ve Kırar Göğsüne Bastırırken

7,5/10  (22 Oy) · 
77 okunma  · 
14 beğeni  · 
991 gösterim
"Sevdiğimiz her şeyi göğsümüze bastırırken kırıyoruz. Vatanı seviyoruz ve sevgiyle bastırırken göğsümüze vatanı, onu parçalara ayırıyoruz; vatanseverler yapıyoruz parçalardan, hainler yapıyoruz, düşmanlar yapıyoruz, kuşkular ve korkular yapıyoruz, sevgimizle bir kezzaba dönüp delik deşik ediyoruz sevdiğimiz şeyi.

"Göğsümüze bastırırken kırdığımız vatan sevgisinden hayatla aramıza duvarlar örüyoruz, özgür olamıyoruz, rahat olamıyoruz, düşüncelerimizi söyleyemiyoruz, kendi ülkemizde ferah fuhur dolaşamıyoruz, hayatın içine giremiyoruz bir türlü.

Kadınları seviyoruz ve sevgiyle parçalıyoruz onları, evlere kapatıyor, yasaklarla kuşatıyor, sokaklarda gezmelerine izin vermiyor, dövüyor, bıçaklıyor, öldürüyoruz; ne kendimiz yaşayabiliyor, ne kadınları yaşatıyoruz; kadınlara duyduğumuz parçalanmış sevgiler hayatın bize sunmaya hazır beklediği her türlü mutlulukla, zevkle, keyifle aramızda büyük bir duvar gibi yükseliyor."
  • Baskı Tarihi:
    Mart 2013
  • Sayfa Sayısı:
    152
  • ISBN:
    9786051416250
  • Yayınevi:
    Everest Yayınları
  • Kitabın Türü:
Emine Polat 
 11 Şub 19:17 · Kitabı okudu · 3 günde · 10/10 puan

AHMET ALTAN
Türkiye'de yazıya layık olan tek yazar.
Türkiye'de düşündüren tek yazar.

SORUYORUM!
‘Biz nerede koptuk bu dünyadan?’ diye soruyorum mesela.
Bu diyarlarda yaşayan insanlar, tarihin hangi noktasında, başka topraklardaki gelişmekte olan kalabalıklardan ayrılıp bugün sonuna yaklaştığımız görülen o zavallı maceraya yuvarlandı.


Şeyh Bedrettin’i astığımızda mı,
‎Piri Reis’i öldürdüğümüzde mi,
‎Nefi’yi boğdurduğumuzda mı,
‎Alevilerimizi kılıçtan geçirdiğimizde mi?
‎Nerede ayrıldı yollarımız?
‎Matbaayı reddettiğimizde mi?
‎Kendi Protestanlarımızı yaratamadığımızda mı?
‎Müslümanlığı kabul ettiğimizde, dinin yalnızca ibadetten ibaret olmayan bir ahlaki bütün olduğunu görmezden geldiğimizde mi?


‎Biz nerede, tarihin hangi noktasında koptuk dünyadan da bu hallere geldik?
Tarihin bir yerinde koptuk biz diğer insanlardan. Ayrı ayrı yollardan yürümeye başladık.

‎Onlar rönesansları , reformları, Protestanları, matbaaları, Cervantes’leri, Moliere’leri , Shakespeare’leri , Goethe’leri, Spinoza’ları , Kant’ları, Descartes’ları , buharlı makineleri ile bir başka kadere yürüdüler.
‎ Biz felsefesiz, romansız, tiyatrosuz, senfonisiz, matbaasız, muhalefetsiz bir çürümenin içinde kaldık. Aramızdaki mesafe gittikçe açıldı.
‎Ve,biz başımıza her gelenden, kendimizden başka birini, kaderi, talihi, düşmanları, hainleri sorumlu tuttuk.
Şimdi öyle bir noktaya geldik ki artık suçlayacak kimse kalmadı.

‎Biz, felsefeyi, sanatı, bilimi reddeden bir hırsızlar kalabalığı haline ne zaman geldik, tarihin hangi noktasında koptuk diğerlerinden?

‎Ve niye böyle yapmışız?

Şimdi felsefesiz, sanatsız, bilimsiz, herkesin ‘hak ettiğinden daha fazlasını kapmaya’ uğraştığı bir köylü toplumu olduğumuz gerçeği artık reddedilmez bir biçimde karşımıza çıktığında, niye bunun nedenini merak etmiyoruz?

‎Niye biz dünyanın yabancısıyız?
‎ Nerede ayrıldık biz dünyadan?
‎Tarihin hangi noktasında koptuk?
‎Ve,şimdi biz böylesine çoraklaşmış bir toplum olarak ne yapacağız?
‎Kendimizin gerçek durumunu açıkça görmek acaba yeni bir başlangıç olabilir mi?
‎Kendi gerçeklerimizi kabul edebilecek miyiz?

‎Az sordum biraz daha soracağım size


‎Düşmanlar ülkemizi işgal edip halkımızı baskı altına alsa nasıl yaşardık, neler yaparlardı bize, ne tür cehennemlerde yaşatırlardı insanlarımızı? İşgal altında yaşarken biz ne yapardık peki? Alkışlar mıydık işgalcileri, korktuğumuz için hayatımızı ve onurumuzu satar mıydık?
‎Ne yapardık işgal altında?
‎Ne yapardık ‎
‎Böyle tuhaf bir tarihsel şaka nasıl gerçekleşti?

Hâlâ insan bizim için önemli değil. Hâlâ kendimizi ve hayatımızı, bu hayatın sanattaki yansımalarını görmek isteyecek kadar ciddiye almıyoruz. Başımıza gelenleri hâlâ kaderin buyruğuna’ bağlarken, bu buyrukların niye bizim topraklarımızda böyle tezahür ettiğini, neden hep kaybettiğimizi, neden hep acılar çektiğimizi, neden duygularımızın sığlaştığını sorgulamıyoruz.
Belki de insanla hiç ilgilenmediğimiz için duygularımız böyle sığlaştı.
‎Peki neden biz kendi gözümüzde bu kadar önemsizleştik?

‎Niye, karşılaştığımız çıkmazlarda, ‘bu kaderin buyruğu mu, yoksa bizim hatalarımızdan mı kaynaklandı’ sorusunu soramadık.

Yine soruyorum size böyle sorular sorduran, düşündüren kaç yazar oldu bu zavallı ülkede?

Bilmiyorum gördüğünüz bu yüzlerden ve şu ülkenin yaşadıklarından memnun musunuz?
Ben değilim...
Bu ülkenin artık değişmesini istiyorum.

Şöyle diyor Ahmet Altan; “Ben, ülkemin, kimsenin faili meçhul cinayetlerle öldürülmediği, kimsenin ortadan yok olmadığı, hukukun ciddiye alındığı bir ülke olmasını istiyorum.”

Bunu istemek suç mu gerçekten bu ülkede?

Yine soruyor Ahmet Altan

BU TOPLUM NİYE KENDİNE SORULAR SORMUYOR?

elifimmm 
01 Eki 2016 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 7/10 puan

Yayınlanmış bütün kitaplarını okumuş bir kişi olarak Sayın Altan'ın "deneme" tarzındaki bu son kitabını öncekilere nazaran daha nitelikli bulduğumu söylemeliyim.Bu kitabın konusu olan sosyal çarpıklıkları,toplumsal düşünce hayatındaki sancıları ve oldukça cesur sistem eleştirilerini okuduğunuzda ayaklarınız bu topraklara daha sağlam basacak.

Melek yeter 
08 Şub 21:43 · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

İçinde yaşadığımız ,havasını soluduğumuz , yasını çektiğimiz, sevincine boğulduğumuz topraklarda bilinmeyen bir çok gerçeğin açık yüreklilikle ortaya konması yanlışların kabul edilip doğruya güzele inanılması gerekir. Her yazardan ,politikacidan ,generalden ,şarkıcıdan şairden beklenen budur ama çok azı bunu yapar .
Ahmet Altan bu kitabı ile yaşadıklarını bildiklerini sevdiklerini sevmediklerini ortaya koymuştur. Kendimizi birkez daha eleştirmeye varız diyenlere okunması gereken bir kitap diyebilirim.

Kitaptan 61 Alıntı

Yusuf Ziya GÜN 
26 Haz 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 5/10 puan

"Ve kırıyoruz göğsümüze bastırırken sevdiğimiz her şeyi.Ve kırdığımız sevgilerden duvarlar örüyoruz hayatla aramıza."

ve Kırar Göğsüne Bastırırken, Ahmet Altan (Sayfa 20 - Can)ve Kırar Göğsüne Bastırırken, Ahmet Altan (Sayfa 20 - Can)

...Ödünüz patlıyor mücadele etmekten. Efendilere karşı sesinizi çıkartmaktansa, bir kazazede gibi bir tahta parçasına sarılarak sürüklenmeyi tercih ediyorsunuz.Malraux herhalde sizin için söyledi o unutulmaz cümleyi: -Uğrunda ölmeye değen bir hayat yaşanmaya da değmez..Uğrunda ölümü göze aldığınız bir hayat yok, çünkü yaşadığınız bir hayat yok.

ve Kırar Göğsüne Bastırırken, Ahmet Altanve Kırar Göğsüne Bastırırken, Ahmet Altan
Yusuf Ziya GÜN 
26 Haz 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 5/10 puan

Bu kimin hayatı
"Uğrunda ölmeye değmeyen bir hayat yaşanmaya da değmez." Malraux

ve Kırar Göğsüne Bastırırken, Ahmet Altan (Sayfa 53 - Can)ve Kırar Göğsüne Bastırırken, Ahmet Altan (Sayfa 53 - Can)
Tubalasar 
Dün 14:29 · Kitabı okuyor

Kadınları seviyoruz ve sevgiyle parçalıyoruz onları, evlere kapatıyor, yasaklarla kuşatıyor, sokaklarda gezmelerine izin vermiyor, dövüyor, bıçaklıyor, öldürüyoruz; ne kendimiz yaşayabiliyor, ne kadınları yaşatıyoruz; kadınlara duyduğumuz parçalanmış sevgiler hayatın bize sunmaya hazır beklediği her türlü mutlulukla, zevkle, keyifle aramızda büyük bir duvar gibi yükseliyor.

ve Kırar Göğsüne Bastırırken, Ahmet Altanve Kırar Göğsüne Bastırırken, Ahmet Altan
Yusuf Ziya GÜN 
01 Eki 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 5/10 puan

"Kötülüklerle böylesine yaralandığımız için iyiliklerle tenimizi en çok biz açacağız."

ve Kırar Göğsüne Bastırırken, Ahmet Altan (Sayfa 142 - Can)ve Kırar Göğsüne Bastırırken, Ahmet Altan (Sayfa 142 - Can)
Yusuf Ziya GÜN 
01 Eki 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 5/10 puan

Binyıl
Biz hiçiz.
Ve bu hiçlikten bir hayat çıkartacak kadar da güçlüyüz ve varız.

ve Kırar Göğsüne Bastırırken, Ahmet Altan (Sayfa 139 - Can)ve Kırar Göğsüne Bastırırken, Ahmet Altan (Sayfa 139 - Can)

 Malrauxherhalde sizin için söyledi o unutulmaz cümleyi:
 — Uğrunda ölmeye değmeyen bir hayat yaşanmaya da değmez.

ve Kırar Göğsüne Bastırırken, Ahmet Altanve Kırar Göğsüne Bastırırken, Ahmet Altan
Melek yeter 
08 Şub 12:24 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

AHMET KAYA İÇİN
"Kelimelerden ve şarkılardan korkan insanların yaşadığı topraklrda doğmuştu
Yağmurlarını tanımadığı bir şehirde yalnız öfkeli ve mahzun öldü.
Söylenmeyen ve söylenmeyi bekleyen bir şarkı kaldı
Belki birgün o şarkı söylendiğinde belki o da bizi affeder"

ve Kırar Göğsüne Bastırırken, Ahmet Altanve Kırar Göğsüne Bastırırken, Ahmet Altan