ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur

8,5/10  (10 Oy) · 
15 okunma  · 
8 beğeni  · 
482 gösterim
Faruk Duman'ın yeni romanı Ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur'un kahramanı, yüksekokulu yarıda bırakmış, askerliğini yaptıktan sonra, annesinin ölümü üzerine çocukluğunu geçirdiği kasabaya dönmek zorunda kalmış bir genç. Günlerini ormanda gezintiler yaparak, tüm dikkatiyle doğanın sesini dinleyerek geçiriyor. Ta ki bir parsa, bir de çocukluk aşkı Ceren'e rastlayana dek...

"Zaman zaman, kendimi onun yerine koyduğum oluyordu. Pars, parçalanmış bir hayvandır. Geceleri ormanda dolaştığı zaman vücudunun her bir parçasını, orada onun adına gözlerini dört açsınlar diye ormanın dört bir tarafında bırakırdı. Söz gelimi, bir tüy bir çalılığa takılır, hayvanın geçip gitmesinden sonra orada ansızın gözlerini açarak. Karanlığı onun adına süzmeye başlardı. Bu, yalnızca tüyün kendi çabasıyla oluşan bir şey değildi elbette. Her yanıyla görmeye, duymaya, koklamaya alışmış bir parsın, kendi parçalarına verdiği bir armağandı."
  • Baskı Tarihi:
    Ocak 2012
  • Sayfa Sayısı:
    104
  • ISBN:
    9789750714207
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Rogojin 
 02 Tem 2016 · Kitabı okudu · 1 günde · 10/10 puan

Faruk Duman okumaya devam ediyorum.Geçen hafta Kırk adlı eserini büyük keyifle okumuştum, bugünse Ve Bir Pars Hüzünle Kaybolur, hem keyif verdi hem de beni üzdü açıkçası. Keyif verdi; çünkü yazarın en sade eseri olarak, en anlaşılır, en net eseri olduğu için okuması en kolay kitabı bir yandan da, bu da beni çok zorlamadığı için diğer eserlerine göre daha keyif vericiydi. Peki, neden üzücü? Çünkü Faruk Duman bir kez daha bizi kitaplarının ana mekânlarından, sembollerinden biri olarak ormana götürürken bu sefer 1974'te Adapazarı'nda öldürülen son Anadolu parsının masalsı hikâyesine tanık ediyor. Orman yine aynı: baş döndürücü, sisle belirsiz, ya da her yanı ağaç ve yeşille kaplanmış bir masal diyarı gibi, ama burada herkes olduğu şeyin aynısı bu sefer: tilkiler tilki, parslar pars, kuşlar kuş ve insanlar da insan. Anlatıcımız ormanda dolaşan ve kendisine dostluk gösteren parsı takip edip kendi masalını ya da hikâyesini yaşıyor, aynı anda elinde tüfekleriyle avlanan baba oğulun ormandaki tek kötü varlık olduğunu da görüyoruz; oraya ait değiller, önceki avcılar gibi.

Faruk Duman'ın bütün kitaplarında karşımıza çıkan orman; bütün hayvanlar, ağaçlar, doğa bu eserin veya yazarın diğer eserlerinin atmosferini oluşturan birincil öge gibi. Orman hem anlamların, yaşamın, kişilerin bir başka anlama geldiği hem de bu eserde olduğu gibi kendisi olduğu bir mekân, bir sembol, bir varoluş yeri ya da biçimi. Ancak, bu eserde eserin son Anadolu parsına adanmış olmasını da düşünürsek, avcılar ve avla ilgili her ne kadar masalsı bir havaya büründürülmüş olsa da avcılığın ne olduğu konusunda çok net bir görüntü oluşturması çok iyi olmuş; zira avcılar hakkında söylenebilecek iyi bir şey bulmak zor: çünkü onlar her ne kadar kendileri bunun tersini iddia etse de ormanı, doğayı öldüren ve bunda haklılık payı gören silahlı tüfekli katillerden başka bir şey değiller. Faruk Duman'ın doğayı insanın nasıl yok ettiğini, bu doğal ve yaban güzelliğin insan icadı aletlerle nasıl katledildiğini ve insanın belki de ormana ve yabana ait olmadığını söylemek istiyor ve Anadolu parsı belki tekil bir örnek olarak çok güzel oturuyor bu söylenmek istenen şeye; ancak edebiyatı bir kenara bırakıp en azından ben hayvan hakları açısından bu konuya baktığımda, bu katillerin gerçekten de yaşamı yok etme hakkını kendinde gören ve bunu bir takım bahanelerle açıklama cüreti gösterebilen insanlar olduğunu biliyorum. Faruk Duman sağlıksız bir baba oğul portresi çizerek avcılıkla bu karakterler arasında sağlıksız düşünen, eyleyen insanlar olmaları açısından doğru bir mesaj da vermiş oluyor.

Yazar ormanı kesinlikle bu eserinde en etkileyici, en güzel şekliyle anlatıyor. İncir Tarihi adlı kitabını henüz okumadığım için, bu fikrim sonra değişebilir belki. Parsın güzelliği, eşsizliği; ağaçların sessizliği; bir görünüp bir kaybolan güzel kürklü tilkiler ve parsın avı olan mazlum ceylanlar bütün kitap boyunca anlatıcımız sisli ormanda yürürken ya da parsın yuvasına çöküp otururken yanımızda beliriyor, ya da geçip gidiveriyor; çıtırtılar, sesler ya da gözünü anlatıcımıza dikip onu gözleriyle çağıran yaralı pars kitabın sonundaki nihayetine doğru yürürken her yanımızı kaplayan karanlık ya da heryeri ve herşeyi örten sis bu ormanı olabilecek bütün güzelliğiyle, derinliğiyle hissetmeye davet ediyor bizi...hainlerin kurşunları ormanı yırtana dek bu büyünün içerisinde kalıyoruz.

Elbette, Faruk Duman'ın bu güzel eserini, diğer kitaplarından önce özellikle bu eserini, herkese öneriyorum.

Kitaptan 12 Alıntı

Yasemin Bektaş 
06 Mar 15:28 · 8/10 puan

Bu dünyada, yalnızlığımızın mutlak bir yalnızlık olduğunu anlayamadığımız için acı çekeriz. Ölüm korkumuzun nedeni de herhalde budur.

ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur, Faruk Duman (Sayfa 69)ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur, Faruk Duman (Sayfa 69)
Yasemin Bektaş 
06 Mar 11:03 · 8/10 puan

Kimi zaman türlü haksızlıklara uğradığı olur, bunu hep olgunlukla karşılardı. Düşmanını, olgunluğuyla bozardı.

ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur, Faruk Duman (Sayfa 19)ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur, Faruk Duman (Sayfa 19)
Duygu 
16 Nis 22:52 · Kitabı okudu

Ruh halimiz,bana kalırsa,kapanan havanın,huzursuz yaprağın pesinde yürür.Toprağa sinmiş nem kokusuna,çürüyen bitkinin yaydığı yeniden doğma arzusuna.Bunlara da bağımlıdır biraz.Herhalde,çürüyen bir şey,çok geçmeden hayat bulacaktır.

ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur, Faruk Duman (Sayfa 54 - Can)ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur, Faruk Duman (Sayfa 54 - Can)
Celal Uslu 
05 May 14:29 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Hava kapalıydı. Bulutlar kararıp kararıp dağılıyordu, yağmur sanırsın bir evsiz; yağacak yer arıyordu. İnsan nasıl da bağımlıdır böyle şeylere. Ruh halimiz, bana kalırsa, kapanın havanın, huzursuz yaprağın peşinde yürür. Toprağa sinmiş nem kokusuna, çürüyen bitkinin yaydığı yeniden doğma arzusuna. Bunlar da bağımlıdır biraz. Herhalde, çürüyen bir şey, çok geçmeden hayat bulacaktır.

ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur, Faruk Duman (Sayfa 54)ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur, Faruk Duman (Sayfa 54)
Celal Uslu 
04 May 08:52 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Sahtesi Olmayan Tek Duygu: Korku
Bir yürek gürültüsü, bir korku işareti. Oysa insan yeryüzünün bunca korkuyu nasıl olup da taşıyabildiğini asla anlayamaz. Elbette, bu korkunun yükselişini, böylece vücudunun bir yerinde, bir uzuv gibi aklınca yaşamaya başladığını...

ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur, Faruk Duman (Sayfa 14)ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur, Faruk Duman (Sayfa 14)
Celal Uslu 
04 May 09:09 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Ama gün geliyor, yaşam derin bir uçurumla ikiye bölünüyor. Bi boşluk. Uzak bir yere gidiliyor; daha önce hiç görülmemiş şeyler görülüyor orada...

ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur, Faruk Duman (Sayfa 14)ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur, Faruk Duman (Sayfa 14)
Celal Uslu 
05 May 14:50 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Suskunluğun Kederli Anlamı
O bunu söyleyince içimde derin, ama gerçekten derin bir keder hissettim. Ağır ağır, elimden uçup gidiyordu sanki. İnsanın durup da söyleyecek söz bulamadığı. Yine söz elbette çoktur; insanın, kederle dilini kırıp susmak zorunda kaldığı.

ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur, Faruk Duman (Sayfa 60)ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur, Faruk Duman (Sayfa 60)
Celal Uslu 
05 May 15:39 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kalbin Güçsüzlüğünden Doğan Yaşam
Sonunda, kalp güçsüz bir şeydir. Bize yaşam veren şey, evet, bence, güçsüz bir şeydir. Bu nedenle yaşamımız da aslında bizim bu güçsüzlüğümüzden kaynaklanır. Böyle şeyler düşünüyordum. Yine de, diyordum kendi kendime, böyle güçsüz bir kalpten kaynaklanmayı bildiği için, yaşam güçlü bir şey sayılmaz mı?

ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur, Faruk Duman (Sayfa 73)ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur, Faruk Duman (Sayfa 73)
Celal Uslu 
05 May 14:44 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Şirazlı Bedreddin'e Göre Ölüm
Ölüm diye bir şey yoktur. Bunu, sevdiğim bir Doğulu düşünürden öğrenmiştim. Şirazlı Bedreddin, ölümün, salt biz dış dünyayı algıladığımız için var olduğunu savunurmuş. Yoksa, biz kendimize, içinde yaşadığımız insanlık alemine dışarıdan, söz gelimi bir ağacın gözünden baksaymışız, ölümümüzün bir değeri olmadığını, ne ki ancak bir yaprağın toprağa düşmesi değerinde hüzün gerektirdiğini görmemiz işten bile değilmiş.

Gerçi, burada insana "iş işten geçti" dedirtecek bir şey de yok değil kuşkusuz; bir kere, ne de olsa dış dünyayı algıladığımız bir gerçektir. Bu durumda, insanın kendisine dışarıdan, söz gelimi bir yaprağın gözünden bakması nasıl mümkün olsun? Yine de elbette Şirazlı'nın söylediği de yabana atılacak cinsten değil. En azından, bu düşünce, ölüm karşısında insana biraz güç veriyor. Yaşama, biz de yaşadığımız için değil de, sırf yaşam olduğu için değer verilmesi öğütlemiş oluyor.

ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur, Faruk Duman (Sayfa 54)ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur, Faruk Duman (Sayfa 54)
Esra 
18 Oca 14:26 · Kitabı okudu

Bana göre, güzellik, elinden asla kurtulamayacağımız bir şeydir. Dahası, güzellik kapısından girer, ölüm kapısından çıkarız. Bu nedenle, her şeyden önce, insan bu kapının önünde sessizce durabilmeyi öğrenmelidir. Sonunda, işte böyle olur: Güzel, boyanır. Bir eşsiz kapıya dönüşür. Ve siste hüzünlü bir pars, ansızın kaybolur.

ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur, Faruk Duman (Sayfa 39)ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur, Faruk Duman (Sayfa 39)
2 /