Adı:
Venedik Taciri
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
312
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051718798
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alfa Yayıncılık
Shakespeare ile aramızdaki kültürel, coğrafi, zamansal ve algısal mesafeleri kapatmanın bir yolu yok belki, ama onun dünya ile sahne arasında kurduğu dönüşüm mekânlarındaki yansımalar oyununa yeni bir çevirinin yer değiştiren kelimeleriyle katılmaya davet ediyoruz sizi. Bulduğu her aralıkta sonsuzca dönüşen ve yaratan saf şiirin dramla bedenlenmiş oyununa.

I hold the world but as the world, Gratiano,
A stage, where every man must play a part,
And mine a sad one.
Dünya neyse o, Gratiano, benim gözümde,
Yani bir sahne; herkesin bir rolü var bu sahnede
Ve payıma kederli bir rol düştü benim de.
115 syf.
Venedikli tacir Antonio'nun gemileri sefere gitmiştir.Bu sırada en yakın dostu Bassanio'nun sevdiği kıza kavuşmak için paraya ihtiyacı vardır.Antonio kendisinden nefret eden kötü kalpli bir yahudi Shylock'tan borç alır.Adam senet gününde ödenmezse Antonio'nun etinden bir parça kesecektir.Gemileri batan Antonio'nun borcunu ödeyip şerefini kurtarmak için mücadele edilir.Beğenerek okuduğum,dostluk sadakat ve aşk üzerine yazılmış güzel bir oyundu.
115 syf.
·Puan vermedi
Venedik taciri Antonio, oyunun kötü adamı Yahudi Shylock’tan borç alır. Vadesinde üç bin dukayı ödeyemezse, etinden bir parça kesilecektir. “Masal bu ya,” denir ya, işte oyun da bu ya, ödeyemez borcunu. Bu parayı sonradan bulmuştur fakat sözleşmeyi vaktinde yerine getirememiştir nihayetinde. Kalbine yakın bir yerden bir parça et kesilecektir, tabii Shylock merhamet göstermezse. Peki, kimseden merhamet beklemeyen Shylock’tan merhamet beklemek doğru mudur? Ve yeri gelmişken, doğru olan kimdir? Yasalara uyan mı, merhamet eden mi? Yasadan adalet bekleyen, karşısındakine merhamet duyamaz mı? Kötülüğüne şüphesiz gözle baktığımız bir adamdan kötülük gördüğümüz zaman şaşırmak ne derece samimidir? Bu sorularla sizlere emanet ediyorum Antonio’yu ve zengin mirasçı Portia’ya geçiyorum.

Babası Portia’ya sadece bir servet bırakmaz, kızını beğenen beyler için de üç tane sandık bırakır. Altın, gümüş ve kurşundan olan sandıklar... Doğru sandığı seçen kızını hak eden, doğru adamdır. Evleneceği adamı seçmek dahi kendisine bırakılmamış Portia’ya ben bırakıyorum burada sözü:
“ İnsanın kendisi için iyi olanı bilmesi ne yapacağını bilmesi kadar kolay olsaydı, şapeller kiliselere, fakir adamların kulübeleri prens saraylarına dönüşürdü. İyi bir kahin kendi talimatlarına uyan kahindir. İyi ve doğru olanın ne olduğunu en az yirmi kişiye öğretebilirim ama kendime öğretemem. Bizlere toplumsal kurallar öğretiliyor ama bazı ateşli anlarda bu kurallar tamamen hiçe sayılabiliyor. Çılgın gençlik, işte bu ateşle iyi öğütleri hiç saymakta ve uygulamamaktadır. Fakat bu şekilde düşünmek, benim koca seçmemi kolaylaştırmıyor. Ah, şu seçimler. Ne sevdiğimi ne de sevmediğimi seçebiliyorum. İşte ben buyum. Ölmüş bir baba tarafından engellenen bir genç kız. Ne kadar güç bir durum değil mi Nerissa? Ne birini seçebiliyor ne de başka birini reddedebiliyorum.”
Peki, bu aptal sandıklar aşkını bulmana yardım etse ne olurdu hiç düşündün mü Portia? Sevdiği adamı sandıklara uğurlarken, içinde ya doğru seçimi yapamazsa korkusu ile söyledikleri, bakın size bambaşka bir Portia, artık aşık:
“Güzel gözlerin beni ikiye böldü. Bir yarım sadece sana ait ve diğer yarım yine senin. Sevgim senin, kalbim senin, hepsi senin. Ah bu kötü zamanlar yok mu... İnsanlar sahip oldukları şeyler üzerinde hiçbir hak iddia edemiyorlar. Yani sana aitim ama senin değilim. Talih çıksın saklandığı cehennemden, çıkıp gelmiş ama benim için değil.”

