Yağmurcuk Kuşu (Kimsecik 1)

·
Okunma
·
Beğeni
·
3459
Gösterim
Adı:
Yağmurcuk Kuşu
Alt başlık:
Kimsecik 1
Baskı tarihi:
Nisan 2013
Sayfa sayısı:
443
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750807305
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Yağmurcuk Kuşu
Yağmurcuk Kuşu
Yağmurcuk Kuşu
Salman The Solitary
Kimsecik, "dağları bekleyen" korkunun yıkıcı gücünün, üç kitaplık dev efsanesidir. Korku insanın benliğim parçalarken, bu insanlık durumundan büyük bir trajedi doğar. Ama çocuklar korkuya yenik düşmez, üstüne yürürler.

Üçlünün ilk kitabı Yağmurcuk Kuşu bir cinayetin yarattığı korkuyla şekillenir. Roman katliamların nedenleri ile sonuçları arasındaki ürpertici ilişkiyi açığa çıkarırken, bir yanıyla da bir köy çocuğunun masum ve cesur dünyasının nasıl belirdiğini ortaya koyar.
(Arka Kapak)
443 syf.
SPOILER!!!! ( Gerçi otobiyografik bir eserde spoylır mı olur bilmem ama olsun)

Sizin hiç babanız öldü mü?
Benim bir kere öldü kör oldum
Yıkadılar aldılar götürdüler
Babamdan ummazdım bunu kör oldum
-Cemal Süreya

Sizin hiç babanız gözünüzün önünde yüreğinden hançerlenerek öldürüldü mü? Üstelik kardeşiniz tarafından?

İşte ilgili müziğimiz:

https://youtu.be/xn2gTJk2fQk

Daha önceden de dediğim şeyin sonuna kadar ardındayım. Yaşar Kemal kitaplarını okumadan evvel, onun kendisi ve hayatı hakkında bilgiler içeren
Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor ve
Bu Diyar Baştan Başa serisini okumakta fayda var. Bunları okumadan Yaşar Kemal kitaplarının hazzı yetim kalır. Neden mi?

#29825312
#25404127

incelemelerinde anlatmaya çalıştıydım evvelden. Yineleyeyim kısaca.

Yaşar Kemal aslında bir romancıdan öte bir destancı, aşık, ozan, gezgin, gözlemci. Yani Homerosoğlu. Bunu çokça zikretmiştik zati. O hiç görmediği, yaşamadığı veya işitmediği şeyi yazmaz. Gözlemlerini, bu toprağın insanlarının sorunlarını, aksayan kanayan yaralarımızı ve notlarını kendi kalın camlı kemik çerçevesinden aktarır bizlere. Hemi de tek gözüyle.

Burada değinmek istediğim “Kimsecik” serisi, aslında Yaşar Kemal’in ve ailesinin öyküsüdür özünde. Şimdi değineceğim serinin ilk kitabı Yağmurcuk Kuşu .

Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor kitabından da biliyoruz ki, Yaşar Kemal’in ailesi Van’dan Çukurova dolaylarına göçüyor ve oraya yerleşiyor. Bu göç sırasında yolda bir çocuk bulurlar. Her yeri yara bere, kurtlar kımıl kımıl. Aile bu çocuğu yanına alır ve evlat olarak kabul eder. Yusuf’tur çocuğun adı. Yaşar Kemal’in babası ona çok güvenir, çok sever, koruması yapar. Fakat zaman ilerler ve Yaşar Kemal dünyaya gelir. Ve bir gün Yaşar Kemal küçük bir çocukken gözleri önünde, camide babası öldürülür. Bunu yapan ise Yusuf’tur. Evet, serinin ilk kitabı tam da bu noktaya temas ediyor. Her şey olduğu gibi fakat ilginç noktalar var. Bunları tespit için daha önce dediğim gibi “Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor” kitabını okumanızda fayda var.

