Adı:
Yaşam ve Yazgı
Alt başlık:
3 Cilt Takım
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
1200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750714115
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Жизнь и судьба
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Grossman'ın eseri, toprak altında yatanların sesi, baskı rejimlerinin yaşama ve özgürlüğe asla galip gelemeyeceğinin ölümsüz bir belgesi olmaya devam ediyor.

Sovyet Rusya'nın büyük yazarlarından ve tarihin en önemli savaş muhabirlerinden Vasili Grossman (1905-1964), başyapıtı Yaşam ve Yazgı'yı 1950'lerde kaleme aldı.

Ustası Tolstoy'un dev eseri Savaş ve Barış gibi, büyük bir muharebenin, İkinci Dünya Savaşı'ndaki Stalingrad Savunması'nın etrafında şekillenen bir dönem romanı olan Yaşam ve Yazgı, her şeye rağmen direnen insanların kaderini anlatmakla kalmıyor, Stalin Rusyası'nda yaşananları gerçekçi bir dille gözler önüne seriyordu.

Stalin'in ölümünden sonra yaşanan yumuşama döneminde kitabın yayımlanabileceğini düşünen Grossman, yanılıyordu. Yetkililer yazarı değil ama kitabı mahkûm etti. KGB müsveddelerine, hatta daktilo şeritlerine bile el koydu. Politbüro'dan Mihail Suslov'un deyişiyle, "Kitabın yayımlanabilmesi için en az 300 yıl geçmesi gerekiyordu." Grossman, umutsuzluk ve hayal kırıklığı içinde, 1964'te öldü.

Ancak Yaşam ve Yazgı'nın yazgısı, yazarından farklı oldu. Kitabın iki kopyası daha vardı ve gizlice ülke dışına çıkarıldı; 80'lerden sonra Batı'da basıldığında, özellikle Fransa, İngiltere ve ABD'de büyük yankı uyandırarak zamanla bir milyonun üzerinde okura ulaştı.

Eleştirmenlerin "XX. yüzyılı Savaş ve Barış'ı" olarak tanımladığı Yaşam ve Yazgı, nihayet Türkçede. Okuma kolaylığı açısından üç cilde bölünmüş, özel kutusu içinde ve birinci baskıya özel fiyatla.
1200 syf.
Grossman’ın şaheseri geldi aklıma. Durduk yerde değildi elbette. Onunla ilgili bir belgeseli yeni izledim. Aslında sosyal medyada başlayan bir aşk novella-uzun hikayesi yazarken oldu her şey. Tıkanmıştım, bari kafamı açayım biraz demiştim ve bitmez tükenmek bilmez Sovyet ve Atatürk dönemi incelemelerime dönmüştüm tekrar. Çok çekmiş edebiyatçılar siyasilerden. En çok Sovyetlerde, ama bizde de az değil, mesela Nazım Usta ve Atatürk. Olay, KGB’nin başı Şelepin’in Kuruşçev’e yazdığı mektupla başlıyordu. Diyordu ki mektup, Grossman Jizn i Sudba-Yaşam ve Yazgı, diye bir roman yazmış. Roman ne Stalingrad ve II.Dünya Savaşını anlatıyor ne de Faşistleri adam gibi eleştiriyor. Derdi sanki Sovyet sistemini eleştirmek. Aynen böyle yazılmış bir mektup. Tüm politbüro elemanları da okumuş mektubu. Oysa bu dev roman o anlatmıyor denilen şeyleri öylesine çarpıcı anlatıyor ki, okuyunca siz de hak vereceksiniz eminim. Ama Sovyetlerdeki hayatı da anlatıyordu. Hem de hiçbir art niyetle değil, yaşadıklarını, gördüklerini ve elbette bunların onda bıraktığı duyguları aktarıyordu yazar kurgusunda.

Ve karar veriliyor. Nasıl duydularsa basılmamış romanı (jurnalciliğin boyutuna bakın), tüm kopyalarıyla beraber ele geçirilip KGB arşivinde hapsine. Allahtan olacakları bilen yazar almış tedbirini. Kurşun kalemle iki kopya daha yapmış fazladan. Süreçte Grossman ve yetkililer arasında yazışmalar da oluyor, görüşmeler de. Ve o ünlü sözünü söylüyor yakınlarına Grossman, Ya ponyal, şto ya umer- Anladım ki ben öldüm. Ve 14 şubat 1961’de roman tutuklanıyor. Nasıl ama, özgürlüğünü sadece insanlar kaybetmiyor di mi? Bu yeni bir şey değildi aslında. 1926 yılında da, değerli okur kardeşlerim hatırlar, Bulgakov’un Sobaçe Sertse-Köpek Kalbi novellası var ya hani, işte o tutuklanmıştı. Bir dört yıl sonra da iade edilmişti. Ne acı değil mi, kitaptan çok sansürü konuşuyoruz. Çünkü biliyoruz ki, savaş biter, sansürcü zihinniyet hep vardır ama.

Grossman ta I.Dünya Savaşı yıllarında girmiş halkın sıkıntılarının içine. Yasnaya Polyana'ya da düşmüş yolu. Çatıları yeşil, duvarları beyaz ahşap eve. Tolstoy’un yaşadığı, öldüğü yer olduğunu anlamışsınızdır. Öyle bir hale gelmiş ki savaşta oralar bile, insanın içi burkuluyor öğrenince. Sofiya Andreevna (Tolstoy’un torunu) ile bir vedalaşma sahnesi vardı ki, önce alnından sonra elini öpmüş Grossman’nın, ağlamış Grossman, ben de Nazım’ı, onun parçalanmış hayatını düşündüm. Ve Pasternak geçti bir yerlerinde. Onun da anasını ağlatmış siyasiler. Kitapsızlar.

Ah, sevgili okurlar, ne alakası var diyeceksiniz ama, tutamam parmaklarımın yazmasını, uzun hikayemde yazmışım, paylaşmazsam anlamazsınız neden buralara savrulduğumu, <<<<<aşk yarım kalmazsa niye romanı yazılıp, filmi çekilsin ki, diye düşündüm. Dr. Jivago'da hem Yuriy hem Lara hem de Tonya filmin kaybedenleridir, diye düşündüm. Aslında tüm kahramanlar kaybeder. Sırf bu nedenle Lara'ya sarkıntılık eden, annesinin metresi olan itici herifin ölümüne de sevinemez okur, diye bir de. Çarpıcı, iç parçalayıcı müziğiyle film, ne kadar sevsem de, kitabından fersah fersah geridedir, diye düşündüm.>>>>> Ben kitapları daha çok sevdim hep. Öyle de öleceğim. <<<<<‎"Mutlu aşk yoktur" Aragon'un çarpıcı mısrası olsa da tespit yeni değildir. Nasıl yeni olabilir ki? Cinselliğe üremenin dışa vurumu dense de, sanatın, sanatsal yaratıcılığın altın anahtarı onun içindedir. Aşkla, cinselliğin arasındaki mesafe azaldıkça, aşk sanki bir yanılgı adeta bir misnomer gibi algılanmaya başlıyor. İşte o zaman -geçmiş ola, sanat ve sanatsal yaratıcılığın çok önemli bir ilham kaynağını daha kaybedeceğiz.- Çok değil, bir süredir tanrı sevgisinin kaybıyla beraber bir ilham kaynağını (İlahi ve dünyevi aşkı birbirinden ayırana aşk olsun) zaten ölüme uğurlamıştık. Yeni ilham kaynakları elbette yaratılacak ama ben aşkı yeğlerim. Bir de ölümü. >>>>>

Böyle oldu işte. Grossman’ı izlerken. Aklımda Yaşam ve Yazgı, vardı. Şimdi kitaptan bahsetmenin zamanı dedim. "Şimdi onlara kahraman diyorlar, elbette bu doğruydu. Ama o zamanlar ne siviller ne de askerler kendilerini kahraman görmemişlerdi ve bundan dolayı bizim hikayemizde baş kahraman bulamazsınız. Çünkü hepsi baştı hepsi kahramandı," diye başlıyordu. Bir cephede bir cephe gerisindeki sivil hayatta devam ediyordu roman. Bir yandan savaşın zorlukları diğer yandan sivil hayatın savaşta yaşanılan zorlukları. Bu yetmiyormuş gibi kocaman devlet mekanizmasının hayatlar üstünde kurduğu iğrenç baskı. Sovyet insanının yaşadığı dramı anlamadan insanlığın geçtiği aşamalar asla bilinmiş olamaz. Romanda bir yer var. Tolstoy'un Savaş ve Barış'ına gönderme yaptığı. Napolyon'la savaş olduğu zaman Tolstoy'un daha henüz doğmadığını aktarıyordu bir konuşma esnasında. Kurmaca yazmak böyle bir şeydi işte. Şaşırmıştım. Oysa ben Tolstoy'u yazdığı savaşta bulundu diye düşünmüştüm hep. Tıpkı bu romandaki bir subay gibi. O da, Grossman da öyle sanıyormuş. Aslında yıllar tutmuyordu elbette. Ama o kadar inandırıcıydı ki romanın gerçekliği, öyle sanmışız.

Bir savaş muhabirinin peşine düşüyoruz romanda. Hemingway'i hatırlarsanız şaşırmayın.

Bir sahne vardı kitapta. Ananın (Lyudmila) evladını savaşa uğurladığı. Tonya, dedi ana, evladının son bir veda için yanına geldiği istasyonda. İkisi de cesaret yüklüydü ikisi de hüzün. “Tanrı seni korusun yavrum. Korkma sakın. Düşmandan korkma. Ölümden korkma. Ben seninleyim,” ve ağzından öptü evladını. Çaresizliğin nasıl baş edilmesi güç bir duygu olduğunu çok güzel vermiş Grossman. Çünkü anlıyorsunuz ki, ananın uğurlarken sarf ettiği sözler sadece dilinde ve ananın oğlunu yolcu ettiğini o an öldüğünü hissediyorsunuz. Tolik o, Anatoly ve Tonya, anası, onların ardına düşüyoruz bir ara romanda. Cephe gerisini onun ailesinin içinde yaşıyoruz. Çatışma yok, ama daha beter.

Snaypırlarla ilgili bir bölüm vardı. Kendi kayıplarında kederlenen askerler karşı kayıplarda zevkten delirmiş gibi gülüyorlardı. Savaşın ne menem bir şey olduğunu unutmuşlar gibi. Kadınlar en çok konuşulanı cephelerin. Terk eden, bırakıp giden kadınlar. Ölüm onca yakınken, bir de o. Ve öyle büyük bir bürokratik canavar var ki sivillerin uğraştığı, yeminle savaş daha kolay diye düşündüm.

Ve savaşta kadınlar var. Cehennem de aşk hiç olmaz mı allasen, nerede ölüm orada aşk. Galina, karım demişti ki bana bir gün, ben kurmacaları okurken ardında hep bir müzik olur. Tıpkı filmlerde olduğu gibi, siz de kendi müziğinizi duyun, bilin ki müzik ve kurmaca ayrılmaz bir bütündür. Pust budet, kak budet- Nasıl olacaksa olsun, leitmotif imidir acaba bu romanın? Belki de ölümdü.


Sonra bir de baktım ki #24112436 bu işi çoktan halletmiş. Çok etkileyici, çok güzel aktarmış Mehmet Temiz dostum romanı. Evet biraz uzun ama, inanın okuduğunuza değer bir şaheser bu.

https://www.youtube.com/watch?v=9yJd-ynm33Y bu kumlu animasyon çok hüzünlüydü. İzlemeyenlere.
1176 syf.
·29 günde·Beğendi·8/10
27/ Ağustos / Pazartesi _2018

Bu sabah uyandım ve dedim ki kendime
Kalk ve yaz ...

SPOILER :)

Insanı sabahın sekizinde kalkıp "inceleme " yazmaya iten "güdü" nedir diye düşündüm ...

"Zaman içerisinde okuduğu kitaplarla bütünleşmek , seçtiği yazarlara olan saygısı ve gün geçtikçe büyüyen sevgisi olmalı " ..

Bu bir
VASİLİ SEMYONOVIÇ GROSSMAN hikayesidir ..
Saygı_sıdır..
Sevgi_sidir. .
Asķıdır ....

Kimileri benim için çok ayrı yerlerde

"kalbimin raflarına dizdigim kitapların yazarları"
MALAPARTE gibi PASTERNAK gibi ..TOLSTOY gibi :)
Yeni yeni alıştığım SOLJENİTSİN gibi ..

Yaşam ve yazgı ..bir kez okunması yetmeyen kitaplarımdan, yıllar geçtikçe tekrar tekrar okunması gerekenlerden benim için ..

Uzun bir anlatı 1200 sayfa civarında .. nasıl başlar nasıl biter diye hiç korkmadığım bir mecra ... SAVAŞ..
üstelik II .dünya savaşı ve Rus cephesi :)) Ballı kaymak yani .. bu kitabı "yiyin " :)

Zaman zaman lokmalar boğazınıza dizilecek tabii "SAVAŞ " bu öyle kolay yenilir yutulur bir şey değil ..fakat ruhunuzu doyurmak istiyorsanız .. Yaşam sofrasından "tok" kalkmak istiyorsanız ..bu kitapları öğütün ,hazmedin bedeninizde. ..

"Bir anneyle ömür boyu hesaplaşma ve vicdan azabı " bulacaksınız yaşam ve yazgının kalbinde ..
Bu duygunun peşine düseceksiniz ..
Çok ağır bir yük yükleyecek omuzlarınıza ..
Katliamlar ,insan üstü bir görev bilinci ,hayatta kalma mücadelesi okuyacaksınız sayfalar boyunca ..

Özünde kimyager eğitimi almış bir adamın savaşta neye dönüştüğüne tanıklık edeceksiniz ..

Grosman. .
O bir savaş muhabiriydi ..
Aynı zamanda Stalingrat kahramanlarından biriydi ..

"Almanlar şöyle soruyordu ..

"Bize yeniden saldırıyorlar ,ölümsüz olabilir mi bunlar ?"

__Evet gerçekten de ölümsüzdük ve çok azımız hayatta kalabildi
Görevimizi yerine getirdik ..hepimiz ..

Bu sözler ve makaleler GROSSMAN ın ellerinden gazetelere aktarılıyor ,Sovyet hakkı için büyük önem taşıyordu. .

"Grossman ve Ehrenburg un yazılarıyla dolu gazeteler elimizde paramparça olana kadar okurduk" diyen bir okuyucu kitlesi
"benzer bir gazetecilik örneği yok "
Diyerek ödüllendiriyordu onları

Fakat herzamanki gibi KOBA öyle düşünmüyordu ..

Büyük adam STALIN. . Vasilinin de adının altını kırmızı kalemiyle çizecek ve öykü şöyle devam edecekti ...

Çornaya Kniga (kara kitap) _ Stalin kozmopolitine başlattığı kampanya nedeniyle imha edildi ..

Narod Bessmerten (ölümsüz halk ) _Roman
Stalin ödülüne aday gösterildi ama Stalin tarafından veto edildi ..

Za Pravoye Delo (Hakkı bir dava uğruna 1951)
Önce övüldü sonra kınandı

Treblinka cehennemi (1944) adlı makalesi Nürnberg mahkemelerinde belge olarak kullanıldı. ..

Yaşam ve yazgı (1960) romanı reddedildi ..devlet güvenlik organları romanı mahkum ederek ilgili herşeye el koydu ...

Sovyet toplumunu "yaşam ve yazgı " dan daha ağır eleştiren "Her Şey Geçip Gider" i tamamladı ...

Yaşamının son on yılını

Eserlerinin hemen hemen hiç birinin yayınlandığını göremeden gecirdi ..

1964 yılında Moskovada umutsuzluk içinde öldü. ..


"Yaşam ve Yazgı " rejim muhalifleri tarafindan ülke dışına çıkarıldı

1980 de ısviçrede eksikleri de olsa basıldı ..

Yetmiş yıl sonra yüz binlerce okunan eleştirmenlerce yirminci yüzyılın "Savaş ve Barış "ı olarak nitelendirildi ...

Şimdi karar sizin ...
Yaşam ve yazgı okunmalı mı ?

Dip not ..
Ben bu kış bir kez daha okuyacağım ..
Saygıyla ..
1200 syf.
·16 günde·Beğendi·10/10
İkinci Dünya Savaşını, özellikle de Stalingrad muharebelerini yakından izleyip, devamında Sovyet ordusunun Berlin'e olan yolculuğunda da hep savaşı, en yakından takip eden bir gazeteci olan Vasili Grossman'ın baş eseri. Dünya tarihinde belkide mahkumiyetine karar verilen tek eser olma özelliğini taşıyan muhteşem bir kitap.

Kitabın yazımı tamamlandıktan sonra,1960 yılında basılmak istense de, KGB tarafından aslı ve diğer kopyaları imha edilmiş. Fakat yazarın,sadece kendisinin bildiği iki arkadaşına birbirinden habersiz olarak saklamak için verdiği iki adet kopya ancak 1980 yılında yurt dışına çıkarılabilmiş ve ilk olarak İsviçre de basılması sağlanmıştır. Yani bu muhteşem kitap yazıldıktan ancak 20 yıl sonra, başka bir deyişle de, yazarının 1964 yılında sefalet ve baskı altında ölümünden tam 16 yıl sonra okuyucuya ulaşabilmiştir.

Kitabın konusu,yazarın gazeteci kimliğiyle yaşadığı,takip ettiği, başta Stalingrad muharebeleri olmak üzere, o dönemde yaşanan tüm olayların bir ailenin fertleri ve etrafındaki insanlar baz alınarak kurgulanıp anlatılmasıdır. Ağırlıklı olarak Stalingrad'daki Rus cephesi ve Rusya'nın savaştan uzakta bulunan kısımlarındaki acımasız yaşam koşulları ön plana çıkarılmakla beraber Stalingrad'daki Alman cephesinde,Almanya toplama kamplarında,yine Almanya'daki tutsak kamplarında, Stalin döneminin Rus hapishanelerinde,Sibirya kamplarında yaşanan olaylar da Sapoşnikov ailesi ve etrafındakilerle özdeşleştirilerek bir roman havasında okuyucuya sunulmaktadır.

Yazar gerçek hayatında, annesini, eşinin istememesi sonucunda Ukrayna'dan Moskova'ya getirememiş. İşgale uğrayan Ukrayna topraklarında kalan annesi Almanlar tarafından katledilmiştir. Grossman ömrünün sonuna kadar bu sebeple büyük acı çekmiş, bu durumu kitabının bir çok sayfasına yansıtarak dile getirmiş, zaten Yaşam ve Yazgı'yıda annesine adamıştır.

Vasili Grosmsman, o dönemde yaşanılan bütün bu olayları bize anlatırken, Hitler'inde, Stalin'inde aslında birbirlerinden çok büyük farklarının olmadığını, her ikisinin de insana düşman olduğunu bize göstermek istiyor. Başka bir deyişle adı ister Faşizm, ister komünizm, isterse bilmemneizm olsun, her zaman demokrasinin ve hukukun olmadığı, diktatörlükte denilen tek adam rejimlerinde insanın yok edildiğini , başka yaratıkların ortaya çıktığını ve çıkacağını, hep acı çekileceğini vurguluyor.

Kitapta o kadar fazla dramlar anlatılıyorki hepsinin de yaşanmış olduğu duygusu insanı gerçekten çok üzüyor. Hele birinci kitabın 207 - 213 sayfaları arasında anlatılan, bir annenin savaşta ölen oğlunun mezarı başındaki ruh halini yansıtan bölüm beni çok etkileyen kısımlardan biri oldu. Müthiş bir gerçeklikle yansıtılan bu kısmı okurken, her gün haber kanallarından işitiğimiz şehitlerimizin annelerinin halini düşünerek inanın bana darmadağın oldum. Onlar da çocuklarının mezarına gittiklerinde aynı duyguyu defalarca yaşıyorlar diye düşündüm hep.

Kitap hakkında anlatacak o kadar fazla şey var ama burada ancak bir yere kadar anlatabiliyorsunuz. Daha fazlası için mutlak kitabı okumak gerekiyor. Kitabın 1200 sayfa olması hiç kimsenin gözünü korkutmasın.İnanın bana elinize aldığınızda bırakamıyorsunuz.

Ben, Dünya Edebiyat Tarihinin en önemli eserlerinden biri olarak kabul ettiğim bu başyapıtın, mutlaka herkes tarafından okunmasının gerektiği düşüncesini taşıyorum ve okunmasını da şiddetle tavsiye ediyorum.
1200 syf.
·Beğendi·9/10
Öncelikle bu seriye ulaşmamı sağlayan Murat Ç’ye teşekkürü borç bilirim. Sayesinde büyük bir başyapıt sahibi oldum.
Kitap Alman-Rus Savaşı’nı ve o zamanki insanların yaşam koşullarını anlatıyor. Yazarın kurduğu cümleler, basit cümleler değildi. Hatta bazı cümlelerini iki üç defa okumak zorunda kaldım anlamak için. Öyle cümleler ki savaşın bütün yokluğu, çaresizliği, acımasızlığı hissediyorsun. Hatta insanların bu koşullarda nasıl hayatta kalabildiklerine şaşırıyorsun.
Yaşayabilmek için; patates kabuğu, çürümüş lahana yaprakları yiyen, her çeşit otla beslenen; su bulamayan, "bulaşık suyu" diye adlandırdıkları çorbaları içen, su olmadığı için yıkanamayan ve bitlenen ve gününün bir bölümünü kıyafetlerindeki bitleri öldürmeye ayıran insanlar okudum..
Sevdikleri, gözleri önünde yanan/ idam edilen insanların perişanlıklarını; acıyla yırttıkları gömleklerin seslerini duydum..
Suçsuz insanların katlandıkları işkenceleri okudum. Yalaka insanların, para için kendini satan insanların yüksek mevkilere çıktıklarını okudum. İnsanların ikiyüzlülüklerine şahit oldum..
Bu kitaba ulaşmak için çok çaba göstermiştim ve bu çabama değdini gördüm. Okunulmasını tavsiye ederim.
1200 syf.
·Beğendi·10/10
Vasili Grossman, deyim yerindeyse “hem camiden, hem kiliseden kovulmuş” biri. Hatta onu barındıracak bir havra bile yok çünkü içindeki kıbleyi de içindeki köleyi de yok etmiş, özgür biri. Her özgür kişi gibi de tarihin belli bir anında susmayı ve kendi içine dönmeyi denese de zihni ve kalbi susmamış, dudakları da konuşacak günün gelmesini umutsuzca beklemiştir.
Nazilere karşı Stalingrad’daki destansı direnişte silahıyla, kalemiyle çok güçlü rol almış biri o. Nazilerin eline düşmesi durumunda başına neler geleceği muhakkak. Fakat Grossman, sırtını güce ve gücün sağladığı konfora yaslayıp vicdanını susturabilen biri değil. Sovyet yönetiminin de yanlışlarını, suça varan tutumlarını, 1930’ların başındaki zorunlu kollektifleştirme esnasında köylülere karşı acımasız savaşı, bu esnada susan, başını önüne eğen Sovyet aydınlarını, kaymak tabaka demek olan Nomenklatura’nın işçilerin ürettiği artı değerden kendileri için nasıl bir konfor ürettiklerini, beş yıllık kalkınma planları için kendi postundan üç post çıkaramadığı, varlığını partiye teslim edemediği için devrime karşı olmakla suçlanıp uyduruk mahkemelerde süründürülen, toplama kamplarına gönderilen onbinlerce insana yapılan zulmü de eleştiriyor.
Yaşam ve Yazgı adlı üç ciltlik eseri Nasyonal Sosyalizmin ve Sovyet Komünizminin açmazlarını gözler önüne seriyor. Cephede işlerin ne kadar vasıfsız komutanlarla yürüdüğünü, savaşta insan canına kıymet verilmediğini, Sovyetlerin Nazilerle yaptığı saldırmazlık antlaşmasını ve Polonya’nın işgali ile Estonya, Letonya, Finlandiya işgallerini eleştiriyor Grossman.
Stalin hayattayken elbette ki kitabını yayımlamayı düşünmemiş, düşünmesi akla zarar. Stalin sonrası, özellikle Kruşçev’in XX.SBKP kongresinde Stalin döneminde yapılan bütün kötü işleri bir bir saymasıyla kısmi bir normalleşmenin yaşandığını düşünüp arkadaşlarının olumsuz telkinlerine rağmen eserini yayımlatmaya çalışmış. Eseri NKVD tarafından karbon kopyalarına ve eserin yazıldığı daktiloya değin tutuklanmış. Üzerine “ancak 300 yıl sonra yayımlanabilir” notu düşülmüş. NKVD, Grossman’ın eserinin iki kopyasını yapıp ayrı ayrı ve biribirinden habersiz iki arkadaşına vereceğiniyse gözden kaçırmıştır. İyi ki gözden kaçırmış ve eser yazılışından 30 yıl sonra Rusya dışında yayımlanma imkanı bulmuş. Fakat eser yayımlandığında Grossman acılar ve umutsuzluk içinde öleli çok olmuştur. Grossman, giderken de Sovyetler dahil bütün totlaliter rejimlerin tabutuna esaslı bir çivi çakıp gitmiştir.
Grossman ölmüş müdür peki? Kimbilir? Etrafta kalbi henüz atan, bir omurilikten ibaret olup doğanın kendisine bahsettiği beyni ve yüreği kullanamayan, özgür olmaktan nefret eden bir sürü köle varken Grossman’ın artık kalbi atmadığı için öldüğünü kim söyleyebilir? Üstelik Yaşam ve Yazgı adlı dev bir eserle tottaliter rejimlerin tabutuna esaslı bir çivi çakmışken…
1200 syf.
Kitabın yazımı tamamlandıktan sonra,1960 yılında basılmak istense de, KGB tarafından aslı ve diğer kopyaları imha edilmiş. Fakat yazarın,sadece kendisinin bildiği iki arkadaşına birbirinden habersiz olarak saklamak için verdiği iki adet kopya ancak 1980 yılında yurt dışına çıkarılabilmiş ve ilk olarak İsviçre de basılması sağlanmıştır. Yani bu muhteşem kitap yazıldıktan ancak 20 yıl sonra, başka bir deyişle de, yazarının 1964 yılında sefalet ve baskı altında ölümünden tam 16 yıl sonra okuyucuya ulaşabilmiştir. Yazar gerçek hayatında, annesini, eşinin istememesi sonucunda Ukrayna'dan Moskova'ya getirememiş. İşgale uğrayan Ukrayna topraklarında kalan annesi Almanlar tarafından katledilmiştir. Grossman ömrünün sonuna kadar bu sebeple büyük acı çekmiş, bu durumu kitabının bir çok sayfasına yansıtarak dile getirmiş, zaten Yaşam ve Yazgı'yıda annesine adamıştır.
1200 syf.
·Beğendi·10/10
Kitabı okumadan önce kitap hakkında internette biraz araştırma yaptığınızda, Dünya edebiyat çevrelerinde yazarın 20. Yüzyılın Tolstoy’u, kitabın da 20. Yüzyılın Savaş ve Barışı olarak anılması, arka kapağındaki politbüro yetkilisinin “kitabın yayınlanabilmesi için en az 300 yıl gerekiyor” açıklaması, yazarın ölümünden ve kitabın yazıldıktan yaklaşık 30 yıl sonra ancak yayınlanabilmesi gibi bilgilere ulaşıyorsunuz.
Okurun, kitabı kavrayabilmesine kolaylık olması açısından Sovyet döneminin Bolşevik Devriminden II.Dünya Savaşı sonuna kadar tarihini biraz araştırmaları ve ayrıca II.Dünya Savaşının kaderini değiştiren Stalingrad Savaşı hakkında biraz bilgi edinmeleri yararlarına olacaktır.
Elbette okurda uyandırılan bu kadar meraktan sonra “acaba kitapta ne var ?” sorusunun cevabını aramaya başlıyorsunuz.
Temelde konusu”şu”yada "şu" diyemiyorsunuz. İkinci Dünya Savaşı, Alman Faşizmi, Stalingrad Kuşatması, Yahudi katliamı, Kominist Rejimin bürokratik hantal yapısı, Troçkist avı, bir anlamda Sovyet Faşizmi, kısaca bu hengamenin içerisindeki insan hikayeleri.
Kitapta iç içe geçmiş bir dolu hikaye bir arada geçiyor. Tıpkı Savaş ve Barışta olduğu gibi. Alman cephesinden savaşın gidişatı, Führerin geri dönülmez inatçı kararlarının, emri uygulayanlar üzerindeki psikolojik baskısını, Karşı cephede yine Stalin baskısının etkilerini, Ukrayna’daki Yahudi avının yine insanlardaki psikolojik derinliğini, Moskova’daki gerek bürokratik yapının insanlarda oluşturduğu ruhsal işkenceyi, ve gerekse Moskova’daki Stalin baskısının insanlar üzerindeki sonuçlarını, En iyi Stalinci benim yarışına girmiş yalaka takımını, Troçkist paranoyasını yazar öylesine gerçekçi anlatmış ki hikayeler akıp gidiyor.
Yazar yeri geliyor gaz odasına giden bir kadının son anına kadar yaşadıklarını yazıya döküyor. (Bu arada yazarın annesi gerçek hayatta böyle bir yöntemle ölmüş), yeri geliyor bilim kurulunda deha niteliğindeki bir Yahudi bir Troçkist’in her an tutuklanma paranoyasında bilim yapmaya çalıştığını da anlatıyor.
Savaşın getirdiği yıkım, açlığın en dip noktasındaki insanların yaşama mücadelesi, Sovyet kışının getirdiği ağır iklim koşullarının insanın iradesinde oluşturduğu ruhsal zayıflıklar en yalın halde anlatılıyor..
Olayların en derinine kadar okuru kendine bağlayan yazar, her yaşanılan ağır bir hikayenin sonucunda, çıkarmış olduğu felsefik dersleri, en çarpıcı cümlelerle edebiyat severe sunması “baldıran zehrini balla karıştırıp yedirmek” gibi oluyor.
“Dilsizlerin böğürtüleri ve körlerin konuşmaları, korku, umut ve acıyla birleşen insanların yoğun karışımı, aynı dili konuşan insanların birbirini anlamaması, birbirinden nefret etmesi yirminci yüzyılın felaketlerinden birini acıklı bir biçimde ortaya koyuyordu.”
Yazar gerçek hayatında Stalingrad savaşında ve Berlin’e kadar savaşın içinde er olarak görev yapması ve savaşın gidişini makalelerle gazeteye aktarması romanın temellerini oluşturmuştur.
Son bir not ; Tolstoy doğmadan önce yapılan Napolyon Savaşını “Savaş ve Barış” adlı şaheserinde çok gerçekçi bir dille kaleme almış, Grossman ise bizzat içinde bulunduğu savaşın gerçekliğini yazmıştır.
“Goethe'nin dili, gece vakti küçük Rus istasyonlarında kulağa korkunç geliyordu, ama Alman muhafızlara hizmet eden insanların anadillerinde yani Rusça konuşmaları daha da iç karartıcı geliyordu.”
1200 syf.
·14 günde·7/10
ilk kitabı bitirebildim henüz ancak devam edebilir miyim bilemiyorum...belki de zamanı gelmemiştir henüz. şu an için çok karmaşık ve dili ağır geldi..
''Hepimiz acı çekiyoruz. Herkes aynı acıyı çeker, ama herkes kendince çeker.''
Vasili Grossman
Sayfa 214 - Can yayınları - Temmuz-2013 Birinci kitap
Kar değildi bu, zamanın ta kendisiydi, yumuşacık ve bembeyaz yatıyor, bir kentin kanlı savaş alanının üzerine yığılıyordu, şimdiki zaman geçmiş zaman oluyordu ve ağır ağır yağan karın yumuşak parıltısında gelecek diye bir şey yoktu.

3. Kitap
Vasili Grossman
Sayfa 181 - Can Yayınları
Katya, “Anneciğim, ben yoksul Azra kabilesindenim, âşık olunca sessizce ölürüz biz...” dedi.

1.Kitap
Vasili Grossman
Sayfa 334 - Can Yayınları
Nasyonel Sosyalizm tarafından yaratılmış yeni bir siyasi mahkum tipi ortaya çıkmıştı: Suç işlememiş suçlular.
Mahkumların çoğu arkadaşlarıyla konuşurken Hitler rejimi hakkındaki eleştrilerini dile getirdikleri, politik içerikli fıkra anlattıkları için kampa düşmüşlerdi.
Vasili Grossman
Sayfa 34 - Can yayınları - Temmuz-2013 Birinci kitap
"Zaman,insanların ortaya çıktığı, hareket ettiği, iz bırakmadan yok olduğu saydam bir ortamdır. "
Vasili Grossman
Sayfa 76 - Can yayınları / Birinci cilt
İnsanlar ihtiyatsızca ağızlarından çıkan bir kaç cesur söz yüzünden ne korkunç bedel ödüyorlardı !
Vasili Grossman
Sayfa 395 - Can yayınları - Temmuz-2013 Birinci kitap

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yaşam ve Yazgı
Alt başlık:
3 Cilt Takım
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
1200
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750714115
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Жизнь и судьба
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Grossman'ın eseri, toprak altında yatanların sesi, baskı rejimlerinin yaşama ve özgürlüğe asla galip gelemeyeceğinin ölümsüz bir belgesi olmaya devam ediyor.

Sovyet Rusya'nın büyük yazarlarından ve tarihin en önemli savaş muhabirlerinden Vasili Grossman (1905-1964), başyapıtı Yaşam ve Yazgı'yı 1950'lerde kaleme aldı.

Ustası Tolstoy'un dev eseri Savaş ve Barış gibi, büyük bir muharebenin, İkinci Dünya Savaşı'ndaki Stalingrad Savunması'nın etrafında şekillenen bir dönem romanı olan Yaşam ve Yazgı, her şeye rağmen direnen insanların kaderini anlatmakla kalmıyor, Stalin Rusyası'nda yaşananları gerçekçi bir dille gözler önüne seriyordu.

Stalin'in ölümünden sonra yaşanan yumuşama döneminde kitabın yayımlanabileceğini düşünen Grossman, yanılıyordu. Yetkililer yazarı değil ama kitabı mahkûm etti. KGB müsveddelerine, hatta daktilo şeritlerine bile el koydu. Politbüro'dan Mihail Suslov'un deyişiyle, "Kitabın yayımlanabilmesi için en az 300 yıl geçmesi gerekiyordu." Grossman, umutsuzluk ve hayal kırıklığı içinde, 1964'te öldü.

Ancak Yaşam ve Yazgı'nın yazgısı, yazarından farklı oldu. Kitabın iki kopyası daha vardı ve gizlice ülke dışına çıkarıldı; 80'lerden sonra Batı'da basıldığında, özellikle Fransa, İngiltere ve ABD'de büyük yankı uyandırarak zamanla bir milyonun üzerinde okura ulaştı.

Eleştirmenlerin "XX. yüzyılı Savaş ve Barış'ı" olarak tanımladığı Yaşam ve Yazgı, nihayet Türkçede. Okuma kolaylığı açısından üç cilde bölünmüş, özel kutusu içinde ve birinci baskıya özel fiyatla.

Kitabı okuyanlar 39 okur

  • Özge Simay Akça
  • Neşe Krkyn
  • Zarife GÜLTEKİN
  • Ozi cevik
  • Okumadefteri
  • Savcı Yukay
  • Arya
  • Taha Erkol
  • Emel Çeçen
  • Mustafa Talha Güneş

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%45.5 (10)
9
%27.3 (6)
8
%18.2 (4)
7
%4.5 (1)
6
%4.5 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0