Adı:
Yalnızlıklar
Baskı tarihi:
Haziran 2016
Sayfa sayısı:
116
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051850443
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Yalnızlıklar
Yalnızlıklar
Yalnızlıklar
Yalnızlık alıp karşına kendini,
Öteki kendinlerle konuşmaktır.
Bakışmaktır, öteki kendinlerle;
Dövüşmektir.
Kimi zaman da, öldürmektir
İçlerinden sana en çok benzeyeni,
Benzemiyor diye.
Yalnızlık, öldürmektir.

Hasan Ali Toptaş, silahların gölgesinden babaların çocukluğuna, âh ki ne âh aşklardan eşkıya türkülerine dek yalnızlıklarımızın haritasını açıyor önümüze.

Bu vahşi coğrafyanın dinginliğinde keskin bir rüzgâr gibi geçiyor kelimeler içimizden, içinizden...

Üstelik Yalnızlıklar, şiir değilse nedir; kimse bilmiyor.
Ben ninemi yalnızlık sanmıştım bir keresinde.
Anlardım ki, insan bir başkasındaki kendini okur;
Ve okunanlar yalnızlıktır.
Yalnızlık hadi gidelim'dir çoğu kez,
Hadi n'olursun.
116 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Yalnızlıklar…
Bir kelime kaç farklı şeye benzetilebilir? Bir kelimeden yola çıkarak kaç farklı diyar gezilebilir? Kurulan cümleler, sanatlı dilde yazılmış her metinde olduğu gibi insanı duraksatıp düşündürüyor. Hele ki vakit gece yarısını çoktan geçmiş, saat 4’e ramak kalmış, geceye karışan köpek sesleri ve hafif bir lamba uğultusundan başka ses yoksa; insan, elini tutan yalnızlığın peşine takılıp başlıyor düşünmeye.

Sayfalar ilerledikçe HAT’a bu kitabından başlamanın daha iyi bir seçim olduğunu anladım. Çünkü Sonsuzluğa Nokta ile kalbimi buza çeviren hisler olmadan okumak, şüphesiz bu kitabı benim için daha lezzetli hale getirirdi.

Ben şiir okumayı çok severim. Şiirleri öyle lalettayin bir havada da okumam. O kadar yavaş okurum ki şairin kalbindekiler zihnime, zihnimden kalbime damla damla aksın. Damla damla aksın ki o düzenli akış, düzenli artan bir ritimle ruhuma dolsun. Çoğu zaman göğsüm bir çiçek bahçesine döner çok seversem eğer. O, sevdiğim şey -artık her ne ise- göğsümde pıt pıt açılan binlerce çiçek olur. Bahar olurum. Güneşle gülen yeşil olurum. Çiçekte biten koku olurum. Yüzüm gelinciğe benzer, gözlerim gelinciğin ortasındaki karasına. Binlerce çiçeğin aynı anda açılması kadar güzel şey var mıdır ki?

Şiir okumak, deniz kızı misali suya dalmak gibidir. Nefes alma korkusu olmadan, süzülmek gibi sularda… Ama tehlikesiz olduğunu da varsayın. Dostane gülümseyen balıklar eşliğinde, pırıl pırıl sularda karşılaşılan güzellikler, kulaç kulaç ilerledikçe zenginleşir ve insan balıkların birbirlerine söyledikleri şarkıları işitip, gözlerinin önündeki zenginliğe, anlam bolluğuna baktıkça, hayranlık ve hayranlıkla harmanlanan bir şaşkınlıkla duraksar. Kalbimin atış sesi, balıkların aşık atmalarına karışırken, süzülürüm kelimelerin deryasında. Şiir okumak budur.

HAT belki mütevazi olmak isteyerek, şiir kitabı değil şiirsel metinler, demiştir. Kim bilir?.. Fakat ne niyetle okunursa okunsun, çok baba bir şiir kitabı havası olduğu aşikar.

***

Bazen ‘’yalnızlık’’ı benzettiği şeyler çok güzeldi. Bazense çok tuhaf. Misal postacının taşıdığı yük, neden yalnızlık olur ki? Postalar hep haber getirir ötelerden. Öteler hep kalabalık değil midir? Üstelik basım yılı 1993. Mektupların varlığı hala hayatımızdayken…

‘’Ben, sensizliği yalnızlık sanmıştım bir keresinde.’’ Bu… Bu oldukça iyiydi. Yazanı da çok sevmiş olmalı ki kitapta ara ara kullanıp, metne dağıtmış bu hoş cümleyi.

‘’kapılar esnerdi kedi kedi, pervazlar gevşerdi.’’ Yok artık! dedim bu satırı okuduğumda, daha önce kaç satırda daha bunu dediğimi unutarak. Bu benzetme çok güzel değil mi?..

Kitap rengarenk çizili. Farklı renklerde ve tonlarda fosforlu kalemlerim var. Hepsi farklı insanların hediyesi. Kalem dendi mi, ölürüm ölürüm sevmekten. Yine bir başka arkadaşımın hediye ettiği deftere yazarken bu satırları, Ankara bembeyaz ve sevimli bir sisle örtülü, üşümüş de üstüne göklerden beyaz bir yorgan inmiş gibi. Soğuyup birkaç yudumu kalmış dibek kahvemden gelen o tanıdık koku, keyfime keyif katıyor. Şimdi önümde kalabalık bir Yalnızlıklar var ve ben okuduğum için mutluyum. Okumak ne güzel şey! Herkesin kalbinden bir parça sevgisini gönderdiği eşyalarımla okumak ise apayrı güzel. Yalnızlıklar 'ın Muradın hediyesi olduğunu söylemiş miydim? (Murat’ın yazmak uzak ve soğuk geldi. Noktalama ve imlayı dağlara salabilir miyim bugün?)

‘’Anlardım ki, insan bir başkasındaki kendini okur’’ Ne güzel, insan insanın aynası olmuşsa, bu çok iyi bir şey değil midir? Fakat ‘’ve okunan yalnızlıktır’’ [sy. 54] der HAT ve ‘’Haydaaa’’ der Kübra.
Bir insanda kendini görmek,
Bir insanda kendini okumak,
Bir insanda kendini keşfetmek,
Bir insanda kendini bulmak,
……………
neden yalnızlıktır? İnsan, tek başına da kalabalıktır oysa. Kendimle çok mutlu olduğum için mi böyle hissediyor ve düşünüyorum? İnsan için en kötüsü de kendisiyle kavgalı olmaktır…. İnsan için en kötüsü kendini sevmemektir…

‘’Ölülerin dönüp dolaşıp bizde yaşamasıdır yalnızlık’’ [sy.55] Evde somut bir sesin olmaması mıdır yalnızlık? Ölmüşlerimizin anıları varken, yoklukları yalnızlık mıdır?... Benim babam ahiret yurduna göçeli 3 yıl oldu. Bu cümlenin sonuna koyacağım hiçbir nokta yok ki o boşluğu anlatsın. Onsuzluğu yalnızlık olarak düşündüğümde sanki biri, iki avuç kurşunu eritip göğsüme döküyor. O yüzden böyle düşünmemeye çalışıyorum. Onu pastel tonlarda, şeritli bir üst, düz gri altlı pijamalarıyla hatırlıyorum en çok. ‘’Gel gızım şu sırtımı bir çiğne’’ derdi. (Ne yani hepiniz evinizde İstanbul Türkçesiyle mi konuşuyorsunuz? Eve girince k’ler g olur o kadar!) Korkardım ezerim diye. ‘’Çık çık’’ diye ısrar ederdi. Kütletirdim anime gözlerle. Bazen masaj yapardım sırtına, başına. Onu, o aile olmanın huzurunu suratında taşımasıyla hatırlıyorum, onun cebindeki son kuruşa kadar insanlara yardım ettiğini bilmekle yaşıyorum… Onun yokluğu acı değil, böyle anılarının varlığıyla huzur ve gurur benim için. Bu yüzden ölülerin dönüp dolaşıp bizde yaşaması, yalnızlık değil YAŞAMAKTIR. Ve sonra şair ‘’Hiç kuşkusuz, dünya ölülerle ağırdır; ve yeryüzü onlarla kalabalık.’’ der, hemfikir oluruz.

‘’Yalnızlık bende bensizlikti oysa’’ der ve bir kez daha hemfikir oluruz, sis dağılmış, güneş sarı sarı yaprakların ve arabaların üzerine düşerken…

‘’…diş ve düş gıcırtıları’’ dedi, gülümsedim. Çift yumurta ikizleri gibi duruyordu bu tabir karşımda…

Sonra bir satırla daha karşılaştım ve dua ettim hemen: ‘’Bu satırlar olmayacak bir aşkın içinde eli kolu bağlı birine denk gelmesin Allahım’’ dedim. ‘’Zangır zangır bir tren geçerdi ya, damarlarımızdan; yalnızlık onun dönmeyeceğini bilmekti.’’ #25826758

***

‘’Çocukların büyüttüğü bir çocuktur yalnızlık;
geceleri yastık altlarında büyür,
ikindileri okul bahçesinde paydos ziliyle,
masallarda bir de’’
Öyle midir? İkindiler, okul bahçesinde paydos ziliyle büyüttüğüm yalnızlık olmadı hiç. (Belki HAT çocukların o acımasızlığı dillerine yansıttığı yaşlarda, kafasında çıkan yara sonrası o kısımda bir daha saç çıkmayınca ‘’aynalı’’ denerek yalnız bırakıldığı için yazdı bunu.) Her daim çevresi kalabalık bir çocuktum. Hiçbir şey yapamasak, mahalledeki arkadaşlar toplanır çekirdek yer, harabe binalarda korku hikayeleri uydurup, olmayan kahramanları arardık. Burnumuza dolan rutubetli koku bile bizi yıldırmaz, birbirimize elma şekeri kadar açılmış gözlerle sokulur, ilk çıtta sıçrar, ikinci çıtta da tabanları yağlardık. Biz yalnızlıkla büyümedik çok şükür; yalnızlığı, yalnız bıraktık.

***

Yalnızlık, artık yalnızlık anlamını yitirip, söylemek istediği her ne ise o olmuş bu satırlarda. Tarih olmuş, hancı olmuş, kalabalık olmuş, yar olmuş, kuş olmuş, masadaki toz olmuş. Aynı eski oyunlardan Çaydanlık gibi. Ayfer Tunç’un kitabından öğrendim bunu da. :) Eşanlamı olan bir kelime seçilir, herkes o kelimenin iki farklı anlamıyla cümle kurar, o kelime yerine de çaydanlık dermiş, ortadaki kişi de o kelimeyi tahmin etmeye çalışırmış. :)

Kitabın sonuna geldiğimde ''Benim için güzel bir deneyim oldu neyse ki'' dedim. Tabi arada HAT, HAT’lığını yapmış birkaç satırda ama kitap şiirsel metinler olduğu için çok batmıyor, roman ayrıntılı verdiği için daha olumsuz bir etki bırakıyor. Bu kitap bence betimleme ve süslü cümle kurma noktasında çok başarılı bir kitap. Daha evvel HAT'ı hiç okumamışlar bundan başlamalı ki arıza yaşamasın. Keyifli okumalar herkese.

‘’Kimileri düşer yalnızlığa,
kimileri yükselir.’’
Her daim yükselmeniz dileğiyle.
116 syf.
·Beğendi·9/10
Hepinize merhaba. Umarım geceniz kalbiniz kadar güzel geçiyordur. Biliyor musunuz aslında şu an içimden hiç gelmiyor size yalnızlıktan bahsetmek. Konuşup canınızı sıkmak istemiyorum zira. Umut dolu sözler söylemeyi yeğlerdim aslında. Gerçi insanın yalnızlığa bakış açısına göre değişir tabi. Hemen onu kötü diye damgalamak hoş olmaz doğrusu. Yalnızlık kimi zaman iyi de gelir. Şu an bu satırları okuyan sen tanımıyorum seni. Bilmiyorum ki yalnızlıkla aran nasıl? Belki uzun zaman önce karşılaştın onunla bir daha da hiç görmedin sonra. Küser gibi gitti, uğramadı yanına. Belki de çok sıkı dostsunuz onunla öyle ki ondan başka kimsecikler yok etrafında, zaten bu yüzden en iyi arkadaşın yalnızlık hep yanında. Onu sevip sevmediğini bilmesem de ondan sana haber getirdim. Sevmesen bile dinleyeceğine eminim senin, bu satırları okuyan sevgili dostum, evet yalnızlığı getirdim bu gece sana. Misafir ettim incelememe. Şu kitaptaki şiirleri okurken bir ara o kadar etkilendim ki içinde bulunan yalnızlık benzetmelerinden aşık oldum galiba yalnızlığa diye haykırıverdim içimden. Yahu hiç aşık olunur mu, yalnızlığa bakmayın bana? Neyse misafirimiz alınmasın şimdi? Alınmadın sahi değil mi yalnızlığım? Kıyamazsın bana. Hadi sevgili yalnızlık sen anlat artık, kendini tanıt bize. Belki senin hakkında daha önce hiç duymadığımız şeyleri duyarız senden. Vay be yalnızlık neymişsin sen dedirtirsin bizlere belki, kim bilir? Bak kitabın bile var. Hasan Ali Toptaş (HAT) yazmış "Yalnızlıklar" yani sen üzerine... Sözü sana bırakıyorum artık. Vaktinizi aldım affedin sevgili okurlar ve sen, yalnızlık. Evet söz sende...

2. Kısım (Mektup)
Ben senin içinde gizlediğin yalnızlığınım, bul beni. Çıkar, izin ver tanıtayım kendimi nerden gelip nereye gittiğimi anlatayım sana. Ben yalnızlık adım bu soyadım yok. Bana soyadını verecek bir nesne ya da kişi yok. Ben tam olarak bir duygu da değilim aslında hüzün mutluluk korku, şaşkınlık gibi. Biliyorum soruyorsun bu satırları içinden okurken bana. Kimsin sen yalnızlık ne istiyorsun bizden, lafı uzatma da anlat artık. Anlat da dinleyip gidelim bir an önce. Yanımda bile kalmak istemiyorsunuz. Zavallı yalnızlığı yalnız bırakmak istiyorsunuz. Ah siz insanlar oysa herkes sizi bıraktığında bir ben kalmıştım yanınızda. Olsun yine olsa yine yaparım korkusuzca yoldaş olurum size siz benden kaçsanız da kimsecikler olmayınca yüzsüz bir misafir gibi gelirim ben affedin. Şşş, sessiz ol! Ben senin yalnızlığınım, gizlice kaçtığınım kurtulmak istediğin ama bir türlü başaramadığınım. Halinden hiç memnun olmadığınım, yalnızlığınım. Arada mutlu da ederim kafanı ben sayesinde dinlediğin zamanlarda ama bilirim. Öyle zamanlarda çabuk bıkarsın benden birilerini özlersin illa. Dayanamazsın, çok uzun süre benle birlikte kalmaya. Ben senin koynunda uyurum geceleri hüzünlü hüzünlü bakarsın yahu yalnızlık sen bana hiç yakışmıyorsun der gibi. Her yalnız bulur bir gün birini bir ben kalırım geride en yalnız tek yalnız. Beni çağırırsan ki bilirim çoğu kez bunu sevinerek yapmazsın zorunda kalırsın sadece ama ben seve seve gelirim sana yine de. Kimsecikler yokken ben o kaçtığın yalnızlığın; otururum içine, sığınırım yüreğinin bir köşesine. Gitme vaktim gelince senden, giderim beni hiç beklemeyen ama bir bekleyeni de olmayan başka kalplere. Kendimi tanıttım sanırım sana yeterince. Başta söylemem gerekirdi belki ama memnun oldum, şayet seninle önceden tanıştıysam. Eğer tanışmadıysam, üzüldüm buna tanışmak isterdim seninle zira. Fakat sen benim için aynı şeyleri düşünüyor musun bilmem. Belki hiç memnun olmadın benden. Ve şunları diyorsundur içinden: "Allah korusun yalnızlık uzak ol benden, seni tanımak bu dünyada isteyeceğim son şey bile değil zaten." Biliyor musun? Ne kadar kaçarsan kaç benden içimden bir ses bir gün seninle karşılaşacağız mutlaka diyor. Beni sevmeyen benden belki de korkan sen karşımdaki insan, umarım o güne kadar benimle ilgili fikirlerin değişir de iyi geçiniriz seninle. Bunu tüm kalbimle isterim ama beni istemiyorsan gerçekten ve yalnızlıkla yani benle kalmama gibi bir imkanının olması da mümkünse gelecekte sırf sen mutlu ol diye ben de uzak kalmayı isterim senden sevdiklerine daha yakın ol diye.

Her neyse gelgelelim HAT'a ve konusu ben olan bu güzel kitaba. İlk nasıl başlamış benden bir parça taşıyan bu kitaba biliyor musunuz? Size en yakın ben yine sizmişsiniz. Durun daha iyi anlamanız açısından bırakayım şu sözü de mektubumun bir kenarına
"İnsana en yakın yalnızlıktır insan" diyor HAT...
Beni öyle bir anlatmış ki burda, çaktırmayın ama ben bile yahu ben neymişim böyle dedim görünce. :D Şımarmadım değil. Kimi zaman at oldum, kimi zaman size hem uzak hem yakın oldum. Çoban oldum. HAT'ın ninesi oldum. Silahlarla büyüdüm sonra. Sonra adım öldürmek oldu. Size yokuş oldum bazen de susturdum. İçinizdeki boşluktum, HAT'ın dediğine göre. Yeri geldi baba bile oldum. O (HAT) beni hep sensizlik sanmış meğerse. Vazgeçmektim ben, gökyüzüydüm, çocuktum, suydum. Hadi gidelim dedin bana, gidelim HAT. Aşkla gezermişim ben, gece gündüz sizinle. İşte yine gece yine ben rahat bırakmadım sizi, burada da çıktım karşınıza. Beni daha iyi tanımak istiyorsanız okuyun bu kitabı HAT'ın beni anlattığı bu güzel mısraları okuyun mutlaka.
Hoşçakalın

Yalnızlığınızdan sevgilerle

SON KISIM
"Peki ben yalnızlığı ne sanmıştım?"
Ne az şey sanmışım önceden, ne çok şey sanıyorum seni şimdi yalnızlık. Hatta sanmıyorum okurken yaşadım seni. Öyle yaşadım ki senin adına mektup yazdım, yalnızlığım affet beni...

Çok uzattım ama anlat anlat bitmiyor ki yalnızlıklarımız. Kitabı beğendim ben yalnızlıklarla yüzleştim. Belki sıra şimdi sizdedir kim bilir? Siz daha iyi bilirsiniz teklif var ısrar yok tabi ki :)

TEŞEKKÜR
Bu incelememi aslında yüreği YALNIZLIKLAR'dan çok uzak ve bana çok yakın olan canım ablacığım, Kübra A.'ya armağan ediyorum. <3

Hepiniz tebessümle kalın :)
Bana ve yalnızlığıma, yalnızlığınıza katlandığınız için çok çok teşekkür ederim.
Sevgilerimle...
116 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Şimdi kafanızdan bütün her şeyi atın ve aşağıdaki dizelere verin kendinizi...
Denize bırakırcasına serbest bırakın zihninizi...

Zaten yalnızlık bir uzaklıktır yakınımızda,
gürültüler ona çarpmasalar bilmem
gürültü müdürler,
çizgiler çizgi mi, insanlar insan,
kalabalıklar kalabalık?

Dizelerin güzelliğinin beni benden alışı, uzaklara savuruşu...
Uzaklardan gelip, uzak diyarlardaki ben'i aramaya çıkışım...

Mahvettin beni Hasan amca, sen neden böylesin? Neden bu kadar gerçeksin, neden bu kadar somut, neden bu kadar çarpıcı?
Romanlarında ayrı tokatladın zihnimi, öykülerinde ayrı, şimdi sıra şiire mi geldi?

"İnsana en yakın yalnızlıktır insan." dedin en başta.
Durdum, düşündüm. Tek tek yalnızlıklar halinde dolaştığımız şu koskoca şehirlerde en yakın yalnızlığımız, yine münferit bir yalnızlık halinde dolaşan bir insandı şüphesiz...
"Ve yalnızlık, yalnız bir çobandır
çobanların bakışında
zamanı güden." dedin sonra.
Koskoca evrenin ortasında yalnız bir çobandık biz. Yalnızlık da bizdik, çobanı da. Kendimizin çobanıydık. Sorumluluklarımızın, sorunlarımızın, çabalarımızın çobanı. Zamanı güdüyorduk aklımızca, sözümüze gitmeyen bir koyun gibiydi zaman. Kaybettiğimizde palas pandıras koşarak aradığımız, gözümüzün önündeyken önemsemediğimiz koyunlar gibiydi tıpkı...
"ve benim gözlerim gördüklerimden yaratılmıştı
o yıllarda,
ellerim dokunduklarımdan.
Dilimi sormayın,
konuşamadıklarımdandı
ve kanlı bir kitap gibi yatıyordu ağzımda." dedin sonrasında.
Dilim konuşamadıklarımdan mütevellit bir et parçası ağzımda, Ellerim dokunamadıklarımdan mütevellit bir özlem, gözlerim görüp de göremediklerimden, göremediğimi bile anlatamadığımdan mütevellit bir kuyu misali...
"Ben yalnızlığı sensizlik sanmıştım her keresinde." dedin sonra.
O'nsuzluğu düşündüm istemsiz.. Vardır ya hani "Onsuz kalamam" dediğimiz o yegane kişi. Ben de yalnızlığı O'nsuzluk sanıyordum her keresinde, Oysa yanlıştı, yalnızlık bizdik, bizim ta kendimizdi. Etraftaki başka insanlarla aldattığımız, sonra içimiz yana yana geri döndüğümüz, kor ateşlere düştüğümüz şeyin adıydı yalnızlık...

"Yalnızlık sizin size yokuşunuzdur." dedin en son.
Benim bana yokuşlarımı düşündüm. Hani derler ya "İnsanın kendine ettiğini dünya alem toplansa o kişiye edemez" diye, işte onları. Yanlışlarımı, yalnızlığımı yenmek için girdiğim çabalarımı, kalabalıklar içinde kaldığımda bile aslında yalnız olduğumu kabullenmeyişimi, aradığım çıkış kapılarını, ve o kapıları hiçbir zaman bulamayışlarımı...

BULAMAYACAĞIZ! KABULLENİN!
Arkadaşlarınızın, ailenizin, eşinizin, çocuklarınızın içindeyken bile, içinde bulunduğunuz yalnızlığınızı kabullenmeyişinizi yenin! Sarın, sarmalayın yalnızlığınızı.

Hasan amca, sen hep yaz, sakın bırakma ellerimizi. Sen ve senin gibi toplumcu-gerçekçi yazarlarımız olmasa neyin, nasıl farkında olabilirdik? Şükretmek, fark etmektir, fark etmeyen şükredemez, varlığına bin şükür Hasan amca...
Anladım ki, insan bir başkasındaki kendini okur;
ve okunanlar yalnızlıktır...

Okuyunuz, okutunuz! Şiddetle tavsiyemdir!
113 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Bu kitap bir "Yalnızlık" sözlüğüdür.

Yalnızlık kelimesini harika diliyle, zengin tabirleriyle donatmış ve önümüze yemeğe doyamayacağımız bir pasta gibi sunmuş.

Aslında güzel bir ifade olacaksa eğer şöyle diyebilirim ki: Olaylara yalnızlık dürbününden bakmış ve uzaktan gördüğümüz her yalnızlık anını profesyonel bir fotoğrafçı gibi kadrajlamış. O anları yaşıyormuşuz gibi, hissedebileceğiniz türden bir eser olmuş.

Kesinlikle tavsiye ederim, iyi okumalar :)
116 syf.
·2 günde·10/10
Ben yalnızlığı ne sanmıştım bu keresinde

Hasan Ali Toptaş ile İtalyan Kültür Merkezi'nde bir söyleşide tanışma ve onu dinleme fırsatı buldum. Heba kitabı İtalyanca'ya çevrilmiş ve bunun sonrasında bir buluşma düzenleme fikri ile bir araya gelmişler. Söyleşide kitabını çeviren çevirmen ile birlikte bulunuyordu. Şimdi yazdıklarım da aslında bir kitap incelemesinden çok bir yazara karşı olan izlenimim olacak. Yazarı sevenlere belki bilmedikleri birkaç bilgi aktarabilme ümidiyle yazıyorum.

O zaman şöyle başlayayım,

Hasan Ali Toptaş, okumalarıma kattığım bundan sonra da birçok kitabını okumak istediğim bir yazar. Kuşlar Yasına Gider romanı ile duymuştum onu. Ben yalnızca ismi bile insanda bir his uyandıran kitaplara çok ilgi duyuyorum. Çünkü yalnızca ismiyle bile hikayesine dair şeyler canlanıyor insanda. Bu nedenle ilk hedefim o kitabını okumaktı. İmza gününe giderken hem Kuşlar Yasına Gider hem de Yalnızlıklar kitabını aldım. Yalnızlıklar da sık sık alıntılarına rastlayıp bende merak uyandıran bir kitap olmuştu. Söyleşiden önce Yalnızlıklar kitabının neredeyse yarısını okuyarak yazar hakkında en azından üslubu yönünden biraz da olsa fikre sahip oldum.

Türkler arasında da ona Kafka yakıştırması yapılıyor mu bilmiyorum ama çevirisi yapılan diğer ülkelerde kendisine "Türk Kafka'sı deniliyormuş. Ancak yazar bundan pek hoşlanmıyor. Benim de çok katıldığım bir şekilde şöyle söyledi: Bir şeyleri bir şeyler üzerinden tanımlamak zorunda değiliz, ki bir de bu kişi yazarsa. Dünya bile Kafka'yı 41 yıl taşıyabildi diyor. Galiba bu ismin yükünü yüklenmek istemiyor. Ki zaten her insan kendine özgüdür ben de böyle yakıştırmaları, bir şeyi benzetme yapmadan anlatamayışı doğru ve sağlıklı bulmuyorum. Kendisi de artık Kafka için halamın oğlu ya da dayımın oğlu diyormuş. Böylelikle bu yakıştırmayı yapanları eleştiriyor denilebilir bence.

Sonrasında yalnızlık teması üzerine yazmış olsa da bunun -yalnızlık temasının-da üzerine yapışmasını pek istemiyor. Özgürlük alanının kısıtlanmasından ve kalıplara sokulmaktan hoşlanmıyor anladığım kadarıyla.

Yine üzerine kalmış bir diğer konu bir haciz işlemi sırasında televizyon izleyen çocuğu görüp televizyonu haczetmeye gönlünün elvermediği ve meslekten istifa ettiği hikayesi ya da masalı mı denilmeli bilmiyorum. Ya kişi de bir hata olmuş ya da onu çok seven birileri böyle dokunaklı bir hikaye yazmış. Ancak kendisi bunu da düzeltmek istiyor. Böyle bir olay yaşanmamış ve yazar işinden emekli olarak ayrılmış. Aslında daha sonra yayınlanan bir söyleşi kitabında bu durumdan bahsetse de fazla kişiye ulaşamamış ya da bu bilgi ısrarla paylaşılmaya devam edilmiş.

Kendisi mesleğiyle ilgili, bürokrasi ile ilgili bir yazı yazmak istemediğini, okumak da istemediğini söyledi. Emekli olmak için gün saydım bir daha o günlere dönmek istemem diyor.

Çocukluktan kalma bir alışkanlıkla yazılarını yere uzanarak yazıyormuş. Dolma kalem kullanıyormuş ve duyguların ancak kalemle kağıda aktarabileceğini düşünüyormuş şimdiye kadar. Ama son kitabını klavye ile yazmış böyle de olabiliyormuş diyor.

İlham aldığım bir şey yok ama her şey ilham kaynağı olabilir diyor mesela bir sokak tabelası bile. Kendi yaşamının, birikiminin onu yazmaya yönlerdiğini söylüyor.

Ben hep bir yazarın nasıl yazdığı konusu üzerine düşünürdüm. Yazarken plan yapıyorlar mı yoksa yalnızca ellerine kalem kağıt alıp mı yazıyorlar diye merak ederdim. Bu sorunun cevabı birçok yazara ve yazdığı türe göre değişebilecektir. Ben ise ideal olanı kalem kağıt alıp içten gelenlerin kağıda dökülmesi şeklinde görürdüm. Plansız, programsız ve bunun yanında kusursuz bir yazının çıkması bana yazarın yetkinliğini çağrıştırırdı. Bu açıdan bakınca Hasan Ali Toptaş da kitaplarını bir plan dahilinde yazmadığını söyledi. Yalnızca Kuşlar Yasına Gider kitabını bu şekilde yazmış. Onun dışında yazdıklarında hikaye kafasında oluşmaya başlayınca yazıya döküyormuş bütün o kafasındakileri.

Her yazar okunmak, anlaşılmak ister diye düşünüyorum. Ancak Toptaş'ın büyük kitlelere ulaşmak, popüler olmak gibi bir derdi olduğunu düşünmüyorum. Kendisi sadece içinden gelenleri yazıyor. Çok mütevazı, çok içten bir tavrı var. Yazmak istediği için yazıyor. Bu da bence eserlerini daha değerli kılıyor.

Yalnızlıklar kitabına gelince defalarca okunulası bir kitap. Çok farklı bağdaştırmalar yapmış, alışılmışın dışındaki bu bağdaştırmalar hızlı hızlı okuyup geçmenizi engelliyor. Düşünerek, hissederek okunduğunda anlatım yoğunlaşıyor ve bu derin anlam çok güzel yerlere götürüyor insanı.

Yalnızlığı şekilden şekile sokan yazara kısa bir yalnızlık tanımlaması yapılması istendiğinde bunun mümkün olmadığını söylüyor ve kitabının sonuna atıfta bulunuyor.

"Ben yalnızlığı ne sanmıştım bu keresinde" diyor.
116 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Pek kıymetli dostlar...
Hasan Ali Toptaş'a bir başlangıç yapmayı ne zamandır istiyordum, şiirleriyle başlamak güzel bir başlangıç oldu benim için.
Kitabı okumaya başladığım zaman da kendimi çok yalnız hissediyordum galiba ki elim bu kitaba gitti. Şöyle bir göz atayım derken kitabı yarıladığımı fark ettim. Sonra sakin ol İnci Küpeli gerisini de gece oku deyip zorla bıraktım caaanım kitabı.
Ara sıra alıp göz gezdirilecek bir kitap.
Yalnızlığın tanımını, kelimelerden sessizlik ve yalnızlık akıtarak yazmış şairimiz... Okurken içinizde dolmak bilmeyen boşluğun sesini duyuruyor size..."Ben buradayım, kapanmadım!" diyor, bağıra çağıra... Oysa siz yeni duyuyorsunuz bu boşuğun sesini.

Herkesin içinde "yalnızlık" adı verilen ince çığlıklı bir boşluk var. Soğuk bir boşluk, acı bir boşluk...
Bazen isteyerek, herkesten uzaklaşmak için kaçıyoruz o boşluğa, bazen istemeye istemeye, zorla...
Sık sık gidiyoruz ya da kaçıyoruz ama... Kimimiz korkularından kimimiz yorgunluğundan kimimiz derdinden tasasından... Ama ortak bir noktası var herkesin; kimse anlamıyor, noktası. Ya anlamak istemiyor ya da anlayamıyorlar gerçekten. Kim kimi tam anlamıyla anlayabilir ki zaten? Aslında bu dünyaya biraz da yalnızlığı tatmak için gelmedik mi?

*Galiba biraz söyleyeceklerim kitabın detaylarına giriyor*
Hasan Ali abimiz başlangıçta çocukluk hallerinde yalnızlığı neye benzettiğini anlatıyor. Sonra büyüdükçe 'sen' dediği özel kişiye benzettiğini ve yaşlandığında neye benzettiğini unuttuğunu söylüyor...
Ölüm hakkında 55-58 arasinda çok vurucu sözleri vardı. Bunlardan gerçekten çok etkilendiğimi söylemek istiyorum.

Bana göre yalnızlık mı?
Bana göre yalnızlık eşyaların sana bakmasıdır,
Sessizlik içinde susmayan kafanın gürültüsüdür...
Yalnızlık biraz da sessizliğin acı gürültüsüdür...

Sevgiyle..
116 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Romanları desen insanın başını döndürüyor, öyküleri desen varoluş sancısı çektiriyor, şiirsel metni desen başını alıp gitme isteği uyandırıyor insanda.

Ben çok sevdim Yalnızlıklar'ı... Her insan yarası yarasına denk geleni sever ya aslında, Yalnızlıklar'da herkese kendini sevdiren başka bir şey olsa gerek. Zira, evet ben de bunu yaşadım ya da evet ben de bunu düşündüm demeden sevdim onu; bağrıma bastım.

Tutup cümleleri teselli etmek isteyebilir mi bir insan? Sanki o dizeler kanlı canlı karşıma dikildiler de -her yerleri yara bere içinde- teselli etmek bana düşmüş gibi. Her dizeyi tek tek tutup oturttum dizime; sildim yaralarını, sardım. Bir daha kanamasınlar diye de bir şarkı mırıldandım usul usul. ( https://www.youtube.com/watch?v=1mqyepPzdMA )

Onlar da benim sırtımı sıvazladı, başımızı salladık bir süre karşılıklı. Hiçbir şey konuşmadan çok şey anlattık o anda. Bir baktım ki içleri içimin aynası imiş meğer. Gittiler sonra, gidişleri hep gelişti oysa... Sözleştik daha sonra tekrar altı çizili cümlelerde buluşmaya, başucuma kondular.
116 syf.
·2 günde·9/10
-N'apıyorsun Hasan Ali, ne yazıyorsun?
-Yok yok, bıraktım yazmayı Gürhan abi.
-Yok, vardır yine senin kıyıda köşede bir yazdığın?

Elbette ki vardır. Okumak için onları ister Gürhan Uçkan. Hasan Ali Toptaş "abimiz" dediği Gürhan Uçkan'ın bu ricasını kırmaz ve karaladıklarını Stockholm'e yollar pullu bir mektupla.

İlk kitabı Bir Gülüşün Kimliği (1987) ona 250 liraya mâl olur. 5 taksite böldürür. Her maaş alışında 50-50 öder. İkinci kitabı Yoklar Fısıltısı'nı (1990) da yine kendi çabalarıyla çıkarır. Memurdur. Her kitabını kendi başına çıkarması bir yerden sonra mümkün değildir. Sonra düşünür; ya insanlar benim yazdıklarımı anlamıyor, ya ben gerçekten berbat şeyler yazıyorum. Her iki durumda da kapı aynı yere açılır:Yazmayı bırakmak.

Bir karar alır, artık edebiyatla olan ilişkisini okur olarak sürdürecektir. H.A.Toptaş için zor bir süreç başlar. Kendini eve kapatır, hayata küser. Ama eli bu karara baş kaldırır, durmaz. Odasına kapandığı vakitlerde, yalnızca kendini tatmin için "yalnızlık" üzerine metinler karalamaya başlar. 31 bölüm yazdıktan sonra bunları bir köşeye kaldırır.

Ardından olanlar en üstte. Allar pullar ve yollar.

Gürhan Uçkan Cebeci'de oturan annesini ziyarete geldiği bir vakit Hasan Ali'ye geldiğini haber verir, hemen buluşurlar. Çantasından bir kitap çıkarır ve masaya bırakır. "Yalnızlıklar." Okusun diye yolladığı metinlerin kitaplaştığını görünce havalara uçar Hasan Ali. Ama bu sevinç eve varana kadardır. Çünkü kelimeleri kırarak yaptığı anlam çoğalmalarını kasıtlı olarak yaptığını anlamayan yayıncı, kelimeleri bütünler. Ortaya ona göre berbat bir baskı çıkar. Hasan Ali Toptaş 93'te Kavram Yayınlarından çıkan bu ilk baskıdan sonra, 2002'ye kadar yeniden yayınlanmasına izin vermez Yalnızlıklar'ın.

İlerleyen zamanlarda Yalnızlıklar Hollanda'da tek kişilik oyun olarak sergilenir ve çok beğenilir. Yayımlanacağı aklının ucundan geçmeyen bu karalamalar sayesinde ilk defa yurt dışına çıkar. O tüm bunlara Edebiyat Tanrısının bir jesti olarak bakar. (Ki bu jest onun kadar bize de yapılmış sayılır.)

"Gece, gündüz sizinle gezer; yalnızlık." (syf 101)

"Gündüz, gece sizinle gezer; yalnızlık." (syf 102)

Son olarak, ortaktır; hemen herkes yalnız olduğunu düşünür, öyle hisseder. Ama bu şiirsel metinlerin asıl cazibesi konunun bize yakınlığı değil; H.A.T.'ın kendi yalnızlığını kelime kelime sayfalara döküşündeki o saflık. İçtenlik. Bir bakıma günlük tutmak gibi. Dürüst. O ne yazsa okunur. Okunuyor, daha da okunur. Ömrü uzun olsun, okunsun.

Keyifli okumalar.
116 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
"Yalnızlık" şanslı ama bir o kadar da şanssız bir kelime. Şayet dili olsa, konuşma bahşedilse, bu kadar malzeme edilmesine kendisinin vereceği cevap da en az hakkında yazılanlar kadar olacaktır.
Hasan Ali Toptaş kaleminden yalnızlık, yalnızlıklarımız... Onun kitapları okunmaz, içilir. Bu kitaptaki her bölüm birer yudumdur bu yüzden. Yalnızlığımıza yumuşak bir tat...
"Ben neyi yalnızlık sanmıştım bir keresinde?" (sayfa:114); bu kitaptan -hayatımızın içinden- üzerine yine sayfalarca sözcüğü heba edeceğimiz bir sorudur.
Sözcükleri ipe dizer gibi sıraladığında, sonra tek tek içine gömdüğünde, tek başınalığı kalabalığın içinde yaşadığında, yaşantında...her daim yalnızsın aslında. Dünya'ya yolculuğun da yalnız başlamıştı unutma. Yalnızlık biraz da yaratılış manifestosu...
Ne şarkılar, ne filmler yapılır, ne şiirler, öyküler, romanlar yazılır şu "yalnızlığa". En kalabalık kelimedir çünkü yalnızlık. Öyle ya kendini kendinden çıkaramadığın için kalabalık olması da normaldir. İnsan, karmaşalardan oluşan yalnızdır.
Ama yalnız ol insan! Çünkü bir kere yalnızlaştıysan, çoğalıp azaldığında acımaz canın, ve bilirsin elde kalan tek şey yine kendin ki sen zaten onu en iyi bilensin!
116 syf.
·2 günde·Puan vermedi
'Yalnızlık alıp karşına kendini,
öteki kendinlerle konuşmaktır.'

Sevdiğim şiirleri oldu, sevmediğim şiirleri oldu; ama gördüm. Yalnız insan nasıl olur, gelenekler insanı nasıl kuşatır, babalar torunlarda nasıl vücut bulur, nasıl hemen inciniriz de bir gülümsemeyle nasıl toparlanırız gördüm.

Sade kelimelerle, duru cümlelerle insanın içine işliyor, içini oyuyor, delik deşik ediyor. Bana hitap etmeyeceğini düşünerek (ben mutluyum ki, ben yalnız değilim ki, ben optimistim ki...) başladım, 'yalnızlığım, taşımak zorunda olduğum beraberliğimsin' şarkısını mırıldanarak bitirdim.
116 syf.
Kitabın arkasındaki tabiri kullanırsak bir "yalnızlıklar atlası, alfabesi, sözlüğü".
Haydar Ergülen "yalnız" yakıştırmasını yapmış Toptaş'a bir vakit, işte kanıtı da bu kitapta. Düz yazı eserlere alıştığımız yazarın yalnızlık kavramını çok güzel tasvir etmiş şiir kitabı.
116 syf.
·Beğendi·9/10
Yalnızlıklar kitabı aslında insanın içine kalkan bir otobüs... Eline aldığın anda başını otobüsün penceresine yaslayıp yalnızlığına yolculuk yaparsın. Sana türkü mırıltıları, ince ıslıklar ve derin sessizlikler eşlik eder yol boyu... Kendi yokuşlarını aşarken bir bir, farkına varmadığın yalnızlıkların ince sızılarla atlar önüne. Gece, gündüz seninle gezer;yalnızlık...Hangi yola koyulursan koyul, yalnızlık hep yoldadır. Her yere ve her şeye ondan gidilir ve ondan gelinir. Yalnızlık bir yol halidir...Yollar, her türden bir yalnızlık güzergahı... Yalnızlığa düşmekle yalnızlığa yükselmek arasında savrulursun bi müddet.Alıp karşına kendini;konuşursun, bakışırsın, dövüşürsün öteki kendinlerle...Yolun sonu hep yalnızlıktır;ölüm yalnızlığı...Yolda savrulurken çoktan ölmüştür öteki kendinler...Kendin kalmışsındır artık bi başına,sırf sen, tek sen, yalnız sen... Yol bitip kendine geldiğinde, kendi içinde saatlerce yürüyüp kimselere rastgelmeyen yalnızlar babası Rilke düşer aklına,selam edip yalnızlığını seversin ve önüne çıkardığı acıları yakışık alır sızlanışlarla göğüslemeye çalışırsın...Artık yalnızlığa yükselmişsindir. Yalnızlık hayattır ve bir yaşayış biçimidir.

Bir başınıza kendi içinize gidip gelmek istiyorsanız "Yalnızlık gidip gelmektir biraz da, nereye olursa..."  diyen kitap en kestirme yol...

"Yalnızlık en çok susturmaktır. " diyen kitabın incelemesinin  tam da burasında susturuyorum kendimi.Çünkü "Yalnızlık biraz da herşeyi bilmenin ta kendisidir. " diyor aynı kitap.Bi bok bilmediğimi ilan edip 8 numaralı yalnızlığıma gömülmeye gidiyorum . İyi okumalar, yalnızlığını kitaplara bölüştüren sevgili okurlar...

#1878413
#1878417
#1878316
#11155700
#12856941
Yalnızlığın kelimeleri yoktur.
O, bütün kelimelerden oluşmuş bir kelimedir.
Hasan Ali Toptaş
Sayfa 7 - Türkiye İş Bankası yayınları 1. Baskı
...
yürür ya da koşarken,
coşarken ya da
deli dolu yaşarken
ansızın ölümü istemektir yalnızlık;
kendimizin kendimize sağırlığıdır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yalnızlıklar
Baskı tarihi:
Haziran 2016
Sayfa sayısı:
116
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051850443
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Yalnızlıklar
Yalnızlıklar
Yalnızlıklar
Yalnızlık alıp karşına kendini,
Öteki kendinlerle konuşmaktır.
Bakışmaktır, öteki kendinlerle;
Dövüşmektir.
Kimi zaman da, öldürmektir
İçlerinden sana en çok benzeyeni,
Benzemiyor diye.
Yalnızlık, öldürmektir.

Hasan Ali Toptaş, silahların gölgesinden babaların çocukluğuna, âh ki ne âh aşklardan eşkıya türkülerine dek yalnızlıklarımızın haritasını açıyor önümüze.

Bu vahşi coğrafyanın dinginliğinde keskin bir rüzgâr gibi geçiyor kelimeler içimizden, içinizden...

Üstelik Yalnızlıklar, şiir değilse nedir; kimse bilmiyor.
Ben ninemi yalnızlık sanmıştım bir keresinde.
Anlardım ki, insan bir başkasındaki kendini okur;
Ve okunanlar yalnızlıktır.
Yalnızlık hadi gidelim'dir çoğu kez,
Hadi n'olursun.

Kitabı okuyanlar 1.264 okur

  • Şule birkan şengün
  • Tuğ
  • Buket Kara
  • Berk Muhammet
  • Bekir Altınbaş
  • Emine gündoğdu
  • Yunus MATYAR
  • Cevat Bayhan
  • mertcan şimşek
  • damla damla

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.8
14-17 Yaş
%6.3
18-24 Yaş
%30.8
25-34 Yaş
%39.9
35-44 Yaş
%13.5
45-54 Yaş
%3.8
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%65.2
Erkek
%34.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%28.6 (114)
9
%29.3 (117)
8
%19.8 (79)
7
%12.5 (50)
6
%1.5 (6)
5
%0.8 (3)
4
%0.8 (3)
3
%0.5 (2)
2
%0.3 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları