Vitrinde Yaşamak (1980'lerin Kültürel İklimi)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.377
Gösterim
Adı:
Vitrinde Yaşamak
Alt başlık:
1980'lerin Kültürel İklimi
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753423434
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayıncılık
80'lerde Türkiye'de yaşanan kültürel değişimi çözümlemeyi deniyor Vitrinde Yaşamak. Bir siyasi darbenin hemen ardından, devlet şiddetiyle kurulabilmiş bir piyasanın içine doğan yeni kültürel ortamı, kendini bir imkânlar dönemi olarak sunan bu yılların kültürel alandaki çelişkili görünümlerini çözümlemeyi amaçlıyor. Nasıl oldu da bu değişim kendini kültürel alanda bir özgürlük vaadiyle, bir özerklik iddiasıyla varedebildi? Daha da önemlisi, bu vaat neden bu kadar etkili olabildi? Türkiye modern kültürünü oluştururken, o güne kadar neleri dışarıda bırakmış, neleri kültürel ifade alanının kıyısına itmişti? Modern kültürün oluşum sürecinde bastırılan içerikler 80'lerde nasıl, ne olarak ve nereye geri döndü? Hangi ihtiyaçlar doğrultusunda, nasıl yeniden kurgulanarak gündeme geldi?

Dünyadaki kültürel değişimle de yakından ilgili olan bu soruları 80'ler Türkiyesi'nin siyasi koşullarını, yerel dinamiklerini, buraya özgü kırılmaları da hesaba katarak değerlendiriyor Vitrinde Yaşamak.

 

(Yayınevi Sayfası)

 
126 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Öncelikle bana kitabı hediye eden Gökçe 'ye güzel bir notuyla beraber gönderdiği için çok teşekkür ederim. Kendisi Sosyoloji alanında mezun olduğu için kitap göndermek istemişti. Mezuniyetini kitap göndermek gibi ince düşünerek ve bunu uygulayarak yerine getirdi. Bu yüzden bu sitede minnettar kalacağım kalender insanlardan biridir.

Nurdan Gürbilek edebiyat eleştirmeni bir yazardır. Edebiyat eleştirmenleri olan yazarların gerçekten kalemleri sağlam ve genelde kitapları da yoğun bir şekilde düşünce içeriklidir. Konusu Sosyoloji olan tek kitabıdır. İnternetten araştırdığım kadarıyla Sosyoloji alanında bir çalışması olduğunu göremedim bu kitap dışında. Yani Sosyoloji çıkışı ve yükseklisans kariyeri bu yönde olmadı. Demek ki ekstradan bu alanla ilgili yazmıştır.

Vitrinde Yaşamak kitabı yazarın da ifade ettiği gibi 1980'lerin Kültürel İklimi adlı bir çalışmasıdır. 1980 darbesi ve ardından getirdikleri yıkımlar dışında toplum yaşamında ne gibi değişiklikler olmuş veya beklenen neydi, neticede ne olmuş bunları anlatan bir kitaptır. Aklıma birden George Orwell'ın 1984 kitabı geldi. Orwell'da bu kitabında sözcüklere ve yaşantılara toplumsal güçlerin nasıl hükmettiğini yazmıştı. Yazarımız da bu kitabında bu tür durumlara değinmiştir. Askerî darbe yapılırken bile kullanılan kelimelere değinmiştir. Ve günümüze doğru seyrini göstermiştir. O dönemlerde suç ve hastalığı içiçe alan bir bakış açısı olduğunu ifade eden yazar bunun başlangıç ve en maksimum nerelere kadar gidebilecek durumlarını ifade edip kaleme almıştır. Zaten toplumsal güçlerin bir yaftalama yapması halinde hiç zorlanmadan bir suçu kendi bünyelerinde kanalize ettikleri zaman o suça hastalık vakasıyla durumu medikalize edip kriminal hale sokabilir. Zaten toplumu yönlendiren onlar olduğu için bir suçu isnad ettikleri vakit onların kalemlerinde bu söylemler şekil alır. "Zengin yaptı mı çapkınlık, fakir yaptı mı sapıklık" bu söylemde ifadelerin nasıl şekillendiği hakkında az çok bir ipucu verir bize.

Kitap bir başka değindiği konulardan birisi de kullanılan sözcüklerin artık bir değeri kalmadığı ve artık reklamlarda ve gazete yazılarında bile toplumun zihninde nasıl tedailerle etki yapılarak bir şeyleri ifade etmeye başladılar. Artık söz direk olduğu gibi okunmaz. Elbette o sözün altında yatan manaya da bakılması gereklidir bu 80'lerin İklimi'nden sonra. Mahremiyetten söz edilmezken artık kameralarla ve değişik aletlerle evimizin içerisine kadar girmiştir toplumun gözü. İşte bu bağlamda mahremiyetin açığa çıktığı binanın temellerini konu almış kitabımız. Gazete, televizyon ve şarkılar gibi değişik duyumsadığımız araçlarla bunlar sağlanmaya çalışılmıştır. Bu konu Ben Nesli(tavsiye ederim) adlı kitapta da işlenmiştir. Bastırılmış duyguların birden bir kültür patlaması sonucu açığa çıkması 80'lere denk gelmiştir. Artık eski köye yeni adet gelmiştir. Mahremiyetten bahsedildiği vakit artık rahat bahsedilmiştir. Zaten bir şeyi topluma veya kişilere dahi lanse ettiğimiz vakit veya telkinlerde de bulunduğumuz vakit en basit şeylerden başlarız. Bu tıpkı ufak bir dozajda uyuşturucuya alışmak gibidir. Önce basit kelimelerle zihinlerde yer eder. Ve daha sonra önünü alamadığımız bir yaşama şekli çıkar karşımıza.

Kitabı okumanız siz değerli okuyucular için çok faydalı olur. Sayfa sayısının az olduğuna bakılmamalıdır. Gerçekten maneviyatı tabiri caizse içindeki anlattıkları kitabın kendi ağırlığından daha ağırdır. Dolu dolu bilgileri barındıran bir kitaptır. İbrahim Tatlıses ve Orhan Gencebay'ın şarkılarının dokusunu oluşturan kültürel iklimi adeta mikroskopik ince el işçiliğiyle ele alıp bir sunum hazırlamıştır. Yer yer sorular sorarak cevaplandırmıştır. Tabi biraz zorlandım açıkçası ilk sayfalarda. Çünkü 80'lerde yoktum. Yaşamamıştım o dönemleri. Kitap bittikten sonra bir şeyler şekil aldı kafamda. Ha unutmadan şunu da söylemek istiyorum büyük harflerle;
500 BİNDEN FAZLA İNSAN ÖLDÜREN KENAN EVREN GİBİ DARBECİLERİ KINIYORUM. Darbeler olmasın. Herkes kendi temsilcisiyle sesini duyursun. Rabbim her şeyin hayırlısını bize nasip etsin. Amîn...
120 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Gelişen iletişim teknolojisi ve ona bağımlılık ile özel olanın ve alanin kalmadığı bir cağdayız.populer olan kişilerin hayatlarınin özeli kamusal olmuş bizim hayatımız olmuştur.artik bir nevi özel ve kamusal içice geçmiştir.populerligin herşeyi kuşatması ve onun kamusalligi hatta bizim özelimizin kamusallasmasini ogrenmek için çok faydalı eser.kimin hayatlarını yaşıyoruz bunu iyi analiz etmiş bir eser tavsiye ederim...
120 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
12 Eylül darbesi akabinde girilen 80ler dönemine ışık tutan, bu günlere kadar etkisini sürdüren yaldızlı ve bambaşka bir dönemin Türkiyesi... Geçmişi bilmeyen özellikle de 80leri bilmeyen günümüz Türkiyesini anlamlandırmakta güçlük çekebilir. Herkesin okumasını tavsiye ederim
120 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
1980 Türkiyesinin kültürel iklimini, değişimini inceliyor #vitrindeyaşamak .
siyasi figürler değişir, olaylar gündemden düşer, değişim kanıksanır.
...ve asıl önemlisi siyasi alanda yaşanan bu değişim nasıl oluyor da kendini kültürel alanda da kabulendirdi. 9 denemeden oluşan güzel bir eser. Yazılarının devamını okumam içinde yeterince olumlu etki uyandırdı, ilk kitabı ile.
120 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Bir şeyin içindeyken ona dışarıdan bakmak hüner ister, o vakitleri yaşayanlar için de geçerliydi bu. Sonraları uzaktan, dışından da bakıldı, yazıldı, çizildi konuşuldu az da olsa. Fakat 1980’lere yakın tarihlerde ne de olsa 12 Eylül’ün hâlâ dumanı tüten heyûlâsı nedeniyle biraz da sekteye uğradı, ertelendi. Seksenli yıllardan günümüze uzaklaştıkça daha rahat ve derinlikli değerlendirilebilecekken tam tersi oluyor: Artık yıl dönümlerinde sosyal medyada, basında sürüler halinde içi boş, sloganımsı, birbirinin benzeri “vitrinlik” paylaşımlarla tüketilip, çöplüğe atılıveriyor.

Vitrinde Yaşamak ise farklı, nitelikli: Doksanlarda yani günümüze göre çok sıcakken, seksenli yılların kültürel ikliminin çözümlemelerini yaparken bir yandan da bugünü anlatıyor. Çok aydınlatıcı, o devirleri yaşarken doğru kavranılamayan bir çok şeyi netleştiriyor. Kitapta ayrıntılı biçimde anlatıldığı üzere en mühim tespitlerinden biri, baskıcı olanından kışkırtıcı iktidar biçimine çelişkili dönüşümün (hatta ikisinin aynı esnâda var olması, deyim yerindeyse tavşana kaç tazıya tut denmesi) sûretinin özgürlük olması. Bu değişimin insanların onda bir özgürlük olduğunu sanmasıyla da gerçekleşmesi.Vitrinde Yaşamak sadece yazıldığı seneler için değil bugün de hâlâ geçerli. Nurdan Gürbilek’in bu kıymetli kitabının devamı niteliğindeki diğer eserleri de sırasıyla okunmalı.

Bunun yanında, eğer ömrünüzün ilkbaharı o dönemlere denk gelmişse, o kadar tâlihli(!) bir o kadar da bahtsızsanız, okuduğunuz denemeler yer yer çok başka ve öznel anlamlara, hâtıralara da kapı açacaktır.

“Burada, Turgut Uyar'ın, şiir üstüne konuşmanın boşunalığıyla ilgili söyledikleri aklıma geliyor. Bir Şiirden'in önsözünde şöyle yazmış: "Bugün şiir üstüne bütün konuştuklarımız, edebiyatımızın geleneği, olanakları, sınırları içinde dönenir. Ancak olup bitmişler, yapılmışlar üstüne düşünüp yargılara varabiliriz. Birtakım verilerdir düşüncemizi yeden. Şiir üzerine, gerçekten yeni olan şiirle, yeni bir şeyler öğrenebiliriz ancak; Şiir üzerine yazılanlarla değil." Ardından soruyor: "Hiç konuşmayalım mı bunları? Konuşalım. Bir güne, o büyük şairin geleceği güne kadar, bazı şeyleri anlamamıza yarar. Bir gün nasıl olsa hükümsüz kalacak bu konuşmalarla vakit doldururuz."

Bir gün nasıl olsa hükümsüz kalacak konuşmalar... Ama Turgut Uyar bunları bir umutsuzluğun değil, bir umudun içinden yazmıştı. Şiir üstüne yazılanları hükümsüz kılacak, şiir üstüne konuşmanın boşunalığını aşacak bir şairin geleceğine dair bir umut: "Bir gün gene bir büyük şairden, bugün usumuza bile gelmeyen şeyler öğrenivereceğiz. Bir takım yeni yeni şeylere şaşkınlıkla bakacağız onda. Bir takım yeni yönelmeler, yeni kurallar, şiir üzerine bütün bildiklerimizi yenileyiverecek. Başlayacağız onları konuşmaya. Onları açıklamak için yeni çabalara girişeceğiz artık. Bir yeni kuşak bu konuşmalarla, bu çabalarla büyüyecek. "

"Herkes bu sorunları konuşadursun, o sıralarda, yeni bir büyük şair bütün bu boşuna çabalara, uzaktan gülümsemekte olacak mutlak."

Değil kültür, şiir için bile bunları söyleyebilmemiz çok zor artık. O halde biz hangi vakti dolduruyoruz? Yazdıklarımızdan oyalanmak olarak söz edebilecek miyiz? Bu yazılanları hükümsüz kılacak olan ne? Ya da Turgut Uyar'ın sorduğu gibi, hiç konuşmayalım mı bunları? Ya da denemeciyi, kendisinden yüce birinin gelişini bekleyen, geldiğinde denemecinin varlığını hükümsüz kılacak, gelmediğinde onun varlığını büsbütün anlamsız kılacak bir başkasının gelişini bekleyen bir haberciye benzetmedeki ısrarım niye?

O başkası... Sanırım bizim kuşağımız için, entellektüelliği kendi başına değil de başkalarıyla birlikte keşfetmiş, "başka"sıyla birlikte sürdürebilecek bir kuşak için bu önemliydi. Hatta en önemli şey buydu. Bu yüzden bu yazıların bir bekleme, oyalanma yazıları olarak okunmasını isterdim. Yanlış anlaşılmasın: Ufuk göründüğü için, ya da bu yazıları hükümsüz kılacak, ama aynı zamanda onların boşunalığını aşacak birileri uzaktan bize gülümsediği için değil. Tersine, ait olduğum kuşağın belki başka imkânı olmadığı için. Başkasına olan inancını, onu ufukta görmese bile korumak zorunda olduğu için. Yumuşak geçişler yapamadığı için, bir zamanlar inandığı kurtuluş idealini, eski mutluluk imgesini bugünün koşullarında yeniden üretemediği, kendi imgesine ihanet etmeden işin içinden çıkamadığı için.

İşte 80'lerin tarihiyle kişisel tarih burada iç içe geçiyor. Herkesin hep birlikte her şey olmak istediği, bunun temrinini yaptığı bir andan sonra, 80'ler bu kuşağa pek çok şey vaat etti. O güne kadar feragat ettiği, ertelediği şeyleri; kurumsuzluğun verebileceği serbestliği, o zamana kadar bir misyon adına bastırdığı her şeyi. Örneğin, artık bir özel hayatı olabileceğini, çekinmeden taşralı olduğunu söyleyebilmeyi, İbrahim Tatlıses'i utanıp sıkılmadan dinleyebilmeyi, imkânlar dünyasından yararlanabilmek için illa yüksek kültürden olmak gerekmediğini. Ama bu insanların ağzında buruk bir tad da bırakmadı değil. Çünkü bütün bunlar, o güne kadar bastırılan her şey geri dönerken, kendilerini önlerinde hangi kanalları buldularsa onlarla ifade ettiler. Genç bir arkadaşım, kötülük olarak gördüğü bir işin arkasında eski bir arkadaşının olduğunu anlamış, hazmedememiş, şaşkınlık ve öfkeyle anlatıyordu. Ondan birkaç yaş büyük bir başkası sözünü kesti: "Daha dur bakalım, bir gün gelecek, çevrendeki bütün kötülüklerin ardında bir arkadaşının yüzünü göreceksin."

İşte kişisel tarih bu yazılara böyle sızmış. Bu yüzden bu denemelerin kendilerini konularına tam teslim ettiği söylenemez. Sanırım bu yazıların savunusu gibi eleştirisi de burada saklı.

İnsanlık önüne ancak çözebileceği sorunları koyarmış. Bunun iki ayrı yorumu olabilir. Biri şu: Önümüze çıkan sorunların üstesinden ne olursa olsun gelebiliriz.

İkinci yorum, sınırları kaydetmek zorunda: Evet, insanlık önüne ancak çözebileceği sorunları koyar. İçinde yaşadığımız dünya, yapıp ettiklerimiz birer cevapsa eğer, o zaman bir kez daha düşünmemiz gerekiyor: Peki, bunun sorusu neydi?”

(Giriş, s. 17-19)
120 syf.
·Puan vermedi
Türkiye’de 1980 de olan biten toplumsal kültürü bir yandan siyasi kültürünede değinen toplumu ele alıp okuyucuya yansıtan bir kitap okuyucunun toplum hakkında birçok bilgi edinebileceği bir eser.
120 syf.
·7/10
Uzun zamandır okumak istemenin verdiği heyecanla kitabı okudum. 1980'li yılların siyasi, ekonomik ve kültürel atmosferinden beklenenın renk atmış haline şükreden bır 'dönem' insanının celişkilerinden başlayarak gazete haberleri üzerınden değişen sosyo-kulturel dilin analizi ve 1990'lı yılların hiç bir şey olmamış gibi yapan insanımızın ruh haline varan çıkarımları buldum.
Ancak..
Kitabın son düzlüğünde ise fazla tekrar (ve aynı ifadenin yüklemi ve öznesi değişerek fazla tekrar ettiği sayfalar) dışında genel olarak beğendim. Farklı zamanlarda yazılmış yazıların farklı bakış açıları içermesi nedeniyle aynı düzlemde ilerlemediği hissi sanırım bende bir eksiklik olarak aksetti.
Yabancısı olduğu şeylere bakmanın, zamanla büyük şehir insanının can sıkıntısını gideren bir oyuna dönüştüğünü söylemek de mümkün.
“Bazen insana ancak neyin yanlış olduğunu söylemek dü­şüyor. Doğrular varlıklarını ancak yanlışlarla birlikte, yanlış­ların içinde sürdürebiliyor.”
” 1980'ler şunu denedi: Varlığın ve imkânların dünyasıyla yokluğun ve imkânsızlığın dünyasını, birbirine temas etmeyecek, birbirine geçişi olmayan iki kampa ayırdı. Şimdi sormak gerekiyor: Birincisinin imkânlarını ikincisinin isyanına tercüme edecek bir güç yeniden uyanacak mı? ”
Bireyle topluluğun kaderlerinin ayrıldığı, bireyin iç dünyasının dış dünyadan koptuğu bir toplumun ifadesidir roman.
“Halk oylaması Türkiye’de, politikacıların birbirlerine ve halka yap­tıkları bir jestten daha fazla bir anlam taşımıyor.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Vitrinde Yaşamak
Alt başlık:
1980'lerin Kültürel İklimi
Baskı tarihi:
2014
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753423434
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayıncılık
80'lerde Türkiye'de yaşanan kültürel değişimi çözümlemeyi deniyor Vitrinde Yaşamak. Bir siyasi darbenin hemen ardından, devlet şiddetiyle kurulabilmiş bir piyasanın içine doğan yeni kültürel ortamı, kendini bir imkânlar dönemi olarak sunan bu yılların kültürel alandaki çelişkili görünümlerini çözümlemeyi amaçlıyor. Nasıl oldu da bu değişim kendini kültürel alanda bir özgürlük vaadiyle, bir özerklik iddiasıyla varedebildi? Daha da önemlisi, bu vaat neden bu kadar etkili olabildi? Türkiye modern kültürünü oluştururken, o güne kadar neleri dışarıda bırakmış, neleri kültürel ifade alanının kıyısına itmişti? Modern kültürün oluşum sürecinde bastırılan içerikler 80'lerde nasıl, ne olarak ve nereye geri döndü? Hangi ihtiyaçlar doğrultusunda, nasıl yeniden kurgulanarak gündeme geldi?

Dünyadaki kültürel değişimle de yakından ilgili olan bu soruları 80'ler Türkiyesi'nin siyasi koşullarını, yerel dinamiklerini, buraya özgü kırılmaları da hesaba katarak değerlendiriyor Vitrinde Yaşamak.

 

(Yayınevi Sayfası)

 

Kitabı okuyanlar 82 okur

  • Veysel Demirkol
  • Kronik Kitapkolik
  • Aziz Yıldız
  • Selvi
  • Damla Coşkun
  • Ahmet Türkmen
  • Saudade
  • Emine Biyan
  • Ali Can
  • erhan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25 (6)
9
%16.7 (4)
8
%29.2 (7)
7
%20.8 (5)
6
%8.3 (2)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0