Yağmurdan Sonra

·
Okunma
·
Beğeni
·
1987
Gösterim
Adı:
Yağmurdan Sonra
Baskı tarihi:
Kasım 2008
Sayfa sayısı:
187
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755331409
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İmge Kitabevi Yayınları
Baskılar:
Yağmurdan Sonra
Yağmurdan Sonra
Yağmurdan Sonra
Dünyanın küçük bir köye dönmesi efsanesi bana hep, Bebek'te bir sahil kenarında poğaçalarına ve kurabiyelerine hayran olduğum pastanenin kapanıp, yerine bir Amerikan hamburgercisinin açılmasını hatırlatıyor. Yakın bir gelecekte dünyanın her köşesinde aynı marka kot giymiş insanların, aynı hamburgerleri yiyip, yanında aynı kolayı içeceklerini, çocukların aynı çizgi filmler ve aynı oyuncaklarla büyüyeceklerini ve bizim aynı şirketin bilmemizi istediği haberleri izleyip, görmemizi istemediği haberlerden bihaber olarak yaşayıp gideceğimizi düşünmek bana ürperti veriyor. Bu küçük köyde insanlar CNN'den haber alıp, MTV ile dans ederek, sadece kolayla hamburger yiyerek ve Aslan Kral'la ağlayıp, New York hayvanat bahçesinde doğuran pandayla sevinerek yaşayacaklarsa ben o köyün köylüsü olmak istemiyorum.

... Bebek´teki poğaçacımı geri almak ve kavalımla özgürlük melodileri çalarak global köyü terk etmek istiyorum.
152 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Eğer dikkatli bir izleyici değilseniz medya size zalimi mazlum, mazlumuda zalim olarak gösterir. Reyting uğruna insanların beynini yıkayan saçma sapan program sunan kara kutu dan kurtulun.
152 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Öncelikle bu kitaba sadece merak üzerine başladım. Sürekli gözümün önünde duruyor. Her gün elime alıp bırakırdım. Düne kadar. Bu sefer 'bir bakayım içeriğinde ne var? ' dedim ve başladım okumaya. İyi ki okumuşum. Ele alınan konu tam olarak içinde bulunduğumuz durumu özetliyor.

Yazar kitabın içeriğinde; Basın ve medyayla ilgili yazıların derlemesinin mazeretlerinden bahsediyor. Ve aynı zamanda yaşadığı dönemi bize günlük şeklinde tuttuğu notlarla bize aktarıyor. Kitabı okudukça ne yazık ki değişen bir şey olmadığını görmüş oluyoruz. Basının neleri getirdiği neleri götürdüğü yine basınla birlikte nice yalanları gözler önüne seriliyor. Basının artık işlevini kaybedip, günbegün kirlendiğini ve bununla birlikte insanları hiç olmayacak şaşkınlıklara, cesarete, korkuya kısaca nasıl isteniyorsa o yöne sürüklediği gösteriliyor.

Öyle mi? Bence öyle. Medyanın ağzından çıkanı insanlar düşünmeden , bilgi kıtlığı varmış gibi hemen kabul ediyor. Her kanal kendi çıkarına göre haber yaparken insanlar o haberin doğruluğuna değil de kendilerine hangisi daha yakınsa o kanalı dinlemeyi tercih ediyorlar. Araştırma yapmadan öyle dümdük, körü körüne inanma tercih ediliyor.

Son zamanlar da ise şöyle bir algı ortaya çıktı: 'Düşünceyi her yer ve zaman da söyleyememe...' Vay bee ne trajik bir dünyaya kaldık!!! Adalet işlevini kaybetti artık.( bu kavram bir isimden başka hayatımıza hiç girmedi sanırım) Artık herkes Dünyayı ben kurtaramayacağıma göre "en iyi, en gözde, en cesur, ağzı en iyi laf yapan, en iyi hitap eden" kim varsa onun peşinden gideyim de belki o beni kurtarır düşüncesinde. İdeallerine ters düşse de bunu yapmak mecburiyetinde bırakılıyorlar. Yani hayatı "EN' ler " yönetir durumda... İyilik ve güzellik başkasından beklenir oldu.

İnsan hayatına saygı kalmadı. Her yapılan davranış, söylenen söz eleştirilir oldu. Düşünce özgürlüğünün yerini hakaret ve aşağılama aldı. Bazıları insanları "Aynılaşmaya" yönlendiriyor. Herkes tek bir kalıpta kalsın isteniyor. Ben istediğim zaman çıkarırım bu kalıptan yeniden şekil veririm kafasında... Ve ne yazık ki bu bir şekilde başarılıyor... Zorla ya da güzellikle...

En basiti bu site içerisinde bile farklı görüşe, söyleme müsamaha yok. İnsanlar hep bir muhalefet olma peşinde. Düşünmeden, bilmeden herkes kendi düşüncesini dikte ettirmeye çalışıyor. Bununla kalmıyor bazı arkadaşlar işi hakarete kadar götürüyor. Kitap sayfasında bile eleştiri, düşünce özgürlüğü kalmamış vesselam...

Son olarak; tahammül kalmadı. Sabırsız, korkak, araştırmayan bir topluluk oldu koskoca dünya. Ses çıkarmaya çalışan da bir şekilde susturulur oldu. Haklı ya da haksız...
160 syf.
Kitabı edindiğim vakitler henüz Can Dündar ve ünlü rapçi Ezhel'in röportajını görmemiştim.Belki görmesem bu incelemeyi bile yazmayı düşünmezdim.Madem gördüm,madem Can Dündar ısrarla düşünce özgürlüğü demiş;günah benden gitti.

Üniversite birinci sınıfta olduğum sene Can Dündar'ın "devlet sırlarını açıklama" sebebiyle soruşturma kapsamına alındığını ve tedbir münasebetiyle gözaltında tutulduğu haberini görüyorum.Eğer ki Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öğrenciyseniz veya illa ki arkadaşlarınızdan meşhur Genel Kamu dersinin öğretmenini duymuşsunuzdur.Kendisi güncel olaylar varsa duruma uygun sınavınızda bunu karşınıza getirir.Can Dündar'ın gözaltı vakasını final sınavımda basın hürriyeti sorusu olarak pekala getiriyor.Dersi veriyorum vermesine ama bu olayı yıllar geçtikçe unutamıyorum.

Karantina sebebiyle ismini vermek istemediğim kuşlu sitede çok fazla zaman geçirdiğimden mi bilemesem de geçen günlerde önüme bir tweet düşüyor.Altta Can Dündar ve Ezhel önlerinde iki bardak bira ile.Ehemmiyetli olan iki kısım var.Nedenini pek tabii ki açıklayacağım.Tweeti atan kişi,röportajın "bira" eşliğinde yapılmasını özgürlük olarak lanse etmiş.İsteyen yanlış batılılaşma der bu duruma,isteyen tanımlama sorunu.Özgürlük ınsanların şimdi istediği gibi alkol alabilmesi mi yani diyorum naçizane.İçki tüketmek istemeyen insanları daha özgür olarak kabul etmemiz gerekmez mi böylesi bir durumda? Sol yobaz tehlikesi ile karşı karşıya olduğumu da anlamış oluyorum bu şekilde.İkinci ehemmiyetli olarak gördüğüm kısım ise daha şaşırtıcı.Can Dündar beyefendinin yıllar önce sözleri anlamsız şarkılar yazan ve besteleyen insanları yerip şimdi belki de bana çoğu sözü boş gelen bir sürü şarkı yazan bir insanla röportaj yapması.Kendisinin şarkı zevkinin değiştiğini düşünmek,gündeme göre şekil alan biri olduğunu kabul etmekten daha iyi hissettiriyor.

Herkesin kendince bir özgürlük anlayışı olabilir.Ben özgürlüğü sadece alkol almak gibi dar ve manasız bir kalıba sokmak yerine Can Dündar'ın bir gazeteci olarak fikirlerini korkmadan yazması,Ezhel'in de uyuşturucuya özendiriyor gerekçesiyle bir daha karşılaşmaması olarak görmeyi daha münasip buluyorum.Oldum olası köşe yazıları okumayı sevdim.Okuduğum köşe yazıları bir belgesel izliyorum izlenimi uyandırdı bende.Eski Türkiye için aman ne güzel dertlerimiz varmış dediğim de oldu,demek ki bazı şeyler hiç değişmiyor adamlar Uzaya otobüs seferi gibi sefer düzenlemek istiyor bizde kaç yıl geçti ne zaman sevinsek maganda kurşunlarına biri denk geliyor dediğim de.Neyse ki çok sevinecek bir olay yaşamadığımız için şükrediyorum.En ufak golde,düğünde havaya ateş açanlar mazallah uzaya araç göndersek ülkede katliam yaparlar deyip acı acı gülümsüyorum.Siz de gülün mümkünse.Bilirsiniz ki izahı olmayan şeyin mizahı olur.
152 syf.
·7 günde·7/10
Can Dündar'ın 1996'ya kadar yazdığı köşe yazılarının bir derlemesinden oluşuyor kitap, derlemedeki yazıların odak noktasında ise medya var. Medyadaki değişimler, bunun topluma etkisi eksi ve artılarıyla, birçok katkıyla ve en insancıl yoldan yergiyle anlatılmış.
Televizyonun hayatımıza etkisi, siyasetçi davranışları ve imaj takıntısı ve medyanın bunu körüklemesi gibi konuları okudukça "96'dan 2017'ye ne değişmiş ki?" diye düşünmeden edemiyor insan...
Bu yüzden; elimdeki kitap sahafta bulunmuş bir 2005 basımı olmasına rağmen, çoğu paragrafın yanına "Temmuz-2017" notunu düştüm, sanki Can Dündar şimdi söylemiş gibi güncel ve gerçekti çünkü cümleler.
Peki Can Dündar çok mu ileri görüşlü bu yazılarında? Onu bilemem. Ama emin olduğum şey; derlemedeki birçok yazıyı ordan alıp şimdi bir gazetede köşe yazısı olarak yayınlasa hiç de sırıtmaz ve kimse de bu cümlelerin 20 yıldan daha eski olduğunu fark etmez.

Bunun dışında, köşe yazısının yapısı gereği, yorumlanacak konunun/olayın özeti girizgah olarak pek sunulmaz. Bu nedenle yazıların yazıldığı dönem küçücük çocuk olduğum için, bahsedilen konuyu bilmediğimden veya televizyonda günlerce gösterilmiş bir şeyi hatırlayamadığımdan dolayı bazı yazılar/bölümler/cümleler bana çok yabancı geldi. Evet güzel bir yorum: bir şey hakkında. Ama bu "şey" nedir bilmeden, okuduğum cümleler biraz havada kaldı. Belki sonraki basımlarda bununla ilgili bir şey yapılmış olabilir, emin değilim.

Özetle; kısa sürede çok keyif alarak okuduğum, minik detaylarla büyük düşünceleri şekillendirmeye yardımcı olan bir kitaptı benim için...
152 syf.
·8/10
Önsöz de şöyle diyor Dündar, ''.. Bir tür günlük tutuyorsunuz. Bu günlükteki birbiriyle ilintili yazılar bir araya toplandığında, hem günlük örülmüş bir dönem profili çıkıyor ortaya hem de o olaylara ilişkin söylediğiniz sözlerle o döneme eleştirel bir bakış açısı ortaya koyma şansı yakalıyorsunuz.'' Kitap ilk basıldığında memleket hallerinden anlamayacak kadar küçük bir çocuktum, büyüdüm, kendi yolumu çizdim ama anladım ki memleket aynı memleket. Hikayeler aşağı yukarı aynı, sadece isimler değişmiş o kadar.
152 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
Medya, çoğu zaman hepimiz için önemsiz bir konu gibi görülebilir ama Dündar bu kitabında medyanın toplum üzerindeki etkisinden toplumu nasıl bir kalıba soktuğundan ve nasıl yönlendirdiğinden bahsediyor.

*Bir süre sonra sihirli kutu bizim eve de geldi ve hepimizi esir aldı. Başköşeye oturdu ve annemin çeyizinin en güzel dantelleriyle taçlandırıldı. Çocukluğumun en güzel saatlerini çaldı. Artık akşamları ailece sabit gözlerleaynı noktaya bakıyor, sihirli kutunun buyruğuna göre hüzünleniyor ya da seviniyorduk. (...) Top oynayacağımız saatleri, top oynayanları seyrederek tükettik. (...) Çocuklarımız konuşmayı reklamlardan öğrendiler. He-man gibi kılıç sallar oldular, daha çişlerini söyleyemeden...
152 syf.
·9/10
#kırmızıbisiklet , #aşkaveda ve en önemlisi #yarimhaziran kitaplarını okuduktan sonra sevmiştim #candündar’ı . Şiirleri ondan dinlemek bir farklı gelmiştir hep bana, bi “aşk bir maniadır” demesi var ki, anlatamam... #yağmurdansonra kitabını da aldım haliyle, bir baktım ve şaşırdım. Bu #kitap eski makalelerinden oluşuyordu. Bence eskide kalması gereken, ait olduğu dönemi çoktan geçen yazılardı ve günümüze taşımaya gerek yoktu.. Ama ilk sayfalarda gördüm ki; yazarımızda aynı düşünceler içerisindeymiş. Merak ettim o zaman neden kitap haline getirdi diye. Kitapta 1994-1995-1996 yıllarına ait yazarımızın kaleminden #gazetemakaleleri var, o yılları görenler bilirler (benim çocukluk yıllarım) televizyon her şeydi. Televizyonda yayınlananlar üzerine alınırdı kararlar, onlara göre oluşurdu duygu ve tepkiler. Can abimizde hep onlara yönelik makaleler yazmış, keşke o dönem okusaydık. Gece kuşu Okan, Kardak olayı, Siyaset Meydanı, Güner Ümit.. Bunlar hep benim hatıralarımdı, gözümde canlandı hepsi. Ama daha da önemlisi #medyanınetkisi .. Evet medyanın bizi yönlendirme çabasında olduğunu şu günlerde anlıyoruz. Malum #sosyalmedya , #medya derken az da olsa biliçlendik. Can Dündar bize bu eserinde o geçtiğimiz yıllarda nasıl yönlendirildiğimizi, nasıl fikir sahibi olduğumuzu ve hatta nasıl uyutulduğumuzu anlatmış. Hemde kısa kısa makalelerle, kolay okunulan, her makale sonrası düşünmeye o yılları hatırlamaya zaman veren bir şekilde anlatmış. Medya kendi çıkarları doğrultusunda fikirlerimize yön vermiş ve malesef hala da yön vermeye devam ediyor.
191 syf.
·8 günde·6/10
Herkes gibi ben de köşe yazılarının bir derlemesi olan bu kitaba bir tereddütle yaklaştım. Çünkü köşe yazılarının yazıldığı dönemde okunması gerektiğini, ömrünün güncel konular kadar olduğunu düşündüm. Fakat Can Dündar öyle şeyler yazmış ki yazıldığı dönemin sorunlarına vurgu yaparken aslında bu sorunların günümüzde hala devam ettiğini görmekteyiz. Gazeteciliğin nasıl olması gerektiğine vurgu yapan bazı yazıları da oldukça etkileyici. Ve bence Can Dündar'ın gazeteciliğe bakış açısı doğrudur yanlıştır tartışılır ama kesinlikle günümüzün çok ötesinde ve şuan için uygulanması imkansıza yakın. Zaten sonuçları da ortada.
İyi okumalar.
152 syf.
·3 günde·9/10
Dünyanın küçük bir köye dönmesi efsanesi, Bebekte sahil kenarında poğaçalarına ve kurabiyelerine hayran olunan postanenin kapanıp yerine bir Amerikan hamburgecisinin açılmasını hatırlatır.

Ayrı bir dünyada yaşıyorduk yağmurdan önce....
Bir asi yağmur,yüz metre öteedeki gecekonduyla bizim uzay üssünün kaderlerini birleştirdi(Uzay üssü içinde televizyon sütüdyoları ve gazete yönetim binalarının olduğu büyük bina)
Düşünce ve ifade özgürlüğü hâlâ uzak bir ideal olarak düşlerimizi süslüyor.Yazarken,konuşurken "kaç yıl yatarım"ı hesaplıyor beyinler;"savcılar ne der","işimden olur muyum","gazeteyi kurşunlarlar mı?"...soruları kalemlerin ucuna dolanıyor.
Önce birileri çıkıp,"İşte meydan,işte mikrofon.Devir çokseslilik devri.Haydi göster "Konuşan Türkiye'nin gücünü" diyor.Siz canlı yayına çıkmış bir televizyon kuşunun heyecanıyla ürkek cümleler mırıldanıyorsunuz.Sonra bir yerlerden siyah giysiler içinde birileri fırlayıp elinde hepimizi uzaktan kumanda eden bir cihazla sizi uçuruveriyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yağmurdan Sonra
Baskı tarihi:
Kasım 2008
Sayfa sayısı:
187
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755331409
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İmge Kitabevi Yayınları
Baskılar:
Yağmurdan Sonra
Yağmurdan Sonra
Yağmurdan Sonra
Dünyanın küçük bir köye dönmesi efsanesi bana hep, Bebek'te bir sahil kenarında poğaçalarına ve kurabiyelerine hayran olduğum pastanenin kapanıp, yerine bir Amerikan hamburgercisinin açılmasını hatırlatıyor. Yakın bir gelecekte dünyanın her köşesinde aynı marka kot giymiş insanların, aynı hamburgerleri yiyip, yanında aynı kolayı içeceklerini, çocukların aynı çizgi filmler ve aynı oyuncaklarla büyüyeceklerini ve bizim aynı şirketin bilmemizi istediği haberleri izleyip, görmemizi istemediği haberlerden bihaber olarak yaşayıp gideceğimizi düşünmek bana ürperti veriyor. Bu küçük köyde insanlar CNN'den haber alıp, MTV ile dans ederek, sadece kolayla hamburger yiyerek ve Aslan Kral'la ağlayıp, New York hayvanat bahçesinde doğuran pandayla sevinerek yaşayacaklarsa ben o köyün köylüsü olmak istemiyorum.

... Bebek´teki poğaçacımı geri almak ve kavalımla özgürlük melodileri çalarak global köyü terk etmek istiyorum.

Kitabı okuyanlar 344 okur

  • İlayda baş
  • doktoree
  • Plnay
  • Feyza
  • Halide Ardıç Yılmaz
  • Derya Kıvrakdal
  • Umut
  • Aylin er
  • Seren Durtaş
  • Fatih Zeyrek

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.5 (1)
9
%0
8
%6 (4)
7
%3 (2)
6
%1.5 (1)
5
%1.5 (1)
4
%1.5 (1)
3
%0
2
%0
1
%0