Adı:
Yakıcı Sır
Baskı tarihi:
Eylül 2015
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053325536
Orijinal adı:
Brennendes Geheimnis
Çeviri:
İlknur İgan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Kısa bir tatil için Avusturya Alplerine giden bir baron, zamanını zararsız bir flörtle renklendirmenin yollarını aramaktadır. Kendine fazlasıyla güvenen ve gönül maceralarına her zaman açık olan bu müzmin kadın avcısı, kısa sürede kendisine bir av bulmakta hiç zorlanmayacaktır. Tanışıp yakınlaşmak istediği kadının on iki yaşındaki oğluyla ahbaplık kurarak işe koyulur. Yakıcı Sır annesini elde etmek isteyen bu narsist çapkın tarafından kullanılan bir çocuğun hikâyesidir aslında. Ne var ki, yetişkin dünyası bazen masum çocuklara büyüklere göründüğünden çok daha berrak görünmektedir… 
 
(SPOİLER İÇEREBİLİR)
Bak ben sana söyliyiverem. Kitap ucuz, öyle 60-70 lira diil. 6-7 Liraya alıverirsin. Ben de ucuz diye aldım zaten, yoksa Stefanımış, Zwaygımış ben anlamam. Aldım ben de elimde taşıyon öyle afillli görünüyo falan neyse canım sıkıldı, açıp okuyuverem dedim. Kısa çünkü ondan 60-70 sayfa bi şey. Anlatıverem: Baron diye bi adam var, çapkın, sinsi, lanet herifin teki. Kır düğününde bi hatunu görüyo, gözüne kestiriyo bunu. Amma kadın evli, çocuğu falan var, pek de pas vermiyo, bizim Baron bakıyo papuç sağlam. Gidiyoo çocuğa sarıyo pislik herif. Çocuklan arkadaşmış gibi tanışıveriyo bu Baron, çocuğa ülker çikolatalı gofret alıyo ne bilem sulugöz sakız alıyo, stres çarkı falan ne varsa yapıştırıyo namussuz kansıız, bizim saftirik de kanıveriyo buna. Vay Baron amca kral adam da bilmem ne de derken anasıynan tanıştırıveriyo saf çocuk. Bizim Baron amacına ulaşıyo gali o zaman Alahın belası lanet Baron, yüzüne tokatlaa patlıyasıca eşek herif seni!!! Neyse bizim çocuk, sonradan anlıyo mu meğer bu Baron anasını ayarlamış, bi ayar oluyo çocuk, sinsi bi velede dönüşüveriyo deme gitsin… Gerisini de sen oku gali ben anlatmıyem. Bu yakıcı sır dediğini de ben ateşin icadını falan anlatıyo sandıydım, meğer ne anlatıyomuş aman ayıp, deyemem.
Aha da sana mis gibi inceleme. Yani şimdi ben sana kitaptaki ima ve gölgelemeleri, anjenbemanı, yok kendini çocuk yerine koyup yaptığı empatiyi, dilindeki akıcılığı, rahmetli Stefan’ın üslubunu falan anlatmaya kalksam, ne sen okucen, ne de ben doğrudüzdün anlatabilecem. Sözün özü kitap ucuz, bu rahmetli Zwaygın kitapları hep böyle, hem ucuz hem kısa, yoksa kim okur? Kitabın ana fikri de şu: Çocuk kısmısı öyle her şeyi merak etmez! Hadi hayırlı okumalar…
:)
Kitap alamayan çocuklara kitaplar hediye edeceğim Youtube kanalımda, kitaplardaki alıntılar hakkında videolar hazırlıyorum. Destek olmak isterseniz abone olabilirsiniz: http://bit.ly/alintilarlayasiyorum

Nasıl ki milletler arasında savaş olduğunda buna dünya savaşı deniyorsa, insan ilişkileri konusunda sadece insanlar arasında gerçekleşen dünya savaşları da vardır.

Edgar'ın annesinin yaptığı şeyi unutturmaya çalışması "bastırma"yı ve "bahane bulma"yı, kendi suçunu sanki kendisinin değilmiş gibi göstermesi "yansıtma"yı, kitabın sonunda yaşanılan onca olaydan sonra edinilen buruk zafer "telafi etme"yi, annelik sorumluluğuna sahip birinin tamamen annelikten uzaklaşması "karşıt tepki geliştirme"yi, annenin sıkıcı hayatına özenti bir heyecan katarak kendini başarıya ulaşmış gibi göstermeye çalışması "özdeşim kurma"yı, anneyi tavlamaya çalışan baronun bütün hareketleri "hayal kurma"yı, Edgar'ın yaşadığı ruhsal kaos ve sonunda kendinden uzaklaşması "kaçma"yı, asıl tepkinin barona verilmesi gerekirken çocuğa veriliyor olması "yön değiştirme"yi, Edgar'ın annesinin ve adamın onca iyi hareketinden sonra yaptıklarını bir türlü kabullenememesi "yadsıma"yı, Edgar'ın ne olursa olsun kötünün iyisi bir sonuca kavuşmayı "pollyanna"cılığı temsil ediyor. Yani bu kitabın adı Yakıcı Sır değil de Zweig ile Savunma Mekanizmaları Manifestosu olsaydı hiç şaşırmazdım.

Ayrıca yine bir şarkı çaldı aklımda tabii kitap boyunca. Bunda kitabın kapağıyla beraber kitabın içeriği de etkili oldu. Bu da Ok Go grubunun Skyscrapers adlı şarkısının özellikle de klibiyle oldu.

https://www.youtube.com/watch?v=Rb4lgOiHBZo
Sanki duvardaki renk Edgar'dı da annesiyle baronun davranışları Edgar'ın yaşantısına hep yakın gibi görünmesine rağmen durmaksızın bir kaçış içeriyordu. Edgar'ın bir duvar gibi statik göründüğünü, sadece bir çocuktan ibaret olup düşüncelerinin olgunlaşmadığını düşünüyorlardı. Fakat Edgar'ın ruhunun rengi de hep aynıydı onlarla başından beri. Sadece annesiyle baronun yaptığı o tehlikeli kumara yakın dansı başından beri sabırla izledi. Fakat babanın verdiği o değişmez otorite her ne olursa olsun tekrar ortaya çıkar. Biz de genelde gördüğümüzü sanırız fakat bir süre sonra yaptıklarımıza karşı aslında ne kadar da kör olduğumuzu fark ettiğimizle kalırız. Ama siyah renkten başlayıp beyaz renge doğru giden hayatlarımız vardır aslında. Bir anne karnında simsiyah bir çevre içinde dönüp dururuz ve bir süre sonra beyaz bir dünyaya gözlerimizi açarız. Nasıl ki şu görselde olduğu gibi http://fenokulu.net/kavramresim4/Image-16.jpg beyaz renkten sayısız renk ortaya çıkıyorsa, bizim bu gözlerimizi açmayı seçemediğimiz ve rengini beyaz sandığımız dünyadan gelen o keskin ve bizim daha hayatın en başında ağlamamızı sağlayan ışık da prizmamız olan ruhumuzdan geçip zamanla çeşit çeşit renkler olan aşklar, öfkeler, zevkler, nefretler, hüzünler, şaşkınlıklar ve yaşanmışlıklara dönüşüyor.

Olay sadece kör olup olmamakla ilgili. Bahsetmeye çalıştığım şey de fiziki körlükten öte manevi körlük zaten. Kalp bile düz bir çizgide devam edemiyorken ruhumuzun devinimlerinin de dümdüz olmasını bekleyemeyiz. Ruhlarımız da başka insanlarla iletişimde, ilişkide, herhangi bir deneyim üstünde olurken dünya savaşları yaşayacak. Herkesin kazanmayı arzuladığı bu savaşta bizim de savunma mekanizmalarımız olacak saldırılarımızdan fazla. Herkes Bukowski'nin de dediği gibi "Benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki." psikolojisinde yaşıyor olacak. Bir yerde sevgiyi ararken zulümle, merhameti ararken nefretle, zevki ararken pişmanlıklarla karşılacağız. Ama sonuçta bir arayışta olacağız. En güzeli de bu değil mi zaten? Sonuçların verdiği o keskin sayısal birimlerin dışında sürecin ve arayışın verdiği o belirsiz ve ruhumuzu daima canlı tutan sorgulama ihtiyacı en değerli şey değil mi? Sorgulamalarımız olmasaydı Zweig bu kitabı yazıp sadece bir çocuk karakter üzerinden siyasi göndermelere, psikolojik tahlillere, anne-baba-çocuk ilişkilerine ulaşabilir miydi? Diplomalarımız olur her zaman ama üzerlerinde sorgulayışlarımızın notu yazmaz hiçbir zaman. Onun içindir ki günlük rutin ve heyecansız hayatlarımız için kullanacağımız, üzerinde birtakım sayılar yazan kağıt parçalarından başka bir şey bilmeyiz biz.

Bir kenarda oturup zamanında çokça vakit geçirdiğimiz insanları, nesneleri, olayları, şehirleri, dersleri, okulları ve işleri düşüneceğiz. Bunların hepsinin birbirleriyle uyum içinde yaptığı o sırlı dansı anlamaya çalışacağız. Pek tabii ki meraklı kişiler için bu biraz anlamsız gelecek. Edgar gibi Malala gibi Atatürk gibi sadece kendimiz için değil aynı zamanda başkalarının da mutluluğu için çalışacağız. Bir kenarda otururken aslında beynimiz de bir o kadar bir kenarda oturmayacak. Hep düşüneceğiz, hep düşüneceğiz ve hep düşüneceğiz ki artık şu sonsuz evrenin sırlarını çözmeye çalışmaktan beynimiz patlama noktasına gelecek. Ve bu o kadar değerli bir patlama sınırı ki sayın Hiroşima'nın kıskanmasıyla sonuçlanacak. Öldüren cinsten değil de tam tersine daha çok yaşatan, daha çok renklendiren ve ruhundan çiçek açtıran cinsten reaksiyonlara sebep olacak şekilde. O kadar dokunaklı olacak ki güzel olmasına gerek kalmayacak. Ve o kadar doğru bir hareket olacak ki cesaretle yapılmasına gerek kalmayacak.

Yine de sırları olmalı insanın başka insanlardan saklamaya çalıştığı... Yoksa ne anlamı kalırdı sadece onun üzerinde yaşam olduğunu sandığımız dünyanın?
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.930 Oy)19.860 beğeni45.459 okunma3.479 alıntı192.186 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.918 Oy)9.191 beğeni30.131 okunma922 alıntı146.268 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.104 Oy)13.925 beğeni36.059 okunma3.759 alıntı153.253 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.761 Oy)8.373 beğeni23.930 okunma953 alıntı95.438 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (8.231 Oy)9.221 beğeni27.513 okunma2.927 alıntı121.309 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.890 Oy)9.433 beğeni26.533 okunma1.802 alıntı135.527 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.903 Oy)6.014 beğeni20.568 okunma915 alıntı106.937 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (5.212 Oy)5.662 beğeni18.191 okunma1.146 alıntı63.690 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (9.989 Oy)11.783 beğeni29.552 okunma1.683 alıntı154.624 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.714 Oy)9.670 beğeni27.140 okunma2.001 alıntı125.696 gösterim
Korku ve Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat'in ardından üçüncü Stefan Zweig kitabımı da bitirdim. Yakıcı Sır'ın yorumları genel itibariyle olumlu, kitap hakkında olumsuz yorumların sayısının çok az olduğunu söyleyebilirim. Hal böyle olunca beklentiler de ister istemez yükseliyor, Yakıcı Sır maalesef bu beklentilerimi karşılamadı. Belki çok keskin bir cümle olacak ama artık ciddi ciddi okurların büyük çoğunluğunun yazarın isminden etkilenip ortalama bir kitaba çok iyi kitap şeklinde yorumlar yaptığını düşünmeye başladım. Kapağında usta bir yazarın isminin yazması hiçbir kitabı eleştirilemez yapmıyor tabii ki. Benim açımdan bu kitapta bir şeyler eksikti. Konuyu tam olarak sevemedim, sayfa sayısı zaten az bir de kitap çok durağan başlayınca sıkıcı bir hale gelebiliyor. Okuduğu kitapları yaşamayı seven biri olarak Yakıcı Sır'ı okurken hiçbir şey hissetmedim. Yazarımızın vermeye çalıştığı mesaj dışında karakterlerin neredeyse tek bir duygusu bana geçmedi.

Yakıcı Sır'ın konusu şöyle: Genç, yakışıklı ve çapkın bir baron, tatil için gittiği otelde zaman geçirebileceği bir kadın arar. Kısa bir süre içerisinde bu kadını bulan baron, kadınla tanışmak için ilk adımı kadının on iki yaşındaki oğlu Edgar'la tanışarak atar. Yakıcı Sır'da bir yetişkinin arkadaşlığına kendisi alıştıran ve bu arkadaşlığı kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalan Edgar'ın ruh halini okuyoruz diyebilirim.

Kitabın anlatmak istediği yetişkin davranışlarının çocuklar üzerindeki etkilerinin neler olabileceği. Yakıcı Sır'da bu etkileri Edgar vasıtasıyla öğreniyoruz. Bizler zaman zaman çocukları göz ardı edebiliyor, onları çeşitli şekillerde ortamdan uzaklaştırmaya çalışabiliyoruz. Edgar'ın yaşadığı da tam olarak bu: Görmezden gelindiğini, önemsenmediğini düşünme. Tabii bu durumda unutulmamalıdır ki çocuklar da her şeyden önce birer birey. Duyguları ve düşünme yetileri var ve bu duygular, düşünceler çok kolay yön değiştirebiliyor. Çevresinde bulunan yetişkinlerin davranışları, çocuk davranışlarının şekillenmesi konusunda önemli bir yer tutuyor. Dolayısıyla her birey bunun bilincinde olup, buna göre hareket etmeli. Çevremizdeki çocuklarla kurduğumuz sağlıklı ilişki geleceğin sağlıklı yetişkinlerini ortaya çıkarma konusunda mühim bir paya sahip olacaktır. Yakıcı Sır'a bu bakış açısı ile baktığımızda Edgar'ın annesi ve baron son derece itici karakterler konumunda.

Zweig'in Korku isimli eserinde karakterin içinde bulunduğu ruh halinin anlatılması aşamasında o gerginlik duygusu bana geçebilmişti. Yakıcı Sır'da ise Edgar bağlamında bu duyguyu tam olarak alamadım. Beğendiğim nokta birkaç sayfalık kısımda Edgar'ın yalnızlık ve dünya hakkındaki hislerinin anlatıldığı kısımlardı. Bunun dışında konu, akıcılık, duygunun okura geçirilmesi konularında beklentilerimin çok altında kalan bir kitap okudum. Bir sonraki Zweig kitabım Bir Çöküşün Öyküsü olacak, o kitapla ilgili düşüncelerimin de ne olacağını çok merak ediyorum. Birkaç kitabını daha okuduktan sonra Zweig ile ilgili daha genel bir fikrim olacak. Hepinize keyifli okumalar.
(SPOİLER olabilir ! )

SIR MI? SIR , SENİN İÇİN ÖNCELİKLİ OLAN NE İSE ODUR, KENDİ ÇIKARINDIR !!

Zweig bildiğimiz gibi insanın özünü anlatmaya devam ediyor bu kitapta da. Onlarca kısa öykü-novella yazmış bu adamı, popüler kültür nedeniyle erteleyen öteleyen varsa artık daha fazla önem verip okumasını tavsiye ederim. Diğer okumalarınızın arasına birer Zweig serpiştirebilirsiniz kolaylıkla.

Kitaba gelirsek özetle ;

Mutsuz bir oğlan, mutsuz bir anne, duyarsız bir baba, çapkın bekar bir adam. Bu dört karakter üzerinden ilerliyor. 10 yaşlarında ve kendisine değer verilmesini bekleyen bir çocuk, annesiyle kısa bir tatildeyken, annesini gözüne kestiren çapkın bir bekarın tabiri caizse kadına ulaşmasına giden yolda “anahtar” rolünü alır. Adam çocuğun ilgiye muhtaçlığını fark ederek ona yakınlık gösterir ve bu yolla annesiyle yakınlık kurar. Kadın da kocasının ilgisizliğinden muzdarip olunca kayıtsız kalamaz adama. Çocuk ise adamın niyetini bir süre sonra sezer ve bu mevzuyu fazla uzatmadan çözer, annesini bu kim olduğu belli olmayan adama yem etmez. Kadın da zaten çelişkiler içindedir, hem yaklaşır adama hem de kaçar, tehlike ve günah bir yanda, suçluluk duygusu bir yanda cebelleşir kendiyle.

Çocuğun babasını pek görmeyiz, kitabın sonlarına doğru ortaya çıkar ama ne olursa olsun babasıdır işte, annesine ne kadar haksızlık etse de oğluna karşı yine de sevgisi vardır ama sıradan bir adamdır bir bakıma, o çapkın herif kadar kurnazlık bilmez. Babalık sorumluluğunu da çok yerine getirmez çünkü bilinçli bir adam değildir pek.

Oğlan da annesinin küçük kaçamak çırpınışını sır olarak saklar, babasına anlatmaz. Buna karşılık annesi tarafından daha çok ilgi görecektir elbette. Anne de çocuğuna zaten kıymet vermektedir. Pembe dizi kıvamında gelişir bir bakıma olaylar, zaten fazla olay da olmaz.

Her şey bir yana, büyüklerin dünyasında, olan çocuklara olur her zaman. Parçalanmış ailelerde kim bilir neler yaşanmaktadır buna benzer ve daha da karışık. Buradaki aile yine de kör topal bir arada kalmaktadır.

Sır yani kime göre neye göre? Çocuğun kendi dünyasında ne yaralar açılır ve tamir edilir mi? Kadın mutsuz bir evliliği sürdürür sırlarıyla, baba da kendi hayatına bakmaktadır vardır belki onun da sırları. Ve kahramanımız çapkın serseri, onun da bir hayatı vardır, yalnız bir adamdır işte, yalnız olur da sırları olmaz mı hiç?

Erkeklerin ele geçirme, kadınların ait olma, çocukların da adam yerine konulma istekleri meselesini Zweig kendi üslubunca bence güzel anlatmış. Büyük bir hikaye beklemeyin lakin belki de en büyük hikayeler bu sıradanlıklar içinde saklıdır, vardır bir sır belli mi olur, okuyun isterseniz..
12 yaşındaki bir çocuğun annesine ilgi duyan bir adam tarafından ihanete uğramasını çocuğun kendi içinde yaşadığı zaferi,buhranı,aldatılma hissini anlatıyor.Nasıl bir anne ki ilgi duyduğu ama tanımadığı bir adam uğruna evladını karşısına alabilir.Çocuk için yıkıcı bir sır adam ve kadın için yakıcı bir sır.
Çocuk deyip geçmemek lazım onlarda insan ilişkilerindeki sırları,duyguları tam olarak algılayamasalar da hissedebiliyorlar.Zweig bu sefer çocuk bakış açısıyla anlatmış.
Bir stefan zweig kitabınn daha sonuna geldik .Stefan kitaplarına başlayan kendini durduramıyor;) yazarın okudugun 5. kitabı .Yakıcı sırı pek beğenemedim açıkcası. stefan diyince büyük beklentilerle başlıyorum kitaba . konusunu begenemedim ama kitabın içindeki mesajlar çok güzeldi tabi ,yazarın anlatışı da o şekilde. stefan zweig her kitabında oldugu gibi yine karakterlerin hisiyatlarını da çok güzel aktarmişti okuyuculara ama kitaba ısınamadım .
Bir çocuğun gözünden yetişkinlerin dünyasının göründüklerini ve bilinmezliklerinin anlatıldığı kısacık ama dolu bir şekilde de çocuk ile yetişkin psikolojisinin anlatıldığı, karakterlerin bunalımlarının, sinirlerinin ve haz isteklerinin okura başarılı bir şekilde aktarılabildiği bir kitap.

Kitaptaki olay basit, sonucu büyük olacak olsa da olayın kendisinin basit, çocuğun yaşadıkları ise hemen hemen hepimizin etrafındaki çocukların (yanındaki yetişkinler değişebilir) elbet bir kez yaşadığı veya yaşayacağı ya da birçok defa yaşadığı bu olayların, aslında basit olan bu olayların anlatıldığı ama anlatımdaki betimlemelerin mükemmelliğinden dolayı bu basit olayı olağanüstü olay gibi yaşattıran, Edgar’ın yaşadıklarını her çocuğun başına gelen olay olarak değil de sanki sadece romanlarda ve filmlerde olan türden olaylar zinciri gibi düşündürtüp sadece Edgar’ın başına gelmiş hissini verip, bu hissin kuvveti ile okuru etkisinde bırakıp uzun sürelerce de düşündürtebilen bir kitap. Bu da Zweig’in bu kısacık eserlerinde ve kaleminde olan en büyük başarısının göstergesidir.

Bir Uzay Efsanesi, Otomatik Portakal, Spartacus ve Lolita gibi filmlerin/uyarlamaların unutulmaz yönetmeni Stanley Kubrick kitabı senaryolaştırmış ama beyaz perdeye taşıyamamış maalesef, böylesine etkili bu kitabın böylesine etkili bir yönetmenin zihninden, gözünden izlemek isterdim.
Aslında bir kaç gündür Isabel Allende'nin kitabına gömülmüş hâlde, Şili'de ilginç karakterler eşliğinde diyar diyar geziyordum; ama bugün okuyasım geldi Yakıcı Sır'rı, kitaplığımda görünce fazla düşünmeden hemen elime aldım...

Stefan Zweig'ın bu küçük romanı ya da uzun hikâyesi, yazarın diğer kitaplarıyla kıyaslayınca değişen fazla birşey olmadığını gösteriyor bize: bir anne, bir oğul ve bir yabancı adam arasında geçiyor hikâyemiz ve küçük Edgar'ın büyük sancılarla dolu büyüme sürecinin küçük bir parçasına dahil ediliyoruz. Edgar'ın hikâyenin başında kitabın ikinci kısmına kıyasla daha az inandırıcı bir havası var, ama yazar bu yönünü törpülüyor karakterimizin, onun iç sesini yetişkin birisinin sesinden ayırt etmemizi sağlayacak şekilde bir üslûp tutturuyor kitabın özellikle ikinci kısmında.

Hikâye bir anlamda tanıdık bir hikâye aslında: yazar Korku adlı eserinde de buna benzer bir temayı işlemişti. Burada da bir korku var: Edgar'ın korkuları bir kâbus gibi yayılıyor hikâyeye; Edgar önce öfke, nefret dolu bir çocuk olarak çıkıyor karşımıza; ardından merak, telaş, pişmanlık ve kabullenilmenin, bağışlanmanın getirdiği bir kıvamla çok güzel bir hikâye karakterine dönüşüyor. Kitabın ikinci kısmı, yani "suç"un işlendiği kısımdan itibaren son sayfaya kadar Zweig, Edgar'ı çok güzel, çok inandırıcı bir karaktere dönüştürüyor. Hikâyenin başlarda zorlama gibi görünen atmosfer oluşturma çabası artık bu bölümlerde daha edebi, daha hikâyenin ruhuna uygun bir yumuşaklığa kavuşuyor. Belki de Stefan Zweig, Edgar'ın öfkesini ve nefretini değil de sevgisini, anne özlemini, büyüme yolunda attığı suçlu adımları anlatırken daha merhametli, şefkatli davranıyor. Bu yaklaşım hikâyenin sert çehresini yumuşatıyor, ona yumuşak, sıcak bir lezzet veriyor. Geriye bu güzel, canlı karakterlerle dolu; duyguların, hislerin herşeyden önemli olduğu ve insan hisleriyle insandır, diyen yazarın 'Yakıcı Sır'rını okumak kalıyor.

Stefan Zweig'ı seven herkese bu eserini de öneriyorum...
Tüm kitaplarının okunması gerektiğine inandığım bir yazar. Bu kitapla birlikte 4 kitabını okumuşum ve diğer 3 kitapta bulduğum lezzetin aynısını bu kitapta da buldum.   İnce olması zaten kitaba başlarken beklentinizin az olmasını sağlıyor yani benim için öyle oluyor. Akıcılığı sayesinde anlatmak istenileni anlamak üzerindeki kitaba ayırdığım vakit epey güzel geçti.

SPOİLER İÇERİR!!!
Kitabın konusuna geçecek olursak genç memur Baron isimli beyimizin tatil için gittiği otelde kendisini boş işlerle oyalamak istemesinden ötürü (çok arkadaş canlısı da) partner aramasıyla başlar. Daha sonrasında ise bilindiği üzere avcı avının kokusunu alır ve av başlar. Mathilde isimli olgun bayanı tavlayabilmek için ona giden yoldaki kapıyı açmaya yarayan kilidi elde etmiştir. Bilin bakalım o kilit kim? Edgar isimli erkeklik ile çocukluk arasında sıkışıp kalan utangaç kardeşimizdir. Bu büyükler tam anlamıyla onu bildiği yoldan çıkarıp pis işlerine alet etmek istemişlerdir. Evet tam olarakta bu... Onun masumluğundan, çocuk görünümünden yararlanıp, kendi istediklerini yapabileceklerini sanarlar. Ama öyle midir sizce? Çocukları kandırmak gerçekten çok kolay mıdır? Bence değildir. Hele ki şimdiki çocuklar bazı "olgun" insanlarımızdan bile daha zeki olabiliyorlar. Bunun güzel örneğini Edgar'ın ağzından okuyoruz zaten. Okuyun Edgar'ın, annesi ve en yakın dostu sandığı Baron kişisinden çok daha zeki, olayları kavrabilme yeteneği olduğunu görürsünüz...

"O kadar masumdu ki aklına şüphelenmek bile gelmiyordu." İşte bu sırada çocukluktan çıkıp olgunluğa attığı küçük adımları görebilirsiniz. Edgar bu sırada güvensizlik ve nefret duygularını en yoğun şekilde tatmıştır. Onu eğiten annesi değildir onlara duyduğu nefretin kendisidir. Bu kısacık kitabı cümlelerimle ne uzun hale getirdim farkındayım ama kitabın kısa olması söyleyecek çok şeyim olduğu gerçeğiyle aynı durumda. Demem o ki efendim çocuklar masumdur ve iş onları eğiten anne babada biter.
"Sözler ve kelimeler artık sabun köpüğü gibiydi; en ufacık rüzgârda yok oluyorlardı." çok kolayca söylediğimiz yalanları gören çocukların bize nasıl acıdıklarının farkına varalım. Daha sonra ise etrafımızdaki kötü insanlara bakmadan, başkalarını eleştirmeden önce kendimizi düzeltelim, iyi anne-baba, iyi insan haline gelelim ki kendimize tuttuğumuz aynanın gelecek nesiller için de yararını görelim diyip sonlandırıyorum. Kitabı benim kadar beğenmeyen olmuştur tabii ki ama ben beğendim okumanızı tavsiye ederim.
Bir Zweig kitabı daha.
Baron; yakışıklı ve çapkın biri. Tatil için bir otele yerleşir. Vakit geçirebileceği bir kadın arar, ve bulur. Bu kadın, kitabın ana karakteri olan on iki yaşındaki Edgar' ın annesidir. Baron; Edgar'la çok iyi bir arkadaşlık kurar. Çocukta tüm kalbiyle Baron'a bağlanır, sevmeye başlar. Bu arkadaşlığa kendisini alıştırıyor ve bu arkadaşlığı annesi yüzünden kaybetme korkusu yaşıyor. Kitap, küçük Edgar'ın, Baron'u tanıdığından beri başına gelen olaylarını, içine düşen şüphelerini, kendine nasıl hükmedebildiğini anlatıyor.
Kitabın anlatmak istediği; yetişkin bireylerin, çocukların üzerinde nasıl bir etki yarattığı. Çocuklara olan bakış açınızı değiştirebilecek bir kitap. Herkese tavsiye ederim.
Çocuklara geleceğin yetişkin bireyleri olarak bakmayı çoğu zaman göz ardı ederiz.
Yaşça büyük olmamız onların karşısında bir üstünlük göstergesiymiş gibi davranırız.
Oysaki çocukların yaşama dönük merak dolu bakışlarında pek çok sır gizlidir. Bizlerin fark edemediği pek çok şeyi, parlak zihinleriyle çabucak kavrayıverirler.


Zweig, "Yakıcı Sır"da, etrafındaki yetişkinlerin yalanları ve oyunlarıyla şaşkına dönmüş bir çocuğun bakış açısıyla, dünyaya bir çocuk gözüyle ve saflığıyla bakmamızı sağlıyor.
Büyüklerin ihtirasları, yalanları, karanlık sırlarıyla tanışmamış bu tertemiz çocuk dünyası ile kendimize eleştirel bir şekilde bakma imkânı buluyoruz.

Kitabı okurken Tolstoy'un bir sözünü anımsadım:
"Yapmacıklık, ne şekilde olursa olsun en akıllı, en sağgörülü adamı bile kandırabilir; ama yapmacıklık ne kadar büyük bir ustalıkla gizlenirse gizlensin en kıt anlayışlı çocuk bile onu anlar ve tiksinir." demiş Tolstoy.

Tertemiz birer sayfa olan çocukların yaşamlarında güzel izler bırakabilmek dileğiyle...


Herkese keyifli okumalar dilerim.
Kadim dostlarımız olan kitaplarla kalın... :)
Psikolojik tahlillerin, betimlemelerin yer aldığı eserlere ekstradan bir merakım ve ilgim var. Bu anlamda "Yakıcı Sır" son zamanlarda okuduklarım arasında büyük keyif aldığım kitaplardan biri oldu. Akıcı bir olay örgüsünü mükemmel betimlemelerle okuyucuya sunmak, şüphesiz Zweig'in hayran olduğum kaleminin hünerlerinden biri. Tatile gittiği yerde can sıkıntısından kurtulmak için kısa süreli bir flört yaşamak isteyen çapkın bir baronun otele on iki yaşındaki hasta oğluyla gelen bir kadını baştan çıkarmak için oğluna yanaşması, onu tanışmak için bir araç olarak kullanması sonrasında bunun farkına varan çocuğun içinde an be an büyüyen nefretinin etkisiyle bu ilişkiyi baltalamak için kendi dünyasında ürettiği çözümleri hayata geçirmesi ve bu süreçte karakterlerin değişen ruh halleri hikayenin konusunu oluşturuyor. Yazar tüm bunları, çocuğun dünyasından açılan bir pencereden bakma ayrıcalığıyla sunuyor bize. Kitabı, okumayı bitirdikten sonra içgüdüsel bir şekilde bir süre elimden bırakmadığımı farkettim. Bu davranışımı, kurgu ve tasvirlerin oluşturduğu gerçekliğe kendimi kaptırmış olup; kitabın kısa olması yüzünden o dünyadan beklediğimden erken ayrılmama bir tepki olarak yorumluyorum. Çocukların gözünden yetişkin davranışlarının, düşüncelerinin bu kadar açık ve net bir şekilde yansıtılması beni çok etkiledi. Çocukları; hiç bir şeyin farkında olmayan, yüzeysel düşünen, tek dertleri karın açlığı ve birkaç sevgi sözcüğü olan kişiler olarak gören zihniyete tokat gibi bir cevap niteliğinde. Okumalısınız bence.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yakıcı Sır
Baskı tarihi:
Eylül 2015
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053325536
Orijinal adı:
Brennendes Geheimnis
Çeviri:
İlknur İgan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Kısa bir tatil için Avusturya Alplerine giden bir baron, zamanını zararsız bir flörtle renklendirmenin yollarını aramaktadır. Kendine fazlasıyla güvenen ve gönül maceralarına her zaman açık olan bu müzmin kadın avcısı, kısa sürede kendisine bir av bulmakta hiç zorlanmayacaktır. Tanışıp yakınlaşmak istediği kadının on iki yaşındaki oğluyla ahbaplık kurarak işe koyulur. Yakıcı Sır annesini elde etmek isteyen bu narsist çapkın tarafından kullanılan bir çocuğun hikâyesidir aslında. Ne var ki, yetişkin dünyası bazen masum çocuklara büyüklere göründüğünden çok daha berrak görünmektedir… 
 

Kitabı okuyanlar 2.507 okur

  • Zafer Çimen
  • odea
  • Ufuk Güngör
  • Mehmet Çağdaş
  • Betül Akkaya
  • Eda GÜNDAY
  • Rojgül DEMİREL
  • Zuhal Akdağ
  • airemyildiz
  • Nisa Dağlı

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8.8
14-17 Yaş
%10.9
18-24 Yaş
%22.8
25-34 Yaş
%30.7
35-44 Yaş
%17.2
45-54 Yaş
%6.6
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%68.2
Erkek
%31.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%19.8 (186)
9
%19.5 (183)
8
%28 (263)
7
%15.4 (145)
6
%7 (66)
5
%3.2 (30)
4
%0.5 (5)
3
%0.3 (3)
2
%0.2 (2)
1
%0.1 (1)

Kitabın sıralamaları