Adı:
Ve'l-Asr
Baskı tarihi:
Kasım 2013
Sayfa sayısı:
272
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058615168
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Tiyo Yayınları
"Nankör ve müstağni insanın bilmedikleri yanında bildikleri de var. O neyi, nerede ve nasıl yapacağını bilir. Ama yaptıklarının sebebini sordurtmaz. Niçin sorusunu soranlara düşmanlık gösterir. Çünkü yaptıklarının kendisine verilenleri kötüye kullanmak suretiyle yapıldığının ayan beyan oluşuna katlanamaz. Hümanizm böyle bir istiğnadır, bize hakkı tavsiye etmez, çünkü yanmamış evi ulular, yüceltir; bize sabrı tavsiye etmez, çünkü biz evi yanmış olanlara katılmaya, yanmayan evden bizim hissemize düşeni vermeye hiç niyeti yoktur."
Üstad her zamanki gibi sade cümlelerle bir karmaşa sunurak beyin jimnastiği yaptırıyor düşünce bağlamında...Üslübunu bilenler için zor değil..Diğer 3 zor mesele ve 3 mesele kitaplarıyla aynı formatta .
Üslubunu bilmeyenlerse;bu anlam buhranında yolunu kaybetmemek için hemen diğer kitaplarını okuyup hazmetmeye başlamalı...
Emeğine kalemine sağlık üstad...
Ve'l-asr, zamana yemin edildi.gösterdi ki, tüm insanlığa şahitti zaman. Zaman iyiliğe, yaşanmışlığa, hedefe sarılmaya, hakka hamileydi. doğan asr ile doğru ve güzel haslet, dinin temeli, insanlığın mayası faziletin esaslarıdır.
Peki doğan zaman insanı nereye bıraktı , kiminle savaşta yalnız korumasız bıraktı.Unutulan neydi insan dünyasında,zamana haykırılan neydi? Bize sunulan iyiliği kabul etmedik.Oysa insan hayatı ''iyi''nin olduğunu hissederek zamana bırakıldı.İnsan iyilikle yola çıkmıştı. Acaba bizler iyiliğe ,insanlığa mensup muyuz. Neden mi? Önümüze modern hayat biçimini çizdiler içimizi boşaltılar.Kendimiz olmaktan uzaklaştırıldık,usulca sokuldu bize ait olmayan inançtan yoksun kendinden habersiz düşünceler.Bizden alınan ''Biz'' idik.Uyumuştum uyandığımda , ''ben'' yerinde değildi.Ve'l-as ''ben '' olmadığıma mı şahitlik ediyor. Evet yoktum benliğimde .Dünya yönetimine bencilliği aldılar.Merkezde o vardı. Sonra dar kalıplar çizildi üzerine.Ne kadar biliyorsan o kadar güçlüsün dünya sahnesinde.Öyle ki; modern hayat , gücün birikiminden ibaretti. Müslüman'ı dar kalıplarla öyle darlattılar ki Kuranı Kerimi anlamada yoksun kaldılar.Anlaşılmaması için savaş verildi resmen.İslam olarak , bu kalıplardan çıkma adına , canlı kalma adına bir karşılığı bir bedeli olsa gerek.Bu bedel için ne tür hayat sürdürdüğümüze bakmak lazım.
Ve hayat sahnesi , modernleşmenin yan ürünlerinden biri olan sosyalizm , dünya sisteminin gelir dağılımı , insanların bunlarla gelişip serpilmesi.Fırsatları kullanma sahnesi. Unutulan kime karşı mesuliyetimiz . Çünkü mesuliyet bilinince kabuliyetlik bilinmiştir.Bu dağılımda dost kim düşman kim? Şu bir gerçek ki anlamadığımız sistemin düşmanıyız ya da kölesiyiz.Buna binaen sistemi bilmek öze inmek lazım.Ortada bir pazarlık söz konusu .Pazara sunulan ihtiyaç mı yoksa Müslümanlık mıydı? Şahit olsun asr, pazara sunulan İnancımız benliğimizdir.Asr Müslümanlar adına gerçeklerle yeminler etti.Çünkü asr toplumla ve ülkenin topraklarıyla irtibatımızın din sebebiyle kurulduğunu haykırdı.Fark edilecek olan din bağının olmasıdır.Bu bağda kurulan kültürdür. Aynı kökün farklı meyveleriyiz.Bu kökün zihninde her nesnenin bir diğeriyle bağlantısını ispatlar.Bu bağ kültürdür.Kültürü bulanık sulardan kurtarırsak, toplum berraklaşmış olur.Bu berraklık olgunluk getirir. Olgunluktan nasiplenmek için; değerleri olgunlaştırmak lazım. Ki zaman içinde yaşanan düşünce terörü, bu olgunlukta yol katetmemize izin vermiyor.Doğduğumuz yerde olmadığımıza inandırdılar.Çünkü hiçbir kültür doğduğu yerde olmadığına inanmış.Doğduğumuz yeri tartışmaktan başka bir şey yapmıyoruz.Kendimize mahsus kararlar almak ve direnmek gibi tavır sergilemiyoruz.Korkar olduk düşünmekten aslında her şey olamazsak hiçbir şey olamayız. Aynı fabrikanın çarkları gibi idik.Fakat şimdi çarklar farklı fabrikaların sisteminde.Bu sistem dayatma sistemidir.İlahi otoritenin gereklerine perde indirme sistemidir. Kör edildi görünmesi gereken gözler.İhmalle uğratıldı ademoğlu.
Noksan olan neydi? Kendi değerimizi , kıymetimizi bilmemek.Zaten kafirlerin korkusu , ülkemize ve kendimize sahip çıkma olayıdır.Kendini bilen her şeye varmıştır.Merakımız köreltti.Her şey bireysellik adına denildi.Susturuldu vicdanlar.Samimiyetlik ''biz '' duygusunu insanlık gündeminden çıkardılar.Değerin kendisini bile değersiz kıldılar.Toplum denilen insan yığını değer konusunda duyarlılığını , değer bilgisini elden çıkarmış durumundadır. Peki ne yapılmalı?? Yemin olsun ki insanoğlu hüsrandadır. Dolayısıyla bize düşen , düşüncelerimizi İslam la berraklaştırmaktır. Sahicilik , hakikat arayışlarında toplum ve toplum çarklarını İslam la buluşturmaktır.Modernlik kendini kaybetmek değildir.Kendinde hakikati araştırmaktır.Hayatımızın çarkı ; erişkinlik, yetişkinlik , olgunluktur.Olgunluk, eğitim farkındanlıktır.Piyasanın olgunluk kimseleri , gerçekçi , işleyişi içlerine iyice sindirmiş kimselerdir.Dünyanın bugünkü işleniş tarzına uymak değil, gerçek ilme uydurmaktır.Gerçek olan ise dünya milletleri arasında hakikatle karar kılınmış ,kendimizin karar sahibi olduğu bir yer olmasıdır. Müslüman toplumun sorumlusu bizleriz.''Ben'' mantığı yerine ''biz'' mantığı olmalı.Merkezdeki bencilliği yok etmeli. Biz mantığı herkesin bir başkasına yer açmasıyla mümkündür. Başkasına verebilecekleri bir şeyi elde etmeye çabalamalıyız.Samimi bir dava için , gelecek aydınlık için, HERKES KENDİ EVİNİN ÖNÜNÜ SÜPÜRMELİ. Bedel senle olur.Kendi hakikatlerinle var olunmalı.İzin verme seni başkalaştırmalarına.Sen toplumun olgunlaşmasısın .
Asra yemin olsun ki... İsmet Özel harika bakış açısından bir serüven.. İnsana "Ben bu açıdan hiç bakmamıştım." dedirtecek bir kitap. Tam bir beyin fırtınası.. Okunmalı..
Düşüncelerin ifade edilmesi hangi şartlarda kısıtlanıyor,yasaklanıyor? Cevap;o ifadelerin hayatın fiili akışına tesir ettiği şartlarda. Demek ki düşünceler düşünce olarak kalmadıkları, düşünce dışı bir şeye dönüştüğü zaman bir işlem görüyor.
"okuyucularım arasında yazdıklarımın kolay anlaşılmadığını öne sürenlerin sayısı az değil. bazıları bunu şikâyet konusu yapıyor ve bunların arasında bazıları da benim zor anlaşılır yazılar yazmayı özellikle isteyip istemediğimi soruyor. bir insan hem gazetede yazılar yayınlayacak, hem de 'aman, ne dediğim hemencecik anlaşılmasın!' diye çabalayacak...
bir insan madem dile getirdiklerinin anlaşılmasını istemiyor, o halde neden bir yazar olarak ortaya çıkmış?"
özel'i okumayı uzun uzun zamanlar düşündüm, evet sadece düşündüm, okumadım. :) sanıyorum ki birçoklarınız gibi ben de onu şiirleriyle tanıdım. şiir seslendirmelerime özel'i de eklemeyi ne kadarr çok istesem de, yapamadım. bendeki haklı, tatlı bi başkaldırıya ağır geldi haklı, acı ve saygın bi öfke ile demlenen hisler.

"yaraların kabuğu kolayca kaldırılıyor
halkın doğurgan dünyasına dalmakla
onların güneşe çarpan sesini anlamayan
dört duvarın, tel örgünün, meşhur yasakların sahipleri
seyir bile edemezken içimizdeki şenliği
yılgı yanımıza yanaşamazken
bizi kıvıl kıvıl bekliyorken hayat
yıkılmak elinde mi? ile girizgâh yapmak isteriim: https://www.youtube.com/watch?v=bvYwdJGo-9I

ve'l asr'a düşen yolum; bakın bi etrafınıza siz de göreceksiniz ismet özelleşen insanları :) -ha görün de, hoş insanlar^^- kitap okurken, okuyacakken pek tavsiye almadım şimdiye değin. özel'i okumaya başlamadan önce ikircikliydim açıkçası. "desem öldürürler demesem öldüm"e gitti elim, alamadım. sordum etrafımdaki ismet özelleşen insanlara :)
"
sonraa bakın ne ile afalladım bi güzel:
"ne okumamı tavsiye edersiniz?" bu tatsız soru da karşıma çıkıyor. tatsız diyorum, zira okumayı ciddiye alan kimse böyle bir soru sormaya gerek duymaz. okumayı ciddiye almamış birinin bu türden bir soruyla kendini ve başkalarını meşgul etmesi hem bezginlik verici, hem de abestir. ona doktorların hayatından ümit kestikleri hastaya uyguladıkları diyeti vermek gerek. okumayı ciddiye alan kişiler neden "ne okumamı tavsiye edersiniz?" sorusunu sormazlar? çünkü kitaplar insanı kitaplara götürür. kitapların kendileri zenginliklerini ve yetersizliklerini ele verirler. okumanın rehberi okumaktır."

eveett ilk tavsiyeyi özel için almak isteyip özel tarafından zürtlenmiş olabilirim:) ama ne haklı ya, "okumanın rehberi okumaktır." derken. itiraf etmeliyim ki tavsiyeler: "taşları yemek yasak" "waldo sen neden burada değilsin?" "üç mesele" olmasına karşın "ve'l asr" ile başlayarak tavsiye konusunda özel'in tarafında olduğumu söyleyebiliir miyiiim? :) inanırsınız mıı, inanmazsınız mı bilemem lâkin ismet özelleşen insanların tavsiyeleri de aynı olunca dedim: "kalu bela dışında nerede karşılaşmış olabilir bu insanlar yahu?" :)

ve'l asr. asra andolsun. kitaba girizgâhı yaptığı deneme kitabın da adı oluyor. insanlık tarihinin her insanda teker teker mündemiçliğine, muâllakta oluşumuzun ortaklığına, eşzamanlılığımıza vurgu yaparak ele alıyor. albert camus alıntısıyla: "dünyanın herhangi bir yerinde bir tek insan mahpus ise kendimi asla özgür hissedemem." ziyanda olan insana eşzamanlılıkla yine yeniden hatırlatıyor.

otuz iki. "bizim eve gel, sana şeker vereyim" nasıl da tanıdık değil mi? bu sözlerin 40'lı 50'li yıllarda abd'de çalınıp söylenen popüler bi şarkıdan alıntılıyor: "c'mon my house, i'll give you candy."
işte bahsi geçen şarkı: https://www.youtube.com/watch?v=-PJzG5cQwBM
daha önce dinlemediğime ne kadar eminsem, "gel benimle sana çikolata, şeker vs vereceğim" cümlesinin yakınlığından ve tanıdıklığından da o kadar eminim. özel'in bağladığı yer, çok dikkate değer. "bizim kafese gir, sana insan hakları vereyim." açıklarken batı kendi kafesinde kendi için ürettikleriyle çevre ülkeleri düşünmez, diyor. batı'dan aldığımız kanunları, insan haklarını, ab'ye girme telaşımızı nereye koyalım şimdi?

yüz on altı. "her şey olamazsak hiçbir şey olamayız" kendi yerimize kendimiz karar veremedik diyor, özel. sahi, bi yerimiz var mı? var mı bi yerimiz bizim seçtiğimiz? biri sandalye çekmedikçe oturamayacak mıyız, ayakta mı bekleyeceğiz? neyi, neden bekliyoruz?
özel, meseleye sarahaten şöyle diyor: "dünya milletleri arasında kendimizin karar sahibi olduğu bir yerimiz olsun. müslüman bir toplum oluşumuzun ve böyle bir toplumun gereklerini yerine getirişimizin sorumlusu biz olalım." burası dikkate değer, müslümanlığımızın gereğini yerine getirişimizin sorumlusu kim?! biz değilsek, kim, bu korkunç.

yüz yirmi altı. "neyin kaybolduysa kendin ara" ekleyeyim ben de: -kendinde ara. zıtlıkların bir arada anlamlandığına inanıyorum, ne kadar varsam o kadar yokumdur. varlığımın anlamına vardığım an yok olmak isterim hatta. özel de ekliyor: "size varoluşun anlamının kaybolanı aramada saklı olduğunu söyleyebilirim."

yüz otuz üç. "soğuk nevale ve sinameki" burada ismet özel, dildeki kayıplarımıza haklıca değiniyor. özel'i bu noktada da ayrı bir yere koymam gerekiyor açıkçası. başladığım ilk kitabı ve "ismet özel kelime defteri"m oluyor, ben onu demleyeyim derken o beni demliyor :) iyi de ediyor. "dil konusunda ne dese yeridir" demeden edemiyorum ve saygıyla imreniyorum. ha ne diyordu: "dilde neler saklı olduğunu merak edenler, kültürün neyin taşıyıcılığını yaptığını keşfetme bahtiyarlığına erebilir. kimileri, eksik olsun bu bahtiyarlık diyebilir. eksik oldu zaten."

yüz otuz dokuz. "insanların insanlarla gönül bağı kurduklarına dair ciddi şüphelerim, derin endişelerim var." "bu insan ne kadar ben, ben ne kadar bu insanım?" " insanlar arasında çıkar bağı değil de gönül bağı varsa, her biri muhatabını korumayı gözeterek davranacaktır." ve ekler: "gönül bağı çözülmez çünkü gönlün nereden bağlı olduğu bulunamaz." nefis değil mi?

kitabı zamana yaydıım bi güzell, şiirlerle demleye demleye okumaya gayret ettim. kelime defteri oluşturdum, kelimeleri attım zihin heybeme çoğu kalpte yer etti bile. :)
okurken küçük küçük notlar aldım. onlarla son vereceğim bu yaşayageldiklerime.

**
özel, önce ortaya çok da zorlanmadan olsa gerek bi sorun atıyor.(sorundan çok ne var, demeyeceğim çözüm severim:) soru soruyor, cevap aramıyor, kendince hoop cevaplıyor. soru sorarken sizi olaya, konuya, probleme dahil ediyor ki öncesinden dahil olup geçiştirdiğiniz meselelerden olsa gerek. sonraa sorunu açıklıyor. buraya nasıl geldiğini izah ediyor, buna ihtiyaç duyuyor belki de. çözüm sunuyor, ye's'e düşmüyor. düşmediği kadar da oldukça gerçekçi. doğruyu yanlışa katmıyor. doğruyla yanlışı örtüp gizlemiyor. ikisini de sarahaten vurguluyor.
bi fikir sunuyor, zannımca sunduğu fikri etraflıca düşünüp, sonuçlarını irdeleyip sunuyor ki hemen aklımıza ilk geleni tespit edebiliyor, uyarıyor. şöyle gibi: "bu geldi demi? ama bu değil ki, o. hayır işte o da değil, şu." idrâk hat safhada. durum, insan, ben/biz tahlillerine doyamayacaksınız.

-"mesuliyetini müdrik" bu ifadeyi kullanarak diyor ki özel: "anladığın insana, düşünceye, kavrama; meylin, mesuliyetin vardır." aklıma "anlamak, acı verir." geldi. acıya olan meylimiz de aşikâr değil mi?

velhasıl meyyalmişim efenim. bismillâh! :)
Bismillahirrahmânirrahîm.
1- Vel asr
2- İnnel insane le fi husr
3- İllellezıne amenu ve amilus salihati ve tevasav bil hakkı ve tevasav bis sabr

Anlamı
Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.
1- Asra yemin olsun ki,
2- İnsan mutlaka ziyandadır.
3- Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır.
**
İnceleme mi kısa yazıp kimseyi sıkmak istemiyorum. İsmet Özel gerçekten özel bir isimdir. Güzel bir eser olmuş. Ama benim lugat cahilliğimden bazı kelimeleri anlayamadım. Olumsuz bir eleştiri yapmam gerekirse de sadece kitabın yazı puntosu yoruyor biraz.
İçeriğine gelince ; biz yani TÜRKİYE, çok zor günlerden geçtik. Bu zorlukları aşmamızın başarısı millet olarak bir birimize hep 'Hakkı ve sabrı' tavsiye etmemizdir. Çünkü biz her namazda mutlaka Asr suresini okuruz.
***
Okunası kitap işte. Okuyun! ;)
Nankör ve müstağni insanın bilmedikleri yanında bildikleri de var. O neyi, nerede ve nasıl yapacağını bilir. Ama yaptıklarının sebebini sordurtmaz. Niçin sorusunu soranlara düşmanlık gösterir. Çünkü yaptıklarının kendisine verilenleri kötüye kullanmak suretiyle yapıldığının ayan beyan oluşuna katlanamaz. Hümanizm böyle bir istiğnadır, bize hakkı tavsiye etmez, çünkü yanmamış evi ulular, yüceltir; bize sabrı tavsiye etmez, çünkü biz evi yanmış olanlara katılmaya, yanmayan evden bizim hissemize düşeni vermeye hiç niyeti yoktur."
Sözün özü;
anladıklarımızla dost oluruz,
ancak dostlarımızı anlarız.
İsmet Özel
Sayfa 53 - TİYO
Herkes neyi düzelteceğini, neyin düzeltilmesi gerektiğini biliyor; ama bu düzelecekler, düzeltilecekler arasında kendisi yok.
''Kötü her yerde her zaman dilimi içinde kötüdür;
ama iyi bilinip bulunmadıkça ona iyi denemez.''
sonucuna vardıysanız hayatımız müşterektir.
İsmet Özel
Sayfa 14 - TİYO

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ve'l-Asr
Baskı tarihi:
Kasım 2013
Sayfa sayısı:
272
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058615168
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Tiyo Yayınları
"Nankör ve müstağni insanın bilmedikleri yanında bildikleri de var. O neyi, nerede ve nasıl yapacağını bilir. Ama yaptıklarının sebebini sordurtmaz. Niçin sorusunu soranlara düşmanlık gösterir. Çünkü yaptıklarının kendisine verilenleri kötüye kullanmak suretiyle yapıldığının ayan beyan oluşuna katlanamaz. Hümanizm böyle bir istiğnadır, bize hakkı tavsiye etmez, çünkü yanmamış evi ulular, yüceltir; bize sabrı tavsiye etmez, çünkü biz evi yanmış olanlara katılmaya, yanmayan evden bizim hissemize düşeni vermeye hiç niyeti yoktur."

Kitabı okuyanlar 100 okur

  • Nursena
  • Yasemin Sağlam
  • Tuba Alparslan
  • Mirza Dönmez
  • mehmet canib öksüz
  • feniçka*
  • Oldi
  • Musab umeyr
  • NUR. Zh.
  • Şerife

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%43.3 (13)
9
%26.7 (8)
8
%16.7 (5)
7
%6.7 (2)
6
%6.7 (2)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0