·
Okunma
·
Beğeni
·
2101
Gösterim
Adı:
Yarının Tarihi
Baskı tarihi:
1991
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755101927
Orijinal adı:
Die Geschichte von Morgen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Yarının Tarihi
Yarının Tarihi
Stefan Zweig, yaşamı boyunca yapıtlarıyla hep insanı yücelten, bireyin kutsallığını ve dokunulmazlığını en büyük değer sayan bir hümanizmin öncülüğünü yaptı. Onun hümanizmi, sınırların, ulusların, ırkların üzerinde kalıyordu. "Yarının Tarihi ve Rotterdamlı Erasmus"ta yer alan denemelerinde, Stefan Zweig, bu görüş ve inanışlarını paylaşan, yaşadıkları döneme damgasını vurmuş, insani ve toplumsal değerler açısından yakın olduğu, özdeşleştiği kişileri irdelemektedir. Ölümünden önce kaleme aldığı son denemesi "Montaigne" ve ününün doruğundayken yazdığı deneme alanındaki başyapıtı sayılan, bağnazlığın her türlüsüne karşı savaş ilanı anlamı taşıyan "Rotterdamlı Erasmus", bu kitapta yer alan son iki seçkidir. Stefan Zweig, Almanya'da Nazi egemenliğinin başladığı, özgür düşüncenin, mantığın sesinin kin ve ateşle susturulduğu bir dönemde zorbalığın karşısına düşünceyi, kitle çılgınlıklarının karşısına bireyin insan olarak kutsallığını çıkarıp savunmak istemiştir.
 
168 syf.
·Puan vermedi
Herkes bir şeyi sevince, o şeyin popülizme kurban gittiğini düşünüp soğurum fakat Zweig bir istisna. Çok okunuyor, çok seviliyor ve kesinlikle bunu hak ediyor. Hangi kitabını okusam çok değerli şeyler öğreniyorum.

Bu kitabı 10 bölümden oluşuyor:
-''Tarihsel Gelişimi İçinde Avrupa Düşüncesi'' ve ''Yarının Tarihçiliği'' bölümünde pek çok devasa binayı birlikte, kolektif çalışarak yapan insanoğlunun artık düşman olmasının acısını yaşıyor Zweig. Dönemin savaş içindeki Avrupa'sı düşünülürse çok normal. Bunda insanlara sürekli iyiliği değil savaşı ve düşmanlığı pompalayan medya ile ulus devletlere açıkça cephe alıyor. Vaktinde klasik bestecilerden tutun Aydınlanma Dönemi'ndeki bilim adamlarına kadar pek çok kişiyi, pek çok konuda birleştirilebilen, ortak hareket eden Avrupa'nın adım adım yıkılışa gitmesine serzenişte bulunuyor.

Balzac ve Proust ile ilgili bölümler, yazarları tanımak açısından önemli ancak beni Rimbaud ve Verlaine üzerine yazdıkları çok etkiledi. Bu iki şairin hayatı gerçekten çok ilginç. Keza Tolstoy'un da neden çağının ötesinde bir yazar, hatta bir aydın olduğunu çok güzel ifade etmiş Zweig.

''Dünyaya Açılan Kapı Olarak Kitap'' bölümünde ise okuma yazma bilmeyen bir gemi görevlisini anlatıyor yazar. Okuma yazma bilmeyip kitaplara öylesine bir metaymış gibi bakmanın nasıl olduğunu irdelemiş. Kitaplara çok düşkünseniz bu fikir size çok korkutucu gelecek ve darlanacaksınız.

Son bölüm ise Seine Kıyısındaki Balıkçılar. 16. Louis ölüme gönderilirken coşkulu olmayan, sevinmeyen ve üzülmeyen, sadece balık tutan balıkçıların kayıtsızlığını sorgular Zweig. Ancak bu çok normaldir, savaştan, siyasi kavgalardan bunalan dönem insanları da artık bazı şeylerden sıkılıp kendini yeri gelince eğlenceye vermedi mi? Peki bizler bazen sıkılıp politikaya sırtımızı dönmüyor muyuz? Bu bizi apolitik ve duyarsız mı yapar yoksa Seine balıkçıları gibi çaresiz ve mağdur mu yapar? İyi okumalar.
168 syf.
Tarih Bir Babil Kulesidir: Yarının Tarihi

Anahtar Kelimeler: Stefan Zweig, Deneme, Tarih, Savaş, Barış, Hümanizm, Edebiyat, Balzac, Marcel Proust, Tolstoy, Paul Verlaine, Arthur Rimbaud, Mektup, Kitap, Okumak.

Yarının Tarihi, Türk okurun daha çok uzun öyküleri ve romanlarıyla tanıdığı Avusturyalı yazar Stefan Zweig’ın on tane denemesinin Can Yayınları tarafından derlenmesi ile oluşturduğu bir seçki. Denemelerin konularını iki ana başlık altında toplamak mümkün: tarih ve edebiyat. Ancak Zweig bu iki konuyu alt dallar halinde işler. Tarihi denemelerinde kolektif bir dünya yaratmanın amacı, tarihin doğru doğru öğretim biçimi ile doğru anlamlandırma çabası ve hümanist bir tarih anlayışı göze çarparken edebi denemeleri seçtiği şair ve yazarları değişik açılardan ele almak ve okuma deneyimi üzerinde düşünceler sunmaktan oluşur.

Kitaptaki on denemeden üç tanesi tarihle ilgilidir. Bunlardan ilki “Tarihsel Gelişimi İçinde Avrupa Düşüncesi”dir. Zweig bu denemesinde Avrupa tarihinin bir birleşmeler ve ayrılmalardan ibaret olduğunu söyler. Bu birleşmelerin sebebi insanın ilk dönemlerden beri birlikte yaşama arzusu iken ayrılmaların sebebi ise çeşitli sebeplere dayandırılmış savaşlardır. Zweig, tek ve bütün bir Avrupa fikrini yaşatır. Hayali ırklar ve devletler üstü bir Avrupa’dır. Bunun tarihte Roma İmparatorluğu ve Latince tarafından kısmen başarıldığını düşünür. Birleşip ayrılmaları ise Babil Kulesi miti ile somutlaştırır.

Babil Kulesi, inşa edildiği dönemde çeşitli kavimlerden insanların birlikte ve barış içinde, insanlığın ortak bir ürünü olması için inşa ettikleri bir yapıdır. Fakat mite göre Tanrı insanlığın bu gökyüzüne uzattığı mızrağı kendisi için tehlike görür ve inşayı sürdüren insanların dillerini birbirinden ayırır. Böylece araya nifak girer ve insanlar inşaatı yarım bırakır. Zweig’a göre Avrupa tarihi de bu şekilde ilerler. Nitekim Avrupa Birliği de teorik olarak tek ve bütün bir Avrupa fikrinden yola çıkılarak kurulur. Fakat bu kuruluş Zweig’ın hayal ettiği gibi hümanist bir temelde değil bilindiği üzere. Zweig’ın bu hümanist tarih fikri bu denemelerde ne yazık ki yalnızca Avrupa kıtası ile sınırlı.

Kitaptaki ikinci tarihi deneme ise “Yarının Tarihçiliği” başlığını taşır. Bu denemede ise Zweig, tarih yazımı ve öğretimi konusunda fikirlerini sıralar. Ona göre mevcut tarih anlayışı savaşlardan ibaret ve daha ilkokuldan itibaren insanlara tarihi ulusal çıkarlardan ibaret gösteren gözlükler takılır. Yazar, tarihin yalnızca savaşlardan ve savaşanlardan ibaret olmadığını tam tersine dünya düzeni ve barış, insanlığın gelişimi için gerçekleşen olayların ve bunlara hizmet eden insanların da tarih içerisinde var olduğunu savunur. Dolayısıyla tarih yazarken ya da öğretirken bu savaş algısından sıyrılmak gerektiğinin altını çizer. Buna karşılık savaşın tarih kitaplarından çıkarılmasının da yanlış olacağını savunur. Bir savaşı anlatmanın ondan dersler çıkarmaya hizmet etmesi gerekir ona göre. Bu konuda örneği Tolsoy’un Savaş ve Barış’ı ile verir. Bu kitap, savaşın yol açtığı faciayı anlatır, savaşa özendirmez, savaşı kahramanlık olarak ele almaz. Zweig’a göre tarih kitapları da savaşı bu şekilde ele almalıdır.

Zweig’in diğer tarihi denemesi ise “Seine Kıyılarındaki Balıkçılar” başlığını taşır. Yazar bu denemesinde ise bireyin tarih içerisinde kendi hayatını yaşadığını söyler kısaca. Ona göre bir trajedi gereksizce uzatılırsa etkisi artmaktan ziyade azalır. Bu da beraberinde duyarsızlaşmayı getirir. Nitekim denemede örnek verdiği Seine nehri kıyısındaki balıkçılar tarihin kargaşasından o kadar yorulmuştur ki XVI. Louis arkalarında idam edilirken başlarını çevirip bakmazlar bile. Bu örnek aslında trajediler karşısında artık duyarsızlaşan bütün insanlığı temsil eder. Bir trajediyi fazla yaşamak onu trajedi olmaktan çıkarır.

Zweig’in kitaptaki edebiyat konulu yedi denemesinden beşi ise çeşitli yazarlar ve şairler hakkındaki tespitlerini içerir. Bu şair ve yazalar şunlar: Balzac, Marcel Proust, Paul Verlaine, Arthur Rimbaud, Tolstoy. Balzac’ın eserlerini irdelerken onun bir bütün olarak ele alınması gerektiğini, onun bütün eserlerinin tek ve bütün bir başyapıt olduğunu söyler. Proust’un kısa bir biyografisine yer verir. Onun snop ve monden yıllarını ele alırken Kayıp Zamanın İzinde’ye giden yaratım yolunu çizer.

Verlaine ve Rimbaud’u ise hem biyografik olarak hem şairlikleri açısından ele alır. Verlaine için sert eleştiriler sıralar. Ona göre Verlaine her büyük ismin yaşadığı düşüşü yaşamış fakat büyük isimlerin yaptığı gibi oradan tekrar zirveye çıkamamış, sefil ve aşağı bir hayat yaşamıştır. Rimbaud ise Verlaine’ın şeytanıdır. Onu yoldan çıkaran çağırıyı yapar çünkü. Tolstoy ise din ve ideal düzen fikirleriyle kitapta yer alır. Tolstoy’a göre gerçek Hristiyan devletten azade yaşamak zorundadır. Çünkü yeryüzünde yaşanan bütün kavgaların sebebi devletlerdir. Mülkiyet kavramını irdeleyen Tolstoy, mülkiyetsizliği savunurken devletlerin mülkiyeti korumak için üretilmiş ve çeşitli şekillerde kutsallaştırılmış mekanizmalar olduğunu söyler. Bütün bu bilgiler denemelerde Zweig’ın yorumlamalarıyla vardır.

Kitaptaki iki denemede ise Zweig, mektup türünün geçmişi ile bugününü yorumlar ve okuma ediniminin tinsel donanım açısından işlevine değer biçer.

Özet olarak Yarının Tarihi, Zweig’in okuru yormayan bir üslupla kaleme aldığı ve tarihten edebiyata uzanan konu yelpazesiyle oluşan denemelerinden meydana getirilmiş bir seçki. Zweig, uzun öykü ve romanlarıyla bilinse de özgün tarihçiliği de dikkate değer.
168 syf.
"Kitap okuyan insanlar, dünyayı yalnızca kendi gözleriyle değil, sayısız insanların ruhsal bakışlarıyla görebilir."

Stefan Zweig öyle usta bir kalem ki, dünyanın en zor temasını ya da kişisini anlatsa , oturduğun kolktuktan kıpırdamadan ,çayını soğutma uğruna kitabını bir solukta okumak istiyorsun.
Gerek hikayeleri gerek romanları ve biyografileri ... hepsi üzerinde büyük emek ve araştırma olan eserler...
Bu kitabında da hümanizmin sözcülüğünü üstleniyor. Sınır, pasaport, ulus, ırk ayrımı yapmadan insanları ve onların tarihini anlatıyor.
Ölümsüz Usta'ya bizden selam olsun.
168 syf.
Şeksiz şüphesiz. Eğer bir kitaptaki denemeler Stefan Zweig'ın imzasını taşıyorsa mutlaka okunmalı. Hele birde yakın zamanda kaybettiğimiz Ahmet Cemal çevirisi ile size sunulmuşsa.

Kitap Zweig'ın daha çok edebiyat ağırlıklı denemelerinden oluşuyor.

Beni en çok etkileyen deneme 'Yarının Tarihçiliği' konulu Zweig'ın savaş merkezli ulusal tarih anlatılarını sorguladığı denemeydi.
Okullarda öğretilen militarist tarih anlatısını çok iyi yakalamış Zweig.

Örnegin Tolstoy'un anarşizmine odaklandığı denemesinde Tolstoy'un askerlik kurumuna yönelttiği eleştiriler bir hayli dikkat çekici.

Kitapta altı çizilecek, üzerinde durulacak, düşündürten sorgulatan bir çok cümleler var.

Zweig daha çok özdeşleştiği kişilere, yaşadığı dönemde savaş karşıtlığının, hümanizmin öncülüğünü üstlenmiş önemli şahsiyetlere dair denemeler kaleme almış.

Ahmet Cemal'in sunuş yazısından bir cümle ile özetleyecek olursak;

"Onun hümanizmi, sınırların, ulusların, ırkların üzerinde kalıyordu. Yarının Tarihive Rotterdamlı Erasmus'ta yer alan denemelerinde, Stefan Zweig, bu görüş ve inanışlarını paylaşan, yaşadıkları döneme damgasını vurmuş, insani ve toplumsal değerler açısından yakın olduğu, özdeşleştiği kişileri irdelemektedir. Ölümünden önce kaleme aldığı son denemesi `Montaigne' ve ününün doruğundayken yazdığı deneme alanındaki başyapıtı sayılan, bağnazlığın her türlüsüne karşı savaş ilanı anlamını taşıyan `Rotterdamlı Erasmus', bu kitapta yer alan son iki seçkidir. Stefan Zweig, Almanya'da Nazi egemenliğinin başladığı, özgür düşüncenin, mantığın sesinin kin ve ateşle susturulduğu bir dönemde zorbalığın karşısına düşünceyi, kitle çılgınlıklarının karşısına bireyin insan olarak kutsallığını çıkarıp savunmak istemiştir."
161 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Açıkçası bu kitabı biraz kafam dağılsın diye elime almıştım ve hemen biter diye düşünüyordum ancak, belki mizacımdan dolayı, beni öyle bir içine çekti ki elimden bırakmadığım hâlde kolay okuyamadım, içinden sıyrılamadım ve her deneme beni ayrı bir düşün dünyasına sürükledi.

On denemeden oluşan bu kitaptaki denemelerin hepsini bitirdikten sonra "İşte bu en güzeliydi." diye diye kitabın sonuna geldiğimde aralarından 'en' diyebileceğim bir tanesini seçemedim. Kaldı ki çevirmen Ahmet Cemal ön sözde "Erasmus" denemesini kapsamı ve önemi sebebiyle ayrı bir kitap olarak yayımladıklarından bahsetmiş. Kararsızlığımı on bir denemeye çıkartmadıkları için mutluyum çünkü hepsi ayrı ayrı etkileyici ve ufuk açıcıydı.

Okudukça kafamı kurcalayan kimi sorulara cevap buldum ve son deneme olan "Seine Kıyılarındaki Balıkçılar"da da insanlığın içinde bulunduğu buhranlı zamanlardaki -şu an yaşadığımız gibi- olaylara karşı hissizleşmesi üstüne çok değerli bakış açıları edindim. "Hep olan şu ki, milyonlarca ve milyonlarca çağdaşımızın çoğu asla tarihi değil, yalnızca kendi yaşamını yaşamakta."

Diğer incelemelerde de Paul Verlaine ve Arthur Rimbaud denemelerinin altı çizilmiş. Bunlara katılıyorum çünkü okurken kimi yerlerde çok sarsıldım ve her insanın kendinden bir şeyler bulabileceğine kaniyim.

Tüm denemeler üzerine ayrı ayrı sayfalar yazmak istesem de bunu bir sonraki okuyuşlarımdan sonraya ertelemem gerekiyor çünkü bunu aceleye getirmek, bu derin kitaba haksızlık olurmuş gibi geliyor.
168 syf.
·5 günde·7/10
Bu eser; Stefan Zweig'in Hümanis kişiliğinin ürünü olan Denemelerinden oluşuyor. "Tarihsel Gelişim İçinde Avrupa Düşüncesi" ve "Yarıın Tarihçiliği" adlı bölümler eserin ana fikrini oluşturuyor ve insanların barış içinde yaşabilmeleri için nasıl bir tarih bilincine sahip olması gerektiği üzerinde hümanist felsefenin güzel örneklerini görüyoruz. Ardından yine Stefan Zwieg'e göre bu akımın birer parçalarından olduğunu düşündüğü;
Honore de Balzac Marcel Proust
Paul Verlaine
Arthur Rimbaud
Lev Nikolayeviç Tolstoy
gibi yazarların hayatlarını, insalık adına, hümanist felsefe ışığı altında incelemelerini yapar...

Tolstoy bölümüne gelince; Burada Tolstoy'un "Devlet Karşıtı Öğretisi" üzerine çok güzel bilgiler vemektedir ve inceleme yapılmıştır ancak, bazı yanlış bilgiler mevcuttur. Bunlardan bazıları örneğin, Tolstoy'un mutlu bir aile hayatı oluğuna dair ancak araştırıldığında gerçeğin tam tersi olduğunu anlıyoruz. Bu basit gibi gelebilir ancak daha vahimi ise, Tosltoy'un hayatının son dönemlerinde bir arayış içinde olduğu ve toplumdan, ailesinden herkesten kaçtığını biliyoruz ve bu kısımda ne yazık ki bu eserde eksik ve yanlış yorumlanmıştır. Bu benim kişisel bir düşüncem değil, Hz. Muhammed kitabında Tosltoy kendisi bizzat ifade etmektedir bu yaşadığı bunalım sürecinden....

Sonuç itibari ile okunabilecek güzel bir eser, sadece Tolstoy kısmında bazı yorum ve fikir farklılıkları olsada okunmaya değer, güzel bilgiler veren bir eser.
İyi okumalar dilerim...
168 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Kitabı Türkçeye tercüme eden Ahmet Cemal önsözde belirtmese Zweig'in böyle bir kitap yazdığını düşünürdük. Ama öyle değil. Kitabın adını Ahmet Cemal, Zweig'in deneme yazılarının konularından esinlenerek bu şekilde koymuş.

Peki Zweig'in, 'Yarının Tarihi'nde neler var: Tarihsel Gelişimi İçinde Avrupa Düşüncesi - Yarının Tarihçiliği - Balzac Üzerine Notlar - Marcel Proust'un Trajik Yaşamı - Dünyaya Açılan Kapı Olarak Kitap - Paul Verlaine'nin Yaşamı - Arthur Rimbaud - Mektup Sanatı - Din ve Toplum açısından Bir Düşünür Olarak Tolstoy - Seine Kıyılarınaki Balıkçılar. Kısaca deneme türündeki eserleri toplanmış.

>> Tarihsel Gelişimi İçinde Avrupa Düşüncesi adlı kısımda, Avrupa'yı ayakta tutan Latincenin gücü olduğunu belirtiyor. Avrupa halklarının kendi dillerini daha yeni yeşertmeye başlamasına karşılık, Latincenin ortak payda olması sayesinde toplumlar birbirleriyle konuşmaya, mektuplaşmaya ve birbirlerini anlamaya (S.25) daha kolay sağlayabilirler diyor. Ulusçuluk ve ulus üstü yapılar arasındaki mücadele, 'Avrupa Birleşik Devletleri' adıyla 'bir üst kimlik oluşturması' gerekir diyen Zweig'in düşüncelerini okuyoruz.

>> Yarının Tarihçiliği adlı kısmında ise ahlak kavramı üzerine düşüncelerini paylaşıyor. Avrupa'da yaşarken insanların ya da devletlerin birbirlerini anlama konusunda bir adım atmak yerine, çatışma, ayrılık ve savaşların çıktığını belirtiyor. Savaşların uzatıldıkça uzatılması insanlar arasındaki ufak bir bağı da kopardığını söylüyor. Ahlaksızlığın yerine ahlakın egemen olması için savaştan kalan genç nüfusun iyi bir şekilde eğitilmesi ama bunu yaparken de tarih bilincini dışlayıcı ve ben merkezci olmadan yapılmalı ki, savaşlar değil barış kazansın diyor. Zweig, kendi çocukluğuna bir an da gidiyor. Herkes kendi tarihini yüceltip diğerlerini dışlayıp, yok sayarsa ortak bir tarih anlayışı nasıl gerçekleşebilir diyerek, ortaya konuşuyor. Bu düşüncelerini 1939 yılında savaş ortamında belirtiyor. Zweig okullarda bu yeni anlayışa göre tarih dersleri verilmesini istiyor. Savaşların yüceltilmesi yerine savaşlardan nefret edilmesi gerektiğini söylüyor.

>> Balzac Üzerine Notlar kısmında ise Balzac'ın külliyatının Almancaya çevrilmesi ve bunun 10 cilt olarak öngörülmesi üzerine düşüncelerini açıklıyor. Zweig, Balzac'ı yine kendine has üslubuyla okurlara anlatıyor. Böyle bir değerin tepeden inme bir şekilde olmadığından bahsediyor. Kısa bir anlatım var. Daha geniş anlatım için Balzac kitabına #51947146 bakılabilir.

>> Marcel Proust'un Trajik Yaşamı kısmında ise bir trajediye odaklanır. Zengin ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmek ona ekstra bir avantaj sağlamaz. Çocukken hastadır, o hastalık hayatının her anında onunla beraber olur. 'Kayıp Zamanın İzinde' adlı kapsamlı romanını yazmayı sürdürür (S.83). Taslaklar halinde yazmış, ufak kağıtlara yazmış kısaca sürekli bir şeyler yazan bir kişiden bahsediyor.

>> Dünyaya Açılan Kapı Olarak Kitap kısmında ise, bir gemi seyahati sırasında görevli İtalyanla arasında geçen konuşmayı anlatır. Daha doğrusu gözlemlerini yazar. Avrupa'da o kadar dolaştığı halde ilk defa okuma - yazma bilmeyen biriyle karşılaşmasını anlatır. Gazete alıp okuyamaz, kitap alıp okuyamaz. Bu durumu anlamdırmaya çalışır. Kitapsız bir hayatı düşünmeye çalışır ama başaramaz.

>> Paul Verlaine'nin Yaşamı adlı kısımda ise belli bir dönemdeki savruluşlarını bize anlatır. Hayatının dönüm noktası olan ve trajik sona giden yolda içki ve Arthur Rimbaud'u anlatır.

>> Arthur Rimbaud - Mektup Sanatı adlı kısımda ise Fransız yazarın sıradışı yaşamını ve genç yaşta ölümü üzerine Zweig'in 1921 yılına Rimbaud hakkında yazılmış bir kitaba yazdığı önsözü içerir.

>> Din ve Toplum açısından Bir Düşünür Olarak Tolstoy adlı kısımda ise Rusya'nın en önemli yazarlarından biri olan Turgenyev'in ölüm döşeğindeyken 'Tolstoy'a hitaben yazdığı mektuba değinerek, Tolstoy'un edebiyata ara verip dini kitaplar okumasını eleştirip, edebiyata geri dönmesini ister. İçerde ve dışarda yaşadığı çeşitli ruhsal sıkıntılarını çözmek için felsefeye merak salar ama derman bulamaz. Sonra dine sarılır ve kendini dinin içinde bulmaya çalışır. Fakirliğin kaynağının mülkiyet sorunu olduğunu söyleyerek Marks'tan daha kararlı bir şekilde bu sorunu dillendirdiğini ifade ediyor Zweig.

Zweig'in kendine has üslubuyla yazdığı denemeler, yoğun bilgi ve emek istiyor. Bunu da başarıyor. Özellikle Tolstoy, Balzac ve Proust'un trajik yaşamını anlattığı kısımlar Zweigvari bir anlatımla okuyucuyla buluşuyor. Tavsiye ederim. Zweig bu sefer hikaye, roman, biyografi değil, çeşitli konulardaki düşüncelerini bizlere edebi bir şekilde aktarıyor. Konuya ilgi duyanlara hitap ediyor.

Bu kitabı 15 - 19 Temmuz 2019 tarihleri arası okuyup, inceleme yazısı ise 21 Eylül 2019 tarihinde 1000Kitap sitesine eklenmiştir. 
168 syf.
Stefan Zweıg'in otobiyografisini okuduktan sonra eserlerine ilk fırsatta başlama kararı almıştım fakat kitaplığımda henüz başka bir Zweıg kitabı yoktu o yüzden ulaşılması en kolay yoldan e-kitap seçeneğini kullanarak Yarının Tarihi adlı denemelerden oluşan kitabını okumaya başladım . .

Döneminin büyük yazarlarının arasında ye alan Zweıg bana göre dönemin büyük ama gizli sosyologlarından biridir. Tarihle harmanlanmış toplum gözlemleri gerçekten muazzam ayrıntılar içeriyor İkinci deneme olan Yarının Tarihçiliği yazarın yaşadığı devletteki tarih öğretimine olan eleştirisini evrensel boyuta aktararak birçok gerçeğin okurun zihninde uyanmasına katkıda bulunuyor. .

Ondan sonra iki büyük Fransız şairin biyografik denemeleri arka arkaya gelir Paul Verlaine'nin zayıf kişiliğinin içki ile bütünleşmiş bir şekilde hayatının tümüne olan etkisi ve sefil yaşamındaki tüm kayıplarının okura aktarılmasının sonunda - eşinin ondan boşanması, arkadaşlarının ona yüz çevirmesi, annesinin ölümü - peşini bırakmayan içki, hayat kadınları ve onu alaya alan arkadaşlarının çemberinin sonunda ücra bir köşede bir hayat kadınının yatağında yaşamı son bulur. .

Diğer denemede Arthur Rimbaud'a değinen yazar anarşik bir yazarın kısa süren ömründeki uzun seyahat serüveni ilgi çeken tarafıdır 17 yaşında Verlaine ile tanışır Rimbaud i Paris'e gider oradan ikisi birlikte Londra'ya giderler Birgün içki masasında Verlaine Rimbaud'u silahla yaralar iki yıl hapis yatar. .

Rimbaud bir sürü ülkeyi gezdi.
Mısır’ı, Kıbrıs’ı, Zanzibar’ı, Aden’i tanıyordu; kısacası, henüz yirmi üç yaşındaki bu delikanlı her yerde yaşamıştı; Avrupa ise bir hapishane ya da pis bir su birikintisi gibi, çok dar gelmişti. Bunun üzerine adlarını ilk kez kendisinin andığı ülkelere gitmiş, Somali Zencilerinin dillerini öğrenmiş, el değmedik topraklara sahip olmuş, Kral Menelik’in savaş hazırlıklarına yardım etmişti; ama ömrü, Adovva’yı görmesine yetmemişti. Yirmi yedi yaşındayken Doğu’nun parlak kapısı sayılan, beyaz kent Marsilya’da, yumrukları sıkılı ve bir bacağı kesik olarak ölmüştü... .
168 syf.
·Beğendi·7/10
Stefan Zweig bu kitap ile iyi bir hikâyeci olmasının yanı sıra ne kadar iyi bir deneme yazarı olduğunu kanıtlamıştır benim gözümde hümanizm adına yazdıkları savaş ve barış üzerine belirttiği siyasi görüşler ve dünya ideolojilesi muhteşem ötesiydi. Tolstoy, Balzac, Arthur Rimbaud gibi yazarların da kısa biyografilerine yer vermesi de gayet hoş olmuş.
168 syf.
·9/10
Ülkemizde maalesef ki Zweig kısa novellalarıyla tanınıyor. Böyle yanlış bir algı var.

Aksine O biyografi ve denemeleriyle ün yapmış biri tüm Dünya’da.

Onun bazı deneme derlemelerini bulacaksınız bu eserinde. Zweig ve Dünyasını anlama adına okunması gereken eserlerden tabiki.
168 syf.
·7 günde·7/10
Stefan Zweig ve araştırmacılığı...

Zweig'in bu tarz deneme-inceleme eserler cidden el üstünde tutulması gereken kitaplar.Bir olayın veya bir şahsın gizli kapıları bu kadar mı açılır ve size doğru, temiz bilgi hazine gibi önünüze konur?Salt, kült ve her şeyden ziyade dosdoğru bir kitap, konu olarak bir kaç yazısı ve konferansından oluşuyor, aslında 2.Dünya Savaşı evvelindeki tahir fikirleri dünyada gelişen kutuplaşmayla Zweig'e bir üzüntü olarak yansıdığını çok iyi gözlemleyebiliyorsunuz.
Hülasa bu eser kültürlü ve insana bakış açısı kazandırmaya teşebbüs ettirebilecek bir yapıt.Tüm açık zihinlere tavsiyemdir.
Düşüncelerimiz birbirinden ne kadar farklı olursa olsun, bir konuda bugün yeryüzünün bir ucundan öteki ucuna kadar aynı görüşü paylaşıyoruz: Dünyamız anormal bir konuda ve bir ahlak bunalımı içerisinde.
Bizler daha dünyaya doğru dürüst bakmayı öğrenmeden önce, gözümüze -her ülkede ayrı renklerde olmak üzere- gözlükler takılıyordu; dünyayı daha en baştan özgür ve insanca bir bakış açısından değil yalnızca ulusal yararların bakış açısından görelim diye.
Dünyanın ufkunun genişlemesi her zaman düşünen insan için mutluluk kaynağıdır; aynı şey o dönemde de oluyor, en kalıcı görümünü Rönesans diye adlandırdığımız o güç, mutluluk ve yaşama sevinci coşkunluğu, sözcüğün tam anlamıyla bir yeniden doğuş olarak doruğuna varıyordu.
Kitap okuyan insanlar, dünyayı yalnızca kendi gözleriyle değil, sayısız insanların ruhsal bakışlarıyla görebilir. Stefan Zweig, Yarının Tarihi
Balzac’ın kendine ait bir felsefesi olmamıştır; çünkü o, (...) sınırsız yansıtabilme yeteneğiyle, kahramanlarını konuşturduğu ve düşündürdüğü anlarda hiç kuşkusuz onların savundukları görüşlerin doğruluğuna da inanmıştır.

Balzac, kavramın ortaya çıkışından çok önce (Trompe la Mort’da, forsa mahkûmunun kişiliğinde) nihilisttir, ikbal avcısı ve oportünisttir (Rastignac), özgecidir (Goriot ve daha başka sayısız kahramanı), materyalisttir (Bianchon), pozitivisttir ve felsefi anlamda düşünülebilecek daha başka her şeydir.
Stefan Zweig
Sayfa 51 - Can Yayınları
Yaşama karşı hep açlık duyan, iktidar isteği yüzünden neredeyse kafası karışmış insan, ancak yaşamın ötesinde kendine özgü dünyalar yaratarak, kendi yaratısının dünyasında mutluğu ve mutsuzluğu düşünülebilecek bütün korkunç sarsıntılarıyla yaşayarak kendi yaşamına bir anlam kazandırabilmiş, tutkularını doyurabilmiştir.
Stefan Zweig
Sayfa 50 - Can Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yarının Tarihi
Baskı tarihi:
1991
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755101927
Orijinal adı:
Die Geschichte von Morgen
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Yarının Tarihi
Yarının Tarihi
Stefan Zweig, yaşamı boyunca yapıtlarıyla hep insanı yücelten, bireyin kutsallığını ve dokunulmazlığını en büyük değer sayan bir hümanizmin öncülüğünü yaptı. Onun hümanizmi, sınırların, ulusların, ırkların üzerinde kalıyordu. "Yarının Tarihi ve Rotterdamlı Erasmus"ta yer alan denemelerinde, Stefan Zweig, bu görüş ve inanışlarını paylaşan, yaşadıkları döneme damgasını vurmuş, insani ve toplumsal değerler açısından yakın olduğu, özdeşleştiği kişileri irdelemektedir. Ölümünden önce kaleme aldığı son denemesi "Montaigne" ve ününün doruğundayken yazdığı deneme alanındaki başyapıtı sayılan, bağnazlığın her türlüsüne karşı savaş ilanı anlamı taşıyan "Rotterdamlı Erasmus", bu kitapta yer alan son iki seçkidir. Stefan Zweig, Almanya'da Nazi egemenliğinin başladığı, özgür düşüncenin, mantığın sesinin kin ve ateşle susturulduğu bir dönemde zorbalığın karşısına düşünceyi, kitle çılgınlıklarının karşısına bireyin insan olarak kutsallığını çıkarıp savunmak istemiştir.
 

Kitabı okuyanlar 179 okur

  • Şeref ışık
  • Taha E. İnceoğlu
  • Cengiz Emik
  • Ceren Girgin
  • Yunus Dikenlitarla
  • X
  • Elif nazlı karaca
  • Murat K
  • Münzevi Zade
  • Fatma Tokgöz

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.2 (22)
9
%27.2 (22)
8
%27.2 (22)
7
%8.6 (7)
6
%4.9 (4)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%1.2 (1)
1
%1.2 (1)