Adı:
Yaklaşan İsyan
Baskı tarihi:
Şubat 2012
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755705552
Orijinal adı:
L'insurrection qui vient
Çeviri:
R. Işık Güngör
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
"Son otuz yılın 'krizler'le geçmesine, işsiz kitlelere ve iyiden iyiye yavaşlayan büyümeye rağmen hâlâ ekonomiye inanmamızı bekliyorlar. Ekonominin krizde olmadığını, ekonominin kendisinin bir kriz olduğunu artık görmemiz gerek..".

Dünyanın üzerinde bir hayalet dolaşıyor: Paris ve Londra banliyöleri, Atina sokakları, Puerta del Sol ve Tahrir meydanları, "ekonominin kalbi" Wall Street... Yaklaşan İsyan, hepsini birleştiren ruhun manifestosu. "Demokratik" Fransa'da bir terör davasının "kanıtı" olarak sunulan bu kitap, çürüyen "medeniyetimizi", yaşadığımız yabancılaşmayı ve devrim ihtiyacını yedi halkada ele alıyor: Benlik, sosyal ilişkiler, iş ve çalışma, ekonomi, kent, çevre ve medeniyet.

Yaklaşan İsyan, ekonomistlerin, politikacıların, sosyologların, psikologların, 'önderlerin', 'akil adamların', 'kamuoyunun' ve hatta alternatif olma iddiasındaki 'sol geleneklerin' ne olup bittiğine dair geveleyip durdukları ezberleri bozarken, hepsinden daha parlak tespitleriyle çağımızın hakiki bir resmini sunuyor. Bilindik şeyleri duymaktan sıkılanlar Görünmez Komite'ye kulak vermeli...


11 Kasım 2008 gecesi Fransız polisi Tarnac köyünde kurulmuş bir komüne helikopterler ve köpekler eşliğinde bir baskın düzenleyerek komünde bulunanları yataklarından sürükleyerek gözaltına aldı. İçlerinden dokuzu "terör amaçlı suç örgütü kurdukları" iddiasıyla tutuklandı. " Daha sonra Tarnac Dokuzlusu olarak isimlendirilen grup, 7 Kasım gecesi hızlı tren rayları sisteminin işletim merkezine düzenlenen ve nükleer enerji çöpü transferi de yapılan bu rayları kullanılmaz hale getiren sabotaj eylemini gerçekleştirmekle suçlanıyordu. Haklarında delil olmayan sekiz kişi kısa aralıklarla salınırken, 'Yaklaşan İsyan'ı yazmakla da suçlanan Julien Coupat, 2009 Mayıs'ına kadar tutuklu kaldı. İsim vermeyen ve kendilerini Görünmez Komite olarak adlandıran yazarların kaleme aldığı broşürün yayıncısı Eric Hazan da daha sonra "terörist faaliyetler" nedeniyle gözaltına alındı ve sorgulandı. Fransa'nın yanı sıra İspanya, ABD ve Yunanistan gibi başka ülkelerde de Tarnac Dokuzlusu'na destek grupları kurulurken, broşür de tüm Avrupa dillerine çevrildi ve büyük ilgi gördü.
Dikkat spoiler içerir.
2008 yılında Fransa hızlı tren kazasında suçlu olarak görüle 9 adamın mahkemedeki savunması ve Fransız halkı özelinde insanların genelinde yaptığı tespitlerden oluşan bir kitap. İnsanların nasıl bir tüketim toplumu olduğuna dair, kişiliklerini kaybettiklerine, işe karşı olup iş aramalarına, yemek kültürüne kadar her şeyin değişmesi ve dejenere olmasından bahseden bu kitap, aslında Türk, Kürt, Fransız, Alman demeden hepimizin aynı olduğunu kafamıza çekiç gibi vuruyor. Amin Maalouf'jun Ölümcül Kimlikler'ine benzeyen bu kitap keyifle bir soluktan okunan bir kitap.
"Neysem oyum." Bedenim bana ait. Ben benim, sen de sen ama yanlış giden bir şeyler var. Kitlesel kişiselleşme. Bütün koşulların bireyselleşmesi; hayatın, işin ve de sefaletin. Yaygın şizofreni. Azmış depresyon. Ufacık paranoyak parçalar halinde atomlaşma. Temasın histeriye yol açması. Kendim olmak istedikçe daha büyük bir boşluk hissediyorum. Kendimi ifade ettikçe içim daha da boşalıyor. Kendi peşimden koşdukça daha da yorgun düşüyorum. Kendi'mize sıkıcı bir gişe filmi muamelesi yapıyoruz.
Orta yerinde yaşadığımız bu yabancılar kalabalığını "toplum" diye nitelendirmek kavramı öyle bir gasp etmektir ki bir asırdır ekmek ve su kadar ihtiyaç duydukları halde sosyologlar bile artık kullanıp kullanmamakta tereddüt ettikleri bu kavramı gasp etmektedir. Şimdilerde sanal yalnızlıklar arasındaki ilişkiyi ve de "mesai arkadaşı", "bağlantı", "ahbap", "tanıdık" veya "flört" gibi başlıklar altında kurulan zayıf etkileşim biçimlerini tanımlamak için "ağ" imgesini tercih ediyorlar. Bu tür ağlar kimi zaman iyice sıkışıyor, kodların dışında hiçbir şeyin paylaşılmadığı ve sürekli yenileri oluşturulan yeni kimliklerin tüketilmesi dışında hiçbir bir şeyin yapılmadığı 'ortamlar' haline geliyor.
Bugün Batı, M1 Abrams tanklarının üstünde son ses heavy metal dinleyerek Felluce 'yi vuran Amerikan askeridir. O, Moğol ovalarında kaybolmuş, herkesin kafa bulduğu, kredi kartına cankurtaran halatıymışcasına sarılan bir turisttir. O, Go oyununa iman etmiş bir CEO' dur. Mutluluğu giysilerde, erkeklerde ve nemlendirici kremlerde arayan genç kızdır. Dünyadaki bütün asilerle dayanışma göstermek için -ama yenilmiş olmak kaydıyla- yeryüzünün dört bir yanına seyahat eden İsveçli insan hakları aktivistidir. Cinsen özgürlüğü olduğu sürece politik özgürlüğe değer vermeyen bir İspanyol' dur. Gerçeküstücülükten Viennese Actionism' e kadar medeniyetin yüzüne en iyi kimin tükürebileceğini görmek için yarışan sanatçılar yüzyılının "modern dahisi" önünde huşu duymamızı isteyen bir sanat aşığıdır. Budizm' de gerçekçi bir bilinç teorisi bulmuş bir sibernetikçi ve Hindu metafiziğiyle amatör düzeyde uğraşmanın yeni bilimsel keşiflere ilham vereceğine inanan bir kuantum fizikçisidir.
Çevrebilim/ekoloji sözcüğü olmasaydı, biri zenginlere ve zengin çocuklarına yönelik "sağlıklı ve organik", diğeri avam tabakasına ve onların obeziteye mahkum çocuklarına yönelik herkesin toksik olduğunu bildiği iki farklı beslenme biçimine nasıl bir gerekçe gösterebilirdik?
"Çevre felaketi" yok. Felaket çevrenin kendisi. Çevre, her şeyini kaybetmiş insana kalan tek şey. Onların, yani mahallelerde, sokakta, vadide, savaş bölgesinde veya bir atölyede yaşayanların bir "çevre"si yoktur. Çeşitli varlıklarla, tehlikelerle, arkadaşlarla, düşmanlarla, hayat ve ölümle, her türden varouş biçimiyle dolu bir dünyada yaşamaya devam ederler. Böyle bir dünya, bizi eşya ve mekânla bütünleştiren bağların yoğunluğu ve niteliğine göre farklılaşan bir öze sahiptir. Bir tek bizler, yani son mülksüzleştirmenin son çocukları, ahir zaman sürgünleriyiz. Beton yığınları içinde dünyaya gelmiş, meyvelerini süpermarketlerden satın alıp televizyonlardan dünyanın yansımasını seyreden bir tek bizlerin çevresi var. Sanki basit bir dekor değişimiymişçesine, felaketin iyice ilerlemesi karşısında infiale kapılıp sabırla ansiklopedisini oluşturan ve de ken imhasına tanıklık eden de bir tek bizleriz.
Dükkanını mahkeme kararıyla tahliye etmek zorunda kalıp çaresizlikten çekiciyle kendi kendini dövüp testeresiyle kendisini kesmeye kalkan bir marangoz örneğindeki gibi. İş görüşmelerinde gülümsemeye çalışan, çekiciliklerini artırmak için dişlerini beyazlatan, şirket ruhunu geliştirmek için gece kulüplerine giden, kariyerini ilerletmek için İngilizce öğrenen, merdivenleri hızla tırmanmak için boşanan veya evlenen, "çatışmaları yönetme" becerilerini geliştirmek için liderlik ve "kişisel gelişim" kursları alan nice genç var.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yaklaşan İsyan
Baskı tarihi:
Şubat 2012
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755705552
Orijinal adı:
L'insurrection qui vient
Çeviri:
R. Işık Güngör
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
"Son otuz yılın 'krizler'le geçmesine, işsiz kitlelere ve iyiden iyiye yavaşlayan büyümeye rağmen hâlâ ekonomiye inanmamızı bekliyorlar. Ekonominin krizde olmadığını, ekonominin kendisinin bir kriz olduğunu artık görmemiz gerek..".

Dünyanın üzerinde bir hayalet dolaşıyor: Paris ve Londra banliyöleri, Atina sokakları, Puerta del Sol ve Tahrir meydanları, "ekonominin kalbi" Wall Street... Yaklaşan İsyan, hepsini birleştiren ruhun manifestosu. "Demokratik" Fransa'da bir terör davasının "kanıtı" olarak sunulan bu kitap, çürüyen "medeniyetimizi", yaşadığımız yabancılaşmayı ve devrim ihtiyacını yedi halkada ele alıyor: Benlik, sosyal ilişkiler, iş ve çalışma, ekonomi, kent, çevre ve medeniyet.

Yaklaşan İsyan, ekonomistlerin, politikacıların, sosyologların, psikologların, 'önderlerin', 'akil adamların', 'kamuoyunun' ve hatta alternatif olma iddiasındaki 'sol geleneklerin' ne olup bittiğine dair geveleyip durdukları ezberleri bozarken, hepsinden daha parlak tespitleriyle çağımızın hakiki bir resmini sunuyor. Bilindik şeyleri duymaktan sıkılanlar Görünmez Komite'ye kulak vermeli...


11 Kasım 2008 gecesi Fransız polisi Tarnac köyünde kurulmuş bir komüne helikopterler ve köpekler eşliğinde bir baskın düzenleyerek komünde bulunanları yataklarından sürükleyerek gözaltına aldı. İçlerinden dokuzu "terör amaçlı suç örgütü kurdukları" iddiasıyla tutuklandı. " Daha sonra Tarnac Dokuzlusu olarak isimlendirilen grup, 7 Kasım gecesi hızlı tren rayları sisteminin işletim merkezine düzenlenen ve nükleer enerji çöpü transferi de yapılan bu rayları kullanılmaz hale getiren sabotaj eylemini gerçekleştirmekle suçlanıyordu. Haklarında delil olmayan sekiz kişi kısa aralıklarla salınırken, 'Yaklaşan İsyan'ı yazmakla da suçlanan Julien Coupat, 2009 Mayıs'ına kadar tutuklu kaldı. İsim vermeyen ve kendilerini Görünmez Komite olarak adlandıran yazarların kaleme aldığı broşürün yayıncısı Eric Hazan da daha sonra "terörist faaliyetler" nedeniyle gözaltına alındı ve sorgulandı. Fransa'nın yanı sıra İspanya, ABD ve Yunanistan gibi başka ülkelerde de Tarnac Dokuzlusu'na destek grupları kurulurken, broşür de tüm Avrupa dillerine çevrildi ve büyük ilgi gördü.

Kitabı okuyanlar 7 okur

  • Serdar Poirot
  • Dilara Kara
  • gregor samsa
  • Bahadır Demirbaş
  • Samet
  • Celal Uslu
  • ceren

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%25 (1)
6
%75 (3)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0