Adı:
Yabana Doğru
Baskı tarihi:
Mayıs 2013
Sayfa sayısı:
248
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055903121
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Into The Wild
Çeviri:
Taylan Taftaf
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Siren Yayınları
Yabana Doğru toplum tarafından onaylanmış bir hayat idealini yansıtan tüm ölçütleri bir kenara bırakarak doğada yaşamaya giden genç bir adamın gerçek yaşam öyküsü. Sean Penn tarafından Eddie Vedder'ın unutulmaz müzikleri eşliğinde sinemaya da uyarlanan ve En İyi Yardımcı Oyuncu dalında Oskar adayı da olan Yabana Doğru, insanın arayışlarını, toplumun tuzaklarını, bireyin çıkmazlarını ve yaşadığımız hayatları bizlere sorgulatacak, akıllardan kolay kolay silinmeyecek gerçek bir öykü. 

Christopher McCandless, banka hesabındaki 25,000 doları bir hayır kurumuna bağışladı, arabasını çölün ortasında bırakıp sahip olduğu şeylerin çoğundan kurtuldu ve cüzdanındaki tüm parayı yakarak yola koyuldu. Alaska'ya gitti ve doğada tek başına olmanın türlü zorlukları karşısında yılmadan, kendinden başka kimseye tabi olmayacağı alternatif bir yaşam arayışına çıktı.

Paradan, kariyerden, ailevi sorumluluklardan, toplumsal yükümlülüklerden uzakta kendi yaşamını kendi kurmayı seçti. 
Dört ay sonra, çürümeye yüz tutmuş cansız bedeni bir geyik avcısı tarafından bulunacaktı. 

"Birbirimizi yeniden görene değin aradan çok uzun zaman geçebilir. Ama Alaska'dan tek parça dönebilirsem, benden haber alacağına emin olabilirsin. Sana önerdiğim şeyi tekrarlamak istiyorum; yaşam tarzında köklü bir değişiklik yapmalı, daha önce hiç duymadığın ya da yapmakta kararsız kaldığın türden şeylerin tamamını yapmaya başlamalısın. Çoğu insan onları mutsuz eden koşullarda yaşıyor ve gene de bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmıyorlar. Çünkü güvenli, rahat, rutin bir hayata koşullanmış durumdalar. Tüm bunlar huzur veriyor gibi görünse de insanın içindeki maceracı ruh için kesin olarak belirlenmiş bir gelecekten daha yıkıcı bir şey düşünemiyorum. İnsanın yaşama arzusunun özünde macera tutkusu yer alır. Yaşamın keyfi yeni deneyimlerde yatar, bu yüzden sürekli değişen bir ufuktan daha büyük keyif olamaz." 

Yaşadığım Bu Hayat Benim Seçimim
(Tanıtım Bülteninden)
248 syf.
·13 günde·Beğendi·10/10
Yabana Doğru isimli bir film önermişti yıllar önce bir arkadaşım. Bilmeyen kişiler de olabilir önce bilgi vermek gerek; Yabana Doğru, gerçek bir hikayeden alınan bir kitap olup, Christopher McCandless adlı maceraperest gencin yaşam öyküsünü anlatan bir kitaptır. Yıllar sonra filmi de çekilmiştir. Huyum kurusun, bana tavsiye edilen şeyleri çok geç değerlendiriyorum bu da benim ayıbım. Filmini izlediğim zamanlarda hayata bakış açım, filmin gidişatına ait olan temadan pek farklı değildi fakat yine de dönüm noktası diyebileceğim etki bırakmıştı bende. Küçüklükten beri doğayı ve doğa yürüyüşlerini çok severim. Bunun bende oluşmasını sağlayan kişi babamdır. Kendi öz hayatımla canınızı sıkmak istemem ama birazcık bahsetmeliyim incelemenin gidişatı açısından. Babamla küçüklüğümden beri beraber dağ yürüyüşleri, dağ tırmanışları yapardık. Beni yanında götürür, beraberce hava aydınlanmadan yürüyüşe başlamış olurduk. Bu sayede doğaya karşı engel olamadığım derecede bir sevgi başladı bende. Yalnızca doğaya değil, doğa ile ilgili olan aktivitelere de. Dağ yürüyüşü ve tırmanışına da. Bu türlü naçizane 'yeşil' duygular içerisinde olduğum için bir ihtimal, Christopher McCandless ile tanıştığımda onu çok sevmiştim. Hayatta saygı duyduğum insanlardan birisidir McCandless bu yüzden, onun düşünceleri daha bir 'yeşil' olduğu için belki de.

Lafı çok uzattım, konuya geçelim. Başta da bahsini ettiğim üzere McCandless bir maceraperest idir. Yaşadığı çeşitli olaylar, içindeki karşı konulamaz doğa sevgisi ve düşünceleri neticesinde bir yolculuğa atar kendini. Öyle ki, bu yolculuk farklı olacaktır. Doğa ile iç içe olacak, nasıl şekillendiğini tahmin edemeyeceği düzeyde serüven dolu bir yolculuk olacaktır bu. Kitap ve film genel olarak McCandless'in bu yolculuğunu anlatıyor. Okumayan veya izlemeyenler için daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. Kitabın bende uyandırdığı 'yeşillikleri' paylaşmam daha doğru olacaktır. Zaten inceleme yazmamızın amacı da bu değil midir?

Gündelik hayatımızdan bahsedelim. Toplumsal hayat dediğimiz olgu kimi insanlara boğucu hatta dayanılmaz gelmiş ve gelmeye devam edecektir. Bunun insanın yapısından meydana gelen bir durum olduğunu düşünüyorum. Şehir hayatının 'griliğini' görür kimi kimseler, 'gri' beton yığınlarının insanların ruhunu da 'grileştirmekten' başka bir işe yaramadığını söylerler. Bu öyle bir griliktir ki, insan ondan bunalır, bundan şikayet eder fakat onu da bırakamaz. Çünkü imkan meselesi devreye girer; bizler genellikle imkan kavramını hayal kavramının önüne koymaya çalışırız. Fakat bunu yıkmış kimi insanlar vardır ki bunlardan biri de McCandless'dir.

McCandless'in tanınmasından sonra birçok insan onun ahmak mı yoksa dahi mi olduğunu tartışmış, çeşitli fikirler sunmuştur. Peki sizce nasıl bir insandır McCandless? Başka bir deyişle toplumsal hayat dediğimiz kavramdan sıyrılmayı başaran bir insan ahmak mıdır yoksa bu fedakarlığı yapabildiği için dahi mi? Bir insan ne diye elinde olduğu tüm imkanları (25 bin dolar civarında para, araba, lisans eğitimi...) bırakıp kendini doğaya bırakmak, bir maceraperest olmak ister? O kadar boğucu mudur bu hayat? İçinde bulunduğumuz hayattan bahsediyorum; okul, para, meslek, faturalar, sorumluluklar, geçim derdi vb. . McCandless belki de bunlardan medet ummuyordu. Ona huzur veren, hayatta bir anlamı olmak anlamına gelen şey maceraperest bir hayattı.

Belki de memnun değildi çoğu şeyden McCandless. Üniversite yıllarında para denilen kavramın insanların statüsünü belirlenmesine oldukça tepkili olduğu biliniyor. Annesinin anlattığına göre bu konu hakkında saatlerce bağırıp çağırabilirmiş. O yıllarda da patlak veren Güney Afrika meselesi ile ilgilenmesi de bunun kanıtı belki de. Ama bana göre bunun en önemli kanıtı, en büyük yolculuğuna başlamadan önce yanındaki bir miktar parayı yakmış olmasıdır. Ve de banka hesabındaki 25 bin dolar civarındaki parayı yola düşmeden hemen önce hayır kurumlarına bağışlamasıdır. Para yakmak gibi bir kavram ne denli aykırı geliyor değil mi? Paraya aslında önem vermediğimizi söyleriz fakat hangimiz para yakabilecek kadar cesuruz ki? Doğada bir statü yoktu, doğada para geçmiyordu belki de o yüzden yollara düştü Chris? Ne dersiniz?

Bu açıdan da kendisine hayran kalmaktan başka bir şey gelmiyor elimden. Sosyal hayattaki zincirlerini kırmış bir 'özgür' McCandless benim nezdimde. Fakat onun hayatında sürekli yanlış anlaşılan bir taraf da var; başıboş bir hayat sürmek midir onun yaptığı? Bu tartışmaya açık bir konu, onun yolculukta çantasında en çok kitap taşıdığı ve bir süre sonra geri dönmek istediği de bilinen şeylerden. Üstelik tanıştığı insanlarda mükemmel bir etki bıraktığı, onların çoğunu etkilediği de su götürmez bir gerçek. Öyle ki, yolculuğunun bir kısmında beraber olduğu dostu Ronald A. Franz'ı dahi etkilemesi de enteresan bir ayrıntıdır. Franz yaşlı bir adamdır, ordudan emekli olmuştur ve evinde yalnız yaşamaktadır. Chris'i oğlu gibi sever, ondan, onun düşüncelerinden oldukça fazla etkilenmiştir. Öyle ki, Franz hayatından Chris geçtikten sonra yaşayış biçimini bile değiştirmiş, "McCandless'vari" bir hayat yaşamaya başlamıştır. Yaşlı insanların düşüncelerini değiştirmenin ne denli zor olduğunu bilirsiniz, Chris yaşlı bir adamda bu etkiye yol açtıysa kim bilir nasıl bir insandı?

Aslında McCandless'in yaşamaya çalıştığı şey başıboş bir hayat değildi, o macera dolu bir hayat istiyordu. Tekdüze, bir gün hatta bir hafta sonra ne olacağının dahi bilindiği bir hayatı kaldıramayacağı için bu hayatı seçmişti belki de? Ayrıca onun kimi olaylara karşı verdiği tepkiler öylesine olgundur ki (filmini izlerseniz daha iyi anlayacaksınız), bu açıdan McCandless çok nadir rastlanabilecek bir insandır bana göre. McCandless kadar olmasa bile hayata bazen "McCandless'vari" bir şekilde bakmamız gerek bana göre. Hayatın 'griliğinden' kurtulmanın nadir yollarından biri de bu belki de. İnsan değişik şeyler yapmalı, takdir edilmeyi beklemeden. Doğaya kaçmalı mesela bir süre, dağları aşmalı, ağaçlara aşık olmalıdır. Chris'in hayatındaki 'değişiklik' kavramının büyük bir kısmını da doğa kavramı oluşturmuştur zaten. Hem bu böyle olmak zorunda da değil midir? Gri hayatın tersi yeşil hayat değil midir? Betonların tersi toprak değil midir? Canım acıyor çoğu zaman, o beton yığınlarının arasına sıkıştırılmış şekilde işkence yapılan ağaçları, çiçekleri gördüğümde. Bazen bir çim demeti görüyorum yamulan kaldırım taşlarının arasından fırlayan. İnatla, hevesle ve can havliyle fırlayan çimler, çiçekler.

Günümüzde ağaç yerine beton dikiliyor, böylesi bir çağda "McCandless'vari" düşünmek gerek diyorum biraz da aslında. Grilerin arasına yakışmıyor yeşiller... Hiçbir zaman da yakışmayacak. Ne olurdu bu kadar modern olmasak, doğanın içinde yaşamaya devam etseydik, gri rengini hiç tanımadan, diye sorarım kendime çoğu zaman. Bu bir isyan değil aslında, insanlara olan dargınlık. Belki de bu bahsettiklerim benim "McCandless'varilik" yapmam için uygun nedenler. Herkesin uygun bir nedeni vardır, olacaktır. Çoğu insan bu boğulmuşluk hissini yaşıyordur eminim, bende dahil. Christopher McCandless ve Yabana Doğru denince bende oluşan duygular bunlardır, naçizane. Kitap incelemesinden çok sosyal içerikli mesaj gibi oldu farkındayım, bunun için de affınıza sığınıyorum.

