Adı:
Yaprak Fırtınası
Baskı tarihi:
Haziran 2014
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750721915
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Hojarasca
Çeviri:
İnci Kut
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Yaprak Fırtınası
Yaprak Fırtınası
"1982 Nobel Edebiyat Ödülü'nü 'Gabriel Garcia Marquez'e veren İsveç bilimler Akademisi, bu ödülün gerekçesinin şöyle açıklıyordu: 'Gerçekle gerçeküstünü, bir anakaranın yaşamını ve çelişkilerini zengin bir hayal dünyasında birleştiren roman ve çelişkilerinden dolayı bu ödül Gabriel Garcia Marquez'e verilmiştir.'"
(Arka Kapak
.....DOKTOR CİVANIM VE GABO DAYI....

Efendim merhabalar... kitabı yeni bitirme ve bu yılın hedefi olan 100 kitabı da okumuş olmanın huzuruyla bir incelemeyle daha karşınızdayım..

Öncelikle belirteyim ki Marquez den okuduğum bu ikinci kitap.. en meşhur olanı "yüz yıllık yalnızlık" ı okumadım fakat bu iki kitap ile az çok tarzı ve kendi hakkında çok şey öğrendim diyebilirim..

Yaprak fırtınası onun ilk yazdığı kitap. . Vee çook sonraları yazdığı Kırmızı Pazartesi nin ayak seslerini tee bu kitaptan duymak mümkün. .zaten bir röportajında kendisi de demiş aynı sözler olmasa da "kırmızı pazartesi" tam da şimdiye kadar yapmak istediğim içime sinen şeydi tarzı bir konuşmayla...

Her zaman savunduğum bi şeyi şu anda okumakta olduğum Ben bir Ağacım kitabının ön sözünde Orhan Pamuk şöyle dile getirmiş
" romancılık, insanın kendi hayatından başka birinin hayatı gibi, başkalarının hayatından da kendi hayatıymış gibi söz edebilme hüneridir. "
Bu çok mühim sözlerle birlikte çocukluğun ve o dönemde geçen hadiselerin kişinin hafızasında tabiri caizse başköşede olduğunu söyleyip kişinin hayatı çevresi ve yazdıklarına dair mühim ipuçları verdiğini çok nazik bir dille anlatır.

Bu demektir ki.. ayinesi iştir kişinin lafına bakılmaz değil lafına da bakılır efenim :) çünkü küpte ne varsa dışarı o sızar, taşar, köpürür.. bu yüzden her yazarla barışık olamıyorum ben kendi adıma.. çünkü bir nevi o kişiyle arkadaşlık ediyorsunuz en ince düşünce ve hislerini okuyarak.. başkasının hayatı gibi anlattığı şeylerin içinde kendini görebiliyorsunuz çünkü bazı şeyleri anlatmak için o şeyi yaşamak gerektiği gibi birşey var.. yani anca o şeyi yaşasa o kadar anlatabilirdi dediğimiz türden şeyler. . Anladınız siz onu diyorum :) Şimdi bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyim tarzı atalarımızın hep de haklı çıktığı bissürü laf etmeyim :) kallavi atalarımız var nitekim er geç de haklı çıkarlar :)) o yüzden kitap da seçilir yazar da efendim!!! ve her kitabı okuyayım diye birşey de yoktur aslında...

ve kitaba geri dönüyorum :)

Bu minvalde Gabriel Marquez nam ı diğer Gabo dayı.. bi kaç incelemede okuyunca hoşuma gitti bu tabir bu arada o yüzden öyle hitabı samimi buldum :) tam da bizden biri gibi Marquez.. kasaba ve ordaki yaşamla barışık biri ki.. sanırım, sanırsam (yanılıyorsam uyarın ) her kitabında bi kasaba, ordaki cahil- bildiğimiz halk, bi rahip, bi belediye başkanı, bir cenaze, o cenazeye diş bileyen kişiler, evlenen bi kız, mektup ve bi ev vardır ve o evde yaşayan ana karakterler. .hizmetçi vs..
Burda da bi doktor var sayın okuyucular.. o ana karakter evine gelip orda üç beş yıl kalan ve sonra evin hizmetçisini kapatma yaparak o üç beş yılın sonunda başka bi eve ayrılan ve sonunda kendini asarak öldüren bi doktor .. spoi demeyin sakın çünkü bu yine kitap başlarken bildiğiniz bir konu oluyor.. tıpkı kırmızı pazartesi deki gibi ne menemen bi doktormuş bu be ya bu kasaba halkı buna diş bilemiş diyorsunuz.. taa ki kitabın sonuna kadar. . Başkalarının gözünden dinliyorsunuz hep ve tiksiniyorsunuz adeta bu doktor bozuntusundan...teee ki sonuna kadar..
katil yine bahçıvan çıktı dedirtecek kadar ters köşe oluyorsunuz.. bahçıvan filan yok tabi kitapta lafın gelişi dedim hani insanları tanımanız adına..

Daha da anlatmayım çünkü okuyun efendim. .okunası bir kitap. .. Gabo dayı yine inceden dokunmuş kalp ve merhamet tellerine. . Önce bunu okuyun ve ardından Kırmızı Pazartesi ni...beni anlayacaksınız. .
Haaa bir de İtirazım var filminde imamın ölü yıkadığı bir sahne vardı..onu da izleyin efendim. . İmam Selman Bulut ile bu kitaptaki Albay ın aslında aynı insani duyguları taşıdığını ve en nihayetinde ölmüş birine yapılabilecek son insani vazifedeki nüansı anlamak için. . Ibret için belki de... değil mi..
İyi okumalar diliyorum. .kalın sağlıcakla. ..
Yaprak Fırtınası yazarın Kırmızı Pazartesi’den sonra okuduğum ikinci kitabıdır. Bazı yazarların kitapları için cümle kurmaya gerek yoktur. Mükemmel diyerek geçebilirsiniz. O kadar usta bir anlatım tarzı var ki, sıradan bir akışı olan kitapları okumaya alışkın olanlar maalesef bu anlatım tarzının keyfini yaşayamıyorlar aksine sıkıldıklarını beyan ediyorlar. Yunan mitolojisinde yer alan Antigone efsanesinde gömülmeye izin verilmeyen cesetlerden yola çıkarak/ ya da oradan esinlenerek kurgulanan öyküde gizemli bir doktorun cenazesi esnasında yaşananları üç farklı gözden anlatan yazarın olayları işleyişi, bir birlerine bağlaması ve kullandığı dil tek kelime ile usta işi… Okuduğum iki kitabında da aynı tarzı gördüm ve ben bu tarza bayıldım. Tavsiye ederim.
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.257 Oy)8.568 beğeni27.537 okunma782 alıntı134.125 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.777 Oy)18.392 beğeni41.657 okunma2.748 alıntı175.313 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.923 Oy)8.866 beğeni24.394 okunma1.659 alıntı113.078 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.306 Oy)8.759 beğeni24.383 okunma1.318 alıntı120.153 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.177 Oy)7.746 beğeni21.805 okunma785 alıntı85.249 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.231 Oy)3.742 beğeni12.425 okunma1.096 alıntı50.383 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.798 Oy)6.113 beğeni16.119 okunma2.721 alıntı83.091 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.486 Oy)5.589 beğeni18.992 okunma776 alıntı97.087 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.597 Oy)8.554 beğeni25.282 okunma2.335 alıntı109.247 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.398 Oy)13.000 beğeni33.273 okunma3.158 alıntı139.900 gösterim
Düşsel bir anlatımla hassas bir terazinin üstündeki sarkaçlardan düşen sihirli gözlere kapıldığınızı hissedebilirsiniz bu kitabı okurken. Kayıp bir denizin içinde yol alan bir yolcu gibi de olabilirsiniz. İlk uzun öykü Yaprak Fırtınasının kasvetinden kurtuldum derken yine derin kısa öykülerin içinde bulacaksanız kendinizi. Birden çok kişinin anlatımıyla karşılaştığınızda belki kendinizi yeşil bir bataklığın içinde de hissedebilirsiniz. Her şey size bağlı nasıl hayal ederseniz edin. Bir hayal yolcusu olabilir veya bir uçan ejderhanın kanatlarından görebilirsiniz her şeyi. Zorlayıcı olduğu kadar puslu havanın taze kokusu gibi bir kitap. Dumanlı bir atmosferin içindeki yakıcı kelimeler boğazınızda acı bir tat da bırakabilir. Veya kelimelerin o büyüleyici havasında bir labirentte yolunuzu kaybedebilirsiniz. İşte böyle bir kitap bu. Keyifli okumalar.
Yazarin ilk eseri olan Yaprak Firtinasi , okuyucuyu yazarin diğer eserlerine hazirlar nitelikte, kurgusu guzel , duşsel bir uzun öykü.
Diğer kitaplarinda da gecen Macondo kasabasinin ilk cikis yeri Yaprak Fırtınası...
Konusuna gelince, Kasabada sevilmeyen bir doktorun ölümu anlatiliyor. Defnedilmesine bile karşı olan kasaba halkinin aksine bir Albay, doktora verdigi sözü tutmak için defnetme işlemlerini yürütmeye çalişir. Ona sadece kızı ve torunu eşlik eder... Olaylar bu üc kisinin gozunden anlatilmakta... Farkli üc kisinin gozunden anlatilan olaylar, konuyu daha geniş bakış acisiyla okuyucuya sunuyor. -Tam olayin ic yuzunu ogrenecegim derken konu, diğer şahıslardan birinin anlatimiyla devam ediyor. Bu durum beni sıkmadi tam tersi daha cok merak edip, her anlatimda ayri keyif yaşadım. Yormayan , sade bir anlatima sahip... Tavsiye ederim, okuyunuz:)
Okurken biraz kafam karışmıştı. Çünkü gerçek nerede bitiyor, hayal nerede başlıyor kolay kolay fark edemedim. Fakat keyifli bir okuma duygusu sunuyor. Okunabilir bir eserdi.
Elde olan eser 1983 basımı 180sy.Kitaba gelelim-Macondo kasabasında, kasaba halkı tarafından lanetlenen, intikam alınmak üzere cenazesinin gömülmeyerek kokuşması şehvetle beklenen yalnız bir dokturun cenazesi ve cenazenin gömülmesi için geçen yarım saatte doktora cenazesini kaldırmak için söz vermiş olan albay, albayın kızı ve torunu 25 yıl öncesinden başlayarak kendi pencerelerinden hatırladıkları geçmişi, bulundukları anı anlatıyorlar bu 100 sayfalık öyküde,sonrasında 3-4 tane kısa öyküyle bitiyor. Bazı okuyucular beğenemeyebilirsiniz ! Yani beğenmek için kendimi zorladım, ha geldi ha gelecek belki şimdi sevdim-sevecem olaylar patlak verecek dedim ama malesef olmadı. Yinede kazasız belasız bitirdim,ama yine de "Marquez" nihayetinde, boş değil yani içinde bayağı emekle işlenmiş cevher cümleler barındırıyor .
''Zamanın geçtiğini bir şey kımıldayınca anlıyorsun. Ondan önce anlaşılmıyor.''

Marquez okumalarım devam ediyor. Geldik başka önemli bir eserine.

Yaprak Fırtınası'nın ilk başlarda okunması gerektiğini duydum. Okurlar genellikle Yüzyıllık Yalnızlık'ı sona bırakarak okumalarını gerçekleştiriyor. Oysaki ben ilk olarak onu okudum ve itiraf etmeliyim ki ilk olarak onu okumasaydım yazardan ve anlatımından bu kadar çok etkilenemezdim. Şimdi size ilk onu okuyun diyemem çünkü kitap bayağı bir zorlayıcı. Demek istediğim benim için daha iyi oldu sadece.

Neyse bu kitaba gelelim:

Yaprak Fırtınası, Marquez'in anlatımına aşina olduğum için rahatlıkla okudum. Kitap bölümlerden oluşuyor. Kitaba adını veren öykü ile başlıyor. Konumuz Macondo'da kendisini asan bir doktorun cenazesini istemeyen halk, buna sadece bir albayın sahip çıkması. İlk bölüm biterken merak içinde sayfayı çevirdiğinizde başka bir hikaye görünce kızmayın sakın. Marquez severdi böyle oyunları. (Toprağı bol olsun)

Devamını okumak için bayağı bir beklemeniz gerekecek. Nihayet devam bölümü geliyor ve okuyorsunuz, ama şak diye bitiveriyor hemen. Kafanızda sorular uçuşuyor. Gerçek nerede? Hayal nerede? Ben neredeyim? :)

Bağımsız olan diğer bölümleri okurken de çok eğlendim. Bu yazar mutlaka okunmalı. Hangi türde kitap okumanız önemli değil.
Keyifli okumalar..
İnanın ben tanrıtanımaz değilim, albayım. Olan şu ki Tanrı’nın var olduğunu düşünmek, var olmadığını düşünmek kadar rahatsız ediyor beni. Bu yüzden bunu hiç düşünmemeyi yeğliyorum.
— Yaprak Fırtınası
"1982 Nobel Edebiyat Ödülü'nü 'Gabriel Garcia Marquez'e veren İsveç bilimler Akademisi, bu ödülün gerekçesinin şöyle açıklıyordu: 'Gerçekle gerçeküstünü, bir anakaranın yaşamını ve çelişkilerini zengin bir hayal dünyasında birleştiren roman ve çelişkilerinden dolayı bu ödül Gabriel Garcia Marquez'e verilmiştir.'"
Yaprak Fırtınası adlı kitabı ; 1955 yılında yayınlanmıştır. Macondo kasabasında, ( Marquez'in doğduğu kasaba olan Aracataca'dan esinlenerek romanlarında yarattığı masalsı, orman içinde, unutulmuş, kurulduğu ilk zamanlar çingenelerden başka insanların yerini bilmediği kasabadır ) bir baba, kız ve çocuk, zamanında evlerinde yaşayan kasabalı kimsenin tanımadığı ve sevmediği bir doktorun, öldüğünü işitiyorlar ve adamın cesedinin başına gidiyorlar. Buradan sonrası ise bu üçlünün anılarına dönük anlatılardan ve büyülü işlerden oluşuyor.
Marquez betimlemeleri öylesine zengince anlatmış ki anlatılan olaylar ve mekanlar gözünüzün önüne geliyor. Kendinizi o evde, o sokakta yürürken canlandırıyorsunuz. Bu mükemmel bir hissiyat.
Ve yukarıda da yazdığım gibi gerçekle gerçeküstünü öylesine şahane harmanlamış ki , o masalsı tat sizi yıllar öncesine çocukluğunuza dahi götürebiliyor. Okurken ayaklarım hiç yere basmadı desem abartmış olmam.
Ama Marquez gibi yazarların ortası yok maalesef , ya çok sevilir ya da hiç anlaşılmaz, bitirilemez bile. Soyut fikirlerden ve düşüncelerden, uzun betimlemelerden hoşlanmayanlara pek hitap etmeyebilir. Burada da tercihler ve zevkler devreye giriyor.
Kitaptan bir alıntı ile noktalamak istiyorum.
Hüzün dolu sessiz bir tebessümdü bu, hani gerçek bir duygunun sonucu değilmiş, sanki onu bir çekmecenin içinde saklıyormuş da ancak zorunlu olduğu anlarda çıkarıyormuş ama sanki tebessümün az kullanılması yüzünden onu normal şekilde kullanmayı unutmuş da hiç benimsemeden kullanıyormuş gibiydi.
Sevgiler
#kitapyorumu
#yaprakfırtınası
Marquez'e başlama kitabı olduğu söylendiği için aldım. Kitabın konusundan bahsetmeyeceğim. Bunun yerine üslubundan söz edeceğim çünkü neye uğradığımı anlamadım. Sanırım yazarın yazdığı türe büyülü gerçekçilik deniyor. Bunu okurken hissetmemeniz imkansız. Bir sinema filmindeki halüsinojenik sahnelerde görebileceğiniz etkiyi bile yakalayabilirsiniz :D Kasaba halkının Doktor'un hakkını yediğini düşünsem de yine de güzeldi.
Yine Marquez... Yine bir şaheser... Her defasında beni okumaya davet eden adam... Anlatımı ile sizi de saracak, konusu ile düşündürüp Makonda'dan biri haline getirecek bir eser.
Yaprak fırtınası dinmeden hiçbir şey düzelemeyecek, göreceksiniz.
Karanlık atmosferi ile bir Marouez kitabı daha bitti Okuması zor, bir o kadar da çekici olmuştur Marouez kitapları benim için
Üç farklı karakterin bakış açısı başlıyorsunuz konuya,
zorluğu anlatımın hangi karaktere geçtiğini anlamanız çünkü parağrafta değişiyor
İyi ki kitapları ile tanışmışım dediğim yazar
Dev bir muz şirketinin sömürüsünden artakalan çürümüşlük kokusunun kol gezdiği bu kasabada yapılmaması gereken bir cenaze töreninin öyküsü anlatılıyor. Tüm kasaba halkının nefret ettiği garip bir doktor ölmüş, yaşlı bir emekli albay da, sırf ona vermiş olduğu bir sözü yerine getirmek için halkın karşı koymasına rağmen yanında kızı ve torunuyla birlikte onu defnetme çabasına düşmüştür. Cenazenin hazırlık aşaması ve Macondo’nun çeyrek yüzyıllık masalsı öyküsü, yarım saatlik bir süre içinde ve geriye dönüşlerle, bu üç kişinin farklı görüş açılarından anlatılmakta ve üç nesil aynı olayı farklı gözlerle irdelemektedir.
İnanın ben tanrıtanımaz değilim, albayım. Olan şu ki, Tanrı' nın var olduğunu düşünmek, var olmadığını düşünmek kadar rahatsız ediyor beni. Bu yüzden bunu hiç düşünmemeyi yeğliyorum.
Hüzün dolu sessiz bir tebessümdü bu, hani gerçek bir duygunun sonucu değilmiş, sanki onu bir çekmecenin içinde saklıyormuş da ancak zorunlu olduğu anlarda çıkarıyormuş ama sanki tebessümün az kullanılması yüzünden onu normal şekilde kullanmayı unutmuş da hiç benimsemeden kullanıyormuş gibiydi.
"Saat iki buçuk," diye düşünüyorum. 12 Eylül 1928 günü saat iki buçuk; bu adamın ilk kez soframıza oturup yemek olarak ot istediği 1903 yılının o günündeki hemen hemen aynı saat. Adelaida o zaman ona şöyle sormuştu:"Ne tür ot, doktor?"O da genizden gelen sesiyle geviş getirir gibi ağır ağır konuşarak, "Bildiğimiz ot, hanımefendi. Hani şu eşeklerin yediğinden," demişti.
"Hatırlarsan gözlerine hiç bakmadım. Aşık olmaktan korkmaya başlayan bir erkeğin sırrıdır o."
Doğrusu ben de onun gözlerini hatırlamıyordum.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yaprak Fırtınası
Baskı tarihi:
Haziran 2014
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750721915
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Hojarasca
Çeviri:
İnci Kut
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Yaprak Fırtınası
Yaprak Fırtınası
"1982 Nobel Edebiyat Ödülü'nü 'Gabriel Garcia Marquez'e veren İsveç bilimler Akademisi, bu ödülün gerekçesinin şöyle açıklıyordu: 'Gerçekle gerçeküstünü, bir anakaranın yaşamını ve çelişkilerini zengin bir hayal dünyasında birleştiren roman ve çelişkilerinden dolayı bu ödül Gabriel Garcia Marquez'e verilmiştir.'"
(Arka Kapak

Kitabı okuyanlar 348 okur

  • Beyza Güneş
  • KafkaMilenka
  • Yetkin Akbal
  • Bahar Arslan
  • Serhat Küsek
  • Mukaddes Çapar
  • Zülfü Demir
  • Eylül Sözen
  • Beyza
  • Pnrr Brk

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0.7
14-17 Yaş
%3
18-24 Yaş
%21.6
25-34 Yaş
%38.1
35-44 Yaş
%25.4
45-54 Yaş
%10.4
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%65.5
Erkek
%34.5

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.7 (36)
9
%12.3 (16)
8
%19.2 (25)
7
%20.8 (27)
6
%10 (13)
5
%3.8 (5)
4
%2.3 (3)
3
%3.1 (4)
2
%0.8 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları