Yağmurdan SonraCan Dündar

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.407
Gösterim
Adı:
Yağmurdan Sonra
Baskı tarihi:
2007
Sayfa sayısı:
191
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755331409
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İmge Kitapevi
Baskılar:
Yağmurdan Sonra
Yağmurdan Sonra
Dünyanın küçük bir köye dönmesi efsanesi bana hep Bebek'te sahil kenarında poğaçalarına ve kurabiyelerine hayran olduğum pastanenin kapanıp yerine Amerikan hamburgercisinin açılmasını hatırlatıyor. Yakın bir gelecekte dünyanın her köşesinde aynı marka kot giymiş insanların, aynı hamburgerleri yiyip, yanında aynı kolayı içeceklerini, çocukların aynı çizgi filmler ve aynı oyuncaklarla büyüyeceklerini ve bizim aynı şirketin bilmemizi istediği haberleri izleyip, görmemizi istemediği haberlerden bihaber olarak yaşayıp gideceğimizi düşünmek bana ürperti veriyor. Bu "küçük köy"de insanlar CNN'den haber alıp, MTV ile dansederek; sadece kolayla hamburger yiyerek ve Aslan Kral'la ağlayıp, New York hayvanat bahçesinde doğuran pandayla sevinerek yaşayacaklarsa ben o köyün köylüsü olmak istemiyorum.
... Bebek'teki poğaçacımı geri almak ve kavalımla özgürlük melodileri çalarak, "global köy"ü terketmek istiyorum.
Eğer dikkatli bir izleyici değilseniz medya size zalimi mazlum, mazlumuda zalim olarak gösterir. Reyting uğruna insanların beynini yıkayan saçma sapan program sunan kara kutu dan kurtulun.
Öncelikle bu kitaba sadece merak üzerine başladım. Sürekli gözümün önünde duruyor. Her gün elime alıp bırakırdım. Düne kadar. Bu sefer 'bir bakayım içeriğinde ne var? ' dedim ve başladım okumaya. İyi ki okumuşum. Ele alınan konu tam olarak içinde bulunduğumuz durumu özetliyor.

Yazar kitabın içeriğinde; Basın ve medyayla ilgili yazıların derlemesinin mazeretlerinden bahsediyor. Ve aynı zamanda yaşadığı dönemi bize günlük şeklinde tuttuğu notlarla bize aktarıyor. Kitabı okudukça ne yazık ki değişen bir şey olmadığını görmüş oluyoruz. Basının neleri getirdiği neleri götürdüğü yine basınla birlikte nice yalanları gözler önüne seriliyor. Basının artık işlevini kaybedip, günbegün kirlendiğini ve bununla birlikte insanları hiç olmayacak şaşkınlıklara, cesarete, korkuya kısaca nasıl isteniyorsa o yöne sürüklediği gösteriliyor.

Öyle mi? Bence öyle. Medyanın ağzından çıkanı insanlar düşünmeden , bilgi kıtlığı varmış gibi hemen kabul ediyor. Her kanal kendi çıkarına göre haber yaparken insanlar o haberin doğruluğuna değil de kendilerine hangisi daha yakınsa o kanalı dinlemeyi tercih ediyorlar. Araştırma yapmadan öyle dümdük, körü körüne inanma tercih ediliyor.

Son zamanlar da ise şöyle bir algı ortaya çıktı: 'Düşünceyi her yer ve zaman da söyleyememe...' Vay bee ne trajik bir dünyaya kaldık!!! Adalet işlevini kaybetti artık.( bu kavram bir isimden başka hayatımıza hiç girmedi sanırım) Artık herkes Dünyayı ben kurtaramayacağıma göre "en iyi, en gözde, en cesur, ağzı en iyi laf yapan, en iyi hitap eden" kim varsa onun peşinden gideyim de belki o beni kurtarır düşüncesinde. İdeallerine ters düşse de bunu yapmak mecburiyetinde bırakılıyorlar. Yani hayatı "EN' ler " yönetir durumda... İyilik ve güzellik başkasından beklenir oldu.

İnsan hayatına saygı kalmadı. Her yapılan davranış, söylenen söz eleştirilir oldu. Düşünce özgürlüğünün yerini hakaret ve aşağılama aldı. Bazıları insanları "Aynılaşmaya" yönlendiriyor. Herkes tek bir kalıpta kalsın isteniyor. Ben istediğim zaman çıkarırım bu kalıptan yeniden şekil veririm kafasında... Ve ne yazık ki bu bir şekilde başarılıyor... Zorla ya da güzellikle...

En basiti bu site içerisinde bile farklı görüşe, söyleme müsamaha yok. İnsanlar hep bir muhalefet olma peşinde. Düşünmeden, bilmeden herkes kendi düşüncesini dikte ettirmeye çalışıyor. Bununla kalmıyor bazı arkadaşlar işi hakarete kadar götürüyor. Kitap sayfasında bile eleştiri, düşünce özgürlüğü kalmamış vesselam...

Son olarak; tahammül kalmadı. Sabırsız, korkak, araştırmayan bir topluluk oldu koskoca dünya. Ses çıkarmaya çalışan da bir şekilde susturulur oldu. Haklı ya da haksız...
Can Dündar'ın 1996'ya kadar yazdığı köşe yazılarının bir derlemesinden oluşuyor kitap, derlemedeki yazıların odak noktasında ise medya var. Medyadaki değişimler, bunun topluma etkisi eksi ve artılarıyla, birçok katkıyla ve en insancıl yoldan yergiyle anlatılmış.
Televizyonun hayatımıza etkisi, siyasetçi davranışları ve imaj takıntısı ve medyanın bunu körüklemesi gibi konuları okudukça "96'dan 2017'ye ne değişmiş ki?" diye düşünmeden edemiyor insan...
Bu yüzden; elimdeki kitap sahafta bulunmuş bir 2005 basımı olmasına rağmen, çoğu paragrafın yanına "Temmuz-2017" notunu düştüm, sanki Can Dündar şimdi söylemiş gibi güncel ve gerçekti çünkü cümleler.
Peki Can Dündar çok mu ileri görüşlü bu yazılarında? Onu bilemem. Ama emin olduğum şey; derlemedeki birçok yazıyı ordan alıp şimdi bir gazetede köşe yazısı olarak yayınlasa hiç de sırıtmaz ve kimse de bu cümlelerin 20 yıldan daha eski olduğunu fark etmez.

Bunun dışında, köşe yazısının yapısı gereği, yorumlanacak konunun/olayın özeti girizgah olarak pek sunulmaz. Bu nedenle yazıların yazıldığı dönem küçücük çocuk olduğum için, bahsedilen konuyu bilmediğimden veya televizyonda günlerce gösterilmiş bir şeyi hatırlayamadığımdan dolayı bazı yazılar/bölümler/cümleler bana çok yabancı geldi. Evet güzel bir yorum: bir şey hakkında. Ama bu "şey" nedir bilmeden, okuduğum cümleler biraz havada kaldı. Belki sonraki basımlarda bununla ilgili bir şey yapılmış olabilir, emin değilim.

Özetle; kısa sürede çok keyif alarak okuduğum, minik detaylarla büyük düşünceleri şekillendirmeye yardımcı olan bir kitaptı benim için...
Önsöz de şöyle diyor Dündar, ''.. Bir tür günlük tutuyorsunuz. Bu günlükteki birbiriyle ilintili yazılar bir araya toplandığında, hem günlük örülmüş bir dönem profili çıkıyor ortaya hem de o olaylara ilişkin söylediğiniz sözlerle o döneme eleştirel bir bakış açısı ortaya koyma şansı yakalıyorsunuz.'' Kitap ilk basıldığında memleket hallerinden anlamayacak kadar küçük bir çocuktum, büyüdüm, kendi yolumu çizdim ama anladım ki memleket aynı memleket. Hikayeler aşağı yukarı aynı, sadece isimler değişmiş o kadar.
Medya, çoğu zaman hepimiz için önemsiz bir konu gibi görülebilir ama Dündar bu kitabında medyanın toplum üzerindeki etkisinden toplumu nasıl bir kalıba soktuğundan ve nasıl yönlendirdiğinden bahsediyor.

*Bir süre sonra sihirli kutu bizim eve de geldi ve hepimizi esir aldı. Başköşeye oturdu ve annemin çeyizinin en güzel dantelleriyle taçlandırıldı. Çocukluğumun en güzel saatlerini çaldı. Artık akşamları ailece sabit gözlerleaynı noktaya bakıyor, sihirli kutunun buyruğuna göre hüzünleniyor ya da seviniyorduk. (...) Top oynayacağımız saatleri, top oynayanları seyrederek tükettik. (...) Çocuklarımız konuşmayı reklamlardan öğrendiler. He-man gibi kılıç sallar oldular, daha çişlerini söyleyemeden...
Herkes gibi ben de köşe yazılarının bir derlemesi olan bu kitaba bir tereddütle yaklaştım. Çünkü köşe yazılarının yazıldığı dönemde okunması gerektiğini, ömrünün güncel konular kadar olduğunu düşündüm. Fakat Can Dündar öyle şeyler yazmış ki yazıldığı dönemin sorunlarına vurgu yaparken aslında bu sorunların günümüzde hala devam ettiğini görmekteyiz. Gazeteciliğin nasıl olması gerektiğine vurgu yapan bazı yazıları da oldukça etkileyici. Ve bence Can Dündar'ın gazeteciliğe bakış açısı doğrudur yanlıştır tartışılır ama kesinlikle günümüzün çok ötesinde ve şuan için uygulanması imkansıza yakın. Zaten sonuçları da ortada.
İyi okumalar.
Anladık ki zaman asla ölmez...
Ve refah paylaşıldıkça güzelleşir...
Ya hep beraber ya hiç!..
Can Dündar
Sayfa 150 - Can Sanat Yayınları
" Taraf olmalıyız, " Şu ya da bu gruptan yana değil. Hayattan yana...
Can Dündar
Sayfa 149 - Can Sanat Yayınları
Kendimizle barışsak...
Ve yaklaşan seçimlerde miting meydanlarına çıktığımızda o meşhur şarkıyı mırıldansak
hep bir ağızdan..." Başkası olma kendin ol... Böyle çok daha güzelsin... Ya gel bana sahici sahici.. Ya da..."
Atilla İlhan, ünlü romanı Kurtlar Sofrası'nı şu cümleyle bitirir:
"Memleket bir kurtlar sofrasına döndü mü, isyan haktır..."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yağmurdan Sonra
Baskı tarihi:
2007
Sayfa sayısı:
191
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755331409
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İmge Kitapevi
Baskılar:
Yağmurdan Sonra
Yağmurdan Sonra
Dünyanın küçük bir köye dönmesi efsanesi bana hep Bebek'te sahil kenarında poğaçalarına ve kurabiyelerine hayran olduğum pastanenin kapanıp yerine Amerikan hamburgercisinin açılmasını hatırlatıyor. Yakın bir gelecekte dünyanın her köşesinde aynı marka kot giymiş insanların, aynı hamburgerleri yiyip, yanında aynı kolayı içeceklerini, çocukların aynı çizgi filmler ve aynı oyuncaklarla büyüyeceklerini ve bizim aynı şirketin bilmemizi istediği haberleri izleyip, görmemizi istemediği haberlerden bihaber olarak yaşayıp gideceğimizi düşünmek bana ürperti veriyor. Bu "küçük köy"de insanlar CNN'den haber alıp, MTV ile dansederek; sadece kolayla hamburger yiyerek ve Aslan Kral'la ağlayıp, New York hayvanat bahçesinde doğuran pandayla sevinerek yaşayacaklarsa ben o köyün köylüsü olmak istemiyorum.
... Bebek'teki poğaçacımı geri almak ve kavalımla özgürlük melodileri çalarak, "global köy"ü terketmek istiyorum.

Kitabı okuyanlar 178 okur

  • Uğur

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%2.7 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0