Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği

·
Okunma
·
Beğeni
·
17.359
Gösterim
Adı:
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Baskı tarihi:
Ağustos 2015
Sayfa sayısı:
336
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750726170
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Unbearable Lightness Of Being
Çeviri:
Fatih Özgüven
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Cumartesi ve pazar günleri, varolmanın tatlı hafifliğinin geleceğin derinliklerinden yükselip yanına vardığı duygusu içindeydi. Pazartesi, benzerini bundan önce hiç tanımadığı bir ağırlıkla çarpıldı. Rus tanklarının tonlarca çeliği bunun yanında hiç kalırdı. Çünkü sevecenlikten daha ağır bir şey yoktur dünyada.

Milan Kundera’nın en bilinen romanı Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, yayımlanır yayımlanmaz çağdaş klasikler arasına girmiş, geçen yüzyılın en güçlü anlatılarından biri. Kundera, tepkiye karşı tepkisizliği, kararlılığa karşı kararsızlığın tutarlı ve erdemli yanlarını araştırdığı romanının başkişisi Tomas’la alışılmış, arkasında güçlü düşünce ve yaşam kurallarını taşıyan roman karakterlerini sorgular. Sovyetler’in Çekoslovakya’yı işgal günlerini de arka planda anlatır. Tıpkı kişiler gibi toplumsal önyargılar da eninde sonunda kararsızlığa ve “varolmanın dayanılmaz hafifliği”ne mahkûmdur ne de olsa.
318 syf.
·7 günde·9/10
Bohemya'da komünizm gölgesi altındaki hayatları felsefe ve edebiyatla harmanlayarak, hem varoluş sancısını hem aşk sancısını hem bireysel özgürlük ve beraberinde getirdiklerinin sancısını bu kitabında anlatmaya çalışmış Kundera. Tüm bunları anlatırken de dört farklı karakter seçmiş. Bu dört karakter, numunelik diyebileceğimiz türden karakterler. Kundera her bir karaktere, öyle çizgiler çizmiş ki bir kişinin,  bir çok karaktere bürünüp farklı insan yapılarını böylesine yansıtmış olmasını insana mümkün görünmüyor ve kitabı Kundera değil de Tomas, Teraza, Sabina ve Franz yani kitaptaki karakterler yazmış sanki diye hissediyor insan. Hani şu varoluşçuların “Varoluş, özden önce gelir.” mottosu vardır ya, işte Kundera'da Karakterleri var edip, özlerini birer birer nakış gibi işlemiş ve bu sürece bizi de tanık etmiş.


(Bence spoiler yok ama yine de incelememin kaldırılmaması adına uyarayım, bundan sonra okuyacaklarınızda belki spoiler çıkabilir. )

Kitabın baş karakterlerinden olan Tomas, başarılı bir cerrahtır. Özgürlüğüne düşkün, bireysel bağımsızlığı hayatının amacı yapmış bir kimsedir. Birine bağlanmak, ona hayatın da küçücük de olsa bir yer açmak onun için prangadan farksızdır. Bu yüzden önce hata olarak düşündüğü evliliğini bitirir ve daha sonra da oğlundan vazgeçer. Ama kadınlardan vazgeçemez. Hiç bir kadına bağlanmadan, günübirlik ilişkiler yaşar. Sadece Sabina ile günübirlikten ziyade daha düzenli bir ilişki yaşar ama bu ilişkinin adı aşk değil hele hele bağlanmak hiç değil çünkü hem Tomas, hem Sabina bağlanmanın zıddı olarak gelmişler sanki dünyaya. Bu benzerlik ikisinin arasındaki ilişkiyi stabil tuttu ve bir adım ileriye gitmesine izin vermedi ama kader ağlarını örüyordu Tomas'ın karşısına Tereza çıktı Tomas akıntıya bırakır gibi bıraktı kendini. Çünkü aşık olmuştur.   Ama aşk onun nezdinde pranga olduğu için bunun dışa vurumunu Tereza’yı defalarca aldatarak yapar. Çünkü ona göre aşk bedenle alakalı bir şey değil, Ruhla alakalı olan bir şeydir. Aynı şekilde bedenle yapılan ihanet, ihanet sayılmazdı ona göre. Bedeni başka kadınları arzuluyordu fakat tüm ruhuyla Tereza'ya aitti. Tereza aldatıldığının farkındadır. Kocasının üzerine başka kadınların kokusu sinmiş şekilde yanına uzandığında bile ondan vazgeçemez. Çok acı çeker ve çektiği acıların tezahürü rüyalarında karşısına çıkar. Artık dayanamayacağını anladığı bir günde,
“Ama güçlüler güçsüzleri incitemeyecek kadar güçsüz olunca, güçsüzler çekip gidecek kadar güçlü olmak zorundalar.” der ve gider. Bu gitmenin sonucunda neler olduğuna değinmeyeceğim çünkü Sabina ve Franz ile ilgili de bir kaç şey söylemek istiyorum.

