Yakın Tarihin Gerçekleriİlber Ortaylı

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.935
Gösterim
Adı:
Yakın Tarihin Gerçekleri
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
256
ISBN:
9786050801606
Kitabın türü:
Yayınevi:
Timaş Yayınları
"Trablusgarp Savaşı'nda Türk komutanlar etrafı şaşırtacak derecede etkin örgütçü, eğitimci ve her şart altında savaşçı olduklarını gösterdiler."

"Balkan Savaşları'ndaki yenilgi; İngiltere ve Fransa'da Türk savaş gücü hakkında yanlış değerlendirmelere neden oldu. Bu yanılgıya Türkleri iyi tanıyan Almanya ve Avusturya kurmayları düşmedi."

"I. Dünya Savaşı'ndan sonra Türk toplumu kaosu ve yeni bir dünya savaşını değil, Milli Mücadele'yi tercih etmiştir."

"Osmanlı İmparatorluğu, milliyetçi akımlar sayesinde dağılan tek imparatorluk değildi; fakat ne Rusya, ne de Avusturya-Macaristan'da ulusalcı akımlar bu derecede aktif ve silahlı eyleme dönüşmüştü."

"İttihatçılar milliyetperver ve büyük ideallere sahiplerdi ama kendilerini değerlendiremeyen bir ekip olmaları onları başarısızlığa sürükledi."

"Tarih okumayan ve bilmeyen adam kendine göre bir sınır çiziyor. Mesela kolaylıkla 'Osmanlı'nın bizimle ne alakası var?' diyor. Bu çok vahim bir durum!"

"1918 yılında, mütarekenin en hazin vaktinde, millet her yerde direniyordu. Ama bu direnişlerin arasında koordinasyon yoktu. O eşgüdümü hangi politik deha sağlayacaktı? Ancak arkasında askerî bir başarı ve müspet intibaları olan bir komutan... Mustafa Kemal Atatürk..."

"1967'de bindiğimiz trendeki ihtiyar Araplar 'Ah nerede o Osmanlı!' diye yakınıyorlardı. Cevabı düşündürücüdür. Acaba o Osmanlı'yı kim kovaladı, bizimle beraber mi kovalandı; bilemiyoruz."

Türkiye'nin önde gelen tarihçilerinden İlber Ortaylı okurlarıyla yakın tarihin tartışmalı konularını ele alıyor: Balkanlarda İsyanlar, İttihat ve Terakki Partisi, Son Padişah Vahideddin ve Osmanlı'nın Son Günleri, Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet'in ilk Dev Atılımları, Anayasalar, Seçimler, Tek Parti Devri ve İkinci Dünya Yılları... Ortadoğu'nun Tarihi, Krallıkların Yükselişi ve Çöküşü, Baskıcı Liderler ve Oğulları, Kanayan Yara Filistin'in Geçmişi ve Geleceğine Dair Yorumlar... İstanbul'un Tarihi ve Kimliği, Sahipsiz İstanbul, Kültürel Mirasların Geleceği...

Yakın Tarihin Gerçekleri, 19 ve 20. yüzyıla dair tartışılan, gündemden düşmeyen konulara dair İlber Ortaylı'nın görüşlerini merak edenler için mutlaka okunması gereken bir kitap...
Trablusgarp savaşından, Balkanlardaki İsyanlardan,Son Padişah Vahdeddin ve Osmanlı'nın Son Günleri, Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet'in ilk Dev Atılımları, Tek Parti Devri ve İkinci Dünya savaşı Yılları, Ortadoğu'nun Tarihi, Kanayan Yara Filistin hakkında yorumlar.
Tarihi çok sevmem ve tarihe olan ilgime rağmen gayet sıkıcı bulduğum bir kitap. İlber hoca gerçekten yürüyen bir kütüphane ama kalemi maalesef benim okuyup feyz alacağım cinsten değil :((

Benzer kitaplar

Prof.Dr. İlber Ortaylı kitabında, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminden 1960'lı yıllara kadar olan dönemde ülkemizi ve yakın coğrafyamızı ilgilendiren savaşları, önemli gelişmeleri, dinsel ve kültürel etkileşimleri tüm açıklığıyla ortaya koymuştur. Sadece Türkiye ile ilgili değil, Balkanlardaki ayaklanmaları, İmparatorluğun çöküş sebeplerini, Ortadoğu ve Avrupa'daki gelişme ve etkileşimleri, Arapların yaklaşımlarını, Rusya ile ilişkilerimizi, Filistin devletinin nasıl ortaya çıktığını ve İsrail devletinden sonraki gelişmeleri, bu bölgenin dinamiklerini resmi tarih kitaplarında göremediğimiz bilgilerle güzel bir şekilde aktarmıştır. Son bölümde İstanbul'daki çarpık yapılaşmanın nasıl kültürel dezenformasyona sebebiyet verdiğini, önemli tarihsel yapıları nasıl gölgelediğini ifade ermiştir. Ayrıca duayen yazar son analizinde toplum olarak kitap okumayla ilgili sorunlarımızı tüm açıklığıyla ortaya koymuştur.Tabii ki daimi önderimiz Atatürk'ün de son yüzyılda Ortadoğu ve Avrupa'da tarihi akışı nasıl değiştirdiğini ayrı bir bölümde güzel bir şekilde aktarmıştır. Bu anlamda yakın tarihimize ışık tutan bu değerli kitabın kütüphanenizde yer almasının yararlı olacağı düşüncesindeyim...
İlber Ortaylı'nın okuduğum 2. kitabı bu,Türkiye Tarihi Seti'ni okumuştum.Aynı üslup soru cevap var ancak yarıya kadar.Zaten ikinci yarısında biraz daha keyifle okumaya başladım.Açıkcası çok şey beklediğim kitaptan hayal kırıklığına uğrayarak çıktım.Şüphesiz ülkemizin nadide tarihçilerinden ancak doyurmadı beni
Sanki biraz kendini durdurmuş İlber Hoca,ya da bilmiyorum benim muhalif tarafımı doyuramadı.Satır aralarından kendisi ile alakalı bilgiler yakaladım bunlar hoşuma gitti.Açıkcası Osmanlıya karşı bazı konularda ön yargılı olduğumu da bana gösterdi bu bana en büyük katkısı diyebilirim.
Atatürke diktatör dediğininde altını çizeyim.
(tartışma başlatmak için yazmadım.)
Şartlar gereği olduğundan da bahsediyor...En etkileyen kısım ise 2.Dünya Savaşı bölümündeki düşünceleriydi.İyi ki var İlber Hoca.
İlber Ortaylı hocanın okuduğum 4.Kitabıydı. Bugün tarih adına konuşan ve yazanların güvenilirlik veya objektiflik sorunu beni rahatsız ederken, benim için önemli olan bu manada İlber Hoca'yı gönül rahatlığıyla okuyabiliyor olmak, bu bana hem kendisini dinlediğimde hemde eserlerini okuduğumda büyük bir keyif veriyor. Kitabın ilk kısmı biraz yokuş çıkar gibi gitti, ama daha sonra karşılıklı sohbet havasında keyifle tarih yolculuğuna çıkabiliyorsunuz.
Genel olarak, bütün imparatorlukların çöküşü, Vahdettin ve son günleri, ülkeden ayrılışı,Cumhuriyet Osmanlının devamı mı, Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyetin kuruluşu, Kıbrıs, Ortadoğu, Filistin son olarak ise İstanbul' a yer veriyor.
Hasılı özellikle yakın tarih okumaları için istifade edilebilecek kıymetli bir eser.
Hafızayı tazelemek ve bazı ufak bilgi kırıntılarını da edinmek açısından okunmasinda fayda sağlayacak bir eser... Buna benzer bir kitabı daha vardı. O bölümleri tekrardan okumak biraz sıkıcı geldi bana. İlber Ortaylı okuyacaksaniz, bir kitabindan sonra başka kitaplar okuyup başka kitapları okunmalı. Ard arda okumak zor oluyor...
Ilk İlber Ortaylı kitabımı bitirdim. Başlangıçta çok keyifli olmasa da ( ki bunda bazı yorumlarında etkisi var diye düşünüyorum) kitap ilerledikçe hoşuma gitti. O yüzden daha önce hiç ilber hoca kitabı okumadıysanız pes etmeyin. Kitabın dili konusunda çok beklenti içinde olmak sanırım hocaya haksızlık olur neticede gerçek bir yazar üslubu yok ama verdiği bilgiler çok güzel. Tarihi seviyorsanız eminim çok seveceksiniz.
Benim naçizane tek bildiğim kusur yabancı terimlerin fazlalığı oldu. Özellikle tercih edilmiş gibi geldi bana. Ama her şeye rağmen okuyun derim. Hocamın diğer kitaplarını da listeme ekleyeceğim.
Zaten bilinen olayları özet niteliğinde size sunan kitap. Aslında kitap demekte yanlış olur bir çeşit taslak sanki basımdan önce hazırlanma sürecine girilmemişte direk basılmış gibi. Yakın Tarihin Gerçekleri diyince insan ayrıntı ve bilmediği şeyleri arıyor ama yok. Tarihle ilgilenen arkadaşlar yeni bir şeyler öğrenmek amacıyla okumak isterlerse bu kitabı okumamalarını tavsiye ederim içeriği pek zengin değildi.
Anlatılanlar güzel.bilgi açısından yararlı bir kitap olsa da içinde çok fazla eski kelimeler veya anlamını bilmediğimiz kelimeler geçiyor.Bu yüzden anlamakta zorlanılabilir.Ama yinede anlatığı ve verdiği bilgiler doğrultusunda güzel bir kitap.
İlber Ortaylı'nın 2013 yılında yayımlanmış olan kitabı Yakın Tarihin Gerçekleri isminden de anlaşılacağı üzere Türkiye'nin son yüz yılına ışık tutuyor. Bazen köşe yazılarının derlendiği bazense röportaj şeklinde yazıların olduğu bir kitap Ayrıca kitabın ilk bölümü Türkiye'nin son yüz yılına bakarken, nispeten daha kısa olan ikinci bölümde Ortadoğu Tarihi, üçüncü bölümde ise İstanbul üzerine fikirler yer alıyor. Hocanın akademisyen kimliğine ve engin bilgisine uygun cümlelerle karşılaşıyoruz. Ortaylı okurları için ideal bir kitap
Tarihi birde bu kitaptan okuyun derim . İlber hoca çok yoğun bilgi veriyor bu kitapta. Başınız ağrıya bilir . Keyif alarak başınız ağrıyacak. Yaşanılan gerekçeler de ki ince detaylar yine çok keyif veriyor.
BİZİM ÇOCUKLAR NEDEN OKUMAZ?
Okumayan bir toplumuz, sanatçımız, teknokratımız,
bürokratımız, hekimimiz, yargıcımız, öğretmenimiz, işadamımız,
askerimiz, sivilimiz, dahası bilginlerimiz ve de
maalesef öğrencilerimiz hep az okuyor. Üniversitede önerdiğim
en kısa makaleleri bile öğrenci çoğunluğu tarafından
pek iltifat görmediğini söyleyebilirim.
Üniversite koridorlarında boş gezinen ve çene çalan öğrenci
kalabalığı, sınırı Balkanlarda başlayan manzaradır zaten.
Öğrencilerin kitap okuma alışkanlığı yoktu, kitabı kullanmayı
da pek bilmiyorlardı. Bir konuyu veya deyimi aramak
için, kitabın indeksine bakıp ilgili sayfayı bulmak ve gerekli
bilgiyi edinmek, açık kitap sınavlarında bile beceremedikleri
bir işti. Çoğun kalabalıkça bir sınıfta klasiklerle ilgili sorular
cevapsız kalıyordu. Niçin okumuyorsunuz sorusuna, “kitap
pahalılığı, vakit yokluğu veya iyi beslenememe, gürültülü yurt
ve yatakhane” gibi yürek parçalayıcı cevaplar da veriliyordu.
Bu sorunların çözülemediği ve çözümü için herkesin politik
tercihini yapması, konuya birinci derecede ilgi duyması gerektiği
malum. Ama doğrusu bu sızlanmaların hiçbir zaman soruma cevap olmadığım ve yüreğimi parçalamadığını da
belirtmeliyim. 19. asır üniversitelerinin okuyan öğrencileri,
Viyanacla, Paris’te, St. Petersburg’da açlık ve soğukla
boğuşarak kitap karıştırıyordu. Dahası var, Auschvvitz’de,
Dachau’da bile insanlar son günlerine kadar bulabildiklerini
okumuşlar, kâğıda duvara resimler yapmışlardı. Okumak
başka bir alışkanlık, zenginlikle, demokrasiyle, dinle doğrudan
ilgisi olduğunu da sanmıyorum. Bir toplumda okumak
veya okumamak illeti tek yanlı, tek boyutlu açıklamalarla
anlaşılacak bir sosyo-kültürel olgu değil.
“İnsanlarımız öğrenmeye üşeniyor” diye yakınmak da
açıklayıcı değil. Öğrenme isteği, okumak için gerekli ama
yeterli olmayan bir ön şart. İnsanlar öğrenmek ister kuşkusuz,
ama neyi nasıl öğrenmek ister. Yeniçağ insanının öğrenme
isteği günlük dedikodu ve rivayetin ötesine uzandı. Sözlü
kültür öğrenme düzeni için artık yeterli değil, ama bazı toplumlar
henüz bu aşamanın ötesine geçemedi.
Dinin okumayı değil, din adamlarının anlattıklarını ezberlemeyi
buyurduğu veya teşvik ettiği söylenegelir. Ancak,
böyle bir gerçek sadece İslam dini için değil her dinin örgütlenme
ve eğitme tarzı içinde geçerlidir. Okumanın yayılması
ve farklı düşünceleri beslemeye başlaması, Hıristiyanlık, Judaizm
veya herhangi bir dinin toplumdaki kontrolünü, bireyin
ruhunda değilse bile eğitiminde ve düşüncesindeki yerini ve
hükmünü kaybetmeye başlamasına paralel olarak gelişmiştir.
Geleneksel toplum demek bir bakıma okuyan ve kaydeden
değil, fazla düşünmeden ezberleyerek öğrenen ve nakleden,
sözlü kültür geleneğine sahip bireylerin oluşturduğu bir toplum
demektir. Bizim kültür tarihimizin sloganlarından biri,matbaayı yobazların kurdurmadığıdır. Ne var ki Türkiye’de
matbaa yobazlara rağmen 18. asır başlarında kurulduktan
sonra da bir yüzyıl boyu basılan kitap sayısı ne Avrupa ne de
Rusya’nın basım tarihi ürünleriyle karşılaştırılamayacak bir
sayı ve nitelik fakirliği içindedir. 19. yüzyılda da bu sayı üç beş
bin civarında kalmıştır (kanun metinleri, askeri talimname
ders kitabı, standart dini metinler de dahil). Sayı ancak 20.
asır başında 35-40 bini bulmuştur. Osmanlıca kitap mirası
budur. Eğer Osmanlı -Türk toplumunda 16-17’nci asırlarda
beş on bin kadar kitap düşkünü olsa, yobazlar matbaaya izin
vermese de her şeyin ticaretini yapan Venedikliler istenen
ve aranan kitapları Venedik’te bastırır ve getirip satarlardı.
Türk niye az okurdu? Aslında bu az okuma bütün Osmanh
kavimlerinin ortak illetiydi. En belirgin gösterge, geçmiş
yüzyıllardaki çocuk edebiyatının fakirliğidir. Bugün de öyle.
Bizde dişe dokunur çocuk hikâyeleri ve okuma kitaplarının
bir nebze yaygınlaşması İkinci Meşrutiyeti döneminde pedagogların
çabaları sonucundur. Çocuk edebiyatının basım
hayatında önemli yeri olması gibi bir olgunun üç yüz yıl
öncesine uzandığı Avrupa’ya göre önemli bir noksandır bu...
Osmanlı Türk toplumu, kurumlaşmış bir aristokrasinin,
oturmuş bir intellijensiyanın bulunmadığı bir toplumdu,
bugün de durum daha değişik değil. Bugün olduğu gibi o gün
de herkes oğlunu okutmak(!) merakındaydı. Ama okumak ve
okutmak ne demekti? Çocuk nasıl ve niçin okutulur, sorusuna
düşünceli ve farklı cevap pek yoktu. Okumak: Diploma
(icazet), imtiyaz ve mevki sağlamak demekti. Okumanın
gerçek sonuçlarını bilseler, bu kadar okuma lafı etmeye çekinirlerdi
belki de. 19. asırda okuyanların eski okuyanlardan farklılaştığı görüldü. Aydınlanıp kafa tutmaya başladılar. Ama
boyuna mektep açan devlet, mektebi ve ilmi, teknik bilgiyi
haydi çok çok doğabilim olarak anlatmaktan öte gidememişti.
Ailede çocuk okutmak demek, ailedeki okumuş üyelerin,
ebeveyninin katkısından çok, çocuğa çarşıdan cepken
almak gibisinden bir sorumluluktu. Osmanlı toplumunda
çocuk okutan baba imajı için Yahya Kemal’in “çocukluk
anıları”ndaki çizgileri kullanmak açıklayıcı olacaktır sanırım.
Şair çocukken Üsküp’te, önce ilkel bir okula yollanır. Zaman
geçer bir şey öğrenemez. Okul değiştirilir ve bir süre sonra
okumayı söker. Çocuğun artık okumaya başladığı, akşam
babaya söylenir. Babası Küçük Yahya Kemal’in okumasını
şöyle bir sınar; sonuç olumludur, baba pek keyiflenir, o akşam
daha fazla rakı içer. Aynı ilişkiye Yeniçağ Avrupa’sında
göz atalım, müzisyense çocuğuna saatler boyu ders veren,
okuryazarsa her gün saatler boyu kitap okutan, Odysseus ve
İliada’yı anlatan, dindarsa İncil okutup, menkıbeler nakleden
orta sınıf Avrupalı baba tipinden farklı bir tiptir yukarda
çizilen baba tipi. Bürokrasinin, yönetici zengin tabakanın
kendi içinde hızlı devinim geçirdiği, yani bir kuşak içinde
yoktan varolup zirveye tırmanan, ertesi kuşaklarda da tepetaklak
olduğu; Diplomalıların Rönesans anlamında entelektüel
olmadığı bir toplumda, çocuğun ailedeki eğitimi zayıf
kalmış; okula terkedilmiştir. Oysa bireyin okuma alışkanlığı
büyük ölçüde çocuklukta ailede verilen eğitimin sonucudur.
Osmanlı ailesinde çocuğun eğitimi, okuma yazma bilmeyen
anaların, nenelerin, dadıların aktardığı sözlü kültüre, çok
çok menkıbe, masal anlatımına ve basit dini bilgiye dayanır.
Sonuç olarak, toplumumuzda okuma, yabancı dil öğrenmek,
eleştirici bir dünya görüşüne yönelmek ve çevreyi incelemek bilincinin elde edilmesi olarak anlaşılmamıştır,
halen de anlaşılmıyor. Kuşaktan kuşağa aydın olarak kurumlaşan
bir sınıfımız yok. Bu toplum, çocuklarını okuyarak
büyüten ve çocuk okumaya yönelik bir edebiyatı yaratabilen
bir toplum değil. Litteras denen yazılı kültürün, okumaya
dayanan eğitimin verilemediği bir toplumda, hiç kimse “bu
asır başka asırdır” diye bilgisayarların mucizeler yaratmasını
beklemesin. Aslında böyle bir gelişme çürük temele gökdelen
dikmek gibisinden garip ve tamiri mümkün olmayan
sonuçlar da yaratabilir.
Daha 1918 yılında, mütarekenin en hazin vaktinde, Trakya ve İzmir'de Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kurulmuştu. Millet her yerde direniyordu. Ama bu direnişlerin arasında koordinasyon, yani eşgüdüm yoktu. O eşgüdümü hangi politik deha sağlayacaktı. Ancak arkasında askeri bir başarı ve müspet intibaları olan bir komutan...Mustafa Kemal ATATÜRK!
İkinci Dünya Savaşı’nın en belirgin görüntüsü, daha doğrusu zihinlerdeki kalıntısı, tonlarla bombanın neden olduğu harabeler değildir; toplama kamplarındaki cesetler veya Rusya steplerinde sürüklenen sivil esirler arasında kucağında çocuğuyla kurşunlanan analardır.
Dünyanın yeni düzeni; yeni rekabetler ve yeni kinler yarattı. Ama kimse isteklerini kabul ettirmek için savaşa cesaret edemiyordu. Avrupa'nın küçük adamı savaşın ne olduğunu anladı, kimse onun savaşçılığına artık güvenemezdi… Ama başkalarının savaşmasına karşı gereken hassasiyeti göstermediği gibi savaş endüstrisinden geçinmeye de itirazı yoktu.
Nufusun yüzde 30'u köylü olsa bu hangi modernliğe engel?
Türkiye'nin sorunu köy ve köylülük değil; kasabadır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yakın Tarihin Gerçekleri
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
256
ISBN:
9786050801606
Kitabın türü:
Yayınevi:
Timaş Yayınları
"Trablusgarp Savaşı'nda Türk komutanlar etrafı şaşırtacak derecede etkin örgütçü, eğitimci ve her şart altında savaşçı olduklarını gösterdiler."

"Balkan Savaşları'ndaki yenilgi; İngiltere ve Fransa'da Türk savaş gücü hakkında yanlış değerlendirmelere neden oldu. Bu yanılgıya Türkleri iyi tanıyan Almanya ve Avusturya kurmayları düşmedi."

"I. Dünya Savaşı'ndan sonra Türk toplumu kaosu ve yeni bir dünya savaşını değil, Milli Mücadele'yi tercih etmiştir."

"Osmanlı İmparatorluğu, milliyetçi akımlar sayesinde dağılan tek imparatorluk değildi; fakat ne Rusya, ne de Avusturya-Macaristan'da ulusalcı akımlar bu derecede aktif ve silahlı eyleme dönüşmüştü."

"İttihatçılar milliyetperver ve büyük ideallere sahiplerdi ama kendilerini değerlendiremeyen bir ekip olmaları onları başarısızlığa sürükledi."

"Tarih okumayan ve bilmeyen adam kendine göre bir sınır çiziyor. Mesela kolaylıkla 'Osmanlı'nın bizimle ne alakası var?' diyor. Bu çok vahim bir durum!"

"1918 yılında, mütarekenin en hazin vaktinde, millet her yerde direniyordu. Ama bu direnişlerin arasında koordinasyon yoktu. O eşgüdümü hangi politik deha sağlayacaktı? Ancak arkasında askerî bir başarı ve müspet intibaları olan bir komutan... Mustafa Kemal Atatürk..."

"1967'de bindiğimiz trendeki ihtiyar Araplar 'Ah nerede o Osmanlı!' diye yakınıyorlardı. Cevabı düşündürücüdür. Acaba o Osmanlı'yı kim kovaladı, bizimle beraber mi kovalandı; bilemiyoruz."

Türkiye'nin önde gelen tarihçilerinden İlber Ortaylı okurlarıyla yakın tarihin tartışmalı konularını ele alıyor: Balkanlarda İsyanlar, İttihat ve Terakki Partisi, Son Padişah Vahideddin ve Osmanlı'nın Son Günleri, Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet'in ilk Dev Atılımları, Anayasalar, Seçimler, Tek Parti Devri ve İkinci Dünya Yılları... Ortadoğu'nun Tarihi, Krallıkların Yükselişi ve Çöküşü, Baskıcı Liderler ve Oğulları, Kanayan Yara Filistin'in Geçmişi ve Geleceğine Dair Yorumlar... İstanbul'un Tarihi ve Kimliği, Sahipsiz İstanbul, Kültürel Mirasların Geleceği...

Yakın Tarihin Gerçekleri, 19 ve 20. yüzyıla dair tartışılan, gündemden düşmeyen konulara dair İlber Ortaylı'nın görüşlerini merak edenler için mutlaka okunması gereken bir kitap...

Kitabı okuyanlar 204 okur

  • Nuh Kuplay
  • Dilek
  • Naim Talu
  • Cumali Subaşı
  • Kübra Nur BEK
  • Muharrem Akarsu
  • Meltem Özdemir
  • Kuleli 130
  • Antimilitarist Asker
  • Veli Altınkaya

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.6
14-17 Yaş
%9.2
18-24 Yaş
%27.6
25-34 Yaş
%21.1
35-44 Yaş
%27.6
45-54 Yaş
%9.2
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%1.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%33.9
Erkek
%66.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%20 (14)
9
%22.9 (16)
8
%18.6 (13)
7
%22.9 (16)
6
%10 (7)
5
%1.4 (1)
4
%2.9 (2)
3
%0
2
%0
1
%1.4 (1)

Kitabın sıralamaları