Yanan Ormanlarda Elli Gün (Bu Diyar Baştanbaşa 2)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.366
Gösterim
Adı:
Yanan Ormanlarda Elli Gün
Alt başlık:
Bu Diyar Baştanbaşa 2
Baskı tarihi:
Nisan 2003
Sayfa sayısı:
230
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750807121
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Romanlarında Anadolu insanının gerçek dünyasını destansı boyutlara taşıyan, yaşanmış ve yaşanan gerçeği mitlerin, efsanelerin evreninde çoğaltan Yaşar Kemal, sadece bir romancı ve halkbilimci değil, gazetelerimizde modern röportaj yazarlığının da kurucusudur. Onun, her biri yayımlandığı dönemde olay yaratan röportajlarında gerçek, hayat buldu ve okuyucuyu sarstı.
Bu Diyar Baştanbaşa dörtlüsünün ikinci kitabı Yanan Ormanlarda Elli Gün "Doğuda İnanılmaz Şeyler Gördüm" başlıklı bir röportajla başlar. İnanılmaz ve acı şeyler Yaşar Kemal'in satırlarında masalsı bir güzelliğe bürünür, İçimize işler. Hayat kaynağımız doğaya yaptığımız kötülüklerle bizi yüzleştirir.
(Arka Kapak)
Bu Diyar Baştanbaşa treninin ilk kitabı olan Nuhun Gemisi ile Erzurum, Van, Diyarbakır, Ağrı, Amasya gibi çeşitli şehirlere yolculuğa çıkarmıştı bizleri Yaşar Kemal. Bu yolculuğun kısa olmadığından, aksine meşakkatli ve uzun bir yolculuk olduğundan daha önce de bahsetmiştim. Anadolu'nun sorunları bitmediği gibi yazılacak satırlara da bir yenisi ekleniyordu.

Serinin ikinci eseri Yanan Ormanlarda Elli Gün isminden de anlayabileceğiniz üzere ağırlıklı olarak çeşitli amaçlar uğruna ormanları yakan köylüleri konu ediniyor. İlk durağımız yine Diyarbakır. Bu defa çeşitli medreseleri ziyaret edip, Anduk Dağı'nda yapılacak olan bir tekke ayinine konuk oluyor Yazar. Bu ziyaretlerden edindiği gözlemlerle her dönemde olduğu gibi 1950'li yıllarda da insanların dini duygularının maddi çıkarlar uğruna nasıl kullanıldığını gösteriyor. Bu durumun hâlâ değişmemesi aksine zamanla artması da içler acısı.

İlk eserinde şehir demeye dilinin varmadığı Van'da ise bu sefer mağara köylerinden bahsediyor. Yanlış duymadınız, yerin epey altına yapılan, güneşten bîhaber mağara evleri... İşin garibi bu evler sadece Van'da değil; Bitlis, Erzurum, Muş'a dek pek çok doğu ilinde mevcut. Gazete kelimesinin ne demek olduğunu bilmeyen, doktorun ne olduğundan habersiz, hayvanlarla birarada yaşayan güzel yürekli Anadolu insanı ve onların dertleriyle dertlenen Yaşar Kemal...

Eserde dikkatimi en çok cezbeden kısım orman yangınlarına ayrılan kısımdı. Zira bir insanın bile isteye ormanları yakması kabul edilebilir bir durum değil benim için. Hele ki bu yangınlar her gün, sıklıkla gerçekleşiyorsa... İşin en acı kısmı ise bu yangınların tarla açabilmek, daha fazla ekim alanına sahip olabilmek amacıyla köylüler eliyle yapılması ve bu durumun hiçbir cezaya tâbi tutulmaması. Bu satırları okurken yanan ormanlarla birlikte insanın içi de yanıyor. Bu idrakle, anlık menfaatlerin kurbanı olarak geleceğe ne birakabiliriz bilemiyorum.

Orman yangınları hezimetinin ardından gelelim Peygamberler şehri güzel Urfa'ya. Şehri hiç ziyaret etmemiş biri olarak satırları okurken Urfa'ya yolculuk yapmış gibi hissettim. Deyim yerindeyse Halilrahman Camii'nin önündeki kutsal sudan içerken bir yandan Mancınık efsanesini ve Urfa'nın meşhur at hikâyelerini dinledim. Atın Türkler için taşıdığı kutsiyeti bilmekle beraber Urfa'daki at hikâyeleri epey ilginç geldi bana. Eminim şu alıntı atın Urfa'daki kıymetini tam anlamıyla yansıtacaktır sizlere, yorum sizin. :)

"Eğer at beslemeye gücün yetmiyorsa, komşunun duvarından bir delik aç, hiç olmazsa atın soluğu girsin evine."

Nuhun Gemisi'nde anlatılanlar beni ne derece etkilediyse bu eserdekiler de en az o kadar etkiledi. Üstten konuşmak diye bir tabir kullanırız ya hani, işte bu serinin samimiyeti ve doğallığını üstten konuşmamaya, insanların içine karışabilmeye, onlarla belirli bir süre de olsa aynı ortamda kalıp hâllerinden anlamaya bağlıyorum. Daha güzel, herkesin insanca yaşadığı bir Türkiye umuduyla...
Güneydeki ormanlarımızın nasıl tahrip edildiği dramatik bir şekilde anlatılmış.Toros ormanlarının nasıl dış ülkelere satıldığı peşkeş çekildiği hazin bir şekilde anlatılıyor . Bir rivayete göre Süveyş Kanalının yapımı esnasında kullanılan kalıpların Türkiye den gittiği açıklanıyor.
Yaşar Kemal'in 1950'li yılların başında dağ tepe bayır bozlak orman ülkenin değişik yerlerinde yaşayan daha doğrusu yaşamaya çabalayan insanlarla yaptığı röportajlarını bir gazetede yayınlamak amacıyla dolaşır durur. Ülkenin en doğusundaki karanlığı o yılların Türkiye'sini cehaletin dibinden ülkeye anlatmaya çalışır. Diyarbakır başta olmak üzere tarikatların, medreselerin, şeyhlerin, hurafelerin bir virüs gibi kadınların çocukların akıllarına nasıl girdiğini ilk ağızlardan söylenenleri okumak ürpertiyor insanı. Medeniyetin ilk 30 yılında Atatürk sonrasında ülkeyi yine din sömürüsü batağına çekildiğini ve bu bataktan kurtulamayanlarla bugünlere geldiğimizi ve şu an yaşadığımız kısmi cehaleti o günlerden bizlere ulaştığını okuyoruz sayfa sayfa. Kitap sadece bunlardan oluşmuyor, bile bile yakılan ormanlar... Yok edilen doğa buna sessiz kalan hatta ağaçları yakan köylüler... Yaşar Kemal gerçek bir vatansever. O yılların şartlarıyla diyar diyar dolaşarak yaşayıp gördüğü şeylerin şaşkınlığını bizlerle paylaşmış. Gerçekten zoru başarmış bir insan. Bugünü anlamak istiyorsanız bu kitabı okumanız elzemdir.
Yaşar Kemal'in 1950-1965 yılları arasında, Anadolu'nun her köşesini bizzat dolaşarak, insanları ile bizzat yaşayarak, üşüyerek, ıslanarak, korkarak, terleyerek gerçekleştirdiği röportajlarını ve başından geçen serüvenlerini anlattığı bir seri..
Anadolu'yu, insanını, doğasını, hayvanını Koca Yaşar kadar iyi anlatabilen, tasvir edebilen var mı bilmiyorum?

Sabahattin Eyüboğlu da onun için diyor ki:
İnsan var
Karartır ak gündüzü,
İnsan var
Ağartır gecemizi...

️ Tarihi anlamı da bulunan bu seriyi kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.. Milli Eğitim Bakanı olsam, Türkiye'nin yakın tarihinin anlaşılması için okullarda okutulmasını zorunlu kılardım.. Saygılarımla..
Yaşar Kemal’in yazarlığı kadar gazeteciliğine de hayran kalmamak elde değil bir Antalyalı olarak güzelim Torosların nasıl tahrip edildiğini okumak çok zor oldu. Dönemin zorlu yaşamını yaşayarak bize aktarması çok etkileyici. Yaşar Kemal’i her okuyuşumda ah keşke diyorum keşke yakından tanıma imkanım olsaydı. Her kitabını ayrı bir zevkle okuduğum okuyacağım çok şey öğreneceğim usta rahmetle anıyorum
Daha çok romanları ile biliriz Yaşar Kemal'i . Halbuki o aynı zamanda gazetelerimizde ki modern röportaj yazarlığının da kurucusudur.

50 li yılların Anadolu'suna, ormanlarımızın talanına ve özellikle dönemin insanlarına dair bazen acı bazen keyifli, ilgi çekici izlenimlerden oluşan "Yanan ormanlarda elli gün" her biri yayımlandığı dönemde olay yaratan bu röportajlardan...
Yirminci asırdan ortaçağa doğru gidiş, gittikçe hızlanıyor. Evet, korkunç bir geriye gidiş var.
Türkiye ormanları normal olarak yılda ancak 3,5 milyon metreküp ağaç verebilir. Halbuki her yıl bu ormanlardan 17 milyon metreküplük bir ağaç alınıyor. Şimdiki hızla kesime devam edilirse, yirmi, yirmi beş yıl sonra memleketin bütün ormanları tükenmiş olacaktır. Bu anormal işletme ne nispeten küçük çapta olan kereste sanayisinin, ne de büyük şehirlerin ihtiyaçlarından doğmaktadır. Bu durum, ormanlarda, ormanların dolaylarında yaşayan köylülerin ihtiyaçlarından ileri gelmektedir.[1]
Bazı insan vardır, birden gidince onun gittiğini hiç kimse fark etmez, yokluğunu kimse duymaz. Bazı kimse de vardır, Bir yerde olmayınca, yani bir yerden azıcık uzaklaşınca yokluğu insanın yüreğine bıçak gibi saplanır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yanan Ormanlarda Elli Gün
Alt başlık:
Bu Diyar Baştanbaşa 2
Baskı tarihi:
Nisan 2003
Sayfa sayısı:
230
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750807121
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Romanlarında Anadolu insanının gerçek dünyasını destansı boyutlara taşıyan, yaşanmış ve yaşanan gerçeği mitlerin, efsanelerin evreninde çoğaltan Yaşar Kemal, sadece bir romancı ve halkbilimci değil, gazetelerimizde modern röportaj yazarlığının da kurucusudur. Onun, her biri yayımlandığı dönemde olay yaratan röportajlarında gerçek, hayat buldu ve okuyucuyu sarstı.
Bu Diyar Baştanbaşa dörtlüsünün ikinci kitabı Yanan Ormanlarda Elli Gün "Doğuda İnanılmaz Şeyler Gördüm" başlıklı bir röportajla başlar. İnanılmaz ve acı şeyler Yaşar Kemal'in satırlarında masalsı bir güzelliğe bürünür, İçimize işler. Hayat kaynağımız doğaya yaptığımız kötülüklerle bizi yüzleştirir.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 86 okur

  • Drkitapsever
  • Ahmet Deniz
  • Melek
  • Hande Başak Çakmak
  • Aram Adar
  • zafer
  • #Bibliyofil Muallime#
  • Hüseyin Kara
  • Metin Özdemir
  • Münevver ÖZ

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.1
14-17 Yaş
%3.1
18-24 Yaş
%23.4
25-34 Yaş
%31.3
35-44 Yaş
%23.4
45-54 Yaş
%9.4
55-64 Yaş
%6.3
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%32.9
Erkek
%67.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%66.7 (22)
9
%24.2 (8)
8
%6.1 (2)
7
%3 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0