Geri Bildirim

Varoluşçular Kahvesi-Özgürlük, Varoluş ve Kayısı KokteylleriSarah Bakewell

·
Okunma
·
Beğeni
·
180
Gösterim
Adı:
Varoluşçular Kahvesi-Özgürlük, Varoluş ve Kayısı Kokteylleri
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
440
ISBN:
9786051980195
Kitabın türü:
Çeviri:
Emre Gözgü
Yayınevi:
Domingo Yayınevi
Ulusal Kitap Eleştirmenleri Ödülü’nü kazanan, “Nasıl Yaşanır ya da Bir Soruda Montaigne'in Hayatı”nın yazarındanParis, 1933. Üç genç arkadaş, Jean-Paul Sartre, Simone de Beauvoir ve Raymond Aron, Montparnasse’ta bir barda kayısı kokteyllerini yudumlarken, Aron içkisini göstererek, “Bu kokteyl üzerinden felsefe yapabilirsin!” der.

Sartre, bu ilham verici andan yola çıkarak, yaşam –aşk ve tutku, özgürlük ve varoluş, kafeler ve garsonlar, dostluk ve devrim ateşi– hakkındaki kendi sıra dışı felsefesini yaratacaktır. Bu felsefe, Paris’te büyük bir heyecan dalgası yaratıp dünyayı kasıp kavuracak, 1968 öğrenci ayaklanmalarından sivil haklar mücadelesine kadar birçok toplumsal harekete damgasını vuracaktır.

Varoluşçular Kahvesiçağdaş varoluşçuluğun hikâyesini insanlar, zihinler ve fikirler arasında kurulan tutkulu bir ilişki olarak anlatıyor. Sarah Bakewell hayat hikâyeleri ile düşünceleri harmanlayarak, bizleri yaşama dair olduğu kadar yaşamları değiştiren, neyiz ve nasıl yaşamalıyız gibi önemli soruları ele alan bir felsefenin kalbine götürüyor.

“Şahane... Titizlikle kaleme alınmış ve zihin açıcı. “Düşünen” herkese öneriyorum.”

- Library Journal -

(Tanıtım Bülteninden)
Serkan Mutlu
Serkan Mutlu, Varoluşçular Kahvesi-Özgürlük, Varoluş ve Kayısı Kokteylleri'ni inceledi.
@Trafalgar·19 Nis 12:35·Kitabı okudu·19 günde·Beğendi·9/10
'Sahi nedir bu varoluşçuluk"? sorusuyla başlayan kitap ünlü varoluşçu filozofların düşüncelerini onların hayatlarıyla birleştirerek anlatıyor. Hem ayrı ayrı biyografi tadında sıkmadan okunan bölümler hem de anlaşılması karmaşık gelebilecek kavramların özenle, sade bir dille anlatılması kitabı varoluşçuluk hakkında bilgi sahibi olmak isteyen kişiler için öncelikle okunması gereken bir konuma getiriyor. Sofi'nin Dünyası'nı andırdığını söyleyebilirim.

Kitapta ana hatlarda sürekli var olan filozoflar: Sartre, Simone de Beauvoir, Albert Camus, Martin Heidegger, Edmund Husserl, Karl Jaspers, Merleau Pounty .

Bu kitabı okursanız varoluşçuluk hakkında ve bu filozoflar hakkında her şeye hakim olursunuz, şeklinde bir iddia da bulunamayız. Zaten yazarın kendisi de bunu söylüyor.

Kitabın en iyi yaptığı şey: bir filozofu kavramaya çalışırken onun yapıtlarını hayat hikayesinden bağımsız ele almamamız gerektiği.

Kitap 14 bölümden oluşuyor arkasında kitapta adı geçen karakterlerin kısa bir şekilde kim olduğu anlatılmış. Kitabın en sonunda çok detaylı, gerçekten emek verilerek hazırlanmış bir dizin bulunuyor. Yani ilerde kitabı açıp Sartre'nin atom bombası hakkındaki düşüncelerini tekrar okumak isterseniz dizin bölümüne bakmanız yeterli olacaktır. (Sarte, Jean-Paul, nükleer silahlar, 242,243)
Genel anlatım şu şeklide: Filozofun hayat hikayesi-Ortaya attığı kavramların ne olduğu-Eserleri-Hayatındaki dönüm noktaları- Diğer filozofların konu hakkında görüşleri.

Kitabın içeriği yoğun olabilir ama bunu asla sıkmayan bir anlatıyla aktarıyor. Heidegger 'in Nazi yanlısı düşünce ve eylemleri , buna karşılık diğer filozofların sert tepkileri; Beauvoir'in şu anda bile cesur sayılabilecek hayatını, sürekli başkaldıran ve toplumun sinir uçlarına dokunan her konuya çomak sokuşunu merak ederek okudum. 2. Dünya Savaşının düşünce dünyasında ne gibi yenilikler ve yıkımlar getirdiğini görmek ve bir X işareti gibi düşünürlerin nasıl yer değiştirdiğine tanık olmak ilginç bir deneyimdi. Camus her zaman en sevdiğim yazarlardan olmuştur, onun Sartre ve Beauvoir'le özellikle idam konusundaki tartışmaları çok açıklayıcıydı. Casus oldukları için öldürülen Rosenberg çifti etrafında dönen protestoları okurken Sunay Akın'nın konu hakkındaki yazısını da okumanızı tavsiye ederim. Kitabın temposunun doruk noktasına çıktığı nokta Husserl 'in 40.000 sayfalık el yazmalarının Nazilerden saklanmasıydı . Arşiv oradan oraya taşınırken yaşanan anlar bir bir film tadı bırakıyor.
Kitap sonunda elimde uzunca bir okunacaklar listesi ve izlenecek filmler listesi oldu.
Bireyciliği savunan genç bir varoluşçu için savaştan daha kötüsü olamazdı. Savaşın tüm bireysel düşünce ve kaygıları silip süpürme potansiyeli karşısında oyuncakları alınmış bir çocuk gibi kalakalma tehlikesi söz konusuydu. O sırada son derece hassas bir ruh hali içinde Paris'te yaşayan İngiliz gerçeküstücü şair David Gascoyne, kriz haftasını günlüğüne şöyle yazmıştı: "Savaşa dair en nefret uyandırıcı ve tiksinç şey, bireyin değerinin sıfıra indirgemesidir."
"Algının Fenomenolojisi' nin sonralarına doğru yer alan aşağıdaki kısa bölüm, onun insan yaşamına dair geniş görüşünü kusursuz özetlemektedir:

"Ben psikolojik ve tarihsel bir yapıyım. Varoluşla birlikte bir varolma şekli, bir tarz aldım. Tüm eylemlerim ve düşüncelerim bu yapıya bağlıdır ve bir filozofun düşüncesi bile sadece dünyayı kavrayışını ortaya koyma yoludur, ki bu da olduğu her şeydir. Yine de dürtülerime rağmen değil, asıl onlar sayesinde özgürümdür. Zira beni ben yapan hususi fiziksel ve tarihsel yapım dünyayla ilişki kurmamı engellemez.; aksine dünyayla iletişim kurmamı sağlar. "

Bu paragrafı bir kez daha okumakta fayda var. Merleau-Ponty, varoluşumuzu sınırlayan unsurların aynı zamanda bizi dünyaya bağlayan, eylemde bulunmamızı ve algımızı mümkün kılan unsurlar olduğunu söylüyor. Bizi biz yapan bu unsurlardır. Sartre bu ikircikli durumun, bu uzlaşı ihtiyacının farkındadır, ancak kabullenmekte zorlanır. O, tüm benliğiyle bağlardan, engellerden ve sınırlamalardan, cıvık ve yapışkan şeylerden azade olmak istiyordur. Heidgger de bu sınırlanmışlığın farkındadır ama bir yandan da Varlık'ı mitleştirerek bir nevi yücelik arayışına girer. Merleau-Pounty ise soğukkanlılıkla ancak dünyayla etkileşim içinde varolabileceğimizi gözlemler ve bunda bir sorun görmez. Asıl mesele, bu gerçekle savaşmamak ya da ona gerektiğinden daha büyük önem atfetmemektir. Yapılması gereken, onu gözlemlemek ve bu etkileşimin nasıl gerçekleştiğini tam olarak anlamaya çalışmaktır.
Sartre, özgürlüğün bizi dehşete düşürdüğünü, ancak ondan kaçmamızın mümkün olmadığını çünkü özgürlüğün biz olduğumuzu ileri sürer.

Bu savını açıklamaya varoluşu ikiye ayırmayla başlar. Bunlardan birincisi "kendi-için" varoluştur ve tanımlayıcı özelliği, özgür olmasıdır. Bu bizizdir; insan bilinci bu kategoridedir. İkincisiyse "kendinde" varoluştur. Geriye kalan diğer her şey bu kategoriye dahildir: kayalar, çakılar, kurşunlar, arabalar, ağaç kökleri. Bu tür varolanlar bir seçim yapmakla karşı karşıya kalmazlar: Yapmaları gereken tek şey kendileri olmaktır.
Sartre'ye göre kendinde ve kendi-için kategorileri, maddeyle antimadde gibi birbirlerine zıtlardır. Heidegger Dasein hakkında yazarken onu en azından bir tür varlık olarak ele alır ama Sartre'a göre kendi-için olmak bir varlık biçimi değildir. Gabriel Marcel, Sartre'ın hiçliğini, varlığın ortasında bir "hava boşluğu" olarak tarif etmiştir. O bir "hiçlik"tir; dünya içinde vakum benzeri bir deliktir. Öte yandan etkin ve spesifik bir hiçliktir. Dışarı çıkıp futbol oynayan türden bir hiçlik.
Kendini aldatma çoğunlukla zararsızdır ama vahim sonuçlar da doğurur. 1938'de yazdığı "Bir Liderin Çocuğu" adlı öyküde Sartre, sırf bir şey olmak adına anti-semit bir kimliğe bürünen Lucien karakterini inceler. Kendisi hakkında "Lucien Yahudilere katlanamaz", dendiğini duymak hoşuna gider. Bu durum ona "olduğu gibi olduğu" yanılsamasını yaşatır. Burada "kendini aldatma", bir varolmayandan bir varolan yaratır.
Birbiriyle çatışan çıkarlara sahip birçok insan topluluğu varsa ve hepsi de haklı olan tarafın kendileri olduğunu iddia ediyorsa kimin tarafını tutacağınıza nasıl karar verirsiniz? "Komünistler ve Barış" ın son bölümündeki paragrafta, Sartre bu soruya şöyle cevap verir(...) Eğer bir şey en imtiyazsızların gözünden bakıldığında doğru görünmüyorsa, der Sartre, o zaman o şey doğru değildir.
Beauvoir'a göre kadınların önündeki en büyük engel, sonradan kazandıkları, kendilerini aşkın bir özne yerine "öteki" olarak görme eğilimleridir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Varoluşçular Kahvesi-Özgürlük, Varoluş ve Kayısı Kokteylleri
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
440
ISBN:
9786051980195
Kitabın türü:
Çeviri:
Emre Gözgü
Yayınevi:
Domingo Yayınevi
Ulusal Kitap Eleştirmenleri Ödülü’nü kazanan, “Nasıl Yaşanır ya da Bir Soruda Montaigne'in Hayatı”nın yazarındanParis, 1933. Üç genç arkadaş, Jean-Paul Sartre, Simone de Beauvoir ve Raymond Aron, Montparnasse’ta bir barda kayısı kokteyllerini yudumlarken, Aron içkisini göstererek, “Bu kokteyl üzerinden felsefe yapabilirsin!” der.

Sartre, bu ilham verici andan yola çıkarak, yaşam –aşk ve tutku, özgürlük ve varoluş, kafeler ve garsonlar, dostluk ve devrim ateşi– hakkındaki kendi sıra dışı felsefesini yaratacaktır. Bu felsefe, Paris’te büyük bir heyecan dalgası yaratıp dünyayı kasıp kavuracak, 1968 öğrenci ayaklanmalarından sivil haklar mücadelesine kadar birçok toplumsal harekete damgasını vuracaktır.

Varoluşçular Kahvesiçağdaş varoluşçuluğun hikâyesini insanlar, zihinler ve fikirler arasında kurulan tutkulu bir ilişki olarak anlatıyor. Sarah Bakewell hayat hikâyeleri ile düşünceleri harmanlayarak, bizleri yaşama dair olduğu kadar yaşamları değiştiren, neyiz ve nasıl yaşamalıyız gibi önemli soruları ele alan bir felsefenin kalbine götürüyor.

“Şahane... Titizlikle kaleme alınmış ve zihin açıcı. “Düşünen” herkese öneriyorum.”

- Library Journal -

(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 7 okur

  • sena dal
  • Gamze Nurlu
  • Öznur Kaplan
  • Can
  • Serkan Mutlu
  • Meltem Kartal
  • Itır V.
  • BEKİR
  • therapy

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%50 (1)
8
%0
7
%50 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0