Yaşamımdan Acı Dilimler

0,0/10  (0 Oy) · 
1 okunma  · 
1 beğeni  · 
34 gösterim
Harun Karadeniz'in en son kaleme aldığı yazıları, sağlık raporlarını, mahkeme kararlarını ve Karadeniz İçin yazılanları İçeren bu kitap, eşi Hülya Karadeniz tarafından derlenerek, basıma hazırlanmıştır.

İdris Küçükömer'in önsözüyle
Kitapta uğur mumcu , azra erhat , vedat günyol, altan öymen, hasan pulur , oktay akbal ,h.basri akgiray... harun karadeniz hakkındaki yazıları mevcut
mısra 
07 Mar 01:17 · Kitabı okudu · 10 günde

“Ben yoksul bir halk çocuğum. Burada bize ülkemizin çıkarlarına hizmeti öğretmiyorlar, varlıklıların nasıl daha rahat yaşamasını sağlayacağımı gösteriyorlar. İlk kez o zaman ayıldım…” sözleri Harun Karadeniz’in düzeni sorgulamaya iten, sadece sorgulamakla kalmayıp direnme, çözüm üretme sürecinin başlangıç noktasıdır. Öncelikle sürekli okuyarak, eksik bulduğu alanlardaki bilgi eksikliğini gidermeye çalışır. Bir yandan da toplumun sorunlarını öğrenci derneklerinde tartışır. Toplumdaki eşitsizliklere, adaletsizliklere, halkın sömürülmesine kayıtsız kalamaz. 68 gençlik kuşağının yer aldığı mücadelede yer alır. Öğrenci birliğinin lideri olur. Singer grevi, zeytinyağı skandalı, 6. Filo’nun protestosu, özel okulların devletleştirilmesi, NATO’ya hayır yürüyüşlerine ön saflarında yer alır. İşçi ve köylülerin mücadelelerinde yanlarında olur. Amerikan emperyalizmine direnir. 12 Mart 1971 darbesi döneminde tutuklanır.

Yaşamımdan Acı Dilimler’in ilk bölümünde Harun Karadeniz, tutuklanması, gözaltı süresince ve duruşmalarındaki izlenimlerini yalın, içten ve yer yer her şeye rağmen kaybetmediği mizah duygusuyla anlatıyor.

İlk sayfa ilk satırdan itibaren -“Elimde bir nar çiçeği Bağdat Caddesinde yürüyorum.”- Harun Karadeniz’in yaşamına karışıyorsunuz.

Anlattıkları 12 Mart döneminde yaşanan insanlık dışı uygulamalara tanıklık etmektedir. Bazı günler 27-28 kişinin sağlıksız, pis koşullardaki küçük odalarda günlerce gözaltında tutulur, tabutluk dedikleri odadan gelen işkence seslerini tarif edecek söz bulamaz, işkence görmüş insanların yüz ifadelerini acıya katlanışlarını anlatamaz. İnsanın üstün bir varlık olduğuna şartlar ne olursa olsun tükenmediğini ara sıra gülebildiğini düşünür. Yargılandığı davaların duruşmalarında savcının iddianamesindeki suçlamaların tutarsızlığını, çelişkileri, mantıksızlığını liselerde okutulan Mantık kitabından alıntılar yaparak ortaya koyar. Doğru olmayan önermelere dayanarak çeşitli vargılara varıldığını ispatlar mantık biliminde buna safsata dendiğini iddianamenin de safsataname olduğunu söyler. Bu şekilde iki dava süreci daha yaşar. Harun Karadeniz bu arada kanser hastalığına yakalanmıştır ve defalarca sunduğu hastalık raporlarına rağmen hapishane doktoru sağlam olduğunu yönünde karar verir. Adli müşavire gidip hastalık raporlarını sunan eşine “Hastalığından bize ne, daha iyi ya, biz ölmesini istiyoruz zaten.” yanıtı verilmiştir. Beraat edip dışarı çıktığında da pasaport vermezler, yurt dışına tedavi için çıkamaz ancak 18 ay sonra gazetelerde pasaport verilmediğine dair haberler çıkınca pasaportunu alabilir. Tedavide geç kalınmıştır, kolu kesilir, 1975’te de yaşama veda eder.

“Yaşadığım sürece beni ilgilendiren tek şey, yapabileceğimi yapmaktır.” diyen Harun Karadeniz ömrünün kalan son dört haftasında 12 Mart döneminde yaşadıklarını teybe kaydeder eşi yazıya döker. Bu yazılar Cumhuriyet gazetesinde yayınlanır. Kitabın ilk bölümü bu yazılar oluşturuyor. İkinci bölümünde ise Uğur Mumcu, Oktay Akbal, Ali Sirmen, Vedat Günyol, Altan Öymen ve diğer yazarların Harun Karadeniz’in ölümünün ardından yazdıkları yazılar var.

Ömrünün sonuna kadar emperyalizme karşı onurlu mücadelesini sürdüren Harun Karadeniz’i saygıyla anıyorum.

"cesur bir kez,
korkak bin kez ölür".
Önemli olan,
insanın böyle bir toplumda
"mezar taşı" gibi
suskunluk simgesi
olmamasıdır."

Uğur Mumcu

1967-1968 İstanbul Teknik Üniversitesi yıllığında yer alan yazısından:

“Meslek bilgimizi kullanarak lüks binalar inşa edeceğiz, fakat bu binalarda kimlerin yatıp kalktığını sormayacağız. Mühendis olarak silahlar yapacağız, fakat bu silahlar küçük ücretlerine zam isteyen işçi kardeşlerimize çevrildiği zaman ses çıkarmayacağız.

Bugünün öğrencileri yarının meslek adamları olarak ülkemizin bütün sorunları ile ilgilenmek zorundayız. Öğrenciliği bitirip meslek hayatına atılacak olan biz mühendisler için iki yol vardır. Bu yollardan biri, kim için ve ne için üretim yaptığını düşünmeksizin egemen sınıfların yararına üretim yapmaktır. Kısaca neden ve niçinini düşünmeksizin bir miktar karşılığında üretim yapmak yani robotlaşmak.

İkinci yol ise kim için ve ne için çalıştığını bilerek emekçi halkın yararına üretim yapma olanaklarını aramaktır. Bir başka deyişle, ikinci yol küçük bir azınlığın yararına robotlaşmak değil, büyük çoğunluğun, yani toplumun yararına çalışarak insanlaşmak yoludur.”