1000Kitap Logosu
Yağmurcuk Kuşu
Yağmurcuk Kuşu
Yağmurcuk Kuşu

Yağmurcuk Kuşu

Kimsecik 1

OKUYACAKLARIMA EKLE
9.3
216 Kişi
575
Okunma
164
Beğeni
7bin
Gösterim
443 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 12 sa. 33 dk.
Adı
Yağmurcuk Kuşu (Kimsecik 1)
Basım
Türkçe · Türkiye · Yapı Kredi Yayınları · Nisan 2013 · Karton kapak · 9789750807305
Diğer baskılar
Yağmurcuk Kuşu
Titirwask
Yağmurcuk Kuşu
Yağmurcuk Kuşu
Yağmurcuk Kuşu
Salman The Solitary
Kimsecik, "dağları bekleyen" korkunun yıkıcı gücünün, üç kitaplık dev efsanesidir. Korku insanın benliğim parçalarken, bu insanlık durumundan büyük bir trajedi doğar. Ama çocuklar korkuya yenik düşmez, üstüne yürürler. Üçlünün ilk kitabı Yağmurcuk Kuşu bir cinayetin yarattığı korkuyla şekillenir. Roman katliamların nedenleri ile sonuçları arasındaki ürpertici ilişkiyi açığa çıkarırken, bir yanıyla da bir köy çocuğunun masum ve cesur dünyasının nasıl belirdiğini ortaya koyar. (Arka Kapak)
5 mağazanın 7 ürününün ortalama fiyatı: ₺35,1
9.3
10 üzerinden
216 Puan · 27 İnceleme
Li-3
Yağmurcuk Kuşu'yu inceledi.
443 syf.
SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?
SPOILER!!!! ( Gerçi otobiyografik bir eserde spoylır mı olur bilmem ama olsun) Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü kör oldum Yıkadılar aldılar götürdüler Babamdan ummazdım bunu kör oldum -Cemal Süreya Sizin hiç babanız gözünüzün önünde yüreğinden hançerlenerek öldürüldü mü? Üstelik kardeşiniz tarafından? İşte ilgili müziğimiz: youtu.be/xn2gTJk2fQk Daha önceden de dediğim şeyin sonuna kadar ardındayım. Yaşar Kemal kitaplarını okumadan evvel, onun kendisi ve hayatı hakkında bilgiler içeren Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor ve Bu Diyar Baştan Başa serisini okumakta fayda var. Bunları okumadan Yaşar Kemal kitaplarının hazzı yetim kalır. Neden mi? #29825312 #25404127 incelemelerinde anlatmaya çalıştıydım evvelden. Yineleyeyim kısaca. Yaşar Kemal aslında bir romancıdan öte bir destancı, aşık, ozan, gezgin, gözlemci. Yani Homerosoğlu. Bunu çokça zikretmiştik zati. O hiç görmediği, yaşamadığı veya işitmediği şeyi yazmaz. Gözlemlerini, bu toprağın insanlarının sorunlarını, aksayan kanayan yaralarımızı ve notlarını kendi kalın camlı kemik çerçevesinden aktarır bizlere. Hemi de tek gözüyle. Burada değinmek istediğim “Kimsecik” serisi, aslında Yaşar Kemal’in ve ailesinin öyküsüdür özünde. Şimdi değineceğim serinin ilk kitabı Yağmurcuk Kuşu . Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor kitabından da biliyoruz ki, Yaşar Kemal’in ailesi Van’dan Çukurova dolaylarına göçüyor ve oraya yerleşiyor. Bu göç sırasında yolda bir çocuk bulurlar. Her yeri yara bere, kurtlar kımıl kımıl. Aile bu çocuğu yanına alır ve evlat olarak kabul eder. Yusuf’tur çocuğun adı. Yaşar Kemal’in babası ona çok güvenir, çok sever, koruması yapar. Fakat zaman ilerler ve Yaşar Kemal dünyaya gelir. Ve bir gün Yaşar Kemal küçük bir çocukken gözleri önünde, camide babası öldürülür. Bunu yapan ise Yusuf’tur. Evet, serinin ilk kitabı tam da bu noktaya temas ediyor. Her şey olduğu gibi fakat ilginç noktalar var. Bunları tespit için daha önce dediğim gibi “Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor” kitabını okumanızda fayda var. Üvey kardeşinin babasını öldürmesi üzerine Yaşar Kemal bu durumu yıllarca düşünmüş. Ona karşı kin gütmemiş bile. Onu anlamaya çalışmış. Kendi röportajında da bunu dile getirir. Yıllarca onu anlamaya çalıştım diyor Usta. Ve bu bağlamda da bu romanı kaleme aldığını düşünüyorum. Kitapta Yusuf, Salman adıyla tanıtılıyor bizlere. Salman babasını öyle çok seviyor öyle tapıyor ki, Tanrıdan daha öte babası. Onun korumalığını üstleniyor, kendisi olmadan bir adım dahi attırmıyor babasına. Babası da onu baş tacı ediyor. Güneşe dua ederken her sabah Salman, babasına da dua ediyor tapıyor adeta. Yusuf’un geçmişiyle ilgili ayrıntılı bilgi yok ama kitapta Yusuf yani Salman bir Ezidi çocuk olarak anlatılıyor. Bilir misiniz Ezidi biri etrafına çizilen çemberin içinden, çizen kişi silene kadar hapsolurmuş. İşte burada da Yaşar Kemal buna benzer bir yapı kurmuş. Salman etrafına çizilen çemberden kurtulmak istiyor. Bu çember ise baskı, zulüm değil, sevgi, aşk, ulvi bir aşk. Zaten sevgi ile öfke kardeş değil midir? Sonunda da babasını öldürüyor, yani çemberi çizdiğini düşündüğü kişiyi. Yaşar Kemal Salman’ı ise korkulan, çocukları öldüren, yiyen biri olarak tasvir ediyor. Aslında çocukları öldürmekten kasıt bir karabasan gibi. Zira kitabın bazı yerlerinde Yaşar Kemal’de alışık olmadığımız hayali ögeler bulunuyor. Gerçekle gerçek dışılık-hayal, bazı noktalarda iç içe geçiyor. Öyle bir korku salıyor ki Salman köyün üzerine, omzuna Alaman filintasını takıyor, fişeklikleri dolu dolu çaprazlamaya bağlıyor ve kurşun olup korku olup kabus olup çöküyor. Kah dağa çıkıp tavukları avlayan kartalları avlıyor kah tepelerden köylülerin evlerine kurşun sıkıyor. Attığını vuran biri Salman. Salman karakteri aslında Yaşar Kemal’in kendini anlatıyor kitabında değindiği, tanıştığı bir Ezidi dilencinin anılarındaki bir karakter. Baldırıçıplak dolaşıp köylere yağmaya inen aç, kimsesiz, yoksul çocuk çetelerindeki, başıboş köpeklere önderlik yapan bir çocuk. Buradan esinlenmiş ve Salman karakterini yaratmış. Fakat bir ayrıntı var. Kitapta çokça yer verilen bir konu. Salman beyaz dişi atı ile sürekli cinsel ilişkiye giriyor. Onu sanki karısı gibi düşünüyor, ona öte yandan sevgi de besliyor. Buna şahit olan köyün çocukları sayesinde bu havadis köye yayılıyor. Ve Anadoluda hala bir yara olarak süregelen bir hadiseye ayna tutuyor: hayvanlarla ilişki-tecavüz. Bu durumda ise köylüler buna şaşırmıyor bile, olağan karşılıyor. Avradı olamayan erkek ne yapar başka, atıyla ilişkiye girmeyen erkek mi olur diye düşünüyor köylüler. Bunu aslında herkes yaparmış da kimse bu konuda konuşmazmış. Herkesin bildiği ama dillendirmediği bir durummuş. Bugün bile bu durumun yaşandığını biliyoruz. Bu konuyu irdeler isek ayrı bir konuya gark etmiş oluruz. Bu yüzden bu kısımı sizlere bırakıyorum. Yaşar Kemal’in Salman’ı neden böyle biri olarak ele aldığını açıkçası çok merak ettim. Hala da düşünüyorum. Seri bitince net bir fikre varacağım sanırım. Salman’ın, babası İsmail Ağa’yı öldürmesinin altında yatan sebepler arasında köydeki söylentiler de var. Herkes Salman’ın annesini İsmail Ağa’nın öldürdüğü ve Salman’dan bunu gizlediği yönünde dedikodular yayıyor. Bu durumda babasına duyduğu sevgi bir yerden sonra öfkeye dönüşüyor. Mustafa’nın yani Yaşar Kemal’in doğumu ve İsmail Ağa’nın onun doğumuna çok sevinmesi de tuz biber ekiyor. Uzun zaman sonra bir erkek evlat olarak dünyaya gelen Mustafa tüm sevgiyi üzerine çekiyor. Zaman ilerledikçe Salman'ın Mustafa’ya olan nefreti büyüyor ve bir çığ gibi Anavarzadan aşağı taşıyor. Pabucu dama atılmış hissediyor. Bu yüzden de büyük bir açmaza giriyor Salman. Sonunda ise İsmail Ağa’yı Kafkas işi kamasıyla böğründen bıçaklıyor. Kitapta pek çok dönemsel konuya değiniyor Yaşar Kemal. En belirgini ise Ermenilerden kalan yerleri, dönemin ileri gelenlerine tahsis edilmesi. Konaklar, tarlalar, mallar… Bu konuda daha önce paylaştığım bir yazıyı iliştiriyorum: agos.com.tr/tr/yazi/10256/yasar... “Annesi İsmail Ağa’ya şöyle öğütler: ‘Bir de senden dileğim, oğlum, o kasabaya gidersen, o Ermenilerden kalma evleri, tarlaları kabul etme. Sahibi kaçmış yuvada, öteki kuş barınamaz. Yuva bozanın yuvası olmaz. Zulüm tarlasında zulüm biter.” “Ermeniler kuş değil, evleri yuva olamaz” Dediğim gibi, bu seriyi daha iyi anlamak için yukarıda belirttiğim kitapları okumakta fayda vardır efendim. Yaşar Kemal kendi korkularını çekincelerini de işliyor kitapta. Kendini tekrar etme “alametifarikası” ise bu kitapta zirvelerde. Tasvirler yine almış başını Anavarza tepelerinden taşmış. Doğayı dantel misali işlemiş yazılarında. Kuşun kanadını, arının vızıltısını, suyun ve kanın sesini. burada kısa bir video linki bırakıyorum izlemek isterseniz: youtu.be/EXXFyi0XCxM İnsan sevdiğini öldürür mü? Peki sevdiği, insanı öldürür mü? Öldüğü için mi sever bir insan bir insanı yoksa sevdiği için mi ölür insan? Yaşar Kemal’in dilinin tutulmasına sebep olan bu olayı ve kendi geçmişini anlamak için yazdığını düşündüğüm bu kitabı okumak isteyen okurlara keyifli okumalar dilerim. Serinin diğer kitaplarında buluşmak üzere esen kalınız. Hepimizin kendi ellerimizle çizdiği bir Ezidi Çemberi yok mu? Kendi kendimize sınırlar koymaz mıyız aslında? Ve bu çemberin bozulmasını başkalarından beklemez miyiz? Şunu dinlemeden de olmaz ki değil mi? “Ben ölürsem, sevdiceğim var olsun canım, var olsun…” youtu.be/KXaH7jeVSkA
Yağmurcuk Kuşu
9.3/10
· 575 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
19
97
Güldem incesu
Yağmurcuk Kuşu'yu inceledi.
443 syf.
·
15 günde
·
Puan vermedi
Yaşar kemal 'in diğer tüm eserleri gibi bu eseri de edebi şölen gibiydi benim için.hem konu hem biçim bütünlüğü hayran bıraktı. Toplumu o kadar iyi yansıtıyor ki amcam, babam ,dedem kadar yakın oluyorum kahramanlara. Ve butun bunları sanatsal yanını es geçmeden, özgün bir tarzda yapiyor olmasi takrire şayan. Usta kaleme olan hayranlığım gun geçtikçe artacak gibi. Yaşar Kemale hayranlığımı bir tarafa bırakacak olursak yer yer "Sineklerin Tanrısı 'ni ""okyormuş gibi de hissettim bu eserde;çocukların acımasızlığı ,vahşiliği ... Bunun yanı sıra dün bugün yarın zincirlemesinin olmayışı, yer yer psikolojik tahlillerin yapılıyor olması Toplumcu-gerçekçi anlayışın yani sıra modernizm ve bireyin iç dünyasını esas alınıyor ve butun bunların harmanlanıp bir bütün oluşturuyor olması ustalık olmali. Yağmurcuk Kuşu Yaşar Kemal
Yağmurcuk Kuşu
9.3/10
· 575 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
14
Meral Sekmen
Yağmurcuk Kuşu'yu inceledi.
443 syf.
korkunun kitabı
Yağmurcuk Kuşu Yaşar Kemal'in Kimsecik serisinin ilk kitabı. 1961 yılında ilk basımı yapılan bir otobiyografi gibi düşünebileceğimiz eseri. Yaşar Kemalin kendi öyküsünü yazmak istediği ama buna dünya ömrünün yetmediğini dinlemiştim zülfü livaneli in bir ropörtajında bu eserini okuyunca aslında yazmış diye düşündüm. Ben incelememde kitabın son sayfasını kapattığımda bana yaşattığı hisleri karakterlerin üzerimde bıraktığı izlenimleri yazmak istedim. Her zaman yaşar Kemal üzerine kendimce hakkıyla bir inceleme yapmak istedim ama cesaret edemedim açıkçası. Bu ilk denemem olsun Kitap baştan aşağıya korku... Sevgi, şefkat, öfke, neşe, aşk, dağlar, otlar, kartallar, çocuklar, kadınlar, adamlar herşey korku. İsmail ağa: Mert, dürüst, çocuk kalpli, dost, çalışkan, baştan ayağa sevgi ile yoğrulmuş. Sevgisi ile salmanı bulutlara çıkaran baba. Mustafası olunca bilmeden gözlerini salmana kapatması ile o bulutlardan salmanı bırakması iki suçundan biri bence. İkinci suçu iyi insan olmak. İnsanları seven, sevgi dolu güven dolu insan olmak. O kayalıklarda, kalede sessizce bilmediği dilde türküler mırıldanarak, onu korumak için tüm dünyaya meydan okuyabilecek salmanın günün birinde ecelin olacağını bilerek mi bekledin. Yoksa korkun en sevdiğinin Mustafanın elinden alınarak cezalandırılmak olacağımıydı. Ah İsmail Ağa seni salman öldürmedi ki seni kalbindeki ışığı saçabileceğini düşündüğün kapkara yürekli köylün, para mal mülk gözünü nürüyen ağalar beyler salmanın eline verdikleri hançerle öldürdüler. Sen sevginin çalışkanlığın dürüstlüğün karanlığı aydınlatacağını zannettin ama yanıldın. İsmail ağalar hep yanılır zaten... Salman: köklerinden koparılmış yollara atılmış dünü yarını olmayan herşeyden kaçarken bir çalı dibinde salt sevgiye yakalanan salman... Korkuların, acıların, zulmün, yabanıllığın, kanın doğurduğu yezidi çocuğu... Sevgisi, nefreti, korkusu, öfkesi kandan beslenen. Yezidi kıyımından çıkıp istilacı çocuk sürüleri ile köpek sürüleri ile oradan oraya sürüklenerek bulutların üzerinde gezdirilip en sevdiğinin ellerini bıraktığı salman... Köyün korkulu rüyası, ama aynı zamanda oyuncağı. En sevdiğinin canını alan hançeri senin ellerin mi tuttu, köylünün mü, ağaların mı, yoksa korkunun ellerimiydi? Sen bu acıyla iflah olmazsın sabah güneşe karşı her duayı et yüz kere öp toprağı iflah olmazsın artık... Zalımoğlu Halil: ince memedin yoldaşı dağlı Halil, ipekçenin beklediği, anuş ananın gözbebeği, çocuk saflığı ile çalışanın emeğinin karşılığı olduğunu zanneden, ağaların, beylerin, paşaların, emeğe kıymet verdiğini düşünen çocuk yüzlü, odun elleri kana bulanan ama dünyayı memik ağa zalimşnden kurtaran zalimleri bir eksilen Halil... Bilemedin mi Halil zalimlerin biri gider biri gelir. Halillerin ince memedlerin biri gider biri gelir... Zero: İsmaili güzel eşi, kardeşinin beli altın kemerlere layık kardeşi, dünya iyisi gelin, ana. Ah o ellerinle iyileştirdiğin salmanın elleriyle senin yüreğini ateşlere atacağını bilmişmiydin? Bundan sonra Mustafanla beraber hangi rüzgarda savrulup hangi ateşlerde kavrulacaksınız. Mustafa: adın Mustafa değil korku olmalıymış. Başındaki saç telinden ayak tırnağına kadar saf korku. Sevinci, hüznü, sevgisi, neşesi, oyunu, öfkesi sadece korku olan çocuk. O kara günün kendi başına geleceğini bilerek umarak bekleyen Mustafa o hançer sana değil dünyalar yerine koyduğun babana saplanınca sen ne yaptın Nasıl korktun ya da şıp diye kesildimi korkun işte şimdi senin hikayen e korkup senin hikayenle cesarete yürüyelim Ah yaşar Kemal bu dünyaya görmeyen gözünle birim göremediklerimize böyle derinlikte bakmakta sana yakışır. Sen benim çocukluğum, korkum, sevincim, dar günümde sığınağım bu dünyada umudumsun. İyi ki varsın...
Yağmurcuk Kuşu
9.3/10
· 575 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
7