Yalnızlıklar

·
Okunma
·
Beğeni
·
20,9bin
Gösterim
Adı:
Yalnızlıklar
Baskı tarihi:
Haziran 2016
Sayfa sayısı:
116
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051850443
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Yalnızlıklar
Yalnızlıklar
Yalnızlıklar
Yalnızlıklar
Yalnızlık alıp karşına kendini,
Öteki kendinlerle konuşmaktır.
Bakışmaktır, öteki kendinlerle;
Dövüşmektir.
Kimi zaman da, öldürmektir
İçlerinden sana en çok benzeyeni,
Benzemiyor diye.
Yalnızlık, öldürmektir.

Hasan Ali Toptaş, silahların gölgesinden babaların çocukluğuna, âh ki ne âh aşklardan eşkıya türkülerine dek yalnızlıklarımızın haritasını açıyor önümüze.

Bu vahşi coğrafyanın dinginliğinde keskin bir rüzgâr gibi geçiyor kelimeler içimizden, içinizden...

Üstelik Yalnızlıklar, şiir değilse nedir; kimse bilmiyor.
Ben ninemi yalnızlık sanmıştım bir keresinde.
Anlardım ki, insan bir başkasındaki kendini okur;
Ve okunanlar yalnızlıktır.
Yalnızlık hadi gidelim'dir çoğu kez,
Hadi n'olursun.
113 syf.
Merhaba 1K değerli okuyucuları :)

Yalnızlık oldukça karanlık bir kavramdır. Çünkü yalnızlık insanın onu nasıl yaşadığına bağlıdır.
Yalnızlık bazen huzurdur insan için, bazense hüzün. Bazen korkudur, korktuğudur, kaçtığıdır. Bazense insanın kendi kendini arayışıdır tüm hayatı boyunca.
Yalnızlık öğretir insana bilmediklerini, başka insana nasıl muhtaç olduğunu, çünkü insan sosyal bir varlıktır ve istese de kopamaz diğer insanlardan, muhtaçtır onlara. Nedeni de basittir, yaşamı değerli kılan şey onu paylaşabilmektir.
İnsan yalnız kalmak istemez çoğunlukla, çünkü yalnızlık rahatsız eder insanı, çünkü insanın kendini yarım hissetmesine neden olur yalnızlık. Ne mutluluğu tam olur, ne de hüznü. Çünkü paylaşamaz bunların hiçbirini ve paylaşamayınca da hiçbir şeyin anlamı kalmaz. Güzeliği güzel yapan onu paylaşabildiğimiz kişilerin olmasıdır.
Kimi zamansa insan kendi kendine teslim olur yalnızlığa, çünkü tek çıkış yolu yalnızlık gibi görünür. Belki başkalarına kızdığı için, belki başkalarından kaçtığı, korktuğu veya onlardan bıktığı için, belki de sadece huzur bulabilmek için, ancak sebep ne olursa olsun bazen yalnızlığı seçer insan. Çünkü, pek sevilmese de, her ne kadar insanlar yalnız kalmak istemeseler de, bazen insanın tek sığınağıdır yalnızlık.
Yalnızlık en büyük acıyı ise, aynaya her baktığında artık kendi yüzünden başka bir yüz göremeyeceğini bildiğinde, en çok sevdiğinin artık olmadığını bile bile yaşamak zorunda kaldığında verir insana. Çünkü yalnızlık insanın mutlu olduğunda gözlerindeki ışığın yansımasını bir başka insanın da gözlerinde görememesidir. Çünkü yalnızlık hüznünü sadece kendinle paylaşabilmendir. Ancak yine de yalnızların dilinden sadece yalnızlar anlar.
Yalnız olmak istemeyen insan'ın yarattığı kurumlar; aile, dost, arkadaş, ahbap, sevgili, eş, anne, baba, kardeş... bir şekilde insanın yalnızlığına yol açıyordu. insan biz dediği kişilerin yanında biz olarak yalnızlaştı
Yalnızlık adına yazılacak çok şey var…

Çok konuştun yahu incelemeni yazsana Hanım T. diyenler vardır :) iç sesim iyidir. Yalnızlığı sevenlerdenim ölümlü dünya tek geldik tek de gideceğiz elbet bu diyarlardan.

Hasan Ali Toptaş bu eseri Buram buram yalnızlığı kokluyor ve de hissediyorsunuz. İki saatte okuyup bitirebileceğiniz bir kitap. Ama bitirdikten sonra neden bitti diye üzülmeniz olası bir durum. :) Okuyup bitirilse bile, aynı sayfadan aynı satırdan bile başka anlamları kendinize alıp, ayraç koyacağınız bir kitap… Ve bazı şiirleri var ki beni kalbimden vurdu.
Kitap isminden de anlaşılacağı gibi tonla yalnızlık yüklü :) Yalnızlığın her çeşidini bulabiliyorsunuz bu kitapta
Okunması gereken, şiirsel metinlerden oluşan bir kitap
Okurken iyi ki yalnızım diyebileceğiniz, kimi yerde hüzünlenip kimi yerde umutlanabileceğiniz bu kitap
''Yalnızlık susturmaktır kendi sesinle kendini '' diyor
'' coşarken ya da deli dolu yaşarken ansızın ölümü istemektir yalnızlık .kendimizin kendimize sağırlığıdır '' diyor
yalnızlık diyorum ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi :) Her sayfasında ayrı ayrı ahenk.
"" Anılarımız çoğaldıkça yalnızlığımız büyüyor"" #64373193

Spoiler içerir, Keyifli okumalar... :)
116 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10 puan
Yalnızlıklar…
Bir kelime kaç farklı şeye benzetilebilir? Bir kelimeden yola çıkarak kaç farklı diyar gezilebilir? Kurulan cümleler, sanatlı dilde yazılmış her metinde olduğu gibi insanı duraksatıp düşündürüyor. Hele ki vakit gece yarısını çoktan geçmiş, saat 4’e ramak kalmış, geceye karışan köpek sesleri ve hafif bir lamba uğultusundan başka ses yoksa; insan, elini tutan yalnızlığın peşine takılıp başlıyor düşünmeye.

Sayfalar ilerledikçe HAT’a bu kitabından başlamanın daha iyi bir seçim olduğunu anladım. Çünkü Sonsuzluğa Nokta ile kalbimi buza çeviren hisler olmadan okumak, şüphesiz bu kitabı benim için daha lezzetli hale getirirdi.

Ben şiir okumayı çok severim. Şiirleri öyle lalettayin bir havada da okumam. O kadar yavaş okurum ki şairin kalbindekiler zihnime, zihnimden kalbime damla damla aksın. Damla damla aksın ki o düzenli akış, düzenli artan bir ritimle ruhuma dolsun. Çoğu zaman göğsüm bir çiçek bahçesine döner çok seversem eğer. O, sevdiğim şey -artık her ne ise- göğsümde pıt pıt açılan binlerce çiçek olur. Bahar olurum. Güneşle gülen yeşil olurum. Çiçekte biten koku olurum. Yüzüm gelinciğe benzer, gözlerim gelinciğin ortasındaki karasına. Binlerce çiçeğin aynı anda açılması kadar güzel şey var mıdır ki?

Şiir okumak, deniz kızı misali suya dalmak gibidir. Nefes alma korkusu olmadan, süzülmek gibi sularda… Ama tehlikesiz olduğunu da varsayın. Dostane gülümseyen balıklar eşliğinde, pırıl pırıl sularda karşılaşılan güzellikler, kulaç kulaç ilerledikçe zenginleşir ve insan balıkların birbirlerine söyledikleri şarkıları işitip, gözlerinin önündeki zenginliğe, anlam bolluğuna baktıkça, hayranlık ve hayranlıkla harmanlanan bir şaşkınlıkla duraksar. Kalbimin atış sesi, balıkların aşık atmalarına karışırken, süzülürüm kelimelerin deryasında. Şiir okumak budur.

HAT belki mütevazi olmak isteyerek, şiir kitabı değil şiirsel metinler, demiştir. Kim bilir?.. Fakat ne niyetle okunursa okunsun, çok baba bir şiir kitabı havası olduğu aşikar.

***

Bazen ‘’yalnızlık’’ı benzettiği şeyler çok güzeldi. Bazense çok tuhaf. Misal postacının taşıdığı yük, neden yalnızlık olur ki? Postalar hep haber getirir ötelerden. Öteler hep kalabalık değil midir? Üstelik basım yılı 1993. Mektupların varlığı hala hayatımızdayken…

‘’Ben, sensizliği yalnızlık sanmıştım bir keresinde.’’ Bu… Bu oldukça iyiydi. Yazanı da çok sevmiş olmalı ki kitapta ara ara kullanıp, metne dağıtmış bu hoş cümleyi.

‘’kapılar esnerdi kedi kedi, pervazlar gevşerdi.’’ Yok artık! dedim bu satırı okuduğumda, daha önce kaç satırda daha bunu dediğimi unutarak. Bu benzetme çok güzel değil mi?..

Kitap rengarenk çizili. Farklı renklerde ve tonlarda fosforlu kalemlerim var. Hepsi farklı insanların hediyesi. Kalem dendi mi, ölürüm ölürüm sevmekten. Yine bir başka arkadaşımın hediye ettiği deftere yazarken bu satırları, Ankara bembeyaz ve sevimli bir sisle örtülü, üşümüş de üstüne göklerden beyaz bir yorgan inmiş gibi. Soğuyup birkaç yudumu kalmış dibek kahvemden gelen o tanıdık koku, keyfime keyif katıyor. Şimdi önümde kalabalık bir Yalnızlıklar var ve ben okuduğum için mutluyum. Okumak ne güzel şey! Herkesin kalbinden bir parça sevgisini gönderdiği eşyalarımla okumak ise apayrı güzel. Yalnızlıklar 'ın Muradın hediyesi olduğunu söylemiş miydim? (Murat’ın yazmak uzak ve soğuk geldi. Noktalama ve imlayı dağlara salabilir miyim bugün?)

‘’Anlardım ki, insan bir başkasındaki kendini okur’’ Ne güzel, insan insanın aynası olmuşsa, bu çok iyi bir şey değil midir? Fakat ‘’ve okunan yalnızlıktır’’ [sy. 54] der HAT ve ‘’Haydaaa’’ der Kübra.
Bir insanda kendini görmek,
Bir insanda kendini okumak,
Bir insanda kendini keşfetmek,
Bir insanda kendini bulmak,
……………
neden yalnızlıktır? İnsan, tek başına da kalabalıktır oysa. Kendimle çok mutlu olduğum için mi böyle hissediyor ve düşünüyorum? İnsan için en kötüsü de kendisiyle kavgalı olmaktır…. İnsan için en kötüsü kendini sevmemektir…

‘’Ölülerin dönüp dolaşıp bizde yaşamasıdır yalnızlık’’ [sy.55] Evde somut bir sesin olmaması mıdır yalnızlık? Ölmüşlerimizin anıları varken, yoklukları yalnızlık mıdır?... Benim babam ahiret yurduna göçeli 3 yıl oldu. Bu cümlenin sonuna koyacağım hiçbir nokta yok ki o boşluğu anlatsın. Onsuzluğu yalnızlık olarak düşündüğümde sanki biri, iki avuç kurşunu eritip göğsüme döküyor. O yüzden böyle düşünmemeye çalışıyorum. Onu pastel tonlarda, şeritli bir üst, düz gri altlı pijamalarıyla hatırlıyorum en çok. ‘’Gel gızım şu sırtımı bir çiğne’’ derdi. (Ne yani hepiniz evinizde İstanbul Türkçesiyle mi konuşuyorsunuz? Eve girince k’ler g olur o kadar!) Korkardım ezerim diye. ‘’Çık çık’’ diye ısrar ederdi. Kütletirdim anime gözlerle. Bazen masaj yapardım sırtına, başına. Onu, o aile olmanın huzurunu suratında taşımasıyla hatırlıyorum, onun cebindeki son kuruşa kadar insanlara yardım ettiğini bilmekle yaşıyorum… Onun yokluğu acı değil, böyle anılarının varlığıyla huzur ve gurur benim için. Bu yüzden ölülerin dönüp dolaşıp bizde yaşaması, yalnızlık değil YAŞAMAKTIR. Ve sonra şair ‘’Hiç kuşkusuz, dünya ölülerle ağırdır; ve yeryüzü onlarla kalabalık.’’ der, hemfikir oluruz.

‘’Yalnızlık bende bensizlikti oysa’’ der ve bir kez daha hemfikir oluruz, sis dağılmış, güneş sarı sarı yaprakların ve arabaların üzerine düşerken…

‘’…diş ve düş gıcırtıları’’ dedi, gülümsedim. Çift yumurta ikizleri gibi duruyordu bu tabir karşımda…

Sonra bir satırla daha karşılaştım ve dua ettim hemen: ‘’Bu satırlar olmayacak bir aşkın içinde eli kolu bağlı birine denk gelmesin Allahım’’ dedim. ‘’Zangır zangır bir tren geçerdi ya, damarlarımızdan; yalnızlık onun dönmeyeceğini bilmekti.’’ #25826758

***

‘’Çocukların büyüttüğü bir çocuktur yalnızlık;
geceleri yastık altlarında büyür,
ikindileri okul bahçesinde paydos ziliyle,
masallarda bir de’’
Öyle midir? İkindiler, okul bahçesinde paydos ziliyle büyüttüğüm yalnızlık olmadı hiç. (Belki HAT çocukların o acımasızlığı dillerine yansıttığı yaşlarda, kafasında çıkan yara sonrası o kısımda bir daha saç çıkmayınca ‘’aynalı’’ denerek yalnız bırakıldığı için yazdı bunu.) Her daim çevresi kalabalık bir çocuktum. Hiçbir şey yapamasak, mahalledeki arkadaşlar toplanır çekirdek yer, harabe binalarda korku hikayeleri uydurup, olmayan kahramanları arardık. Burnumuza dolan rutubetli koku bile bizi yıldırmaz, birbirimize elma şekeri kadar açılmış gözlerle sokulur, ilk çıtta sıçrar, ikinci çıtta da tabanları yağlardık. Biz yalnızlıkla büyümedik çok şükür; yalnızlığı, yalnız bıraktık.

***

Yalnızlık, artık yalnızlık anlamını yitirip, söylemek istediği her ne ise o olmuş bu satırlarda. Tarih olmuş, hancı olmuş, kalabalık olmuş, yar olmuş, kuş olmuş, masadaki toz olmuş. Aynı eski oyunlardan Çaydanlık gibi. Ayfer Tunç’un kitabından öğrendim bunu da. :) Eşanlamı olan bir kelime seçilir, herkes o kelimenin iki farklı anlamıyla cümle kurar, o kelime yerine de çaydanlık dermiş, ortadaki kişi de o kelimeyi tahmin etmeye çalışırmış. :)

Kitabın sonuna geldiğimde ''Benim için güzel bir deneyim oldu neyse ki'' dedim. Tabi arada HAT, HAT’lığını yapmış birkaç satırda ama kitap şiirsel metinler olduğu için çok batmıyor, roman ayrıntılı verdiği için daha olumsuz bir etki bırakıyor. Bu kitap bence betimleme ve süslü cümle kurma noktasında çok başarılı bir kitap. Daha evvel HAT'ı hiç okumamışlar bundan başlamalı ki arıza yaşamasın. Keyifli okumalar herkese.

‘’Kimileri düşer yalnızlığa,
kimileri yükselir.’’
Her daim yükselmeniz dileğiyle.
116 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Hasan Ali Toptaş okuduğum ilk kitabı (^_^ )


Yalnızlıklar, Hasan Ali Toptaş'ın hikayelerinden, romanlarından sonra soluklanmak için okunması gereken, şiirsel metinlerden oluşan bir kitap diye düşünüyorum.
Adından da anlaşılacağı gibi yalnızlık teması hakim. ☺ Yalnızlığın her çeşidini bulabiliyorsunuz bu kitapta.
Bütün duyguları öyle güzel harmanlayıp sunmuş ki bize... Hayran olmamak imkansız sanıyorum. :)
İki saatte okuyup bitirebileceğiniz bir kitap. Ama bitirdikten sonra neden bitti diye üzülmeniz olası bir durum. :)
Yalnızlık böyle güzel böylesine farklı anlatılır mı?

• Anlatılıyormuş.(^_^ )

Okurken iyi ki yalnızım diyebileceğiniz, kimi yerde hüzünlenip kimi yerde umutlanabileceğiniz bu kitabı elbette tavsiye ediyorum Güzel yürekli okurlar. ☺

Yalnızlıklar....
Yalnızlık aslında nasıl da her şeyde var ve biz farkında değiliz.
Yalnızlık sensizlik.
Sensizlik yalnızlık.
Yalnızlık baba, ölüm yalnızlık. Koşarken,coşarken,mutluyken,mutsuzken yalnızlık.
Yalnızlık her şey.
Öyle anlatılır mı yalnızlık.
Şu an kendimi ekstra yalnız hissediyorum.
Çünkü yalnızım Yalnızız.
Kafamda deli sorular arkadaşlar
Peki ya biz yalnızlığı ne sanmıştık bu keresinde?
116 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Şimdi kafanızdan bütün her şeyi atın ve aşağıdaki dizelere verin kendinizi...
Denize bırakırcasına serbest bırakın zihninizi...

Zaten yalnızlık bir uzaklıktır yakınımızda,
gürültüler ona çarpmasalar bilmem
gürültü müdürler,
çizgiler çizgi mi, insanlar insan,
kalabalıklar kalabalık?

Dizelerin güzelliğinin beni benden alışı, uzaklara savuruşu...
Uzaklardan gelip, uzak diyarlardaki ben'i aramaya çıkışım...

Mahvettin beni Hasan amca, sen neden böylesin? Neden bu kadar gerçeksin, neden bu kadar somut, neden bu kadar çarpıcı?
Romanlarında ayrı tokatladın zihnimi, öykülerinde ayrı, şimdi sıra şiire mi geldi?

"İnsana en yakın yalnızlıktır insan." dedin en başta.
Durdum, düşündüm. Tek tek yalnızlıklar halinde dolaştığımız şu koskoca şehirlerde en yakın yalnızlığımız, yine münferit bir yalnızlık halinde dolaşan bir insandı şüphesiz...
"Ve yalnızlık, yalnız bir çobandır
çobanların bakışında
zamanı güden." dedin sonra.
Koskoca evrenin ortasında yalnız bir çobandık biz. Yalnızlık da bizdik, çobanı da. Kendimizin çobanıydık. Sorumluluklarımızın, sorunlarımızın, çabalarımızın çobanı. Zamanı güdüyorduk aklımızca, sözümüze gitmeyen bir koyun gibiydi zaman. Kaybettiğimizde palas pandıras koşarak aradığımız, gözümüzün önündeyken önemsemediğimiz koyunlar gibiydi tıpkı...
"ve benim gözlerim gördüklerimden yaratılmıştı
o yıllarda,
ellerim dokunduklarımdan.
Dilimi sormayın,
konuşamadıklarımdandı
ve kanlı bir kitap gibi yatıyordu ağzımda." dedin sonrasında.
Dilim konuşamadıklarımdan mütevellit bir et parçası ağzımda, Ellerim dokunamadıklarımdan mütevellit bir özlem, gözlerim görüp de göremediklerimden, göremediğimi bile anlatamadığımdan mütevellit bir kuyu misali...
"Ben yalnızlığı sensizlik sanmıştım her keresinde." dedin sonra.
O'nsuzluğu düşündüm istemsiz.. Vardır ya hani "Onsuz kalamam" dediğimiz o yegane kişi. Ben de yalnızlığı O'nsuzluk sanıyordum her keresinde, Oysa yanlıştı, yalnızlık bizdik, bizim ta kendimizdi. Etraftaki başka insanlarla aldattığımız, sonra içimiz yana yana geri döndüğümüz, kor ateşlere düştüğümüz şeyin adıydı yalnızlık...

"Yalnızlık sizin size yokuşunuzdur." dedin en son.
Benim bana yokuşlarımı düşündüm. Hani derler ya "İnsanın kendine ettiğini dünya alem toplansa o kişiye edemez" diye, işte onları. Yanlışlarımı, yalnızlığımı yenmek için girdiğim çabalarımı, kalabalıklar içinde kaldığımda bile aslında yalnız olduğumu kabullenmeyişimi, aradığım çıkış kapılarını, ve o kapıları hiçbir zaman bulamayışlarımı...

BULAMAYACAĞIZ! KABULLENİN!
Arkadaşlarınızın, ailenizin, eşinizin, çocuklarınızın içindeyken bile, içinde bulunduğunuz yalnızlığınızı kabullenmeyişinizi yenin! Sarın, sarmalayın yalnızlığınızı.

Hasan amca, sen hep yaz, sakın bırakma ellerimizi. Sen ve senin gibi toplumcu-gerçekçi yazarlarımız olmasa neyin, nasıl farkında olabilirdik? Şükretmek, fark etmektir, fark etmeyen şükredemez, varlığına bin şükür Hasan amca...
Anladım ki, insan bir başkasındaki kendini okur;
ve okunanlar yalnızlıktır...

Okuyunuz, okutunuz! Şiddetle tavsiyemdir!
113 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Bu kitap bir "Yalnızlık" sözlüğüdür.

Yalnızlık kelimesini harika diliyle, zengin tabirleriyle donatmış ve önümüze yemeğe doyamayacağımız bir pasta gibi sunmuş.

Aslında güzel bir ifade olacaksa eğer şöyle diyebilirim ki: Olaylara yalnızlık dürbününden bakmış ve uzaktan gördüğümüz her yalnızlık anını profesyonel bir fotoğrafçı gibi kadrajlamış. O anları yaşıyormuşuz gibi, hissedebileceğiniz türden bir eser olmuş.

Kesinlikle tavsiye ederim, iyi okumalar :)
116 syf.
·2 günde·10/10 puan
Ben yalnızlığı ne sanmıştım bu keresinde

Hasan Ali Toptaş ile İtalyan Kültür Merkezi'nde bir söyleşide tanışma ve onu dinleme fırsatı buldum. Heba kitabı İtalyanca'ya çevrilmiş ve bunun sonrasında bir buluşma düzenleme fikri ile bir araya gelmişler. Söyleşide kitabını çeviren çevirmen ile birlikte bulunuyordu. Şimdi yazdıklarım da aslında bir kitap incelemesinden çok bir yazara karşı olan izlenimim olacak. Yazarı sevenlere belki bilmedikleri birkaç bilgi aktarabilme ümidiyle yazıyorum.

O zaman şöyle başlayayım,

Hasan Ali Toptaş, okumalarıma kattığım bundan sonra da birçok kitabını okumak istediğim bir yazar. Kuşlar Yasına Gider romanı ile duymuştum onu. Ben yalnızca ismi bile insanda bir his uyandıran kitaplara çok ilgi duyuyorum. Çünkü yalnızca ismiyle bile hikayesine dair şeyler canlanıyor insanda. Bu nedenle ilk hedefim o kitabını okumaktı. İmza gününe giderken hem Kuşlar Yasına Gider hem de Yalnızlıklar kitabını aldım. Yalnızlıklar da sık sık alıntılarına rastlayıp bende merak uyandıran bir kitap olmuştu. Söyleşiden önce Yalnızlıklar kitabının neredeyse yarısını okuyarak yazar hakkında en azından üslubu yönünden biraz da olsa fikre sahip oldum.

Türkler arasında da ona Kafka yakıştırması yapılıyor mu bilmiyorum ama çevirisi yapılan diğer ülkelerde kendisine "Türk Kafka'sı deniliyormuş. Ancak yazar bundan pek hoşlanmıyor. Benim de çok katıldığım bir şekilde şöyle söyledi: Bir şeyleri bir şeyler üzerinden tanımlamak zorunda değiliz, ki bir de bu kişi yazarsa. Dünya bile Kafka'yı 41 yıl taşıyabildi diyor. Galiba bu ismin yükünü yüklenmek istemiyor. Ki zaten her insan kendine özgüdür ben de böyle yakıştırmaları, bir şeyi benzetme yapmadan anlatamayışı doğru ve sağlıklı bulmuyorum. Kendisi de artık Kafka için halamın oğlu ya da dayımın oğlu diyormuş. Böylelikle bu yakıştırmayı yapanları eleştiriyor denilebilir bence.

Sonrasında yalnızlık teması üzerine yazmış olsa da bunun -yalnızlık temasının-da üzerine yapışmasını pek istemiyor. Özgürlük alanının kısıtlanmasından ve kalıplara sokulmaktan hoşlanmıyor anladığım kadarıyla.

Yine üzerine kalmış bir diğer konu bir haciz işlemi sırasında televizyon izleyen çocuğu görüp televizyonu haczetmeye gönlünün elvermediği ve meslekten istifa ettiği hikayesi ya da masalı mı denilmeli bilmiyorum. Ya kişi de bir hata olmuş ya da onu çok seven birileri böyle dokunaklı bir hikaye yazmış. Ancak kendisi bunu da düzeltmek istiyor. Böyle bir olay yaşanmamış ve yazar işinden emekli olarak ayrılmış. Aslında daha sonra yayınlanan bir söyleşi kitabında bu durumdan bahsetse de fazla kişiye ulaşamamış ya da bu bilgi ısrarla paylaşılmaya devam edilmiş.

Kendisi mesleğiyle ilgili, bürokrasi ile ilgili bir yazı yazmak istemediğini, okumak da istemediğini söyledi. Emekli olmak için gün saydım bir daha o günlere dönmek istemem diyor.

Çocukluktan kalma bir alışkanlıkla yazılarını yere uzanarak yazıyormuş. Dolma kalem kullanıyormuş ve duyguların ancak kalemle kağıda aktarabileceğini düşünüyormuş şimdiye kadar. Ama son kitabını klavye ile yazmış böyle de olabiliyormuş diyor.

İlham aldığım bir şey yok ama her şey ilham kaynağı olabilir diyor mesela bir sokak tabelası bile. Kendi yaşamının, birikiminin onu yazmaya yönlerdiğini söylüyor.

Ben hep bir yazarın nasıl yazdığı konusu üzerine düşünürdüm. Yazarken plan yapıyorlar mı yoksa yalnızca ellerine kalem kağıt alıp mı yazıyorlar diye merak ederdim. Bu sorunun cevabı birçok yazara ve yazdığı türe göre değişebilecektir. Ben ise ideal olanı kalem kağıt alıp içten gelenlerin kağıda dökülmesi şeklinde görürdüm. Plansız, programsız ve bunun yanında kusursuz bir yazının çıkması bana yazarın yetkinliğini çağrıştırırdı. Bu açıdan bakınca Hasan Ali Toptaş da kitaplarını bir plan dahilinde yazmadığını söyledi. Yalnızca Kuşlar Yasına Gider kitabını bu şekilde yazmış. Onun dışında yazdıklarında hikaye kafasında oluşmaya başlayınca yazıya döküyormuş bütün o kafasındakileri.

Her yazar okunmak, anlaşılmak ister diye düşünüyorum. Ancak Toptaş'ın büyük kitlelere ulaşmak, popüler olmak gibi bir derdi olduğunu düşünmüyorum. Kendisi sadece içinden gelenleri yazıyor. Çok mütevazı, çok içten bir tavrı var. Yazmak istediği için yazıyor. Bu da bence eserlerini daha değerli kılıyor.

Yalnızlıklar kitabına gelince defalarca okunulası bir kitap. Çok farklı bağdaştırmalar yapmış, alışılmışın dışındaki bu bağdaştırmalar hızlı hızlı okuyup geçmenizi engelliyor. Düşünerek, hissederek okunduğunda anlatım yoğunlaşıyor ve bu derin anlam çok güzel yerlere götürüyor insanı.

Yalnızlığı şekilden şekile sokan yazara kısa bir yalnızlık tanımlaması yapılması istendiğinde bunun mümkün olmadığını söylüyor ve kitabının sonuna atıfta bulunuyor.

"Ben yalnızlığı ne sanmıştım bu keresinde" diyor.
116 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan·Ne Okusam'dan
Yalnızlıklar..
-
Ne çok anlama geliyormuş meğer yalnızlık.
Tek kelimelik birşey oysa, en fazla kaç dizeyle anlatılabilir ki diye düşünüyor insan.
Fakat her şiiri ayrı düşündürücü, ayrı güzel, ayrı etkileyici oldu.
Ve bazı şiirleri var ki beni kalbimden vurdu.
Bu kitabı okuyanların seveceğinden şüphem yok.
* *
İnsan yapayalnız bir yalnızlıktır.
Canım Hasan Ali Toptaş ...
116 syf.
·1 günde·8/10 puan
Pek kıymetli dostlar...
Hasan Ali Toptaş'a bir başlangıç yapmayı ne zamandır istiyordum, şiirleriyle başlamak güzel bir başlangıç oldu benim için.
Kitabı okumaya başladığım zaman da kendimi çok yalnız hissediyordum galiba ki elim bu kitaba gitti. Şöyle bir göz atayım derken kitabı yarıladığımı fark ettim. Sonra sakin ol İnci Küpeli gerisini de gece oku deyip zorla bıraktım caaanım kitabı.
Ara sıra alıp göz gezdirilecek bir kitap.
Yalnızlığın tanımını, kelimelerden sessizlik ve yalnızlık akıtarak yazmış şairimiz... Okurken içinizde dolmak bilmeyen boşluğun sesini duyuruyor size..."Ben buradayım, kapanmadım!" diyor, bağıra çağıra... Oysa siz yeni duyuyorsunuz bu boşuğun sesini.

Herkesin içinde "yalnızlık" adı verilen ince çığlıklı bir boşluk var. Soğuk bir boşluk, acı bir boşluk...
Bazen isteyerek, herkesten uzaklaşmak için kaçıyoruz o boşluğa, bazen istemeye istemeye, zorla...
Sık sık gidiyoruz ya da kaçıyoruz ama... Kimimiz korkularından kimimiz yorgunluğundan kimimiz derdinden tasasından... Ama ortak bir noktası var herkesin; kimse anlamıyor, noktası. Ya anlamak istemiyor ya da anlayamıyorlar gerçekten. Kim kimi tam anlamıyla anlayabilir ki zaten? Aslında bu dünyaya biraz da yalnızlığı tatmak için gelmedik mi?

*Galiba biraz söyleyeceklerim kitabın detaylarına giriyor*
Hasan Ali abimiz başlangıçta çocukluk hallerinde yalnızlığı neye benzettiğini anlatıyor. Sonra büyüdükçe 'sen' dediği özel kişiye benzettiğini ve yaşlandığında neye benzettiğini unuttuğunu söylüyor...
Ölüm hakkında 55-58 arasinda çok vurucu sözleri vardı. Bunlardan gerçekten çok etkilendiğimi söylemek istiyorum.

Bana göre yalnızlık mı?
Bana göre yalnızlık eşyaların sana bakmasıdır,
Sessizlik içinde susmayan kafanın gürültüsüdür...
Yalnızlık biraz da sessizliğin acı gürültüsüdür...

Sevgiyle..
116 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Romanları desen insanın başını döndürüyor, öyküleri desen varoluş sancısı çektiriyor, şiirsel metni desen başını alıp gitme isteği uyandırıyor insanda.

Ben çok sevdim Yalnızlıklar'ı... Her insan yarası yarasına denk geleni sever ya aslında, Yalnızlıklar'da herkese kendini sevdiren başka bir şey olsa gerek. Zira, evet ben de bunu yaşadım ya da evet ben de bunu düşündüm demeden sevdim onu; bağrıma bastım.

Tutup cümleleri teselli etmek isteyebilir mi bir insan? Sanki o dizeler kanlı canlı karşıma dikildiler de -her yerleri yara bere içinde- teselli etmek bana düşmüş gibi. Her dizeyi tek tek tutup oturttum dizime; sildim yaralarını, sardım. Bir daha kanamasınlar diye de bir şarkı mırıldandım usul usul. ( https://www.youtube.com/watch?v=1mqyepPzdMA )

Onlar da benim sırtımı sıvazladı, başımızı salladık bir süre karşılıklı. Hiçbir şey konuşmadan çok şey anlattık o anda. Bir baktım ki içleri içimin aynası imiş meğer. Gittiler sonra, gidişleri hep gelişti oysa... Sözleştik daha sonra tekrar altı çizili cümlelerde buluşmaya, başucuma kondular.
116 syf.
·2 günde·9/10 puan
-N'apıyorsun Hasan Ali, ne yazıyorsun?
-Yok yok, bıraktım yazmayı Gürhan abi.
-Yok, vardır yine senin kıyıda köşede bir yazdığın?

Elbette ki vardır. Okumak için onları ister Gürhan Uçkan. Hasan Ali Toptaş "abimiz" dediği Gürhan Uçkan'ın bu ricasını kırmaz ve karaladıklarını Stockholm'e yollar pullu bir mektupla.

İlk kitabı Bir Gülüşün Kimliği (1987) ona 250 liraya mâl olur. 5 taksite böldürür. Her maaş alışında 50-50 öder. İkinci kitabı Yoklar Fısıltısı'nı (1990) da yine kendi çabalarıyla çıkarır. Memurdur. Her kitabını kendi başına çıkarması bir yerden sonra mümkün değildir. Sonra düşünür; ya insanlar benim yazdıklarımı anlamıyor, ya ben gerçekten berbat şeyler yazıyorum. Her iki durumda da kapı aynı yere açılır:Yazmayı bırakmak.

Bir karar alır, artık edebiyatla olan ilişkisini okur olarak sürdürecektir. H.A.Toptaş için zor bir süreç başlar. Kendini eve kapatır, hayata küser. Ama eli bu karara baş kaldırır, durmaz. Odasına kapandığı vakitlerde, yalnızca kendini tatmin için "yalnızlık" üzerine metinler karalamaya başlar. 31 bölüm yazdıktan sonra bunları bir köşeye kaldırır.

Ardından olanlar en üstte. Allar pullar ve yollar.

Gürhan Uçkan Cebeci'de oturan annesini ziyarete geldiği bir vakit Hasan Ali'ye geldiğini haber verir, hemen buluşurlar. Çantasından bir kitap çıkarır ve masaya bırakır. "Yalnızlıklar." Okusun diye yolladığı metinlerin kitaplaştığını görünce havalara uçar Hasan Ali. Ama bu sevinç eve varana kadardır. Çünkü kelimeleri kırarak yaptığı anlam çoğalmalarını kasıtlı olarak yaptığını anlamayan yayıncı, kelimeleri bütünler. Ortaya ona göre berbat bir baskı çıkar. Hasan Ali Toptaş 93'te Kavram Yayınlarından çıkan bu ilk baskıdan sonra, 2002'ye kadar yeniden yayınlanmasına izin vermez Yalnızlıklar'ın.

İlerleyen zamanlarda Yalnızlıklar Hollanda'da tek kişilik oyun olarak sergilenir ve çok beğenilir. Yayımlanacağı aklının ucundan geçmeyen bu karalamalar sayesinde ilk defa yurt dışına çıkar. O tüm bunlara Edebiyat Tanrısının bir jesti olarak bakar. (Ki bu jest onun kadar bize de yapılmış sayılır.)

"Gece, gündüz sizinle gezer; yalnızlık." (syf 101)

"Gündüz, gece sizinle gezer; yalnızlık." (syf 102)

Son olarak, ortaktır; hemen herkes yalnız olduğunu düşünür, öyle hisseder. Ama bu şiirsel metinlerin asıl cazibesi konunun bize yakınlığı değil; H.A.T.'ın kendi yalnızlığını kelime kelime sayfalara döküşündeki o saflık. İçtenlik. Bir bakıma günlük tutmak gibi. Dürüst. O ne yazsa okunur. Okunuyor, daha da okunur. Ömrü uzun olsun, okunsun.

Keyifli okumalar.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yalnızlıklar
Baskı tarihi:
Haziran 2016
Sayfa sayısı:
116
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051850443
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Baskılar:
Yalnızlıklar
Yalnızlıklar
Yalnızlıklar
Yalnızlıklar
Yalnızlık alıp karşına kendini,
Öteki kendinlerle konuşmaktır.
Bakışmaktır, öteki kendinlerle;
Dövüşmektir.
Kimi zaman da, öldürmektir
İçlerinden sana en çok benzeyeni,
Benzemiyor diye.
Yalnızlık, öldürmektir.

Hasan Ali Toptaş, silahların gölgesinden babaların çocukluğuna, âh ki ne âh aşklardan eşkıya türkülerine dek yalnızlıklarımızın haritasını açıyor önümüze.

Bu vahşi coğrafyanın dinginliğinde keskin bir rüzgâr gibi geçiyor kelimeler içimizden, içinizden...

Üstelik Yalnızlıklar, şiir değilse nedir; kimse bilmiyor.
Ben ninemi yalnızlık sanmıştım bir keresinde.
Anlardım ki, insan bir başkasındaki kendini okur;
Ve okunanlar yalnızlıktır.
Yalnızlık hadi gidelim'dir çoğu kez,
Hadi n'olursun.

Kitabı okuyanlar 2.726 okur

  • Ebru
  • Büşra
  • .xxxzzz
  • Çiğdem Sancak
  • Hasan Küçük
  • zytncns
  • Elifoloji
  • S.M.Y.
  • Ġyo
  • Betül Şahin

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%4.8
13-17 Yaş
%6.3
18-24 Yaş
%30.8
25-34 Yaş
%39.9
35-44 Yaş
%13.5
45-54 Yaş
%3.8
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%65.2
Erkek
%34.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.9 (229)
9
%22.7 (186)
8
%20.5 (168)
7
%10.8 (89)
6
%2.6 (21)
5
%2.2 (18)
4
%0.7 (6)
3
%0.4 (3)
2
%0.2 (2)
1
%0.4 (3)

Kitabın sıralamaları