Üvey kardeşinin babasını öldürmesi üzerine Yaşar Kemal bu durumu yıllarca düşünmüş. Ona karşı kin gütmemiş bile. Onu anlamaya çalışmış. Kendi röportajında da bunu dile getirir. Yıllarca onu anlamaya çalıştım diyor Usta. Ve bu bağlamda da bu romanı kaleme aldığını düşünüyorum.

Kitapta Yusuf, Salman adıyla tanıtılıyor bizlere. Salman babasını öyle çok seviyor öyle tapıyor ki, Tanrıdan daha öte babası. Onun korumalığını üstleniyor, kendisi olmadan bir adım dahi attırmıyor babasına. Babası da onu baş tacı ediyor. Güneşe dua ederken her sabah Salman, babasına da dua ediyor tapıyor adeta.

Yusuf’un geçmişiyle ilgili ayrıntılı bilgi yok ama kitapta Yusuf yani Salman bir Ezidi çocuk olarak anlatılıyor. Bilir misiniz Ezidi biri etrafına çizilen çemberin içinden, çizen kişi silene kadar hapsolurmuş. İşte burada da Yaşar Kemal buna benzer bir yapı kurmuş. Salman etrafına çizilen çemberden kurtulmak istiyor. Bu çember ise baskı, zulüm değil, sevgi, aşk, ulvi bir aşk. Zaten sevgi ile öfke kardeş değil midir? Sonunda da babasını öldürüyor, yani çemberi çizdiğini düşündüğü kişiyi.

Yaşar Kemal Salman’ı ise korkulan, çocukları öldüren, yiyen biri olarak tasvir ediyor. Aslında çocukları öldürmekten kasıt bir karabasan gibi. Zira kitabın bazı yerlerinde Yaşar Kemal’de alışık olmadığımız hayali ögeler bulunuyor. Gerçekle gerçek dışılık-hayal, bazı noktalarda iç içe geçiyor. Öyle bir korku salıyor ki Salman köyün üzerine, omzuna Alaman filintasını takıyor, fişeklikleri dolu dolu çaprazlamaya bağlıyor ve kurşun olup korku olup kabus olup çöküyor. Kah dağa çıkıp tavukları avlayan kartalları avlıyor kah tepelerden köylülerin evlerine kurşun sıkıyor. Attığını vuran biri Salman.

Salman karakteri aslında Yaşar Kemal’in kendini anlatıyor kitabında değindiği, tanıştığı bir Ezidi dilencinin anılarındaki bir karakter. Baldırıçıplak dolaşıp köylere yağmaya inen aç, kimsesiz, yoksul çocuk çetelerindeki, başıboş köpeklere önderlik yapan bir çocuk. Buradan esinlenmiş ve Salman karakterini yaratmış.

Fakat bir ayrıntı var. Kitapta çokça yer verilen bir konu. Salman beyaz dişi atı ile sürekli cinsel ilişkiye giriyor. Onu sanki karısı gibi düşünüyor, ona öte yandan sevgi de besliyor. Buna şahit olan köyün çocukları sayesinde bu havadis köye yayılıyor. Ve Anadoluda hala bir yara olarak süregelen bir hadiseye ayna tutuyor: hayvanlarla ilişki-tecavüz. Bu durumda ise köylüler buna şaşırmıyor bile, olağan karşılıyor. Avradı olamayan erkek ne yapar başka, atıyla ilişkiye girmeyen erkek mi olur diye düşünüyor köylüler. Bunu aslında herkes yaparmış da kimse bu konuda konuşmazmış. Herkesin bildiği ama dillendirmediği bir durummuş. Bugün bile bu durumun yaşandığını biliyoruz. Bu konuyu irdeler isek ayrı bir konuya gark etmiş oluruz. Bu yüzden bu kısımı sizlere bırakıyorum.

Yaşar Kemal’in Salman’ı neden böyle biri olarak ele aldığını açıkçası çok merak ettim. Hala da düşünüyorum. Seri bitince net bir fikre varacağım sanırım.

Salman’ın, babası İsmail Ağa’yı öldürmesinin altında yatan sebepler arasında köydeki söylentiler de var. Herkes Salman’ın annesini İsmail Ağa’nın öldürdüğü ve Salman’dan bunu gizlediği yönünde dedikodular yayıyor. Bu durumda babasına duyduğu sevgi bir yerden sonra öfkeye dönüşüyor. Mustafa’nın yani Yaşar Kemal’in doğumu ve İsmail Ağa’nın onun doğumuna çok sevinmesi de tuz biber ekiyor. Uzun zaman sonra bir erkek evlat olarak dünyaya gelen Mustafa tüm sevgiyi üzerine çekiyor. Zaman ilerledikçe Salman'ın Mustafa’ya olan nefreti büyüyor ve bir çığ gibi Anavarzadan aşağı taşıyor. Pabucu dama atılmış hissediyor. Bu yüzden de büyük bir açmaza giriyor Salman. Sonunda ise İsmail Ağa’yı Kafkas işi kamasıyla böğründen bıçaklıyor.

Kitapta pek çok dönemsel konuya değiniyor Yaşar Kemal. En belirgini ise Ermenilerden kalan yerleri, dönemin ileri gelenlerine tahsis edilmesi. Konaklar, tarlalar, mallar… Bu konuda daha önce paylaştığım bir yazıyı iliştiriyorum:

http://www.agos.com.tr/...in-sisirdigi-keneler

“Annesi İsmail Ağa’ya şöyle öğütler: ‘Bir de senden dileğim, oğlum, o kasabaya gidersen, o Ermenilerden kalma evleri, tarlaları kabul etme. Sahibi kaçmış yuvada, öteki kuş barınamaz. Yuva bozanın yuvası olmaz. Zulüm tarlasında zulüm biter.”

“Ermeniler kuş değil, evleri yuva olamaz”

Dediğim gibi, bu seriyi daha iyi anlamak için yukarıda belirttiğim kitapları okumakta fayda vardır efendim.

Yaşar Kemal kendi korkularını çekincelerini de işliyor kitapta. Kendini tekrar etme “alametifarikası” ise bu kitapta zirvelerde. Tasvirler yine almış başını Anavarza tepelerinden taşmış. Doğayı dantel misali işlemiş yazılarında. Kuşun kanadını, arının vızıltısını, suyun ve kanın sesini.

burada kısa bir video linki bırakıyorum izlemek isterseniz:
https://youtu.be/EXXFyi0XCxM

İnsan sevdiğini öldürür mü? Peki sevdiği, insanı öldürür mü? Öldüğü için mi sever bir insan bir insanı yoksa sevdiği için mi ölür insan?

Yaşar Kemal’in dilinin tutulmasına sebep olan bu olayı ve kendi geçmişini anlamak için yazdığını düşündüğüm bu kitabı okumak isteyen okurlara keyifli okumalar dilerim. Serinin diğer kitaplarında buluşmak üzere esen kalınız.

Hepimizin kendi ellerimizle çizdiği bir Ezidi Çemberi yok mu? Kendi kendimize sınırlar koymaz mıyız aslında? Ve bu çemberin bozulmasını başkalarından beklemez miyiz?

Şunu dinlemeden de olmaz ki değil mi?

“Ben ölürsem, sevdiceğim var olsun canım, var olsun…”

https://youtu.be/KXaH7jeVSkA
480 syf.
·5 günde·7/10
Yaşar Kemal serüvenim hızla devam ediyor...
Yağmurcuk kuşu...
Kitabın ismini ilk duyduğumda çok etkilemişti beni. Aramızda bir çekim oluştu diyebilirim..
Çok daha fazlasını bekliyordum bu eserden aslında ama yine de keyifliydi okumak. Kitaba geçmeden önce biraz yazardan bahsetmek istiyorum.
Yaşar Kemal, 6 Ekim 1923 tarihinde Osmaniye’nin merkeze bağlı Hemite Köyünde Doğmuştur. Ailesi Birinci Dünya Savaşı’ndaki Rus işgali yüzünden Van Gölü’ne yakın Ernis ( bugün Ünseli ) Köyünden Osmaniye’nin Kadirli ilçesine bağlı Hemite Köyüne göç etti. Annesi Nigar Hanım, babası ise bir çiftçi olan Sadık Efendi’ydi. Küçük yaşta kaza sonucu bir gözünü kaybetti, babası göç sırasında yolda karşılaşıp yanına aldığı bakıp büyüttüğü üvey oğlu tarafından bıçaklanarak öldürüldü gibi gibi...
Bunlar bir çok yerde okuyabileceğiniz genel bilgiler...
Ama bundan daha fazlası da var, nerde derseniz romanlarında...
Yaşar kemal her romanını hayatından uyarlayarak yaratmış. Anne tarafında eşkıyalar olduğu için annesinden dinlediği hikayelerden esinlenmiş. Çukurova halkının, ağaların beylerin elinden çektiklerini, fakirliği, ezilmişliği çok yakından bildiği için romanları bu kadar etki bırakıyor belki de. Zaten okuyan herkes anlayacaktır bunu. Neyse gelelim kitaba...
Evet bu roman da yaşar kemalin hayatı desem yeridir.
Öncelikle romanın ilk 50-60 sayfası beni baya sıktı ama sonrası garip bir yolculuk tadında oldu.
Her duygu içinde olsada genel olarak hüzünlüydü.
Romanda 1. Dünya Savaşı sırasında annesi ve karısı ile vandan adanaya göç etmek zorunda kalan ismail Ağanın hayatı anlatılıyor.
İsmail Ağa yolda karşılaştığı, ölmek üzere olan çocuğu (salman) evlat ediniyor. Annesi çocuğu iyileştiriyor, ve oğluna iki nasihat verip ölüyor. Zaten bence adamın başına ne geldiyse bu nasihatten geldi de neyse :)
Sonra adanaya geliyorlar annesinin nasihati üzerine ermenilerden kalan Bir yere yerleşmek istemiyor. Onlara bedavaya verilen evi kabul etmediği için yılanlarla dolu, kurak,sıtma ve Başka hastalıkların kaynadığı bir köye yerleştiriliyor.
Sonra Mustafa adında bir oğlu oluyor ki roman birçok olay Mustafanın çocuksu gözünden anlatılıyor. Salman Mustafa'yı çok kıskanıyor. Babasını yani İsmail ağayı ondan çaldığını düşünüyor çünkü babasını taparcasına seviyor.
Mustafa ve bütün köy salman'dan çok korkuyor.
Salman'ın ata yaptıkları gerçekten midemi bulandırdı ve Mustafanın çocuk aklıyla bunu doğru bulması, büyüyünce aynısını yapmayı planlaması da bir çocuğun bakış açısının ne kadar saf olduğunu gözler önüne seriyor.. Köyünde bunu kabullenmesi normal karşılaması toplumumuzun kanayan yarasını gözler önüne sermiş desem yeridir.
Dal emine ise köyde yaşayan İsmail ağaya aşık bir kız. Kızın aşkından bütün köy hatta Ağanın karısı bile haberdar. Ağaya o kızla evlenmesini karısı bile söylüyor ama ağa annesinin ikinci vasiyeti yüzünden başkasıyla evlenmiyor. Köyde dedikodular ise maşallah yani sınır tanımıyor.. Gerçekten klasik köy yani...
Daha fazla konuyu açıklamak istemiyorum özet tarzı da olmasın çok.
Harika bir konusu, akıcı bir hikayesi, ruhu doyurucu bir sonu yoktu romanın ama eleştirel açıdan bakıldığında döneminin bütün sorunlarını hatta bence bu dönemin de sorunlarını gözler önüne seriyor. Yaşar Kemal farkı diyelim.
Sözü çok uzattım galiba, keyifli okumalar :):))
443 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
İlk kez 1980 yılında yayımlanan Yağmurcuk Kuşu, Yaşar Kemal'in kendi geçmişinden yola çıkarak kaleme aldığı Kimsecik üçlemesinin ilk kitabıdır (Kale Kapısı ve Kanın Sesi üçlemenin diğer kitaplarıdır).1. Dünya Savaşı sırasında Van'dan Adana'ya göçmek zorunda kalan bir ailenin serüveni anlatılan bu romanda sevgi, korku, kıskançlık gibi duyguların insanlar üzerindeki etkisi insanın içini parçalayan bir duyguyla işlenmiş.
Konusuna kısacık değinecek olursam: Van'dan göçmek zorunda kalan bir aile göç yolu boyunca sıkıntılarla ilerlerken yol üstünde ölmek üzere olan bir çocuk (Salman) bulup onu da yanlarında götürürler. Adana'ya yerleşmeye karar verirler. Şehir içinde kendilerine Ermenilerin (buradaki kuş hikayesi ilginçtir) tehcir nedeniyle boşalttıkları konaklarından birine yerleşmeleri istenir, fakat, aile reisi İsmail buna razı olmayınca Adana'nın kurak Hemite Köyü'ne gönderilirler, daha doğrusu sürgün edilirler. Buradaki çok zorlu çabalar sonrasında da zenginleşirler.
Ailenin reisi İsmail Ağa'nın yıllardır çocuğu olmamaktadır. Sonunda, İsmail Ağa'nın bir oğlu olur ve adını Mustafa koyar. İsmail Ağa'nın giderek gözden düşen büyük oğlu Salman (yolda bulduğu çocuğu kendi öz oğlu gibi büyütmüştür), yaşadığı gelgitlerin içinde bir gün babası İsmail Ağayı öldürür. Aslında Salman babasını çok sevmektedir ve gözden düşmesine neden olan Mustafa'ya ise büyük bir kin duymaktadır. Zaten asıl amacı da Mustafa'yı öldürmektir. Fakat babasının başkaları tarafından öldürülmesi korkusuna dayanamayan Salman çareyi babasını kendi elleriyle öldürmekte bulur.
Büyük ustanın bütün eserleri gibi bu eserini de okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum
443 syf.
·3 günde·5/10
1.dünya savaşı sırasında göç eden bir aile yolculuk sırasında bir inleme sesi duyarlar.Çalılığa inip aradıklarında ölmek üzere bir çocuk bulurlar.İsmail beyin zaten çocuğu olmadığından çocuğu yanlarına alıp kurtarmaya çalışırlar.
443 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Yağmurcuk Kuşu kitabı son zamanlarda okuduğum en güzel kitaplardan. Bana göre yazarın İnce Memed’en sonra en güzel kitabı. Şu an serinin ilk kitabı ama o havayı size yansıtıyor. Yaşar Kemal’in klasikleşmiş olağanüstü betimlemeleri insanı o dağlara, ovalara, vadilere götürüp oradaki kokuyu, oradaki görüntüyü insana aktarıyor. Çekilen çileleri, yaşanan hayal kırıklıkları, heyecanları, mutlulukları insanlara aktarmak ne büyük bir yetenektir.
Olaylar Van Gölünün etrafında başlamaktadır. Orada mutlu olan hayatların savaşın başlamasıyla altüst olması yollarda çekilen çileler bunlar hepsi insanın gözünü yaşartacak kadar etkili anlatmaktadır. Evet yine Çukurova ama her zaman farklı bir tat katmayı başarıyor. Olayın kahramanı İsmail ağa olarak önümüze çıkmaktadır. İsmail dürüst, güvenirli, cömert, insan gibi insandır. Çekilen çilelerin sonunda güzel günlere kavuşmasına rağmen o kötü günleri unutmayıp yardımseverliği devam etmiştir. Yollarda geçen yılların sonunda bir çocuk bulurlar adı Salman. Salman’ın yaşadığı olayları kimse bilmemektedir ve sadece okuyan insanlar bunu göreceklerdir. Salman İsmail Ağayı babası olarak görür ve onu Allah gibi sever. İsmail Ağanın Zero adında bir karısı vardır. Bir de Mustafa adında oğulu olur. Salman cesur, başına buyruk ama babasının sözünden asla çıkmayan bir kişi. Mustafa ve bütün çocuklar Salman’dan korkmaktadırlar. Hepsi Salman’ın onları öldüreceğini düşünmektedirler. İsmail Ağa elindekilerini ne kadar dağıtırsa ondan kat kat fazlasını kazanmaktadır. Bütün köy onu kıskanmakta ve dedikodular alır başını gider Ankara’ya kadar.
Ne zaman Yaşar Kemal’i okusam insanların bu ikiyüzlülüğünü daha fazla görüyorum. Bazen insan diyor ki İsmail Ağa yanlış yapıyor bu köylüleri süründürmeli onlar iyilikten anlamıyorlar. İşte bunu size söyletecek kadar güzel bir anlatımı var. Kitabın sonunu kimsenin beklemeyeceği bir şekilde bitmektedir. Okuyunca şaşıracaksınız.
443 syf.
·9 günde·Beğendi·Puan vermedi
Çukurova insanının saflığını,misafirperverliğini,çalışkanlığını anlatan;beylerle, ağalarla bir çocuğun iç dünyasını bir çocuk gözüyle harmanlayan,özellikle hayal tasvirleriyle beğenimi kazanan bir kitap.Okumanızı tavsiye ederim arkadaşlar :)
443 syf.
·8/10
Yaşar Kemal'in anlatı ustalığına hayran olmamak elde değil. Zaman zaman aşırı tekrar yapsa da, kapılıp gittiği şiirsel dil inandırıcılıktan uzak diyaloglar yazdırsa da çok fazla rahatsız edici olmuyor. Bu kitapta da birkaç kişinin, birbiriyle ilintili hikayesini okuyoruz. Ben en çok Halil'in bölümlerini sevdim açıkcası. Onun sabrı, saflığı ve haksızlık karşısındaki değişimi okumaya değerdi. Bir de Salman'ın babasının yanındayken ve değilkenki özgüven farklılığı, ince bir mesaj içermesi açısından dikkat çekiciydi. Roman zaten fazlasıyla "güç" kelimesini sorgulattı. Ustadan sürükleyici ve kendisine ait hoş bir ritmi olan bir kitap okudum yine.
480 syf.
·15 günde·Beğendi·10/10
Yaşar kemal , yurt içinde yurt dışında yüzlerce ödülün sahibi büyük en büyük yazar . Masalsı doğa betimlemeleri ile öylesine kendinizden geçiyorsunuz ki diğer romanlarını da zihninizde okuma sırasına koyup bir an önce bitirip diğerlerine başlama telâşıdır alıyor benliğinizi .. ince memet ki bir efsane olduğunu hatırlıyorum taa lise yıllarımda okumuş çok etkilenmiştim ve şimdi soruyorum kendime neden yarım bırakmışım da yaşar kemalin diğer romanlarını okuyup tamamlanmamışım diye hayıflanıyorum kendimce yenice olgun yaşımda elime aldığım bu 2 romanı da bir çırpıda okudum . Yapmurcuk kuşu , kimsecik 2 . 3. Romanıda var bu dizinin ve bu 3 leme yaşar kemalin kendi hayatından bir esinlenme , babası ölen bir çocuğun korkusunu uçsuz bucaksız çukurova ortamı tasvirleriyle inanılmaz işlemiş tadından yenmiyor, yaşar kemal bu 2 romanında tekrarlarından vazgeçmesede muhteşem anlatımı ile sizi asla sıkmıyor anlatıma kendinizi kaptırıyorsunuz . Bir yaşar kemal belgeselinde izlemiştim babam öldük den sonra hissettiğim korku üstüne sayfalarca yazdım yıllarca mezarına gidemedim demişti. Kimin öldürdüğü ise gerçekden enterasan beklenmeyen akla bile gelmeyen biri ... bunu öğrenmekde sizlere kalsın ... bana kalan bu romanın 3. cildine başlamak zira hala sonuçlanmadı ... iyi okumalar
443 syf.
·Puan vermedi
yaşar kemalin gözüyle tasavvur edilen taşranın ve taşra insanının romanı...
ideolojik bakışın ve muhalifliğin hissedildiği eserde buna tezat bir masalsı bir atmosferin kurulmuş olması romanın bir başarısı.
özü türk olduğu söylenen yaşar kemalin türk ordusu için romanda kullandığı ifadeler veya sıfatlar ilginç: "bit artığı", "yezidi katledicisi", "alevi katledicisi", "kılıç artığı", "kendi köylüsünün karısını dağa kaldıran asker" vs. bence bunlar kafi...yazar muhalifliği sövmeye dek vardırıyor açıkçası. ve acaba neden tarihe, türklüğe olumsuz bir bakış söz konusu anlamadım. ideolojik yazmak aşağılamak mı demektir?
ruslara karşı savaşmış kafkas cephesi askerlerinin ruslara değil, soğuğa hiç değil, roman kurgusunda bitlere mağlup edilmiş olması bir tuhaf, bu yüzden yazar türk askerlerine "bit artığı" sıfatını layık görüyor. bu bitler o günün imkanlarıyla ruslarca mutasyona uğratılmış bitler galiba... o soğukta, eksi kırkta yaşadığına göre...
"kılıç artığı" ifadesi ise son derece aşağılayıcı olmakla birlikte sahip olunan kini içten içe sezdiriyor. kılıç artığı denince insan öldürülmekten arta kalmış bir kitlenin kastedildiğini düşünüyor. ölümden paçayı sıyırmış manasında... sanki öldürülse daha iyi olacakmış gibi bir düşünce güdülüyor...olumsuz bir anlamda kullanılıyor bu ifade. peki bir yazar mensubu olduğu milletin askerini kılıç artığı diye nitelendirebilir mi? takdir kamuoyunun...bu adam kardeşlik adına nobele aday gösterildi bir de...
yezidileri katleden, süryanileri kesen kürtleri vs. ırza geçen, yağmalayan askerler. allah allah 1915'te van'da bunların olması mümkün mü? ta kafkasyadan vana gelecek hamidiye alayları da...orada süryani vs.kesecek...hangi garipliğe temas etsem bilemedim.
neyse...romanda geçen gariplikler bununla sınırlı değil, abdulvahitin, osmanın,duranın maceraları çok iğreti duruyor. sayfalarca anlatılan salmanın al tayla hikayesi ise eseri pek itici kılmış...acaba bir yazar herkesin midesini kaldıran bir kötülüğü neden beş sayfa boyunca ballandıra ballandıra anlatır?
ismail ağanın sırf kürt olduğu için övüldüğü satırlar dikkat çekici: "koca kürt", "kürdüm benim" "kürt beyi" "kangal bıyıklı kürtler" ve eser boyunca vurgulanan kürtlerin kardeşliği... olabilir tabi ki bir yazar etnik milliyetçilik yapabilir ancak kürtlerin bir türlü yere göğe sığdıramadıldığı eserde türk askerine pislik gözüyle bakan yazarın duruşu sorgulanmalı...
bir at tecavüzcüsünü başkahraman yapması da garibime gitti doğrusu. üstelik "koca kürd"ün at tecavüzcüsünce öldürülüşü bir tuhaf...
yazar yine de emek harcamış. dağınık bir plana sahip olması, zamanın gelgitler içermesi, uzun ve problemli cümleler kurması eserin zor okunmasına neden oluyor fakat...keşke yaşar kemal daha az ama daha özenli yazsa diyor insan kitabı bitirince...üzülüyor onun adına...üzülüyor "koca türk"e...
443 syf.
·Beğendi·10/10
Sorgulanmazlıklarımız, kanıksanmış kaderlerimiz, mağduriyetlerimizin muhtaçlıklara doğru kapı araladığı bir hayata doğru yol alan sınıflar, halklar… Hep bir dilimin mutluluğu için çalışan bireylerin yorgunlukları… Söyleyin şimdi Memik Ağalar, gerçekten sığındığımız şey onların hassasiyeti mi yoksa onların cahilliği, çaresizliği, sessizliği mi? Gerçekten önemsediğimiz bu insanlar mı yoksa onların sorgusuz, sualsizliğiyle kazanılan dokunulmazlıklar mı?
443 syf.
·41 günde
Kitap güzeldi ama sırf köylülerin sözüne bakarak kendi yaptığı suçları insanlar üzerinde etkilerini düşünmeden yaptıkları düşünmeyerek o korkunç şeyi yapması babası öz çocuğundan bile çok seviyordu ama o farkında bile değildi yazık ..
443 syf.
·Beğendi·9/10
İnce Memedin bir bölümü gibi kitap. Sevmediğiniz insanlar için: Başına Salman musallat olsun bedduasını çok rahat edebilirsiniz bu kitaptan sonra :) Köy hayatı, ağalık, anadolu insanı tüm çıplaklığıyla ortada. O değil de köylüler ne dedikoducu öyle.
“Annesi İsmail Ağa’ya şöyle öğütler:
‘Bir de senden dileğim, oğlum, o kasabaya gidersen, o Ermenilerden kalma evleri, tarlaları kabul etme. Sahibi kaçmış yuvada, öteki kuş barınamaz. Yuva bozanın yuvası olmaz. Zulüm tarlasında zulüm biter.”
.. bizde karasevdaya düşmüş kızlar kendilerini öldürmezler.
Sevdaları ölmesin diye öldürmezler. Bizde sevdayı öldürmek en büyük günahtır...
"Ben bu çocuğun," dedi, "kırılmış gönlünü, yıkılmış tuz buz olmuş sırça köşkünü, yüreğini nasıl yeniden yaparım ki?"

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yağmurcuk Kuşu
Alt başlık:
Kimsecik 1
Baskı tarihi:
Nisan 2013
Sayfa sayısı:
443
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750807305
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Yağmurcuk Kuşu
Yağmurcuk Kuşu
Yağmurcuk Kuşu
Salman The Solitary
Kimsecik, "dağları bekleyen" korkunun yıkıcı gücünün, üç kitaplık dev efsanesidir. Korku insanın benliğim parçalarken, bu insanlık durumundan büyük bir trajedi doğar. Ama çocuklar korkuya yenik düşmez, üstüne yürürler.

Üçlünün ilk kitabı Yağmurcuk Kuşu bir cinayetin yarattığı korkuyla şekillenir. Roman katliamların nedenleri ile sonuçları arasındaki ürpertici ilişkiyi açığa çıkarırken, bir yanıyla da bir köy çocuğunun masum ve cesur dünyasının nasıl belirdiğini ortaya koyar.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 291 okur

  • Elif Altunışık
  • Eray
  • kitap kokusu
  • Zeki Gürbüz
  • halil ibrahim
  • Bekir ÇAVUŞ
  • Kibriye
  • Baran Karğı
  • Mehtap Cabus
  • Hüseyin Çiftçi

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.7
14-17 Yaş
%3.4
18-24 Yaş
%13.8
25-34 Yaş
%25.9
35-44 Yaş
%29.3
45-54 Yaş
%13.8
55-64 Yaş
%8.6
65+ Yaş
%3.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%50
Erkek
%50

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%52.3 (56)
9
%24.3 (26)
8
%10.3 (11)
7
%8.4 (9)
6
%0.9 (1)
5
%0.9 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0