Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği

·
Okunma
·
Beğeni
·
36364
Gösterim
Adı:
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Baskı tarihi:
Nisan 2019
Sayfa sayısı:
336
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750726170
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Nesnesitelná lehkost bytí
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
The Unbearable Lightness of Being
The Unbearable Lightness of Being
Cumartesi ve pazar günleri, varolmanın tatlı hafifliğinin geleceğin derinliklerinden yükselip yanına vardığı duygusu içindeydi. Pazartesi, benzerini bundan önce hiç tanımadığı bir ağırlıkla çarpıldı. Rus tanklarının tonlarca çeliği bunun yanında hiç kalırdı. Çünkü sevecenlikten daha ağır bir şey yoktur dünyada.

Milan Kundera’nın en bilinen romanı Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, yayımlanır yayımlanmaz çağdaş klasikler arasına girmiş, geçen yüzyılın en güçlü anlatılarından biri. Kundera, tepkiye karşı tepkisizliği, kararlılığa karşı kararsızlığın tutarlı ve erdemli yanlarını araştırdığı romanının başkişisi Tomas’la alışılmış, arkasında güçlü düşünce ve yaşam kurallarını taşıyan roman karakterlerini sorgular. Sovyetler’in Çekoslovakya’yı işgal günlerini de arka planda anlatır. Tıpkı kişiler gibi toplumsal önyargılar da eninde sonunda kararsızlığa ve “varolmanın dayanılmaz hafifliği”ne mahkûmdur ne de olsa.
336 syf.
Bitirmiş olmamın dayanılmaz hafifliği..

Okuduğum ilk Milan Kundera kitabıydı muhtemelen son olmayacaktır. Çünkü anlatış tarzı gerçekten güzel, şahsen beğendim ben. Bık bık bık :)

1960-1970 yılları arasında Prag'da geçen ve politik ( Rusların Çekoslavakya'yı işgali, savaşın kötülüğü gibi konular) bir arka planı var kitabın.

Bu arka planın önünde ise beş karakterle ilerliyoruz. Ana karakterlerimiz Tomas ve Tereza diğer üç karakter ise Sabina, Franz ve benim en sevdiğim karakter ki kendisi yüce duygulara sahip bir köpek Karenin.

Bu beş (ve çoğunlukla Tomas ve Tereza üzerinden)  karakter üzerinden birbirine çok zıt karakterler arasındaki ilişkiler konusunda farklı tespitler yapıyor.

Erkek olanı cinselliği ve aşkı birbirinden ayrı tutuyor. Bir çok kadınla ilişkiye giren ya da girmiş diyeyim ama kadın ona çok zıt bir şekilde tek eşlilik taraftarı sakin, sessiz biri..

Kitabın son bölümlerinden birinde Karenin üzerinden hayvan sevgisi anlatılıyor benim en sevdiğim en etkilendiğim bölümlerden biri oldu. Hani hiç olmazsa bu bölüm için bile okunur bu kitap bence .


Kitap çok yönlü aşk var cinsel konuları cesurca işlemiş sonra felsefe var hayvan sevgisi var . Yani var da var . Çok yönlü bir kitap.

 “Roman kişileri insanlar gibi kadından doğmazlar, yazarın henüz hiç kimse tarafından keşfedilmediğini ya da hakkında önemli bir şey söylenmediğini düşündüğü temel bir insani olasılığı bir fındık kabuğunun içine sığdıran bir durum, cümle ya da eğretilemeden doğarlar.”  der Milan Kundera ve gerçekten oluşturduğu karakterler çok etkileyici. Bunu da onun ağzından bildirmek istedim.

Bahsetmeden bitirmek istemiyorum kitapta "kitsch" kavramından bahsediyor bana biraz karışık geldi . Bu bölümünü bir kaç kez okudum. Ama hala anlatacak kadar anlamamışım sanırım.


Son olarak ben çok beğendim çok yönlü bir eser olduğu için de rahatlıkla tavsiye ediyorum.


Keyifli okumalar...
336 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
"İşte oradalar," dedi yüreğine, "gülüyorlar işte; beni anlamıyorlar, ben bu kulakların dinleyeceği ağız değilim.”

Böyle Buyurdu Zerdüşt – Friedrich Nietzsche

Çağımızın vebalarından birisi olan “tüketim kültürü”nden nasibini almış kitaplardan birisiyle daha karşı karşıyayız. Süreç hemen hemen bütün eserlerde benzer işliyor. Büyük bir yazar, büyük bir eser yazıyor. Ciddi okuyucular okuyup seviyor, isim dilden dile; eser elden ele dolaşıyor. Gereğinden fazla elden ele dolaşan eser, giderek ele ayağa düşüyor. Nihayetinde eserin derinliğine sızamayan bir grup, esere sızamama gibi bir ihtimalleri olmadığı için (!), eserin abartıldığını söylemeye başlıyor ve yazarının binbir tutkulu hezeyanla ortaya koyduğu ürün bir pop kültür öğesine dönüşürken, kibirli ayakların tekmelerine maruz kalıyor.

Milan Kundera, sadece bir roman yazarı değildir, aynı zamanda ciddi bir kültür eleştirmeni ve düşünürdür. Bundan dolayı eserleri her midenin rahatlıkla sindirebileceği türden kolay lokmalardan değildir. Seçkin midelere, seçkin tatlar sunar ama alelade bünyelerde sindirim problemlerine sebep olur. Söz gelimi bu eseri sindirebilmek için, Parmenides’ten haberdar olmak, Beethoven’ın kahkahalarını hissedebilmek, Descartes ile Nietzsche arasında taraf tutabilecek kadar felsefeye aşina olmak gereklidir.

Kitap, benim gibi çok felsefe, az edebiyat okuyan ve her şeyden çok gerçeğe tutkun olan birisi için bulunmaz bir nimet oldu. O kadar çok sayfada heyecanlandım, mutlu oldum ve kavrayışım zenginleşti ki, Kundera’yı bundan sonraki yaşamım için vazgeçilmezler listesine ekliyorum.
  • Gülün Adı
    8.6/10 (1.326 Oy)1.454 beğeni4.011 okunma2.638 alıntı45.824 gösterim
  • Zorba
    8.5/10 (1.845 Oy)1.812 beğeni5.241 okunma5.719 alıntı47.491 gösterim
  • Dorian Gray'in Portresi
    8.8/10 (5.162 Oy)4.848 beğeni14.190 okunma18.450 alıntı125.721 gösterim
  • Veba
    8.3/10 (1.862 Oy)1.950 beğeni6.448 okunma4.561 alıntı46.821 gösterim
  • Don Quijote
    8.6/10 (2.269 Oy)2.275 beğeni9.229 okunma4.726 alıntı60.073 gösterim
  • Bulantı
    8.2/10 (1.977 Oy)2.208 beğeni7.468 okunma7.746 alıntı66.208 gösterim
  • Mülksüzler
    8.7/10 (1.584 Oy)1.728 beğeni4.419 okunma3.523 alıntı53.047 gösterim
  • Sana Gül Bahçesi Vadetmedim
    8.3/10 (1.236 Oy)1.286 beğeni4.316 okunma2.116 alıntı46.134 gösterim
  • Yaşamın Ucuna Yolculuk
    8.2/10 (1.231 Oy)1.274 beğeni4.650 okunma3.261 alıntı22.578 gösterim
  • Düşüş
    8.1/10 (1.634 Oy)1.542 beğeni5.614 okunma3.886 alıntı33.052 gösterim
336 syf.
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği...

Yaşamlarımızın her saniyesi sonsuz kere yineleniyorsa, İsa'nın çarmıha çivili olduğu gibi biz de sonsuzluğa çivilenmişiz demektir. Bu, insanı dehşete düşürecek bir olasılık. Sonsuza
kadar yinelenme dünyasında her attığımız adıma dayanılmaz bir sorumluluğun ağırlığı gelir çöker. İşte Nietzsche,
Sonsuza Kadar Yinelenme düşüncesine bunun için yüklerin en ağırı demiştir (das schwerste Gewicht).
Sonsuza Kadar Yinelenme yüklerin en ağırıysa, bizim yaşamlarımız
bu ağırlığın karşısında göz kamaştırıcı bir hafiflik
içinde belirmektedir.

Ebru Ince sayesinde okumuş oldum teşekkürler ablacığım :)

Tomas ve Tereza'nın hayatlarının akışını değiştiren 6 rastlantı. Hiç birimiz belki farkında değiliz hayatın bizler için neler hazırladığının...

Tomas hep bir merhamet duygusu için de baktı Tereza ya farklı bedenler farklı işler ne aradığını bilmeyen bir ruh halinde..(Tomas seni hiç sevmediğimi bil )

Tereza annesine benzemekten korkan bir kadın ...
Sevdiği erkeğin aldatmalarına sadece kaybetme korkusu yüzden katlanması, peki sevgi yada aşk fedakarlık mıdır? Benim kafamı çok kurcaladı...

Kitap da en çok beğendiğim bölüm; KARENİN'Nİ GÜLÜMSEYiŞİ kısmı... Hayvan sevgisini o kadar güzel anlatmış ki yazar bende hissederek okudum ve iyiki kitabı yarım bırakmamışım yoksa çok üzülürdüm...


Tümüyle benliksiz bir aşktı bu; Tereza, Karenin'den bir şey istemiyordu; onu sevdi diye karşılığında, kendisini sevmesini bile beklemiyordu. Üstelik hiçbir zaman kendi kendine; insan çiftlerine yaşamı zehir eden soruları da sormamıştı:
Beni seviyor mu? Benden daha çok sevdiği bir başkası var mı? Benim sevdiğimden daha çok seviyor mu beni? aşkı ölçmek,sınamak, denemek ve kurtarmak için aşka yönelttiğimiz
bütün bu sorular belki de her şeyin yanısıra aşkı kısaltmaya da yarıyor. Belki de sevemememizin nedeni çok sevmek istememiz, yani karşımızdaki kişiden hiçbir istekte bulunmaksızın, ondan onunla birlikte olmaktan başka bir şey istemeksizin kendimizi ona verecek yerde ondan bir şey (aşk)
talep etmemizdir.

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
317 syf.
·5 günde·9/10
Hani ben mi anlamadım yada yine çok büyük beklenti hatasına mı düştüm diyeceğim. O kadar çok ismini duyduğum bu roman beni ummadığım kadar şaşırttı. İyi yönde de, sıkıcı yönüyle de. Elbetteki çok kötü bir eser asla değil ama bazı bölümlerinde gerçekten sıkıldım, zorlandım. Hele “Kitsch” kavramının anlatıldığı bölümde gerçekten çok sıkıldım. 3 kez başa dönüp terimi canlandırmak, anlamlandırmak istedim ama zorlandım.

Neyse Milan Kundera ile ilk tanışmamızdı. Kitap 7 bölümden oluşuyor. O bölümler içerisinde de 25 ‘er bölüm oluşmakta. Karaterlerin iç dünyasını anlatan bölümler. Genelinde felsefik konular içermekte. Ama yine beklentinizi karşılayan çok iyi bir kurgu karşınızda. Kitap yaşamın hafifliği ve ağırlığından yola çıkıyor. Hayatımız tekrar eden bir döngü içinde mi yoksa düz giden bir yaşamda olmalı mı diyerek başlıyor. Son bölümde bunu güzel bir şekilde ifade ediyor.

Aslına bakarsak olaylar bir aşk ile başlıyor. Daha doğrusu tesadüf üzerine tanışan Tomas, Teraza, Sabina ve Karenin ( Anne Karenina'dan atıf bir köpek ) ile hikaye devam edip gidiyor. Yazarın üslubu çok güzel ve açık. Cinsellik ile ilgili bölümleri gerçekten çok etkileyici. Erotizm bir ara tavan yaptı hatta.

Daha detayına girince karşınızda bir komünist rejim ile ilgili detaylar çok sağlam. Kitapta Tomas adlı doktora yapılan baskı ve bunlara karşı dik durması gerçekten çok etkileyici bir bölümdü. Tomas’ın hem başkalarını hem de kendi içindeki yaşamı ( hafiflik mi , ağırlık mı ) anlamaya çalışması aslında romanın tümünü kapsayan başka bir detay.

Son bölümü hele hiç unutamayacağım. Hayvanlarla ve hayvan sevgisi ile ilgili olan bu bölümü okuyunca gerçekten duygulandım. Çok güzel değinmiş. Gerçi Karenin'i her yerde yanından ayırmaması zaten hayvanlara olan düşkünlüğünün bariz kanıtı.

Aldatılma ve cinsellik konuları üzerinde çok fazla durmuş yazar. İki kadını bir bölümde karşı karşıya getirip fikirlerini bize analiz ettirmiş.

Uzun lafın kısası farklı ve bazı yerlerinde marjinal bir roman. Konusu, kurgusu çok sağlam. Farklı bir yazar. :)

Sizce hafiflik mi daha iyi ağırlık mı ?

Tavsiye ederim. Güzel bir roman.
336 syf.
·12 günde·10/10
Kitapsever çevremde Milan Kundera’nın yaşayan en iyi romancı olduğunu düşünen bile var. (Kundera’ya başlamayı çoktandır çok istemem, bu en bilinen romanının en sabırsızlandığım kitaplardan biri olması falan bilmiyorum hafifletici neden olur mu ama) Okuduğum ilk Milan Kundera kitabı oldu. Yazarın hem entelektüel donanımına ve üslubuna hem de bu kitapla işlediği konulara bayıldım. Yaşayan en iyi romancı mıdır bilemiyorum, yorumlamak haddim de değil, ama Kundera okumaya devam edeceğim kesin.

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’nde en sevdiğim şeyler nelerdi diye düşününce;

Bir kere aşka dair bir roman :) Tabi konu aşk olunca öyle stabilite falan pek aramayacaksınız, nitekim metnin hafifliğini / uçarı akışını, bir de cinsellik konularını cesurca işlemesini (sevmeyenler de varmış yorumları okuyunca ama) ben sevdim.

Yazarın roman kahramanlarının hissettiklerine, düşüncelerine geniş yer vermesini çok sevdim. Romanın içine girmeyi çok kolaylaştırmış. Okurken bazı yerlerde sanki anlatılan kahraman benmişim de tüm olanı biteni ben yaşıyormuşum gibi hissettim.

Romanda muhtelif yerlere serpiştirilmiş felsefi argümanları sevdim. Her ne kadar biraz zor bir araç olsa da, felsefenin dokunup da ilginç kılmadığı bir şey yok zaten.

Rusların Çekoslavakya’yı işgali, savaşın kötülüğü gibi konular romanın arka fonuna harika yerleştirilmiş, bunu takdir ettim.

Aaa unutmadan, kitapta işlenen hayvan sevgisini çok ama çok sevdim. Bu yönünü hep hatırlayacağım.

Neyse uzatmayım, bazıları bu kitabı marjinal bulacaktır, ama ben hem Kundera’yı hem de bu kitabını çok beğendim.
318 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
İnceleme Öncesi Giriş Notu: Bu incelemeyi okumak yerine izlemeyi tercih ediyorum diyenler için:
https://youtu.be/6ApxPift_Ms

Farklı bir kitap, çok farklı bir kitap, daha da yetmez çok çok farklı bir kitap...

Tomas, Tereza, Sabina ve Franz. Roman bu dört ana karakter üzerinden dönmektedir. Sabina ve Tomas tutku dolu birer özgür ruhken Tereza ve Franz ise bir başkasına bağlanma tutkusuyla dolu ruhlardır. Kitabı bu şekilde anlatmaya başlayınca klişelerle dolu olduğunu düşünebilirsiniz. İlk sayfalarda anlatılan Tomas ve Tereza'nın aşk hikayesi zaten klişelerle dolu. Fakat sonrasında yazar okuru ters köşeye yatırıyor. Ne mi oluyor hadi bir bakalım.

Tomas ve Tereza'nın hikayesini bir parça anlattıktan sonra yazar okura dönüp bu karakterlerin hiç yaşanmamış olabileceğini, yazılanların tamamen bir kurmaca olup gerçek dışı olabileceğini belirtiyor. Yani tanrı yazar ortaya çıkıp ben buradayım, hikayeye aldanmayın diyor ve bunu derken de canınızı sıkmadan, bir sonraki hikayeye daha da istekli okumanızı sağlayarak yapıyor. Sadece bununla da kalmıyor, Sabina ve Franz'ın hikayesinin yine bir parçasını anlattıktan sonra okurun karşısına geçip neden birbirlerini yanlış anladıklarını, sorunların nereden kaynaklandığını kendi oluşturduğu bir sözlük aracılığıyla anlatıyor.

Kitap, 1968'li yıllarda Sovyetler'in Çekoslavakya'yı işgal etmesi ve katı komünist rejimin bir halk üzerindeki baskı dönemini anlatmaktadır. Fakat bunu anlatırken tamamen karakterlerin hayatlarına yedirip ajitasyon yapmadan ve okuru bunaltmadan arka fonda göstermektedir. Bunun dışında kitapta bolca Kundera'nın felsefe fikirleri, bölüm bölüm çoğunlukla üç-beş sayfayı geçmeyecek şekilde yer almaktadır.

Romanda okuru belki en rahatsız edecek taraf bolca bulunan erotik anlatımdır. Fakat bunu yaparken amaç okuru rahatsız etmek değil tamamen cinselliğin, ihanetin, ufak sapkınlıkların doğallığı üzerinde durulmaktadır. Yine insanın doğasıyla ilgili bazı rahatsızlık verici çıkarımlar da kitapta yer almaktadır.

Kitabın son kısmında yer alan dört karakterin sonlarıyla ilgili bölümleri başarısız bulsam da bu roman hem yazım stiliyle, hem anlatımıyla son derece farklı ve güzel bir roman. Kundera'nın kafasındaki felsefeyi anlattığı bazı bölümler (kitsch kısmı) sıkıcı olabilse de genel anlamda çok yormayan, akıcı ve ilgi çekici bir kitap. Farklı bir şeyler okumak isteyen her okurun hiç çekinmeden okuması gereken kesinlikle nadide bir eser.
336 syf.
·10 günde·6/10
Uzun süredir okumayı düşünüyordum ve şimdiye denk geldi.
Açıkçası ismi ilk günden beri dikkatimi fazlasıyla çekiyordu.
Büyük beklentilerle almıştım kitabı elime ama maalesef ki büyük beklentilerimi karşılayamadı.
Kitap birçok konu ve belirli bir kişiler etrafında dönüyor. Olaydan çok durum hikayesi özellikleri taşımakta.
Yazar değişik olaylar üzerinden ruhsal ve psikolojik çözümlemeler yapmakta.
Kurguladığı karakterlerden Sabina devrim ve isyanı sembol eder. Dokunduğu her hayatta bir iz bırakır. Tereza sonsuz bir aşkla kabulleniş tanrıçasıdır. Tomas başarılı bir doktor ama Terezaya karşı sadakatsiz bir aşıktır. Franz ise devrim hasretiyle yanıp tutuşan bir eğitim görevlisidir.
Felsefe okumayı seven biri olarak yazarın var olmanın felsefi derinliğini işlemesi de ayrıca kitaba bağlayan bir etken.
Roman karakterlerine hayatla ilgili farklı farklı aforizmalar söyletilir.
334 syf.
·64 günde·10/10
Ciddi bir iş yapar gibi okudum bu kitabı. Yavaş yavaş okudum. Beethoven dinledim biraz, Çekoslovakya'yı anlamaya çalıştım. Filozoflarla buluştum yine. Parmenides, Descartes, Nietzsche ve nicesi yokladı beni. Ruh ve bedeni, kadını ve erkeği, aşkı ve cinselliği, insan ve hayvanı, Adem'i ve Narkissus'u anlattı bana. Bir şölendi bu kitap. Hiç bitmesin dedim. Kitapların "es muss sein"i diyeceğim, fakat Tomas duyarsa belki bu söze bozulur.
336 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Her sayfasında tartışacak, üzerine düşünecek çok fazla şey olan bu roman hakkında neler yazılabilir? Bir şeyler karalayacağım…

Milan Kundera, 1929 Çek doğumlu bir yazar. Hala eşiyle Paris’te yaşıyor. Hayatına baktığımızda (profesörlük yaparken 68’ Rus işgali ile işini kaybetmesi gibi) karakterlerinden de izler görüyoruz ama kitapta birkaç kez karakterleri de aradan çıkarıp, direkt kendisi sözü aldığında şöyle diyor: “Romanlarımdaki kişiler kendime ilişkin gerçeklememiş olabilirliklerdir. Onlardan eşit derecede hoşnut olmam ve dehşete düşmem de bu yüzden. Her biri benim ancak kenarında dolaştığım sınırı aşmıştır. Bana en çekici gelen şey bu aşılmış sınırdır (ötesindeki ben’imin sona erdiği sınır). Çünkü romanın sorguladığı sır o sınırın ötesinde başlar. Roman yazarın itirafları değildir; bir tuzak haline gelmiş dünyamızda yaşanan insan yaşamının araştırılmasıdır.”

Bu açıklamaya baktığımızda, tüm romanlarını çok iyi bir şekilde açıkladığını görüyoruz aslında. Kendi amacını, kendisi ifade etmiş. Bu açıklamaya göre, 4 ana karakterin (romanda zaten pek fazla karakter yok, düşünce ağırlıklı olduğu bu şekilde de görülebilir.) içsel sorgulamalarını, uçlarda oluşlarını (çünkü yazarın gidebileceğinden daha ileriye gitmektedirler.) anlamlandırıyoruz. Tereza, Tomas, Sabrina ve Frank… Tereza en karakteri oturmuş kişiydi. Diğer üçü hep bir arayış içerisindeydi. Tomas ve Frank varoluş şekillerini inkar edip başka arayışlar içerisindeydi. Sabrina (itinayla ikinci kadın olma yolunda ) hikayesinin sonlarında Tomas’ın ağır bir varoluş yaşadığını, kendisinin ise hafifliği seçtiğini söylediğinde yazar tüm meselenin bu zıtlıklar olduğunu bir kez daha bize belirtmiş oldu. Varoluşun tüm aşamaları kitapta görmekle birlikte, karakterlerin içsel sorgulamaları çok lezizdi.

Arka planda da (sonlara doğru ağırlık kazanan) 1968 Rus işgali dönüyor. Bu detay ayrıca çekiciydi.

Yazarın ara ara Nietzshce gibi isimlere de selam çakması… Yiğidim külliyatını okuyacağım valla.

Cinsellik öğesi de oldukça fazlaydı. Onu da belirtip tavsiye ederim
336 syf.
·13 günde·8/10
Başlarda sonunu getirememekten korkacak kadar sıkılıp bitirdiğimde üzüldüğüm harika bir kitaptı. Çok geç okuduğumu düşündüm ve üzüldüm bir an. Varoluşsal sancılar içindeyim, çok şaşırttı ve her şeyin arka planını düşünmeye sevk etti.

Tereza'nın kaygılarını, Tomas'ın düşüncelerini hala irdeliyorum. Dört karakter üzerinden verilmek istenen mesajları (Eğer gerçekten veriliyorsa) aldım galiba. Tomas ve Tereza’nın birlikteliğinde Tomas baskın ve üstün. Sabina ve Franz arasında da aynı şekilde Sabina. İnsan ve aşk ilişkilerinin bireyler üzerindeki etkisini be düşüncelerini öyle bir anlattı ki şaşırmadan edemedim.

Keşke daha önceden okusaydım

- Spoiler içerebilir -

Tereza’nın rüyaları... Çok ürkütücü, gerçekten böyle bir kadın var mıdır acaba

Prag'ın komünistlerce işgal edilmesi, bir yerde Stalin ve oğlu ile ilgili detay ve onu başka bir olayla bağdaştırma...

Daha yazılacak bir çok şey var elbette. Kısaca benim çok beğendiğim ve üzerinde uzun süre düşündüğüm, içinde yaşadığım bir kitap oldu. Herkes okumalı.
336 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Ağırlık ve hafiflik. Ruh ve beden. Yaşamımız bunların ikiliği ya da birliği. Tereza ve Tomas. Kadın kahramanımız kasabada yaşayan, annesine benzemekten korkan, dünyayı kocaman bir toplama kampına benzeten bir garson ve erkek kahramanımız 6 tesadüfle oraya gidip ikisinin yazgılarını birleştiren dul bir doktor.

Bu 6 tesadüf olmasaydı da ikisi karşılaşmasaydı daha mı iyi olurdu bilmiyoruz, çünkü yazarın anlatmak istediklerinden biri bu: bir kere yaşıyoruz, daha önceden bilseydik verdiğimiz kararların sonuçlarını ve tekrar döngüyle başımıza aynı olaylar gelseydi bilmenin ağırlığı altında kalırdık. Bilinmezliğin hafifliği var üstümüzde, varolmanın dayanılmaz hafifliği.

Roman Rusya'nın Çekoslavakya işgalinin gölgesi altında şekilleniyor. Kahramanlarımız 'komünizm' e karşı verdiği mücadele içerisinde neyi neden yaptıklarını sorgulamaya başlıyorlar. Tomas 'ın erotik dostu ressam ve ihanete bile ihanet eden Sabina ile Sabina' dan esinle hayatını değiştiren Franz dahil oluyor konuya. Tabii Karenin'i ni de unutmamak lazım. Hayatlarının değişimi ve her vazgeçişte bir keşfediş. Çok çok güzel yazımı.

Yazarların cinsiyeti benim için her zaman önemli olmuştur. Cinsellikle, aldatmakla, aşkla, birlikte yaşamakla ilgili konulardaki tutumlarıyla Kundera kadın aklından uzaklaşıyor bana göre. İçsel olarak yorumlayamaması değil bahsettiklerim, sonuçlandırırken hissediyorsunuz. Ya da ben Tomas'ın hiçbir zaman kabul edilemeyecek aşırılıklarını, karısının ömrünün sonlarına doğru anlayışla karşılamasını hazmedemedim.

Ve bu usta yazar yaşıyor. Paris'te.
"Kitapları gündüz kitapları, gece kitapları diye ikiye ayırmaya orada başladım," ... "Gerçekten de, gündüz okunsun diye yazılmış kitaplar vardır, bir de sadece geceleri okunabilecek olanlar."
Sadece bir hayat yaşadığımız için bu hayatı öncekilerle karşılaştıramaz ya da kusurlarımızı gelecekteki hayatlarımızda gideremeyiz; bu nedenle de ne istediğimizi bilemeyiz.
Qadın:
- Əmlak məni maraqlandırmır!- dedi.
- Bəs onda səni nə maraqlandırır?
- Sevgi! - qadın gülümsədi.
- Sevgi?! - Frans heyrətləndi.
- Sevgi mübarizə deməkdir. - Mariya Klod gülümsəməyə davam edirdi: Mən uzun müddət mübarizə aparacağam, sona qədər...
- Sevgi - mübarizə?! Mənim mübarizə aparmağa zərrəcə həvəsim yoxdur - Frans dedi və çıxıb getdi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Baskı tarihi:
Nisan 2019
Sayfa sayısı:
336
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750726170
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Nesnesitelná lehkost bytí
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
The Unbearable Lightness of Being
The Unbearable Lightness of Being
Cumartesi ve pazar günleri, varolmanın tatlı hafifliğinin geleceğin derinliklerinden yükselip yanına vardığı duygusu içindeydi. Pazartesi, benzerini bundan önce hiç tanımadığı bir ağırlıkla çarpıldı. Rus tanklarının tonlarca çeliği bunun yanında hiç kalırdı. Çünkü sevecenlikten daha ağır bir şey yoktur dünyada.

Milan Kundera’nın en bilinen romanı Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, yayımlanır yayımlanmaz çağdaş klasikler arasına girmiş, geçen yüzyılın en güçlü anlatılarından biri. Kundera, tepkiye karşı tepkisizliği, kararlılığa karşı kararsızlığın tutarlı ve erdemli yanlarını araştırdığı romanının başkişisi Tomas’la alışılmış, arkasında güçlü düşünce ve yaşam kurallarını taşıyan roman karakterlerini sorgular. Sovyetler’in Çekoslovakya’yı işgal günlerini de arka planda anlatır. Tıpkı kişiler gibi toplumsal önyargılar da eninde sonunda kararsızlığa ve “varolmanın dayanılmaz hafifliği”ne mahkûmdur ne de olsa.

Kitabı okuyanlar 4.021 okur

  • Derya Yazıcı
  • Lectore
  • Schweinsteiger
  • Mesude Tarhan
  • Emine Altınışık
  • Bengi İpek
  • Semra Y.
  • Gamze Güler
  • YAZGI
  • ilhan doğan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6
14-17 Yaş
%1
18-24 Yaş
%20.8
25-34 Yaş
%32
35-44 Yaş
%23
45-54 Yaş
%13.7
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%2.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66.8
Erkek
%33.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%18.9 (216)
9
%21.6 (246)
8
%21 (239)
7
%12.4 (141)
6
%5 (57)
5
%3 (34)
4
%1.7 (19)
3
%0.7 (8)
2
%0.4 (4)
1
%0.8 (9)

Kitabın sıralamaları