Eğer ihanet bir din olsaydı, Tanrısı Sabina olurdu. O kimseye aşık değildi çünkü o ihanete aşıktır. Hiç bir yeri kendine mesken edinmez öyle ki öldüğünde bile cesedinin yakılıp, küllerinin rüzgarda savrulmasını ister. Bir yere, bir kimseye ait olmak onun varoluşuna terstir. Kendi özü buydu onun ve özünün ona gerektirdikleri karşısında onu çok seven Franz'a haber vermeden çeker gider. Franz başarılı bir akademisyendir. Evlidir ve bir kızı vardır. İhanet tanrıçası Sabina karşısına çıkınca, kendi tabiri ile eline aldığı süpürgeyle karısını ve kızını süpürür atar hayatının dışına ve sonrasında görelim Mevlam neyler, neylerse güzel eyler.  


Şöyle bir baktığımızda karakterlerin hepsi birbirinden rezil görünüyor öyle değil mi? Karısını defalarca aldatan bir adam, her türlü ihaneti görmezden gelen bir kadın, hayatta ki herşeye ihanet eden bir diğer kadın, bir kadın için ailesinden vazgeçen bir adam… Ama işin aslı öyle değil. Kundera öyle bir kurgulamış ki hiç bir karaktere kızamıyorsunuz ya da suçlu ilan edemiyorsunuz, hepsinin yaşanmışlıkları ya da yaşayamadıkları belki de hiç yaşayamayacakları şeylerdi onları bu hale getiren.


Şimdiye kadar karakterler üzerinden kitabı anlatmış olmamın sebebi, Kundera'nın karakterler üzerine çok yoğunlaşmış olmasından dolayıdır. Ve karakterler üzerinde bu kadar durmasından dolayı Kundera'yı Peyami Safa'ya benzettim. Peyami Safa,  psikolojik olarak inceliyordu karakterlerini Kundera da felsefik olarak inceliyor. Dolayısıyla Karakterlere değinmeden anlatmak pek mümkün değil kitabı.


Karakterden çıkıp olayların geçtiği yer olan Çekoslovakya’nın haleti ruhiyyesine geçelim. Tüm bu çapraşık ilişkiler bir gölgenin altında yaşanır. O gölge Sovyet Rusya'nın gölgesidir. Çekoslovakya'yı işgal eden Sovyetler'in ülke üzerindeki etkisi de yansıtılmış kitapta. Milan Kundera Anti-komünist tavrını yazdığı her satırda hissettirmiş. Görüşlerini kurguya çok profesyonelce yedirdiği için de, okura bir şeyleri idealize etmeye çalışılmış gibi bir hava sezinlemedim ve Doktor Jivago da yaşadığım bu hayal kırııklığımı bu kitapta yaşamadım. Ayrıca Kundera aşkı ve siyaseti felsefe ile temellendirip, edebiyat ile süslediği için de okura farklı bir keyif veren tarafı da var.


Bunların haricinde değineceğim diğer konu kitaptaki erotizm. Aslında erotizm kelimesini, kitabı okuduktan sonra abartı bile bulabilirsiniz. Evet, kitabın bir çoğunda cinsellik var ama bunlar okuru rahatsız eden türden şeyler değil çünkü yazar, bu konuda neredeyse bir kaç yer hariç hiç betimleme yapmamış ve dolayısıyla ben rahatsız olmadım. Ama rahatsız olacak olan varsa uyarımı da yapmış olayım. Bolca müstehcen bölüm var.


Gel gelelim kitabı beğendim mi? Yazarla bir kaç görüşte çakıştığımı hatta bazı tüme varımlarda kullandığı yakıştırma ve örnekleri fazla bulduğumu, kendi değerlerime ters düşen değer yargılarının olduğunu söylemek isterim ve içimdeki objektif olma duygusuna lanet okuyarak söylüyorum ki evet beğendim. Hatta bittiği için üzüldüm.


Benim için farklı bir deneyim oldu, iyi de oldu. Okuyacak arkadaşlar için de öyle olmasını istiyor ve keyifli okumalar diliyorum. Sağlıcakla…
336 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
"İşte oradalar," dedi yüreğine, "gülüyorlar işte; beni anlamıyorlar, ben bu kulakların dinleyeceği ağız değilim.”

Böyle Buyurdu Zerdüşt – Friedrich Nietzsche

Çağımızın vebalarından birisi olan “tüketim kültürü”nden nasibini almış kitaplardan birisiyle daha karşı karşıyayız. Süreç hemen hemen bütün eserlerde benzer işliyor. Büyük bir yazar, büyük bir eser yazıyor. Ciddi okuyucular okuyup seviyor, isim dilden dile; eser elden ele dolaşıyor. Gereğinden fazla elden ele dolaşan eser, giderek ele ayağa düşüyor. Nihayetinde eserin derinliğine sızamayan bir grup, esere sızamama gibi bir ihtimalleri olmadığı için (!), eserin abartıldığını söylemeye başlıyor ve yazarının binbir tutkulu hezeyanla ortaya koyduğu ürün bir pop kültür öğesine dönüşürken, kibirli ayakların tekmelerine maruz kalıyor.

Milan Kundera, sadece bir roman yazarı değildir, aynı zamanda ciddi bir kültür eleştirmeni ve düşünürdür. Bundan dolayı eserleri her midenin rahatlıkla sindirebileceği türden kolay lokmalardan değildir. Seçkin midelere, seçkin tatlar sunar ama alelade bünyelerde sindirim problemlerine sebep olur. Söz gelimi bu eseri sindirebilmek için, Parmenides’ten haberdar olmak, Beethoven’ın kahkahalarını hissedebilmek, Descartes ile Nietzsche arasında taraf tutabilecek kadar felsefeye aşina olmak gereklidir.

Kitap, benim gibi çok felsefe, az edebiyat okuyan ve her şeyden çok gerçeğe tutkun olan birisi için bulunmaz bir nimet oldu. O kadar çok sayfada heyecanlandım, mutlu oldum ve kavrayışım zenginleşti ki, Kundera’yı bundan sonraki yaşamım için vazgeçilmezler listesine ekliyorum.
  • Zorba
    8.6/10 (685 Oy)649 beğeni1.678 okunma1.533 alıntı18.312 gösterim
  • Gülün Adı
    8.7/10 (531 Oy)551 beğeni1.514 okunma752 alıntı17.167 gösterim
  • Veba
    8.4/10 (710 Oy)693 beğeni2.263 okunma788 alıntı14.366 gösterim
  • Don Quijote
    8.6/10 (918 Oy)866 beğeni3.818 okunma1.065 alıntı16.984 gösterim
  • Bulantı
    8.3/10 (840 Oy)932 beğeni2.770 okunma1.743 alıntı24.065 gösterim
  • Yaşamın Ucuna Yolculuk
    8.3/10 (621 Oy)592 beğeni1.995 okunma1.287 alıntı9.721 gösterim
  • Sana Gül Bahçesi Vadetmedim
    8.4/10 (568 Oy)538 beğeni1.847 okunma592 alıntı21.325 gösterim
  • Dörtlükler
    8.8/10 (820 Oy)787 beğeni2.676 okunma1.625 alıntı15.188 gösterim
  • Düşüş
    8.3/10 (718 Oy)649 beğeni2.173 okunma1.100 alıntı13.446 gösterim
  • Dorian Gray'in Portresi
    8.7/10 (1.260 Oy)1.183 beğeni3.371 okunma3.301 alıntı29.462 gösterim
336 syf.
·9 günde·7/10
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği...

Yaşamlarımızın her saniyesi sonsuz kere yineleniyorsa, İsa'nın çarmıha çivili olduğu gibi biz de sonsuzluğa çivilenmişiz demektir. Bu, insanı dehşete düşürecek bir olasılık. Sonsuza
kadar yinelenme dünyasında her attığımız adıma dayanılmaz bir sorumluluğun ağırlığı gelir çöker. İşte Nietzsche,
Sonsuza Kadar Yinelenme düşüncesine bunun için yüklerin en ağırı demiştir (das schwerste Gewicht).
Sonsuza Kadar Yinelenme yüklerin en ağırıysa, bizim yaşamlarımız
bu ağırlığın karşısında göz kamaştırıcı bir hafiflik
içinde belirmektedir.

Ebru Ince sayesinde okumuş oldum teşekkürler ablacığım :)

Tomas ve Tereza'nın hayatlarının akışını değiştiren 6 rastlantı. Hiç birimiz belki farkında değiliz hayatın bizler için neler hazırladığının...

Tomas hep bir merhamet duygusu için de baktı Tereza ya farklı bedenler farklı işler ne aradığını bilmeyen bir ruh halinde..(Tomas seni hiç sevmediğimi bil )

Tereza annesine benzemekten korkan bir kadın ...
Sevdiği erkeğin aldatmalarına sadece kaybetme korkusu yüzden katlanması, peki sevgi yada aşk fedakarlık mıdır? Benim kafamı çok kurcaladı...

Kitap da en çok beğendiğim bölüm; KARENİN'Nİ GÜLÜMSEYiŞİ kısmı... Hayvan sevgisini o kadar güzel anlatmış ki yazar bende hissederek okudum ve iyiki kitabı yarım bırakmamışım yoksa çok üzülürdüm...


Tümüyle benliksiz bir aşktı bu; Tereza, Karenin'den bir şey istemiyordu; onu sevdi diye karşılığında, kendisini sevmesini bile beklemiyordu. Üstelik hiçbir zaman kendi kendine; insan çiftlerine yaşamı zehir eden soruları da sormamıştı:
Beni seviyor mu? Benden daha çok sevdiği bir başkası var mı? Benim sevdiğimden daha çok seviyor mu beni? aşkı ölçmek,sınamak, denemek ve kurtarmak için aşka yönelttiğimiz
bütün bu sorular belki de her şeyin yanısıra aşkı kısaltmaya da yarıyor. Belki de sevemememizin nedeni çok sevmek istememiz, yani karşımızdaki kişiden hiçbir istekte bulunmaksızın, ondan onunla birlikte olmaktan başka bir şey istemeksizin kendimizi ona verecek yerde ondan bir şey (aşk)
talep etmemizdir.

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
317 syf.
·5 günde·9/10
Hani ben mi anlamadım yada yine çok büyük beklenti hatasına mı düştüm diyeceğim. O kadar çok ismini duyduğum bu roman beni ummadığım kadar şaşırttı. İyi yönde de, sıkıcı yönüyle de. Elbetteki çok kötü bir eser asla değil ama bazı bölümlerinde gerçekten sıkıldım, zorlandım. Hele “Kitsch” kavramının anlatıldığı bölümde gerçekten çok sıkıldım. 3 kez başa dönüp terimi canlandırmak, anlamlandırmak istedim ama zorlandım.

Neyse Milan Kundera ile ilk tanışmamızdı. Kitap 7 bölümden oluşuyor. O bölümler içerisinde de 25 ‘er bölüm oluşmakta. Karaterlerin iç dünyasını anlatan bölümler. Genelinde felsefik konular içermekte. Ama yine beklentinizi karşılayan çok iyi bir kurgu karşınızda. Kitap yaşamın hafifliği ve ağırlığından yola çıkıyor. Hayatımız tekrar eden bir döngü içinde mi yoksa düz giden bir yaşamda olmalı mı diyerek başlıyor. Son bölümde bunu güzel bir şekilde ifade ediyor.

Aslına bakarsak olaylar bir aşk ile başlıyor. Daha doğrusu tesadüf üzerine tanışan Tomas, Teraza, Sabina ve Karenin ( Anne Karenina'dan atıf bir köpek ) ile hikaye devam edip gidiyor. Yazarın üslubu çok güzel ve açık. Cinsellik ile ilgili bölümleri gerçekten çok etkileyici. Erotizm bir ara tavan yaptı hatta.

Daha detayına girince karşınızda bir komünist rejim ile ilgili detaylar çok sağlam. Kitapta Tomas adlı doktora yapılan baskı ve bunlara karşı dik durması gerçekten çok etkileyici bir bölümdü. Tomas’ın hem başkalarını hem de kendi içindeki yaşamı ( hafiflik mi , ağırlık mı ) anlamaya çalışması aslında romanın tümünü kapsayan başka bir detay.

Son bölümü hele hiç unutamayacağım. Hayvanlarla ve hayvan sevgisi ile ilgili olan bu bölümü okuyunca gerçekten duygulandım. Çok güzel değinmiş. Gerçi Karenin'i her yerde yanından ayırmaması zaten hayvanlara olan düşkünlüğünün bariz kanıtı.

Aldatılma ve cinsellik konuları üzerinde çok fazla durmuş yazar. İki kadını bir bölümde karşı karşıya getirip fikirlerini bize analiz ettirmiş.

Uzun lafın kısası farklı ve bazı yerlerinde marjinal bir roman. Konusu, kurgusu çok sağlam. Farklı bir yazar. :)

Sizce hafiflik mi daha iyi ağırlık mı ?

Tavsiye ederim. Güzel bir roman.
336 syf.
·Beğendi
"Niye bu kadar geç keşfettim?" Diye hayıflandığım kitap. Bazen bazı kitaplar insana öyle derinden dokunur ki o kitabı kendiniz yazmış gibi hissedersiniz. Muhakkak okunmalı.
336 syf.
·12 günde·10/10
Kitapsever çevremde Milan Kundera’nın yaşayan en iyi romancı olduğunu düşünen bile var. (Kundera’ya başlamayı çoktandır çok istemem, bu en bilinen romanının en sabırsızlandığım kitaplardan biri olması falan bilmiyorum hafifletici neden olur mu ama) Okuduğum ilk Milan Kundera kitabı oldu. Yazarın hem entelektüel donanımına ve üslubuna hem de bu kitapla işlediği konulara bayıldım. Yaşayan en iyi romancı mıdır bilemiyorum, yorumlamak haddim de değil, ama Kundera okumaya devam edeceğim kesin.

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’nde en sevdiğim şeyler nelerdi diye düşününce;

Bir kere aşka dair bir roman :) Tabi konu aşk olunca öyle stabilite falan pek aramayacaksınız, nitekim metnin hafifliğini / uçarı akışını, bir de cinsellik konularını cesurca işlemesini (sevmeyenler de varmış yorumları okuyunca ama) ben sevdim.

Yazarın roman kahramanlarının hissettiklerine, düşüncelerine geniş yer vermesini çok sevdim. Romanın içine girmeyi çok kolaylaştırmış. Okurken bazı yerlerde sanki anlatılan kahraman benmişim de tüm olanı biteni ben yaşıyormuşum gibi hissettim.

Romanda muhtelif yerlere serpiştirilmiş felsefi argümanları sevdim. Her ne kadar biraz zor bir araç olsa da, felsefenin dokunup da ilginç kılmadığı bir şey yok zaten.

Rusların Çekoslavakya’yı işgali, savaşın kötülüğü gibi konular romanın arka fonuna harika yerleştirilmiş, bunu takdir ettim.

Aaa unutmadan, kitapta işlenen hayvan sevgisini çok ama çok sevdim. Bu yönünü hep hatırlayacağım.

Neyse uzatmayım, bazıları bu kitabı marjinal bulacaktır, ama ben hem Kundera’yı hem de bu kitabını çok beğendim.
336 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Ağırlık ve hafiflik. Ruh ve beden. Yaşamımız bunların ikiliği ya da birliği. Tereza ve Tomas. Kadın kahramanımız kasabada yaşayan, annesine benzemekten korkan, dünyayı kocaman bir toplama kampına benzeten bir garson ve erkek kahramanımız 6 tesadüfle oraya gidip ikisinin yazgılarını birleştiren dul bir doktor.

Bu 6 tesadüf olmasaydı da ikisi karşılaşmasaydı daha mı iyi olurdu bilmiyoruz, çünkü yazarın anlatmak istediklerinden biri bu: bir kere yaşıyoruz, daha önceden bilseydik verdiğimiz kararların sonuçlarını ve tekrar döngüyle başımıza aynı olaylar gelseydi bilmenin ağırlığı altında kalırdık. Bilinmezliğin hafifliği var üstümüzde, varolmanın dayanılmaz hafifliği.

Roman Rusya'nın Çekoslavakya işgalinin gölgesi altında şekilleniyor. Kahramanlarımız 'komünizm' e karşı verdiği mücadele içerisinde neyi neden yaptıklarını sorgulamaya başlıyorlar. Tomas 'ın erotik dostu ressam ve ihanete bile ihanet eden Sabina ile Sabina' dan esinle hayatını değiştiren Franz dahil oluyor konuya. Tabii Karenin'i ni de unutmamak lazım. Hayatlarının değişimi ve her vazgeçişte bir keşfediş. Çok çok güzel yazımı.

Yazarların cinsiyeti benim için her zaman önemli olmuştur. Cinsellikle, aldatmakla, aşkla, birlikte yaşamakla ilgili konulardaki tutumlarıyla Kundera kadın aklından uzaklaşıyor bana göre. İçsel olarak yorumlayamaması değil bahsettiklerim, sonuçlandırırken hissediyorsunuz. Ya da ben Tomas'ın hiçbir zaman kabul edilemeyecek aşırılıklarını, karısının ömrünün sonlarına doğru anlayışla karşılamasını hazmedemedim.

Ve bu usta yazar yaşıyor. Paris'te.
336 syf.
·15 günde·Beğendi·9/10
Güzel 1K Sakinlerine İncelemem...

Öncelikle kitabın ilk 50 sayfasını okuduğumda beğenmediğim, hatta bırakma isteğim çok güçlüydü. Fakat yarım bırakmayı hiç sevmiyorum. Ön yargılı olmamak için şans verdim ve sonunu bitirmek için merak duygusu kapladı. Devam edip bitirmiş bulundum.
Kitabın içeriğine gelirsek şahsen cinsellikten ve evlilikten insanı soğutuyor diyebilirim. Ancak vermek istediği mesajı algılamak çok felsefik bir boyutu var olduğunu söyleyebilirim. Empati ister istemez yapmakta olup kendinizi aldattığınız da veya karşınızdakinizi aldattığınız da, (doyumsuzluğunuzla) bağlarınızı kopardığınızdaki hafifliği anlatmak istemiş olduğunu hissettim. Bu hafiflik hepimiz için geçerli olduğunu görmüş oldum.
Çok fazla sorgulama özelliği olan bir kitap bütün karakterlerin yaşam tarzları ve hayatları kendi psikolojik sorunlarını anlatıyor ve gerçek hayatta ne kadar çok etrafımızdaki insanlara benzediğini anlamış bulunuyorum. Bir şey göze çarpıyor ki öldüğümüz zaman tecrübelerimizden başka hiç bir şey yanımızda götüremeyeceğimiz. Bunları yüzüne vurdukça yaşadığın bütün heyecanların hiçbir önemi olmadığı ve insanların kitabı okurken ki zorlanışları bu yüzden olduğunu düşünüyorum.
Siyaset tarafıda benim için güzel etkileri oldu. Bazı noktaları kırmam gerektiğinin kanısına vardım. Siyasetin içinde heran yaşadığımız ve oynadığımız satrançın stratejisi kesinlikle ileriyi görebilmektir.
Kısacası kitap kafa karışıklığı içerisinde kurulmuş düzeni anımsattı. Okunması gereken bir kitap. O iğretiyi algılamak hayatımızdaki duyduğumuz ve gördüğümüz şeylerin toz pembe olmadığıdır.
336 syf.
·6 günde
Kitap Nietzsche’nin Ebedi Dönüş düşüncesinden yola çıkarak yaşamlarımızın her saniyesinin sonsuz kere yinelenmesinin insan için yüklerin en ağırı olduğunu, Parmenides’in oluşturduğu olumlu -olumsuz kavram karşıtlarından biri olan ağırlık-hafiflik karşıtının hangisinin olumlu olumsuz olduğunu sorgulayarak başlıyor.

Yaşamımızda yüklerimiz bizi ağırlaştırıp yere yapıştırdığında mı gerçek yaşamımızı yakalayıp mutlu oluruz veya yüklerimizden kurtulup hafifleyip göğe yükselip özgürleştiğimizde mi?

Yazar bu ikilemden yola çıkarak Çekoslovakya’nın Prag kentinde birçok tesadüfler sonucu karşılaşan Tomaz ve Tereza’la, Sabina, Frank, Karenin karakterlerinin her birini bölümler halinde vererek onların iç dünyalarını okuyucuya aktarıyor.

Olaylar Çekoslovakya'da Komünist Parti’nin iktidar olduğu dönemde geçiyor, komünist yönetimin bir Sovyet ‘kitsch’e -Kitsch kavramı 6. bölümde ele alınmış okurken en zorlandığım beni yavaşlatan bölümdü, bu Almanca kavramın Türkçe’de net bir karşılığı yok, ben sahte kavramıyla özdeşleştirdim – dönüşmesi eleştirisi, kadın erkek, aile ilişkileri, aşk, hayvan sevgisi, baskılara göğüs gerip ben olabilme mücadelesi anlatılıyor.
Ağırlık mı hafiflik mi derseniz hangisinin bizi mutlu ettiğine bağlı.
318 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Farklı bir kitap, çok farklı bir kitap, daha da yetmez çok çok farklı bir kitap...

Tomas, Tereza, Sabina ve Franz. Roman bu dört ana karakter üzerinden dönmektedir. Sabina ve Tomas tutku dolu birer özgür ruhken Tereza ve Franz ise bir başkasına bağlanma tutkusuyla dolu ruhlardır. Kitabı bu şekilde anlatmaya başlayınca klişelerle dolu olduğunu düşünebilirsiniz. İlk sayfalarda anlatılan Tomas ve Tereza'nın aşk hikayesi zaten klişelerle dolu. Fakat sonrasında yazar okuru ters köşeye yatırıyor. Ne mi oluyor hadi bir bakalım.

Tomas ve Tereza'nın hikayesini bir parça anlattıktan sonra yazar okura dönüp bu karakterlerin hiç yaşanmamış olabileceğini, yazılanların tamamen bir kurmaca olup gerçek dışı olabileceğini belirtiyor. Yani tanrı yazar ortaya çıkıp ben buradayım, hikayeye aldanmayın diyor ve bunu derken de canınızı sıkmadan, bir sonraki hikayeye daha da istekli okumanızı sağlayarak yapıyor. Sadece bununla da kalmıyor, Sabina ve Franz'ın hikayesinin yine bir parçasını anlattıktan sonra okurun karşısına geçip neden birbirlerini yanlış anladıklarını, sorunların nereden kaynaklandığını kendi oluşturduğu bir sözlük aracılığıyla anlatıyor.

Kitap, 1968'li yıllarda Sovyetler'in Çekoslavakya'yı işgal etmesi ve katı komünist rejimin bir halk üzerindeki baskı dönemini anlatmaktadır. Fakat bunu anlatırken tamamen karakterlerin hayatlarına yedirip ajitasyon yapmadan ve okuru bunaltmadan tamamen arka fonda göstermektedir. Bunun dışında kitapta bolca Kundera'nın felsefe fikirleri bölüm bölüm, çoğunlukla üç-beş sayfayı geçmeyecek şekilde yer almaktadır.

Romanda okuru belki en rahatsız edecek taraf bolca bulunan erotik anlatımdır. Fakat bunu yaparken amaç okuru rahatsız etmek değil tamamen cinselliğin, ihanetin, ufak sapkınlıkların doğallığı üzerinde durulmaktadır. Yine insanın doğasıyla ilgili bazı rahatsızlık verici çıkarımlar da kitapta yer almaktadır.

Kitabın son kısmında yer alan dört karakterin sonlarıyla ilgili bölümleri başarısız bulsam da bu roman hem yazım stiliyle, hem anlatımıyla son derece farklı ve güzel bir roman. Kundera'nın kafasındaki felsefeyi anlattığı bazı bölümler (kitsch kısmı) sıkıcı olabilse de genel anlamda çok yormayan, akıcı ve ilgi çekici bir kitap. Farklı bir şeyler okumak isteyen her okurun hiç çekinmeden okuması gereken kesinlikle nadide bir eser.
336 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
"Ana rahminden çıkmamıştır roman kişileri; şu ya da bu sözcüğün itici gücünden ya da temel bir durumdan doğmuşlardır."

Milan Kundera'nın 1982'de tamamladığı 'magnum opus'u (en büyük eseri) gerçekten de öyle anılmayı hak ediyor, hatta biraz da abartılı söyleyecek olursak Albert Camus öldüğünden bu yana kıt'a Avrupa'sında yazılmış olan en nitelikli roman bile olabilir. -tabi böyle bir yargıya varmak için, onlarca roman okumak gerekir ama en azından yoğunluk ve genişlik olarak bu kitabın çok üst bir noktada yer aldığını söyleyebiliriz.

Baştaki söze dönersek, Kundera'nın 'itici gücü olan düşünce' Nietzsche'nin 'Ebedi Dönüş' kavramı, Parmenides'in zıtlıklar düşüncesi, dönemin siyasi meseleleri, ilişkiler ve erkek ile kadının farklı bakış açıları, vs. Kundera, o kadar farklı düşünceleri, farklı konuları işlemek için karakterlerini farklı şekillerde zorluyor, bu yüzden belki de beklenmedik, bize çok normal gelmeyen davranışlar da bulunuyor karakterler. Çünkü onlar ana rahminden çıkmamıştır. O nedenle alışılmış tepkiler gösteremezler, mesela Tereza aldatıldığını bile bile sadakatini sürdürmek zorundadır çünkü yazar öyle ister.


"Roman yazarın itirafları değildir; bir tuzak haline gelmiş dünyamızda yaşanan insan yaşamının araştırılmasıdır."

Üstadın roman yazımı konusunda düşüncelerini bilmek, kitabın içine girmek için oldukça önemli diye düşünüyorum. Yazar da öyle düşünüyor olacak ki, felsefî notları ve kendi düşüncelerini okuyucuyu sıkmayacak şekilde çok ölçülü serpiştirmiş kitabın içine. "İnsan yaşamı sürekli ileriye gitmek zorunda, döngüsel bir şekilde ilerlemiyor." diyor kitabın bir yerinde ve sıkça tekrarlanan cümlesi "Hayatın tek provası kendisi ve hataları bir başka yaşamda düzeltme şansı yok." ifadesini kendisi de birçok defa tekrarlıyor. Bunları da düşünerek, yazarın ne kadar önemli bir iş yaptığını söyleyebiliriz. Tereza veya Franz o hataları geri alamaz, tercihleri düzeltemez ama bizim için önemli bir rehber olabilir onlar.


"hafiflik/ağırlık karşıtlığı bütün karşıtlıkların en gizemlisi, en çift anlamlısıdır."

Bu cümleyle birlikte, kitabın adını da bir kez daha tartışalım. "Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği" kitabın tümünde öyle bir görüntü mü var? Hayır. Herkesin hafiflik veya ağırlık anlayışının farklı olduğunu görüyoruz. Kişinin, 'hafiflik' duygusunu hissetmek için uzun zaman kendisi farkında olmasa dahi, bencilce tercihler yaptığını görebiliyoruz. Bu açıdan, biraz 'Mutlu Ölüm'e yakınsadığını söyleyebiliriz, en azından çıkış noktası olarak.


Aslında bu kitap için söylenecek daha çok şey var da, bahsedersem kitabın ayrıntılarına girmiş olacağım için burada noktayı koyuyorum. Okunması gereken kitaplar arasında çok üst bir noktaya yerleştirdim.
336 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10
Tomas, Tereza, Sabina ve Karenin üzerinden cinselliği, siyaseti, statü ve hayata bakışı, sanatı ve hayvan sevgisini çok net olarak kendi içinde tartışan bir kitap. Şaşırtan ayrıntılar ve felsefi yaklaşımlarla dolu bir eser. Bittiğinde ağır bir yemek yemişsiniz hissiyle kalıyorsunuz. Oldukça yoğun ve üzerinde düşünülecek çok fazla soru barındırıyor. Şahsen kitabın sonunu çok sevmesem de genel olarak akıcılığı, anlatımı gerçekten başarılı. Herkese tavsiye eder, iyi okumalar dilerim.
"Kitapları gündüz kitapları, gece kitapları diye ikiye ayırmaya orada başladım," ... "Gerçekten de, gündüz okunsun diye yazılmış kitaplar vardır, bir de sadece geceleri okunabilecek olanlar."
Sadece bir hayat yaşadığımız için bu hayatı öncekilerle karşılaştıramaz ya da kusurlarımızı gelecekteki hayatlarımızda gideremeyiz; bu nedenle de ne istediğimizi bilemeyiz.
"Bir şeyin bizim için büyük bir yük olduğunu söyleriz. Ya taşırız bu yükü ya da beceremez, okkanın altına gideriz, bu yükle didişir, kazanır ya da kaybederiz."
Gündüz okunsun diye yazılmış kitaplar vardır, bir de sadece geceleri okunabilecek olanlar."
Milan Kundera
Sayfa 87 - İletişim Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Baskı tarihi:
Ağustos 2015
Sayfa sayısı:
336
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750726170
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Unbearable Lightness Of Being
Çeviri:
Fatih Özgüven
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Cumartesi ve pazar günleri, varolmanın tatlı hafifliğinin geleceğin derinliklerinden yükselip yanına vardığı duygusu içindeydi. Pazartesi, benzerini bundan önce hiç tanımadığı bir ağırlıkla çarpıldı. Rus tanklarının tonlarca çeliği bunun yanında hiç kalırdı. Çünkü sevecenlikten daha ağır bir şey yoktur dünyada.

Milan Kundera’nın en bilinen romanı Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, yayımlanır yayımlanmaz çağdaş klasikler arasına girmiş, geçen yüzyılın en güçlü anlatılarından biri. Kundera, tepkiye karşı tepkisizliği, kararlılığa karşı kararsızlığın tutarlı ve erdemli yanlarını araştırdığı romanının başkişisi Tomas’la alışılmış, arkasında güçlü düşünce ve yaşam kurallarını taşıyan roman karakterlerini sorgular. Sovyetler’in Çekoslovakya’yı işgal günlerini de arka planda anlatır. Tıpkı kişiler gibi toplumsal önyargılar da eninde sonunda kararsızlığa ve “varolmanın dayanılmaz hafifliği”ne mahkûmdur ne de olsa.

Kitabı okuyanlar 1.734 okur

  • Bilgehan Çökük
  • İlkgün
  • Mona..
  • Betül AYDOGDU
  • Dilan Özden
  • MURAT ATEŞ
  • Erva ÇALIK
  • Mehmet kaan
  • Nur
  • Ceren Pınar

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6
14-17 Yaş
%1
18-24 Yaş
%20.8
25-34 Yaş
%32
35-44 Yaş
%23
45-54 Yaş
%13.7
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%2.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66.8
Erkek
%33.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%22.6 (124)
9
%22.2 (122)
8
%24.6 (135)
7
%14 (77)
6
%4.2 (23)
5
%2.4 (13)
4
%1.6 (9)
3
%0.9 (5)
2
%0.4 (2)
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları