·
Okunma
·
Beğeni
·
9,6bin
Gösterim
Adı:
Ve O Hiç Bir Şey Demedi
Baskı tarihi:
1993
Sayfa sayısı:
187
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cem Yayınları
Baskılar:
Ve O Hiçbir Şey Demedi
Ve O Hiç Bir Şey Demedi
Ve O Hiç Bir Şey Demedi
Evlilikte yakınlaşma ve yabancılaşma temasını işleyen Ve O Hiçbir Şey Demedi, romanın iki kahramanının sesleriyle ulaşır okura. Her ikisi de değişimli olarak içsel ve dışsal yaşantılarını anlatırlar. Böylece bu iki kişinin birbirine koşut giden yaşamları ve aslında birbirine ulaşmaya çabalayan bu insanların yalnızlığı açığa çıkar. Küçük bir kiralık odada karısı ve üç çocuğuyla bir arada yaşamanın sıkıntısına katlanamayan Fred Bogner, onlardan ayrılır. Kiliseye ait bir büroda telefoncu olarak çalışmaya başlar. Savaş sonrası Almanya'sının bir büyük kentinde sokakları arşınlar, içer ve oyun makinelerinde zaman öldürür. Karısıyla bir otelde geçirdiği hafta sonundan sonra ise kesin ayrılık kaçınılmaz görünür. Ancak çok geçmeden Bogner sevmekten asla vazgeçemediği karısında yepyeni bir insan bulur. Savaş sonrası Alman edebiyatının en gerçekçi ve en sarsıcı romanlarından biri olan Ve O Hiçbir Şey Demedi, Alman yazar Heinrich Böll'ü üne kavuşturan roman olarak bilinir.
187 syf.
Bu kitabı yaklaşık iki yıl önce bir sahafın tozlu raflarından çekip almıştım.
Ve okuması bu günlere kısmet oldu.
İyi ki bu güzel kitabı alıp evlat edinmişim dedim , okuyunca da.
Ruhları yoksulluk ve savaş yüzünden tahrip olmuş bir çiftin hikayesi anlatılmış Nobel’li Heinrich Böll bu romanında. Ama ne anlatma, öyle etkili ki , her söz insanın içine hapsoluyor okudukça.
Romanın iki başkahramanı var. Fred ve Kaete. Bir bölüm Fred, bir bölüm Kaete şeklinde ilerliyor. Savaşın ,yoksulluğun dağıttığı bir ailenin konusu işleniyor.
Ve bence bu kitapla ilgili en önemli ayrıntı , kitabın çevirmeninin Behçet Necatigil olması.
Öyle güzel çevirmiş ki sanki kitap aslında Türkçe yazılmış. Karakterlerin duyguları çok iyi yansıtılmış . Çoğu yerde durup durup daldım. Savaşın binalardan çok ruhlarda yarattığı tahribata şahit olmak çok vurucuydu.
187 syf.
·3 günde·9/10
"onu çarmıha gerdiler
ve o hiçbir şey demedi"

İkinci Dünya Savaşına katılan, savaşta esir düşen; o yılları ve savaş sonrasını romanlarında savaşın öteki yüzü olarak yansıtan Nobel Ödüllü Heinrich Böll, bu eserinde çöken bir evliliğin kadın ve erkek üzerindeki etkilerini, savaşın silinmeyen izlerini, yoksulluğu, dinden uzaklaşmayı derinlemesine gözlem yeteneğiyle okuyucuya aktarıyor. On üç bölümlük eserinde bir bölümünde erkeğin diğer bölümünde kadının gözünden anlatımıyla, yazarın iki cepheden bu kadar gerçekçi bakış açısına hayran kalıp kitabı sevdiğiniz kitaplar arasına yerleştirebilirsiniz. Çünkü bazen Fred gibi savaştan sıkılıp mezarlıklarda ölülerle nefes alabilecek kadar hayatın anlamını yitirmiş bir adam, bazen de Kaete gibi yoksulluğun, çaresizliğin, kocanızla garlarda sevişmenin utancını; yaptığınız pasta hamuruna kattığınız gözyaşlarınızla yoğuran bir kadın olabilirsiniz.

Bu kitap benim gözümde sarf edilebilecek tüm övgüleri hak ediyor. Gönül isterdi ki bu inceleme detaylı, kitabın hakkını veren bir analiz olsun. Ancak vakit kısa, kitaplar çok olunca kısaca kitabı okumanızı tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar.

"Dışarıdan bakılınca, iki insan bahtsızlıktan kurtulmuş, kıyıya ulaşmış görünüyordu. Ama savaşın yıkıntılarının onarıldığı yoksulluk yıllarında gerçek yıkıntı yüzeyde değildi. Köprüler yeniden yapılır, evler eski temelleri üzerinde daha rahat, daha konforlu ve güzel yapılar halinde yükseltilebilirdi. Ama asıl yıkıntı ta içimizde, kalbimiz ve ruhumuzun kötürümleşmesindeydi. "
182 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Heinrich Böll Alman Edebiyatı'na gerçek anlamda yön veren ve büyük değerler kazandıran yazarların başında gelir. Yazar İkinci Dünya Savaşı'na katılır, savaşta esir düşer ve yıllar sonra özgürlüğüne tekrar kavuştuğunda yazmaya başlar. Eserlerinin çoğunda savaşın ve savaşın acı yüzünün etkisi vardır. Yine savaşın etkilerinin görüldüğü "Ve O Hiç Bir Şey Demedi" adlı eseri ile Nobel Edebiyat Ödülü'nü alır.
"Ve O Hiç bir Şey Demedi" benim yakın zamanda bir sahaftan alıp kitaplığıma eklediğim bir kitap. Heinrich Böll'ü de bu kitapla tanımış oldum. Ve çok şanslıyım ki bu eseri Behçet Necatigil'in güzel çevirisiyle okumuş oldum. Necatigil eseri adeta baştan yaratmış, yeni bir kimlik kazandırmış esere. Seçtiği kelimelerle esere ayrı bir zenginlik katmış. Öyle ki eseri okurken içimizden biri yazmış sanmanız işten bile değil.
Heinrich Böll eserinde savaşın insanlar üzerindeki yıkıcı etkisini ve bu yıkıntının ardından gelen büyük yoksulluğu işliyor. Heinrich Böll'ün kaleminden savaşından ardından gelen dinden uzaklaşmayı, evliliğin ruhsal sıkıntıları ve yoksulluğun acı yüzünü okuyoruz. Romanda savaş sonu Almanya'sında, yıkıntıların ortasında yaşamak zorunda kalan üç çocuklu bir ailenin dramı tasvir ediliyor. Eser on üç bölüm halinde bir erkeğin bir de kadının ağzından anlatılarak ilerliyor. Kaete ve Fred… Kaete üç çocukla tek başına kalmış yoksulluğun izlerini her gün bir bezle silmeye çalışan, tüm hor görülmelere katlanan bir anne. Fred ise savaşın tüm acımasızlığını iliklerine kadar yaşamış, hayata karşı inancını kaybetmiş, öyle ki mezarlıklarda gezip huzur bulan, evinden çocuklarını dövmemek için ayrılan bir baba.
Yazarın tüm roman boyunca bize verdiği mesaj; savaşla gelen yıkıntının ne şehirlere ne fabrikalara ne de toplum düzenlerine gelmiş olmasıdır, en büyük yıkıntı küçük adamların yaşamlarına gelmiştir.
187 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10
İstanbul Beyazıt'ta sahaftan aldığım bir kitap. Öyle sürükleyici bir hikaye değil ama kahramanların yaşantıları, kitabın dili, çevirideki özen beni çok etkiledi. Bu eseri okumak nostaljik bir film seyretmek gibi, yatıştırıcı ve rahatlatıcı bir etkisi var.
187 syf.
·Beğendi·10/10
Yoksulluğu öyle basit öyle saf haliyle -duygu sömürüsü yapmadan- anlatıyor ki.. En dramatik bölümleri okurken bile gözlerin dolmuyor, sahip olduğun her şeyden, karnının tok olmasından bile.. utanç duyuyorsun.
187 syf.
·Beğendi·8/10
Heinrich böll

Ve o hiç bir şey demedi

1917'de Köln'de doğan Heinrich Böll, liseyi bitirdikten sonra kitapçılık eğitimi aldı. 1939'da İkinci Dünya Savaşı'na katıldı, esir düştü, 1945'e kadar özgürlüğüne kavuşamadı. Savaştan sonra hem üniversite öğrenimini sürdürdü, hem de ağabeyinin marangozhanesinde çırak olarak çalıştı. 1950'den sonra yaşamını yazar olarak Köln'de sürdürdü. 1972 yılında Nobel Edebiyat Ödülüne layık görüldü. 16 Temmuz 1985'de öldü.
Trenin Tam Saatiydi, Ademoğlu Nerdeydin, Babasız Evler, İlk Yılların Ekmeği, Dokuz Buçukta Bilardo, Palyaço, Fotoğrafta Kadın Var, Cüce ile Bebek.
İkinci Dünya Savaşı’nın çeşitli cephelerinde savaşan ve birkaç kez yaralanan Heinrich Böll’ün bütün eserlerinde savaşın ve savaş sonrası acıların izlerine rastlanır. Böll, toplumun söz sahibi kesimlerinden gelmeyen yoksul, sıradan kişileri anlatmıştır. Ezilseler, acı çekseler bile insanlıklarını koruyanlarla, başarılı olmuş ama insanlıklarını yitirmiş kişiler arasındaki karşıtlığı sergilemiştir.

Heinrich Böll ilk dönem eserlerinde daha çok savaşı ve savaşın ardında bıraktığı yıkıntıları ele almıştır. Sonraki eserlerinde savaş teması, sadece kahramanların anıları biçiminde yer almıştır. Sanki hiç savaş olmamışcasına rahat ve konforlu bir hayat sürenleri ağır bir üslupla eleştirmiştir.
Ve O Hiçbir Şey Demedi. (und Sagte kein Einziges Wort)

Nobel Ödüllü bir kitap… Belki de aldığı Nobel Ödülü'nü nadir hak eden kitaplardan. Okuyanların hayatını gerçekten etkileyebilecek bir kitap. İnsanın içini sızlatabilecek; insana kocaman ve bol bir şekilde gözyaşı döktürebilecek bir kitap. Çünkü yoksulların en zengin olduğu şey gözyaşıdır. Arabesk ögelere yer vermeden de yoksulluğun anlatılabileceğini göstermiş bir kitap. Heinrich Böll’ün diğer kitaplarına nazaran daha az bilineni fakat en güzeli.

Romanın iki başkahramanı var. Fred ve Kaete. bir bölüm Fred, bir bölüm Kaete şeklinde ilerliyor kitap. Burada Heinrich Böll’ün empati yeteneğinin ne kadar üst seviyelerde olduğunu da görebiliriz. Çünkü bir erkek için bir kadını, özellikle de bir anneyi, bu annenin verdiği -yoksulluk içerisinde- çocuk yetiştirme mücadelesini, belki de en zoru olan; bir annenin beslediği aşkı ve bu aşka yabancılaşmasını tasvir etmek gerçekten çok zordur. Heinrch Böll öylesine bir tasvir ediyor ki sanki kaete’nin bölümlerini bir kadın yazmış hissediyorsunuz.

Romanın iki konusu var: yoksulluk ve II. Dünya Savaşı sonrası dinin hayattan uzaklaşması.

En başta da söylediğim gibi arabesk bir şekilde anlatılmıyor yoksulluk. Çok değişik boyutlarda anlatılıyor. Kumar makinesinde kaybettiği her meteliğe üzülmek, bir yoksulun yapacağı iştir. Çünkü zengin olan adam pek umursamaz. Yazar bunu gözden kaçırmayarak, hatta daha da trajik bir hâle getirerek, diğer yoksul insanların umutsuzca kumar makinelerinin önünde uyumasını insanın gözüne sokuyor. Fred’in Kaete ile buluşmak için zaten kısıtlı miktardaki parasını, 1 yıldızlı bile denmeyecek otele vermesi ise yoksul insanların sevgiye daha çok değer verdiğinin kanıtı olarak ortaya çıkıyor.

Fred’in bir yürüyüşte çocuklarının o hâlini gördükten sonra ağzından şu üç kelimenin dökülmesi ise, insanın ağlamama sınırını aşmasına sebep oluyor:

“Anlamıştım, yoksulduk biz…”

Aynı şekilde Kaete de Fred kadar derinlemesine tahlil edilmiş bir karakter. Belki de fred’ten bile daha etkileyici… Fred ailesinden uzakta yaşadığı için, belki de en zor görev Kaete’ye düşüyor: Diğer insanlarla muhattap olmak. Çocuklarına kızan, görgüsüzce mal varlıklarını sayan, Noel kutlamalarında küçük gören ev sahipleriyle muhattap olmak zorunda kalmak ve tüm bu aşağılamalara rağmen yılmadan mücadeleyi sürdürmek…

Belki de kitabın en etkileyici bölümü olan otel odasındaki Fred ile Kaete’nin karşılaşması. Kaete’nin aşkına yabancılaşması ve Fred’in Kaete’ye bir daha aşık olması. Kaete’nin Fred’i tanıyamaması, Fred’in Kaete’yi daha iyi tanımaya başlaması. Kaete susuyor, kaldığı yerden Fred devam ediyor. Fred susuyor, Kaete devam ediyor. İnsanın başını döndüren bir şiirsellik! Ağlatan, tebessüm ettiren ve tekrar ağlatan. Ağlamanın ayıp olmadığını gösteren bir kitap!

İkinci konusu ise, belki de kitabın asıl konusu, hayattan uzaklaşan dindir. Kitabın ana düşüncesi ise çok basittir: "Tanrı buyursun bizim hayatımıza gelsin". Yoksul evimize uğrasın, zenginlerin evlerini süsleyen o pahalı ikonlara uğradığı kadar… Tanrı ayrım yapmasın! Tanrı bizden uzakta olmasın!

Elbette bu cümlelerle, dönemin din algılayışını belirleyen “kilise” eleştirilmektedir. Çünkü “kilise” fakirlerin medet umduğu fakat zenginlerin kazandığı bir kurum hâline gelmişti savaştan sonra. İşte Heinrich Böll’ün ustaca eleştirdiği ve bu kitabı yazmasına sebebiyet veren şey budur. Bu kadar basit bir gözlemden böyle bir şaheser yaratmak da herkesin yapabileceği şey değildir. İşte “sanatçı” unvanını hak etmek bundan ibarettir.

Tabi ki çevirmenini de unutmamak gerekir. Behçet Necatigil gerçekten kitabı baştan sona tekrar yazmış gibi hissettiriyor. Her şeyden öte, anlatımın şiirselliğini ikiye katlıyor Necatigil’in çevirisi. Her yazar Heinrich Böll gibi şanslı olamıyor. Böyle bir çevirmen, yazar için en büyük ödüllerden birisidir.
Heinrich Böll

Almanya'nın en önemli, en tanınmış yazarları arasında yer alan Heinrich Böll, İkinci Dünya Savaşı sonrası Alman edebiyatını başka hiçbir Alman yazarının başaramadığı ölçüde etkilemiş, ona adeta damgasını vurmuştur.

Gürbüz Deniz
187 syf.
·4 günde·8/10
İnsanlık tarihinin büyük felaketlerinden biri olan ikinci büyük savaşın, dünya edebiyatına olan yüksek tesiri, su götürmez bir gerçektir, bu savaş hakkında yazılan edebi eserler yanında, savaş sonrası oluşan siyasi ve felsefik ideolojilerin anlatıldığı kitaplar, oldukça kapsamlı bir okuma dünyası oluşturuyor, yetenekli yazar Heinrich Böll de bu dünyaya hizmet eden ustalardan... ''Ve O Hiçbir Şey Demedi'' başlıklı romanında; savaş sonrası dönemde, Almanya'da kör talihin yakalarını bir türlü bırakmadığı bir evli çiftin zorlu ruhsal durumları resmediliyor. Kilise'ye ve din adamlarına getirilen eleştirilerin de gömülü olduğu bu kısa romanda, okurun dönem koşullarını somut olarak hissedebilmesi elbette yazarın kuvvetli kaleminden kaynaklanıyor...

Romanımızın başlığı, romanımızın bayan karakterinin kilieseden kulağına çalınan bir ilahiden alıntıdır. İlahide, ''O'nu çarmıha gerdiler ve o hiçbir şey demedi'' sözleri mevcut. Hikaye karakterlerimizin ise başlarına gelen sıkıntılar hakkında birbirleriyle çekinmeden konuşabildiklerine şahit oluyoruz; demek istediğim dertlerini-düşündüklerini-sıkıntılarını anlatmaktan geri kalmıyorlar. Oysa ki Hazreti İsa, bütün o sıkıntılar karşısında hiçbir şey dememişti. Zaten ne diyebilirdi ki?..

Benim bu kitabı okumama vesile olan genç arkadaşıma teşekkür ederek kitabı okumanızı tavsiye edeceğim, iyi okumalar...
187 syf.
·Puan vermedi
yasananlari oylesine gercekci yazmis ki Böll, okurken oyle cok uzuluyorsunuz ki, hayatta bazi sahip oldugunuz seyler bir anda luks geliyor ve sucluluk duyuyorsunuz. kitap biraz konu itibariyle agir ilerliyor ama her satiri ruha dokunuyor. bir baskasina okusun diye tavsiye eder miyim bilmiyorum ama Bogner'e ne oldugunu cok merak ettim :'(
187 syf.
·14 günde·Beğendi·6/10
Ölümlü olduğunu fark edince insanların verdiği iki tepki oluyor bence:
-Nasılsa öleceğim, bu dünyada görebildiğim kadar çok şey görüp, hissedebildiğim kadar çok şey hissetmeliyim.
-Nasılsa öleceğim, yaptıklarımın, gördüklerimin, hissettiklerimin ve hissettirdiklerimin zaten hiçbir önemi olmayacak.
Her iki hissiyat arasında dalgalananlar Fred'in hayata baktığında ilgisini çeken bir şey görememesini tıpkı karısı gibi anlayabilecektir. Fred'e yaşama arzu duymuyor diye kızılamaz. Ama arzu duymadığı bu hayata getirdiği çocuklarına dair almadığı sorumluluklar için ona kızılmalıdır.
Yalnız başınaysan, sorumluluğun altında bakıma muhtaç birileri yoksa delirmekte bile özgürsün. İstediğin hayatı yaşayabilirsin; rezil de olsan, vezir de olsan kimseye hesap vermek zorunda değilsin. Ama sorumluluğunu aldığın varlıkların mental ve fiziksel bütünlüğünü korumakla mükellefsin. Babaların bu sorumluluktan kaçması annelere nazaran çok kolay. Bir çocuğun sorumluluğunu iki ebeveyn eşit şekilde paylaşmadığında, sorumluluğu alan taraf diğerinin eksiklikleri altında iki kat fazla eziliyor.
Çocuklar olmasa hak verirdim sana Fred. Ama karını bıraktığın müşkülü açıklamaya ne annenin erken ölümü ne de parçası olmak zorunda kaldığın savaş bahane olabilir bana kalırsa.
187 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Savaştan sonra Almanya’da yaşananlar. Köln’de , yıkıntılar arasında yaşamak zorunda olan üç çocuklu fakir bir ailenin öyküsü. 1972 Nobel Edebiyat Ödülü.
"Benimle niçin evlendin, meselâ bunu söyle!"

"Kahvaltı için! Ben birisini arıyordum, kendisiyle ömrüm boyunca kahvaltı edebileceğim birisini. Hani derler ya piyango sana çarptı. Sen bana mükemmel bir kahvaltı arkadaşı oldun, senin yanında hiç canım sıkılmadı. Umarım ki sen de benden sıkılmamışsındır."

"Hayır! Seninle hiç sıkılmadım."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ve O Hiç Bir Şey Demedi
Baskı tarihi:
1993
Sayfa sayısı:
187
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cem Yayınları
Baskılar:
Ve O Hiçbir Şey Demedi
Ve O Hiç Bir Şey Demedi
Ve O Hiç Bir Şey Demedi
Evlilikte yakınlaşma ve yabancılaşma temasını işleyen Ve O Hiçbir Şey Demedi, romanın iki kahramanının sesleriyle ulaşır okura. Her ikisi de değişimli olarak içsel ve dışsal yaşantılarını anlatırlar. Böylece bu iki kişinin birbirine koşut giden yaşamları ve aslında birbirine ulaşmaya çabalayan bu insanların yalnızlığı açığa çıkar. Küçük bir kiralık odada karısı ve üç çocuğuyla bir arada yaşamanın sıkıntısına katlanamayan Fred Bogner, onlardan ayrılır. Kiliseye ait bir büroda telefoncu olarak çalışmaya başlar. Savaş sonrası Almanya'sının bir büyük kentinde sokakları arşınlar, içer ve oyun makinelerinde zaman öldürür. Karısıyla bir otelde geçirdiği hafta sonundan sonra ise kesin ayrılık kaçınılmaz görünür. Ancak çok geçmeden Bogner sevmekten asla vazgeçemediği karısında yepyeni bir insan bulur. Savaş sonrası Alman edebiyatının en gerçekçi ve en sarsıcı romanlarından biri olan Ve O Hiçbir Şey Demedi, Alman yazar Heinrich Böll'ü üne kavuşturan roman olarak bilinir.

Kitabı okuyanlar 166 okur

  • Cansu Şahinkaya
  • Seyfi Çirkin
  • Aybek Canbek
  • Gizem Buse CANBEK
  • Sergen Aydın
  • erdemuslu
  • feyza bütün
  • Berat Şafak
  • cigdem bozkurt
  • John Barleycorn

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%1.8 (1)
8
%0
7
%1.8 (1)
6
%1.8 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0