Antonio’yu Shylock’la, Portia’yı sandıklarıyla baş başa bırakıyor ve aşk, dostluk, adalet ve merhamet üzerine sizleri düşündürecek, ruhunuzu dinlendirecek bu oyunu okumanızı temenni ediyorum. Sevgiler.
115 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Okuyup da sevmeyeni azdır diye düşünüyorum. Sisli puslu havalarda canım hep bir Shakespeare çeker. Geçen yıl da aynı zaman diliminde okumam mutlaka sisli havaların etkisindendir. :)
Beğendiğimiz her kitaptan mutlaka bir cümle işler aklımıza. O kitabı gördüğümüzde o cümle aklımıza gelir de görmek için kitabın kapağını yeniden kaldırırız. ( durumuma mantıklı açıklamalar getirmek istedim :)) İşte bu kitapta da o kadar cümlenin içinden gitmişim de şu cümleyi tutmuşum aklımda:
-Size güzel düşünmeler ve mutlu saatler dilerim!
-Ben de günlerinizin gönlünüzce geçmesini dilerim efendim.
Biri çıkıp bu kitap nasıl bir kitap dese, Shylock'tan bahsetmem, hak, hukuk, adalet diye başlayıp mitolojik ögeleri ne de güzel kullanmış diye devam etmem gerekirken ben bu cümleyi söyleyip susarım. Tıpkı Macbeth de cadıların şiirsel söylemini dilime doladığım gibi.
Van gogh'un da söylediği üzere" Shakespeare harika bir adam! Kim onun kadar esrarlı olabilmiş? İnsan okumasını öğrenmek zorunda, tıpkı görmeyi, yaşamayı öğrenmek zorunda olduğu gibi..."
Ne diyeyim Allah herkese Graziano nüktedanlığı, Antonio ve Bassanio dostluğu, Portia zekası versin.
İzlemek de kısmet olsun temennilerimle,
Sisli puslu havalarda yeniden görüşmek üzere ;)
115 syf.
·10/10
Merhabalar.
Sanmıyorum Shakespeare’nin sevmediğim bir eseri olsun. İncelikli mizahı, alttan alttan verdiği mesajlar, hoş dili… uzun bir süre okumasam arıyorum. Öyle müptelasıyım. Canım Shakespeare’m. :) Bu arada İş Bankası Kültür Yayınları’ndan okuyorum ben. Çevirmenin ön sözleri de şahane oluyor. Ve bilgi açısından çok doyurucu. Şiddetle tavsiye ederim.

Kitabımızın öne çıkan kahramanı bir Yahudi. O dönemde de Yahudilere bakış açısının iyi olmadığı kanısına vardım elbette. Kahramanımız Hristiyanların yaptığı ezici davranışlara karşı adalet istiyor. Olaylar öyle bir gelişiyor ki, Hristiyan Yahudi'ye borçlanıyor. Kendilerini mahkemede buluyorlar. İşler tersine dönüyor ve adalet adalet diyen Yahudi, bir Hristiyan'dan beklediği merhameti ona karşı gösteremiyor. O anda gösterse belki de her şey çözülecek. Bakış açıları değişecek. İki taraflı bir merhamet doğacak. Hep yaptığımız bir hata değil midir bu zaten. Başkasından bekleriz lakin iş kendimize gelince yok oluruz… Hırsımıza kapılırız. Adalet öcünü almak değil hiçbir zaman. Tamamiyle yanlış bir görüş. O yaptı ben de yapayım demek işleri daha da kötüleştirir.
Sonra bir avukat çıkageliyor.Ve şunları söylüyor;

Merhamet adaleti yumuşattığı zaman
Dünyasal güç tanrısal güce yaklaşır.
Bu yüzden Yahudi, dilediğin adalet olsa bile
Dikkate al söylediklerimi: Adalet uygulanacak olsa
Hiçbirimiz kurtulamazdık.
Dua ederken hep merhamet dileriz
Yine bu dua sayesinde merhametli olmayı öğreniriz.

Yani adalet tam hatayı işlediğimiz zaman uygulansa nice olurdu halimiz. Mesela birine haksızlık yaptık ve o an farkına varmadık. Yaradan bize o an ceza verseydi ne acı olurdu sonumuz. Ama merhamet giriyor burada devreye. Diyor ki, kulum pişman olur da kapıma gelirse… insan da böyle bir merhameti gösterebildiğinde gerçekten tanrısal güce yaklaşabileceğine inanıyorum. O yüzden bu satırlar çok çok muazzam, değerli.

Beni rahatsız eden bir yanı vardı. Yahudi'nin bir çok haklı tarafı varken hileyle alt ediyorlar onu, bir anda haksız oluveriyor. Okuyunca şok oldum. Her iki taraf suçlu ama cezayı çeken Yahudi oluyor. Irkçılık değil de ne… Oysaki merhameti Yahudi de hak ediyor ve bunu sorgulamıyor Shakespeare.
Keyifli okumalar.
115 syf.
eseri yorumlamaktan ziyade bende uyandırdığı düşünceleri ortaya saçmak isterim. spoiler değil de bir parça kişisel saçmalık olarak nitelendirebiliriz bu yazıyı :)
kitabı önceki gün bir parça buruklukla okudum, böyle bir cana kastetme hikayesi, merhametsiz dokunuşlar herkesi yaralar diye düşünüyorum. borcuna karşılık yarım kilo etini talep eden bir acımasız bir tacir. sonra nöbet defterini yazarken birden aklıma esti. tacirleri araştırmaya koyuldum. ilk aklıma gelen umut taciri bankalar oldu. krediler, ipotekler, senetler vs. ancak yanılmışım. bu işi temiz bir fiyata üstelik gizlemeden dürüstçe yapan bankaları, ekonomi dengelerini yargılamanın ne alemi var gizli kapaklı hayatımızı geri dönüşsüz bir haciz sistemine devreden kendimiz dururken. evet o tacir biziz, sadece mağdur değil aynı zamanda katil. yaşama dönüp baktığımızda sadakatimizi sevgililerimize, fedakarlık ve sorumluluk duygumuzu ailemize, erdemlerimizi topluma, özgürlüğümüzü hükümetlere ipoteklemiş bir haldeyiz.
bedenlerimizde, bedelini ruhumuzla -ondan geriye ne kaldıysa artık- ödediğimiz bir hapishanede hüküm süren kiracılar olarak müebbet cezamızı çekmeye rıza gösterirken kendimizi temize çıkarmak oldukça tuhaf değil mi? yıllarca kendimize ait sandığımız yaşantı denilen toz konisine döner bakar, tek tip mobilyaların arasında unutulmuş bir portreye yadırgayarak bakar "bu kimdi acaba?" deriz. gerçekte kimiz biz? herkesin iyiliğine güzelliğine hayran kaldığı tapılası bir ermiş mi yoksa iğrenç karakterini her yerde sergilemeyi başaran bir mahlukat mı? annemizin hayır duayla andığı bir evlat mı yoksa ahlaktan yoksun iflah olmaz bir aldatan mı? kimsin sen, evet suratıma aval aval bakıp, "nasıl tanımazsın ben şuyum, buyum", demekten başka açıp ruhunuzun benzersiz simgesini kanıksamama yardımcı olabilir misiniz? sizi bilmeme müsaade eder misiniz? sanmam, ummam da çünkü kişi kendini bile bilmek istemez. oysa bin türlü halin içinde bulunmuş, sayısız role bürünmüşsünüzdür. ama sesinizi taşıyan tinsel kimliğiniz askıda unutulmuş bir paçavra gibi binlerce an uzaktadır.

"Bir kişi hangi noktada olduğunu sandığı kişi olmayı bırakır? Diyelim kafamı kestin… ‘Ben ve kafam’ mı derim yoksa ‘ben ve vücudum’ mu? Kafamın kendine ben demeye ne hakkı var?"

böylesine bir çürümüşlüğün içinde harala gürele sürüklenirken her bir zerremizi bir kıyıda yitirerek hayatlarımızı tam anlamıyla cesede dönüştürme mahrumiyetiyle çift boyutlu bir yalnızlığın hamallığını yaparız.
peki ama tümüyle erdemden yoksun bir mahlukat olarak yaşamak da büyük bencillik diyeceksiniz belki de. hayır, ben erdemleri, iyiliği- kötülüğü ( artık bundan ne anladığınızdan ben sorumlu değilim ) rafa kaldırsanız hacizden kurtulursunuz diyen bir vergi memuru rolü oynamak istemiyorum. sadece merak ediyorum ezbere yüce gönüllülüğünüz, hayırseverliğiniz, kokuşmuş ahlak anlayışınızla (buna ben de dahilim) tüm bunlar sizi ürkütmüyor mu? kuşku renkten renge giren bir bukalemun gibi acaba hışırtılarıyla tatlı tatlı şakaklarınızda gezinmiyor mu? tüm bu tefecilik işinden sıyrılıp kendinizi benlik aynasında seyretmeyi dilemiyor musunuz? doğru haklısınız saçmalıyorum elbette, üstelik iyi insanlarız biz, belki ben bile. çünkü asla kötü biri olmamıza izin vermediniz de ondan. yarım kilogramlık eti bedenimizden sökerken çok dikkatliydiniz bir damla kan akmadı ancak ten deşildi bir defa. bundan sonra içini neyle doldurursanız doldurun eksiksiniz. ve ben ölesiye merak ediyorum o parça bende kalsa neye dönüşürdüm?
128 syf.
Hak ve haksızlığın ince çizgisini daha iyi anlayabiliceğiniz bir kitap yinede okursanız şayet akıl sağlığınızı kaybetmemek adına bakış açınızı daha geniş tutmanızı tavsiye ederim
115 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Instagram uygulamasındaki #herayın15ishakespeareokuyoruz etkinliğimizin ilk kitabı olan #venediktaciri 'ni az evvel bitirdim ve bir kez daha Bay Shakespeare'in mizahına hayran kaldım. Karakterlerini öyle mükemmel yaratıyor ki, iyiyi sevmemek ya da kötüye sinir olmamak elde değil. Bu muazzam eserde kimler mi var? Karşılık beklemeden dostu için ortaya canını koyan bir tüccar, intikam hırsı gözünü kör etmiş bir Yahudi, engelleri aşan aşıklar, cin gibi akıllı bir prenses ve daha niceleri.. Kesinlikle okunması gereken klasiklerden biri. Yıldızlı tavsiyemdir. =)
115 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Adalet sisteminin, hukuk felsefesinde kanunların yorumlanması mevzusunun mizahi mercekten incelendiği bir oyundur Venedik Taciri. Beklenmedik anlar. şaşırtan diyolaglarla trjıkomik bir hikayesi olan bu Shakspare komedisi, ünlü yazarın en sevilen eserlerindendir.
115 syf.
·2 günde·9/10
Eserin ilk basımı 1600 senesinde yapılıyor. Elimdeki Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları basımı ise Hasan Ali Yücel Klasikleri Dizisinde olmakla birlikte Özdemir Nutku çevirisiyle ilk basımı 2012 de sekizinci basımı da 2017 de yapıyor. Bu sekizinci baskıda da Özdemir Nutku'nun Oyun Üzerine başlıklı incelemesi, dönemin düşünce iklimini okuyucuya tattırmasıyla yerinde bir anlayış için olanak sağlıyor. Shakespeare mücevher kutusu, altın-gümüş-kurşun kutular, Shylock'un Antonio'nun yarım kilo etini istemesi, Venedik'in bir ticaret ve adalet şehri oluşu gibi sembolik anlamlar da oyunda bolca yer kaplıyor. Öyle ki eserin ardından Nutku'nun incelemesini yeniden okuma gereği duyabilirsiniz.
Genel olarak karakterlere baktığımızda Shakespeare'in bu oyunda henüz oldukça güçlü bir karakter yaratmadığını görürüz. Nitekim buradaki karakterler daha sonraki eserleri için temel sağlar. Yine de Portia güçlü bir kadın profili çizer gözümüzde. Shylock her ne kadar galibiyete uğrasa da ön planda duran bir karakterdir.
Bir komedya olan Venedik Taciri' nde konu şöyle özetlenebilir:
Bassanio, Portia(Belmont Leydisi)'ya olan aşkı için Venedikten Belmont'a gitmeye karar verir ve bunun için Antonio' dan borç alır. Antonio ise kimi sebeplerden dolayı bu borcu verebilecek durumda değildir ve bu nedenle Yahudi tefeci Shylock'tan borç alır. Anlaşma gereği eğer Antonio tarihinde borcunu ödemezse Shylock yarım kilo etini alacaktır. Antonio borcunu ödeyemez ve adaletin simgesi olan Venedik mahkemesince yargılanır. Antonio'nun durumunu öğrenen Bassanio ise Belmont'tan Venedik'e dostunu kurtarmaya gelir ancak nafile. Ve sahneye bu kez Portia ve nedimesi Nerissa çıkar. Küçük bir oyunla zekice kurtarırlar Antonio'nun etini. Bu küçük oyunun sonunda bu iki kadın ne kadar zeki, güçlü aynı zamanda ne kadar kurnaz olduklarını gösterirler taliplerine.
Yan temaların yanında sanırım eser için kısaca diyebilirim ki, dönemin adalet, eşitlik ve hukuk sembolü olan bir güç dahi (her ne kadar oyunda istenen sonuca götürse de) yeri geldiğinde açık ve besbelli olan kanunlarına rağmen yoruma müsait hale gelip lehte veya aleyhte kullanılabiliyor. Belki Shakespeare için mutlak adalet yoktur.
115 syf.
·17 günde·Beğendi·Puan vermedi
Evet W. Sheakspeare. Evet yine mükemmel bir eser. Evet yine mükemmel şiir edasında bölümler. Olayların içinde hissedeceğiniz harika bir kitap. Sonunda kadınların harika oyunuyla erkekleri nasıl yola getirdiğini de görüyoruz.;) Herkesin severek okuyacağını düşünyorum.
115 syf.
·Puan vermedi
Bazı yerlerine gerek önsözü gerek se kişisel görüşlerim nedeniyle bir çok kez duygu karmaşası yaşadığım, hem karaktere yaşadıkları olaylar yüzünden acıdığım hem de bir o kadar nefret ettiğim bir karaktere ev sahipliği yapan ve insanın yaşadığı şeylerle insanlığını unutup bir canavara dönüşebilecegini gösteren çok güzel bir kitap.
Aynı yemekle besleniyoruz, aynı silahlarla yaralanıyoruz. Aynı hastalıklara yakalanıyoruz. Aynı şekilde iyileşiyoruz. Aynı yaz ve kışla ısınıp, üşüyoruz.

Bizi keserseniz kanamaz mıyız?
Şaka yaparsanız, gülmez miyiz?
Bizi zehirlerseniz, ölmez miyiz?
Ve bize zarar verirseniz, intikam almaz mıyız?
Çok geçmeden kafası gerçekten çalışanların hepsi susacak ve konuşma yalnızca papağanların ağzına yakışır olacak.
Hiç kimse zorlanamaz merhametli olmaya
O ulu Tanrı katından kalbe düşer yavaşça
Narin bir yağmur gibi kalpleri yeşertir
İki kez kutsanmıştır o, çifte iyilik getirir
Merhamet eden ile merhamet alan
El ele geçmekteler o ünlü dar kapıdan
Kudreti karşısında pehlivanlar diz çöker
Saltanat sahipleri onla huzura erer.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Venedik Taciri
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
312
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051718798
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alfa Yayıncılık
Shakespeare ile aramızdaki kültürel, coğrafi, zamansal ve algısal mesafeleri kapatmanın bir yolu yok belki, ama onun dünya ile sahne arasında kurduğu dönüşüm mekânlarındaki yansımalar oyununa yeni bir çevirinin yer değiştiren kelimeleriyle katılmaya davet ediyoruz sizi. Bulduğu her aralıkta sonsuzca dönüşen ve yaratan saf şiirin dramla bedenlenmiş oyununa.

I hold the world but as the world, Gratiano,
A stage, where every man must play a part,
And mine a sad one.
Dünya neyse o, Gratiano, benim gözümde,
Yani bir sahne; herkesin bir rolü var bu sahnede
Ve payıma kederli bir rol düştü benim de.

Kitabı okuyanlar 1.526 okur

  • burak inal
  • Sinem Gürbüz
  • Hatun Gül  Karakoç
  • Uğur Barun
  • Gökhan  Çolak
  • solucan
  • gül deste
  • şule uzundere

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.2 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları