Yabana Doğru

9,0/10  (37 Oy) · 
62 okunma  · 
37 beğeni  · 
1.334 gösterim
Yabana Doğru toplum tarafından onaylanmış bir hayat idealini yansıtan tüm ölçütleri bir kenara bırakarak doğada yaşamaya giden genç bir adamın gerçek yaşam öyküsü. Sean Penn tarafından Eddie Vedder'ın unutulmaz müzikleri eşliğinde sinemaya da uyarlanan ve En İyi Yardımcı Oyuncu dalında Oskar adayı da olan Yabana Doğru, insanın arayışlarını, toplumun tuzaklarını, bireyin çıkmazlarını ve yaşadığımız hayatları bizlere sorgulatacak, akıllardan kolay kolay silinmeyecek gerçek bir öykü.

Christopher McCandless, banka hesabındaki 25,000 doları bir hayır kurumuna bağışladı, arabasını çölün ortasında bırakıp sahip olduğu şeylerin çoğundan kurtuldu ve cüzdanındaki tüm parayı yakarak yola koyuldu. Alaska'ya gitti ve doğada tek başına olmanın türlü zorlukları karşısında yılmadan, kendinden başka kimseye tabi olmayacağı alternatif bir yaşam arayışına çıktı.

Paradan, kariyerden, ailevi sorumluluklardan, toplumsal yükümlülüklerden uzakta kendi yaşamını kendi kurmayı seçti.
Dört ay sonra, çürümeye yüz tutmuş cansız bedeni bir geyik avcısı tarafından bulunacaktı.

"Birbirimizi yeniden görene değin aradan çok uzun zaman geçebilir. Ama Alaska'dan tek parça dönebilirsem, benden haber alacağına emin olabilirsin. Sana önerdiğim şeyi tekrarlamak istiyorum; yaşam tarzında köklü bir değişiklik yapmalı, daha önce hiç duymadığın ya da yapmakta kararsız kaldığın türden şeylerin tamamını yapmaya başlamalısın. Çoğu insan onları mutsuz eden koşullarda yaşıyor ve gene de bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmıyorlar. Çünkü güvenli, rahat, rutin bir hayata koşullanmış durumdalar. Tüm bunlar huzur veriyor gibi görünse de insanın içindeki maceracı ruh için kesin olarak belirlenmiş bir gelecekten daha yıkıcı bir şey düşünemiyorum. İnsanın yaşama arzusunun özünde macera tutkusu yer alır. Yaşamın keyfi yeni deneyimlerde yatar, bu yüzden sürekli değişen bir ufuktan daha büyük keyif olamaz."

Yaşadığım Bu Hayat Benim Seçimim
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Mayıs 2013
  • Sayfa Sayısı:
    248
  • ISBN:
    9786055903121
  • Orijinal Adı:
    Into The Wild
  • Çeviri:
    Taylan Taftaf
  • Yayınevi:
    Siren Yayınları
  • Kitabın Türü:
Aykut 
 14 Kas 2016 · Kitabı okudu · 13 günde · Beğendi · 10/10 puan

Yabana Doğru isimli bir film önermişti yıllar önce bir arkadaşım. Bilmeyen kişiler de olabilir önce bilgi vermek gerek; Yabana Doğru, gerçek bir hikayeden alınan bir kitap olup, Christopher McCandless adlı maceraperest gencin yaşam öyküsünü anlatan bir kitaptır. Yıllar sonra filmi de çekilmiştir. Huyum kurusun, bana tavsiye edilen şeyleri çok geç değerlendiriyorum bu da benim ayıbım. Filmini izlediğim zamanlarda hayata bakış açım, filmin gidişatına ait olan temadan pek farklı değildi fakat yine de dönüm noktası diyebileceğim etki bırakmıştı bende. Küçüklükten beri doğayı ve doğa yürüyüşlerini çok severim. Bunun bende oluşmasını sağlayan kişi babamdır. Kendi öz hayatımla canınızı sıkmak istemem ama birazcık bahsetmeliyim incelemenin gidişatı açısından. Babamla küçüklüğümden beri beraber dağ yürüyüşleri, dağ tırmanışları yapardık. Beni yanında götürür, beraberce hava aydınlanmadan yürüyüşe başlamış olurduk. Bu sayede doğaya karşı engel olamadığım derecede bir sevgi başladı bende. Yalnızca doğaya değil, doğa ile ilgili olan aktivitelere de. Dağ yürüyüşü ve tırmanışına da. Bu türlü naçizane 'yeşil' duygular içerisinde olduğum için bir ihtimal, Christopher McCandless ile tanıştığımda onu çok sevmiştim. Hayatta saygı duyduğum insanlardan birisidir McCandless bu yüzden, onun düşünceleri daha bir 'yeşil' olduğu için belki de.

Lafı çok uzattım, konuya geçelim. Başta da bahsini ettiğim üzere McCandless bir maceraperest idir. Yaşadığı çeşitli olaylar, içindeki karşı konulamaz doğa sevgisi ve düşünceleri neticesinde bir yolculuğa atar kendini. Öyle ki, bu yolculuk farklı olacaktır. Doğa ile iç içe olacak, nasıl şekillendiğini tahmin edemeyeceği düzeyde serüven dolu bir yolculuk olacaktır bu. Kitap ve film genel olarak McCandless'in bu yolculuğunu anlatıyor. Okumayan veya izlemeyenler için daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum. Kitabın bende uyandırdığı 'yeşillikleri' paylaşmam daha doğru olacaktır. Zaten inceleme yazmamızın amacı da bu değil midir?

Gündelik hayatımızdan bahsedelim. Toplumsal hayat dediğimiz olgu kimi insanlara boğucu hatta dayanılmaz gelmiş ve gelmeye devam edecektir. Bunun insanın yapısından meydana gelen bir durum olduğunu düşünüyorum. Şehir hayatının 'griliğini' görür kimi kimseler, 'gri' beton yığınlarının insanların ruhunu da 'grileştirmekten' başka bir işe yaramadığını söylerler. Bu öyle bir griliktir ki, insan ondan bunalır, bundan şikayet eder fakat onu da bırakamaz. Çünkü imkan meselesi devreye girer; bizler genellikle imkan kavramını hayal kavramının önüne koymaya çalışırız. Fakat bunu yıkmış kimi insanlar vardır ki bunlardan biri de McCandless'dir.

McCandless'in tanınmasından sonra birçok insan onun ahmak mı yoksa dahi mi olduğunu tartışmış, çeşitli fikirler sunmuştur. Peki sizce nasıl bir insandır McCandless? Başka bir deyişle toplumsal hayat dediğimiz kavramdan sıyrılmayı başaran bir insan ahmak mıdır yoksa bu fedakarlığı yapabildiği için dahi mi? Bir insan ne diye elinde olduğu tüm imkanları (25 bin dolar civarında para, araba, lisans eğitimi...) bırakıp kendini doğaya bırakmak, bir maceraperest olmak ister? O kadar boğucu mudur bu hayat? İçinde bulunduğumuz hayattan bahsediyorum; okul, para, meslek, faturalar, sorumluluklar, geçim derdi vb. . McCandless belki de bunlardan medet ummuyordu. Ona huzur veren, hayatta bir anlamı olmak anlamına gelen şey maceraperest bir hayattı.

Belki de memnun değildi çoğu şeyden McCandless. Üniversite yıllarında para denilen kavramın insanların statüsünü belirlenmesine oldukça tepkili olduğu biliniyor. Annesinin anlattığına göre bu konu hakkında saatlerce bağırıp çağırabilirmiş. O yıllarda da patlak veren Güney Afrika meselesi ile ilgilenmesi de bunun kanıtı belki de. Ama bana göre bunun en önemli kanıtı, en büyük yolculuğuna başlamadan önce yanındaki bir miktar parayı yakmış olmasıdır. Ve de banka hesabındaki 25 bin dolar civarındaki parayı yola düşmeden hemen önce hayır kurumlarına bağışlamasıdır. Para yakmak gibi bir kavram ne denli aykırı geliyor değil mi? Paraya aslında önem vermediğimizi söyleriz fakat hangimiz para yakabilecek kadar cesuruz ki? Doğada bir statü yoktu, doğada para geçmiyordu belki de o yüzden yollara düştü Chris? Ne dersiniz?

Bu açıdan da kendisine hayran kalmaktan başka bir şey gelmiyor elimden. Sosyal hayattaki zincirlerini kırmış bir 'özgür' McCandless benim nezdimde. Fakat onun hayatında sürekli yanlış anlaşılan bir taraf da var; başıboş bir hayat sürmek midir onun yaptığı? Bu tartışmaya açık bir konu, onun yolculukta çantasında en çok kitap taşıdığı ve bir süre sonra geri dönmek istediği de bilinen şeylerden. Üstelik tanıştığı insanlarda mükemmel bir etki bıraktığı, onların çoğunu etkilediği de su götürmez bir gerçek. Öyle ki, yolculuğunun bir kısmında beraber olduğu dostu Ronald A. Franz'ı dahi etkilemesi de enteresan bir ayrıntıdır. Franz yaşlı bir adamdır, ordudan emekli olmuştur ve evinde yalnız yaşamaktadır. Chris'i oğlu gibi sever, ondan, onun düşüncelerinden oldukça fazla etkilenmiştir. Öyle ki, Franz hayatından Chris geçtikten sonra yaşayış biçimini bile değiştirmiş, "McCandless'vari" bir hayat yaşamaya başlamıştır. Yaşlı insanların düşüncelerini değiştirmenin ne denli zor olduğunu bilirsiniz, Chris yaşlı bir adamda bu etkiye yol açtıysa kim bilir nasıl bir insandı?

Aslında McCandless'in yaşamaya çalıştığı şey başıboş bir hayat değildi, o macera dolu bir hayat istiyordu. Tekdüze, bir gün hatta bir hafta sonra ne olacağının dahi bilindiği bir hayatı kaldıramayacağı için bu hayatı seçmişti belki de? Ayrıca onun kimi olaylara karşı verdiği tepkiler öylesine olgundur ki (filmini izlerseniz daha iyi anlayacaksınız), bu açıdan McCandless çok nadir rastlanabilecek bir insandır bana göre. McCandless kadar olmasa bile hayata bazen "McCandless'vari" bir şekilde bakmamız gerek bana göre. Hayatın 'griliğinden' kurtulmanın nadir yollarından biri de bu belki de. İnsan değişik şeyler yapmalı, takdir edilmeyi beklemeden. Doğaya kaçmalı mesela bir süre, dağları aşmalı, ağaçlara aşık olmalıdır. Chris'in hayatındaki 'değişiklik' kavramının büyük bir kısmını da doğa kavramı oluşturmuştur zaten. Hem bu böyle olmak zorunda da değil midir? Gri hayatın tersi yeşil hayat değil midir? Betonların tersi toprak değil midir? Canım acıyor çoğu zaman, o beton yığınlarının arasına sıkıştırılmış şekilde işkence yapılan ağaçları, çiçekleri gördüğümde. Bazen bir çim demeti görüyorum yamulan kaldırım taşlarının arasından fırlayan. İnatla, hevesle ve can havliyle fırlayan çimler, çiçekler.

Günümüzde ağaç yerine beton dikiliyor, böylesi bir çağda "McCandless'vari" düşünmek gerek diyorum biraz da aslında. Grilerin arasına yakışmıyor yeşiller... Hiçbir zaman da yakışmayacak. Ne olurdu bu kadar modern olmasak, doğanın içinde yaşamaya devam etseydik, gri rengini hiç tanımadan, diye sorarım kendime çoğu zaman. Bu bir isyan değil aslında, insanlara olan dargınlık. Belki de bu bahsettiklerim benim "McCandless'varilik" yapmam için uygun nedenler. Herkesin uygun bir nedeni vardır, olacaktır. Çoğu insan bu boğulmuşluk hissini yaşıyordur eminim, bende dahil. Christopher McCandless ve Yabana Doğru denince bende oluşan duygular bunlardır, naçizane. Kitap incelemesinden çok sosyal içerikli mesaj gibi oldu farkındayım, bunun için de affınıza sığınıyorum.

Son olarak, kitabı okumadan önce filmini izlemenizi öneririm. Kitapta anlatılanlar kronolojik sıraya göre aktarılmamış. Yazar Jon Krakauer'in araştırma sırasına göre yazdığını tahmin ediyorum. Filminde ise olaylar kronolojik sırayla anlatılıyor. Bu açıdan önce filmini izlerseniz çok daha faydalı olacaktır. Bir gün hepimizin grilerin arasında parlak bir şekilde parıldaması değil, daha çok 'yeşermesi' dileğiyle...

Asude Bilgi 
02 Tem 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Önce filmi izlenip sonra kitabını okumanız gereken yapıt.Öyle ki kitabında Christopher McCandless'in kendi yazılarına ek yakınlarının hakkındaki görüşleri ve durumlar da aktarılmış.Akıcı ve insanda cesaret uyandıran bir kitap.Yaşamımızın boşluklarını, paranın, insanların, gücün, gündelik 'ihtiyaç' olarak adlandırdığımız bağımlılıkların aslında birer hiçleşidir.

Emre Ö. 
18 Tem 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

İzlenmeli ve okunmalı.
İzlenmeli çünkü kitap gerçekten filme çok iyi uyarlanmış. Okunmalı çünkü kitapta Mccandless ile paralellik gösteren şahısların hayatına da değinmiş. Evet kitabı okuduktan sonra herkesin içinde bir yaban sevgisi ve doğaya açılma duygusu açığa çıkıyor. Lakin bu sevgi insanlığın çoğunda platonik! Böyle kararlar cesaret işidir. Sonu da mutlu bitemeyebilir.
Mccandless ne arıyordu? Tanrıyı mı? Benliğini mi? Belki evet belki hayır. Lakin aslında onun vermek istediği bir mesaj vardı.

Bu mesaj anti modernlik idi. "Modernlik insanlığın köküne indirilmiş bir baltadır. Ve bu balta öyle hasarlara yol açmıştır ki insan özünü artık anımsayamaz duruma gelmiştir." Bu özü tekrar ortaya çıkarmaya çalışan kahraman/kahramanlarımız ne yazık ki hiç de bazı romanlarda okunduğu gibi doğa ile başa çıkamamıştır? Peki ilk insanlar nasıl çıkıyordu? Sanırım aradıkları cevap bir nevi bu idi. "Gerçek insana" ulaşmak.

Kitabın bir de psikolojik yönü vardı. Kahramanımız sürekli olmasa bile hayatın anlamını yalnızlıkta arayan. İnsanlardan kaçan. Mutluluğu kendi başına paylaşan bireylerden biriydi. Yabana çıktıktan sonra ise ölmeye yakın zamanlarda şu sözü yazmıştır: " Mutluluk paylaşıldığı zaman gerçektir."
Gerçekten öyle mi?

Yasemin 
 19 Şub 19:09 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

Yabana doğru toplum tarafından onaylanmış bir hayat idealini yansıtan tüm ölçütleri bir kenara bırakarak doğada yaşamaya giden genç bir adamın gerçek yaşam öyküsü. İnsanın arayışlarını, toplumun tuzaklarını, bireyin çıkmazlarını ve yaşadığımız hayatları bizlere sorgulatacak, akıllardan kolay kolay silinmeyecek gerçek bir öykü.
Christopher McCandless, banka hesabındaki 25,000 doları bir hayır kurumuna bağışladı, arabasını çölün ortasında bırakıp sahip olduğu şeylerin çoğundan kurtuldu ve cüzdanındaki tüm parayı yakarak yola koyuldu. Alaska'ya gitti ve doğada tek başına olmanın türlü zorlukları karşısında yılmadan, kendinden başka kimseye tabi olmayacağı alternatif bir yaşam arayışına çıktı.
Paradan, kariyerden, ailevi sorumluluklardan, toplumsal yükümlülüklerden uzakta kendi yaşamını kendi kurmayı seçti.
Dört ay sonra, çürümeye yüz tutmuş cansız bedeni bir geyik avcısı tarafından bulunacaktı.

Kitabı okumaya karar vermem kitapla aynı adı paylaşan filmi izlemem sayesinde oldu. Her ne kadar filmi bir sene kadar önce izlemiş olsam da bana hissettirdiklerini hala hatırlayabiliyorum. Bu yüzden aynı hisleri hatta daha fazlasını kitapta da duymak beni şaşırtmadı ve mutlu etti. Konusunu okuyucuya hissettirebilen, atmosferi oluşturabilen, akıcı ve okuyucuyu içine çeken kitapları her zaman sevmişimdir. Bu açıdan yabana doğru vazgeçilmezlerim arasında yerini aldı.

Kitap arkasında bahsedildiği gibi Chris McCandless’ın yaşamına ışık tutarak onun son ve en büyük macerası olarak gördüğü Alaska yolculuğunu ve bunun sonucunda gerçekleşen ölümünü anlatıyor. Fakat bunu yaparken Chris McCandless’ın ve onun gibi hisseden başka insanların mektuplarına yer vererek insanın kendisini ve hayatı sorgulamasına hatta çoğu zaman, McCandless’a hak vermesine neden oluyor. Saygı duymasına ve belki de hayran kalmasına. En azından benim için. Chris McCandless’a kızdığım noktalarda olmadı değil ancak bu çok nadirdi ve kitabı okuduğum süre boyunca genel olarak ruh halim bu şekildeydi. Her şeyi bırakıp gitmek, sistem ve toplum düzeninin getirilerinden uzakta, boyun eğmeden yabana yürümek cesaret isteyen ve çoğu kişinin cesaret edemeyeceği türden bir şey. Bu yüzden ölümü hakkında insanların düşüncelerinin yer aldığı ve çoğu olumsuz yargılardan oluşan kısımlarda şaşırmamam pek mümkün değildi. İnsanları, hakkında hiçbir şey bilmeden, farklı hissettiği için yargılamaya meyilli oluşumuz gözümün önündeydi.

Kitap hakkında benim düşüncelerim bu yönde. Okunması gerektiğini ve insana farklı bir bakış açısı kazandırabileceğini düşünüyorum. Kitabı okuduktan sonra filminin izlenmesi daha güzel olabilir.

Writer 
13 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

"Christopher Johnson McCandless" .“Sınır tanımayan bir maceracı. Evi yollar olan, güzelliklere yolculuk yapan bir seyyah”
Kitabında onun gibi yollara düşen , gerçekliğin para , modern bir hayat , kariyer ya da sahte ilişkiler olmadığını fark eden gerçeği aramak uğruna , bedeli ne olursa olsun yola çıkan insanlara da değiniyor.Bu benim daha çok ilgimi çekti.Yazarın kendinden kesitler, kitabın sonunda gerçekleşen olayı incelemesi , kendince görüşler belirtmesi, kitabın ilgi çekici yanıydı.Maalesef ilk filmini izlediğim daha sonra Christoher 'in hayatını araştırdığım ve en sonunda kitabını okuduğum için bütün hazzı kitaba saklayamadım ama kitap yine de sizi sürüklüyor.Bu kitabı benim gibi Christopher ve yazarı gibi düşünenler, yalnızlığa aşık , yollara düşkün , özgürlüğe vurgun, hayattaki bu geleneksel düzenden kopmayı başarabilmiş ,bazı şeylerin ters gittiğini anlayıp buralardan kopup gitmeyi hiçbir yere ait olmamayı düşünenler daha çok sevecek , sahiplenecektir. Öyle ki böyle düşünmeyenler de yeni bir bakış açısı belki bu kadar uç noktalarda olmasa da bir seyahat özlemi , bazı şeylerin farkındalığı gibi yeni izlenimler kazanacaktır. Beni etkileyen bunun için bunca cesareti gösterip sonunda pişman olup olmamasıydı .Gözlerindeki umut dolu bakış , güzel bir yaşam yaşadım demesi pişman olmadığının, sonunda ise kendi gerçek adını oraya yazması ve mutluluk paylaşıldığında gerçektir demesi bilemiyorum.Bana sorarsanız pişman değildi sadece, bir fark edişti .Benim gibi düşünenler sonu ne olursa olsun sırf bu fark ediş uğruna bile yola çıkabilir.
Hayır, hayır hiçbiri ölüme gitmedi .Hepsi cesaretti belki de ölümde çok bir şey değildi onlar için .
Pavese'in dediği gibi "Hiçbir şey , ölüm hiçbir şey değil."
"İnsanın tek gerçek özgürlüğü yalnızlığıdır."
” Bana aşk ,para ,inanç ,şöhret ,adalet yerine gerçeği verin."
Belki de özgürlük,güzellik, cesaret, yalnızlık, gerçeklik .Bu olgular ölümden daha kıymetliydi onlar için.

Ah McCandless!
Bu cesaret ve aptallığına dair yaşıyor olmanı çok isterdim. O botanik kitabı biraz daha ayrıntı içerseydi belki yaşıyor olabilirdin, bilemem.
Sinema filmini seyrettiğimde McCandless’in ne istediğini bilen, ruhun derinliklerindeki duyguları hissetmek için yabana doğru atılan her adımlarını, cesaretine hayran kalmıştım.
Kitabı okuduktan sonra bende McCandless hakkında yazılan mektuplar, tespitler bende hayal kırıklığına benzer bir his belirdi. Alaska’nın o verimsiz topraklarında Eskimolar ve Kızılderelilerin bile açlıktan öldüğü tarih sahnesinde var. Hatta yaban hayatında büyük deneyimleri olan doğa bilimciler yaban hayatında uzun bir süre yaşamanın imkansız olduğu söylemişler. Yaban hayatı, dağcılık için bu kişilerde içlerinde büyük bir kontrolsüz bir güç var. Dağcının biri: ‘Tanrı bizi bu güçten korusun’ der. McCandless hiçbir doğa tecrübesi olmadan, araziyi bilmeden, sınırlarına zorlayarak o yola koyulması bir intihardı. Doğanın içinde yaşarsan ruhun derinliklerinde seslere kulak verirsin bundan haz alırsın. Ama bir yerden sonra çevrene kulak vermezsen trajedik bir son yakındır.
Yine de McCandless’e çok saygı duyuyorum. Hem kitapta hem de sinema filminde şu detay dikkatimi çekti. Paylaşmayı fark etmişti : Mutluluk paylaşınca güzel. Başarabilseydi modern hayata dönüp toplumun bir parçası olacak mıydı?

Hasan Basri Dane 
20 Ara 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Her zaman şehrin gürültüsünden, trafiğinden, sürekli yapay ışıklar altında yaşamaktan hepimiz sıkılıyoruz, bunalıyoruz. İnsanları arkamızda bırakıp doğa ile iç içe olmak artık hayallerimizi süsleyen şeylerin başında geliyor. 1992 yılında Christopher McCandless adlı bir kişi de bu düşüncelere sahipti. Hayallerini süsleyen Alaska'da tek başına yaşama tutunmak. Üniversite mezunu üstelikte çok iyi bir derece ile mezun olan Chris bu hayalini gerçekleştirmek için bütün parasını, ailesini, hatta ismini bile bir kenara bırakıp yolculuğuna çıkmaya veriyor. Bu muazzam yaşam öyküsünün anlatıldığı bu kitapta müthiş bir hayata konuk oluyoruz. Beni çok etkileyen bu yaşam öyküsünün okunması gerektiğini hiç olmadı filminin izlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Nergiz 
28 May 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Herkesin içinde vardır bir Christopher Mccandless
Hayatımızın rutinleşip bizi bıktırdığı anlarda içimize işler kaçıp gitmek ,en iyi tercihtir doğa.
Bir içedönüştür aslında , varlığı sorgulatan Ben ne yapıyorum? dedirten. Azıcık bir cesaret ateşiyle bizi uzaklaştıran kendimize iten ,kendimize yetebilen. Nitekim hayat bizler için hep bir kısıtlama koyar ne zamanki bir Christopher olmaya çalışsak "Otur oturduğun yerde" der bize. Toplumun yozlaştığı bir yerden doğaya sığınmak adeta bir cennettir. Yüreğimize koyduğumuz cesaretle hepimizin bir Mccandless olması dileğiyle..

Burak Akgün 
11 Oca 2016 · Kitabı okudu · 10 günde · Puan vermedi

Başarılı bir geleceği,toplum tarafından onaylanmış kabul görmüş yaşam tarzını bir kenara bırakıp doğada yaşamaya giden Christopher McCandless'ın hikayesi 'yabana doğru' ilk başta belki kulağa hoş geliyor bu fikir ama okumaya başladıktan sonra kızıyorsunuz böyle radikal bir karar veren birinin kendini ölüme götüren tedbirsizliklerine.Ayrıca Sean Penn tarafından filme çekilip müziklerini Eddie Vedder yapmıştır.Kitaptan sonra izlenip,dinlenebilir.

Nazlıcan Yazıcı 
25 May 2016 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Hayatımın filminin kitabını büyük bir merakla aldım. Kitap sadece ana karakterin yaşadıklarını değil diğer gezginlerin, maceraperestlerin yaşadıklarını da anlattığı için kopukluklar oluyor, kafa karıştırıyor. Yine de bütün anlatılanların gerçek olduğunu bilmek çok etkiliyor. Okurken bahsi geçen yerler kafanızda canlanıyor. Ne zaman filmini izlesem sırtçantamı alıp gidesim geliyor....

2 /

Kitaptan 27 Alıntı

faik 
01 Mar 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Hayatta değişmeyen tek mutluluğun sevmek olduğunu bugüne kadar anlayamamıştım."

Yabana Doğru, Jon KrakauerYabana Doğru, Jon Krakauer
faik 
17 Oca 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Birbirimizi yeniden görene değin aradan çok uzun zaman geçebilir. Ama Alaska'dan tek parça dönebilirsem, benden haber alacağına emin olabilirsin. Sana önerdiğim şeyi tekrarlamak istiyorum; yaşam tarzında köklü bir değişiklik yapmalı, daha önce hiç duymadığın ya da yapmakta kararsız kaldığın türden şeylerin tamamını yapmaya başlamalısın. Çoğu insan kendilerini mutsuz eden koşullarda yaşıyor ve gene de bunun değiştirmek için hiçbir şey yapmıyorlar. Çünkü güvenli, rahat, rutin bir hayata koşullanmış durumdalar. Huzur veriyor gibi görünse de, insanın içindeki maceracı ruh için kesin olarak belirlemiş bir gelecekten daha yıkıcı bir şey düşünemiyorum. İnsan yaşama arzusunun özünde macera tutkusu yer alır. Yaşamın keyfi yeni deneyimlerdedir. Bu yüzden sürekli değişen bir ufuktan daha büyük keyif olamaz, her yeni gün yepyeni bir güneşin altında doğabilir."

Yabana Doğru, Jon KrakauerYabana Doğru, Jon Krakauer
Aykut 
 09 Kas 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Christopher Mccandless
Çoğu insan onları mutsuz eden koşullarda yaşıyor ve gene de bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmıyorlar. Çünkü güvenli, rahat, rutin bir hayata koşullanmış durumdalar. Tüm bunlar huzur veriyor gibi görünse de, insanın içindeki maceracı ruh için kesin olarak çizilmiş bir gelecekten daha yıkıcı bir şey düşünemiyorum.

Yabana Doğru, Jon Krakauer (Sayfa 70 - Siren Yayınları)Yabana Doğru, Jon Krakauer (Sayfa 70 - Siren Yayınları)
faik 
26 Ara 2014 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Çocuklar masumdur ve adalet isterler oysa çoğumuz kötüyüz ve doğal olarak adalet değil, merhamet bekliyoruz."

Yabana Doğru, Jon KrakauerYabana Doğru, Jon Krakauer
faik 
24 Ara 2014 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Neşe ve mutluluğun yalnızca insan ilişkilerine dayandığını düşünüyorsan yanılıyorsun. Yaşadığımız her şeyin içinde bulabilirsin bunu. Tek ihtiyacımız olan alışkanlıklarla örülü yaşam tarzımıza sırtımızı dönüp yepyeni bir yaşama adım atmamızı sağlayacak cesaret."

Yabana Doğru, Jon KrakauerYabana Doğru, Jon Krakauer
faik 
31 Ara 2014 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Yabani topraklara bilinçli olarak hazırlıksız bir şekilde girmek ve ölümün kıyısından dönüp hayatta kalmayı başarmak sizi üstün değil, yalnızca şanslı bir insan yapar."

Yabana Doğru, Jon KrakauerYabana Doğru, Jon Krakauer
Aykut 
10 Kas 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

McCandless gibi başka bir gezginin kardeşine yazdığı mektup
"... benim için gerçekten anlamlı olan şeyleri paylaşabildiğim o kadar az insan tanıdım ki, kendi içime çekilmem gerektiğini öğrendim."

Yabana Doğru, Jon Krakauer (Sayfa 104 - Siren Yayınları)Yabana Doğru, Jon Krakauer (Sayfa 104 - Siren Yayınları)
Aykut 
09 Kas 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"Aslında kayda değer gerçekleri kavrayabilmek adına hastalıklı aşırılıklara yönelmek, yaratıcı defalarca özgü bir illet olabilir. Ancak bu, ruhani yaralarını anlam yüklü sanata ya da düşünceye dönüştüremeyenler için kalıcı bir yaşam biçimi olamaz."

Theodore Roszak - "Mucizenin Peşinde"

Yabana Doğru, Jon Krakauer (Sayfa 85 - Siren Yayınları)Yabana Doğru, Jon Krakauer (Sayfa 85 - Siren Yayınları)

Into The Wild
Daha iyi evlerde oturmak, daha iyi yerlerde yemek yiyebilmek,
daha iyi arabalarda seyahat edebilmek gibi hep daha fazlasına
endekslenmiş daha iyi bir kariyer ve daha fazla para kazanmak
üzerine kurulu idealleri benimsedik.

Özgürlüğü satın alınan bir şeymiş gibi algılayarak aslında yine
özgürlüğümüzü sattık, satmaya da devam ediyoruz.
Başka türlü nasıl yaşanır bilmiyoruz çünkü.
Yaşıyor muyuz, bence onu da bilmiyoruz.

Yabana Doğru, Jon KrakauerYabana Doğru, Jon Krakauer
3 /