Son olarak, kitabı okumadan önce filmini izlemenizi öneririm. Kitapta anlatılanlar kronolojik sıraya göre aktarılmamış. Yazar Jon Krakauer'in araştırma sırasına göre yazdığını tahmin ediyorum. Filminde ise olaylar kronolojik sırayla anlatılıyor. Bu açıdan önce filmini izlerseniz çok daha faydalı olacaktır. Bir gün hepimizin grilerin arasında parlak bir şekilde parıldaması değil, daha çok 'yeşermesi' dileğiyle...
248 syf.
MEDENİYETE KARŞI SAVAŞAN ÖZGÜR RUHLU BİR DONKİŞOT'UN HİKÂYESİ:YABANA DOĞRU
Jon Krakauer’in "Yabana Doğru" adlı romanını kitaplar konusundaki zevkine çok güvendiğim bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine okudum. Romanı okumamı tavsiye eden arkadaşım öncelikle kitaptan uyarlanan filmi izlememi (Into the Wild) daha sonra kitabı okumamı önerdiğinde öncelikle bu tavsiyeye bir anlam veremedim. Ancak tavsiyeye uyup filmi izlediğimde kelimenin tam anlamıyla büyülendim ve aynı gün kitabı alıp okumaya başladım. Öyle ya filmi bu kadar muhteşem olan bir eserin kitabı kim bilir nasıl dopdoluydu? Büyük bir beklentiyle kitabı okumaya başladım ancak arkadaşımın daha önce ifade ettiği gibi kitap sondan başlıyordu ve bu durum en baştan sonunu bilerek okumanıza, dolayısıyla heyecanın yitirilmesine neden oluyordu oysa film kronolojikti ve sonuna kadar merak ve heyecan içinde izlenebiliyordu.
"Yabana Doğru" Everest de dahil olmak üzere pek çok önemli tırmanışı gerçekleştirmiş bir dağcı olan Jon Krakauer tarafından kaleme alınmış bir biyografi aslında. Biyografi dememin nedeni, kitabın gerçek bir hikayeye dayanıyor olması ve yazarın bu kitabı yazmadan önce ciddi araştırmalar yapması ve eserini de belgelere dayandırmış olması. Kitabın yazılması talebi Chris’in ailesinden geldiği ve aile de Chris ile ilgili her türlü belgeyi ve yardımı yazardan esirgemediği için bu durum yazarın işini büyük ölçüde kolaylaştırmış. Hatta kitabın sonunda Krakauer aileye bu desteklerinden ötürü teşekkür de ediyor.
"Yabana Doğru"da seçkin bir ailede büyümüş, zeki ve yetenekli bir genç olan Christopher Johnson McCandless’ın 1990 yazında Emory Üniversitesi’nden dereceyle mezun olmasının hemen ardından ortadan kaybolması anlatılıyor. Chris önce adını değiştirip ardından da banka hesabındaki yirmi dört bin doların tamamını açlıkla savaşan bir hayır kurumu olan OXFAM’A bağışladıktan sonra cüzdanında kalan banknotları da yakıp sıradışı deneyimler yaşamak için Kuzey Amerika’yı adım adım dolaştığı bir yolculuğa çıkıyor. Chris’in nihai hedefi Alaska’ya ulaşmak ve orada doğanın kendisine verdiği imkanlarla medeniyetten uzak bir yaşam sürmek. Aşırı derecede hassas ve duyarlı bir genç olan Chris aynı zamanda kitaplara da çok düşkün ve bilhassa Tolstoy, Jack London ve Henry David Thoreau’dan çok etkileniyor. Kitapta Chris’in adı geçen yazarların çeşitli kitaplarında altını çizdiği satırları da okumak mümkün. Tabii Chris’in etkilendiği ya da yanında taşıdığı kitaplar sadece bunlar değil. Bu yazarlar Chris’in en fazla etkilendiği yazarlar olduğu için isimlerini bilhassa zikrettim. Yazımın başlığını “Medeniyete Karşı Savaşan Özgür Ruhlu Bir Donkişot’un Hikayesi” olarak seçmemin nedeni, Chris’in Alaska’ya doğru yola çıkmasında kitapların derin bir etkisinin olması.
Kariyeri “rezil bir 20. Yüzyıl icadı” olarak gören, hayatın insanı bezdiren rutininden çıkmak ve doğanın bir yanıyla vahşi ama bir yanıyla da ruhu derinden tatmin eden kucağına atılarak çözmek isteyen bir gencin hikayesini anlatıyor Yabana Doğru. Kitaptan alıntıladığım şu iki bölüm Chris’in doğaya sığınma nedenleri üzerine fikir verebilecek nitelikte:
"İnsan bazen, nasıl da diğerlerinin usandırıcı konuşmalarının anlamsızlığından ve bütün o görkemli ifadelerden kaçmak, sözcüklerin geçersiz olduğu doğaya ya da zorlu ve uzun işlere sığınmak istiyor. Deliksiz uykulara, gerçek müziğe ya da duyumsamayla suskunlaşmış insan anlayışının kendisine."(s.227)
"En nihayetinde kimseye borcu yoktu ve anne babasıyla akranlarının boğucu dünyasından azat olmuştu. Onların tecrit, güvenlik ve maddi erişim dünyasından... Varoluşun ham nabzından koptuğunu acı içinde hissettiği yerden artık uzaktı."(s.31)
"Çoğu insanın yaşadığı şekliyle hayat beni hiçbir zaman tatmin etmedi. Her zaman için, çok daha yoğun ve zengin bir hayat yaşamak istedim." diyen Chris yollara düşüyor ve çok zengin tecrübeler ediniyor, yollarda tanıştığı insanlarla çok güzel dostluklar kuruyor ama hiçbir yerde sabit durmuyor, kimseye bağlanmıyor, onun bir hedefi var ve o hedefe ulaşmak istiyor. Yolda olduğu süre boyunca ailesiyle hiçbir irtibat kurmayan Chris’in kırgınlıkları, kızgınlıkları, içindeki yangınlar Alaska’ya vardıktan sonra kısmen de olsa hafifliyor ve bu yumuşama onun günlüğüne şu cümlelerle yansıyor: "Mutluluk ancak paylaşıldığında gerçektir."(s.227) Hayatı pahasına koşması gerekirse diye asla sırtında taşıyabileceğinden daha fazlasına sahip olmamaktan yana olan Chris’in geldiği son nokta dikkate değer...
Yüzyılımızın insanı yalnızlığı bir sırt çantası gibi omuzlarında taşıyor. Zaman zaman paylaşma arzusu duysak da neticede yalnız olduğumuz gerçeği yaşadığımız her acı tecrübeyle biraz daha kazınıyor zihnimize. Güvenlerimiz zedelene zedelene artık kimselere bel bağlayamaz hale geliyoruz. Sevginin hiçbir çeşidini derinden yaşayamıyoruz, korkuyoruz, yaşadığımız güven zehirlenmesi kanımıza karışmış, panzehiri bulamıyoruz. Zihnimizin hapishanelerinde, kitapların sıcak kucağında, hayal dünyalarımızda yaşamak daha rahat ve konforlu geliyor, bi’ türlü çıkamıyoruz bu konfor alanından. Arada bir de olsa Chris gibi cesur yürekler çıkıyor ve bizi hayata, yolculuğa, doğaya, hakikati aramaya çağırıyor. Bu çağrıya kulak vermek isteyenler için “Yabana Doğru” doğru seçim. Herkese iyi okumalar…

Eddie Vedder eşliğinde ve altı çizili satırlarımla okumak isterseniz:
https://hercaiokumalar.wordpress.com/2017/10/12/995/
248 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Gercek hayat hikayesi olmasi sanirim bu kadar etkiledi beni. Belgesel tarzinda yazilmis bir kitap. Filmini de izleyince iki kat duygulandim. Okunmasi gerekenlerden diyebilirim arti mutlaka filminide izlemelisiniz...🤗
MUTLULUK ANCAK PAYLASILDIGINDA GERCEKTIR...
248 syf.
·Beğendi·10/10
Önce filmi izlenip sonra kitabını okumanız gereken yapıt.Öyle ki kitabında Christopher McCandless'in kendi yazılarına ek yakınlarının hakkındaki görüşleri ve durumlar da aktarılmış.Akıcı ve insanda cesaret uyandıran bir kitap.Yaşamımızın boşluklarını, paranın, insanların, gücün, gündelik 'ihtiyaç' olarak adlandırdığımız bağımlılıkların aslında birer hiçleşidir.
248 syf.
·4 günde·10/10
Bu filmi tekrar tekrar izleyip ardından kitabı okuduktan sonra hayatımda birçok şey değişti diyebilirim. Bunu iyi bakımdan söylüyorum.
Yazarın gazeteci olduğu ihtimalini düşünürsek fazla edebi bir anlatım tarzı beklememek doğru olacaktır.
Alex Mccandless' in gerçek hikayesi, gerçekten çok etkikiydi. İnsan kendisini birden doğaya bırakası geliyor. Eğitimli ve zeki insanların bir zaman sonra maddiyattan uzaklaşması, hayatın anlamını bulmak için doğaya ve basit bir yaşa geçmesi konuları her zaman ilgi çekmeye devam edecektir

Kesinlikle filmi izlenmeli, kitabı da okunmalı!!!
248 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Yabana doğru toplum tarafından onaylanmış bir hayat idealini yansıtan tüm ölçütleri bir kenara bırakarak doğada yaşamaya giden genç bir adamın gerçek yaşam öyküsü. İnsanın arayışlarını, toplumun tuzaklarını, bireyin çıkmazlarını ve yaşadığımız hayatları bizlere sorgulatacak, akıllardan kolay kolay silinmeyecek gerçek bir öykü.
Christopher McCandless, banka hesabındaki 25,000 doları bir hayır kurumuna bağışladı, arabasını çölün ortasında bırakıp sahip olduğu şeylerin çoğundan kurtuldu ve cüzdanındaki tüm parayı yakarak yola koyuldu. Alaska'ya gitti ve doğada tek başına olmanın türlü zorlukları karşısında yılmadan, kendinden başka kimseye tabi olmayacağı alternatif bir yaşam arayışına çıktı.
Paradan, kariyerden, ailevi sorumluluklardan, toplumsal yükümlülüklerden uzakta kendi yaşamını kendi kurmayı seçti.
Dört ay sonra, çürümeye yüz tutmuş cansız bedeni bir geyik avcısı tarafından bulunacaktı.

Kitabı okumaya karar vermem kitapla aynı adı paylaşan filmi izlemem sayesinde oldu. Her ne kadar filmi bir sene kadar önce izlemiş olsam da bana hissettirdiklerini hala hatırlayabiliyorum. Bu yüzden aynı hisleri hatta daha fazlasını kitapta da duymak beni şaşırtmadı ve mutlu etti. Konusunu okuyucuya hissettirebilen, atmosferi oluşturabilen, akıcı ve okuyucuyu içine çeken kitapları her zaman sevmişimdir. Bu açıdan yabana doğru vazgeçilmezlerim arasında yerini aldı.

Kitap arkasında bahsedildiği gibi Chris McCandless’ın yaşamına ışık tutarak onun son ve en büyük macerası olarak gördüğü Alaska yolculuğunu ve bunun sonucunda gerçekleşen ölümünü anlatıyor. Fakat bunu yaparken Chris McCandless’ın ve onun gibi hisseden başka insanların mektuplarına yer vererek insanın kendisini ve hayatı sorgulamasına hatta çoğu zaman, McCandless’a hak vermesine neden oluyor. Saygı duymasına ve belki de hayran kalmasına. En azından benim için. Chris McCandless’a kızdığım noktalarda olmadı değil ancak bu çok nadirdi ve kitabı okuduğum süre boyunca genel olarak ruh halim bu şekildeydi. Her şeyi bırakıp gitmek, sistem ve toplum düzeninin getirilerinden uzakta, boyun eğmeden yabana yürümek cesaret isteyen ve çoğu kişinin cesaret edemeyeceği türden bir şey. Bu yüzden ölümü hakkında insanların olumsuz düşüncelerinin yer aldığı kısımlarda şaşırmamam pek mümkün değildi. İnsanları, hakkında hiçbir şey bilmeden, farklı hissettiği için yargılamaya meyilli oluşumuz gözümün önündeydi.

Kitap hakkında benim düşüncelerim bu yönde. Okunması gerektiğini ve insana farklı bir bakış açısı kazandırabileceğini düşünüyorum. Kitabı okuduktan sonra filminin izlenmesi daha güzel olabilir.
248 syf.
·8 günde
Hep hayal ederiz mantık dışı, dar tanımlamalara sığdırılmış klostrofobik dünyamızı bırakıp gitmeyi. Ama hangimiz cilalanmış konforlu harikalar diyarını bırakıp bir Chris McCandless ya da Alex Süperberduş olabilir?
Bu kitabı her gördüğumde ister istemez fonda Eddie Vedder çalıyor.
Önce filmi izlemenizi tavsiye ederim.
248 syf.
Ah McCandless!
Bu cesaret ve aptallığına dair yaşıyor olmanı çok isterdim. O botanik kitabı biraz daha ayrıntı içerseydi belki yaşıyor olabilirdin, bilemem.
Sinema filmini seyrettiğimde McCandless’in ne istediğini bilen, ruhun derinliklerindeki duyguları hissetmek için yabana doğru atılan her adımlarını, cesaretine hayran kalmıştım.
Kitabı okuduktan sonra bende McCandless hakkında yazılan mektuplar, tespitler bende hayal kırıklığına benzer bir his belirdi. Alaska’nın o verimsiz topraklarında Eskimolar ve Kızılderelilerin bile açlıktan öldüğü tarih sahnesinde var. Hatta yaban hayatında büyük deneyimleri olan doğa bilimciler yaban hayatında uzun bir süre yaşamanın imkansız olduğu söylemişler. Yaban hayatı, dağcılık için bu kişilerde içlerinde büyük bir kontrolsüz bir güç var. Dağcının biri: ‘Tanrı bizi bu güçten korusun’ der. McCandless hiçbir doğa tecrübesi olmadan, araziyi bilmeden, sınırlarına zorlayarak o yola koyulması bir intihardı. Doğanın içinde yaşarsan ruhun derinliklerinde seslere kulak verirsin bundan haz alırsın. Ama bir yerden sonra çevrene kulak vermezsen trajedik bir son yakındır.
Yine de McCandless’e çok saygı duyuyorum. Hem kitapta hem de sinema filminde şu detay dikkatimi çekti. Paylaşmayı fark etmişti : Mutluluk paylaşınca güzel. Başarabilseydi modern hayata dönüp toplumun bir parçası olacak mıydı?
248 syf.
·6/10
Chris McCandless!
Yazarımızın ifadesiyle " odanın diğer ucundayken bile zihnindeki kablolardan yüksek voltajlı bir akımın geçtiğini hissedebildiğimiz " oldukça zeki bir karakter.
"Yaşadığım bu hayat benim seçimim." diyerek sahip olduğu her şeyden vazgeçip, doğaya sığınıyor. Gerçek bir hayat hikayesiyle karşı karşıya oldumuzu bilmek durumu daha da ilginç kılıyor. Çoğumuz hayatında bir kez olsun bunun hayalini kurmuştur. Fakat gerçekleştirmek, ayrı bir hikaye...
Her zaman 'kitap>film' derim. Fakat Yabana Doğru/ Into the Wild filmi çok daha güzel bence. Kitabı okunabilir- güzel, fakat film harika.
248 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Her zaman şehrin gürültüsünden, trafiğinden, sürekli yapay ışıklar altında yaşamaktan hepimiz sıkılıyoruz, bunalıyoruz. İnsanları arkamızda bırakıp doğa ile iç içe olmak artık hayallerimizi süsleyen şeylerin başında geliyor. 1992 yılında Christopher McCandless adlı bir kişi de bu düşüncelere sahipti. Hayallerini süsleyen Alaska'da tek başına yaşama tutunmak. Üniversite mezunu üstelikte çok iyi bir derece ile mezun olan Chris bu hayalini gerçekleştirmek için bütün parasını, ailesini, hatta ismini bile bir kenara bırakıp yolculuğuna çıkmaya veriyor. Bu muazzam yaşam öyküsünün anlatıldığı bu kitapta müthiş bir hayata konuk oluyoruz. Beni çok etkileyen bu yaşam öyküsünün okunması gerektiğini hiç olmadı filminin izlenmesi gerektiğini düşünüyorum.
248 syf.
·17 günde·Puan vermedi
Chris McCandless'in gerçek yaşam öyküsü kisaca bir gezgin olan chrisin en büyük amacı Alaska ya gitmektir.Amacina ulaşmıştır fakat alaska chrisin yaşamının sonlandığı nokta olmuştur beni çok etkileyen bir kitaptı herkese tavsiye ederim
Tek ihtiyacımız olan, alışkanlıklarla örülü şu yaşam tarzımiza sırtımızı dönüp yepyeni bir yaşama adım atmamızı sağlayacak cesaret.
Jon Krakauer
Sayfa 71 - Siren
"... benim için gerçekten anlamlı olan şeyleri paylaşabildiğim o kadar az insan tanıdım ki, kendi içime çekilmem gerektiğini öğrendim."
Jon Krakauer
Sayfa 104 - Siren Yayınları
"Saatin kaç olduğunu bilmek istemiyorum. Günlerden ne olduğunu ya da nerede bulunduğumu...Hiç umurumda değil."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yabana Doğru
Baskı tarihi:
Mayıs 2013
Sayfa sayısı:
248
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055903121
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Into The Wild
Çeviri:
Taylan Taftaf
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Siren Yayınları
Yabana Doğru toplum tarafından onaylanmış bir hayat idealini yansıtan tüm ölçütleri bir kenara bırakarak doğada yaşamaya giden genç bir adamın gerçek yaşam öyküsü. Sean Penn tarafından Eddie Vedder'ın unutulmaz müzikleri eşliğinde sinemaya da uyarlanan ve En İyi Yardımcı Oyuncu dalında Oskar adayı da olan Yabana Doğru, insanın arayışlarını, toplumun tuzaklarını, bireyin çıkmazlarını ve yaşadığımız hayatları bizlere sorgulatacak, akıllardan kolay kolay silinmeyecek gerçek bir öykü. 

Christopher McCandless, banka hesabındaki 25,000 doları bir hayır kurumuna bağışladı, arabasını çölün ortasında bırakıp sahip olduğu şeylerin çoğundan kurtuldu ve cüzdanındaki tüm parayı yakarak yola koyuldu. Alaska'ya gitti ve doğada tek başına olmanın türlü zorlukları karşısında yılmadan, kendinden başka kimseye tabi olmayacağı alternatif bir yaşam arayışına çıktı.

Paradan, kariyerden, ailevi sorumluluklardan, toplumsal yükümlülüklerden uzakta kendi yaşamını kendi kurmayı seçti. 
Dört ay sonra, çürümeye yüz tutmuş cansız bedeni bir geyik avcısı tarafından bulunacaktı. 

"Birbirimizi yeniden görene değin aradan çok uzun zaman geçebilir. Ama Alaska'dan tek parça dönebilirsem, benden haber alacağına emin olabilirsin. Sana önerdiğim şeyi tekrarlamak istiyorum; yaşam tarzında köklü bir değişiklik yapmalı, daha önce hiç duymadığın ya da yapmakta kararsız kaldığın türden şeylerin tamamını yapmaya başlamalısın. Çoğu insan onları mutsuz eden koşullarda yaşıyor ve gene de bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmıyorlar. Çünkü güvenli, rahat, rutin bir hayata koşullanmış durumdalar. Tüm bunlar huzur veriyor gibi görünse de insanın içindeki maceracı ruh için kesin olarak belirlenmiş bir gelecekten daha yıkıcı bir şey düşünemiyorum. İnsanın yaşama arzusunun özünde macera tutkusu yer alır. Yaşamın keyfi yeni deneyimlerde yatar, bu yüzden sürekli değişen bir ufuktan daha büyük keyif olamaz." 

Yaşadığım Bu Hayat Benim Seçimim
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 302 okur

  • Zeynep Sude Sahin
  • Kronik Kitapkolik
  • Şahin bayram
  • Yasin Ö
  • Yakup Karatas
  • Beşir Berk
  • Hazal Önal
  • Y.k
  • KAZIM KAAN KOZAK
  • Yakuphan Ustaoğlu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.7
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%45.3
25-34 Yaş
%34.4
35-44 Yaş
%14.1
45-54 Yaş
%1.6
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%55
Erkek
%45

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%41.2 (54)
9
%18.3 (24)
8
%21.4 (28)
7
%9.2 (12)
6
%5.3 (7)
5
%3.1 (4)
4
%0.8 (1)
3
%0.8 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları