Yalancılık Sanatı (Sanatçı Olarak Eleştirmen)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.089
Gösterim
Adı:
Yalancılık Sanatı
Alt başlık:
Sanatçı Olarak Eleştirmen
Baskı tarihi:
1 Ocak 2018
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756790526
Orijinal adı:
The Decay Of Lying
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Epos Yayınları
Baskılar:
Yalanın Yozlaşması
The Decay of Lying
Yalancılık Sanatı
“...Çağımız edebiyatının büyük çoğunluğuyla gülünç derecede sıradan kalmasının başlıca nedenlerinden birini, hiç kuşkusuz, bir sanat, bir bilim ve bir toplumsal zevk olarak yalancılığın gerilemesi oluşturuyor. Kadim tarihçiler lezzetli kurgularını bize olgu biçiminde sunmuşlardı, günümüz romancıları ise karşımıza kurgu kılığında sıkıcı olguları çıkarıyorlar...
...Şairin ince müziğinden tanındığı gibi, yalancı da zengin ritimli konuşmasından tanınabilir ve her iki durumda da anlık esinlenmeler yeterli değildir. Başka her şeyde olduğu gibi, bu iki sanatta da mükemmelliğe ulaşmak bol pratik yapmayı zorunlu kılar. Fakat bu modern çağımızda şiir yazma hünerinin mümkünse yasaklanmasını istetecek kadar ayağa düşmesine karşılık, yalancılık hünerinin neredeyse gözden çıkarıldığı görülüyor. Çoğu kez bir genç adam, hayata, anlayışlı ve cesaretlendirici bir ortam ya da iyi örnekleri taklit edebilme şansıyla beslense, gerçekten yüce ve harika şeylere dönüşebilecek doğal bir abartma yetisiyle atılıyor. Ama, kural olarak bu yeteneği harcanıp gidiyor...
...Ne abartacak cesarete ne romanslaştıracak dehaya sahip olanların yavan ve biteviye konuşmalarından bıkan, anıları daima hafızaya dayanan, anlatıları şaşmaz biçimde olabilirlikle sınırlı olan ve her zaman için ortalıkta dolaşan en sıradan dar kafalının doğrulamasına açık bulunan akıllı şahıslardan bezen toplum, er veya geç yitirdiği önderine, kültürlü ve hayranlık uyandıran yalancıya geri dönmelidir. Gün boyunca boşu boşuna serüven peşinde dolaşmak zahmetine bile girmeksizin, gün batımında bir araya toplanan göçebe mağara adamlarına Megatherium’u donuk akikten ininin mor karanlığından dışarı nasıl sürüklediğini, dev mamutu teke tek mücadelede öldürüp değerli dişlerini nasıl aldığını anlatan ilk kişinin kim olduğunu ne biz, ne de bilimleriyle öğünen çağdaş antropologlarımız söyleyebiliyoruz. Ama adı ne, ya da kendisi hangi ırktan olursa olsun, toplumsal ilişkilerin gerçek kurucusu o kişidir...
...İşin doğrusu, sıradan insanlar düşüncenin gerçekte ne olduğundan o kadar az anlar ki bir kuramın tehlikeli olduklarını söylediklerinde, o kuramı mahkûm ettiklerini sanırlar, oysa ki, gerçek entelektüel değere sahip olan kuramlar sadece bu tür kuramlardır. Tehlikeli olmayan bir fikre, fikir demeye değmez...”
180 syf.
·6/10 puan
"Nihayetinde iyi bir yalan nedir? Gayet basit kendi kendini ispat edendir."
Wilde bu eserinde sanatı esas alarak birçok konuya değinmiş ve derin anlamlar kullanmış. Genelde sohbet havasında ilerleyen bu kitabı okurken sıkılmamak için sanat eserlerine, akımlara, genel yazarlara ve kısmen siyasete hakim olmanız gerekir.
Sanatın temeline Hayat ve Edebiyatı koyan Wilde, radikal tezler sunarken diyalog halinde çatışma yaşatıyor. Şahsi fikrim göz gezdirip bir şans verilmesinden yana ama genel fikre çok yatkın bir kitap olduğunu söyleyemem..
180 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Gerçekten okuması zor bir kitaptı. Dorian Grayı'ı okuyan bilir sürekli Lord Henry'iye maruz kalmak çok sinir bozucu oluyor. Yanlış olarak nitelendirdiğin şeylerin baş tacı yapılması katlanılmaz. Bi de bunu en bilgili insan, bilgisine erişilemeyecek birisi yapınca can sıkıcılık katlanıyor(Bence Oscar Wilde egoist ve karakterleri de hep öyle oluyor.). Yalanın güzelliklerini göz önüne sererken eğitimsizliğin övülmesi, dürüstlüğü, doğruluğu aşağılaması… Bir yerde ters psikoloji yapıyor, bazı yerde yapıyor mu acaba diyorsun. Maskeleri, maskenin arkası gerçekten daha çok sevmesi bana çok bencilce geldi. Zaten onun amacı da bu insandaki kötü niyeti ortaya koymak. Sanırsam bu da beni bu adamı izlemeye sevk ediyor. Freud’u seviyorum; Oscar Wilde’ı, Otomatik Portakalı, Sinekler Tanrısını… sevmememi sağlayan şeyde bu sanırsam. İnsanın doğasındaki ama hep şeytana atfedilen kötülüğün olduğunu gösterdikleri için. Kötü olduğumu kabul etmek için değil bunu bilip de iyiye yönelmek için seviyorum. Savaşmamız gerek şeyi gösterdikleri için seviyorum. Kitapta bunu şöyle yorumluyor; her insan günaha meyillidir. Bunu bir kez kendine itiraf ettiğinde daha fazla günahın arkalara saklandığını görecek ve pişman olacaktır. İnsanın içindeki kötülüğe o kadar güzel tasvir ediyor ki anlatamam. Zaten çok iyi anladığımda söyleyemem çoğu şeyi kaçırdım. Yunan mitolojisini defalarca okumama rağmen buradaki her kişiye nerdeyse yabancı kaldım. Tarif edilmez bir entelektüelin kitabı. Sanat tarihi bilgisi istiyor, yunan mitoloji bilgisi istiyor, İngiliz edebiyatı bilgisi istiyor. Bu yüzden çoğu güzel tasvirin içine dalamadım, buğlu cam arkasından seyretmekle yetindim. Gerçekten bu kitabın içine girmek istiyorsanız sanat, edebiyat , yunan mitolojisi geçmişini bilmelisiniz.
Sanat, sanat için midir? Sanat, toplum için midir? Kitabın ana fikri; sanat, sanat içindir. Bunu öyle güzel kanıtlıyor ki bazen sanattan soğuyasınız geliyor. Sanat, sanat için olunca sanattan kimse bir şey ispatlamasını, ahlak dersi vermesini, yön göstermesini beklememelidir. Sanat görünmez güzellikleri görünür yapar. Hatta sanat hayata hayatın ona verdiğinden daha fazla yön veriyor. Bu yüzden bir sıkıntı da; sanatın ahlak kuralları altında şekillenmesidir. Ve bu da tarihi etkiler. Tarihi ahlak kurallarına uygun mükemmelleştirerek yazılması sanatı baltalamıştır. Kötü karakterlerde tarihin bir parçası, piyesin bir figürüdür. Onlarsız sahne alınamaz.
Bye Bye Türkçeyi okumuşsanız şahsen ben bitirmemiştim dilin ne kadar önemli olduğunu görmüşsünüzdür. Oscar Wilde da bunu vurguluyor. Dildeki kelimelerin sanatı desteklemesi gerekiyor. Şuan düşününce Türkçede sanatı eleştirecek günlük kelimeler dışında çok az kelime var.
Gelişim için eleştiri gerek. Eğer yeniler bir öncekini eleştirmezse yeniler de öncekilerin kopyası oluru. Bu da yaratıcılık değil taklittir, diyor yazarımız. Yaratıcılık ve eleştiriyi karşılaştırıyor ve eleştiri açık fark önde gidiyor.
Hayatın bir fiyasko olduğunu, hayatı mükemmelleştiren şeyin sanat olduğunu söylüyor. Aslında bir yandan haklı bir yandan değil. Dizlere sanat gözüyle bakarsak yaşamamız gerek duyguları orada yaşadığımızdan duygusuz moronlara dönüşüyoruz. Aşkın en tatlı haliyle deliliğe giden hayatlarını dizlerden yaşıyor, tehlikelere intikamlara koşuyoruz. Sokakta dövülen bir kadını koruyacak gücü gösteremezken dizilerde dünyaları kurtarıyoruz. Ama dünyanın en güzel manzarasını bize sanat sunuyor. Gidemediğimiz değil içinde olduğumuz ama göremediklerimiz bize gösteriyor. Tatmadığımız belki de tadamayacaklarımıza ortak ediyor bizi.
Eğitimcileri eleştirdiği bir yer var; bir yerde hak verip bir yerde kendisini bir kaşık suda boğmak istediğim yer. Eğitimciler insanlara bir şeyleri öğretirken (ezberletirken) kendilerini geliştirecek zamanı olmaz bu yüzden eğitimci olmak mı düşman başına…
Konuyu toparlarsak sinirleriniz sağlamsa, entelektüel açıdan da eh diyorsanız okuyun yoksa kendinize de zamanınıza da yazık edersiniz. Ben her yerini çizerek okudum anlayabildiğim kadarıyla sevdim ve bakış açımı bazı konularda değiştirdim diyebilirim.
''Eleştirinin olmadığı bir çağ ya sanatın kıpırtısız durduğu, papaz sınıfına ait, katı kurallarla sınırlandırılmış belli biçimdeki eserlerin kopyalandığı bir çağdır ya da içinde hiç sanat barındırmayan bir çağdır.''

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yalancılık Sanatı
Alt başlık:
Sanatçı Olarak Eleştirmen
Baskı tarihi:
1 Ocak 2018
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756790526
Orijinal adı:
The Decay Of Lying
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Epos Yayınları
Baskılar:
Yalanın Yozlaşması
The Decay of Lying
Yalancılık Sanatı
“...Çağımız edebiyatının büyük çoğunluğuyla gülünç derecede sıradan kalmasının başlıca nedenlerinden birini, hiç kuşkusuz, bir sanat, bir bilim ve bir toplumsal zevk olarak yalancılığın gerilemesi oluşturuyor. Kadim tarihçiler lezzetli kurgularını bize olgu biçiminde sunmuşlardı, günümüz romancıları ise karşımıza kurgu kılığında sıkıcı olguları çıkarıyorlar...
...Şairin ince müziğinden tanındığı gibi, yalancı da zengin ritimli konuşmasından tanınabilir ve her iki durumda da anlık esinlenmeler yeterli değildir. Başka her şeyde olduğu gibi, bu iki sanatta da mükemmelliğe ulaşmak bol pratik yapmayı zorunlu kılar. Fakat bu modern çağımızda şiir yazma hünerinin mümkünse yasaklanmasını istetecek kadar ayağa düşmesine karşılık, yalancılık hünerinin neredeyse gözden çıkarıldığı görülüyor. Çoğu kez bir genç adam, hayata, anlayışlı ve cesaretlendirici bir ortam ya da iyi örnekleri taklit edebilme şansıyla beslense, gerçekten yüce ve harika şeylere dönüşebilecek doğal bir abartma yetisiyle atılıyor. Ama, kural olarak bu yeteneği harcanıp gidiyor...
...Ne abartacak cesarete ne romanslaştıracak dehaya sahip olanların yavan ve biteviye konuşmalarından bıkan, anıları daima hafızaya dayanan, anlatıları şaşmaz biçimde olabilirlikle sınırlı olan ve her zaman için ortalıkta dolaşan en sıradan dar kafalının doğrulamasına açık bulunan akıllı şahıslardan bezen toplum, er veya geç yitirdiği önderine, kültürlü ve hayranlık uyandıran yalancıya geri dönmelidir. Gün boyunca boşu boşuna serüven peşinde dolaşmak zahmetine bile girmeksizin, gün batımında bir araya toplanan göçebe mağara adamlarına Megatherium’u donuk akikten ininin mor karanlığından dışarı nasıl sürüklediğini, dev mamutu teke tek mücadelede öldürüp değerli dişlerini nasıl aldığını anlatan ilk kişinin kim olduğunu ne biz, ne de bilimleriyle öğünen çağdaş antropologlarımız söyleyebiliyoruz. Ama adı ne, ya da kendisi hangi ırktan olursa olsun, toplumsal ilişkilerin gerçek kurucusu o kişidir...
...İşin doğrusu, sıradan insanlar düşüncenin gerçekte ne olduğundan o kadar az anlar ki bir kuramın tehlikeli olduklarını söylediklerinde, o kuramı mahkûm ettiklerini sanırlar, oysa ki, gerçek entelektüel değere sahip olan kuramlar sadece bu tür kuramlardır. Tehlikeli olmayan bir fikre, fikir demeye değmez...”

Kitabı okuyanlar 40 okur

  • piktobet
  • LAL_KİTAPLAR
  • murat apaydın
  • Alperen Durak

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0