Vur Ulan Vur (Linç Öyküleri)

·
Okunma
·
Beğeni
·
112
Gösterim
Adı:
Vur Ulan Vur
Yazar:
Alt başlık:
Linç Öyküleri
Baskı tarihi:
Nisan 2016
Sayfa sayısı:
148
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750519277
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Vur Ulan Vur, bir linç öyküleri derlemesi… Linç, sözün sahiden bitişi, sözün ezilmesi, sözün boğulmasıdır... barbarlıktır. Linç karşısında, edebiyat nefes alamaz. Linç atmosferi, edebiyata nefes aldırmaz, susturur. Kitaptakilerin önemli bir bölümünün kısa öyküler oluşu, belki biraz da bunun ifadesi. Kısa ve tok öyküler. İster tok sözlü olsun, ister uzunca anlatsın meramını, bu öyküler, edebiyatın, linçe, linç atmosferine direnişidir. Hiçbir şey olmamış gibi geçiştirilen ve unutulan, vicdan sızlatan zamanlara dair edebiyatçıların tarihe düştüğü edebi bir itiraz… Vur Ulan Vur’da linç saldırılarının neredeyse yarı-resmî kurbanı olan Kürtlerle ilgili öyküler de var, mağduru “müphem” öyküler de... Azınlıklar da var azınlıkta kalanlar da… Failler de, mağdurlar da… Memleketin karanlık yüzü, ıssızlığı, kalabalığı, suçluluğu…

Bora Abdo, Oya Baydar, Gaye Boralıoğlu, Pelin Buzluk, Behçet Çelik, Veysi Erdoğan, Mehmet Eroğlu, İlban Ertem, Ayhan Geçgin, Hakan Günday, Akif Kurtuluş, Pınar Öğünç, Yıldız Ramazanoğlu, Mine Söğüt, Ahmet Tulgar, Yalçın Tosun.
148 syf.
·1 günde
Birçogumuzun bildigi linc oykuleri. Bir kac öfkeli! hassas! şahısın bir araya toplanip, neden yapıyoruz, bunun sucu ne? diye sormadan yaptıkları linclerin oykuleri. Kendileri gibi olmayanlara nefretleri yansıttıkları,kinlerini kustukları, mantığın, vicdanin devreden cıktığı, örneklerini defalarca gordugumuz o anlarla ilgili oykuler. Hakan gunday, Ayhan geçgin, Oya baydar, Pınar ogunc, Mine sogut gibi yazarların birer oykusuyle desteklenen derleme kitap.
148 syf.
·8/10
Derlemesinin Tanıl Bora ve Levent Cantek'in yaptığı yazarları arasında Hakan Günday, Oya Baydar, Bora Abdo, Mine Söğüt, Yalçın Tosun gibi isimlerin bulunduğu Linç öykülerinin ne denli sarsıcı olduğu önsözünde belli oluyor aslında. Tanıl Bora'nın, öyküleri topladığında fark ettiği ilk kısım öykülerin oldukça kısa olduğu olmuş. Kimse linç öyküsü yazmak istemiyor, ya da yazsa bile kısa kesiyor diyor. Kolektif kitapları okumayı seviyorum, özellikle bir konu üzerinde olup başka yazarlardan çıkan kitaplar bambaşka bakış açıları kazandırıyor. İletişim yayınlarının daha önce çıkan "Güçoburlar" gibi bu kitapta da çok iyi öyküler, idare eder hikayeler vardı, bana göre en iyilere kısa bir bakış atayım.

- Hiçbiri (Bora Abdo) : Sürpriz sonlu, linç ve intikam temalı.
- Derinin Altı (Behçet Çelik) : Mahalle baskısı ve erkek hegamonyası hakkında güzel bir inceleme.
- Kendinin Uzağına (Veysi Erdoğan) : Beklenmedik şekilde ufak bir nefretin lince dönüşme hikayesi. Şuan günümüzde oluşan korku imparatorluğunda pek beklenmedik bir sonuç değil, her an çoğunluk kesimden birinin bir iftirası yüzünden rahatlıkla hayatınız mahvolabiliyor.
- Bodur T'nin Bi-Linç Enstitüsü (Mehmet Eroğlu) : Distopik bir dünyada diktatör bir başkanın açtığı sistemsel çukurlar hakkında bir öykü.
- Şey (Hakan Günday) : En kısa ve en çarpıcı öykü. Tokat atma deyimi yakışır bu öyküye.
- 42. Dakika - Yıldız Ramazanoğlu : En dokunaklı öyküydü, işlediği konu kadar okuması da güçtü (yazım dili değil, hissiyat bakımından).
148 syf.
·1 günde
Kaynak: https://paylasilankitaplar.wordpress.com/...tek-linc-hikayeleri/

Aklıma takılan bir konu var aslında bir süredir. Üzerine düşündüğüm, içinden pek de çıkamadığım. Aslında tek kelimelik, cılız basit bir şey. Ama etkisi uzun sürüyor. “ÖFKE”

Sanırım bu hayattan, kendimizden, karşımızdakinden, sokaktan geçen adamdan, çöpü karıştıran kediden, arabanın lastiğinden, masaüstü bilgisayardan, hükümetten, denizdeki çupradan, dolardan- eurodan- benzin fiyatlarından, manavdaki brüksel lahanasından… Aslında aklımıza gelen her şeyden. Nedir bu doyumsuzluk be sevgili okur. Konuyu gargaraya getirmiyorum yanlış anlaşılmasın. Bilakis konunun içine giriyorum. Şöyle ki; beklediğimiz ve beklemediğimiz, istediğimiz, ümidettiğimiz, hayalettiğimiz ne varsa ters düz olunca bizi ele geçiriyor. Yumruklarımızı, dişimizi ve en sonunda da karşımızdakinin gırtlağını sıkmaya vardırıyor bu durum- duygu ilişkisi.

Bireysel olarak kendimizi yakmakla başlayıp karşımızdakini yakana kadar devam eden bu hal/olgu/durum/duygu -hangisi hoşuna giderse- sonrasında pişmanlıkları da getiriyor. Sahi sen bunu kontrol edebiliyor musun? Hani çok güzel, afilli ama baya baya balon olan bir kelime var. Her durumla ilişkilendirip, her şeyle birlikte kullanılabilen. “Sağduyu” Sen bu öfke kontrolü olaylarında sağduyulu yaklaşabiliyor musun?

Bak son zamanlarda/ günlerde/ aylarda/ yıllarda toplumsal öfkenin sonuçlarını da görmeye başladık. Birkaç kişi bir araya gelip beni/ seni/ onu/ bizi/ sizi/ onları da işin içine dahil ediyor ve öfke birliklerini harekete geçiriyorlar. Fark etmişsindir sen de.. Buna da “LİNÇ” deniyor. – Hayır Kevin Lynch le bir alakası yok-

Fiziksel olabildiği gibi psikolojik de olabiliyor. Toplum sana öfkesini bir şekilde gösteriyor. Salt öfkeyle ortaya çıktığı gibi farklı gayeler gözetilerek ve bu gayelere erişmek uğruna topluma pompalanan bir öfkenin de etkisi var. Değersizleştirilen bireyler ve bu bireyleri maşa olarak kullanan kuvvetler ve daha nice aktör. Netice olarak elimizde nur topu gibi ipe sapa gelmez, serseri bir LİNÇ olgusu oluyor.

Her ne sebeple olursa olsun toplumun öfkesini fiziksel ya da psikolojik şiddet olarak gösterdiği bu durum ne kadar mantıklı olabilir sence?

Düşünsene, senin örf-adet- geleneklerinin de temelini oluşturan zaruret ve tercihlerinin toplamı neticesinde bazı kurallar oluşturuluyor. İnsan hak ve onuruna uygun şekilde yaşayabilmek istiyorsan bu kurallara da uyman bekleniyor (ideal şartlarda) ama birileri gelip senin bazı haklarını gasp etme peşine düşüyor. Hani bize ilkokulda öğretirlerdi ya hayat bilgisi dersinde “ÖZGÜRLÜKLERİMİZ BAŞKASININ ÖZGÜRLÜKLERİNİN BAŞLADIĞI YERDE BİTER” (bilahare bu olguyu da değerlendirelim sen ve ben) diye. Biz bunlarla büyüdük. Yaş olarak birbirimize yakın ya da uzak olmamıza gerek yok. Bu tür cümleler toplum dediğimiz sisteme katılacak, onunla uyum içerisinde yaşayacak, onun ilerleyebilmesi için çalışacak bireylerin oluşturulması için olmazsa olmazdır.

Konuyu toparlamak gerekirse; kurallara uy, insan gibi yaşa. Bu olgu temel alınarak oluşturulan bir sistem var. Bu da hukuk sistemi. Kurallara uymayan bireylere (Olabilir insanlık halidir. Hata yapılabilir) gerekli cezanın adilane bir şekilde verilebilmesi için hayatlarımızın en içinde bulunmaktadır. Bu sistemi çalışabilmesi için güncel olması zorunludur ki bu durumda kural koyucular devreye girer. E ortada bir kurallar bütünü var. Bunun doğru bir şekilde uygulanması gerekiyor. Uygulanmadığı hallerin denetlenmesi gerekiyor. Bu durumda da denetleyen bir mekanizma var. Kuralların ihlal edildiği hallerde bunun bir şekilde tazmin edilmesi gerekiyor. Bunu yapan bir mekanizma da var.

