Yakacık Mektupları

·
Okunma
·
Beğeni
·
284
Gösterim
Adı:
Yakacık Mektupları
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059147330
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cümle Yayınları
Tedavi vakitleri, öksürük sesleri, ızdırapları, gittikçe derinleşen karamsarlıkları, beklenenleri ve gelmeyenleri ile hırpalanmış dünyalar. Hayata gözlerini kapayacakları âna doğru giderken içlerinden geriye sayan, bununla birlikte ölümü dile getirmemek üzere hiç konuşmadan anlaşmış insanlar. Yakacık'ın doğal güzellikleri içinde yükselen duvarlarıyla hastaların yalnızlığını çevreleyen ?gönüllü" bir hapishane: Sanatoryum.
Ölüm karşısında yalın hislerle bu sanatoryuma giren, başına gelecekleri bildiği hâlde hayatı boyunca yaptığı en iyi işten -yazmaktanvazgeçmeyen, bu kötücül dünyalar yumağını hastalığın kendisinden başka bütün ayrıntılarıyla sunmak isteyen bir anlatıcı. Başka bir deyişle, Mahmut Yesari'nin ölümü bekleyişi.
Türk edebiyatının çok yönlü yazarlarından Mahmut Yesari'nin henüz kırklı yaşlarının başında mücadele etmek zorunda kaldığı verem, onun yaşadığı dönem için amansız bir hastalıktı. Pek çok veremli gibi o da bu hastalıktan kurtulamadı. Yakacık Mektupları'nda, tedavi için yatırıldığı Yakacık Sanatoryumu'ndaki günlerine ilişkin izlenimlerini bulacaksınız.
Hastalığını unutmak için dikkatini çevresine yönelten bir yazarın, kendi kaderini paylaşan insanlarla birlikte yaşadığı günlere dair, unutulmasına yüreğinin elvermediği anıları da denebilir bu kitaptakilere. Hastalığın hasta insanlar üzerinden anlaşılır kılındığı bu kitap, Mahmut Yesari'nin diğer kurgusal metinlerine de kapı aralayacak bir duyarlılık taşıyor. ?Yaşamak kaygısının öldürdüğü" insanları anlayan bir duyarlılık bu.
120 syf.
·Beğendi·8/10
Pür neşe, zevk ile değil, düşlere hüznü bulayarak okudum; On iki hikayenin oluşturduğu bu kitabı. Hoş, Mahmut Yesari den okuduğum ilk kitap aslında. Son iki hikayenin kurgu olduğunu, diğerlerinin yazarın sanatoryum da tedavi sırasındaki gözlemlerine dayandığını belirtiyor tanıtımında. Ayrıca da öğrendim ki devrinin en iyi yazarları arasına koymuş yapıtları ve okurları onu. Romancı Cahit Uçuk un da eşi olduğunu da öğrenmiş oldum. Hastalığı ayrılıklarına sebep olmasa da, hastalığına karşı vurdum duymazlığı eşleri ayırmış birbirlerinden.
Hikayeler gerçekten güzel ve hissiyat dolu. Hasta bir insanın kaleminde hissiyat dahada bir sivriliyor. Adamın kalbine kalbine batıyor her söz, her ifade....
Ben, diğer romanlarını da okumayı planladım. Umarım vaktim buna yeter...
Okumanızı tavsiye ederim...
“en taze rakıların
en ıssız kuytularından
sırılsıklam tefrikalar çıkaran
mahmud yesârî bey’i
kim arar, kim sorar”

(Attilâ İlhan’ın “Kim Arar, Kim Sorar” şiirinden)

Bu yazımda, 16 Ağurtos 1945’te kaybettiğimiz yazarımız Mahmut Yesârî’den ve onun “Yakacık Mektupları” adlı eserinden bahsetmeye çalışacağım. Bu vesileyle, vefatının yetmiş dördüncü yıldönümünü olan içinde bulunduğumuz  2019’nin Ağustos ayında, bu yazarımızı anmış ve belki de hatırlatmış olacağım…

Üstad Behçet Necatigil’in sıkça başvurduğum kitapları, “Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü” ve “Edebiyatımızda Eserler Sözlüğü”dür. Zikrettiğim kaynaklardan ilkine, “Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü”ne,  “Merhum Necatigil, Mahmut Yesârî için ne yazmış?” diye baktığımda, şunu gördüm: “İstanbul Lisesi’nde okurken, resme olan yeteneği dolayısıyla devlet hesabına Avrupa’ya gidiyordu ki, Birinci Dünya Savaşı çıktı. Mahmut Yesârî, Güzel Sanatlar Akademisi’ne girdi; sonra da Avrupa’ya değil,  yedek subay olarak Çanakkale’ye gitti. Savaş bitince İstanbul’a döndü, basın hayatına atıldı. Geçimini kalemiyle sağladı. Otuz yılı aşkın sürekli çalışması sonunda, Yakacık Sanatoryumu’nda veremden öldü. Çamlıca’da, Çakaldağı[ndaki] âile mezarlığına gömülü.” (Varlık Yayınları, 1985)

Hattat Yesârî Mehmed Esad’ın torunu, hattat Yesârîzâde Mustafa İzzet’in oğlu olan Mahmut Yesârî, soyadını , sol eliyle yazdığı için Yesâri lâkabı ile anılan hattat dedesinden alır. [Arapça bir kelime olan “Yesar”, “sol taraf”, “sol” anlamlarına gelmektedir.  (Bkz: İlhan Ayverdi, “Kubbealtı Lûgatı/Misalli Büyük Türkçe Sözlük”, cilt 3, sayfa 3459) Ziyaret etmek isteyenler olur diye şu notu da düşeyim: Murat Belge’nin “İstanbul Gezi Rehberi” kitabının 202. Sayfasında (İletişim Yayınları, 2008) yazdığına göre, hattat Yesârîzâdeler, Fatih Câmiî haziresinde medfundurlar.]

Yakacık Mektupları adlı eser; Çoban Yıldızı, Çulluk, Pervin Abla, Ak Saçlı Genç Kız, Geceleyin Sokaklar, Bağrıyanık Ömer, Kırlangıçlar, Su Sinekleri, Bahçemde Bir Gül Açtı, Kalbimin Suçu, Ölünün Gözleri, Tipi Dindi, Sevda İhtikârı, Aşk Yarışı, Bir Kadın Geçti, Kanlı Sır, Yakut Yüzük, Dağ Rüzgârları vb gibi, onlarca kitap yazmış olan Mahmut Yesârî’nin, “anı-hikâye” diyebileceğim, temiz ve selis bir Türkçeyle yazılmış bir kitabı: Yakacık Mektupları, Çaprazın Romanı, Bir Keçiye Bir Adam, Kahvecinin Derdi, Kür Saatleri, Düğünsüz Köy, Ziyaret Günleri, Akşam Garipliği (“Sabahları iyi, hem çok iyi!... Ama bu saatler yok mu? Bu saatler çok fena!” Bu hikâyeye yürek dayanmaz!), Hasta Arkadaşım, Beklenen Dostlar, Bir Kahkahanın Suçu, Yaşamak Kaygısı isimli on iki kısa hikâyeden; daha doğrusu, “anı-hikâyeden” oluşuyor: Hayatını, yakalandığı verem hastalığı nedeniyle Yakacık Sanatoryumu’nda yitiren Mahmut Yesârî’nin; çoğunlukla acı, azıcık neşeli, bazen de tarji-komik “anı-hikâyeler”i. Tıpkı hayat gibi…

Selim İleri, Yesârî’nin yazı sanatını “Mahmut Yesârî'nin romancılık anlayışı Hüseyin Rahmi'den uzak izdüşümlerle, Reşat Nuri yatkınlığı ve Aka Gündüz kardeşliğiyle, okura roman sanatını âdeta bir an önce sevdirmek arzusunda odaklandırılabilir.” diyerek tanımlar. Ardından da ekler:  “O yıllarda böylesi romancılara 'halk romancısı' denmiş. Romanın, roman okumanın toplum hayatına, ferdin hayatına anlam katacağına gerçekten güvenilmiş.” (Selim İleri, “Unuttuğumuz Mahmut Yesârî, 11 Nisan 2009, Zaman) İleri, aynı yazısında, Yesârî’nin eserleri arasında en sevdiğinin, Yakacık Mektupları olduğunu söyler: “En sevdiğim Mahmut Yesârî kitabı ise Yakacık Mektupları'dır. 1938'de ilk basımı yapılan, öyküler, gözlemler, izlenimler derlemesi, adından da anlaşılabileceği gibi, o zamanki sayfiye yöresi Yakacık'ın, bu arada Yakacık Sanatoryumu'nun topografyasını çıkarır. Yakacık, dingin, pastoral bir görünümle anılmıştır. Yakacık Mektupları'nda, vereme yakalanmış küçük bir çocuğun bekleyişini, yalnızlık acısını dile getiren ‘Akşam Garipliği’ öyküsü, bence, edebiyatımızın en yalın, en dokunaklı öykülerinden biridir. Sadece ‘Akşam Garipliği’ Mahmut Yesarî'yi yarın da okunur kılacak.”

Edebiyatımızın kilometre taşlarını bilen ve her fırsatta anan bir yazar olan Selim İleri’nin, 23 Mart 2012 tarihli “Yitik Yesârî” (Radikal Kitap) yazısının sonundaki tesbit ve uyarı ile bitiriyorum yazımı: “ ‘Yakacık Mektupları’ küçük bir başyapıttır. Her türlü abartıdan uzak, içe işleyici, ‘hasta insan’ın ruh dünyasını yansıtmak açısından ‘Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’ kadar derin... İşte sönüp gitmiş ‘Yakacık Mektupları’. Mahmut Yesârî’nin dergilerde, gazetelerde kalmış sayısız güzel yazısı var. Kim okuyacak, kim okur kaygısıyla günümüz yayıncılarının hiç yüz vermeyeceği yazılar. Fakat yazık ediliyor. Benden söylemesi, yitik Mahmut Yesârî bir definedir.”
Doğduğum günden beri değilse de, küçük yaştan beri alışmaya başladım ve gözlerimi açar açmaz kulaklarımda çınlayan işbaşı düdüğü, hala paydos çalmadı.
Müsaade ederseniz, eski üslup söyleyeceğim. Ben bu misafirhane-i aleme ( dünya misafirhanesine), misafirlikte mihman ( konuk ) olmuşum !

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yakacık Mektupları
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059147330
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cümle Yayınları
Tedavi vakitleri, öksürük sesleri, ızdırapları, gittikçe derinleşen karamsarlıkları, beklenenleri ve gelmeyenleri ile hırpalanmış dünyalar. Hayata gözlerini kapayacakları âna doğru giderken içlerinden geriye sayan, bununla birlikte ölümü dile getirmemek üzere hiç konuşmadan anlaşmış insanlar. Yakacık'ın doğal güzellikleri içinde yükselen duvarlarıyla hastaların yalnızlığını çevreleyen ?gönüllü" bir hapishane: Sanatoryum.
Ölüm karşısında yalın hislerle bu sanatoryuma giren, başına gelecekleri bildiği hâlde hayatı boyunca yaptığı en iyi işten -yazmaktanvazgeçmeyen, bu kötücül dünyalar yumağını hastalığın kendisinden başka bütün ayrıntılarıyla sunmak isteyen bir anlatıcı. Başka bir deyişle, Mahmut Yesari'nin ölümü bekleyişi.
Türk edebiyatının çok yönlü yazarlarından Mahmut Yesari'nin henüz kırklı yaşlarının başında mücadele etmek zorunda kaldığı verem, onun yaşadığı dönem için amansız bir hastalıktı. Pek çok veremli gibi o da bu hastalıktan kurtulamadı. Yakacık Mektupları'nda, tedavi için yatırıldığı Yakacık Sanatoryumu'ndaki günlerine ilişkin izlenimlerini bulacaksınız.
Hastalığını unutmak için dikkatini çevresine yönelten bir yazarın, kendi kaderini paylaşan insanlarla birlikte yaşadığı günlere dair, unutulmasına yüreğinin elvermediği anıları da denebilir bu kitaptakilere. Hastalığın hasta insanlar üzerinden anlaşılır kılındığı bu kitap, Mahmut Yesari'nin diğer kurgusal metinlerine de kapı aralayacak bir duyarlılık taşıyor. ?Yaşamak kaygısının öldürdüğü" insanları anlayan bir duyarlılık bu.

Kitabı okuyanlar 3 okur

  • Esin Atalay
  • Kahverengi
  • Halil Yavuz KAYA

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%100 (2)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0