Kitap
Yalnız Adamın Hayalleri

Yalnız Adamın Hayalleri

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.2
571 Kişi
2.038
Okunma
577
Beğeni
27,5bin
Gösterim
143 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 4 sa. 3 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Arkhe Yayınları · Şubat 2007 · Karton kapak · 9756509694
Diğer baskılar
Karlı bir kış günüydü... Yağan kardan üşümüş küçük kırlangıç, yalnız yaşayan bir adamın evinin penceresinin dışına gelip gagasıyla camı tıkırdatmış, adeta adamın onun içeri girmesine müsade etmesiniistemiş. Yalnız adam bu isteği görmüş, ''olmaz alamam, git başımdan'' der gibi kuşu kovalamış, sonrada kendi kendine söylenmiş; ''Hıh, camı tıklatmakla kendisini içeri alacağımı mı sanıyor acaba...?'' Gecenin ilerliyen saatelerinde canı sıkılmış, rüzgar ve soğuk arttıkça yalnız adamı daha başka düşünceler sarmış, kırlangıcın arkadaşlığını geri tepmekten biraz pişmanlık duymuş. ''Keşke kuşu içeri alsaydım.Ona biraz yiyecek verirdim.Minik kuş oradan oraya uçar, neşeli sesler çıkartır, cıvıldar, yalnızlığımı paylaşırdı'' demiş. Ertesi sabah ilk işi pencereyi açıp, etrafına bakınmış adam, belki kırlangıç oralarda bir yerlerde olabilir diye düşünmüş. Ama görememiş zavallı kırlangıcı... Uzun kış geçmiş yine yaz gelmiş... Etrafta kırlangıçlar, cıvıldayarak uçmaya başlayınca; yalnız adam, heyecanla camını sonuna kadar açıp kuşu beklemiş... Ama hiç gelen olmamış. Onun hevesle havada açan kırlangıçlara baktığını gören komşusu hikayeyi öğrenince hafif buruk bir sesle: ''Sevgili komşum anlaşılan sen kırlangıçların altı aylık bir ömürlerinin olduğunu bilmiyordun?'' demiş. Bunu işiten yalnız adam çok üzülmüş ama üzülmek içinde artık geç kaldığını anlamış. Dikkatli olun... Farkında olun... Kendinize bir sorun... Acaba siz kaç kırlangıç kovaladınız? Hiç geri çevirdiniz mi bugüne kadar size sunulan bir dostluğu? Hayatta bazı fırsatlar vardır kisadece bir kez karşımıza çıkar, değerini bilmezsek kaçıp giderler. Ve asla geri gelemezler.
5 mağazanın 37 ürününün ortalama fiyatı: ₺10,17
8.2
10 üzerinden
571 Puan · 95 İnceleme
Abdullah
Yalnız Gezenin Düşleri'ni inceledi.
184 syf.
·
4 günde
·
Puan vermedi
Ingmar Bergman'ın, yaşlı bir profesörün ölümle ve kendisiyle olan hesaplaşmasını anlattığı Yaban Çilekleri (Smultronstället) filmini anımsattı bana Yalnız Gezenin Düşleri. Film için yapmış olduğum analizin bu kitap içinde geçerli olduğunu düşündüğümden, bire bir paylaşma isteği duydum. Sona yaklaştığımızı hissettiğimizde, kendi geçmişimize ve içimize doğru bir yolculuk yaparsak; hayatlarımızın bir kaç düş ve bir kaç görüntüden ibaret olduğunu, üzüntü ve pişmanlık ile göreceğiz. Bildiğimiz her şey ya da daha doğru ifadeyle, doğru yaptığımıza inandığımız her şeyin aslında ne kadar ahmakça olduğuna şahit olacağız. Bu hayat, bir şehir kadar kalabalık olan yalnızlığımızla bizlere eşlik ediyor. Jean-Jacques Rousseau'nun da dediği gibi "Mutlu olan az kişi gördüm, belki de hiç görmedim; ama, gönlü hoşnut kimselere sık sık rastlarım." Yalnız benliğiniz ve gönlünüz hoş olsun sevgili dostlarım.
Yalnız Gezenin Düşleri
OKUYACAKLARIMA EKLE
9
Gizemli okur
Yalnız Gezenin Düşleri'ni inceledi.
184 syf.
·
Puan vermedi
Yalnız gezenin düşleri İlk zamanlar yazarın okumayı düşündüğüm çocuk eğitiminden bahsettiği bir kitabı vardı: Emile. Neyse sayfa sayısını göz önünde bulundurarak Emile'i okumayı bir süre erteledim. Onun yerine yazarın, Yalnız Gezenin Düşleri'ni okudum. Rousseau bizlerin bildiği üzere, Atatürk'ün düşünce yapısını etkileyen bir yazar. O sebeple her cümlesi kıymetliydi benim için. Bu yüzden her cümlesinin altını çize çize okudum. Kişinin kendini yalnızlığa itmesi, kendi adıma onayladığım bir durum değildi. Ne biliyim yani ruh hali hasta olan kişiler genelde yalnız insanlar oluyor. İnsan belli bir süre sonra, konuşma ihtiyacı hissettiğinden midir nedir? Zamanla kendi kendine konuşmaya başlıyor. Bu da kişinin ruh halini bozuyor. Kitabın teması yalnızlık olunca yazarda da böyle bir durum aramadım desem, yalan olur. Bir başka detay okuduğumda çok şaşırmıştım. Yazar çocukları çok seven, çocuk pedagojisi üzerine kafa yoran, oldukça araştırmalar yapan bir kişi. "Nasıl olur da kendi öz çocuklarını yetimhaneye bırakır, " diye kendime sormadan edemedim. Hadi yoksulluk diyelim, Bu yüzden bıraktı. İyi de yazar zaten aydın biri çalışıpta, iki çocuğa bakamayacak durumda değil. O halde neden bıraktı? Yazar ise durumu kitapta şöyle anlatıyor: " Çocuklarımı kimsesiz çocuklar yurduna verdim. Bu doğal olarak benim çocuklardan nefret ettiğim sonucunu çıkarıyordu." "Çocukları eğer annesinin ailesine bıraksaydım, 1.si onları eğitemez, 2. si de onları canavara dönüştürürdü." Bir eğitimci olarak, sebep her ne olursa olsun. Yazarın çocuklarını yetimhaneye bırakmasına gerçekten çok kızdım. Tamam çocuklar, kimsesiz çocuklar yurdunda belki daha bir iyi eğitim alacak ama  O çocukların bir aileye ait olma, sevme, sevilme gibi duyuşsal ihtiyaçları da var. Onlar ne olacak? Kanımca yazar, çocuklarını yetimhaneye bırakarak, kendi elleriyle çocuklarının anlına terk edilmişlik duygusunu yazdı. Üzücüydü.. Kabul ediyorum. Gerçekten yazarı anlamak çok güç. Tam bir tezatlar yumağı. Şuan elimdeki Emile'i nasıl okuyacağımı, kara kara düşünüyorum. Çocuklarını yetimhaneye bırakan biri, kitabında çocuk eğitimi hakkında, neler yazmış olabilir? Düşünmeden edemedim. Belki de vicdan azabı çekti, Emile ile günah çıkartacak kim bilir? ◕‿◕
Yalnız Gezenin Düşleri
OKUYACAKLARIMA EKLE
2
196
Eileithyia
Yalnız Gezenin Düşleri'ni inceledi.
152 syf.
·
3 günde
·
9/10 puan
Bir zamanlar insanlar dışarıda yürürken dahi düşünebiliyordu. Rousseau gibi. Düşünmekten kastım derin düşüncelere dalmaktır; kendini ve insanları sorgulamak gibi meşakkatli zihinsel çaba gerektiren düşüncelerden bahsediyorum. Bunu şimdi yaptığınızı düşünsenize, kendinizi sorguladığınız anlardan birinde bir arabanın altında kalmanız hiç de şaşırtıcı bir durum olmazdı. Arabaların ve insanların gürültüsünden düşünebilecek misiniz bakalım bir kere? İncelemeye neden bu konudan başladım bilmiyorum, günümüz dünyasında içinde bulunduğumuz 'imkanlar içindeki imkansızlıkları' bir kez daha dile getirmek istedim belki de. Toplumsal düzende en azından zihinsel manada zinde kalmak için imkanlar mevcut bir bakıma. Ama baktığınız zaman bu imkanlar yalnızca, 'imkanlar' dahilinde kalıyor. Mesela bir çocuğa kitap okuma alışkanlığı kazandırmadığınız sürece kütüphaneler inşa etmenin bir mantığı yoktur, değil mi? Rousseau'nun diline, üslubuna hayran kaldığım bu eserinde birçok konuya değinilmiş. On adet gezintiden (gezintilerde düşlenen konular) oluşan eserde Rousseau, gerek çocukluğuna gidiyor, gerekse de yaşadığı dönemdeki sözde aydınların hatalarından söz ediyor. Bu eser Rousseau'nun okuduğum ilk eseri olduğundan kafamda oluşan Rousseau profilinin kesinliği yoktur, ben sadece bu kitaptan anladıklarımı aktarmaya çalışıyorum. Rousseau bu eserinde bolca yalnızlık temasını işlemiş. Yalnızca işlemekle kalmamış kendi tecrübelerinden anlatmış bize yalnızlığı. Toplumumuzda bugün dahi insanların sıkıntılarının neredeyse tümü, insanların birbirlerini aşırı bir derecede ciddiye almalarından kaynaklanmakta bana göre. Birinin bizim hakkımızda dediği şeyleri o denli kafamıza takıyoruz ki, bunları mutlak gerçekler olarak kabul eder hale geliyoruz. İşte bunun gereksizliğinden bahsediyor Rousseau. "Benim için yeryüzündeki her şey bitti." diyor. O dönemlerde Fransa'da tanınmış hale gelen Rousseau hakkında ileri geri konuşan öyle çok insan var ki, Rousseau, onlardan kurtulmanın tek yolunun onları görmemek olduğunu keşfediyor. Umut etmenin gereksiz olduğunu savunuyor Rousseau. Salt bir umuttan bahsetmiyor. Bizim insanlar için girdiğimiz umutlardan söz ediyor. Onların dediklerini ciddiye aldığımızdan dolayı, kendimizi onlara beğendirmeye çalışmamızın dünyanın en gereksiz uğraşı olduğunu belirten Rousseau, çeşitli yöntemlerle onlardan nasıl kurtulduğunu samimi bir dille anlatıyor. Rousseau'nun dilinden söz açılmışken bahsetmek istiyorum: Rousseau'nun öyle bir dili var ki onda okura kendini sunma duygusu, bu duygudan gelen çekince dahi yer etmemiş. Dolayısıyla öylesine bir açık dille size kendinden bahsediyor ki, elinizde olmadan Rousseau'ya güveniyor, onu seviyorsunuz. Rousseau kendi duygularını körleştirerek çevresindeki sorunlardan kurtulduğunu, hatta zaman zaman ormana, dağlara kaçıp kendini dinlediğini anlatıyor. Bu eser bir 'öz-denemeler' gibidir. Zaten bunu Rousseau kendi de ifade eder: "Monteigne'le aynı işi yapıyor olsam da, amacım onunkinden farklı. Zira o Denemeler'ini salt başkaları için yazmışken, ben Düşlerim'i yalnızca kendim için yazıyorum." İnsanın mutluluğu kendi içinde de araması gerektiğinin, mutlu olmayı bilen birini hiçbir etkenin mutsuz edemeyeceğinin de altını çizen yazar bunları kendisi de deneyimlemiştir. Kişisel bir reform yapmamız gerektiğini söyleyen Rousseau'nun düşlerinden onlarca ders çıkartılabilir bana göre. Kimi bölümlerde felsefi konuları da irdeleyen Rousseau, yalan-doğru ilişkisini inceliyor. Söylenen şeyin yalan olarak değerlendirebilmesi için menfaat uğruna ve zarar vermek için söylenmiş olması gerektiğini savunuyor. Buna göre, menfaat gözetmeksizin ve zarar vermeden yalan söylemek bir tür kurmacadır ona göre; yalan söylemek değildir. Asıl 'doğru' insanın kendi menfaatleri söz konusu olduğunda dahi dürüst olabilen kişidir ona göre. Bir bakıma Rousseau'nun bu eseri bir uyanışı barındırıyor içinde.. Rousseau'nun insanlar üzerine vardığı yeni kararlar kendi açısından huzur bulmasına yaramakla kalmıyor bizlere de yol gösteriyor. Nefretin insanların gözünü nasıl kör ettiğini çok güzel bir şekilde yansıtmış. Buna göre, insanlar bir kişiden nefret etmek istiyorsa, ona nefret edilmeyi gerektirecek (onlara göre) olguları zaten yüklemiş, onu şekilden şekile sokmuş olurlar. Bu, Rousseau'ya göre bir körlüktür. Ve bana göre şu da vardır ki; kör insanlar en tehlikeli insanlardır. Bu kör insanlar çoğu gören kişiden iyi gördüklerini iddia ederler, bu da en tehlikeli şeydir. Tıpkı bencil bir insanın kendini en bilgili insan olarak görmesi gibi bu kör insanlar da kendilerinin en iyi gözlere sahip olduklarını iddia ederler. Ama o kör insanların 'iyi gören' gözlerinden de kaçabilmiştir Rousseau; "... ama sinirlenmeden onlara tahammül etmeyi öğrendiğimden beri üzerimdeki güçlerini kaybettiler." şeklinde ifade ederek bunu da anlatır. Rousseau'nun döneminde de belki bu tür insanlar çoktu, bana göre günümüzde daha da çok. 'Gören körler'. Özellikle imkanların çoğaldığı günümüzde, insanlık bunu, yani imkanları elleriyle ittiği, ondan tam zıt yöne gittiği için belki de bu normal bir durum. İmkanlar arttıkça körlük derecesi de artıyor kanımca. Herhangi bir insana çok kolay ulaşabiliyoruz internet sayesinde, fakat bu kolaylık bizi belki de yanıltıyor; körleştiriyor. Kolaylık aldatıyor bizleri; insanları da kolayca kefelere yerleştiriyoruz hemen. Buna devam ettikçe, daha da kör oluyoruz her geçen gün, bir bakış açımız daha kararıyor, halbuki bakış açısı dediğimiz şey en değerli yetilerimizden biri değil midir? Umarım insanlık olarak bu körleşmeye bir son verebiliriz. Rousseau gibi...
Yalnız Gezenin Düşleri
OKUYACAKLARIMA EKLE
4
86
Seren
Yalnız Gezerin Hayalleri'ni inceledi.
176 syf.
·
2 günde
İnsanlar arasında yalnızdır insan der küçük Prens. Yalnızlar arasında yalnızdır insan diyorum ben. Bu kitabı alacağım, kitaplığın baş köşesine koyacağım. Net. Çok, çok ama çok anlamlı bulduğum ve aslında içinde kendimi okuduğum bir kitap oldu. J.J.R
Yalnız Gezerin Hayalleri
OKUYACAKLARIMA EKLE
8