·
Okunma
·
Beğeni
·
43126
Gösterim
Adı:
Yalnızız
Baskı tarihi:
Eylül 2019
Sayfa sayısı:
416
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370577
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Baskılar:
Yalnızız
Yalnızız
Yalnızız
Yalnızız
Yalnızız
Yalnızız
Peyami Safa'nın son romanı Yalnızız, engin ruh tahlilleri ve kendi türünde açtığı çığırla onu yalnızca Türk edebiyatının değil, Dünya edebiyatının zirvelerine taşımış şaheseridir. Peyami Safa'nın diğer bütün romanlarında olduğu gibi Yalnızız romanında da doğu-batı, madde-mânâ, ruh-beden, idealizm-materyalizm gibi ikilemler üzerinde durularak, aynı evde yaşadıkları hâlde birbirlerinden oldukça farklı mizaç, düşünce ve insan ilişkilerine sahip aile fertleri üzerinden ruhunu arayan bir toplum resmedilir. Bireysel ve toplumsal kimliklerimiz arasında, bilhassa Batılılaşma hareketlerinden sonra ortaya çıkan uyumsuzluğun yarattığı sıkıntılar, kalabalıklar içinde milyonlarca "yalnız"ın peyda olmasına sebep olmuştur. Yalnızız; sıra dışı kurgusu ve bir üst kurmaca metin olarak romanda kendine yer bulan ütopya ülkesi Simeranya ile yarım asırdır Türk edebiyatının en çok okunan ve sevilen romanlarının başında geliyor.
414 syf.
ARŞ, KENDİNİ AŞ!

''Bu yıkılışın sırrını bul, kendini çöz, içini ayıkla, şuurundan utanan ve ruhunun izbelerinde kaçacak delik arayan suçlu hislerini yakala, getir.''(S.245)

*Hepimiz ismini duyarız ama Peyami Safa gerçekte kimdir? Kitap okuyanlar bilhassa onu okuyanlar bilir lafını hiç esirgemez Peyami Safa. Ne düşüncesi var ise onu korkusuzca dile getirir. Yaşadığı dönemin yazarlarıyla deyim yerindeyse savaş halindedir. Safa'yı bilenler en çok kimi sever diye sormaz en çok kimden nefret eder diye merak ederlermiş. Kimler yok ki nefret dünyasında: Sait Faik Abasıyanık, (bir numaralı düşmanı), Nazım Hikmet, Aziz Nesin ve maalesef Sabahattin Ali!

*İki yaşında babasının kaybettiğinden sebep ''Yetim'i Safa'' olarak da bilinir. Babası İsmail Safa Bey, amcası Ahmet Vefa, diğer amcası Ali Kamil Akyüz, abisi İlhami Safa, kuzeni Behçet Kami yazar ve şairlik yapmışlardır. Safa'nın bu kitabında yer alan üçüncü tabaka diye nitelendirdiği genetikten doğan davranışlar belki de onu yazarlığa iten sebeplerdendir. Bahsettiğim isimlerden tek kelime bile okumadım ancak Safa beni tam anlamıyla mest etti!

*Peyami Safa romanlarında genelde;
doğu-batı,
madde-mânâ,
ruh-beden,
idealizm-materyalizm gibi ikilemleri işler.

*Yalnızız hepsinin toplamıdır. Ütopik hayat Simeranya, ruhsal çözümlemeler, karakterler üzerinden olağanüstü tahliller, çevreye olan alakayı uyandırma adına yapılan tasvirler. Ne diyebiliriim, ne diyebiliriim.

*Şüphelerin, tereddütlerin, dünyasında kendinize bir yer açın. Zihinlerinizi boşaltmakta acele edin. 414 sayfalık bir muhaberenin ortasında kılıçlarını terk edip kalemlerinizi kuşanın.

-PEYAMİ SAFA'nın kitaplarını cümle içinde değerlendirme-
Burası ''Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'', ''Yalnızız!'' En çokta burada yağmurlar yağar ''Şimşek''ler dolar koğuşa, ''Biz insanlar'' ''Mahşer'' kalabalığında bile olabildiğince ''Yalnızız.'' Burası ''Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'' oturmuşum ''Matmazel Noraliya'nın Koltuğu''na onu düşünüyorum. Bir tek onu. İsteğim beni sevmesi için ömür biçtiğim ismi sıfatı bir ''Canan!'' şeytan günaha davet eder der ''Sözde Kızlar'' nerede? Bilmez midir ben sadece bir ''Canan'' isterim. O da kalbimi mahşere çevirmiştir.
''Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'', ''Fatih-Harbiye''nin ortasında sıkışmış kalmış bir koğuştur. Hastanenin içinde cehennem yaşar. Yeraltı kişiliğe bürünür. Korkarım sıkıntılar beni zikrediyor. Şüphelerim beni bırakmıyor ''Canan''! Hayatım olsa olsa ''Bir Tereddün Romanı'' olur. Çünkü yazdığım bütün romanlar iki yaşımdaki acıma dönüyor. Dönüşün ancak geriye olduğunu tekrarlıyorum tavana. Lanet tavanları hiç sevmem! Hatırlar mısın, bilmem. Yine İstanbulda güzel ''Bir Akşamdı'' dört kişiydik. Sen, ben, ''Selma ve Gölgesi.'' Selma iyi kızdı esasen ancak tek isteği ''Cumbadan Rumbaya'' erişmekti. Kendisi mahallemizin en ''Cingöz Recaisi''dir zannımca. Muhitimize ihtilaf olan ve abesle iştigal çıkmazında sefil bir hayat süren ''Atilla'' ağabeyimizin de gönlü Selma'da idi. Bir Akşamdı ve Biz İnsanlar Mahşer kalabalığında kendimizi Yalnızız sanıyorduk.

DİP ZITLIK

İnsanın içinde iki farklı benlik vardır. Safa, bunu bir ve iki diye kodlamıştır. Birinci daima masumiyeti simgeler iken ikinci birincinin hislerini karanlığa davet eder. Kurnazdır. Bir şey aynı anda hem var hem yok olamaz. Ancak var yoka, yokta vara ihtiyaç duyar. Zıtlıklar kendi içlerinde bir bağlılığı da barındırır. Varlaşma ve yoklaşma diye iki kutup vardır. Bu kutuptan diğer kutba geçiş genellikle mümkün olmaz.

''KENDİ KENDİMDEN NEFRETİMİN ÇERÇEVELEDİĞİ VE ÇİRKİNLEŞTİRDİĞİ BİR DÜNYADA YALNIZIM.''

Özerkliği kendin yitirdin ve özverili çoğul bir maddeye dönüştürdün, yangınları sen çağırdın muhitine, sefil bir karanlığa itildin. Gorki'nin de dediği gibi ''Kadının gidecek kimsesi yoktur, kimse onun günahını yiğitlik saymaz.'' Saymadılar Meral, saymadılar! Günahlarla, kötülüklerle çevreledinse de bendini hiçbir madde, hiçbir canlı üzerinde seni ölüme götürmemeliydi. Küçük devrimler besledin içinde, kaçıp kurtulmayı arzuladın, durdular önüne, yok oluşunun önüne geçtiklerini zannettiler. Kafaya koymuştun sende, gidecektin! Öyle ya da böyle ya Paris'e ya da pek az umursadığın ölüme. Bir kıvılcıma ihtiyaç duydun. Kendi kıvılcımını yine kendinde buldun. İnsan önce kendini keşfetmeli diye içinden terkarlıyordun. Her bir şeyi kendisi başarmalıymış gibi. Sen de kendi kıvılcımınla kendi gidişine yön verdin. Belki istediğin, arzuladığın bu değildi ancak gitmek kaderinde esastı. Yokluk hissinin verdiği tatta kaybolup, tüm hayatını bir çırpıda gözlerinin önüne serişin, aynada tanıyamadığın benliğinle, bilhassa taşıyamadığın, taşımak istemediğin bedeninle buralardan gitmeyi en çokta sen istedin. Ne diyorlar senden için ''rezil''. Kendi günahlarını sırtından atıp hüküm vermenin yiğitliği, nüktedanlığı. Seni en çokta dostların öldürdü Meral. Erkeklere biçtiğimiz değer ile kadınlara biçtiğimiz değer arasındaki uçurumu kabullenemediğinde aşikardı. Günahlarınla sen yüzleşmeliydin, sen. Sırf rezil olma korkusuyla yanıp tutuşan pek sevgili çevren değil. Muhitinden kaçamadığın gibi, kendinden de kaçamadın.

SIR, SONSUZLUĞUN PRENSİBİ!

Samim Bey, cemiyet bey, ahlâk bey, namus bey! olmazsa olmazlar listesinin başında mantık abidesi, çevresinde saygı uyandıran, en büyük saygıyı da yine kendisinden görmüş bir adamsın Samim. Hem sen demiyor muydun? Tüm bu olanlar aşk mücadelesi değil, mücadele aşkıdır. Senin aşkın mücadeleye hitap ediyordu besbelli. Meral'in dünyasında tuhaf bir bağlılıktan öteye gidemeyişinde bundan. Kendimizle hesaplaşamıyoruz değil mi Samim? İnsanların hayatlarına yükselttiğin merceğini bir kez olsun kendinde denemedin. Olağanüstü tahlillerini bir kez olsun kendi perspektifinde yoğunlaştıramadın. Doğrunun, esasın kendinden başladığını iddia edipte neden kendini hiç keşfedemedin. Başkalarının günahlarıyla aziz olabilir miydik sahi? Hiç kimse senin aydınlığında körleşmek istemezdi. Kalbin içinde balta ile yaptığın ameliyat, oğlu tarafından öldürülen ananın feryadı, hiç bir şey içinde kendini avuttuğun yalana bu kadar benzemiyor. Kimsesizler mezarlığı gibi için. Bugün kayıpların içinde kaybolma vakti. Her şey olmak için kendine mahsus şartlara muhtaçtı, olmadı. Ölümler yığıldı, suretler dağıldı, bir yangın ki yüreklerin dışına taşıp bedenleri yakmış, sen dönmüş arkanı gidiyorsun. Samim bey, cemiyet bey, ahlak bey, namus bey!

Evet bitti, öylece geldi geçti. Sis perdesinden uzanan sırlar olmadan ne yaparım şimdi. Belirsizliklerin, şüphelerin, tereddütlerin sonuç ile kavuşmasından mahrum mu kalacağım yani? Ne de güzel tanışıklıktı oysa. Kalbim unut bu kitabı, unut ki yabancı olalım, öyle yabancı olalım ki bir daha karşılaştığımızda yeniden tanışmamız gereksin. Olmaz mı?

Etrafta gezen yorumlar görüyorum kadın düşmanlığına benzer yorumlarla karşılaşıyorum. Saygı duymasına duyuyorum da aynı kitabı mı okuduk. Burada anlatılmak isteneni gerçekten anlamamışsınız siz. Bir daha okuyup farklı pencereden değerlendirmeyi deneyin. Sabahattin Ali'ye olan sevgimi beni tanıyanlar bilir. İlk defa Ali ile kıyas edebileceğim bir yazar var şuan karşımda. Etkisinden nasıl çıkarım ne zaman çıkarım kestiremiyorum. Ve ve ve kirmizicekic sana esaslı bir teşekkürü borç biliyorum :) Bol yıldızlı, altı çizili cümlelerinle ayrı bir esinti vardı kitabında. Hakkını vererek okumuşsun.

Peyami Safa'nın değerini, derinliğini anlamanızı diliyorum hepinize. İyi okumalar.

https://www.youtube.com/watch?v=reuDS84657o
https://www.youtube.com/watch?v=brecMZGToLE
https://www.youtube.com/watch?v=-ixXF3l96vo
416 syf.
Peyami Safa Türk edebiyatının, dünyanın okuduğu yazarlarla kıyaslanacak kadar dolu, insanlığa seslenen ancak hak ettiği yeri çok da bulamamış yazarı bence.Evet romanın dili günümüz Türkçesine göre ağır gelebilir bazı okurlara. Meslegimdendir belki ama bu beni hiç üzmedi okurken. Aksine dilinin zenginliği beni cezbetti. Roman tekniği açısından mükemmele yakın bir eser. Sanatını bu eserinde döktürmüş Safa. Böyle yazarları okuduktan, onların derinliğine indikten sonra günümüz yazarlarının birçoğuna ön yargılı yaklaşıyorum. Belki de olumsuz tek tarafı bu benim için. Hani "kesmiyor " derler ya onu yaşıyor insan. Tabi okunmaya değer kitaplar var. Okurken çok da keyif aldıklarım oluyor. Ama benim hayatımda yer ediyor mu okuduklarım ? Diye sorduğumda fark ortaya çıkıyor. Kitabı okuduktan sonra insan kendine bir " simerenya"kuruyor.Samim gibi kendi dünyasını yaratıyor. Ruh tahlilleri o kadar başarılı ki sanki bir psikoloji uzmanı Safa. Romanın konusu insandır Safa için. İşte bu eser de bunun en mükemmel örneklerinden. İnsanın en temel duygularından olan "şüphe " kavramını işlerken daha ilk sayfalarda alıyor insanı içine. Ayrıca bizdeki batı düşkünlüğü, dostluk , gösteriş , para tutkusu gibi kavramlar etrafında olay örgüsü şekilleniyor. Psikanalist bir romancı olan Safa bu eserinde kişilerin bozuk karakteriyle, karamsarlıklariyla insanlığa sesleniyor. Kendimizi tanimamizin ve ruhumuzu kesfetmemizin bizim tek çözümümuz olduğunu vurguluyor. Ayrıca II. Dünya Savaşı sonrası kaleme alınmış ve o dönemin izlerini satır aralarında hissediyorsunuz. Romanı incelerken olay örgüsünden çok bahsetmiyorum. Çünkü kısa bir özet niteliğinde oluyor ki ben hep merak duygusunu canlı tutmadan yanayım. Daha çok teknik özelliklere ve bendeki izlenimlerine vurgu yapıyorum bence bu ,romanın asıl önemli tarafı.Kisaca Samim, Besim, Mefharet gibi karakterlerle Türk edebiyatının en önemli psikolojik romanlarından. Benim hayatımda özel bir yere sahiptir. Keyifli okumalar...
  • Huzur
    8.5/10 (1.441 Oy)1.758 beğeni5.477 okunma7.181 alıntı64.357 gösterim
  • Saatleri Ayarlama Enstitüsü
    8.6/10 (4.274 Oy)4.739 beğeni14.380 okunma8.710 alıntı104.495 gösterim
  • Mai ve Siyah
    8.0/10 (1.772 Oy)1.749 beğeni8.537 okunma3.368 alıntı52.138 gösterim
  • Bu Ülke
    9.0/10 (2.261 Oy)2.792 beğeni7.906 okunma8.167 alıntı67.659 gösterim
  • Kiralık Konak
    7.8/10 (1.285 Oy)1.108 beğeni7.092 okunma1.174 alıntı25.338 gösterim
  • Oblomov
    9.1/10 (3.328 Oy)3.483 beğeni8.298 okunma11.954 alıntı88.941 gösterim
  • Anayurt Oteli
    7.3/10 (2.859 Oy)2.107 beğeni10.985 okunma874 alıntı46.703 gösterim
  • Sinekli Bakkal
    8.1/10 (1.407 Oy)1.414 beğeni7.986 okunma1.345 alıntı29.703 gösterim
  • Çile
    9.1/10 (2.298 Oy)2.853 beğeni8.600 okunma7.471 alıntı49.062 gösterim
  • Eylül
    7.6/10 (2.582 Oy)2.487 beğeni14.519 okunma5.424 alıntı128.517 gösterim
414 syf.
Bu sıradışı romanı tanımaya yazarından başlamak gerekiyor.

AZMİN,ENTELEKTÜELLİĞİN SEMBOLLERİNDEN PEYAMİ SAFA;
Kendini yetiştirmekten ziyade,adeta yeniden yaratan bir isim.
Servet-i Fünun dönemi şairlerinden İsmail Safa'nın oğludur. Sivas'a sürgüne gönderilen babasının orada ölmesi üzerine 1901 yılında iki yaşında yetim kalmış, bu yüzden "Yetim-i Safa" adıyla anılmıştır. Babasız büyümenin acılarının yanı sıra, sekiz dokuz yaşlarında yakalandığı bir kemik hastalığı dolayısıyla 17 yaşına kadar, bu hastalığın fiziksel ve ruhsal bunalımlarını yaşamıştır. 

Doktorlar bacağının kesilmesinde karar kılmış, fakat Safa bunu kabul etmemiştir. Bu günlerdeki tecrübelerini "9. Hariciye Koğuşu" kitabında işlemiştir. Hastalık ve savaşın yol açtığı maddî sıkıntılar dolayısıyla öğrenimini sürdürememiş,13 yaşında hayatını kazanmak ve annesine bakmak için Vefa İdadisi'ndeki öğrenimini yarıda bırakmıştır.

Posta Telgraf Nezareti'nde memur olarak çalıştı. 1914-1918 arasında öğretmenlik, 1918-1916 arasında gazetecilik yaptı. Hayatını yazıları ile kazandı.
Öğretmenlik yaparken Fransızcasını ilerletti.

Babası gibi şair olan amcalarının yönlendirmesiyle edebiyata başladı.
Para kaygısıyla yazdığı sıradan yazılarda annesi Server Bedia'nın adından esinlenerek yarattığı "Server Bedii" takma adını kullandı. Bu isimle kaleme aldığı "Cingöz Recai" isimli polisiye dizi romanları büyük ilgi gördü.


43 yıl hiç durmadan yazdı. İlk döneminde değişik ilgi alanları içinde sol eğilimli siyasal akımlara ilgi gösterdi. 1930'da basılan ve genç bir hastanın psikolojisini yansıtan otobiyografik romanı "Dokuzuncu Hariciye Koğuşu"nun ilk baskısını "Nâzım Hikmet"e ithaf etmişti. Nazım Hikmet'le giriştiği kalem tartışmaları oldukça meşhurdur.

Ölümünden bir süre önce de metapsişik konulara yöneldi.

YALNIZIZ, Peyami Safa’nın 1951 yılında yayımlanan romanı.

Yalnızız romanı; önseziler, telekinezi, öngörü, şüphe ve düşlenen dünya 'Simerenya'ile yüklü ve insanoğlunun kendini yalnız bulmasından duyduğu acıyı,Freud'un tabiriyle id ve süperego,yazarca içimizdeki baskın ve temel iki kişiliğin çatışmasını derinliğine işleyen bir roman.

Safa'nın farklı üslup ve anlatımı zirve yapmış bu eserde.
Karakterlere,olaylara ilk sayfalardan bağlanıyorsunuz ki; hooppp kendinizi başka bir karakter ve onun iç ve dış dünyasını seyrederken buluyorsunuz.
Romanın en güzel,en naif tarafı,yazarın Samim karakteriyle, kendi güneş ülkesi Simerenya'yı anlatması.

Romanda manevi değerlerin zayıflaması sonucunda, insanın içine sürükleneceği açmazın, materyalist yaklaşımlarla çözümlenemeyeceği gerçeğini kabule yanaşmayanların, yalnızlığa düşüp, hüsrana uğrayacağı gerçeği konu ediliyor.
Bu gerçek baskın olarak,üç genç kızın,sosyal benlikleri ile biyolojik benlikleri arasındaki çatışmalarıyla resmediliyor.

Bir karakter de psikolojik ve sosyolojik kavgaya, id ve süperego çatışmasına kurban ediliyor.
Ve romanın en can alıcı yönü,
bir tereddüdün en sıradışı hali;kurbanın babası açıklanmadan,okuyucuda şüphe bırakılarak bitiriliyor.

Tekraren okunulası,yazarın kültürüne hayran olunası,psikoloji ve metafiziğin derinlerinde yüzülesi bir eser.
416 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Peyami Safa, Türk edebiyatının en seçkin yazarlarından biri olup ancak hakkettiği değeri ve yeri bulamayan yazardır bana göre.
Yalnızız romanı 1951 yılında yayımlanmış. İnsanoğlunun kendini yalnız hissetmesinden duyduyu acıyı içimizdeki baskın ve temel iki kişiliğin çatışmasını derinlemesine bu eserinde işlemiş. Yazar farklı uslübü, anlatımı ve tekniğiyle mükemmel bir iş çıkarmış. Günümüz Türkçesine göre biraz ağır dili ama yinede okunası bir şaheser.
451 syf.
·39 günde·Beğendi·9/10
Yazar çok farklı karakterleri bir ailede bir araya getirip aile fertlerinden yola çıkarak insan ilişkileri, toplum, ahlaki değerler gibi bir çok konuya değinmiş. Kitapta en çok ilgimi çeken konu Samim'in ütopyası olan Simeranya! Simeranya öyle bir yer ki orada herkes yeteneklerine göre eğitim alır, insanlar hasta olduğunda buna sebep olan psikolojik etkenler aranır ve çözülür, herkes sakin ve mutludur. İşte öyle güzel bir yer:) Ve çok güzel akıcı bir kitap.
416 syf.
·3 günde·8/10
Yalnızım, evet herkes yalnızdır, yalnızız...
Peyami Safa 2 Nisan 1899’da doğdu. İsmini babasının çok yakın arkadaşı olan Tevfik Fikret koydu. 11 yasında ilk piyesini yazdı. 17 yasında yakalandığı bir kemik hastalığı sebebiyle büyük ruhsal ve bedensel sıkıntılar yaşadı ki bu durum otobiyografik bir eser olan dokuzuncu hariciye koğuşu’nu yazmasına sebep oldu.
“İnsana fakirliğin ve hastalığın öğrettiklerini hiçbir okul ve kitap veremez”
sözüyle bu durumun yol açtığı kaçınılmaz olgunlaşmadan bahsetti.
Bir süre öğretmenlik yaptı ardından Cumhuriyet gazetesinde “Server Bedi” mahlasıyla onu üne kavuşturacak “ Cingöz Recai“serisini yazdı.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu”nu Nazim Hikmet’e ithaf edecek kadar iyi de bir dostlukları var(dı).
1934-1957 yıllarına kadar sol çizgide devam eden yazın ve siyasi hayatıyla, Necip Fazıl’ın ciddi eleştirilerine maruz kaldı. Cahit Sıtkı’nın, Sait Faik’in geniş kesimlerce tanınması onun sayesindedir fakat bu dostluk da sağ sol çatışmasına takıldı, 1957’den sonra fikir dünyası keskin bir dönüşüme uğrayarak milliyetçi sağa kaydı.Soldayken sağcıların; sağdayken solcuların hedefi hâline geldi.Günümüzde “sağın yazarı” olarak anılması onu gerçek anlamda tanımamızı hâlâ engelliyor.

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ile tanıdım yazarı. Sonrasında okuduğum iki eseri de üniversitede “arketip” araştırmaları kapsamında olunca,benim için eğitim Hayatımın zorunlu okumalar başyazarıydı. Yaklaşık sekiz sene sonra “kendi arzumla” okuduğum ilk eseri oldu Yalnızız.

Eserde, Doğu Batı çatışmasını, bireyin varolma mücadelesini, Manevi değerlerini kaybeden, maddi ve ruhi bir açmazın içine düşmüş sorunu çözmekten ziyade onun yarattığı karmaşayla beraber yok olan insanların hayatları anlatılıyor.

Simerenya, kabiliyetlerin serbestçe geliştiği, çocukların ilgi ve istidadı doğrultusunda eğitimlerini devam ettirdikleri, liyakatın olduğu,insanların madde arayışından çok mâna peşinde oldukları Samim’in zihninin ürünü bir dünyadır. Bu dünya,İçinde yaşayanlarla mutlak bir hakikat barındıran, yalanın olmadığı geleceğin ütopyasıdır. Fakat Samim’in gitmek, yaşamak istediği bu kusursuz dünyaya uyan hiçbir karakter yok eserde:
Selmin( Sami’nin yeğeni) iyi bir eğitim görmüş fakat ailesi engel olacak diye sevgilisinden hamile kaldığı yalanını hasta annesine söyleyecek kadar yalancı,
Meral ( Sami’nin sevgilisi) Samim’i aldattığı hâlde onun yanına her geldiğinde bu yalanları gizleyecek kadar vurdumduymaz,
Ferhat ( Meral’in ağabeyi) hoppa,hovarda, günübirlik ilişkilerine rağmen kızkardeşine ahlak bekçiliği taslayacak kadar işgüzar,
Besim (Samim’in kardeşi)Abisinin sevgilisini namusuzlukla yaftalarken onun gibi bir kızla evlenmek isteyecek kadar ikiyüzlü,
Herkesin hayran olduğu, bireylerin yüzündeki en ufak oynamada onların yalan söyleyip söylemediğini anlayan,Simeranya papazı Samim ise kendisinden yirmi iki yaş küçük sevgilisine bir zamanlar annesiyle olduğunu söylemeyecek kadar alçaktır.
Yani Simerenya bütünüyle bozulmuş bu toplum fertleri için yalnızca bir düşten ibarettir!

Psikolojinin, sosyolojinin,felsefenin iç içe geçtiği, muazzam bir kelime zenginliğine sahip bu eser, bizle aynı görüşte olmayanlara karşı salladığımız kılıçlarımızı bir kenara bırakmayı hak ediyor.
Zülfü Livaneli’nin dediği gibi;
Siyaset ve sanat disiplinleri birbirine benzemez. Siyaset; doğru zamanda siyasi açıdan doğru olanı söylemek ve gerçek düşünceleri saklamak ilkesine sahipken, sanatçı deyim yerindeyse yüreğini kazıyarak en gizli duygularını, en büyük kitleyle paylaşmaya koşullanmıştır.”
Önyargılarımızdan kurtulup, farklılıklarımızla kucaklaşabildiğimiz güzel günlere

Pdf olarak okumak isteyenler için link;
https://www.kitabe.org/...eyami-safa-yalniziz/
364 syf.
(Alıntı içerir)

Yal..nı…zız...

“Kendi kendimden nefretimin sardığı bir dünyada yalnızım.”
Başka hiçbir şey istemez. Kendi -kendimden - nefretimin -
sardığı - bir - dünyada - yalnızım. “Sardığı fena. Kendi
kendimden nefretimin çevrelediği. Hayır. Kendi kendimden
nefretimin çevrelediği ve çirkinleştirdiği bir dünyada. Kendi
kendimden nefretimin çerçevelediği ve çirkinleştirdiği bir
dünyada. Evet, galiba daha iyi bu.

Kendi kendimden nefretimin
çerçevelediği ve çirkinleştirdiği bir dünyada yalnızım.

Bu kitabı incelemek için heyecan duysam da sanırım beceremeyeceğim. Safâ’yı anlamak, tenkit etmek bu kadar kolay olmamalı. Kitabın ilk başlarında her ne kadar okumak için geç kaldığımı düşünsem de bitirdikten sonra aslında tam zamanında okuduğumu anladım. Üniversite’de bir hocamız anonim şiirlerin kimin yazdığını çok da önemsemeyerek “şiir ihtiyacı olanındır” demişti. Hislerin kelimelere dökülmesi ve kendini onlarda bulabilmek de bu ihtiyaçtan olsa gerek. İşte tam bu zaman diliminde, içinde bulunduğum sisli-gri günlerde bu hissiyatları yaşamak beni derin bir duygu karmaşasına soktu. Muhtevasında hem üzünç hem sevinç var diyemem, zira kitapta ağır bir şuuraltı yoklamasıyla beraber dramatik unsurlar fazlasıyla teşkil ediyor.

Kitabın konusunu “basit” bir ifadeyle ele alacak olursak, “o onu sevmiş, ama o kendisine, ona,buna,şuna; cemiyete yalan söylemiş, falanca onu aldatmış, filancanın ev hayatı da ruh yapısı da bir tuhaf” gibi bir örgü düzeniyle ele alabiliriz.

Ama hayır, bundan çok daha fazlası var.

Mon dieu!

Her bir karakterin şuuraltı öyle incelikle, titizlikle çalışılmış ki, okudukça hayran kalmamak elde değil. Nasıl diyorum, birbirinden bu kadar farklı karakterlere bürünerek nasıl bu kadar felsefe yapabildin? Nasıl bu kadar hercümerç duyguları izah edebilecek kapasiteye sahip olabildin?

Samim’i okurken onu karşında görmek, Meral’i okudukça sinirlenip bir yandan acıyarak bağrına basmayı istemek; cemiyetin yaşantımız üzerindeki etkileri… Kitaptaki her bir karakter o kadar güzel işlenmiş, analizleri de bir o kadar doyurucu olmuş ki, neredeyse tüm kitabın altını çizdim.

Kitaptan esas çıkarmam gereken sonuç bana göre, aslında sorunların en nihai kökeninin, kendimizi tanıyamamak olduğudur. Tıpkı "men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehu" / "Kendini bilen, Rabbini de bilir" örneğinde olduğu gibi. Ve ben bu kitapta, yansımamı, yani Merve’lerden birini görebilmeye muvaffak oldum:

"Bizim ebedî kalmaya namzet tarafımız, herkese, her şeye, her zamana, her mekâna şâmil ve Allah’a bağlı olan bu “şuurüstü” ruh bölgemizdir.. Onu geliştirdiğimiz nisbette yalnızlık dramımızdan kurtuluruz."

Bu yazarın okuduğum dördüncü kitabı oldu, ama son olmayacak. Yazar genel olarak kitaplarında Doğu-Batı sentezini ele almaktan vazgeçmiyor, tabii aynı şekilde manâ ve madde arasındaki çizgiyi, ruh ve beden arasındaki bütünleştiriciyi de...

YALNIZIZ, bu sitede okuma sayısı 2.500'ü bile bulmamış... Geç değil, siz de bu üstadın rehberliği ile şuuraltınıza inin. 10 puanım da yapıtın olay örgüsüne değil, gösterdiği bu muazzamüstü emeğinedir. Beni bu tatminkar ruh yolculuğuna çıkardığı için de kendisine teşekkür ederim. Toprağın bol olsun güzel insan.

Merve, 2019

Kapanışı da en sevdiğim bir kısımdan alıntı yaparak kapatmak istiyorum:

"
...
Bırak bu maddeyi, boğ şu ölçü dehanı, doy şu fizik ve matematik tecessüsüne, kov şu kemmiyet fikrini, dal kendi içine, koş kendi kendinin peşinden, bul onu, bul kendini, bul ruhunu, bul, sev, bil, an, gör, kendi içinde gör Allah’ını. Kendine dön, kendine bak, kendine gel. Aptalca bir konfor aşkından doğduğu halde her biri daha korkunç bir dünya harbi hazırlayan teknik mucizelerinin yanında, senin iç zıtlıklarını elemeye yarayacak ve seni kendi kendinle boğuşmaktan kurtaracak ruh mucizelerini ara. İnan manevîlere ve mukaddeslere, inan! Onlar hakkında bu kadar küçükçe düşünmekten utan! Her sezilen derinliğin ifşa ettiklerini düşünmekten bile seni alıkoyan tabiatçı metodlarını fırlat ve bitlenmiş elbiseler gibi at. Ortaçağ papazında haklı olarak ayıpladığın darkafalılığın anlayış sınırlarını daha fazla darlaştıran beş duyu idrakinin kapalı dünyası içinde kalma:

Arşı geç, ferşi atla, sidreyi aş,
Gör ne var maverada ibrethiz.”
416 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Büyük usta Peyami Safa hayatının tam tamına 43 yılını yazarak geçirmiş bir fikir adamıdır. Yalnızız romanını okuyucu kitlesini sıkmamak ve kolay anlaşılır kılmak için bölümlere ayırmıştır. Bu eser ayrıca yazarın psikolojik konu ve betimlemelerde ne kadar usta olduğunu gösteriyor.

Peyami Safa bu eserde iki anlatıcının ağzından anlatır olayları. Birinci ve üçüncü anlatıcı. Ama daha çok üçüncü anlatıcının ağzından okuyoruz romanı.

Eserde anlatılmak istenen temalar; Yalnızlaşmak, kültür çatışması, yalan-aldatma, ve ölümdür. Meb tarafından 1000 Temel Eser serisine konulan romanın baş karakteri Samim'e hayran kalmamak elde değil gerçekten. Meral'in yalanlarını bir bir ortaya çıkarması da takdire şayan.

Roman tartışmalı ve karamsar bir sabah ile başlıyor ve güzel bir sabah ile aydınlanmaya başlayan bir dünyanın müjdesi ile son buluyor. Yazar dış çevrenin tasvirlerine pek fazla girmiyor ve olaylar üzerinde yoğunlaşıyor.

Herkesin hayatında en az bir kere okuması gereken bir eser. Benim ikinci okuyuşum olmasına rağmen çok farklı şeyler hissettirdi. Kelime kelime, cümle cümle tahlil ederek notlar almaya çalıştım. Şiddetle tavsiye ediyorum.

İstifade etmeniz dileğiyle...
416 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
Peyami Safa .... üstad insan ruhunun derinliklerine bu kadar güzel inilir mi ? Evet galiba bu kitap onu yüzde yüz başarmış

İçerikte iki kadının sevgi , yaşam, aile ve çevreleri ile yaşadıkları karmaşık, anlamsız, derinlemesine olan duygularını , sanki biz yaşıyormuşuz gibi anlatıldığı, sonunun muhteşem bir şekilde bağlandığı Harika bir konu var

Okuduğum kitaplar içerisinde tekrar okunacaklar listesine en başlara eklediğim bir kitap kesinlikle okumalısınız
414 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
BÜYÜKSÜN PEYAMİ SAFA..

Okurken sık sık tekrar ettiğim bir cümle oldu bu.. Sadece bir roman değildi, çok daha ötesi vardı okuduklarımda..

Sanırım en çok alıntı yaptığım kitap oldu yirmi alıntı ile.. Altını çizip paylaşmadıklarım da var ilave olarak.. Ve o alıntıların her biri o kadar kıymetli ki benim için.. Yepyeni bakış açısı kazandıran, klasik söylemden uzak çok özgün ifadelerle yazılmış alt metinlerle dolu muhteşem bir kitap..

Okurken öyle bir hisse kapıldım ki sanki Peyami Safa'nın ilişkiler üzerine, aşk, sevgi, sadakat üzerine söylemek istediği sözleri vardı, bunları daha da derinlemesine inceleyip bir psikoloji kitabı yazmak istiyordu, biz okurlara daha kolay gelsin daha anlaşılır olsun diye "romanlaştırarak yazayım, karakterlerin hissiyatlarını anlatırken söylemek istediğim asıl noktaları söylerim" diyerek yazılmış bir kitaptı sanki.

Bir romandan beklentim kurgusunun akıcılığı veya bu kurgu içerisinde bana yaptığı katkıdır. Bu kitapta her ikisini de harmanlayan Peyami Safa'nın kaleminden bol bol edebî satırlar okuyup, şahısların derin psikolojik tahlilleri arasında kendimizi buluyoruz.. Ya da kendimizi kaybediyoruz..

Okurken kendimden utandım biraz, ilk defa bir Peyami Safa kitabı okuduğum için utandım, kitap okumayı bu kadar sevip hakiki yazarlarla bu kadar geç tanıştığım için utandım.. Burada 1000Kitap sitesine ve incelemeleriyle, alıntılarıyla, tavsiyeleriyle bu tanışmaya vesile olan arkadaşlara teşekkürü bir borç bilirim, iyi ki varsınız hepiniz..:)
416 syf.
·10/10
Kitabı okuduğum gibi Yalnızız ile ilgili bir makale okuma ihtiyacı hissettim. Batı ve Doğu sentezini yapabilecek kişinin kadın olduğunu söyler, Peyami Safa bu kitabında. Erkekler ya Doğu'nun bilgeliğindedir ya da Batı'nın sahtekârlığında, insan iki benlikten oluşur. Birincisi maneviyatı, ikincisi insanın içindeki dürtülerin baskın gelmesinden oluşur.
Kitap üç bölümden oluşuyor, ilk bölümde Selmin'in yalanı ve Samim ve Besim'in arasındaki diyaloglar, Samim'in aşkı ve fail aranırken ki biraz daha romanın akıcılık kısmı buradadır. İkinci bölümde daha çok roman felsefik gider, ilk bakışta düalizmi gördüğümüzü sansakta kitap daha çok ''tekâmül'' üzerine kuruludur. Üçüncü bölümde ise olaylar biraz daha açığa çıkar. İnsan iki benliğinden birini seçtiğinde yaptıklarının cezasını ya da mükafatını görür.
Teknolojinin her saniye daha çok girdiği evde yozlaşmış bir neslin olduğunu ve maneviyatın olmazsa olmaz olduğunu anlatır. Kitapta Samim mutaasıp biri değildir ama insanın içinde maneviyatın olması gerektiğini söyler.
Kitap batı ve doğu sentezini anlatırken bir yandan Samim'in yüz elli yıl sonraki Simeranya'sından bahseder. Simeranya bir ütopyadır, iyisinden. Simeranya örnek toplumdan bahseder. Örnek bir toplumun nasıl olması gerektiğinden. Kitapta Simeranya üzerinden işlenir, Samim'in dünyasında Simeranya'dan örnekler verilir. Kitapta birçok fikirden alıntılar vardır.
Ahlaken çöken bir toplumda maneviyattan söz edilir ve bu problemin bir çaresi vardır, ideal. İnsanlar idealleriyle ayakta kalabilir. İdeal ve hisler.
Kitabı okumak için Peyami Safa'nın birçok kitabının okunmasını sonra buna gelmesini tavsiye ederim. Çünkü diğer kitaplarındaki karakterlerin son noktasıdır, Samim.
Okurken birçok yerini altını çizebileceğinizi, fikirlerinizin değişebileceği ve sonunun sizi nasıl şaşırtabileceği izleyin ve Peyami Safa'ya bakın. Birçok bilim dalıyla, özellikle psikolojiyle, bu kadar içeçe olması dogmatizme karşı tepkisini koyuyor.
Ne yazık ki, bizler Peyami Safa'yı eleştirel kimliğinden dolayı yanlış konumlara getirmiş ve hatta onu yok saymışızdır. Ne kadar da üzücü ama söylemeden geçemeyeğim o bir ''üstat''.
Canım sıkıldı dün çok. Böyle hâdiselerin zehri kalır insanın içinde. Bazen ömrünün sonuna kadar unutmaz değil mi insan?
Peyami Safa (Server Bedi)
Sayfa 195 - Ötüken yayınları
Ey insan! bu kitabı sana ithaf ediyorum. Başının üstünden büyük bir rüzgar geçiyor. Yalancı bir fecirle başlayan asır kararıyor ve sana tek ümit ışığı olarak en kuvvetli kaynağı uranyumda değil, senin ruhunda sıkışmış maddeden koparak çıkardığın korkunç tahrip aletinin patlayışından yükselecek alevi bekletiyor.
Ey bahtsız! Tarihinin hiç bir devrinde kendine bu kadar yabancı, bu kadar hayran ve düşman olmadın. Laboratuarında aradığın, incelediğin, oyduğun, dibine indiğin, sırrını deştiğin her şey arasında yalnız ruhun yok. Onu beyin hücrelerinin bir üfürüğü sanmakla başlayan müthiş gafletin otuz yıl içinde gördüğün iki muazzam dünya harbinin kan ve gözyaşı çağlayanlarında en büyük dersi arayan gözlerine bir körlük perdesi indirdi. Bırak şu maddeyi, boğ şu ölçü dehanı, doy şu fizik ve matematik tecessüsüne, kov şu kemiyet fikrini, dal kendi içine, koş kendi kendinin peşinden, bul onu, bul kendini, bul ruhunu, bul, sev, bil, an, gör, kendi içinde gör Allah'ını. Kendine dön, kendine bak, kendine gel. Aptalca bir konfor aşkından doğduğu halde her biri daha korkunç bir dünya harbi hazırlayan teknik mucizelerinin yanında, senin iç zıtlıklarını elemeye yarayacak ve seni kendi kendinle boğuşmaktan kurtaracak ruh mucizelerini ara. İnan mânevîlere ve mukaddeslere, inan! Onlar hakkında bu kadar küçükçe düşünmekten utan! Her sezilen derinliğin ifşa ettiklerini düşünmekten bile seni alıkoyan tabiatçı metodlarını fırlat ve bitlenmiş elbiseler gibi at. Ortaçağ papazında haklı olarak ayıpladığın dar kafalılığın anlayış sınırlarını daha fazla darlaştıran beş duyu idrakinin kapalı dünyası içinde kalma: 

Arşı geç , ferşi atla , sidreyi aş,
Gör ne var maverada ibrethiz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yalnızız
Baskı tarihi:
Eylül 2019
Sayfa sayısı:
416
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370577
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Baskılar:
Yalnızız
Yalnızız
Yalnızız
Yalnızız
Yalnızız
Yalnızız
Peyami Safa'nın son romanı Yalnızız, engin ruh tahlilleri ve kendi türünde açtığı çığırla onu yalnızca Türk edebiyatının değil, Dünya edebiyatının zirvelerine taşımış şaheseridir. Peyami Safa'nın diğer bütün romanlarında olduğu gibi Yalnızız romanında da doğu-batı, madde-mânâ, ruh-beden, idealizm-materyalizm gibi ikilemler üzerinde durularak, aynı evde yaşadıkları hâlde birbirlerinden oldukça farklı mizaç, düşünce ve insan ilişkilerine sahip aile fertleri üzerinden ruhunu arayan bir toplum resmedilir. Bireysel ve toplumsal kimliklerimiz arasında, bilhassa Batılılaşma hareketlerinden sonra ortaya çıkan uyumsuzluğun yarattığı sıkıntılar, kalabalıklar içinde milyonlarca "yalnız"ın peyda olmasına sebep olmuştur. Yalnızız; sıra dışı kurgusu ve bir üst kurmaca metin olarak romanda kendine yer bulan ütopya ülkesi Simeranya ile yarım asırdır Türk edebiyatının en çok okunan ve sevilen romanlarının başında geliyor.

Kitabı okuyanlar 6.196 okur

  • Muhammed Oğuz Yüksel
  • Bahar Toprak
  • Naciye Fatih
  • 《PANDA》
  • Bella
  • HURŞİD MAH
  • Büşra Solmaz
  • Rukiye KARACA
  • Karie
  • Zeynep

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8
14-17 Yaş
%4.9
18-24 Yaş
%25.5
25-34 Yaş
%33.6
35-44 Yaş
%19.3
45-54 Yaş
%5.4
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%2.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%69.2
Erkek
%30.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%32.4 (569)
9
%22.5 (395)
8
%18.6 (326)
7
%5.9 (104)
6
%2.9 (51)
5
%1.1 (20)
4
%0.6 (10)
3
%0.2 (3)
2
%0.2 (4)
1
%0.5 (9)

Kitabın sıralamaları