1000Kitap Logosu
Yalnızız
Yalnızız
Yalnızız

Yalnızız

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.8
3.314 Kişi
11,4bin
Okunma
3.343
Beğeni
91,4bin
Gösterim
416 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 11 sa. 47 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Ötüken Neşriyat · Eylül 2019 · Karton kapak · 9789754370577
Diğer baskılar
Yalnızız
Yalnızız
Yalnızız
Yalnızız
Yalnızız
Yalnızız
Yalnızız
Peyami Safa'nın son romanı Yalnızız, engin ruh tahlilleri ve kendi türünde açtığı çığırla onu yalnızca Türk edebiyatının değil, Dünya edebiyatının zirvelerine taşımış şaheseridir. Peyami Safa'nın diğer bütün romanlarında olduğu gibi Yalnızız romanında da doğu-batı, madde-mânâ, ruh-beden, idealizm-materyalizm gibi ikilemler üzerinde durularak, aynı evde yaşadıkları hâlde birbirlerinden oldukça farklı mizaç, düşünce ve insan ilişkilerine sahip aile fertleri üzerinden ruhunu arayan bir toplum resmedilir. Bireysel ve toplumsal kimliklerimiz arasında, bilhassa Batılılaşma hareketlerinden sonra ortaya çıkan uyumsuzluğun yarattığı sıkıntılar, kalabalıklar içinde milyonlarca "yalnız"ın peyda olmasına sebep olmuştur. Yalnızız; sıra dışı kurgusu ve bir üst kurmaca metin olarak romanda kendine yer bulan ütopya ülkesi Simeranya ile yarım asırdır Türk edebiyatının en çok okunan ve sevilen romanlarının başında geliyor.
4 mağazanın 9 ürününün ortalama fiyatı: ₺20,71
8.8
10 üzerinden
3.314 Puan · 579 İnceleme
The  Misanthrope
Yalnızız'ı inceledi.
416 syf.
·
6 günde
Simeranya Kaşifi: Samim
★ Peyami Safa'nın 1950 yılında Yeni İstanbul gazetesinde tefrika edilen ve üç ana bölümden oluşan Yalnızız; isminden anlaşılacağı üzere bir arada yaşamasına rağmen kendi içinde 'yalnız' kalan, baskı altında ve dar bir alana hapsolmuş roman kahramanlarının hikayesini anlatır. ★ Meral, gizlice görüştüğü Samim'in, ağabeyi Ferhat’ın ve sonunun annesi gibi olmaması için sürekli uyaran babasının baskıladığı çemberde hapsolmuş bir hayatı yaşar. Abisi Ferhat, nişanlısı Selmin’den ayrılmasının ve onunla dört aydır görüşmüyor olmanın açmazı içinde hapsolmuş bir hayatı yaşar. Karakterinde bağımsızlık inadı olan Selmin, Ferhat’tan ayrılmış olmasının yanında annesi Mefharet’in bitmek bilmeyen şüpheleri ve baskısı altındadır. En ince ruh meteorolojisi, neşe anları pek kısa süren Mefharet, kızı Selmin’in gayrimeşru ilişki sonucu hamile kaldığı şüphesiyle ve oğlu Aydın’ın hastalığı sebebiyle kendi kendine hayatı zindan eder. Her şeyden haz alan Besim rahat yaşama alanınında ablası Mefharet’in evhamlarından, kuruntularından, aşırıya kaçan şüphelerinden ablasının davranışlarını sürekli idare etmeye çalıştığı bir hayatı yaşamak zorunda kalır. ★ Kendi dünyalarına çekilmiş olan bu kişilerin yaşadıkları ruh çatışmaları beraberinde yalanı, şüpheyi, korkuyu, güvensizlliği ve aldatmayı getirir. Bu nedenle roman kahramanları içinde bulundukları durumdan daha iyi olan bir dünyaya kaçmayı düşünerek kurtuluşu ararlar. Meral ve Selmin daha iyi yaşam koşullarına sahip olacakları Paris'e gitmeyi arzularken; mutluluğu sadece maddede arayan insanların dünyasından memnun olmayan Samim ise kendine bir düşler ülkesi/ütopya inşa eder. Ve bu dünyaya 'Simeranya' adını verir. « Bir yerde yolunda gitmeyen bir şeyler varsa orada ütopik arayışlar ortaya çıkar. » ★ Peyami Safa da 'Yalnızız' romanında roman kahramanı Samim üzerinden "Simeranya" adını verdiği dünyayı inşa ederek iç dünyasının kapılarını açmış, ideal yaşama alanını oluşturmuş, dünya meselelerine çözüm üretmeye çalışmış ve Samim'e kendinden yüz elli yıl sonraki bu dünyayı tasavvur ettirirken yaşadığı toplumun tenkidini de başarıyla yapmıştır. Bu nedenle Yalnızız romanında çok etkilendiğim 'Simeranya' üzerinde durmaya karar verdim. Peyami Safa'nın fikirlerinden ve muhayyelesinden doğan bu düş ülkesini şimdi birlikte ziyaret edelim. :) ★ Samim'in ütopik dünyasının okuyucuya yansıması, ablası Mefharet ve kardeşi Besim'in hatıra defterini gizlice okuması ile başlar: « Simeranya'yı -ilk kez rüyasında- bir sonbahar akşamında, bir yelkenli ve bir kılavuz eşliğinde ziyaret eder. Simeranya'ya girerken 'iç okuması- fizyonomi ve tavır yoklaması' yapılır. Karşı kulede yanacak olan kırmızı ışık ülkeye kabul edilmediğini, yeşil ise kabul edildiğini gösterir. Kabul edilmesi, eski dünya hislerinden kurtulması ile mümkün olacaktır.» (s.29) ★ Samim’in canı sıkıldığında veya insanlardan kaçmak istediğinde Simeranya'yasına sığınır. Onun için burası kaçıp sığındığı bir liman, yalnızlığını unuttuğu bir sığınak, her şeyin çözümün olduğu bir ülkedir. Böylece Samim'in parça parça ütopik dünyasından söz etmesi ile okuyucunun gözünde 'eğitim, bilim, ekonomi, çalışma hayatı, mülkiyet, sağlık, aşk, giyim ve moda' gibi konuları içeren ütopik dünya canlanmaya başlar. • Simeranya'da Eğitim: Simeranya pedagojisi, insanın bütün hayatında öğrendiği şeyleri ancak kendi istediği zaman ve kendi araştırmaları neticesinde öğrendiğini bilir. Eski dünyada, okullarda çocuklara ve gençlere öğretilen şeylerin, belli yetenek ve ihtiyaçları karşılamadıkça, hayatta hiçbir işe yaramadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle mektep yoktur. Sınıf, kürsü, ders programı, nutuk söyler gibi ders veren öğretmen ve profesör yoktur. Her seviyeye göre okuma salonları, laboratuvarlar, atölyeler, müzik, tiyatro, sinema ve spor evleri vardır. Her yaşta insanlar bunlara devam edebilir. Merak ettikleri her konuyu kendileri araştırabilirler. Çocuklar ve gençler için, kılavuz öğretmenler vardır. (s.38) • Simeranya'da Meslek/ Çalışma Hayatı: Simeranya'da insan bir makina adam ve bir otomat değildir, yeteneklerini serbestçe gelişmesine her yaşta ve her meslekte imkan verilen manevi bir şahsiyettir. Mesleğini değiştirme hakkı vardır. Bunun için yetenekleri belirleyen mükemmel testler vardır. İş hayatındaki davranışlarına bakılır. Öğleye kadar isterlerse geceleri nazari araştırmalar ve incelemeler yaparlar. Ve zorlama yoktur. (s.40) İşsizlik yoktur. Sermaye sahibi tarafından istismar edilmek yoktur. Herkesin kendi liyakatine göre bir mülkiyet vardır. Fakir, bugün dünyamızda olduğu kadar fakir değildir; zengin de prensler sınıfının şımarık çocuğu değildir. Kazanç farkı ayarlanmış ve azalmıştır. Çalışmamak yasaktır. Her gelir üretimde sermaye hizmetini göstermeye davet edilir. Bankalardaki servetin yüzde sekseni asıl ve yedek sermayelerdir. Şahsi servetler belli bir sınırı aşmaz. (s. 78) • Simeranya'da Sağlık: Her hastalık önce ruhta başlayıp sonradan vücuda sirayet etmiş bir isyandır. Yani hastalık, çok defa kaderin aksiliklerine karşı ruhun ve onun peşinden vücudun isyanıdır. Bu nedenle Simeranya'da her türlü hastalığın sebebini önce hastanın hayatında ve ruhunda ararlar. Çok defa bu hastalığın arkasında hiçbir çaresi olmayan çaresizlikler ve hayat aksilikleri bulunur: Ümitsiz bir aşk, çok sevilen birinin ölümü, namus lekesi, vicdan azabı gibi çaresizlikler... İşte o zaman, hastayı kaderinin aksiliklerine uyum sağlayacak bir ruh tedavisi başlatılır ve mucizesini verir. Simeranya'da derin bir sükûn ve tevekkül havası vardır. Herkes hastalanmadan önce hayatın çaresizlikleri önünde sinirlenmemeyi, isyan etmemeyi öğrenir. Herkes ruh sağlığının yollarını bilir ve hastalandıktan sonra, kendi kendisine, isyandan tevekküle giden yolu açacak telkinlerde bulunur.(s. 66 - 67) • Simeranya'da yalan söylemek lüzumsuzdur. Anlaşılmıştır ki bu, tabiatın ve hayatın içindeki zıtlıkları barıştırmayan insanların bir görünüş ahengi yaratmak için kutuplardan birini örtmek ihtiyacıdır. Bu zıtlıklar ortadan kalkar ve uzaklaştırılırsa yalana lüzum kalmaz. (s.64) • Simeranya'da Moda: Giyimde cildi koruyan ancak güneş utraviyole ışınlarından mahrum etmeyen, vücuda yapışık, ince ve şeffaf bir kumaş kullanılır. Bu da insanı süs ve çizgi yalanından kurtarır. (s.118) Moda bir sınıfın estetiği halinden çıkıp bütün bir cemiyetin malı haline gelir ve derece derece herkesin yaratıcılık hissesini taşır. (s.119) • Simeranya’da bir de 'Aşk Enstitüsü' vardır. Samim, Meral’e duyduğu sevginin niteliği üzerinde düşünürken kendini yine hayalen Simeranya’da bulur. Kılavuzu onu yepyeni caddelerden geçirerek, bir bahçe içinde bambaşka mimari ile yapılmış 'aşk enstitüsü'ne götürür. Kılavuzu, Samim'e yüksek sesle düşünmesi gerektiğini söylerek onu yalnız bırakır. Ertesi gün yaşlı, ciddi ve sevimli bir meselenin incelendiğini ve tipik bulunduğunu söyler. Hadiseyi eski dünya psikologlarının yaptığı gibi sadece psikoloji ilminin ışığında aydınlatmak mümkün değildir. 'Samim, eğer problemi bu bakış açısıyla ele almazsa sevgilisinin “küçücük bir his yalanıyla bütün varlığın zıtlık prensibi arasındaki münasebeti” kavraması mümkün olmayacaktır. Kısacası; Simeranya’da aşk, herhangi bir hastalık gibi insan problemlerinin bütünlüğü içinde incelenir ve tedavi yolunun arandığı izlenimi verilir.' (s.56) ★ Böylece romanın olay örgüsü içinde serpiştirerek verilen bu düşüncelerle ideal yaşama alanı Simeranya belirmiş olur. Kitabın son kısmına geldiğimizde Samim yalnızlık dramımızdan nasıl kurtulacağımızı da şu cümlelerle verir: " Bizim ebedi kalmaya namzet tarafımız herkese, her şeye, her zamana, her mekana şâmil (kapsayan) ve Allah'a bağlı olan bu 'şuurüstü' ruh bölgemizdir. Onu geliştirdiğimiz nispette yalnızlık dramımızdan kurtuluruz. Herkesle, her şeyle, her zaman ve her mekânla, nihayet Allah'la bereber - bir seviyede değil, birlikte- oluruz." (s. 374) #133715838 • Samim'in 150 yıl sonra gerçekleşeğini düşlediği Simeranya'nın gerçekleşmesini umut ederken her şeyin daha kötüye gittiği dünyada birgün Simeranya'da buluşmak dileğiyle... " Arşı geç, ferşi atla, sidreyi aş, Gör ne var maverada ibrethiz." ( Zaman ayırdığın için ve katkılarından dolayı çok teşekkür ediyorum. Sıfır Virgül Beş ;)
Yalnızız
8.8/10
· 11,4bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
7
120
n@lkan
Yalnızız'ı inceledi.
416 syf.
·
6 günde
Bir yalnızlık senfonisidir yaşam!
Peyami Safa denilince birçoğumuzun aklına ortaokul ve lise yıllarında okuduğumuz “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” gelir. Bir de dizi filmi çevrilen “Fatih Harbiye” adlı romanı. Onun “Matmazel Noraliya'nın Koltuğu" ve “Yalnızız” gibi dünya klasikleri arasında yer alabilecek eserleri ise maalesef daha az tanınıyor. Ben onun adının, bu eserlerindeki psikolojik tahlilleri ve ruhsal çözümlemeleriyle Stefan Zweig ve Dostoyevski gibi büyük ustalarla birlikte anılması gereken isimlerden biri olduğunu düşünüyorum. • • • Bu duyguyu “Yalnızız”ı okurken bir kez daha tüm boyutlarıyla yaşadığımı söylemeliyim. Gerçekten de Stefan Zweig, nasıl “Sabırsız Yürek”te teğmen Hofmiller’in hikâyesi üzerinden “acımak” duygusunun resmini çekiyorsa, o da Samim ve Meral’in hikâyesi üzerinden “yalnızlık” duygusunun resmini çekiyor. Dostoyevski, nasıl “Karamazov Kardeşler”de bir baba ve oğullarının hikâyesi üzerinden insanın varoluşu, din, ahlâk, inanç, ateizm, nihilizm, hedenoizm gibi birçok konuyu sorguluyorsa, o da Samim, Besim, Feriha ve Meral gibi karakterleri üzerinden benzer sorgulamaları yapıyor. Özellikle farklı huy, mizaç ve kişiliğe sahip karekterlerin hikâyeleri üzerinden doğu-batı, madde-mana, ruh-beden, aşk-nefret, idealizm ve materyalizm gibi konuları sorgulayarak toplumun yaşadığı buhranı anlamaya çalışıyor. • • • Peyami Safa, yalnızca yaşananları sorgulamakla kalmıyor, Thomas More’un “Utopia”sında olduğu gibi Samim’in kaleme aldığı “Simeranya”sıyla o dönem insanı ve toplumunun içine düştüğü ruhsal bunalımdan çıkabilmesi için eğitimden sağlığa kadar yaşamın tüm alanlarını kapsayacak bir reçete sunuyor. O, bu reçetesinde insanın yalnızca para, mal, mülk gibi maddi şeylerle mutlu olamayacağını, aynı zamanda yaşamın anlamını keşfedip ruhunu manevi değerlerle doyurduğunda huzura kavuşabileceğini dile getiriyor. Safa bu yönüyle, yalnızca iyi bir hikâye ve roman yazarı değil, aynı zamanda çok iyi bir düşünce insanı olduğunu gösteriyor bizlere. Öyle ki yaptığı psikolojik ve ruhsal çözümlemeleriyle bir psikolog; toplumun içine düştüğü buhranı anlatmada bir sosyolog; “Simeranya”sında ortaya koyduğu düşünceleriyle de bir filozof gibi duygu ve düşüncelerini ortaya koyuyor. • • • Doğrusu “Yalnızız”ı okurken anladım ki insanın asıl yalnızlığı, kalabalıkların içerisinde, ailesinde, anlaşılmadığında ve kimsesiz kaldığında yaşadığı bir duygudan öte kendine olan yalnızlığıymış. Ruhun bedenle, zihnin kalple, duyguların düşünceyle buluşamamasının yalnızlığıymış. İnsanın tüm bu yönleriyle yaşadığı yalnızlığının bir gurbete dönüşmesiymiş. İşte bu yalnızlık insanı ruhen, kalben ve zihnen yıpratıp psikolojik ve ruhsal hastalıklara yol açabiliyormuş. Aslında her insan, çevresinde sevdiği insanlar bulunsa da doğduğu günden yaşama veda ettiği güne kadar bir ömür boyu yalnızmış. Önemli olan insanın bu yalnızlığıyla barışık yaşaması ve yalnızlığını üretkenliğe dönüştürebilmesiymiş. İşte bu yalnızlık insanın özgürlüğüymüş. • • • Nitekim Safa, insanın bu kendi yalnızlığına ve gurbetine son verebilmesi için kitabın sonunda Samim’i hayalen konuşturuyor ve tüm insanlığa, “Bırak şu maddeyi, boğ şu ölçü dehanı, doy şu fizik ve matematik tecessüsüne, kov şu kemiyet fikrini, dal kendi içine, koş kendi kendinin peşinden, bul onu, bul kendini, bul ruhunu, bul, sev, bil, an, gör, kendi içinde gör Allah’ını. Kendine dön, kendine bak, kendine gel…” sözleriyle etkileyici ve sarsıcı bir şekilde sesleniyor. • • • Velhasıl, bir şüpheyle başlayan “Yalnızız”ın hikâyesi, şüphenin karakterlerle etkileşimiyle sürüyor ve bu şüphenin bir gerilime dönüşüp çözümlenmesiyle de sona eriyor. Gerçekten de eser, kurgusu, karakterleri, psikolojik tahlilleri, sosyolojik ve felsefi çözümlemeleriyle muhteşem bir eser. Yazıldığı dönemdeki dil muhafaza edilmesine rağmen okurken insanı yormuyor. Eserin, aynen “Kramazov Kardeşler”de olduğu gibi insanlığın birçok meselesini sorgulayarak gözler önüne sermesiyle herkesin kendine göre bir şeyler bulabileceği bir başyapıt olduğunu düşünüyorum. O nedenle bu etkileyici eseri tüm okurlara mutlaka ama mutlaka okumalarını tavsiye ediyorum. • • • Kitabı okurken ne hikmetse Sezen Aksu’nun “Yalnızlık Senfonisi”* yankılandı durdu kulaklarımda. Kitabı bitirene kadar tekrar tekrar dinleyip durdum. Anladım sonu yok yalnızlığın Her gün çoğalacak Her zaman böyle miydi bilmiyorum Sanki dokunulmazdı çocukken ağlamak Alışır her insan, alışır zamanla kırılıp incinmeye Çünkü olağan yıkılıp yıkılıp yeniden ayağa kalkmak Keyifli okumalar dilerim! ......................................... *youtu.be/kRcITnEyRiM
Yalnızız
8.8/10
· 11,4bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
4
139
Kayaberk İpek
Yalnızız'ı inceledi.
416 syf.
·
3 günde
·
10/10 puan
Tanıdık Bir Yüz: Aynadaki Yalnızlık
Kimileri sevdiğinden aldığı samimi ve sıcak bir öpücük ile uyanır, Kimileri neşe dolu bir günaydın mesajıyla, Kimileri kedisinden veya köpeğinden gelen masum bir merhaba ile uyanır. Ama ‘’gerçek’’ yalnızlar hayatın bile terk ettiği kimsesiz bir tokat ile kendine gelir ve perdeyi aralayıp güneşi selamlar. Peki ya sen? Ben? Biz? Bizler nasıl uyanıyoruz? Daha doğrusu uyuyabiliyor muyuz? Zatım, usta Peyami Safa ile 25 yaşımda (çeyrek asır yani, böyle deyince çok yaşlı duruyor…) ‘’Yalnızız’’ romanı vasıtasıyla tanıştım. Bu kitap benim ilk (ve tabii ki son olmayacak) Safa romanım, kendisinin ise son romanı. Bu ikilik bile bende tuhaf hisler oluşturuyor. Kendisini bu kadar geç keşfettiğim için açıkçası bir miktar pişmanım, çok miktar müteessirim. Kuşkusuz yerli edebiyat dünyamızın en ehemmiyetli kalemlerinden birisi kendisi. Antrparantez, siyasi görüşünün ne olduğu, kiminle kalem kavgası ettiği umrumda değil, ben bir yazarın edebî kişiliği ile ilgilenirim. Başka bir deyişle bir yazarın ‘’şucu, bucu’’ olması, benim edebî zevkimin önüne set çekemez. Yalnızız, beni ilk cümlesinden son cümlesine kadar kendine hayran bıraktı. Okurken adeta sürükleyici bir film seyrediyormuşum hissine kapıldım ve elimden bırakamadım. Safa’nın karakterleri aracılığıyla yaptığı ruh çözümlemeleri ve toplumun mecbur kıldığı ‘’toplumlar içerisindeki yalnızlık olgusu’’ karşısındaki duruşu sizi okuduğunuz kitaba eminim ki kilitleyecek ve bir şeyleri sorgulamaya itecektir. Yalnızız’ı okurken yaptığı ruh çözümlemeleri ve psikolojik tahlilleriyle ünlü ‘’ruh ustası’’ Fyodor Dostoyevski tadı aldım eserden. Safa, Dostovari incelemelerle, hatta daha da zengin ifadelerle, kahramanların sancılı ve elemli iç dünyalarına yolculuk yaptırıyor bize. Ruhsal ve tinsel ögeleri, maddesel biçimde, yani somut dünyamızla harmanlayarak ele alması ve önümüze büyük bir ustalıkla servis etmesi, anlatmak istediklerini de haliyle anlaşılır ve berrak kılıyor. Tabii ki yazıldığı dönem gereği (1951) birçok yabancı ve eski Türkçe kelimelerle karşılaşabiliyoruz. Mefhum, müsavi, müphem, istidat, istihza ve müstebit bunlardan sadece birkaçı. Ben hobi olarak, bir kitap okurken mutlaka yanımda bir not defteri bulundurur ve anlamını bilmediğim kelimeleri veyahut önemli şeyleri not ederim. En son haliyle de bilgisayarımda temize çekerim. Yani bu kelimelerden gözünüz korkmasın, kesinlikle metni anlaşılmaz kılmıyor. Bu konuda anlaşalım. Ne karakterlerden, ne olay örgüsünden ne de motiflerden bahsedeceğim bu sefer. Her bir düşünceyi, olayı, karakteri, temayı özümseyerek, romanın iç dünyasına girip orayı keşfederek sizin okumanızı istiyorum. Pişman olmayacağınızı bildiğim için yapıyorum bunu. Karanlık ve korkunç yalnızlığımızı bize harikulade şekilde anlatan ve hissettiren bir kitap. Sadece bunu söyleyebilirim size. Ayrıca şu dizeler de resmen kitabı anlatır nitelikte: ‘’Çın çın ötüyor yüreğimin kökünde şu dünyanın ıssızlığı Tanrı kimsenin başına vermesin böyle bir yalnızlığı!’’ – Yaşar Kemal Başka bir konuya daha değinmek istiyorum… Şayet yazarımızın adı Peyami Zweig olsaydı ve 2 tele’den başlayan fiyatlarla 50-60 sayfalık kitaplar yazsaydı, sanıyorum ki çok satılanlar listesinden indirmezdik kendisini. Yanlış anlaşılmasın, bunları Zweig’ı kötülemek için söylemiyorum aksine Safa güzellemesi yapıyorum. Gereken değeri vermiyoruz kendisine, edebiyatımıza. Bu profil bu saatten sonra Safacı’dır… Umarım en kısa zamanda bu kitabı edinip, okuyup, okutturursunuz. Şu sözlerle mevzubahis incelemeyi sonlandırmak istiyorum, aslında pek de inceleme sayılmaz da -‘’his paylaşımı’’ demek istiyorum buna- Yalnızız, aynı evin içinde birbirine yalnız olanların, toplum içinde cemiyete yalnız olanların, aynaya baktığında kendine yalnız olanların romanı. Keyifli okumalar.
Yalnızız
8.8/10
· 11,4bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
134