·
Okunma
·
Beğeni
·
17023
Gösterim
Adı:
Yalnız Gezenin Düşleri
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
184
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758688995
Orijinal adı:
Les Reveries du Promeneur Solitaire
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bordo Siyah Yayınları
Fransız Aydınlanması'nın 'aykırı' sesi Rousseau, edebiyatın geleneksel türleri içinde kendisine kolayca bir yer bulamayan bu 'anı' ile 'roman' arası metinde, hayatı ile bir son hesaplaşma çabasına girişiyor. Bu hesaplaşma en başta düşünürün iç dünyasına, geçmişine yaptığı bir yolculuk anlamına gelmektedir. Yalnızca Aydınlanma'nın değil, tarihin en büyük ve en önemli devrimlerinden birini gerçekleştirmek üzere olan burjuvazinin, tarihe kendi 'aklı' ile yön verme hedefinin içinden yükselen uygarlık eleştirisi ve buna bağlı 'doğaya dönüş' çağrısıyla Romantik akıma öncülük etmiş, halk iradesinin monarşiye karşı üstünlüğünü savunan bu 'eleştirel ses', Rousseau'nun hayatının son yıllarında içine sürüklendiği yalnızlığın, tecrit edilmişliğin kalın duvarlarını ören sestir de.
152 syf.
·3 günde·9/10
Bir zamanlar insanlar dışarıda yürürken dahi düşünebiliyordu. Rousseau gibi. Düşünmekten kastım derin düşüncelere dalmaktır; kendini ve insanları sorgulamak gibi meşakkatli zihinsel çaba gerektiren düşüncelerden bahsediyorum. Bunu şimdi yaptığınızı düşünsenize, kendinizi sorguladığınız anlardan birinde bir arabanın altında kalmanız hiç de şaşırtıcı bir durum olmazdı. Arabaların ve insanların gürültüsünden düşünebilecek misiniz bakalım bir kere? İncelemeye neden bu konudan başladım bilmiyorum, günümüz dünyasında içinde bulunduğumuz 'imkanlar içindeki imkansızlıkları' bir kez daha dile getirmek istedim belki de. Toplumsal düzende en azından zihinsel manada zinde kalmak için imkanlar mevcut bir bakıma. Ama baktığınız zaman bu imkanlar yalnızca, 'imkanlar' dahilinde kalıyor. Mesela bir çocuğa kitap okuma alışkanlığı kazandırmadığınız sürece kütüphaneler inşa etmenin bir mantığı yoktur, değil mi?

Rousseau'nun diline, üslubuna hayran kaldığım bu eserinde birçok konuya değinilmiş. On adet gezintiden (gezintilerde düşlenen konular) oluşan eserde Rousseau, gerek çocukluğuna gidiyor, gerekse de yaşadığı dönemdeki sözde aydınların hatalarından söz ediyor. Bu eser Rousseau'nun okuduğum ilk eseri olduğundan kafamda oluşan Rousseau profilinin kesinliği yoktur, ben sadece bu kitaptan anladıklarımı aktarmaya çalışıyorum. Rousseau bu eserinde bolca yalnızlık temasını işlemiş. Yalnızca işlemekle kalmamış kendi tecrübelerinden anlatmış bize yalnızlığı. Toplumumuzda bugün dahi insanların sıkıntılarının neredeyse tümü, insanların birbirlerini aşırı bir derecede ciddiye almalarından kaynaklanmakta bana göre. Birinin bizim hakkımızda dediği şeyleri o denli kafamıza takıyoruz ki, bunları mutlak gerçekler olarak kabul eder hale geliyoruz. İşte bunun gereksizliğinden bahsediyor Rousseau.

"Benim için yeryüzündeki her şey bitti." diyor. O dönemlerde Fransa'da tanınmış hale gelen Rousseau hakkında ileri geri konuşan öyle çok insan var ki, Rousseau, onlardan kurtulmanın tek yolunun onları görmemek olduğunu keşfediyor. Umut etmenin gereksiz olduğunu savunuyor Rousseau. Salt bir umuttan bahsetmiyor. Bizim insanlar için girdiğimiz umutlardan söz ediyor. Onların dediklerini ciddiye aldığımızdan dolayı, kendimizi onlara beğendirmeye çalışmamızın dünyanın en gereksiz uğraşı olduğunu belirten Rousseau, çeşitli yöntemlerle onlardan nasıl kurtulduğunu samimi bir dille anlatıyor. Rousseau'nun dilinden söz açılmışken bahsetmek istiyorum: Rousseau'nun öyle bir dili var ki onda okura kendini sunma duygusu, bu duygudan gelen çekince dahi yer etmemiş. Dolayısıyla öylesine bir açık dille size kendinden bahsediyor ki, elinizde olmadan Rousseau'ya güveniyor, onu seviyorsunuz. Rousseau kendi duygularını körleştirerek çevresindeki sorunlardan kurtulduğunu, hatta zaman zaman ormana, dağlara kaçıp kendini dinlediğini anlatıyor.

Bu eser bir 'öz-denemeler' gibidir. Zaten bunu Rousseau kendi de ifade eder: "Monteigne'le aynı işi yapıyor olsam da, amacım onunkinden farklı. Zira o Denemeler'ini salt başkaları için yazmışken, ben Düşlerim'i yalnızca kendim için yazıyorum." İnsanın mutluluğu kendi içinde de araması gerektiğinin, mutlu olmayı bilen birini hiçbir etkenin mutsuz edemeyeceğinin de altını çizen yazar bunları kendisi de deneyimlemiştir. Kişisel bir reform yapmamız gerektiğini söyleyen Rousseau'nun düşlerinden onlarca ders çıkartılabilir bana göre. Kimi bölümlerde felsefi konuları da irdeleyen Rousseau, yalan-doğru ilişkisini inceliyor. Söylenen şeyin yalan olarak değerlendirebilmesi için menfaat uğruna ve zarar vermek için söylenmiş olması gerektiğini savunuyor. Buna göre, menfaat gözetmeksizin ve zarar vermeden yalan söylemek bir tür kurmacadır ona göre; yalan söylemek değildir. Asıl 'doğru' insanın kendi menfaatleri söz konusu olduğunda dahi dürüst olabilen kişidir ona göre.

Bir bakıma Rousseau'nun bu eseri bir uyanışı barındırıyor içinde.. Rousseau'nun insanlar üzerine vardığı yeni kararlar kendi açısından huzur bulmasına yaramakla kalmıyor bizlere de yol gösteriyor. Nefretin insanların gözünü nasıl kör ettiğini çok güzel bir şekilde yansıtmış. Buna göre, insanlar bir kişiden nefret etmek istiyorsa, ona nefret edilmeyi gerektirecek (onlara göre) olguları zaten yüklemiş, onu şekilden şekile sokmuş olurlar. Bu, Rousseau'ya göre bir körlüktür. Ve bana göre şu da vardır ki; kör insanlar en tehlikeli insanlardır. Bu kör insanlar çoğu gören kişiden iyi gördüklerini iddia ederler, bu da en tehlikeli şeydir. Tıpkı bencil bir insanın kendini en bilgili insan olarak görmesi gibi bu kör insanlar da kendilerinin en iyi gözlere sahip olduklarını iddia ederler. Ama o kör insanların 'iyi gören' gözlerinden de kaçabilmiştir Rousseau; "... ama sinirlenmeden onlara tahammül etmeyi öğrendiğimden beri üzerimdeki güçlerini kaybettiler." şeklinde ifade ederek bunu da anlatır.

Rousseau'nun döneminde de belki bu tür insanlar çoktu, bana göre günümüzde daha da çok. 'Gören körler'. Özellikle imkanların çoğaldığı günümüzde, insanlık bunu, yani imkanları elleriyle ittiği, ondan tam zıt yöne gittiği için belki de bu normal bir durum. İmkanlar arttıkça körlük derecesi de artıyor kanımca. Herhangi bir insana çok kolay ulaşabiliyoruz internet sayesinde, fakat bu kolaylık bizi belki de yanıltıyor; körleştiriyor. Kolaylık aldatıyor bizleri; insanları da kolayca kefelere yerleştiriyoruz hemen. Buna devam ettikçe, daha da kör oluyoruz her geçen gün, bir bakış açımız daha kararıyor, halbuki bakış açısı dediğimiz şey en değerli yetilerimizden biri değil midir? Umarım insanlık olarak bu körleşmeye bir son verebiliriz. Rousseau gibi...
184 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Başlamadan önce kitabın başlangıç ve sonuna :

https://ibb.co/enFZAf

Uygun olarak tabiki bunu dinleyerek başlayalım:

https://youtu.be/Z1_T7D8rGOc

Ne diyorduk? Hiçbir şey demiyorduk. Kalıveriyorduk...

İnsanlar tarafından hor görülmek midir? Başta öyle sanabiliriz, bilirim, bildim, dım... Ancak ilerledikçe, akan bir ırmağın kaynağından çıkıp, ne var ne yok alarak koskoca bir denize dökülmesi gibi... Korkunç görünüp de aslında olması gereken bir durum. Bunun üzerine daha konuşacaktım. Kiminle mi? Rousseau ile hatta aslında kendimle.

Umut... Umut başkalarının bıraktığı bir şey ise, onların egemenliğindesin demektir. Oyuncak gibi oynayıp türlü iftiralar ile bu insanlar onu beni seni iplerle kendilerine bağlayıp ordan oraya savuruyorlar... Bu insanlar dediğimiz el kısmısı. Bu tüm el çevrendeki aile, arkadaş, dost ne var ne yok hepsi. Ancak umut ışığını söndürüp beklentiyi yok edebilirsen (evet bunu yapmış) işte o zaman "umrumda değilsiniz ne haliniz varsa görün" ü samimi ve içten, gerçeklikle söylersin kendi benliğine... Umudun ve huzurun kendi içimizde olduğuna inanırsak bunu kabul edersek zaten bunu söylemeye bile gerek kalmaz.

Her şeyden sıyrılmak öyle kolay değildi tabiki. Ben bu aşamadayım daha, yolum çok uzun. Karamsarlık ve hiçlik duygusuna hapsolmuş vaziyetteydim. Belki de hala öyleyim. Bunu şu an kestiremiyorum. Yaşayarak göreceğim. Farkında olduğum birçok şey var; ancak o birçok şey ile yüzleşmeyi yavaş yavaş yapmaya özen gösteriyorum. Biliyorum ki bir anda olursa beni yıkacak.
Gerçek mutluluk bende...
Senin içinse sende...
Onun içinse onda...
Başka yerlerde aramaya devam ettikçe mutsuzluğa mahkumiyet kaçınılmaz son!

İnsanlardan soğudukça kendimizi onlardan soyutlarız ve onların bize kötülük yaptığını, "Ah ne yalnızım!" diyerek ağlamalarımızı hep başkalarına yüklemeye çalışırız. Halbuki tüm bu diğer insanlar bize en büyük faydayı sağlarlar: gerçekten mutluluğu bulmamızın yolunu göstererek.


Elbette ki mutlulukla birlikte acı denen kavram da eşlik eder yaşamımıza.
Yavaş yavaş endişeler daha az dokunmaya başlar ruhumuza. Bununla birlikte bizi üzen eski dostlar yahut ona benzer insanlar artık gözümüze acınacak bir haldeymiş gibi görünür. Ancak onlardan nefret edemezdim. Nefret edebilmek için kendimi sevmemek gereklidir diyor yazar bir yerde ve nefretin, varlığı sınırlandırıp küçültmekten başka bir işe yaramadığını anlatıyor. Üzerinde düşününce; ben nefret duygusu ile öfkeyi birbirine karıştırmışım. Zaten karmakarışık olan bilincim, sonunda bir açıklığın daha farkına vararak huzurla doluyor.
Üstelik günden güne özgürleştiğimi de farketmiş bulunuyorum:

" Özgürlüğün, insanın canının istediğini yapması demek olduğuna asla inanmadım, özgürlük daha çok, yapmak istemediğini yapmamaktır." (Sayfa 110)

Lanet sorumluluklar dışında özgürüm!

Buraya kadar mı? Asla! Öyle çok şey var ki anlatılması gereken ancak kelimelere dökemediğim...
Derinliklerde kalmış öyle çok şey var ki bahsedilemeyecek insanlar ile ilgili. Bahsedilmiş olsa eğer bu benden olanlar olur.
Bunlar kitapta mı var yoksa bende mi? Buna ancak siz karar verebilirsiniz. Benim size bir şeyler anlatmamın size faydası olmaz zararı olur. İnsan kendine yetebilmek zorunda. Kendine insan olmayı... Zaten insan sadece kendisi için insandır. Kendi dışındakiler için ise bir vahşi...
Mutluluk ve acının beraberinde huzuru hissetmek en güzelidir.
Duygular ile düşünceler arasındaki bağ güçlü de olsa dengeyi bulmak önemlidir.

Her neyse şu an aşırı zırvalamış da olabilirim. Fizyolojik olarak hasta da olsam ruhum dinç ve ayakta. Önemli olan ayrı tutabilmek bedeni ve ruhu....

Her daim huzurla...
  • Aşkın Metafiziği
    7.5/10 (1.121 Oy)1.123 beğeni4.355 okunma3.422 alıntı41.034 gösterim
  • Prens
    8.2/10 (1.395 Oy)1.285 beğeni4.859 okunma3.467 alıntı39.746 gösterim
  • İlahi Komedya
    8.6/10 (636 Oy)778 beğeni2.225 okunma2.880 alıntı36.603 gösterim
  • Burukluk
    8.4/10 (185 Oy)202 beğeni637 okunma1.135 alıntı7.491 gösterim
  • Hayatın Anlamı
    7.7/10 (213 Oy)200 beğeni837 okunma860 alıntı10.944 gösterim
  • Candide
    8.1/10 (522 Oy)425 beğeni1.473 okunma1.230 alıntı15.185 gösterim
  • Şeytan
    8.1/10 (234 Oy)215 beğeni930 okunma443 alıntı8.223 gösterim
  • Kötülük Çiçekleri
    8.5/10 (183 Oy)186 beğeni619 okunma1.475 alıntı12.751 gösterim
  • Kreutzer Sonat
    8.3/10 (957 Oy)768 beğeni2.720 okunma2.710 alıntı17.306 gösterim
  • Kaos'un Kutsal Kitabı
    8.2/10 (253 Oy)254 beğeni664 okunma1.699 alıntı11.676 gösterim
168 syf.
Hala kişisel gelişim kitapları okuyor musunuz?
Bir kitabın insanı değiştireceğine inanıyor musunuz?

Şimdi ilk sorunun cevabı muhtemelen evet, ikinci sorunun cevabı da açık yüreklilikle hatta içten gelen koca bir evet.

Niye okuyorsunuz? Bu tür kitaplar insanı nasıl değiştirebilir ya da ne sunabilir. Hiçbir şey! 'Yahu kardeşim zaten okuma oranının az olduğu bir ülkede insanların ne okuduğuna karışmayın bari!' Yahu okumak nedir önce orada bir anlaşalım. Bu soruyu sesli bir şekilde soralım kendimize. Bir kitap seni kaldırıp yerden yere vurmuyorsa, içine şüphe tohumu ekmiyorsa, yerine koyduğunda sana acı vermiyorsa, ya da yarınına etki etmiyorsa, düşünce dünyana etkisel tepkimeler sağlamıyorsa ne diye kitap okursun? Sal gitsin!

Her insan istediğini yapmakta özgür. Tabii bir yere kadar. Bir yazar oturur 'e' harfini kullanmadan kitap yazar, bir insan istediği kitabı okur. Burada bir farkındalık yaratma peşindeyim. Ne için? Çünkü harika bir kitap okudum. İçimde yukarıda saydığım maddelerden birkaçını salgılayabildim. Sizi de severim, aynı muhitin çocuklarıyız, salgılanmaya muhtaç olduğumuz şey kitapların damarlarında gezen bilgidir.

Bir insan nasıl değişebilir?
*Şehre bir yabancı gelir,
*Dost Kitapevi'ne gidilir,
*Kitapyurduna girip sipariş verir,
*Bin nasihattan değerli bir müsibeti olur,
*Hayal kurar
*Sever

İnsan kişisel olarak gelişmez, insan önce değişir, sonra değiştikçe gelişir. Hiçbir gelişim yoktur ki aynılıkla mümkün olsun. Her gelişimin ruhunda bir değişim vardır. Vücudunda gezen kan bile sirkülasyona uğramadığı müddetçe seni zehirler. Değişim, insanın makyajıdır. Ancak kalıcı olması ve kendi kendine bir standardı olması gereken bir makyaj. Yüzünü yıkadığında çıkardığın bir maske değil. Atalet denilen lanetin yenilmesi gerek dostum. Hem de şimdi. ''Ama kardeşim CORONA var.'' Olsun, dün de domuz gribi vardı, SARS vardı, kolera vardı. Bunlar gelip geçer, ancak kalıcı olan içinde gezen hareketsizlik virüsüdür. Öldürmez ama yaşattığı da söylenemez. Tüm değişimlere karşı bağışıklık kazanmış gibiyiz. Yalnızca tembellik hakkımız var. Ona karşı derin bir sahiplenme duygusu içindeyiz.

''Peki kardeşim ne yapabilirim? lafı uzatma!'' Haklısın, lafı uzattığımın farkındayım. O sebeple konuya gireyim. Mesela ilk olarak Rousseau'nun iş bu kitabını almalısın. Alamıyorsun, biliyorum. Çünkü bir kitabın eline ulaşması epey zaman alıyor. O zaman pdf oku! Nakkal Yayıncılık, Bordo Siyah fark etmez. Netten bulman mümkün. Bazı tecrübeleri edinemeyecek kadar kısa bir hayat yaşıyoruz. Ortalama 70 yıllık ömre sığdırdığımız 7 etkin yıla sahibiz. Bunu ben söylemiyorum, Rousseau söylüyor. Söyledikleri derin bir tecrübenin ürünü.

Kitap bir yığın itiraftan ibaret. İtirafların adamı diyorum ben Rousseau'ya, ilk değil son değil bu kitap :) Yanılmışlıklar, pişmanlıklar, ne yapmalı'nın virtüözü sanki (kitap) Kişi kendi özyaşamını daha sanatsal nasıl anlatabilir. Sanatsal denince ''felsefe dili'' olarak bilinen beynin hemen akledemediği cümleler aklınıza gelmesin. Aslında çıplak bir anlatım, olabildiğince sade. Okurken sayfa aralarında, o şifalı cümlelerin içinde kendinizi bulma telaşının yanısıra edebi bir tat da söz konusu. Felsefi soruşturmalar, anlam arayışları, yaklaşan vade, doğayı duyumsama, iyi ve kötünün çemberinden geçmiş vs vs. bir insan var karşınızda. Burada yanlamaya, yalana kesinlikle yer yok.

''İşte, yeryüzünde yalnızım; kendimle baş başayım; artık ne kardeşim var, ne benzerim, ne de dostum.'' böyle başlayan bir kitabın sizi yanıltma imkanı pek yok gibi. Bu kitapta melankolik haz diyebileceğim, sadece gerçek okurların (manyakların) anlayabileceği bir hava var. Kendi hayatı üzerinden ne kadar ders verebilirse onu içten, pazarlıksız veriyor.

Kitapla ilgili hatta Rousseau'nun hayatı ile ilgili getirebileceğim eleştirilerin başında tekrarlar geliyor. Ancak bu anlaşılabilir. Bizim hayatımızda tekrarlardan oluşuyor sonuçta ve burada bir özyaşam söz konusu. Anlayamadığım kısım ve beni çok şaşırtan kısım ise evlatlarını yetiştirme yurduna vermesi ve ona getirdiği gereksiz, anlamsız gerekçelendirmeler. Ardından da çocuk sevgisine olan hasretini dışarıda aramalar. Hani önce saçmalarsın da sonra saçmalıklarını bir tartıya koyabilmek adına iyice sıvarsın. İşte buydu hissettiğim.

Bu bahsettiğim durum dışında leziz bir kitap okudum. Kendime sorgulamalar ısmarladım, düşünceler ısıttım. Kabuğunda çıkmayı bekleyen planları tasarladım. Bir aslan burcu olarak 'kır zincirlerini gel aşka kanalım seninle' diyorum aklıma. Lütfen siz de bu kitaba bir şans verin arkadaşlar. Pişman olmayacaksınız. Keyifli okumalar.

Olmazsa olmaz Abel : https://www.youtube.com/watch?v=wSZgwdmomMo
184 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Yazar yalnızlığı kendi kaleminden ve herkesin icinde olan bu derdi dışarı vurmuş. Anlatımı muhtesem bir eser. Akıcı ve her insanı iç dünyasına yolculuk yaptıracak 10 geziden olusuyor.
Kitabın içeriğini cesitli yazar ve ünlülerin yanlızlık anlayışlarıyla anlatmaya çalıştım

Eğer farklıysan, yalnızlığa mahkum oluyorsun."

Aldous Huxley 

Farklı ve ünlü bir yazarın insanlardan kaçısıydi yanlızlık Jean-Jacques Rousseau farklıydı diğer insanların iki yüzlülüğünden sıkılmıştı ve parası yoktu o derecedeki (Emile'nin) yazarı çocuklarını yurda vermisti. Ve itiraflarımda söylediği gibi birde karısını sevmiyordu. Yolu yalnızlığa düştü ve ilk gezisine şu sözlerle başladı
İşte, yeryüzünde yalnızım; kendimle baş başayım; artık ne kardeşim var, ne benzerim, ne de dostum. İnsanların en seveceni, en cana yakını, bu insanlar arasından söz birliğiyle çıkarıldı. Bunlar, düşmanlıklarını hainliğin son sınırına götürerek, duyarlı ruhuma hangi üzüntünün daha çok dokunabileceğini araştırdılar ve beni kendileriyle birleştiren bağların hepsini kesip attılar. Kendileri istemeseler de, onları sevebilecektim; sevgimden ancak insan olmaktan çıkmak yoluyla kurtuldular. Öyle istediklerine göre, şimdi benim için yabancı, adı sanı bilinmeyen insanlar onlar; birer hiçler! Ama, onlardan ve her şeyden sıyrılmış bulunan ben neyim? Bana bunu araştırmak kalıyor. Ne çare ki, önce benim durumuma bir bakmak gerek; sözü benzerlerimden kendime aktarmak için de gerekli bu.

"İçi insanlarla dolu büyük evler var karşıda, gene de tek odada bir başına olmak, bir evde yalnız yaşamak, yaşamın en önemli yanı, daha doğrusu: Kimi zaman yalnız kalabilmek mutluluğun ilk koşulu."

Franz Kafka 

Jean-Jacques Rousseau Kafka gibi düşünmeye başlamıştı ve yalnızlık içinde düşündüklerini yazıyordu. Insan yalnız kalınca geçmişe bakar sadece.


"Bir Parti üyesinin ilke olarak hiç boş vaktinin olmaması ve yatak dışında hiç yalnız kalmaması gerekiyordu. Çalışmak, yemek yemek ya da uyumak dışında kalan zamanlarda mutlaka ortaklaşa bir etkinliğe katılmalıydı: Yalnızlıktan keyif aldığını gösteren herhangi bir şey yapması, dahası kendi başına yürüyüşe çıkması bile her zaman biraz tehlikeli olabilirdi."

George Orwell

Eskiden bir partinin üyesi olmasada Kraliçeye yakındı fakat bu yakınlıktan çok şey kaybetmisti.


Sevmek, insanı yalnızlaştırıyor."

Virginia Woolf 
Gerçek anlamda sevmiş miydi Jean-Jacques Rousseau ömründe en katı kalpli insanlar bile sevmiştir fakat bu Jean-Jacques Rousseau bu yalnızlık sebebi olamazdi.

Tıpkı bir kasırganın merkezindeki sakin bölge gibi durgun ve bomboştum, çevremdeki karmaşanın içinde yuvarlanıp gidiyordum."

Sylvia Plath 
Jean-Jacques Rousseau yuvarlanıp gidiyordu kasırgalar yaratan beyninin içindeki dusuncelerde.

"Yazdıklarımı okurken hoş bir duyguya kapılmayacaksınız eminim, hepimiz daracık dünyalarımızda insanlardan kopuk yaşıyoruz çünkü. Gerçek hayata öylesini yabancılaşmışız ki, adını bile duymak istemeyiz. Peki ama neden bazen olmadık, aptalca arzular peşinde koştururuz? Sebebini biz bile bilmiyoruz. Üstelik, bu olmadık isteklerimiz gerçekleştiğinde en çok zararı görecek olan da biziz. Deneyin isterseniz, içimizden birinin bağlarını çözüp, esaretini kaldırınız, emin olun, o yine esaret altına girmek isteyecektir. Bu yazdıklarımı okuduğunuzda kızgınlıktan ayaklarınızı yere vuracak ve: "Siz, kendi rezil hayatınızdan, kendi yeraltınızdan bahsedin!" diye bağıracaksınız. Hepinizi bu işin içine katarak kendimi kurtarmaya çalışmıyorum. Ben, sizlerin korkaklığınıza "ölçülü davranış" kılıfını geçirip, yarım bıraktığınız her şeyi sonuna kadar götürdüm. Hayatın gerçeklikleri ile sizden daha fazla yüz yüze geldim ben.
Etrafınıza şöyle bir göz gezdiriniz! Gerçek hayat denilen şeyin ne olduğunu, nerede olduğumuzu bilmiyoruz bile! Kitaplarımızı ve hayallerimizi elimizden alsalar, öylece ortada kalakalacağız. Neyi sevip nede nefret ettiğimizi bilemeyeceğiz. Etiyle, kemiğiyle gerçek birer insan olmak o kadar zor ki..."

Fyodor Mihailoviç Dostoyevski 

Yalnız kalınca Jean-Jacques Rousseau farkına varmıştı insan olmanın ve hatalarının ama bu hataları telafisinin artık imkansız olduğu düşüncesindeydi.

"Gerçeği söylemek gerekirse, insanlar yalnızlık denen şeyin aslında ne olduğunu, nereye varabileceğini pek bilmiyorlar. Her yığına, içinde dostluk var gözüyle bakılmamalı; insanların yüzleri bir resim galerisinden öteye bir anlam taşımayabilir, konuşmalar da bir zilin çınlaması gibi olabilir."

Francis Bacon 

Artık yığın olarak baktığı insanlarda dostluk aramıyordu Jean-Jacques Rousseau.

"Eğer kendi yalnızlığımızı kucaklayamazsak, inzivaya karşı kalkan olarak başka birini kullanırız."

Irvin D. Yalom 

Yalnızlığın kucağına sığınmıştı Nietzsche Ağladığında kitabında Yalom'un dediği gibi Jean-Jacques Rousseau

"Yalnızsın. Yalnız bir adam gibi yürümeyi, aylak aylak dolaşmayı, sürtmeyi, bakmadan görmeyi, görmeden bakmayı öğreniyorsun. Saydamlığı, hareketsizliği, varolmayışı öğreniyorsun. Bir gölge olmayı ve insanlara sanki hepsi birer taşmış gibi bakmayı öğreniyorsun..."

Georges Perec
Yalnızlık ile uyanan Perec gibi uyanmaya başlamıştı Jean-Jacques Rousseau.

"Yalnızlığı sevmeyen özgürlüğü de sevmez. Kişi ancak yalnız olduğunda özgürdür çünkü."

Arthur Schopenhauer 
Yalnızlığı sevmek zorunda kalmıştı ama bu sayede özgürlüğü tatmış Jean-Jacques Rousseau

Yalnızlığımın yalnız bana zararı dokundu.
Oğuz Atay

Bir şeyin farkına varmıştı yalnızlığın ona zarar vermeye başladığının her seyin fazlası zarardır özgürlüğün bile. Ama geri dönmekte istemiyordu.

Yalnızlığa son noktayı meriç ile koyalım.
O kadar yalnızdım ki karanlıklardan iblis’in eli uzansa minnetle sıkardım.
Cemil Meriç
128 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Rehberliğini hayatım boyunca hissedeceğim, iz bırakan bir kitaptı.

"...İşte, yeryüzünde yalnızım; kendimle baş başayım; artık ne kardeşim var, ne bir benzerim, ne dostum ne de ait olduğum bir toplum. İnsanların en şefkatlisi, en cana yakını, bu insanlar arasından sözbirliği ile dışlandı. Bunlar, olanca kinleriyle hassas ruhuma hangi azabın daha çok dokunabileceğini araştırıp beni kendilerine bağlayan bağları kesip attılar. Onları istemedikleri halde sevebilecektim. Sevgimden ancak insan olmaktan çıkma yoluyla kurtuldular. Mademki öyle istediler, şimdi benim için yabancı, meçhul ve hiçtirler!"
143 syf.
·3 günde·10/10
Bu kitap hakkında aldığım günden beri bir inceleme yazmayı düşündüm. Nasıl başlasam, nereden başlasam bilemiyorum. Öncelikle hangi güzel sıfatın bu kitabı övmeye ve bendeki tesirini anlatmaya yeterli geleceğini düşünüyor ve bunu izahate yetecek herhangi bir sıfat bulamıyorum. Kitap hiç bitmesin istedim. Defalarca okuyabilirim. Rousseau'nun insanlar ve hayat üzerine düşüncelerini, yaşadıklarından kendisine çıkardığı dersleri içeren ve bunları adeta kendisine ve insanlığa bir not olarak düştüğü bu kitapta, hayal kırıklığına uğramış, bütün güzel duyguları ve iyi niyeti defalarca suistimal edilmiş bir adamın gözünden bakıyorsunuz hayata. Bu öyle bir adam ki, artık insanlar onda kin duygusunu ve intikam alma isteğini bile bırakmamışlar. Hemen her cümlesinin altını çizdiğim bu kitap, benim başucu kitabım oldu. Bu kadar geç keşfettiğim için kendime kızmakla birlikte böyle güzel bir kitabı en nihayetinde keşfettiğim için de büyük mutluluk duyuyorum.
192 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Sakın ve dikkatli okunması gereken bir kitap. Yazar kendi hayatından tecrübe edindiği meseleleri derin incelikle ele almış. Düşündürücü tespitleri var, şahsen beğendim.

Fransız düşünce dünyasında önemli yeri olan ROUSSEAU'un bu kısa kitabı okunmaya değer.
184 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Bitmesini istemediğiniz bir film ,bir gün bir tatil gibi..hiç istemedim bitmesini dedirten nadir kitaplardan oldu aklımda ve kalbime derin etkisi ile zaman zaman yine gireceğim sayfalarına ..

Mutsuzluk,ve kaybolan değerler ..sonrası yalnızlığa çekilmek isteriz çoğu zaman
alın işte öyle bir serüven bu kitap ,.çokça kendinizi bulacaksınız


Şöyle bir şey düşünün ki;herkesin de aklındadır bir sahil kasabası ve yazmak okumak düşünmek gezmek vs vs .kitaba başlarken o ülkeden o ülkeye gişeden büyük düşünür kendini dinlemeye ve kendisine yapılan ağır eleştiriler ile düşünen üstat ,çok güzel bir yalınlıkla hayatın yani hepimizi rahatsız eden samimiyetsiz ,yalandan nefret eden aklında hep ahlak bilgeliği ile erdemli insanın nasıl olduğunu yaşatan bir kitap ..ince bir kitap ama bitmesin isteyeceğiniz kendinize durmadan sorular soracağınız bir yolculuk ..bazen de ne kadar eksik kalmışız bu kısacık ömürde .herşey i bırakıp dünya ile ilgili çekilmek istediğiniz bir göl kenarı armaya başlarsınız..bunun ardından “itiraflarıma”geçiyorum üstadın...çokça bahsediyor bu kitabında ..özelikle okuyan diyeceğim okuyun mutlaka .....:)
184 syf.
·Beğendi·10/10
Anlatım dili sizi satırlara hapsederken derinliğine dalma tefekkürünü yaşamaktan da kendinizi alamıyor,pek çok yaşanmışlığın betimlemesini ruhunuzda yeniden yaşıyormuşçasına tasvir edebiliyor ve aynı zamanda reddedişlerinizin ve kabul edişlerinizin benzerliğini sarsıcı bir güçle okumanın hayretinden de kendinizi kurtaramıyorsunuz.Paragraflar kimi zaman ne kadar uzun olsa da anlatımın kalitesi,duygu durum analizlerindeki ifadelerinin hissiyatında size akan etki ve üslubun mahiyeti sizi önce ruhunuzdan sonra kalbinizden sert bir rüzgar gibi yakalayıp benliğinizi savuruyor,bölüm bitene kadar da bu fırtınaya teslim olmaktan başka çareniz kalmıyor..

*"Yapmak istediğimiz şeyler, büyük ölçüde inanmamız gerekenlere bağlıdır ve en doğal ihtiyaçlarımızın dışında kalan her şey de, eylemlerimize hakim olan fikirlerimizdir."

*"Gerçek mutluluğun kaynağının bizde olduğunu, mutlu olmayı bileni bedbaht etmenin insanların elinde olmadığını öğrendim." (sahiden çok hoş bir cümle,farkında olup kimi zaman cümlesini kuramadığımız tarzdan)

*"Kendimi tamamen ruhumla konuşma zevkine bırakayım. O ruh ki, insanların elimden alamayacakları tek şeydir."

*"Bazen düşlerim düşüncelerle son bulur, fakat daha çok düşüncelerim düşlerle sona erer ve bu sırada ruhum, bütün zevkleri aşan bir vecde dalarak, hayal gücünün kanatları üzerinde tüm evrende süzülerek dolaşır."

*" Başımıza gelen herhangi bir kötülükte , etkisinden çok niyete bakarız.Çatıdan düşen bir kiremit bizi daha kötü yaralayabilir,fakat kötü niyetli bir elin atacağı taş kadar derinden etkilemez.Darbe bazen ıskalayabilir ama niyet asla hedefini şaşırmaz."

*"...çünkü akıl,ancak kendini dinletebildiği zaman konuşur."

*"....Tanrı'nın beni yargılayabileceği sertlikle yargılıyorum kendimi."

Sayısız alıntı yapmak isterdim ancak bu kadarıyla örneklendirmek istedim..

Bu kitap uzun zamandır kitaplığımdaydı fakat nasıl oldu da bunca zaman elime alamamış,derinliğine dalmaktan kendimi mahrum bırakmışım diye hayıflanırken,birden kendimce hep düşündüğüm "bazı kitapların zamanı vardır,o zaman gelmeden onu okusam da alacağım etki bunca müthiş olamaz,bu nedenle gözüme de görünmez" inancı beni kendime getirdi:) Çünkü bunca zaman okuduğum her kitabı doğru zamanda okumuş olduğuma inanarak bitirmenin keyfini hep yaşadım,bunda da olduğu gibi..

Herkesin kendi yaşamsal deneyimlerinden bir miktar benzerliği mutlaka yakalayabileceği pek çok sahneye şahit olmaması imkansız.
Anlaşılmayan ve anlaşılamadığı için kendini yalnız hisseden ruhlar ve bu nedenle de yalnızlığını sevenler..Seveceksiniz..
Çünkü içinde bulunduğumuz çağa hiç te yabancı olmayan tüm bu anlatımdaki gerçeklikler bize bir farkındalık sunuyor ve bu yalnızlığın farkındalığıyla ulaşılan tekamül esasında bir dönüşümdür..
Tekrar tekrar okunası hatta yaşanası güzellikte ...
144 syf.
·7 günde·10/10
Okuduğumda beni en çok sarsan kitaplardan biri olmuştur Yalnız Gezerin Düşleri. Yer yer durakladığımı, yer yer devam edemediğimi, yer yer boğazım düğümlendiğini, yer yer gözümden yaşlar süzüldüğünü anımsıyorum.

Beni bu kadar etkilemesinin sebebi, fikirlerine ve hayatına aşinâ olduğum bir düşünürün bu manevî sürgününde yaşadıklarını bu kadar güzel ve bu kadar samimi bir şekilde anlatmasıdır. İtiraflarım’ın ve diğer eserlerindeki coşku ve tutkunun yerini bu eserde safi bir öz ile yüzleşme alır. Bu yüzleşme öylesine içtendir ki düşünür ile hemhâl olmamanız ihtimâl dahilinde değildir; hele ki onu biraz olsun tanıyan, fikirlerine ve duygu dünyasına biraz hakim biriyseniz.

Rousseau, ölümünden altı yıl evvel, 1782 tarihinde bu eserini kaleme alır. Eserde, insanlardan neden kaçtığını, neden yalnızca tefekküre sığındığını ve anlık durumlarını anlatmaktadır.

Bunca fikir ve hürriyet deryasından kaçarak kendini doğanın kollarına bırakır yazar. Orada çeşit çeşit bitkileri incelemeye başlar, tefekküre dalar, ırmak kenarlarında saatlerce oturur…Çağdaşları tarafından insan ırkının utancı, iblis, canavar gibi betimlemelerle tanımlanan Rousseau bunca saldırıya karşı kendini yalıtılmışlığın kolların teslim eder. Ve bu eseri kaleme alır, eser şöyle vurucu bir cümleyle başlar:

‘’İşte, yeryüzünde yalnızım, kendimle baş başayım; artık ne kardeşim var, ne bir benzerim ne dostum ne de ait olduğum bir toplum. Burada benim için her şey sona erdi. burada, artık bana ne iyilik ne de kötülük yapabilirler. Bu dünyada umacağım veya korkacağım hiçbir şey kalmadı, mutsuz bir ölümlü, Tanrı gibi duygusuz, uçurumun dibindeyim…’’

Öyle bir eserdir ki bu, nasıl okumak isterseniz öyle görürsünüz Rosseau’yu. Eğer ki kendisine meczup diyenlere inanır ve itibar ederseniz, eser bunun için de size kuvvetli kanıtlar sunar. Rousseau kendisini dünyanın en zararsız, en iyi kalpli, en samimi insanı olarak tanımlar zaman zaman. Tüm çağdaşlarının el birliğiyle hatta evrensel bir ittifakla kendisine komplo kurulduğuna kadar vardırır işi. Bu yönde okuma yaparsanız bir delinin hatıra defteri gibi bir senaryo ile karşı karşıya kalırsınız.

Yok, diğer tarafta iseniz yani Rousseau’nun hayatında gerçekten de kendisine büyük iftiralar atıldığına, çağdaşları tarafından ortak bir düşünce birliğiyle ‘’akılsız, bilim düşmanı, iblis’’ olarak nitelendirildiğine kanaat getirirseniz, bir düşünürün, yalnızca fikirlerinden ötürü itildiği yalnızlıkla karşı karşıya kalırsınız.

Her nasıl okursanız okuyun, eserin dili, samimiyeti ve duygu aktarımı büyüleyici nitelikte. Gönlünü ve aklını veren her birey için de son derece didaktik bir eser. Saçmalıklarla örülü kişisel gelişim kitapları yerine böyle derin ve mânâlı eserleri okumak size son derece önemli mahiyetler kazandıracaktır diye düşünmekteyim.

Fikirleriyle bir devrime öncülük eden, tarihi adını yazdıran bir adamın, bu eserinde yer alan şu cümlesi hâlâ aklımdadır:

‘’Yaşamak için doğmuştum yaşamadan ölüyorum.’’
184 syf.
·9/10
İçten anlatımı nedeniyle Rousseau'nun acılarını, yalnızlıklarını, kendisiyle olan kavgasını kendiniz de yaşıyor gibi oluyorsunuz. Kendinizi sorguluyor, yazarın yerine kendinizi koyarak düşünmeye başlıyorsunuz. Başlarını depresif bulsam da ilerledikçe kitapta değerli duygular ve düşünceler keşfettim.
Yalnızlığı seviyorsam, buna şaşmak mı gerekir? İnsanların yüzünde düşmanlıktan başka bir şey görmüyorum, oysa doğa daima bana gülüyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yalnız Gezenin Düşleri
Baskı tarihi:
2004
Sayfa sayısı:
184
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758688995
Orijinal adı:
Les Reveries du Promeneur Solitaire
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bordo Siyah Yayınları
Fransız Aydınlanması'nın 'aykırı' sesi Rousseau, edebiyatın geleneksel türleri içinde kendisine kolayca bir yer bulamayan bu 'anı' ile 'roman' arası metinde, hayatı ile bir son hesaplaşma çabasına girişiyor. Bu hesaplaşma en başta düşünürün iç dünyasına, geçmişine yaptığı bir yolculuk anlamına gelmektedir. Yalnızca Aydınlanma'nın değil, tarihin en büyük ve en önemli devrimlerinden birini gerçekleştirmek üzere olan burjuvazinin, tarihe kendi 'aklı' ile yön verme hedefinin içinden yükselen uygarlık eleştirisi ve buna bağlı 'doğaya dönüş' çağrısıyla Romantik akıma öncülük etmiş, halk iradesinin monarşiye karşı üstünlüğünü savunan bu 'eleştirel ses', Rousseau'nun hayatının son yıllarında içine sürüklendiği yalnızlığın, tecrit edilmişliğin kalın duvarlarını ören sestir de.

Kitabı okuyanlar 1.180 okur

  • Esra Çakır
  • Bilge çavuş
  • Lavinia
  • neredeyim firuze
  • Melek Eren
  • Osman Mimmeli
  • Burcu karaman
  • Nur
  • ffsss
  • Kitaptoteles

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.9
14-17 Yaş
%1
18-24 Yaş
%23.5
25-34 Yaş
%42.2
35-44 Yaş
%18.6
45-54 Yaş
%6.9
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%3.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%52.1
Erkek
%47.9

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%12.4 (43)
9
%8.3 (29)
8
%13.2 (46)
7
%8 (28)
6
%2.3 (8)
5
%1.1 (4)
4
%0
3
%0.6 (2)
2
%0.6 (2)
1
%0.6 (2)

Kitabın sıralamaları