aldatmalarına sadece kaybetme korkusu yüzden katlanması, peki sevgi yada aşk fedakarlık mıdır? Benim kafamı çok kurcaladı...

Kitap da en çok beğendiğim bölüm; KARENİN'Nİ GÜLÜMSEYiŞİ kısmı... Hayvan sevgisini o kadar güzel anlatmış ki yazar bende hissederek okudum ve iyiki kitabı yarım bırakmamışım yoksa çok üzülürdüm...


Tümüyle benliksiz bir aşktı bu; Tereza, Karenin'den bir şey istemiyordu; onu sevdi diye karşılığında, kendisini sevmesini bile beklemiyordu. Üstelik hiçbir zaman kendi kendine; insan çiftlerine yaşamı zehir eden soruları da sormamıştı:
Beni seviyor mu? Benden daha çok sevdiği bir başkası var mı? Benim sevdiğimden daha çok seviyor mu beni? aşkı ölçmek,sınamak, denemek ve kurtarmak için aşka yönelttiğimiz
bütün bu sorular belki de her şeyin yanısıra aşkı kısaltmaya da yarıyor. Belki de sevemememizin nedeni çok sevmek istememiz, yani karşımızdaki kişiden hiçbir istekte bulunmaksızın, ondan onunla birlikte olmaktan başka bir şey istemeksizin kendimizi ona verecek yerde ondan bir şey (aşk)
talep etmemizdir.

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
"İşte oradalar," dedi yüreğine, "gülüyorlar işte; beni anlamıyorlar, ben bu kulakların dinleyeceği ağız değilim.”

Böyle Buyurdu Zerdüşt – Friedrich Nietzsche

Çağımızın vebalarından birisi olan “tüketim kültürü”nden nasibini almış kitaplardan birisiyle daha karşı karşıyayız. Süreç hemen hemen bütün eserlerde benzer işliyor. Büyük bir yazar, büyük bir eser yazıyor. Ciddi okuyucular okuyup seviyor, isim dilden dile; eser elden ele dolaşıyor. Gereğinden fazla elden ele dolaşan eser, giderek ele ayağa düşüyor. Nihayetinde eserin derinliğine sızamayan bir grup, esere sızamama gibi bir ihtimalleri olmadığı için (!), eserin abartıldığını söylemeye başlıyor ve yazarının binbir tutkulu hezeyanla ortaya koyduğu ürün bir pop kültür öğesine dönüşürken, kibirli ayakların tekmelerine maruz kalıyor.

Milan Kundera, sadece bir roman yazarı değildir, aynı zamanda ciddi bir kültür eleştirmeni ve düşünürdür. Bundan dolayı eserleri her midenin rahatlıkla sindirebileceği türden kolay lokmalardan değildir. Seçkin midelere, seçkin tatlar sunar ama alelade bünyelerde sindirim problemlerine sebep olur. Söz gelimi bu eseri sindirebilmek için, Parmenides’ten haberdar olmak, Beethoven’ın kahkahalarını hissedebilmek, Descartes ile Nietzsche arasında taraf tutabilecek kadar felsefeye aşina olmak gereklidir.

Kitap, benim gibi çok felsefe, az edebiyat okuyan ve her şeyden çok gerçeğe tutkun olan birisi için bulunmaz bir nimet oldu. O kadar çok sayfada heyecanlandım, mutlu oldum ve kavrayışım zenginleşti ki, Kundera’yı bundan sonraki yaşamım için vazgeçilmezler listesine ekliyorum.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.356 Oy)19.121 beğeni43.564 okunma3.023 alıntı183.686 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.584 Oy)8.862 beğeni28.819 okunma850 alıntı140.214 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.757 Oy)13.469 beğeni34.673 okunma3.451 alıntı146.677 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.924 Oy)8.884 beğeni26.423 okunma2.687 alıntı115.282 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.049 Oy)6.398 beğeni16.891 okunma2.770 alıntı86.401 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.318 Oy)9.283 beğeni25.750 okunma1.844 alıntı119.335 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.599 Oy)9.105 beğeni25.445 okunma1.536 alıntı127.287 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.487 Oy)8.079 beğeni22.893 okunma850 alıntı90.243 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.441 Oy)3.940 beğeni13.027 okunma1.238 alıntı53.270 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.681 Oy)5.786 beğeni19.744 okunma849 alıntı101.683 gösterim
Hani ben mi anlamadım yada yine çok büyük beklenti hatasına mı düştüm diyeceğim. O kadar çok ismini duyduğum bu roman beni ummadığım kadar şaşırttı. İyi yönde de, sıkıcı yönüyle de. Elbetteki çok kötü bir eser asla değil ama bazı bölümlerinde gerçekten sıkıldım, zorlandım. Hele “Kitsch” kavramının anlatıldığı bölümde gerçekten çok sıkıldım. 3 kez başa dönüp terimi canlandırmak, anlamlandırmak istedim ama zorlandım.

Neyse Milan Kundera ile ilk tanışmamızdı. Kitap 7 bölümden oluşuyor. O bölümler içerisinde de 25 ‘er bölüm oluşmakta. Karaterlerin iç dünyasını anlatan bölümler. Genelinde felsefik konular içermekte. Ama yine beklentinizi karşılayan çok iyi bir kurgu karşınızda. Kitap yaşamın hafifliği ve ağırlığından yola çıkıyor. Hayatımız tekrar eden bir döngü içinde mi yoksa düz giden bir yaşamda olmalı mı diyerek başlıyor. Son bölümde bunu güzel bir şekilde ifade ediyor.

Aslına bakarsak olaylar bir aşk ile başlıyor. Daha doğrusu tesadüf üzerine tanışan Tomas, Teraza, Sabina ve Karenin ( Anne Karenina'dan atıf bir köpek ) ile hikaye devam edip gidiyor. Yazarın üslubu çok güzel ve açık. Cinsellik ile ilgili bölümleri gerçekten çok etkileyici. Erotizm bir ara tavan yaptı hatta.

Daha detayına girince karşınızda bir komünist rejim ile ilgili detaylar çok sağlam. Kitapta Tomas adlı doktora yapılan baskı ve bunlara karşı dik durması gerçekten çok etkileyici bir bölümdü. Tomas’ın hem başkalarını hem de kendi içindeki yaşamı ( hafiflik mi , ağırlık mı ) anlamaya çalışması aslında romanın tümünü kapsayan başka bir detay.

Son bölümü hele hiç unutamayacağım. Hayvanlarla ve hayvan sevgisi ile ilgili olan bu bölümü okuyunca gerçekten duygulandım. Çok güzel değinmiş. Gerçi Karenin'i her yerde yanından ayırmaması zaten hayvanlara olan düşkünlüğünün bariz kanıtı.

Aldatılma ve cinsellik konuları üzerinde çok fazla durmuş yazar. İki kadını bir bölümde karşı karşıya getirip fikirlerini bize analiz ettirmiş.

Uzun lafın kısası farklı ve bazı yerlerinde marjinal bir roman. Konusu, kurgusu çok sağlam. Farklı bir yazar. :)

Sizce hafiflik mi daha iyi ağırlık mı ?

Tavsiye ederim. Güzel bir roman.
"Niye bu kadar geç keşfettim?" Diye hayıflandığım kitap. Bazen bazı kitaplar insana öyle derinden dokunur ki o kitabı kendiniz yazmış gibi hissedersiniz. Muhakkak okunmalı.
Kitapsever çevremde Milan Kundera’nın yaşayan en iyi romancı olduğunu düşünen bile var. (Kundera’ya başlamayı çoktandır çok istemem, bu en bilinen romanının en sabırsızlandığım kitaplardan biri olması falan bilmiyorum hafifletici neden olur mu ama) Okuduğum ilk Milan Kundera kitabı oldu. Yazarın hem entelektüel donanımına ve üslubuna hem de bu kitapla işlediği konulara bayıldım. Yaşayan en iyi romancı mıdır bilemiyorum, yorumlamak haddim de değil, ama Kundera okumaya devam edeceğim kesin.

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’nde en sevdiğim şeyler nelerdi diye düşününce;

Bir kere aşka dair bir roman :) Tabi konu aşk olunca öyle stabilite falan pek aramayacaksınız, nitekim metnin hafifliğini / uçarı akışını, bir de cinsellik konularını cesurca işlemesini (sevmeyenler de varmış yorumları okuyunca ama) ben sevdim.

Yazarın roman kahramanlarının hissettiklerine, düşüncelerine geniş yer vermesini çok sevdim. Romanın içine girmeyi çok kolaylaştırmış. Okurken bazı yerlerde sanki anlatılan kahraman benmişim de tüm olanı biteni ben yaşıyormuşum gibi hissettim.

Romanda muhtelif yerlere serpiştirilmiş felsefi argümanları sevdim. Her ne kadar biraz zor bir araç olsa da, felsefenin dokunup da ilginç kılmadığı bir şey yok zaten.

Rusların Çekoslavakya’yı işgali, savaşın kötülüğü gibi konular romanın arka fonuna harika yerleştirilmiş, bunu takdir ettim.

Aaa unutmadan, kitapta işlenen hayvan sevgisini çok ama çok sevdim. Bu yönünü hep hatırlayacağım.

Neyse uzatmayım, bazıları bu kitabı marjinal bulacaktır, ama ben hem Kundera’yı hem de bu kitabını çok beğendim.
Ağırlık ve hafiflik. Ruh ve beden. Yaşamımız bunların ikiliği ya da birliği. Tereza ve Tomas. Kadın kahramanımız kasabada yaşayan, annesine benzemekten korkan, dünyayı kocaman bir toplama kampına benzeten bir garson ve erkek kahramanımız 6 tesadüfle oraya gidip ikisinin yazgılarını birleştiren dul bir doktor.

Bu 6 tesadüf olmasaydı da ikisi karşılaşmasaydı daha mı iyi olurdu bilmiyoruz, çünkü yazarın anlatmak istediklerinden biri bu: bir kere yaşıyoruz, daha önceden bilseydik verdiğimiz kararların sonuçlarını ve tekrar döngüyle başımıza aynı olaylar gelseydi bilmenin ağırlığı altında kalırdık. Bilinmezliğin hafifliği var üstümüzde, varolmanın dayanılmaz hafifliği.

Roman Rusya'nın Çekoslavakya işgalinin gölgesi altında şekilleniyor. Kahramanlarımız 'komünizm' e karşı verdiği mücadele içerisinde neyi neden yaptıklarını sorgulamaya başlıyorlar. Tomas 'ın erotik dostu ressam ve ihanete bile ihanet eden Sabina ile Sabina' dan esinle hayatını değiştiren Franz dahil oluyor konuya. Tabii Karenin'i ni de unutmamak lazım. Hayatlarının değişimi ve her vazgeçişte bir keşfediş. Çok çok güzel yazımı.

Yazarların cinsiyeti benim için her zaman önemli olmuştur. Cinsellikle, aldatmakla, aşkla, birlikte yaşamakla ilgili konulardaki tutumlarıyla Kundera kadın aklından uzaklaşıyor bana göre. İçsel olarak yorumlayamaması değil bahsettiklerim, sonuçlandırırken hissediyorsunuz. Ya da ben Tomas'ın hiçbir zaman kabul edilemeyecek aşırılıklarını, karısının ömrünün sonlarına doğru anlayışla karşılamasını hazmedemedim.

Ve bu usta yazar yaşıyor. Paris'te.
Kitap Nietzsche’nin Ebedi Dönüş düşüncesinden yola çıkarak yaşamlarımızın her saniyesinin sonsuz kere yinelenmesinin insan için yüklerin en ağırı olduğunu, Parmenides’in oluşturduğu olumlu -olumsuz kavram karşıtlarından biri olan ağırlık-hafiflik karşıtının hangisinin olumlu olumsuz olduğunu sorgulayarak başlıyor.

Yaşamımızda yüklerimiz bizi ağırlaştırıp yere yapıştırdığında mı gerçek yaşamımızı yakalayıp mutlu oluruz veya yüklerimizden kurtulup hafifleyip göğe yükselip özgürleştiğimizde mi?

Yazar bu ikilemden yola çıkarak Çekoslovakya’nın Prag kentinde birçok tesadüfler sonucu karşılaşan Tomaz ve Tereza’la, Sabina, Frank, Karenin karakterlerinin her birini bölümler halinde vererek onların iç dünyalarını okuyucuya aktarıyor.

Olaylar Çekoslovakya'da Komünist Parti’nin iktidar olduğu dönemde geçiyor, komünist yönetimin bir Sovyet ‘kitsch’e -Kitsch kavramı 6. bölümde ele alınmış okurken en zorlandığım beni yavaşlatan bölümdü, bu Almanca kavramın Türkçe’de net bir karşılığı yok, ben sahte kavramıyla özdeşleştirdim – dönüşmesi eleştirisi, kadın erkek, aile ilişkileri, aşk, hayvan sevgisi, baskılara göğüs gerip ben olabilme mücadelesi anlatılıyor.
Ağırlık mı hafiflik mi derseniz hangisinin bizi mutlu ettiğine bağlı.
"Ana rahminden çıkmamıştır roman kişileri; şu ya da bu sözcüğün itici gücünden ya da temel bir durumdan doğmuşlardır."

Milan Kundera'nın 1982'de tamamladığı 'magnum opus'u (en büyük eseri) gerçekten de öyle anılmayı hak ediyor, hatta biraz da abartılı söyleyecek olursak Albert Camus öldüğünden bu yana kıt'a Avrupa'sında yazılmış olan en nitelikli roman bile olabilir. -tabi böyle bir yargıya varmak için, onlarca roman okumak gerekir ama en azından yoğunluk ve genişlik olarak bu kitabın çok üst bir noktada yer aldığını söyleyebiliriz.

Baştaki söze dönersek, Kundera'nın 'itici gücü olan düşünce' Nietzsche'nin 'Ebedi Dönüş' kavramı, Parmenides'in zıtlıklar düşüncesi, dönemin siyasi meseleleri, ilişkiler ve erkek ile kadının farklı bakış açıları, vs. Kundera, o kadar farklı düşünceleri, farklı konuları işlemek için karakterlerini farklı şekillerde zorluyor, bu yüzden belki de beklenmedik, bize çok normal gelmeyen davranışlar da bulunuyor karakterler. Çünkü onlar ana rahminden çıkmamıştır. O nedenle alışılmış tepkiler gösteremezler, mesela Tereza aldatıldığını bile bile sadakatini sürdürmek zorundadır çünkü yazar öyle ister.


"Roman yazarın itirafları değildir; bir tuzak haline gelmiş dünyamızda yaşanan insan yaşamının araştırılmasıdır."

Üstadın roman yazımı konusunda düşüncelerini bilmek, kitabın içine girmek için oldukça önemli diye düşünüyorum. Yazar da öyle düşünüyor olacak ki, felsefî notları ve kendi düşüncelerini okuyucuyu sıkmayacak şekilde çok ölçülü serpiştirmiş kitabın içine. "İnsan yaşamı sürekli ileriye gitmek zorunda, döngüsel bir şekilde ilerlemiyor." diyor kitabın bir yerinde ve sıkça tekrarlanan cümlesi "Hayatın tek provası kendisi ve hataları bir başka yaşamda düzeltme şansı yok." ifadesini kendisi de birçok defa tekrarlıyor. Bunları da düşünerek, yazarın ne kadar önemli bir iş yaptığını söyleyebiliriz. Tereza veya Franz o hataları geri alamaz, tercihleri düzeltemez ama bizim için önemli bir rehber olabilir onlar.


"hafiflik/ağırlık karşıtlığı bütün karşıtlıkların en gizemlisi, en çift anlamlısıdır."

Bu cümleyle birlikte, kitabın adını da bir kez daha tartışalım. "Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği" kitabın tümünde öyle bir görüntü mü var? Hayır. Herkesin hafiflik veya ağırlık anlayışının farklı olduğunu görüyoruz. Kişinin, 'hafiflik' duygusunu hissetmek için uzun zaman kendisi farkında olmasa dahi, bencilce tercihler yaptığını görebiliyoruz. Bu açıdan, biraz 'Mutlu Ölüm'e yakınsadığını söyleyebiliriz, en azından çıkış noktası olarak.


Aslında bu kitap için söylenecek daha çok şey var da, bahsedersem kitabın ayrıntılarına girmiş olacağım için burada noktayı koyuyorum. Okunması gereken kitaplar arasında çok üst bir noktaya yerleştirdim.
Tomas, Tereza, Sabina ve Karenin üzerinden cinselliği, siyaseti, statü ve hayata bakışı, sanatı ve hayvan sevgisini çok net olarak kendi içinde tartışan bir kitap. Şaşırtan ayrıntılar ve felsefi yaklaşımlarla dolu bir eser. Bittiğinde ağır bir yemek yemişsiniz hissiyle kalıyorsunuz. Oldukça yoğun ve üzerinde düşünülecek çok fazla soru barındırıyor. Şahsen kitabın sonunu çok sevmesem de genel olarak akıcılığı, anlatımı gerçekten başarılı. Herkese tavsiye eder, iyi okumalar dilerim.
Varolmanın dayanılmaz hafifliği, kadın-erkek ilişkileri ile aslında kendi içsel yolculuğumuzu betimlemeye çalışan ve hayatta aldığımız sorumluluklar alınan kararlar ve bunların sonuçlarının hayatımıza getirdiklerini de bize özetliyor. Aşk,sadakat/sadakatsizlik, aile gibi kavramların anlamları hakkında yeni düşüncelere varırken anne,baba ve evlat gibi rollerin de hayatta aslında hep olması gereken görüntüsünün dışında bir boyuta taşıyor. Çocukluğumuzda yaşadığımız şeyler babaların annelerin çocukların hayatında bıraktığı izlerin geleceğe yansıyan gölgeleri ve küçük tesadüflerin sonuçları okurken zihnimizi işgal ediyor. Kolda taşınan bir kitap ya da bir kadının iş çıkış saati veya nezle olması bir hayatın akışında ne kadar fark yaratır ya da zincirleme tesadüfler silsilesine bir katkıda daha mı bulunur ? Okudukça bu soruların hepsi cevaplanıyor ama peşinde yeni sorular da doğuruyor.. Bu dünyada varolmayı hep bir ağırlığı olan ve taşınması gereken sorumluluklardan oluşan bir yükmüş gibi düşünen insanlara ise diyor ki ya varolmak, her şeyimizle kendimizi yargılamadan biz olmak, bizi hafifletiyorsa ?
Ağırlık, hafiflik, var olma sorunu, aşk, bağlılık, sadakat, cinsellik, hayvan sevgisi...kısaca ne ararsanız var bu farklı kitapta. Arka planına Prag Baharı'nı alarak dönemin siyasal ve toplumsal atmosferine de karakterler üzerinden göz kırpıyor. Bence okumaya değer farklı bir kalem Kundera.
aşk tan kurtulmak gerekiyordu çünkü aşklar da imparatorluklar gibidir; üzerine dayandırıldıkları düşünceler un ufak olduğunda onlar da silinir gider.
"Kitapları gündüz kitapları, gece kitapları diye ikiye ayırmaya orada başladım," ... "Gerçekten de, gündüz okunsun diye yazılmış kitaplar vardır, bir de sadece geceleri okunabilecek olanlar."
Sadece bir hayat yaşadığımız için bu hayatı öncekilerle karşılaştıramaz ya da kusurlarımızı gelecekteki hayatlarımızda gideremeyiz; bu nedenle de ne istediğimizi bilemeyiz.
"Bir şeyin bizim için büyük bir yük olduğunu söyleriz. Ya taşırız bu yükü ya da beceremez, okkanın altına gideriz, bu yükle didişir, kazanır ya da kaybederiz."
Gündüz okunsun diye yazılmış kitaplar vardır, bir de sadece geceleri okunabilecek olanlar."
Milan Kundera
Sayfa 87 - İletişim Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Baskı tarihi:
Ağustos 2015
Sayfa sayısı:
336
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750726170
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Unbearable Lightness Of Being
Çeviri:
Fatih Özgüven
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Cumartesi ve pazar günleri, varolmanın tatlı hafifliğinin geleceğin derinliklerinden yükselip yanına vardığı duygusu içindeydi. Pazartesi, benzerini bundan önce hiç tanımadığı bir ağırlıkla çarpıldı. Rus tanklarının tonlarca çeliği bunun yanında hiç kalırdı. Çünkü sevecenlikten daha ağır bir şey yoktur dünyada.

Milan Kundera’nın en bilinen romanı Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, yayımlanır yayımlanmaz çağdaş klasikler arasına girmiş, geçen yüzyılın en güçlü anlatılarından biri. Kundera, tepkiye karşı tepkisizliği, kararlılığa karşı kararsızlığın tutarlı ve erdemli yanlarını araştırdığı romanının başkişisi Tomas’la alışılmış, arkasında güçlü düşünce ve yaşam kurallarını taşıyan roman karakterlerini sorgular. Sovyetler’in Çekoslovakya’yı işgal günlerini de arka planda anlatır. Tıpkı kişiler gibi toplumsal önyargılar da eninde sonunda kararsızlığa ve “varolmanın dayanılmaz hafifliği”ne mahkûmdur ne de olsa.

Kitabı okuyanlar 1.488 okur

  • Büşra :):)
  • Su
  • Hatice Yazan
  • Melike Balçık
  • Mustafa Beyazdaş
  • Seyhan Özkul
  • Mevlana Bahşi
  • Betül Yılmaz
  • Esra.
  • NigRa

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6
14-17 Yaş
%1
18-24 Yaş
%20.8
25-34 Yaş
%32
35-44 Yaş
%23
45-54 Yaş
%13.7
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%2.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66.8
Erkek
%33.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.5 (111)
9
%23.7 (112)
8
%25 (118)
7
%13.8 (65)
6
%4.2 (20)
5
%2.8 (13)
4
%1.7 (8)
3
%0.8 (4)
2
%0.4 (2)
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları