Yaşamımdan Acı Dilimler

·
Okunma
·
Beğeni
·
76
Gösterim
Adı:
Yaşamımdan Acı Dilimler
Baskı tarihi:
1979
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
---
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
May Yayınları
Harun Karadeniz'in en son kaleme aldığı yazıları, sağlık raporlarını, mahkeme kararlarını ve Karadeniz İçin yazılanları İçeren bu kitap, eşi Hülya Karadeniz tarafından derlenerek, basıma hazırlanmıştır.

İdris Küçükömer'in önsözüyle
Kitapta uğur mumcu , azra erhat , vedat günyol, altan öymen, hasan pulur , oktay akbal ,h.basri akgiray... harun karadeniz hakkındaki yazıları mevcut
“Ben yoksul bir halk çocuğum. Burada bize ülkemizin çıkarlarına hizmeti öğretmiyorlar, varlıklıların nasıl daha rahat yaşamasını sağlayacağımı gösteriyorlar. İlk kez o zaman ayıldım…” sözleri Harun Karadeniz’in düzeni sorgulamaya iten, sadece sorgulamakla kalmayıp direnme, çözüm üretme sürecinin başlangıç noktasıdır. Öncelikle sürekli okuyarak, eksik bulduğu alanlardaki bilgi eksikliğini gidermeye çalışır. Bir yandan da toplumun sorunlarını öğrenci derneklerinde tartışır. Toplumdaki eşitsizliklere, adaletsizliklere, halkın sömürülmesine kayıtsız kalamaz. 68 gençlik kuşağının yer aldığı mücadelede yer alır. Öğrenci birliğinin lideri olur. Singer grevi, zeytinyağı skandalı, 6. Filo’nun protestosu, özel okulların devletleştirilmesi, NATO’ya hayır yürüyüşlerine ön saflarında yer alır. İşçi ve köylülerin mücadelelerinde yanlarında olur. Amerikan emperyalizmine direnir. 12 Mart 1971 darbesi döneminde tutuklanır.

Yaşamımdan Acı Dilimler’in ilk bölümünde Harun Karadeniz, tutuklanması, gözaltı süresince ve duruşmalarındaki izlenimlerini yalın, içten ve yer yer her şeye rağmen kaybetmediği mizah duygusuyla anlatıyor.

İlk sayfa ilk satırdan itibaren -“Elimde bir nar çiçeği Bağdat Caddesinde yürüyorum.”- Harun Karadeniz’in yaşamına karışıyorsunuz.

Anlattıkları 12 Mart döneminde yaşanan insanlık dışı uygulamalara tanıklık etmektedir. Bazı günler 27-28 kişinin sağlıksız, pis koşullardaki küçük odalarda günlerce gözaltında tutulur, tabutluk dedikleri odadan gelen işkence seslerini tarif edecek söz bulamaz, işkence görmüş insanların yüz ifadelerini acıya katlanışlarını anlatamaz. İnsanın üstün bir varlık olduğuna şartlar ne olursa olsun tükenmediğini ara sıra gülebildiğini düşünür. Yargılandığı davaların duruşmalarında savcının iddianamesindeki suçlamaların tutarsızlığını, çelişkileri, mantıksızlığını liselerde okutulan Mantık kitabından alıntılar yaparak ortaya koyar. Doğru olmayan önermelere dayanarak çeşitli vargılara varıldığını ispatlar mantık biliminde buna safsata dendiğini iddianamenin de safsataname olduğunu söyler. Bu şekilde iki dava süreci daha yaşar. Harun Karadeniz bu arada kanser hastalığına yakalanmıştır ve defalarca sunduğu hastalık raporlarına rağmen hapishane doktoru sağlam olduğunu yönünde karar verir. Adli müşavire gidip hastalık raporlarını sunan eşine “Hastalığından bize ne, daha iyi ya, biz ölmesini istiyoruz zaten.” yanıtı verilmiştir. Beraat edip dışarı çıktığında da pasaport vermezler, yurt dışına tedavi için çıkamaz ancak 18 ay sonra gazetelerde pasaport verilmediğine dair haberler çıkınca pasaportunu alabilir. Tedavide geç kalınmıştır, kolu kesilir, 1975’te de yaşama veda eder.

“Yaşadığım sürece beni ilgilendiren tek şey, yapabileceğimi yapmaktır.” diyen Harun Karadeniz ömrünün kalan son dört haftasında 12 Mart döneminde yaşadıklarını teybe kaydeder eşi yazıya döker. Bu yazılar Cumhuriyet gazetesinde yayınlanır. Kitabın ilk bölümü bu yazılar oluşturuyor. İkinci bölümünde ise Uğur Mumcu, Oktay Akbal, Ali Sirmen, Vedat Günyol, Altan Öymen ve diğer yazarların Harun Karadeniz’in ölümünün ardından yazdıkları yazılar var.

Ömrünün sonuna kadar emperyalizme karşı onurlu mücadelesini sürdüren Harun Karadeniz’i saygıyla anıyorum.

"cesur bir kez,
korkak bin kez ölür".
Önemli olan,
insanın böyle bir toplumda
"mezar taşı" gibi
suskunluk simgesi
olmamasıdır."

Uğur Mumcu

1967-1968 İstanbul Teknik Üniversitesi yıllığında yer alan yazısından:

“Meslek bilgimizi kullanarak lüks binalar inşa edeceğiz, fakat bu binalarda kimlerin yatıp kalktığını sormayacağız. Mühendis olarak silahlar yapacağız, fakat bu silahlar küçük ücretlerine zam isteyen işçi kardeşlerimize çevrildiği zaman ses çıkarmayacağız.

Bugünün öğrencileri yarının meslek adamları olarak ülkemizin bütün sorunları ile ilgilenmek zorundayız. Öğrenciliği bitirip meslek hayatına atılacak olan biz mühendisler için iki yol vardır. Bu yollardan biri, kim için ve ne için üretim yaptığını düşünmeksizin egemen sınıfların yararına üretim yapmaktır. Kısaca neden ve niçinini düşünmeksizin bir miktar karşılığında üretim yapmak yani robotlaşmak.

İkinci yol ise kim için ve ne için çalıştığını bilerek emekçi halkın yararına üretim yapma olanaklarını aramaktır. Bir başka deyişle, ikinci yol küçük bir azınlığın yararına robotlaşmak değil, büyük çoğunluğun, yani toplumun yararına çalışarak insanlaşmak yoludur.”
"Eee, anlat bakalım, nasıl solcu oldun?" dediler. Ben pek sorguya benzetemedim bunu ve:
"Anlamadım, ne demek yani?"
"Neden solcu oldun, nasıl oldun, anlat bakalım"
"Böyle beş dakkalık bir iş değil ki bu. Yani biz durup dururken solcu olmadık ki. Yani bir gün aklımıza esti, hadi solcu olalım filan deyip solcu olmadık. Bu çok uzun bir süreç işi. Uzun uzun onu mu anlatayım yani?"
"Evet onu istiyoruz."
"Bir özet yapmaya çalışayım bakalım" dedim.
Evet, ben o anda biraz gerilere kadar gittim. Doğru biz eskiden sağcıydık, daha doğrusu solun ne demek olduğunu bilmiyorduk ve sola karşı kurulmuştuk. Bilmediğimiz sola karşı okullarda bizi iyice doldurmuşlardı.
Harun Karadeniz
Sayfa 74 - May Yayınları
Kanserdik. Ölüm, hergün bir sinsi yılan gibi, dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurt dışına gitseydik kurtulurduk belki. Birbuçuk yaşındaki kızlarımızı, öksüz bırakmazdık Önce, kolumuzu, omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da, okuz iki yaşında, bırakıp gittik bu dünya’yı ecelsiz.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi…
Harun Karadeniz
Sayfa 148 - May Yayınları
Bu arada Faruk bir süre duraksadı, nasıl davranacağını bilemedi. Olan olmuştu. Bir açıklama yapmak gerekiyordu. Faruk bir anda kararını verdi. Eski coşkusuyla “Anlatayım komutanım dedi. Şair Eşref derler birisi vardır, bilirsiniz. Şair Eşref’ten bahsediyordum arkadaşlara. Bu şair Devr-i İstibdatı da görmüş, Devr-i Hürriyeti de görmüş. Bu iki devir arasındaki farkı da şöyle güzel vecizeyle ifade etmiş, işte ben onu anlatıyordum arkadaşlara” dedi. Ve:
“Aynen şöyle söylüyor Şair Eşref” diye ekledi.
“Devr-i istibdatta söz söylemek memnu idi. Tutarlarsa ağlatırlardı ananı
Şimdi devir değişti.
Devr-i Hürriyetteyiz artık
Kaideler de değişti
Önce konuştururlar adamı
Sonra ağlatırlar ananı…”
Bunu der demez, her yan gülme ve kahkaha sesleriyle doluverdi. Hepimiz gülmek için kendimizi bir tarafa attık. Hapishane komutanı pek renk vermedi. Soğukkanlılıkla “Peki, şimdiki durumunu nasıl buluyorsunuz ?” diye bir soruyla durumu kurtarmaya yöneldi.
Faruğun cevabı kısa ve kesindi. “Devr-i Hürriyetteyiz komutanım. Konuşmam. Sonra, sonra anam ağlıyabilir.
Harun Karadeniz
Sayfa 64 - May Yayınları
Eskiden iyi kötü bir suç adı uydurup tutukluyorlardı. Şimdi ise suç adı bile söylemeden otuz üç gün gözaltında tutuyorlardı. İster misin suç adı söylemeden bir de tutuklasınlar bu hasta halimle beni? Olur mu olurdu. Zaten Ankara'ya geldiğim günlerden beri her gün bir başka inanılmaz olaya tanık oluyordum. Kafama iyice koydum mahkemede ne yapıp yapıp suçumu öğrenecektim.
Harun Karadeniz
Sayfa 90 - May Yayınları
“Nen var?”
“Kolumda kanser var ve sağlık kurulu yurt içinde tedavisi mümkün değil, diye rapor verdi” dedim.
Doktor şöyle kızgın kızgın baktı ve yandaki ere dönerek:
“Yaz sağlam!” dedi. Ben, iyice şaşırmıştım.
“Siz beni muayene bile etmediniz, sağlık kurulu beni bir hafta inceledi ve hasta, üstelik önemli hasta diye rapor verdi.” dedim.
Doktor bir an duraklayıp bizi dinleyen ere çıkıştı:
“Yazsana sağlam diye.” Ben tekrar sordum:
“Ben, sağlam mıyım şimdi?” doktor duraklamadan ve sert bir sesle cevap verdi:
“Evet, sağlamsın.”
Acı acı güldüm ve acıdım doktara.
O günlerde radyo, Kanser Haftası dolayısıyla sık sık, “Kanserden korkma, geç kalmaktan kork” diye anons yapıyordu.
Harun Karadeniz
Sayfa 78 - May Yayınları
Kapıda duran görevli, herkese önce hangi okuldan olduğunu sonra da suçunun ne olduğunu soruyordu. Bugün gibi hatırlıyorum. Yedinci kişiye aynı soruyu sordu:
“Sen hangi okuldansın?” Tanımadığımız bu genç cevap verdi:
“Ben okuldan değilim?”
“Okulu mu bıraktın? Yoksa seni okuldan attılar mı?”
Yirmibeş yaşlarındaki esmer delikanlı ezile büzüle cevap verdi:
“Benim okumam yazmam yok.”
“Okuman yazman yok da burada ne işin var?”
Görevli bu sözleri biraz da kızgın bir ses tonuyla söylemişti.
Odada ağır bir sessizlik oldu. Görevli kırdığı potu kavrar gibi oldu, başka soru filan aradı bulamadı ve dönüp gitti.
Okuman yazman yok da burda ne işin var?” sorusunu öyle bir ses tonuyla sormuştu ki, sanki cümlenin sonu şöyleydi: “…Okuman yazman yoksa sen yanlış gelmişsin. Biz, okur yazarları topluyoruz.”
Görevli kapıdan kaybolur olmaz odayı bir gülmedir aldı. Ne zaman bu olayı hatırlasam: “12 mart dönemini en iyi anlatan olay” derim içimden.
Harun Karadeniz
Sayfa 23 - May Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yaşamımdan Acı Dilimler
Baskı tarihi:
1979
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
---
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
May Yayınları
Harun Karadeniz'in en son kaleme aldığı yazıları, sağlık raporlarını, mahkeme kararlarını ve Karadeniz İçin yazılanları İçeren bu kitap, eşi Hülya Karadeniz tarafından derlenerek, basıma hazırlanmıştır.

İdris Küçükömer'in önsözüyle
Kitapta uğur mumcu , azra erhat , vedat günyol, altan öymen, hasan pulur , oktay akbal ,h.basri akgiray... harun karadeniz hakkındaki yazıları mevcut

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • mısra

Kitap istatistikleri