“E arkadaşım ben kurallara azami şekilde riayet ediyorum. Bu adamın benim hayatımı tehlikeye sokmasına, tadımı kaçırmasına neden izin vereyim, haaa bunları yaptı ve öfkemi kazandıysa cezasını da vermeliyim” diye düşünüyor olabilirsin. Hepimiz zaten bu hukuk adını verdiğimiz çerçevenin belirlediklerini yapmak zorundasın. Evet insanın tadını kaçırıyor doğru. Ama sen o suça ceza verebilecek ehliyette misin?

Linç dediğin olgu gaddarlığın, rezilliğin, vahşetin infilakıdır. Suça suçla mukabele ettiğin bir durumda sence bu çerçevenin dışına çıkmış ve sen de suçlu olmuş olmuyor musun?

Sevgili okur.

Buraya kadar yazdıklarımı okumadığını kabul ediyor ve hızlıca yukarıda fotoğrafını gördüğün kitaptan bahsetmek istiyorum. Kitabın ön sözünde de ifade edildiği üzere “… kayıt düşmek, belki vicdani bir çığlık atmak belki edebi bir öfke göstermek..” adına son dönem Türk Edebiyatının başarılı, kalemi güçlü yazarları tarafından kaleme alınmış, linç olgusunu farklı boyutlarıyla işleyen 16 öyküden oluşuyor.

Aynı konu eksenli öyküleri okumaktan keyif alıyorum. Mümkün olduğunca da yapmaya çalışıyorum. Biliyorsun çok farklı görüşlerle dolu bu dünya. ve onu güzel yapan da o. Her insanın algı filtresi bambaşka ve bu filtreden süzülenler doğrultusunda bize sundukları ürünleri görmek yaşadığımı hissettiriyor.

Son olarak. Gördüğün acıların tek sebebi var. SEVGİSİZLİK. Git bir şeyleri (daha) sev sevgili okur.
Toplumlar, habisleştiklerini, haksız yere cana kıydıklarını kolay unuturlar
Kolektif
Sayfa 9 - Iletisim yay.
"Vicdan sözcüğü birçok dilde bilmekten gelirmiş... Bu yüzden söz ona aitmiş gibi devam etti : "Halkın vicdanını doğaya benzetmek için ne yapmalıyız? Basit : Bilmeyi ortadan kaldırmalıyız, unutmalarını sağlamalıyız. Böyle de yaptım. Bilmenin sonucu olan bilinç sözcüğünü alıp, önce ilk hecesini ikinci heceden ayırdım : Bi-linç.. Sonra da yararsız heceyi yok ettim. Ortaya ne çıktı? Daha doğrusu ne kaldı? Linç."
"Gördüğümüz gibi merkez yukarıya değil, aşağıya doğru halkalar şeklinde uzanıyor. İyi ve değerli olan yukarıda değil, aşağıda, çukurda yetişir. Tohumu düşünün. Ya da bir ağacı : Çukurunuz derin değilse ayakta duramazsınız."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Vur Ulan Vur
Yazar:
Alt başlık:
Linç Öyküleri
Baskı tarihi:
Nisan 2016
Sayfa sayısı:
148
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750519277
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Vur Ulan Vur, bir linç öyküleri derlemesi… Linç, sözün sahiden bitişi, sözün ezilmesi, sözün boğulmasıdır... barbarlıktır. Linç karşısında, edebiyat nefes alamaz. Linç atmosferi, edebiyata nefes aldırmaz, susturur. Kitaptakilerin önemli bir bölümünün kısa öyküler oluşu, belki biraz da bunun ifadesi. Kısa ve tok öyküler. İster tok sözlü olsun, ister uzunca anlatsın meramını, bu öyküler, edebiyatın, linçe, linç atmosferine direnişidir. Hiçbir şey olmamış gibi geçiştirilen ve unutulan, vicdan sızlatan zamanlara dair edebiyatçıların tarihe düştüğü edebi bir itiraz… Vur Ulan Vur’da linç saldırılarının neredeyse yarı-resmî kurbanı olan Kürtlerle ilgili öyküler de var, mağduru “müphem” öyküler de... Azınlıklar da var azınlıkta kalanlar da… Failler de, mağdurlar da… Memleketin karanlık yüzü, ıssızlığı, kalabalığı, suçluluğu…

Bora Abdo, Oya Baydar, Gaye Boralıoğlu, Pelin Buzluk, Behçet Çelik, Veysi Erdoğan, Mehmet Eroğlu, İlban Ertem, Ayhan Geçgin, Hakan Günday, Akif Kurtuluş, Pınar Öğünç, Yıldız Ramazanoğlu, Mine Söğüt, Ahmet Tulgar, Yalçın Tosun.

Kitabı okuyanlar 9 okur

  • Ege Ertan
  • Betül arslan
  • Ebru
  • Evren Erarslan
  • ukulele
  • Buket Poyraz
  • Barış
  • Razmuhi
  • thebeast

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%66.7 (2)
9
%0
8
%33.3 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0