--AZ SPOİLER :)--
Turgut Uyar şiirlerine aşık biri olarak tabi ki herkes gibi beni de çok heyecanlandırdı vefat ettikten sonra ortaya çıkan bu oyun metni. Üç perde ve dört tablodan oluşan oyunda Veys bir yalvaçın peşinden gitmek ister. Annesi ve nişanlısı şiddetle karşı çıkar bu isteğe ama Veys yine de yola düşer. Yolda rastladığı ve Montör dediği kişiyle beraber yalvaçı aramaya başlar. Ancak zamanlamasından dolayı yalvaçı kaldığı yerde bulamaz. Çünkü yalvaç o gelmeden az önce tutuklanmıştır.
Hepimizin bildiği Veysel Karani ile benzerlik gösterse de Turgut Uyar kurduğu cümlelerle,imgelerle Veysel Karani'den ayırıyor Veys'i.
Oyun metinlerini çok sevmeme rağmen sanırım perdeler arası kopukluk ve oyunun yarım kalmışlığı yüzünden pek sevemedim. Zaten Turgut Uyar da sanırım buna atıfta bulunarak şöyle yazmış günlüğüne; "Bundan sonra sadece şiir, artık sadece şiir." Turgut Uyar oyun yazsaydı nasıl olurdu diye merak ediyorsanız okuyun derim. :)
VeysTurgut Uyar · Yapı Kredi Yayınları · 2017196 okunma
İçinde güzel edebi sözleri var ama okurken dinden çıkmış gibi hissettim.sürekli bir aşağılama var. Başka kitabını okuyacağımı düşünmüyorum.
Konular birbirinden fazla kopuk.iç karmaşa var
Turgut Uyar’ın ölümünden sonra basılan yazara ait ilk ve son tiyatro eseri olma özelliği taşır. Üç perde ve dört tablodan oluşmaktadır. Konusu ise şöyledir: Veys borçlarını ödeyebilmek için bir yalvacın yardımına ihtiyaç duyar ve onu aramak ister; Veys’in annesi ve nişanlısı gitmesini istemezler fakat Veys tüm engellemelere rağmen yola çıkar. Yolda Montör dediği bir adamla karşılaşır ve onla birlikte yalvacı arar. Sonunda yalvacın yerini bulurlar fakat, onlar gelmeden önce tutuklanmıştır. Oyunda belirsizlik hakimdir. Yer ve zaman sürekli değişmektedir. Oyunda yer alan birçok ifade Turgut Uyar’ın şiirlerinden izler taşımaktadır. Şiirlerini, tiyatro eserine yedirmeye çalışmış olduğunu söyleyebilirim. Oyundaki Veys, Veysel Karaniye benzetilmektedir; bence esinlenme söz konusudur fakat, birbirinden farklıdırlar. Turgut Uyar’ın şiirlerini, hayatını ve sanatını öğrenmeden okursanız, bu oyun size bir anlam ifade etmeyecektir. Ayrıca oyunun sonunda iki farkı değerlendirmesi de mevcuttur. Bu değerlendirmeler eseri anlamayı kolaylaştırmaktadır. Sonunda Orijinal metin kopyalarının olması da çok hoş bir ayrıntıdır. Meraklısı için güzel bir eser.
Turgut Uyar'ın Veys adlı oyunu sağlığında yayımlanmamış çok sonra okuyucusu ile buluşturulmuştur.
Daha çok şair olarak tanıdığımız Turgut Uyar'ın bu kitabı oyun olduğu için özellikle ilgimi çekmiş olup VEYS karakteriyle tanışmak istedim.
Veys annesini ve sevdiğini bırakarak yalvaça gitmek isteyen biridir. Yalvaç kelime anlamıyla peygamber olsa da burada gerçek manada bir peygamber olmayıp Veys'in yolculuğa başlamasına sebeptir.
Kitabın içerisindeki olaylar bütünüyle bir biri ile bağlantılı olmayıp günlük yaşamdan insan telâşları ve derin anlamlar vardır oyunun içerisinde.
Mesala terziler dahi metafordur
"Uykulardan, zamanlardan, caymalardan uygun giysiler kesip biçeriz. Yani o büyük hazırlığı insanoğlunun. O sonsuz gölgeli ağaç altına.."
Dönemin siyasi yapısı da sirayet etmiştir oyuna bir anda değişen düzen bir gecede her şeyin adının değişmesi büyük ayaklanma sonrası.
Veys Kurun yalvaca ulaştı mı kitapta saklı kalsın okuyan anlasın
Turgut Uyar neden bu oyunu rafa kaldırdı bu da benim aklımda kalacak.
Kitabın ikinci kısmında Orhan Koçak'ın oyun hakkında açıklamaları kafamda daha da bir netlik kazandırdı ve Veys'in tabiri caizse modern bir Şeyhsiz derviş olduğunu düşünmeme neden oldu.
"Geç kalıyorum sanki, bir cinayete yahut kurtarmaya geç kalıyorum sanki, dakika farkiyle.
Sanki bütün üzümler kuruyup gidermiş,
sanki bütün gemiler, sanki bütün trenler hemen kalkarmış gibi, sanki bir tek geç kalan benmişim gibi. Bir su içsem bir yıldız görsem, ağan yahut düşen... İşte diyorum, vakit geç!..."
Geç kalmak istemeyen bir Veys vardı,
yetişmesi gerekiyordu.
Selam️ Turgut Uyar’ın öldükten sonra ortaya çıkmış ve ailesinin izniyle yayınlanmış oyunu Veys’le geldim.
Veys bizim bildiğimiz Karenli Veys’le benzerlik taşısa da Turgut Uyar’ın Veys’i kendi
Turgut Uyar’ın şu an yanımda bulunmadığı için üzgün olduğum, az bilinen, yarım kalmış, eksiklerle dolu fakat çok allahsız güzel bir oyunu. Öyle güzel yerleri var ki insanın bağırarak herkese duyurası geliyor fakat böyle şeyler konusunda mülkiyetçilik yapmak gibi kötü bir huyum var. Aşmaya çalışıyorum.
VeysTurgut Uyar · Yapı Kredi Yayınları · 2017196 okunma
Turgut Uyar’ı hep şiirleriyle tanıdığım için bu kitapta bir tiyatro oyunuyla karşılaşmak bana sürpriz oldu açıkcası. Ama bir tek bana değil sanırım çünkü öldükten 37 yıl sonra ortaya çıkmış yazarın yayımlamadığı hatta isim dahi vermediği metnin bazı sayfaları yıpranmış ve bir kısmı eksik sanırsam düzenlenmiş bundan sebep mi yoksa benim tiyatro oyun ve metinleri konusunda bilgim olmadığından mı bilemeyeceğim kitabı cok sevemedim. Kim bilir belki Uyar’da cok sevmediği için yayımlamamıştır bilemeyiz. Turgut’u severiz bu giz olan metniylede tanışmak değişik bir duygu oldu benim için..
VeysTurgut Uyar · Yapı Kredi Yayınları · 2017196 okunma
İstanbuldaki ilköğreniminden sonra, Konya Askeri Okulu, Işıklar Askeri Hava Lisesi ve Askeri Memurlar Okulunu bitirip Posof, Terme ve Ankarada personel subayı olarak görev yaptı. İlk evliliği annesinin isteği ile oldu. 18 yaşında baba olan Uyar ilk eşinden olma 3 çocuğunu memurluk yaptığı yerlerde büyüttü. 1958'de askerlikten ayrılarak Türkiye Selüloz ve Kağıt Sanayisinin Ankara şubesinde çalışmaya başladı. 1966 yılında eşinden ayrılıp İstanbul'a yerleştiğinde o dönem Cemal Süreya ile ilişkisi bitme aşamasında olan Tomris Uyar ile şiir üzerine mektuplaşmaya başlarlar. Bu mektuplaşmalar evlilikle sonuçlanır. Tomris Uyar ile evliliklerinden bir erkek çocukları olur. Hece ölçüsüyle yazdığı ve toplumsal konuları işleyen ilk iki kitabı Arz-ı Hal (1949) ve Türkiyem (1952)'den sonra, Dünyanın En Güzel Arabistanıyla bireyin iç dünyasına yönelerek yalnızlığın ve çıkışsızlığın peşinde olmuştur. Tütünler Islak (1962) ve Her Pazartesi (1968) de koruduğu bu çizgiyi, Divan (1970)' la geleneksel şiirin kalıplarına, Toplandılar (1974) ve Kayayı Delen İncir (1982)' le söz konusu dönemde yaşanan sınıfsal mücadelenin yansımalarına yerini bırakmıştır.