·
Okunma
·
Beğeni
·
26,4bin
Gösterim
Adı:
Yalnız Gezenin Düşleri
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
184
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758688995
Orijinal adı:
Les Reveries du Promeneur Solitaire
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bordo Siyah Yayınları
Fransız Aydınlanması'nın 'aykırı' sesi Rousseau, edebiyatın geleneksel türleri içinde kendisine kolayca bir yer bulamayan bu 'anı' ile 'roman' arası metinde, hayatı ile bir son hesaplaşma çabasına girişiyor. Bu hesaplaşma en başta düşünürün iç dünyasına, geçmişine yaptığı bir yolculuk anlamına gelmektedir. Yalnızca Aydınlanma'nın değil, tarihin en büyük ve en önemli devrimlerinden birini gerçekleştirmek üzere olan burjuvazinin, tarihe kendi 'aklı' ile yön verme hedefinin içinden yükselen uygarlık eleştirisi ve buna bağlı 'doğaya dönüş' çağrısıyla Romantik akıma öncülük etmiş, halk iradesinin monarşiye karşı üstünlüğünü savunan bu 'eleştirel ses', Rousseau'nun hayatının son yıllarında içine sürüklendiği yalnızlığın, tecrit edilmişliğin kalın duvarlarını ören sestir de.
184 syf.
·Puan vermedi
Yalnız gezenin düşleri

İlk zamanlar yazarın okumayı düşündüğüm çocuk eğitiminden bahsettiği bir kitabı vardı: Emile. Neyse sayfa sayısını göz önünde bulundurarak Emile'i okumayı bir süre erteledim. Onun yerine yazarın, Yalnız Gezenin Düşleri'ni okudum.

Rousseau bizlerin bildiği üzere, Atatürk'ün düşünce yapısını etkileyen bir yazar. O sebeple her cümlesi kıymetliydi benim için. Bu yüzden her cümlesinin altını çize çize okudum.

Kişinin kendini yalnızlığa itmesi, kendi adıma onayladığım bir durum değildi. Ne biliyim yani ruh hali hasta olan kişiler genelde yalnız insanlar oluyor. İnsan belli bir süre sonra, konuşma ihtiyacı hissettiğinden midir nedir? Zamanla kendi kendine konuşmaya başlıyor. Bu da kişinin ruh halini bozuyor. Kitabın teması yalnızlık olunca yazarda da böyle bir durum aramadım desem, yalan olur.

Bir başka detay okuduğumda çok şaşırmıştım. Yazar çocukları çok seven, çocuk pedagojisi üzerine kafa yoran, oldukça araştırmalar yapan bir kişi. "Nasıl olur da kendi öz çocuklarını yetimhaneye bırakır, " diye kendime sormadan edemedim.

Hadi yoksulluk diyelim, Bu yüzden bıraktı. İyi de yazar zaten aydın biri çalışıpta, iki çocuğa bakamayacak durumda değil.
O halde neden bıraktı?

Yazar ise durumu kitapta şöyle anlatıyor:

" Çocuklarımı kimsesiz çocuklar yurduna verdim. Bu doğal olarak benim çocuklardan nefret ettiğim sonucunu çıkarıyordu."

"Çocukları eğer annesinin ailesine bıraksaydım, 1.si onları eğitemez,
2. si de onları canavara dönüştürürdü."

Bir eğitimci olarak, sebep her ne olursa olsun. Yazarın çocuklarını yetimhaneye bırakmasına gerçekten çok kızdım. Tamam çocuklar, kimsesiz çocuklar yurdunda belki daha bir iyi eğitim alacak ama  O çocukların bir aileye ait olma, sevme, sevilme gibi duyuşsal ihtiyaçları da var. Onlar ne olacak?

Kanımca yazar, çocuklarını yetimhaneye bırakarak, kendi elleriyle çocuklarının anlına terk edilmişlik duygusunu yazdı.
Üzücüydü..

Kabul ediyorum. Gerçekten yazarı anlamak çok güç. Tam bir tezatlar yumağı. Şuan elimdeki Emile'i nasıl okuyacağımı, kara kara düşünüyorum.

Çocuklarını yetimhaneye bırakan biri, kitabında çocuk eğitimi hakkında, neler yazmış olabilir? Düşünmeden edemedim.

Belki de vicdan azabı çekti, Emile ile günah çıkartacak kim bilir?

◕‿◕
152 syf.
·3 günde·9/10 puan
Bir zamanlar insanlar dışarıda yürürken dahi düşünebiliyordu. Rousseau gibi. Düşünmekten kastım derin düşüncelere dalmaktır; kendini ve insanları sorgulamak gibi meşakkatli zihinsel çaba gerektiren düşüncelerden bahsediyorum. Bunu şimdi yaptığınızı düşünsenize, kendinizi sorguladığınız anlardan birinde bir arabanın altında kalmanız hiç de şaşırtıcı bir durum olmazdı. Arabaların ve insanların gürültüsünden düşünebilecek misiniz bakalım bir kere? İncelemeye neden bu konudan başladım bilmiyorum, günümüz dünyasında içinde bulunduğumuz 'imkanlar içindeki imkansızlıkları' bir kez daha dile getirmek istedim belki de. Toplumsal düzende en azından zihinsel manada zinde kalmak için imkanlar mevcut bir bakıma. Ama baktığınız zaman bu imkanlar yalnızca, 'imkanlar' dahilinde kalıyor. Mesela bir çocuğa kitap okuma alışkanlığı kazandırmadığınız sürece kütüphaneler inşa etmenin bir mantığı yoktur, değil mi?

Rousseau'nun diline, üslubuna hayran kaldığım bu eserinde birçok konuya değinilmiş. On adet gezintiden (gezintilerde düşlenen konular) oluşan eserde Rousseau, gerek çocukluğuna gidiyor, gerekse de yaşadığı dönemdeki sözde aydınların hatalarından söz ediyor. Bu eser Rousseau'nun okuduğum ilk eseri olduğundan kafamda oluşan Rousseau profilinin kesinliği yoktur, ben sadece bu kitaptan anladıklarımı aktarmaya çalışıyorum. Rousseau bu eserinde bolca yalnızlık temasını işlemiş. Yalnızca işlemekle kalmamış kendi tecrübelerinden anlatmış bize yalnızlığı. Toplumumuzda bugün dahi insanların sıkıntılarının neredeyse tümü, insanların birbirlerini aşırı bir derecede ciddiye almalarından kaynaklanmakta bana göre. Birinin bizim hakkımızda dediği şeyleri o denli kafamıza takıyoruz ki, bunları mutlak gerçekler olarak kabul eder hale geliyoruz. İşte bunun gereksizliğinden bahsediyor Rousseau.

"Benim için yeryüzündeki her şey bitti." diyor. O dönemlerde Fransa'da tanınmış hale gelen Rousseau hakkında ileri geri konuşan öyle çok insan var ki, Rousseau, onlardan kurtulmanın tek yolunun onları görmemek olduğunu keşfediyor. Umut etmenin gereksiz olduğunu savunuyor Rousseau. Salt bir umuttan bahsetmiyor. Bizim insanlar için girdiğimiz umutlardan söz ediyor. Onların dediklerini ciddiye aldığımızdan dolayı, kendimizi onlara beğendirmeye çalışmamızın dünyanın en gereksiz uğraşı olduğunu belirten Rousseau, çeşitli yöntemlerle onlardan nasıl kurtulduğunu samimi bir dille anlatıyor. Rousseau'nun dilinden söz açılmışken bahsetmek istiyorum: Rousseau'nun öyle bir dili var ki onda okura kendini sunma duygusu, bu duygudan gelen çekince dahi yer etmemiş. Dolayısıyla öylesine bir açık dille size kendinden bahsediyor ki, elinizde olmadan Rousseau'ya güveniyor, onu seviyorsunuz. Rousseau kendi duygularını körleştirerek çevresindeki sorunlardan kurtulduğunu, hatta zaman zaman ormana, dağlara kaçıp kendini dinlediğini anlatıyor.

Bu eser bir 'öz-denemeler' gibidir. Zaten bunu Rousseau kendi de ifade eder: "Monteigne'le aynı işi yapıyor olsam da, amacım onunkinden farklı. Zira o Denemeler'ini salt başkaları için yazmışken, ben Düşlerim'i yalnızca kendim için yazıyorum." İnsanın mutluluğu kendi içinde de araması gerektiğinin, mutlu olmayı bilen birini hiçbir etkenin mutsuz edemeyeceğinin de altını çizen yazar bunları kendisi de deneyimlemiştir. Kişisel bir reform yapmamız gerektiğini söyleyen Rousseau'nun düşlerinden onlarca ders çıkartılabilir bana göre. Kimi bölümlerde felsefi konuları da irdeleyen Rousseau, yalan-doğru ilişkisini inceliyor. Söylenen şeyin yalan olarak değerlendirebilmesi için menfaat uğruna ve zarar vermek için söylenmiş olması gerektiğini savunuyor. Buna göre, menfaat gözetmeksizin ve zarar vermeden yalan söylemek bir tür kurmacadır ona göre; yalan söylemek değildir. Asıl 'doğru' insanın kendi menfaatleri söz konusu olduğunda dahi dürüst olabilen kişidir ona göre.

Bir bakıma Rousseau'nun bu eseri bir uyanışı barındırıyor içinde.. Rousseau'nun insanlar üzerine vardığı yeni kararlar kendi açısından huzur bulmasına yaramakla kalmıyor bizlere de yol gösteriyor. Nefretin insanların gözünü nasıl kör ettiğini çok güzel bir şekilde yansıtmış. Buna göre, insanlar bir kişiden nefret etmek istiyorsa, ona nefret edilmeyi gerektirecek (onlara göre) olguları zaten yüklemiş, onu şekilden şekile sokmuş olurlar. Bu, Rousseau'ya göre bir körlüktür. Ve bana göre şu da vardır ki; kör insanlar en tehlikeli insanlardır. Bu kör insanlar çoğu gören kişiden iyi gördüklerini iddia ederler, bu da en tehlikeli şeydir. Tıpkı bencil bir insanın kendini en bilgili insan olarak görmesi gibi bu kör insanlar da kendilerinin en iyi gözlere sahip olduklarını iddia ederler. Ama o kör insanların 'iyi gören' gözlerinden de kaçabilmiştir Rousseau; "... ama sinirlenmeden onlara tahammül etmeyi öğrendiğimden beri üzerimdeki güçlerini kaybettiler." şeklinde ifade ederek bunu da anlatır.

Rousseau'nun döneminde de belki bu tür insanlar çoktu, bana göre günümüzde daha da çok. 'Gören körler'. Özellikle imkanların çoğaldığı günümüzde, insanlık bunu, yani imkanları elleriyle ittiği, ondan tam zıt yöne gittiği için belki de bu normal bir durum. İmkanlar arttıkça körlük derecesi de artıyor kanımca. Herhangi bir insana çok kolay ulaşabiliyoruz internet sayesinde, fakat bu kolaylık bizi belki de yanıltıyor; körleştiriyor. Kolaylık aldatıyor bizleri; insanları da kolayca kefelere yerleştiriyoruz hemen. Buna devam ettikçe, daha da kör oluyoruz her geçen gün, bir bakış açımız daha kararıyor, halbuki bakış açısı dediğimiz şey en değerli yetilerimizden biri değil midir? Umarım insanlık olarak bu körleşmeye bir son verebiliriz. Rousseau gibi...
  • Aşkın Metafiziği
    7.5/10 (1.875 Oy)1.764 beğeni7,3bin okunma11,1bin alıntı66,9bin gösterim
  • Prens
    8.1/10 (2.150 Oy)1.957 beğeni7,9bin okunma9,6bin alıntı64,2bin gösterim
  • İlahi Komedya
    8.6/10 (946 Oy)1.207 beğeni3.509 okunma8,5bin alıntı62,4bin gösterim
  • Burukluk
    8.3/10 (311 Oy)340 beğeni1.118 okunma10,1bin alıntı9,8bin gösterim
  • Hayatın Anlamı
    7.8/10 (330 Oy)326 beğeni1.368 okunma2.671 alıntı15,5bin gösterim
  • Candide
    8.0/10 (913 Oy)753 beğeni2.681 okunma3.541 alıntı25,7bin gösterim
  • Şeytan
    8.2/10 (571 Oy)479 beğeni1.975 okunma1.955 alıntı14,6bin gösterim
  • Kötülük Çiçekleri
    8.4/10 (310 Oy)342 beğeni1.124 okunma4.307 alıntı23bin gösterim
  • Kreutzer Sonat
    8.2/10 (1.814 Oy)1.528 beğeni5,4bin okunma8,3bin alıntı39,5bin gösterim
  • Kaos'un Kutsal Kitabı
    8.2/10 (390 Oy)398 beğeni1.119 okunma6,5bin alıntı18,1bin gösterim
176 syf.
·2 günde
İnsanlar arasında yalnızdır insan der küçük Prens. Yalnızlar arasında yalnızdır insan diyorum ben.
Bu kitabı alacağım, kitaplığın baş köşesine koyacağım. Net.
Çok, çok ama çok anlamlı bulduğum ve aslında içinde kendimi okuduğum bir kitap oldu. J.J.R
184 syf.
Başlamadan önce kitabın başlangıç ve sonuna :

https://ibb.co/enFZAf

Uygun olarak tabiki bunu dinleyerek başlayalım:

https://youtu.be/Z1_T7D8rGOc

Ne diyorduk? Hiçbir şey demiyorduk. Kalıveriyorduk...

İnsanlar tarafından hor görülmek midir? Başta öyle sanabiliriz, bilirim, bildim, dım... Ancak ilerledikçe, akan bir ırmağın kaynağından çıkıp, ne var ne yok alarak koskoca bir denize dökülmesi gibi... Korkunç görünüp de aslında olması gereken bir durum. Bunun üzerine daha konuşacaktım. Kiminle mi? Rousseau ile hatta aslında kendimle.

Umut... Umut başkalarının bıraktığı bir şey ise, onların egemenliğindesin demektir. Oyuncak gibi oynayıp türlü iftiralar ile bu insanlar onu beni seni iplerle kendilerine bağlayıp ordan oraya savuruyorlar... Bu insanlar dediğimiz el kısmısı. Bu tüm el çevrendeki aile, arkadaş, dost ne var ne yok hepsi. Ancak umut ışığını söndürüp beklentiyi yok edebilirsen (evet bunu yapmış) işte o zaman "umrumda değilsiniz ne haliniz varsa görün" ü samimi ve içten, gerçeklikle söylersin kendi benliğine... Umudun ve huzurun kendi içimizde olduğuna inanırsak bunu kabul edersek zaten bunu söylemeye bile gerek kalmaz.

Her şeyden sıyrılmak öyle kolay değildi tabiki. Ben bu aşamadayım daha, yolum çok uzun. Karamsarlık ve hiçlik duygusuna hapsolmuş vaziyetteydim. Belki de hala öyleyim. Bunu şu an kestiremiyorum. Yaşayarak göreceğim. Farkında olduğum birçok şey var; ancak o birçok şey ile yüzleşmeyi yavaş yavaş yapmaya özen gösteriyorum. Biliyorum ki bir anda olursa beni yıkacak.
Gerçek mutluluk bende...
Senin içinse sende...
Onun içinse onda...
Başka yerlerde aramaya devam ettikçe mutsuzluğa mahkumiyet kaçınılmaz son!

İnsanlardan soğudukça kendimizi onlardan soyutlarız ve onların bize kötülük yaptığını, "Ah ne yalnızım!" diyerek ağlamalarımızı hep başkalarına yüklemeye çalışırız. Halbuki tüm bu diğer insanlar bize en büyük faydayı sağlarlar: gerçekten mutluluğu bulmamızın yolunu göstererek.


Elbette ki mutlulukla birlikte acı denen kavram da eşlik eder yaşamımıza.
Yavaş yavaş endişeler daha az dokunmaya başlar ruhumuza. Bununla birlikte bizi üzen eski dostlar yahut ona benzer insanlar artık gözümüze acınacak bir haldeymiş gibi görünür. Ancak onlardan nefret edemezdim. Nefret edebilmek için kendimi sevmemek gereklidir diyor yazar bir yerde ve nefretin, varlığı sınırlandırıp küçültmekten başka bir işe yaramadığını anlatıyor. Üzerinde düşününce; ben nefret duygusu ile öfkeyi birbirine karıştırmışım. Zaten karmakarışık olan bilincim, sonunda bir açıklığın daha farkına vararak huzurla doluyor.
Üstelik günden güne özgürleştiğimi de farketmiş bulunuyorum:

" Özgürlüğün, insanın canının istediğini yapması demek olduğuna asla inanmadım, özgürlük daha çok, yapmak istemediğini yapmamaktır." (Sayfa 110)

Lanet sorumluluklar dışında özgürüm!

Buraya kadar mı? Asla! Öyle çok şey var ki anlatılması gereken ancak kelimelere dökemediğim...
Derinliklerde kalmış öyle çok şey var ki bahsedilemeyecek insanlar ile ilgili. Bahsedilmiş olsa eğer bu benden olanlar olur.
Bunlar kitapta mı var yoksa bende mi? Buna ancak siz karar verebilirsiniz. Benim size bir şeyler anlatmamın size faydası olmaz zararı olur. İnsan kendine yetebilmek zorunda. Kendine insan olmayı... Zaten insan sadece kendisi için insandır. Kendi dışındakiler için ise bir vahşi...
Mutluluk ve acının beraberinde huzuru hissetmek en güzelidir.
Duygular ile düşünceler arasındaki bağ güçlü de olsa dengeyi bulmak önemlidir.

Her neyse şu an aşırı zırvalamış da olabilirim. Fizyolojik olarak hasta da olsam ruhum dinç ve ayakta. Önemli olan ayrı tutabilmek bedeni ve ruhu....

Her daim huzurla...
168 syf.
Hala kişisel gelişim kitapları okuyor musunuz?
Bir kitabın insanı değiştireceğine inanıyor musunuz?

Şimdi ilk sorunun cevabı muhtemelen evet, ikinci sorunun cevabı da açık yüreklilikle hatta içten gelen koca bir evet.

Niye okuyorsunuz? Bu tür kitaplar insanı nasıl değiştirebilir ya da ne sunabilir. Hiçbir şey! 'Yahu kardeşim zaten okuma oranının az olduğu bir ülkede insanların ne okuduğuna karışmayın bari!' Yahu okumak nedir önce orada bir anlaşalım. Bu soruyu sesli bir şekilde soralım kendimize. Bir kitap seni kaldırıp yerden yere vurmuyorsa, içine şüphe tohumu ekmiyorsa, yerine koyduğunda sana acı vermiyorsa, ya da yarınına etki etmiyorsa, düşünce dünyana etkisel tepkimeler sağlamıyorsa ne diye kitap okursun? Sal gitsin!

Her insan istediğini yapmakta özgür. Tabii bir yere kadar. Bir yazar oturur 'e' harfini kullanmadan kitap yazar, bir insan istediği kitabı okur. Burada bir farkındalık yaratma peşindeyim. Ne için? Çünkü harika bir kitap okudum. İçimde yukarıda saydığım maddelerden birkaçını salgılayabildim. Sizi de severim, aynı muhitin çocuklarıyız, salgılanmaya muhtaç olduğumuz şey kitapların damarlarında gezen bilgidir.

Bir insan nasıl değişebilir?
*Şehre bir yabancı gelir,
*Dost Kitapevi'ne gidilir,
*Kitapyurduna girip sipariş verir,
*Bin nasihattan değerli bir müsibeti olur,
*Hayal kurar
*Sever

İnsan kişisel olarak gelişmez, insan önce değişir, sonra değiştikçe gelişir. Hiçbir gelişim yoktur ki aynılıkla mümkün olsun. Her gelişimin ruhunda bir değişim vardır. Vücudunda gezen kan bile sirkülasyona uğramadığı müddetçe seni zehirler. Değişim, insanın makyajıdır. Ancak kalıcı olması ve kendi kendine bir standardı olması gereken bir makyaj. Yüzünü yıkadığında çıkardığın bir maske değil. Atalet denilen lanetin yenilmesi gerek dostum. Hem de şimdi. ''Ama kardeşim CORONA var.'' Olsun, dün de domuz gribi vardı, SARS vardı, kolera vardı. Bunlar gelip geçer, ancak kalıcı olan içinde gezen hareketsizlik virüsüdür. Öldürmez ama yaşattığı da söylenemez. Tüm değişimlere karşı bağışıklık kazanmış gibiyiz. Yalnızca tembellik hakkımız var. Ona karşı derin bir sahiplenme duygusu içindeyiz.

''Peki kardeşim ne yapabilirim? lafı uzatma!'' Haklısın, lafı uzattığımın farkındayım. O sebeple konuya gireyim. Mesela ilk olarak Rousseau'nun iş bu kitabını almalısın. Alamıyorsun, biliyorum. Çünkü bir kitabın eline ulaşması epey zaman alıyor. O zaman pdf oku! Nakkal Yayıncılık, Bordo Siyah fark etmez. Netten bulman mümkün. Bazı tecrübeleri edinemeyecek kadar kısa bir hayat yaşıyoruz. Ortalama 70 yıllık ömre sığdırdığımız 7 etkin yıla sahibiz. Bunu ben söylemiyorum, Rousseau söylüyor. Söyledikleri derin bir tecrübenin ürünü.

Kitap bir yığın itiraftan ibaret. İtirafların adamı diyorum ben Rousseau'ya, ilk değil son değil bu kitap :) Yanılmışlıklar, pişmanlıklar, ne yapmalı'nın virtüözü sanki (kitap) Kişi kendi özyaşamını daha sanatsal nasıl anlatabilir. Sanatsal denince ''felsefe dili'' olarak bilinen beynin hemen akledemediği cümleler aklınıza gelmesin. Aslında çıplak bir anlatım, olabildiğince sade. Okurken sayfa aralarında, o şifalı cümlelerin içinde kendinizi bulma telaşının yanısıra edebi bir tat da söz konusu. Felsefi soruşturmalar, anlam arayışları, yaklaşan vade, doğayı duyumsama, iyi ve kötünün çemberinden geçmiş vs vs. bir insan var karşınızda. Burada yanlamaya, yalana kesinlikle yer yok.

''İşte, yeryüzünde yalnızım; kendimle baş başayım; artık ne kardeşim var, ne benzerim, ne de dostum.'' böyle başlayan bir kitabın sizi yanıltma imkanı pek yok gibi. Bu kitapta melankolik haz diyebileceğim, sadece gerçek okurların (manyakların) anlayabileceği bir hava var. Kendi hayatı üzerinden ne kadar ders verebilirse onu içten, pazarlıksız veriyor.

Kitapla ilgili hatta Rousseau'nun hayatı ile ilgili getirebileceğim eleştirilerin başında tekrarlar geliyor. Ancak bu anlaşılabilir. Bizim hayatımızda tekrarlardan oluşuyor sonuçta ve burada bir özyaşam söz konusu. Anlayamadığım kısım ve beni çok şaşırtan kısım ise evlatlarını yetiştirme yurduna vermesi ve ona getirdiği gereksiz, anlamsız gerekçelendirmeler. Ardından da çocuk sevgisine olan hasretini dışarıda aramalar. Hani önce saçmalarsın da sonra saçmalıklarını bir tartıya koyabilmek adına iyice sıvarsın. İşte buydu hissettiğim.

Bu bahsettiğim durum dışında leziz bir kitap okudum. Kendime sorgulamalar ısmarladım, düşünceler ısıttım. Kabuğunda çıkmayı bekleyen planları tasarladım. Bir aslan burcu olarak 'kır zincirlerini gel aşka kanalım seninle' diyorum aklıma. Lütfen siz de bu kitaba bir şans verin arkadaşlar. Pişman olmayacaksınız. Keyifli okumalar.

Olmazsa olmaz Abel : https://www.youtube.com/watch?v=wSZgwdmomMo
143 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
Üniversitenin ilk yıllarında "bunlar daha çömez" bakışlarına maruz kaldığımız o ilk yılda, hatta ilk ikinci ayda sunum yapma görevi verildi. Üstelik hocamız öyle romantik, öyle romantik biriydi ki, haliyle o sunum vize notumuz olacağı için onu etkilemeliydik. Konumuz her zaman duygulara ve ruha hitap eden, kısacası buram buram edebiyat kokan başlıklar olurdu.

Hapı yuttun Hicret. Şimdiye kadar hiç sunum yapmamayı bırak, o yaşıma kadar günlük bile tutmamış bir insandım ve karşımdakini nasıl etkileyip de sunum yapacaktım. Söz konusu bir görevse hiçbir şekilde yazamazdım üstelik, kilitlenirdi zihnim, aklıma hiçbir şey gelmezdi. Ortaokulda kompozisyon yazamadığı için hep Türkçesi zayıf gelen ben, şimdi hapı yutmuştum.

Haremlik selamlık olmayan bir grup kurduk, hocamızın isteğiyle. Her hafta bir grup anlatacaktı. Nasıl yapalım, nasıl geçeriz bu dersten derken üst sınıflar yardıma koştu. :) Önceliğimiz, kadını etkileyecek bir sınıf ortamı yaratmak olacakmış. Zira o havaya girmezse sunumu beğenmezmiş. Karşımızda tecrübe konuşuyordu ne de olsa, dikkate almak lazım diye düşündük. Sonra kendimizden emin bir şekilde çok çok güzel bir sunum yapmalıymışız ( ilk yıl için büyük bir beklenti).

Geldi o büyük gün. Ve sıra bende. Şşştt sakin ol tatlım, yapabilirsin. Aaa ayaklar hafiften titriyor mu, o ses kalbinden mi geliyor :) güm güm güm...

Ohh bitti sonunda. Amaaaannn zaten ilk sunumun, olacak o kadar, takma boşver.

Şimdi ikinci tehlike yaklaşıyor. Final sınavımız için Kumral Ada Mavi Tuna kitabından sorumluyuz. Bu kitaptan ne sorabilir derken yine üst sınıflar yardıma koştu. :) Kitabımızda ölen başkahramanızın abisi gibi sizin de hayatınızdaki en önemli tak sesi ne oldu? Soruyu tam hatırlamıyorum şöyle özetleyeyim: Şimdiye kadar hayatımızı değiştirdiğini düşündüğümüz bir anımızı yazacaktık. Hoppalaaa. Zorla mı? Belki yok ne yapacağız? Kadın o soru boş kalmayacak diyor, zira dersten geçirmezmiş. Çattık yahu.
Ve geldi final anı. Düşün Hicret düşüüünn... Aman uydur bir şeyler.
....
Süre azalıyor salak yaz artık bir şeyler. Eveeett. İşte buldum. Kadın romantik, yaz bir acıklı aşk hikayesi.

Kendim yaşamış gibi bir hikaye yazdım ama ne hikaye! Yeşilçama konu olacak bir hikaye. :) E haliyle düşük bir puan aldım. Yutmadı demek ki. :)

Şimdi bunu niye anlattım. Kitabı hikaye sanıyordum ama değil. Yazar gezintileri sırasında gördüklerini, yaşadıklarını ve hislerini o kadar güzel anlatmış ki, hayranlık duyamadan edemedim. Çizim yeteneğim iyi olmasına rağmen bakmadan çizemeyen ben, duygularımı, hislerimi yazmaktan da çekinirdim bir zamanlar. Sanki anlatsam yargılayacaklar, dalga geçecekler, utandıracaklar diye hissederdim. O yüzden böylesi güçlü kalemlere hep hayran kalmışımdır.

Yazarın gözlemleri o kadar güçlü ki ve söz konusu çevresindeki o hilekar, yalancı, çıkarcı insanlara karşı hala güçlü durabilmesi ve bunların kendisine verdiği acılara, mutsuzluklara rağmen, mutlu olacağı şeyler keşfetme çabası hayranlığımı dörde, beşe katladı. :)

İlk defa Rousseau okudum ve kalemini çok beğendim. Bence siz de pişman olmayacaksınız.

Fazla konuştum. Bu kadar yeter. :) Kitapla kalın, iyi okumalar.
128 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Rehberliğini hayatım boyunca hissedeceğim, iz bırakan bir kitaptı.

"...İşte, yeryüzünde yalnızım; kendimle baş başayım; artık ne kardeşim var, ne bir benzerim, ne dostum ne de ait olduğum bir toplum. İnsanların en şefkatlisi, en cana yakını, bu insanlar arasından sözbirliği ile dışlandı. Bunlar, olanca kinleriyle hassas ruhuma hangi azabın daha çok dokunabileceğini araştırıp beni kendilerine bağlayan bağları kesip attılar. Onları istemedikleri halde sevebilecektim. Sevgimden ancak insan olmaktan çıkma yoluyla kurtuldular. Mademki öyle istediler, şimdi benim için yabancı, meçhul ve hiçtirler!"
184 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Yazar yalnızlığı kendi kaleminden ve herkesin icinde olan bu derdi dışarı vurmuş. Anlatımı muhtesem bir eser. Akıcı ve her insanı iç dünyasına yolculuk yaptıracak 10 geziden olusuyor.
Kitabın içeriğini cesitli yazar ve ünlülerin yanlızlık anlayışlarıyla anlatmaya çalıştım

Eğer farklıysan, yalnızlığa mahkum oluyorsun."

Aldous Huxley 

Farklı ve ünlü bir yazarın insanlardan kaçısıydi yanlızlık Jean-Jacques Rousseau farklıydı diğer insanların iki yüzlülüğünden sıkılmıştı ve parası yoktu o derecedeki (Emile'nin) yazarı çocuklarını yurda vermisti. Ve itiraflarımda söylediği gibi birde karısını sevmiyordu. Yolu yalnızlığa düştü ve ilk gezisine şu sözlerle başladı
İşte, yeryüzünde yalnızım; kendimle baş başayım; artık ne kardeşim var, ne benzerim, ne de dostum. İnsanların en seveceni, en cana yakını, bu insanlar arasından söz birliğiyle çıkarıldı. Bunlar, düşmanlıklarını hainliğin son sınırına götürerek, duyarlı ruhuma hangi üzüntünün daha çok dokunabileceğini araştırdılar ve beni kendileriyle birleştiren bağların hepsini kesip attılar. Kendileri istemeseler de, onları sevebilecektim; sevgimden ancak insan olmaktan çıkmak yoluyla kurtuldular. Öyle istediklerine göre, şimdi benim için yabancı, adı sanı bilinmeyen insanlar onlar; birer hiçler! Ama, onlardan ve her şeyden sıyrılmış bulunan ben neyim? Bana bunu araştırmak kalıyor. Ne çare ki, önce benim durumuma bir bakmak gerek; sözü benzerlerimden kendime aktarmak için de gerekli bu.

"İçi insanlarla dolu büyük evler var karşıda, gene de tek odada bir başına olmak, bir evde yalnız yaşamak, yaşamın en önemli yanı, daha doğrusu: Kimi zaman yalnız kalabilmek mutluluğun ilk koşulu."

Franz Kafka 

Jean-Jacques Rousseau Kafka gibi düşünmeye başlamıştı ve yalnızlık içinde düşündüklerini yazıyordu. Insan yalnız kalınca geçmişe bakar sadece.


"Bir Parti üyesinin ilke olarak hiç boş vaktinin olmaması ve yatak dışında hiç yalnız kalmaması gerekiyordu. Çalışmak, yemek yemek ya da uyumak dışında kalan zamanlarda mutlaka ortaklaşa bir etkinliğe katılmalıydı: Yalnızlıktan keyif aldığını gösteren herhangi bir şey yapması, dahası kendi başına yürüyüşe çıkması bile her zaman biraz tehlikeli olabilirdi."

George Orwell

Eskiden bir partinin üyesi olmasada Kraliçeye yakındı fakat bu yakınlıktan çok şey kaybetmisti.


Sevmek, insanı yalnızlaştırıyor."

Virginia Woolf 
Gerçek anlamda sevmiş miydi Jean-Jacques Rousseau ömründe en katı kalpli insanlar bile sevmiştir fakat bu Jean-Jacques Rousseau bu yalnızlık sebebi olamazdi.

Tıpkı bir kasırganın merkezindeki sakin bölge gibi durgun ve bomboştum, çevremdeki karmaşanın içinde yuvarlanıp gidiyordum."

Sylvia Plath 
Jean-Jacques Rousseau yuvarlanıp gidiyordu kasırgalar yaratan beyninin içindeki dusuncelerde.

"Yazdıklarımı okurken hoş bir duyguya kapılmayacaksınız eminim, hepimiz daracık dünyalarımızda insanlardan kopuk yaşıyoruz çünkü. Gerçek hayata öylesini yabancılaşmışız ki, adını bile duymak istemeyiz. Peki ama neden bazen olmadık, aptalca arzular peşinde koştururuz? Sebebini biz bile bilmiyoruz. Üstelik, bu olmadık isteklerimiz gerçekleştiğinde en çok zararı görecek olan da biziz. Deneyin isterseniz, içimizden birinin bağlarını çözüp, esaretini kaldırınız, emin olun, o yine esaret altına girmek isteyecektir. Bu yazdıklarımı okuduğunuzda kızgınlıktan ayaklarınızı yere vuracak ve: "Siz, kendi rezil hayatınızdan, kendi yeraltınızdan bahsedin!" diye bağıracaksınız. Hepinizi bu işin içine katarak kendimi kurtarmaya çalışmıyorum. Ben, sizlerin korkaklığınıza "ölçülü davranış" kılıfını geçirip, yarım bıraktığınız her şeyi sonuna kadar götürdüm. Hayatın gerçeklikleri ile sizden daha fazla yüz yüze geldim ben.
Etrafınıza şöyle bir göz gezdiriniz! Gerçek hayat denilen şeyin ne olduğunu, nerede olduğumuzu bilmiyoruz bile! Kitaplarımızı ve hayallerimizi elimizden alsalar, öylece ortada kalakalacağız. Neyi sevip nede nefret ettiğimizi bilemeyeceğiz. Etiyle, kemiğiyle gerçek birer insan olmak o kadar zor ki..."

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski 

Yalnız kalınca Jean-Jacques Rousseau farkına varmıştı insan olmanın ve hatalarının ama bu hataları telafisinin artık imkansız olduğu düşüncesindeydi.

"Gerçeği söylemek gerekirse, insanlar yalnızlık denen şeyin aslında ne olduğunu, nereye varabileceğini pek bilmiyorlar. Her yığına, içinde dostluk var gözüyle bakılmamalı; insanların yüzleri bir resim galerisinden öteye bir anlam taşımayabilir, konuşmalar da bir zilin çınlaması gibi olabilir."

Francis Bacon 

Artık yığın olarak baktığı insanlarda dostluk aramıyordu Jean-Jacques Rousseau.

"Eğer kendi yalnızlığımızı kucaklayamazsak, inzivaya karşı kalkan olarak başka birini kullanırız."

Irvin D. Yalom 

Yalnızlığın kucağına sığınmıştı Nietzsche Ağladığında kitabında Yalom'un dediği gibi Jean-Jacques Rousseau

"Yalnızsın. Yalnız bir adam gibi yürümeyi, aylak aylak dolaşmayı, sürtmeyi, bakmadan görmeyi, görmeden bakmayı öğreniyorsun. Saydamlığı, hareketsizliği, varolmayışı öğreniyorsun. Bir gölge olmayı ve insanlara sanki hepsi birer taşmış gibi bakmayı öğreniyorsun..."

Georges Perec
Yalnızlık ile uyanan Perec gibi uyanmaya başlamıştı Jean-Jacques Rousseau.

"Yalnızlığı sevmeyen özgürlüğü de sevmez. Kişi ancak yalnız olduğunda özgürdür çünkü."

Arthur Schopenhauer 
Yalnızlığı sevmek zorunda kalmıştı ama bu sayede özgürlüğü tatmış Jean-Jacques Rousseau

Yalnızlığımın yalnız bana zararı dokundu.
Oğuz Atay

Bir şeyin farkına varmıştı yalnızlığın ona zarar vermeye başladığının her seyin fazlası zarardır özgürlüğün bile. Ama geri dönmekte istemiyordu.

Yalnızlığa son noktayı meriç ile koyalım.
O kadar yalnızdım ki karanlıklardan iblis’in eli uzansa minnetle sıkardım.
Cemil Meriç
184 syf.
·7 günde
18.yy Fransız yazar ve düşünürlerinden Jean - Jacques Rousseau, 'Yalnız Gezenin Düşleri' nde kendi söylemiyle  'İtiraflarım' a ek olarak düşünerek kaleme almış. 10 geziden oluşan karamalar; hayatının son döneminde gezerken aklına gelen ' düzensiz düşünce ve düşlemlerinden oluşan bir anı defteri' niteliğinde. (syf. 6)

     Bu düşlemlerini Montaigne 'nin aksine kendi için kaleme aldığını dile getiren J. J. Rousseau bu konuda düşüncelerini:
" Daha yaşlanıp göçmem yakınlaştığında, umduğum gibi bulunduğum durumda kalmışsam, onları okumak bana yazmaktan aldığım zevki anımsatacak ve geçmiş zamanı canlandırmakla ömrümü iki katına çıkaracaktır." şeklinde dile getirmiştir. (syf. 7)

Kitabı yazdığı sıralarda 67 yaşında (syf. 94) olan J. J. Rousseau; yaptığı gezintilerde kendi iç dünyasına ziyaretlerde bulunur, maddi ve manevi durumunu sorgular. Kendi dünyasıyla hesaplaşmasını, yer yer geçmişe yolculuğunu, insanlarla arasına mesafe koymasının nedenlerini, içinde bulunduğu derin yalnızlıktan duyduğu hoşnutluğu, kendisini doğaya ve bitki bilimine adayarak bulduğu huzuru dile getirir.

" Bu doğaya dönüş, Vedat Günyol’un da belirttiği üzere “Rousseau’nun istediği insanın medeniyetten uzaklaşıp tabiata dönmesi değil, tabiatın ona verdiği meziyetlere dönmesidir; eğreti halleri bırakıp tabiiliği benimsemesidir.”
( Vedat Günyol, 1979, Ünlü Kişiler; Jean-Jacques Rousseau)

* " Bu kitabı baştan sona ayrıntılı ve özenli bir biçimde incelediğimizde, yaşamda mutlu olmaya çalışan ama ona her yaklaştığında, önünde aşması gerekli uçurumlar, içine düşmesi olası çukurlar bulan, çağına, çağdaşlarına ters düşmüş
'yalnız' bir insanın kendi içine akıttığı ve ancak sanat yoluyla başkalarına duyurmaya çabaladığı hıçkırığını duyarız."

" Yalnız Gezenin Düşleri denince hemen aklımıza gelen “farniente” (hiçbir şey yapmama) aslında anlamının tersine bu yapıtta, hiçbir şey yapmamak anlamına gelmediğini, aylak ve tembel bir yalnız gezerin, ruhuna uygun, kendisine zevk ve mutluluk veren uğraşlarla ilgilenmek anlamını içerdiğini
söylemeliyiz. Jean Grenier’nin (1972: 24) yorumuna göre ise “farniente” bitkilerle ilgilenmeye dayalı masum bir uğraştır.
" Rousseau’nun “mükemmel ve tam bir mutluluğa” eriştiğini söylediği an, zamansal kuşatılmışlığın yıkıldığı, geçmiş, şimdiki an ve gelecek çatışkısının sona erdiği, şimdiki anın, geleceğe yönelik tedirginlikleri de savuşturarak geçmiş zamanda eritildiği bir andır. "
( Rousseau'nun “Yalnız Gezenin Düşleri ”nde Mutluluk Arayışı, Şevket Kadıoğlu, syf. 184 - 201)

Anlatım dili her ne kadar ağır, uzayıp giden cümlelerden oluşsa da kitabı okudukça binevi kendi ruhunuzun da çözümleşinizi hissediyorsunuz. Rousseau kitabı; 'yazmaktan aldığı zevki anımsamak ve ömrünün sonuna doğru geçmişini canlandırmak için yazdığını' söylese de yalnızlık, kendisiyle baş başa kalma ve toplumdan uzaklaşma istemleri bugün de belki birçoğumuzun istekleriyle, düşlemleriyle aynı doğrultuda. Bu yüzden satırları okudukça kendi ruhumuzdan bir şeyler buluyoruz. Rousseau' nun yaşamının sonuna doğru kendine içine ve doğaya çekilerek bulduğu mutluluğu, bir gün biz de kendi içimizde aramamız ve bulmamız dileğiyle..
192 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10 puan
Sakın ve dikkatli okunması gereken bir kitap. Yazar kendi hayatından tecrübe edindiği meseleleri derin incelikle ele almış. Düşündürücü tespitleri var, şahsen beğendim.

Fransız düşünce dünyasında önemli yeri olan ROUSSEAU'un bu kısa kitabı okunmaya değer.
145 syf.
·9/10 puan
insanlar kardeşim olduğu sürece dünyevi mutluluklar tasarladım; bu tasarılar bir bütüne bağlı olduklarına göre, herkes mutlu oldukça mutlu olabilirdim; ancak aradıklarını gördüğümden beri bana özel bir mutluluk fikri kalbime işlemiştir. işte o zaman onlardan nefret etmemek için, onlardan kaçmak gerekti ve hepimizin ortak annesine sığınarak, kollarının arasında çocuklarının darbelerinden korunmaya çalıştım; yapayalnız bir insan veya onların deyişiyle insanlardan kaçan, insan düşmanı biri oldum. çünkü en korkunç yalnızlık, bana ihanet ve kinle beslenen toplumsal yaşamdan daha tercih edilir göründü
jean-jacques rousseau'nin kendi hayatından kesitler sunduğu, isminden de anlaşılacağı gibi yalnız bir adamın iç dünyasını, toplumdan uzaklaşma evrelerini ve hayallerini anlatan güzel bir kitap.
Her yerden sıkıştırılmama karşın şimdiye kadar o dengeyi  koruya biliyorsam hiçbir şeye bağlanmadığımdan ve kendime dayandığımdandır.
. İnsanları daha iyi tanımak, beni içine düşürdükleri acıları daha iyi duymaya yaradı.

.İnsanlar bir gün gelirde sağduyuyla iyi niyete yeniden kavuşurlarsa, devrim yapabilirler.

.İnsan için özgürlüğün, istediğini yapmaktan çok istemediğini yapmamak olduğuna her zaman inanmışımdır.

.Öncesinin özlemini ve sonrasının isteğini çektirip yüreğimizde boşluk ve kaygı bırakan geçici bir ruh durumuna nasıl mutluluk diyebiliriz.
Doğarken girdiğimiz kavga alanından ölümle çıkarız.
Ömrün sonuna gelince yarış arabamızı daha iyi kullanmayı bilmenin kazancı nedir? Bize kalan, işin içinden nasıl çıkılacağını düşünmekten başka bir şey değil. Yaşlı bir kişinin daha öğreneceği varsa, o da ölmeyi öğrenmektir; ama, aksi gibi, benim yaşımda en az yapılan da bu; ölümden başka her şey düşünülür. Yaşlıların hepsi yaşama çocuklardan daha çok bağlıdırlar; gençlerden daha güç ölürler. Çünkü ömürleri boyunca bu dünya için çalışmışlar ve sonunda, boşuna emek verdiklerini görür olmuşlardır. Göçerken bütün mallarından, çabalarının meyvalarından ayrılırlar. Yaşadıkları sürece, ölürken yanlarında götürecek hiçbir şey edinilmediğini düşünmemişlerdir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yalnız Gezenin Düşleri
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
184
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758688995
Orijinal adı:
Les Reveries du Promeneur Solitaire
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bordo Siyah Yayınları
Fransız Aydınlanması'nın 'aykırı' sesi Rousseau, edebiyatın geleneksel türleri içinde kendisine kolayca bir yer bulamayan bu 'anı' ile 'roman' arası metinde, hayatı ile bir son hesaplaşma çabasına girişiyor. Bu hesaplaşma en başta düşünürün iç dünyasına, geçmişine yaptığı bir yolculuk anlamına gelmektedir. Yalnızca Aydınlanma'nın değil, tarihin en büyük ve en önemli devrimlerinden birini gerçekleştirmek üzere olan burjuvazinin, tarihe kendi 'aklı' ile yön verme hedefinin içinden yükselen uygarlık eleştirisi ve buna bağlı 'doğaya dönüş' çağrısıyla Romantik akıma öncülük etmiş, halk iradesinin monarşiye karşı üstünlüğünü savunan bu 'eleştirel ses', Rousseau'nun hayatının son yıllarında içine sürüklendiği yalnızlığın, tecrit edilmişliğin kalın duvarlarını ören sestir de.

Kitabı okuyanlar 1.966 okur

  • Umut Gök
  • Gökhan
  • R.Y
  • TOLGA MEHMET AHI
  • Berkenin prensesiyim çünkü sevgilim ❤
  • Nev'in
  • Mazlum yazan
  • Ramazan Özay
  • Rû
  • Fatmanur Karakuş

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%3.9
13-17 Yaş
%1
18-24 Yaş
%23.5
25-34 Yaş
%42.2
35-44 Yaş
%18.6
45-54 Yaş
%6.9
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%3.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%52.1
Erkek
%47.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%10.3 (57)
9
%6.7 (37)
8
%11.9 (66)
7
%7 (39)
6
%1.8 (10)
5
%1.3 (7)
4
%0
3
%0.4 (2)
2
%0.4 (2)
1
%0.4 (2)

Kitabın sıralamaları