Adı:
Yalnız Gezenin Düşleri
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
184
Format:
Karton kapak
ISBN:
975-8688-99-5
Orijinal adı:
Les Reveries du Promeneur Solitaire
Çeviri:
Ester Yanarocak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bordo Siyah Yayınları
Fransız Aydınlanması'nın 'aykırı' sesi Rousseau, edebiyatın geleneksel türleri içinde kendisine kolayca bir yer bulamayan bu 'anı' ile 'roman' arası metinde, hayatı ile bir son hesaplaşma çabasına girişiyor. Bu hesaplaşma en başta düşünürün iç dünyasına, geçmişine yaptığı bir yolculuk anlamına gelmektedir. Yalnızca Aydınlanma'nın değil, tarihin en büyük ve en önemli devrimlerinden birini gerçekleştirmek üzere olan burjuvazinin, tarihe kendi 'aklı' ile yön verme hedefinin içinden yükselen uygarlık eleştirisi ve buna bağlı 'doğaya dönüş' çağrısıyla Romantik akıma öncülük etmiş, halk iradesinin monarşiye karşı üstünlüğünü savunan bu 'eleştirel ses', Rousseau'nun hayatının son yıllarında içine sürüklendiği yalnızlığın, tecrit edilmişliğin kalın duvarlarını ören sestir de.
Bir zamanlar insanlar dışarıda yürürken dahi düşünebiliyordu. Rousseau gibi. Düşünmekten kastım derin düşüncelere dalmaktır; kendini ve insanları sorgulamak gibi meşakkatli zihinsel çaba gerektiren düşüncelerden bahsediyorum. Bunu şimdi yaptığınızı düşünsenize, kendinizi sorguladığınız anlardan birinde bir arabanın altında kalmanız hiç de şaşırtıcı bir durum olmazdı. Arabaların ve insanların gürültüsünden düşünebilecek misiniz bakalım bir kere? İncelemeye neden bu konudan başladım bilmiyorum, günümüz dünyasında içinde bulunduğumuz 'imkanlar içindeki imkansızlıkları' bir kez daha dile getirmek istedim belki de. Toplumsal düzende en azından zihinsel manada zinde kalmak için imkanlar mevcut bir bakıma. Ama baktığınız zaman bu imkanlar yalnızca, 'imkanlar' dahilinde kalıyor. Mesela bir çocuğa kitap okuma alışkanlığı kazandırmadığınız sürece kütüphaneler inşa etmenin bir mantığı yoktur, değil mi?

Rousseau'nun diline, üslubuna hayran kaldığım bu eserinde birçok konuya değinilmiş. On adet gezintiden (gezintilerde düşlenen konular) oluşan eserde Rousseau, gerek çocukluğuna gidiyor, gerekse de yaşadığı dönemdeki sözde aydınların hatalarından söz ediyor. Bu eser Rousseau'nun okuduğum ilk eseri olduğundan kafamda oluşan Rousseau profilinin kesinliği yoktur, ben sadece bu kitaptan anladıklarımı aktarmaya çalışıyorum. Rousseau bu eserinde bolca yalnızlık temasını işlemiş. Yalnızca işlemekle kalmamış kendi tecrübelerinden anlatmış bize yalnızlığı. Toplumumuzda bugün dahi insanların sıkıntılarının neredeyse tümü, insanların birbirlerini aşırı bir derecede ciddiye almalarından kaynaklanmakta bana göre. Birinin bizim hakkımızda dediği şeyleri o denli kafamıza takıyoruz ki, bunları mutlak gerçekler olarak kabul eder hale geliyoruz. İşte bunun gereksizliğinden bahsediyor Rousseau.

"Benim için yeryüzündeki her şey bitti." diyor. O dönemlerde Fransa'da tanınmış hale gelen Rousseau hakkında ileri geri konuşan öyle çok insan var ki, Rousseau, onlardan kurtulmanın tek yolunun onları görmemek olduğunu keşfediyor. Umut etmenin gereksiz olduğunu savunuyor Rousseau. Salt bir umuttan bahsetmiyor. Bizim insanlar için girdiğimiz umutlardan söz ediyor. Onların dediklerini ciddiye aldığımızdan dolayı, kendimizi onlara beğendirmeye çalışmamızın dünyanın en gereksiz uğraşı olduğunu belirten Rousseau, çeşitli yöntemlerle onlardan nasıl kurtulduğunu samimi bir dille anlatıyor. Rousseau'nun dilinden söz açılmışken bahsetmek istiyorum: Rousseau'nun öyle bir dili var ki onda okura kendini sunma duygusu, bu duygudan gelen çekince dahi yer etmemiş. Dolayısıyla öylesine bir açık dille size kendinden bahsediyor ki, elinizde olmadan Rousseau'ya güveniyor, onu seviyorsunuz. Rousseau kendi duygularını körleştirerek çevresindeki sorunlardan kurtulduğunu, hatta zaman zaman ormana, dağlara kaçıp kendini dinlediğini anlatıyor.

Bu eser bir 'öz-denemeler' gibidir. Zaten bunu Rousseau kendi de ifade eder: "Monteigne'le aynı işi yapıyor olsam da, amacım onunkinden farklı. Zira o Denemeler'ini salt başkaları için yazmışken, ben Düşlerim'i yalnızca kendim için yazıyorum." İnsanın mutluluğu kendi içinde de araması gerektiğinin, mutlu olmayı bilen birini hiçbir etkenin mutsuz edemeyeceğinin de altını çizen yazar bunları kendisi de deneyimlemiştir. Kişisel bir reform yapmamız gerektiğini söyleyen Rousseau'nun düşlerinden onlarca ders çıkartılabilir bana göre. Kimi bölümlerde felsefi konuları da irdeleyen Rousseau, yalan-doğru ilişkisini inceliyor. Söylenen şeyin yalan olarak değerlendirebilmesi için menfaat uğruna ve zarar vermek için söylenmiş olması gerektiğini savunuyor. Buna göre, menfaat gözetmeksizin ve zarar vermeden yalan söylemek bir tür kurmacadır ona göre; yalan söylemek değildir. Asıl 'doğru' insanın kendi menfaatleri söz konusu olduğunda dahi dürüst olabilen kişidir ona göre.

Bir bakıma Rousseau'nun bu eseri bir uyanışı barındırıyor içinde.. Rousseau'nun insanlar üzerine vardığı yeni kararlar kendi açısından huzur bulmasına yaramakla kalmıyor bizlere de yol gösteriyor. Nefretin insanların gözünü nasıl kör ettiğini çok güzel bir şekilde yansıtmış. Buna göre, insanlar bir kişiden nefret etmek istiyorsa, ona nefret edilmeyi gerektirecek (onlara göre) olguları zaten yüklemiş, onu şekilden şekile sokmuş olurlar. Bu, Rousseau'ya göre bir körlüktür. Ve bana göre şu da vardır ki; kör insanlar en tehlikeli insanlardır. Bu kör insanlar çoğu gören kişiden iyi gördüklerini iddia ederler, bu da en tehlikeli şeydir. Tıpkı bencil bir insanın kendini en bilgili insan olarak görmesi gibi bu kör insanlar da kendilerinin en iyi gözlere sahip olduklarını iddia ederler. Ama o kör insanların 'iyi gören' gözlerinden de kaçabilmiştir Rousseau; "... ama sinirlenmeden onlara tahammül etmeyi öğrendiğimden beri üzerimdeki güçlerini kaybettiler." şeklinde ifade ederek bunu da anlatır.

Rousseau'nun döneminde de belki bu tür insanlar çoktu, bana göre günümüzde daha da çok. 'Gören körler'. Özellikle imkanların çoğaldığı günümüzde, insanlık bunu, yani imkanları elleriyle ittiği, ondan tam zıt yöne gittiği için belki de bu normal bir durum. İmkanlar arttıkça körlük derecesi de artıyor kanımca. Herhangi bir insana çok kolay ulaşabiliyoruz internet sayesinde, fakat bu kolaylık bizi belki de yanıltıyor; körleştiriyor. Kolaylık aldatıyor bizleri; insanları da kolayca kefelere yerleştiriyoruz hemen. Buna devam ettikçe, daha da kör oluyoruz her geçen gün, bir bakış açımız daha kararıyor, halbuki bakış açısı dediğimiz şey en değerli yetilerimizden biri değil midir? Umarım insanlık olarak bu körleşmeye bir son verebiliriz. Rousseau gibi...
Başlamadan önce kitabın başlangıç ve sonuna :

https://ibb.co/enFZAf

Uygun olarak tabiki bunu dinleyerek başlayalım:

https://youtu.be/Z1_T7D8rGOc

Ne diyorduk? Hiçbir şey demiyorduk. Kalıveriyorduk...

İnsanlar tarafından hor görülmek midir? Başta öyle sanabiliriz, bilirim, bildim, dım... Ancak ilerledikçe, akan bir ırmağın kaynağından çıkıp, ne var ne yok alarak koskoca bir denize dökülmesi gibi... Korkunç görünüp de aslında olması gereken bir durum. Bunun üzerine daha konuşacaktım. Kiminle mi? Rousseau ile hatta aslında kendimle.

Umut... Umut başkalarının bıraktığı bir şey ise, onların egemenliğindesin demektir. Oyuncak gibi oynayıp türlü iftiralar ile bu insanlar onu beni seni iplerle kendilerine bağlayıp ordan oraya savuruyorlar... Bu insanlar dediğimiz el kısmısı. Bu tüm el çevrendeki aile, arkadaş, dost ne var ne yok hepsi. Ancak umut ışığını söndürüp beklentiyi yok edebilirsen (evet bunu yapmış) işte o zaman "umrumda değilsiniz ne haliniz varsa görün" ü samimi ve içten, gerçeklikle söylersin kendi benliğine... Umudun ve huzurun kendi içimizde olduğuna inanırsak bunu kabul edersek zaten bunu söylemeye bile gerek kalmaz.

Her şeyden sıyrılmak öyle kolay değildi tabiki. Ben bu aşamadayım daha, yolum çok uzun. Karamsarlık ve hiçlik duygusuna hapsolmuş vaziyetteydim. Belki de hala öyleyim. Bunu şu an kestiremiyorum. Yaşayarak göreceğim. Farkında olduğum birçok şey var; ancak o birçok şey ile yüzleşmeyi yavaş yavaş yapmaya özen gösteriyorum. Biliyorum ki bir anda olursa beni yıkacak.
Gerçek mutluluk bende...
Senin içinse sende...
Onun içinse onda...
Başka yerlerde aramaya devam ettikçe mutsuzluğa mahkumiyet kaçınılmaz son!

İnsanlardan soğudukça kendimizi onlardan soyutlarız ve onların bize kötülük yaptığını, "Ah ne yalnızım!" diyerek ağlamalarımızı hep başkalarına yüklemeye çalışırız. Halbuki tüm bu diğer insanlar bize en büyük faydayı sağlarlar: gerçekten mutluluğu bulmamızın yolunu göstererek.


Elbette ki mutlulukla birlikte acı denen kavram da eşlik eder yaşamımıza.
Yavaş yavaş endişeler daha az dokunmaya başlar ruhumuza. Bununla birlikte bizi üzen eski dostlar yahut ona benzer insanlar artık gözümüze acınacak bir haldeymiş gibi görünür. Ancak onlardan nefret edemezdim. Nefret edebilmek için kendimi sevmemek gereklidir diyor yazar bir yerde ve nefretin, varlığı sınırlandırıp küçültmekten başka bir işe yaramadığını anlatıyor. Üzerinde düşününce; ben nefret duygusu ile öfkeyi birbirine karıştırmışım. Zaten karmakarışık olan bilincim, sonunda bir açıklığın daha farkına vararak huzurla doluyor.
Üstelik günden güne özgürleştiğimi de farketmiş bulunuyorum:

" Özgürlüğün, insanın canının istediğini yapması demek olduğuna asla inanmadım, özgürlük daha çok, yapmak istemediğini yapmamaktır." (Sayfa 110)

Lanet sorumluluklar dışında özgürüm!

Buraya kadar mı? Asla! Öyle çok şey var ki anlatılması gereken ancak kelimelere dökemediğim...
Derinliklerde kalmış öyle çok şey var ki bahsedilemeyecek insanlar ile ilgili. Bahsedilmiş olsa eğer bu benden olanlar olur.
Bunlar kitapta mı var yoksa bende mi? Buna ancak siz karar verebilirsiniz. Benim size bir şeyler anlatmamın size faydası olmaz zararı olur. İnsan kendine yetebilmek zorunda. Kendine insan olmayı... Zaten insan sadece kendisi için insandır. Kendi dışındakiler için ise bir vahşi...
Mutluluk ve acının beraberinde huzuru hissetmek en güzelidir.
Duygular ile düşünceler arasındaki bağ güçlü de olsa dengeyi bulmak önemlidir.

Her neyse şu an aşırı zırvalamış da olabilirim. Fizyolojik olarak hasta da olsam ruhum dinç ve ayakta. Önemli olan ayrı tutabilmek bedeni ve ruhu....

Her daim huzurla...
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.567 Oy)8.847 beğeni28.766 okunma844 alıntı139.905 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.327 Oy)19.085 beğeni43.459 okunma3.020 alıntı183.260 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.301 Oy)9.265 beğeni25.671 okunma1.834 alıntı118.974 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.733 Oy)13.439 beğeni34.581 okunma3.420 alıntı146.346 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.426 Oy)3.925 beğeni12.989 okunma1.225 alıntı53.087 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.485 Oy)7.888 beğeni21.415 okunma4.020 alıntı129.648 gösterim
  • Yeraltından Notlar
    8.7/10 (3.362 Oy)3.459 beğeni10.532 okunma5.273 alıntı95.704 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.029 Oy)6.380 beğeni16.843 okunma2.927 alıntı86.218 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.471 Oy)8.052 beğeni22.830 okunma834 alıntı89.982 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.672 Oy)5.778 beğeni19.713 okunma847 alıntı101.415 gösterim
Bitmesini istemediğiniz bir film ,bir gün bir tatil gibi..hiç istemedim bitmesini dedirten nadir kitaplardan oldu aklımda ve kalbime derin etkisi ile zaman zaman yine gireceğim sayfalarına ..

Mutsuzluk,ve kaybolan değerler ..sonrası yalnızlığa çekilmek isteriz çoğu zaman
alın işte öyle bir serüven bu kitap ,.çokça kendinizi bulacaksınız


Şöyle bir şey düşünün ki;herkesin de aklındadır bir sahil kasabası ve yazmak okumak düşünmek gezmek vs vs .kitaba başlarken o ülkeden o ülkeye gişeden büyük düşünür kendini dinlemeye ve kendisine yapılan ağır eleştiriler ile düşünen üstat ,çok güzel bir yalınlıkla hayatın yani hepimizi rahatsız eden samimiyetsiz ,yalandan nefret eden aklında hep ahlak bilgeliği ile erdemli insanın nasıl olduğunu yaşatan bir kitap ..ince bir kitap ama bitmesin isteyeceğiniz kendinize durmadan sorular soracağınız bir yolculuk ..bazen de ne kadar eksik kalmışız bu kısacık ömürde .herşey i bırakıp dünya ile ilgili çekilmek istediğiniz bir göl kenarı armaya başlarsınız..bunun ardından “itiraflarıma”geçiyorum üstadın...çokça bahsediyor bu kitabında ..özelikle okuyan diyeceğim okuyun mutlaka .....:)
Anlatım dili sizi satırlara hapsederken derinliğine dalma tefekkürünü yaşamaktan da kendinizi alamıyor,pek çok yaşanmışlığın betimlemesini ruhunuzda yeniden yaşıyormuşçasına tasvir edebiliyor ve aynı zamanda reddedişlerinizin ve kabul edişlerinizin benzerliğini sarsıcı bir güçle okumanın hayretinden de kendinizi kurtaramıyorsunuz.Paragraflar kimi zaman ne kadar uzun olsa da anlatımın kalitesi,duygu durum analizlerindeki ifadelerinin hissiyatında size akan etki ve üslubun mahiyeti sizi önce ruhunuzdan sonra kalbinizden sert bir rüzgar gibi yakalayıp benliğinizi savuruyor,bölüm bitene kadar da bu fırtınaya teslim olmaktan başka çareniz kalmıyor..

*"Yapmak istediğimiz şeyler, büyük ölçüde inanmamız gerekenlere bağlıdır ve en doğal ihtiyaçlarımızın dışında kalan her şey de, eylemlerimize hakim olan fikirlerimizdir."

*"Gerçek mutluluğun kaynağının bizde olduğunu, mutlu olmayı bileni bedbaht etmenin insanların elinde olmadığını öğrendim." (sahiden çok hoş bir cümle,farkında olup kimi zaman cümlesini kuramadığımız tarzdan)

*"Kendimi tamamen ruhumla konuşma zevkine bırakayım. O ruh ki, insanların elimden alamayacakları tek şeydir."

*"Bazen düşlerim düşüncelerle son bulur, fakat daha çok düşüncelerim düşlerle sona erer ve bu sırada ruhum, bütün zevkleri aşan bir vecde dalarak, hayal gücünün kanatları üzerinde tüm evrende süzülerek dolaşır."

*" Başımıza gelen herhangi bir kötülükte , etkisinden çok niyete bakarız.Çatıdan düşen bir kiremit bizi daha kötü yaralayabilir,fakat kötü niyetli bir elin atacağı taş kadar derinden etkilemez.Darbe bazen ıskalayabilir ama niyet asla hedefini şaşırmaz."

*"...çünkü akıl,ancak kendini dinletebildiği zaman konuşur."

*"....Tanrı'nın beni yargılayabileceği sertlikle yargılıyorum kendimi."

Sayısız alıntı yapmak isterdim ancak bu kadarıyla örneklendirmek istedim..

Bu kitap uzun zamandır kitaplığımdaydı fakat nasıl oldu da bunca zaman elime alamamış,derinliğine dalmaktan kendimi mahrum bırakmışım diye hayıflanırken,birden kendimce hep düşündüğüm "bazı kitapların zamanı vardır,o zaman gelmeden onu okusam da alacağım etki bunca müthiş olamaz,bu nedenle gözüme de görünmez" inancı beni kendime getirdi:) Çünkü bunca zaman okuduğum her kitabı doğru zamanda okumuş olduğuma inanarak bitirmenin keyfini hep yaşadım,bunda da olduğu gibi..

Herkesin kendi yaşamsal deneyimlerinden bir miktar benzerliği mutlaka yakalayabileceği pek çok sahneye şahit olmaması imkansız.
Anlaşılmayan ve anlaşılamadığı için kendini yalnız hisseden ruhlar ve bu nedenle de yalnızlığını sevenler..Seveceksiniz..
Çünkü içinde bulunduğumuz çağa hiç te yabancı olmayan tüm bu anlatımdaki gerçeklikler bize bir farkındalık sunuyor ve bu yalnızlığın farkındalığıyla ulaşılan tekamül esasında bir dönüşümdür..
Tekrar tekrar okunası hatta yaşanası güzellikte ...
Tanrı adaletlidir. O, çekmemi istiyor, ama suçsuz olduğumu biliyor. İşte güvenim buradan gelmekte; yüreğim ve aklım, aldanmadığımı ilân ediyorlar. Bırakalım talih ve insanlar istediklerini yapsınlar; ses çıkarmaksızın çekmeyi öğrenelim; her şey sonunda dünyanın düzeni içinde eriyip gidecek: benim sıram da er geç gelecektir.
Rousseau, insanların kendisi hakkında kötü düşünce ve yorumlarına karşı ince dilli eleştirilerle, kendini anlatmış. Tanıyanlara cevap, tanımayanlara tanıtım olmuş. Bahsettiği güzel şeylerden en çok ''yalan'' ve ''mutluluk'' konusundan hoşlandım. ^^
Güzel ve saygıdeğer bir eserdi. Yazarın yaklaşık 300 yıl önce böyle bir yazıyı kaleme alması.
Okuduğum nadir otobiyografik eserlerden. 300 yıl önce kitabın ne olduğunu bilmeyen bir toplumda siz otobiyografi yazıyorsunuz. Harika ..
İnsanların riyakarlığından bıkan Rousseau; kendini yalnızlığa terkedip, doğayla,bitkilerle uğraşmış ve uğraşlarında hayat bulmuş.İnsanların içinde insanlara hasret yaşamış yazar!
Bulunduğumuz çağda hangimiz O'nun kaderini yaşamıyor ki?
Keyifli okumalar...
Jean-Jacques Rousseau, Toplum Sözleşmesi, Emile gibi yapıtları ile tanınır.

İnsan ve toplum ilişkileri üzerine üzerine eserleri bulunan, devletin eşitlik, özgürlük ve adaletin simgesi olması gerektiğine inanmış birisi ve sosyalizm litetatürüne önemli katkıları olan bir fikir adamı.

Rousseau, yalnızdır, hayatında kaçmak zorunda kalmıştır ve yalnız olan birinin mutluluğa tek başınayken nasıl ulaşabileceğini göstermeye çalışmıştır, Yalnız Gezenin Düşleri'nde.

Kitap on ayrı “yürüyüş” bölümüne ayrılmış, her bölümde yazarın hayatının akışını etkileyen olaylar ve hayatındaki değişimlerin ruhunda yarattığı etkiler yer almakta.

“Artık dünyada yalnızım, kendimden başka kardeşim, komşum, arkadaşım ya da ait olduğum bir cemiyet yok. Peki her şeyden ve herkesten soyutlanmış olan ben, neyim? Bana kalan tek şey buna bir cevap aramak.”
Hülasa; bu eserinde yazarın, yaşamının son yıllarında, kent savrulmuşluğunu, yorgunlukları, tecrit edilmişlikleri, yaşlılık duvarını ördüğü kırgınlık ve kırılganlıkla mutluluğu arama, bitki bilimini labaratuvar ortamında değil de ait oldukları yerlerde gezintiler yaparak inceleme ve bunu da huzuru için gerçekleştirme iştiyakıyla geçirdiği günleri hatırat biçeminde paylaştığına tanık oluyoruz...
Kitap yalnızlık ve insan illişkilerini iyi tahlil eden bir kitap. İnsanın insandan giderek daha çok uzaklaştığı bir dönemde - yazarın bi kaç yüzyıl önce yaşamış olmasına rağmen - yalnızlık ve insan ilişkilerindeki bağı çok güzel özetlemiş.
Ben zaten rousse yi benimsemis biri olarak icerigini yillar gecsede hatirladigim bir kitap.yalniz kisinin dunyevi hirslardan uzakligini anlatiyor.evet dogru diyor ama sunu bilmek gerekir yalniz insan neden yalnizligi secmistir ve iç dunyasi gercekten olumlumudur yoksa ruhsal bir eksiklikmi vardir.yada o degerli yalniz insan kendi bencilligiyle sizleri kirabilirmi.kirilmis biri olarak yaziyorum.
İtiraf ederim ki, tecrübe daima bir şey öğretir; fakat sadece bundan sonra yaşayacağımız zamana faydası vardır. Ölme zamanı gelince, nasıl yaşamak gerektiğini anlamanın ne değeri var?
Özgürlüğün, insanın canının istediğini yapması anlamına geldiğine asla inanmadım. Özgürlük, daha ziyade, yapmak istemediğini yapmamaktır ve benim de devamlı peşinde koştuğum ve zaman zaman yakalayıp çağdaşlarımı çileden çıkardığım özgürlük budur. Zira bu devamlı çalışan ve oradan oraya koşuşturan hırslı insanlar, başkalarının özgür olmasından nefret ettikleri gibi kendileri için de özgürlük istemezler. Hatta arada bir istediklerini yapabildikleri ve başkaları üzerinde hakimiyet kurabildikleri sürece kendi özgürlüklerinden bile vazgeçebilirler. Bu insanlar, hayatları boyunca kendilerini istemedikleri şeyleri yapmaya zorlamış ve emir verebilmek uğruna her türlü esarete katlanmış insanlardır.
Jean-Jacques Rousseau
Sayfa 94 - Alakarga Yayınevi
Yalnızlık ve kendi kendimle hesaplaşma zevki yüreğimde, onu beslemek için yaratılmış sevgi duygularıyla birlikte doğdu.
Jean-Jacques Rousseau
Sayfa 118 - Bordo-Siyah Yayınları
Başkalarına karşı adil olmak gerekliyse, kendimiz için de gerçekçi olmamız gerekir. Bu, olgun insanın kendi onuru için ödemesi gereken bir saygı borcudur.
Jean-Jacques Rousseau
Sayfa 53 - Bordo-Siyah Yayınları
Bundan sonra benim dışımda olan her şey bana yabancı. Bu dünyada ne yakınım, ne benzerim ne de kardeşlerim kaldı. Bu dünyaya yabancı bir gezegenden düşmüş gibiyim. Etrafıma baktıkça herhangi bir şeyi seçebiliyorsam, bu, kalbime acı veren, onu parçalayan bir şeydir ve bana ait olan, çevremi saran her neyi görsem beni ya isyana sevk eden ya da ıstıraba düşüren bir nesnedir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yalnız Gezenin Düşleri
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
184
Format:
Karton kapak
ISBN:
975-8688-99-5
Orijinal adı:
Les Reveries du Promeneur Solitaire
Çeviri:
Ester Yanarocak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bordo Siyah Yayınları
Fransız Aydınlanması'nın 'aykırı' sesi Rousseau, edebiyatın geleneksel türleri içinde kendisine kolayca bir yer bulamayan bu 'anı' ile 'roman' arası metinde, hayatı ile bir son hesaplaşma çabasına girişiyor. Bu hesaplaşma en başta düşünürün iç dünyasına, geçmişine yaptığı bir yolculuk anlamına gelmektedir. Yalnızca Aydınlanma'nın değil, tarihin en büyük ve en önemli devrimlerinden birini gerçekleştirmek üzere olan burjuvazinin, tarihe kendi 'aklı' ile yön verme hedefinin içinden yükselen uygarlık eleştirisi ve buna bağlı 'doğaya dönüş' çağrısıyla Romantik akıma öncülük etmiş, halk iradesinin monarşiye karşı üstünlüğünü savunan bu 'eleştirel ses', Rousseau'nun hayatının son yıllarında içine sürüklendiği yalnızlığın, tecrit edilmişliğin kalın duvarlarını ören sestir de.

Kitabı okuyanlar 255 okur

  • Eddie Breeg
  • Betül Yılmaz
  • Daisy@
  • Nusret AVCI
  • Drkitapsever
  • Bay Ç
  • Tamer
  • Ben Ozgurlugum
  • Mr. Mysterious
  • Ayşegül Gül

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.9
14-17 Yaş
%1
18-24 Yaş
%23.5
25-34 Yaş
%42.2
35-44 Yaş
%18.6
45-54 Yaş
%6.9
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%3.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%52.1
Erkek
%47.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16.9 (13)
9
%22.1 (17)
8
%32.5 (25)
7
%19.5 (15)
6
%6.5 (5)
5
%1.3 (1)
4
%0
3
%1.3 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları