Ve Durgun Akardı Don - 4. Cilt

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.629
Gösterim
Adı:
Ve Durgun Akardı Don - 4. Cilt
Baskı tarihi:
Ocak 2001
Sayfa sayısı:
488
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756865736
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Tihi Don
Çeviri:
Tektaş Ağaoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Evrensel Basım Yayın
Baskılar:
Ve Durgun Akardı Don - 4. Cilt
Durgun Don 4.Cilt
Durgun Don Cilt 4
Durgun Don
Ve Durgun Akardı Don 4
Sakit Don - Dördüncü Kitab
Ve Durgun Akardı Don, Don bölgesinin destanıdır. Eser, bir Kazak ailesi ekseninde Don bölgesini ve savaşın, devrimin ve iç savaşın bölgeye yansıyışını çok yönlü, derinlemesine ama sade bir dille anlatır. Birinci ciltte Don Kazakları'nın Çar dönemindeki yaşam koşulları, gelenekleri, görenekleriyle dile getirilir. Bu cilt, nehir romanın kahramanlarını ve ruh durumlarını da tanıtır. İkinci ciltte, Birinci Dünya Savaşı, 1917 Kerenski Hükümeti dönemi, General Kornilov Olayı ve 1917 Ekim Devrimi'yle, roman kahramanlarının bu olaylardaki durumuna ayrılmıştır. Üçüncü ve dördüncü ciltlerde Don Kazakları'nın ayaklanmaları, Don bölgesinde kurulan bağımsız cumhuriyetler, İç Savaş ve Avrupa'nın bu iç savaştaki rolü irdelenir. Bu kargaşada savrulan kahramanlarla canlı bir belgesel ve çağdaş bir destan sergiler Şolohov, Bozkır çiçekleri kadar canlı ve birbirine benzemez insanlarıyla, yaşanmışlığın sahiciliği ve olağanüstü anlatımıyla Ve Durgun Akardı Don, bütün zamanların en önemli romanlarındandır.
598 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir...

Minnet borçluyum. Durgun Don'u okumadan, bitirmeden ölmek vardı bir de. Korkunç. Hiç kitap okumamış gibi ölecektim. Gerçek bir kitap okudum. Gerçek bir sanatçıdan.
İki bin küsür sayfa ama inanın dostlar su gibi akıyor. Tek sorun bitmesi ahhhh keşke bitmese ömrümce okusam...

Rusya'nın Balzac' ı Rusya'nın Dickens'ı ve Rusya'nın Yaşar Kemal'i
Bugün Don Kıyısında yükseliyordur bu nidalar. Şolohov babamız Durgun Don evimiz...
Rus Edebiyatı'nın en büyük ve ilk trajedisi ile karşınızdayım.
Kendimi , yaşamın ortasında ellerim bağlı, umudum tükenmiş hissediyorum.
En son dedem vefat ettiğinde böyle hissetmiştim; birde şimdi Durgun Don bittiğinde. Şolohov'un 14 yılda yazdığı epik romanı'nın on yıllık serüvenini, iyisiyle ve iyisiyle bitirmiş oldum.
İlk üç cildini büyük bir zevkle ve mutluluk ve bağlılıkla okumuştum; ama okudukça içim tükendi, okudukça ciğerim dağlandı. Tanıdım hepsini dostlarımın, kardeşlerimin. Hepsi bir karakter mi sadece? Hayır hepsi var hepsi Don'un gerçek ve öz evlatları. Gregor-Aksinya-Piyotr-Mitka-Darya-Prohor-Mişa-Natalya ve daha niceleri. Hepsi özenle çizilmiş ve işlenmiş. Gerçek bir sanatçının ölümsüz kahramanları. Güçlü ve yetenekli insanların Don kıyılarında hayat bulması ve Şolohov'un dehası ile bir epope çıkıyor.
Son cilt yani dördüncüsü başlarken bile yüreğimde bir acı vardı. Bu romanların nasıl biteceğini az çok tahmin edilebilir olmasıdır da özelliği. Hepsi ölecek. On yıldır birlikte yaşadığım, güldüğüm ve ağladığım; dostlarımın, kardeşlerimin öleceğini bilmek ama okumak ve devam etmek. Günde 200 sayfa okumam ama son 7 sayfayı 3 saatte bitirmem. Duyduğum acının tarifsiz kuvvetindendir.
Evim, hemen karşımda Aksinya'cığımın evi, iki ye bölen patika ve Don nehri. Diğer tüm tanıdık don kazakları. Savaş, barut. Islak ve küf kokan toprağın üzerinde ki ölüler. Atlar atlar böylesini görmedim ben (MCA).

Şolohov lisedeyken 1 Dünya Savaşı patlak verir. 1917 yılında ki Kerenski devrimi de lisedeyken başladı. 16 yaşında bir Kazak genci olan Şolohov, Devrimcilerden yana, Çarlık Düzenine karşı savaşa katıldı. Durgun Don Şolohov'un alın yazısıydı. Roman 4 dönemi işler - Barış, Savaş, Devrim ve İç Savaş. Vyeşenskaya'nın dul kadınları, ağlar ağlar dururdu. Durgun Don'un kahramanları bu topraklarda yaşayıp öldüler ve Beyaz Muhafızlar'a karşı savaşan Kızıl Atlıların toynak sesleri çınlıyordu.

Ahhhh! Girişa Grişammm bitirdin bizi bee. Seninle başladık bu uzun yolculuğa ve seninle bitirdik. Seninle birlikte büyüdü sakallarım ve gözümde ki yaşlar öyle aktı. Natalya sadık sevgilim benim. Beyaz gelinlik üstünde güzelce uyu... Aksinyam, Don'un en güzel çiçeği... Ne kadar da güzelsin.. Rüyanda bile gülümsüyorsun.. Güzelce uyu. Panteley Prokofyeviç senin canın sıkılıyordur şimdi. Çok yalnızsın orada. Ah Panteley, İlyiniçna belkiyordur şimdi seni azar yiyeceksin gel hele. İlyiniçnamm hasret yüreğimizi dağladı ve yandık seninle birlikte.
488 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
Ciğerimiz kalmamıştır!
Kızıllar, Beyazlar, Yeşiller, Kazaklar, Komünistler, Köylüler... Şahane bir belgesel roman okudum.

Seri, 1. Dünya savaşında Alman-Rus savaşının Çarlık Rusya'sına etkilerini, Rusya'da Çarlık rejiminin yıkılmasıyla, Ekim devrimi ve sonrasındaki iç savaşı anlatıyor. Kitap ağırlıklı olarak belgesel roman minvalinde, olayların en çok işlendiği yer Viyesenskaya köyü aynı zamanda yazarın doğup büyüdüğü köy. Yazarın kendisi de, SSCB Komünist partisi üyesi olup, Sovyet hükumeti tarafından Seçkin Sovyet Unvanı alıp, Sosyalist Kahramanlık Madalyaları kazanmıştır. Aynı zamanda 1965 yılında Nobel ödülünü almaya hak kazanan Şolohov hakkında Durgun Don'un çalıntı olduğu dedikoduları yayılmıştır, roman taslaklarını Hitler'in yaktığını iddia eden yazar romanı kendisinin yazdığını hayattayken ispat edememiştir. Yazarın ölümünden bir sene sonra ortaya çıkan taslaklar sayesinde Şolohov aklanır fakat hayattayken bu damgayla yaşamıştır.

Her ne kadar Şolohov Komünist Partisi üyesi olsa da, romanı Kazakların gözünden okuyoruz. Kazaklar, Çarlık rejiminin devam etmesini isteyen, toprağı olan çiftçilerden, köylülerden oluşuyor. Roman, devrim sonrası topraklarının işçilerle eşit pay edileceği, ellerindeki mahsule hükumet tarafından el konulacağı kaygısı taşıyan, 1. Dünya savaşında her seferinde cephe önlerine sürülüp ağır kayıplar veren Kazakların, köy Atamanları ile birlikte Kızıl orduya başkaldırısını işliyor.

Romanın genç kahramanı Gregor, ilk kızıllar için, sonra beyazlar için en son da eşkıya gibi tamamen yakalanmamak için bu savaşa dahil oluyor, ve hepsinden çıkardığı sonuç hangi cephede savaşırsa savaşsın, savaş anlamsızdır. Savaş, seçkin(!) bir grup insanı zengin edip, gözünü toprak, para, prestij hırsı bürümüş bir kaç adam yüzünden bir dolu insanın hayatlarını bir hiç uğruna harcadığı bir şeydir. Elbette haklı gerekçeler için mücadele verilir, savaşa katılanların hepsinin haklı gerekçeleri vardı elbet, dönüp bakıldığında Gregor üst rütbeli bir piyondan fazlası değildi, köyünde sevdiğiyle mutlu bir yaşantısı olabilecekken savaşın hırpani yüzüyle geçen bir ömrü olmuştur.

Kitabın isminin Durgun Don olması, ayaklanmanın Don'un çevresinde bi biraz ilerisinde, bi biraz gerisinde ama hep Don Kazaklarının yaşadığı bölgesinde gerçekleşmesi sebebiyledir.
Ben öyle düşünmesem de, Ekim Devrimi kimine göre başarısızlıkla sonuçlanmıştır, devrimin akabinde çıkan bu ayaklanmalar Sovyet hükumetine güç kaybettirmiştir, bu açıdan Durgun Don, Ekim Devriminin iç yüzünü anlamak açısında da faydalı bir kaynaktır. Okuduğum en iyi klasiklerden biriydi, incelememi okuduğunuz için teşekkür ederim.
496 syf.
·4 günde·8/10 puan
İki farkli isimle çevrilmiş dilimize ama Bana göre uygunu Durgun Don.Çünkü;

İnsanlar,yıllarca ve yıllarca savaştı.Birbirlerini
ve doğayı katletti.Don ise bütün döngülerini tamamladı. Yani hem hareketli hem de rutininden ötürü durgundu.Aktı,dondu,taştı,
suladı,boğdu.Olması gerekeni yaptı.Ve tüm
olaylara hakim gizli bir kahraman gibi seyretti.
"Savaşıp durun bakalım, bir gün anlayacaksınız ya..." diye bir fısıltı çıktı sularından ama insanlar duymadı.


Ah,Gregor ah!

Kalın kafalı ama hisli,cahil ama bilge.Sen bütün duyarlı insanların ortak ızdırabını çektin: Bir şeyleri değiştirmek isteme ama güç yetirememe...

Tarlaları ekip biçecektin,Don Nehri'nde yüzecektin, at binip fiyaka yapacaktın, Aksinya ile dolu dizgin aşk yaşayacaktın. Ama ne oldu?
Bir kere evden çıktın ve savaş bir bataklık gibi içine çekti seni.

Birinci Dünya Savaşı çıktı, hadi cepheye... Cesur ve gözü pektin. Peki ilk kez bir insanı öldürdüğünde neden onca acıyı çektin? Biz niye savaşıyoruz, kimin çıkarına savaşıyoruz? Bu sorular içini bir kurt gibi kemiriyordu ama eğitimsiz kafan ile doğru kelimelere dökemiyor ne yana gideceğini bilemiyordun.
Çünkü dört yüz yıldır köleleştirilmiş bir halkın çocuğuydun.


Derken... Bolşevik Devrimi. Acaba Kızıllar savaşı bitirir mi? Kazaklara huzur gelir mi?
Bir umut, biraz da onların hesabına savaştın.
Sonra bir bit yeniği,orada da bir çıkar söz konusu... Ne yapacaktın? Birileri bağımsız bir Kazak birliğinden söz açtı, halkı ayaklandırdı.
Birkaç yıl da bu uğurda tükettin kendini.

Bunun imkansızlığını kavradın ya,çok geç.
Kızıllara geri döneyim belki hayatı, aşkı, çocuklarımı sevmeme izin verilir,dedin.Ama ne mümkün... Kızıllar yer mi bunu, affeder mi? Son çare ya ölecektin ya çeteci olacaktın. Yaşıyorsan hep bir umut vardır değil mi?
Çetecilikte de epey süründün. Dördüncü cilt de bitti Gregor, elinde tutunacak tek bir dal kaldı o dal da büyüyemeden çürüdü, hayatta kalabilecek misin?Devam edebilecek misin?


Eser, genelde Rusya'nın özelde Don Kazaklarının bir dönemini anlatmış. Bir yandan da Gregor'un tarihini okuyoruz tabi. Savaşın yıkıcılığı bir insan özelinde ancak bu kadar başarılı verilebilirdi. Olaylar ve bazı kişiler gerçek. Ama yazarın gerçekçiliği bana göre zamanının atmosferini bizlere görme,işitme ve koku duyuları ile geçirebilmede.Yoksa tarihi öğrenmek istesek tarih kitapları var.

Bozkırın ıssızlığında yürüdüm, Don Nehri'nin sularından üşüdüm, taze ekinlerin, ıslak keçe çizmelerin kokusunu duydum ve atların soluğunu ensemde hissettiysem, oradaydım.

Insanlar da bütün iğrençlikleriyle,zaaflariyla verilmişti. İşte bu insanlar savaşı sürdürebilir diye düşündürüyor yazar.

Eserin anlatımı ikinci ve üçüncü ciltte biraz duraksıyor ama dördüncü ciltte tekrar ivme yükseliyor. Yine de sürekli savaşı okumak epey yorucu geldi. Savaşın insanlığa en küçük bir katkısı bile yok ama hala devam. Bu gerçeği bir kez daha yaşamak da yıpratıcı.

Bütün bu hayranlığım bir yana, eser anlatışı yönünden beklentimin altında kaldı. Çünkü olumlu yorumları çok duymuştum ve Yaşar Kemal ile kıyaslanıyordu yazar. Benim okuduğum baskı(Yordam edebiyat) çevirinin çevirisi idi. Tabi Rusça aslından hiçbir zaman okuyamayacağım için gerçek değerini tam bilemeyeceğim.
496 syf.
·8 günde·9/10 puan
DURGUN DON-ŞOLOHOV

-Zengin içerikli, destansı romanla karşınızdayım. Öncelikle eserde (4cilt) anlatılan hikaye yaklaşık olarak on bir yıllık dönemi kapsamaktadır. Mayıs 1912’den Mart 1922’ye kadar olan sürecin işlendiği epik anlatıda Melehov ailesi üzerinden birçok olay anlatılır. İlk ciltte Don Kazaklarının yaşantıları üzerinde fazlaca durulmuş, onların sosyal ilişkileri, gelenekleri ve geçim kaynakları sıralanmış. Bunlar dışında cildin sonuna doğru 1.Dünya Savaşı patlak verir. Şolohov ilk cildi 22 yaşında kaleme almıştır. İkinci cilt ise Şubat, Ekim devrimleri ile birlikte eski Rusya’nın çöküşüne vurgu yapılmaktadır. Üçüncü cilde gelirsek bana göre 1 ve 2.ciltten daha akıcı olduğunu söyleyebilirim. Tam burada Gregor Melehov karakterine bir parantez açayım. Gregor ve ailesi Don Nehri kıyısında yaşar, hayvancılık ve tarım neredeyse tek geçim kaynaklarıdır. Gregor eğitim almaz, oldukça kabadır ama aynı zamanda da çok güçlüdür. Öte yandan yarı Türktür…Başkası ile evli olan Aksinya ile aşk yaşar. Üçüncü ciltte bölge insanları devrimden ve karanlık atmosferden kurtulup yeni bir yaşam biçimi aramaktadırlar. Ayaklanmalar da yavaştan meydana gelir. Dördüncü ciltle beraber iç savaş hemen hemen son bulur ve insanlar geri evlerine, köylerine dönerler. Tabii artık geride pek bir şey kalmışsa…
-Genel olarak son iki cildi okurken daha çok keyfi aldığımı söyleyebilirim. Önemli noktalardan bir tanesi de Rus Halk Edebiyatı ile Rus Klasik Edebiyatını kaynaştıran bir tarafı vardır bu anlatıların. Şolohov, Gregor karakterini bir bir kızıllar tarafına geçirir bir beyazlar tarafına şüphesiz iki tarafı da detaylı anlatmak için böyle bir yöntem tercih etmiştir. Bu eser Sovyet Edebiyatında Toplumsal Gerçekçilik akımının dışında Yeni Realizm akımı içerisinde adlandırılabilir. Savaşın insan kaderini nasıl değiştirdiğini bütün kitap boyunca fark ederiz. Acı, ölüm ve tabii ki savaş… Savaş ve Barış, Paris Düşerken eserleriyle karşılaştırırsam Durgun Don daha akıcı eserdir. Fakat yanlış anlaşılmasın diğer eserlerin farklı özellikleri var… Birkaç sayfa daha anlatmak istediğim var ama şimdilik burada yazıyı sonlandırayım, merak edenler için tavsiye ederim ve arka arkaya okumanızı da salık veririm. Bir de Şololov ilk eseri 22 yaşında yazdığı için bir itiraf atılmış, bu genç yaşta bu kadar tarihsel bilgiye ulaşılmaz denilmiş. Bir riyayete göre ölen bir Kazak askerinin notlarından bulunup Şolohov yayımlamış fakat bu daha sonra yalanlanmıştır. Çünkü Şolohov’un evinde taslaklar var imiş. Uyandırılmış Toprak eserlerini de almayı planlıyorum dostlar okuyanlar varsa hem bu kitaplar için hem diğerleri için yorum yapabilirler. Sağlıcakla kalın…
496 syf.
·16 günde·Puan vermedi
Çok ama çok severek okudum, elimden bırakmak istemedim. İlk 3 cildi arka arkaya okudum, araya birkaç kitap aldıktan sonra da 4.cildi okuyarak seriyi tamamladım. Hem büyük bir heyecanla çevirdim sayfaları hem de hiç bitsin istemedim. Yine de böyle muazzam bir seriyi bitirmiş olmanın hazzı başka. Serinin son kitabında, Bolşeviklerle Beyazlar arasındaki iç savaşın bitişini ve Don Bölgesi’ndeki Kazakların akıbetini okuyoruz. Yürek burkan yerleri var kitabın, özellikle benim gibi bağlandıysanız kahramalara. Hiç unutamayacağım kitaplardan biri oldu. Uyandırılmış Toprak ile devam edeceğim. Mutlaka okuyun.
496 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Ne söylenebilir ki toplumun, iç savaşın bütün gerçeklikleri en ince ayrıntısına kadar işlenmiş. Gregor karakteri beni çok etkiledi. Yazarın genç yaşında böyle bir eseri yazabilmesi büyük bir başarı. Kitapta herşeyi bulabilirsiniz. Aile, aşk, ölüm, savaş, siyaset... herşeyiyle mükemmel bir seriydi benim için. Grişa asla unutamayacağım bir karakter oldu. Kesinlikle okunmalı.
488 syf.
·36 günde·Beğendi·7/10 puan
Kazakların destansı öyküsünde , yaşama tutunmaya çalışan insanların hayat mücadelesi , tüm çıplaklığıyla ortaya konmuş.Çok az tasvir içermesine rağmen, mükemmel bir şekilde canlandırabildiğimiz bu güzel eseri mutlaka okuyun derim.
496 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Merhaba;
Seri bitti..
Ve ben sanki bir rüyadan uyanmış gibiyim. Genel olarak ele alırsak muhteşem bir seriydi. Icindeki her kitap başlı başına çok etkileyiciydi.
Fakat son kitap kalbimi paramparça etti. Biraz uzun sürdü okumam.
Çünkü adeta yaprak dökümü yaşanıyordu ve ben dökülen her yapraktan sonra biraz gözyaşı molası ve biraz da yas molası verdim kendime.
Savaş sona erdi Sovyet rejimi kuruldu ama herşey sona mı erdi?
Halk sovyet rejimini nasıl karşıladı?
Yeni rejim, ic savaş döneminde çarpıştığı askerlere karşı nasıl bir tutum sergiledi?
Peki ya eve dönen askerler?
Eve dönmek isteyip dönemeyen askerler?
Bir tarafta savaş yorgunluğu, bir tarafta dışlanma-suçlanma ve diğer tarafta da özlem?
İste bu kitapla birlikte bunları çok güzel tasvirlerle ve olayları en kişisel halleri ile okuyorsunuz.
Üstelik yaşanmış olaylar oldugu bilinci ile..
Çok severek okuyup bitirdigim bir seri oldu benim, umarım okuma serüveninizin bir döneminde siz de bu seriye yer verirsiniz.
Hepinize keyifli okumalar diler, youtube kanalıma göz atmanızı rica ederim.
https://www.youtube.com/...YAdpca9gSpXaa33F04Cw
496 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Bir dünya savaşı, Bolşevik Devrimi ve devrim katşıtları ile 4 yıl boyunca süren içsavaş, salgın hastalıklar, yokluk, sefalet, felaketler, kahramanlar, zalimler, hiç olup giden insanlar... en yazık olanı kadınlar ve çocuklar... Şolohov'un şiirsel anlatımıyla gözümüzde canlanan don toprakları ve insanları uzun zaman aklımızdan silinmeyecek...
496 syf.
'kitap ötesi'.
Aksinya, Geregor ve Natalia
Cok severek , büyük bir heycanla çok duru bir şekilde okuyup bitirdiğim bir seri oldu benim için .4. cilt adeta yaprak dökümü . En cok üzüldüğüm Natalya oldu . Kazaklarının ayaklanması, yıllar süren savaşın götürdükleri, açlık, ölümler, yorgunluk ve bıkkınlık çok güzel anlatiliyor kitapta .Bolşeviklerle Beyazlar arasındaki iç savaşın bitişini ve Don Bölgesi’ndeki Kazakların çetin savas sonrasi evlerine hasret kaldiklari toparkalra geri donmesi .Kesinlikle okunmasi gereken bir kitap ...

.“Karanlıktır Don’da haziran geceleri. Kasvetli sessizlik içinde altın rengi yaz şimşekleri çakar bileğitaşı karası gökyüzünde, yıldızlar kayar, ırmağın hızlı akıntısı üzerinde yansır. Bozkırdan esen kuru, ılık bir rüzgâr, çiçeklenen kekiğin ballı kokusunu taşır evlere. Alçakta kalan yalı boyunda nemli ot, ıslak kum ve rutubet kokusu vardır. Yelve kuşları öter hiç durmadan ve ırmağın kıyısındaki ormanı sis, tıpkı peri masallarındaki gibi, sırma işlemeli gümüşi bir örtüyle örter.”
616 syf.
Bazı kitaplar komünist kitap diye mimlenmiş bu da onlardan biri fakat ben herhangi bir komunistlik görmedim bu kitapta. "Esas komünistlik bundan sonrasında beybaba" diye diye bütün ciltleri bitirdim ama yok. Dolayısıyla vatan millet aşkıyla yanan kardeşlerim gönül rahatlığıyla okuyabilirler.

Kazakları kime benzetebiliriz bilemiyorum çok Rus bir oluşum. Belki biraz Kürtler ama çok da değil çünkü Rusça konuşuyorlar dinleri de aynı ama farklılar. Kitapta bir yerde Stokman askerî bir kast diyordu kazaklar için en akla yatkın olan tanım bu. Zamanında Rusya'yı çok ugrastirmis olsa da sonrasında tabiri caizse çarın köpeği olmuş bir halk. Dolayısıyla devrimcilerle çatışma yaşamaları şaşırtıcı değil. Kitap da bu çatışmayı kazakların cephesinden göstermeye çalışmış denebilir. Üçüncü ciltteydi sanırım, Luhaçev'in şehadeti kitapta en sarsıcı kısımlardan biriydi. O ağır işkence ve barbarlık sonrası bir an tüm soğukkanlılığımı yitirip Menemen olayları sonrası M.Kemal gibi "Yakın, yıkın.. kesin kazakların alayını" diye bir alevlendiysem de sonrasında kavradikca daha anlayışlı oldum diyebilirim.

Beğendim ama ben ne beklerdim biraz Kızıllar'ı övsün biraz farkı ortaya koysun ki az keyiflenelim, helal yoldaşlar diye kendimizden geçelim. Eğer fark yoksa da bunu bilelim bunun neden böyle olduğunu bilelim. 'Savaşta iki taraf da birbirine benzer gerçekçiliği'ni anlıyorum lakin onaylamıyorum. Kurgu eserden bahsediyoruz savaş güncesi değil. Kurguda yazar yeni bir dünya yaratıyor hele ki devrimini yeni yapmış bir ülkenin yazarı için bu çok daha büyük bir sorumluluk. Hiç bilmeyen biri, "bu kızıllar da neyin nesi sictilar adamların hayatına" der bu romanı okuduktan sonra, diyebilir. Bunu dedirtmemek lazım işte. Çar döneminde ölmüyorduk belki ama zaten yasamiyorduk demeli roman. Tanrılar susamislardi romanında da vardı bu eksiklik. Anatole France Marksist değildi ama Solohov öyle. Dolayısıyla buna dikkat etmesi gerekirdi. Buna kimse dikkat etmemiş ki döneminde ödülleri toplamış. 19.yy klasiklerini andıran tarzıyla göz boyamış belli ki üstad. Dönemin konjonktürüyle de ilgili olabilir. Fakat eleştirel anlamda ben baya dolmuşum halbuki okurken çok da etkilenmiştim, öyle ki bu dünyadan olsaydım yer yer gözyaşı bile dökebilirdim ama değilim. Her neyse, konuşunca şeker gibi ama yazınca negatif oluyorum ben de demek ki.
Son olarak, Ah be Gregor halkının sana ihtiyacı vardı diyorum iyi geceler diliyorum.
496 syf.
·22 günde·Beğendi·10/10 puan
Evvela yuregimin yandigini,cok ama cok etkilendigimi ifade etmek isterim...

1.cilde haziran sonunda basladim ve nihayet bugun 4.cildi tamamlayip Seriyi bitirdim...

Savaslar nasil da aileleri yakip kül ediyor,cocuklar babasiz,analar evlatsiz,hanimlar beysiz kaliyor...cok aci gercekten...yillarca savasa maruz kalmis insanlarin hikayelerine bu derece sahid olmak bana cok aci verdi....Karakteleri oyle benimsedim ki hepsi icin ayri ayri cokk uzuldum...

Ayrica bir kadin olarak savaslarda kadinlara yapilanlara yuregim dayanmadi :(

Kitaplarda okudugunuz herseyi iliklerinize kadar hissettiren bir dil,muthis bir anlatim var...hele o betimlemeler,hayran kalmamak mumkun degil...Benim gibi siyasete hic ilginiz yok, hatta hic sevmiyorsaniz taraflari ve amaclarini anlamakta gucluk cekebilirsiniz.Bu yuzden kitapla ilgili yazilardan faydalanmak gerekebilir.

İnsani okumak ve anlamak,aciyi hissetmek, savasin nelere mal oldugunu ogrenmek icin okunabilir...muhabbetle...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ve Durgun Akardı Don - 4. Cilt
Baskı tarihi:
Ocak 2001
Sayfa sayısı:
488
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756865736
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Tihi Don
Çeviri:
Tektaş Ağaoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Evrensel Basım Yayın
Baskılar:
Ve Durgun Akardı Don - 4. Cilt
Durgun Don 4.Cilt
Durgun Don Cilt 4
Durgun Don
Ve Durgun Akardı Don 4
Sakit Don - Dördüncü Kitab
Ve Durgun Akardı Don, Don bölgesinin destanıdır. Eser, bir Kazak ailesi ekseninde Don bölgesini ve savaşın, devrimin ve iç savaşın bölgeye yansıyışını çok yönlü, derinlemesine ama sade bir dille anlatır. Birinci ciltte Don Kazakları'nın Çar dönemindeki yaşam koşulları, gelenekleri, görenekleriyle dile getirilir. Bu cilt, nehir romanın kahramanlarını ve ruh durumlarını da tanıtır. İkinci ciltte, Birinci Dünya Savaşı, 1917 Kerenski Hükümeti dönemi, General Kornilov Olayı ve 1917 Ekim Devrimi'yle, roman kahramanlarının bu olaylardaki durumuna ayrılmıştır. Üçüncü ve dördüncü ciltlerde Don Kazakları'nın ayaklanmaları, Don bölgesinde kurulan bağımsız cumhuriyetler, İç Savaş ve Avrupa'nın bu iç savaştaki rolü irdelenir. Bu kargaşada savrulan kahramanlarla canlı bir belgesel ve çağdaş bir destan sergiler Şolohov, Bozkır çiçekleri kadar canlı ve birbirine benzemez insanlarıyla, yaşanmışlığın sahiciliği ve olağanüstü anlatımıyla Ve Durgun Akardı Don, bütün zamanların en önemli romanlarındandır.

Kitabı okuyanlar 294 okur

  • H.Abdullah Koç
  • Kadir Akdamar
  • Mari Antrikot
  • Elif Kaya
  • Feyzullah ekinci
  • Sami kartaca
  • Ozgur Tekin
  • Tolstoy
  • Hayri Demir
  • Silence

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%32.4 (36)
9
%8.1 (9)
8
%7.2 (8)
7
%3.6 (4)
6
%0.9 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0