Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz

·
Okunma
·
Beğeni
·
18061
Gösterim
Adı:
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz
Baskı tarihi:
1980
Sayfa sayısı:
440
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Özal Basımevi
Baskılar:
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz
343 syf.
Spoiler İçermektedir
Aziz Nesinle tanışmama vesile olan ve en beğendiğim kitabı Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz roman olarak basılmadan önce radyo oyunu olarak yazılmıştır,sonra senaryo olarak en sonda şu an elimizde tuttuğumuz roman olarak basılmıştır.
Kemal Sunal’ın unutulmaz tiplemelerinden Şaban gibi düşünün Yaşar’ı o kadar saf ve iyiniyetli ki hiç bir şey sorgulamayan her şeye inanan saflığından yer yer kendimizi tutamayıp sinirlendiğimiz var mı böyle bir şey diye düşünüyoruz.Evet Eğlence-Mizah tarzında yazılmış bir roman bazı yerlerde gülmekten yıkıldığımız anlarda oldu ;ama bildiğimiz gülmelerden değil hani ağlanacak halimize güleriz ya aynı onun gibi bir şey.Konu olarak başkahramanımız olan Yaşar’ın çocukluk yaşlarından beri almaya uğraştıkları nüfus kağıdını bir türlü alamazlar çünkü Yaşar Çanakkale’de şehit düşmüş olarak görünmektedir ama aslında şehit olan Yaşar değil babasıdır.Nüfus memurları ; “Bize ne,kağıtlarda böyle yazıyor bizden daha mı iyi bileceksin.” diyerek başlarından gönderirler.Yaşar nüfus kağıdı olmadığı için okula gidemez,askere gidemez,işe giremez ama babasının vergisi için yaşıyor görünür.Yani Yaşar gerektiğinde yaşıyor gerekmediğinde yaşamıyor.Yaşar’ın kendini bildi bileli sevdiği kızın haberi olmadan o kadar güzel seviyor ki işte gerçek sevmek böyle olur diyorsunuz.İş,Okul,Askerliğin olmağı gibi sevdiğine de parasızlıktan dolayı kavuşamaz.Yaşar artık dayanamaz bir gün ağzından çıkanı kulağının duymayacağı şekilde ağzına ne gelirse hükümete sayar söver ve bunun sonunda da hapsi boylar.Karakaplı Nizami bey isminde biriyle tanışır onun gibi olmaya çalışır ve çark döner Nizami Bey olarak hapisten çıkar.Hayat bize hep dersler çıkarmaktadır ama önemli olan dersleri farkedebilmektir.
Dipnot : Bu eserinin yazılmasında yazarın soyadı öyküsüde etkili olmuş o da şöyledir ;
1934 yılında soyadı kanunu çıktı. Herkes kendisine soyadını kendisi seçtiği için, insanların bütün gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı. Dünyanın en cimrileri ‘Eli açık’, dünyanın en korkakları ‘Yürekli’, dünyanın en tembelleri ‘Çalışkan’ gibi soyadları aldılar. Her türlü yağmada hep sona kaldığım için, güzel soyadı yağmasında da sona kaldım. Bana, ortada böbürlenebileceğim bir soyadı kalmadığından, kendime ‘Nesin’ soyadını aldım. Herkes ‘Nesin’ diye çağırdıkça ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim.
Eh hayat ! Kimlere neler oluyor neler görüyor
Yalan kim saf kalabilmiş ki
Yaşar da saf kalabilsin...
Keyifli Okumalar Dilerim
343 syf.
·2 günde
Efendim, Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz kitabında nüfus kayıtlarında ölmüş göründüğü için bir türlü nüfus cüzdanı çıkaramayan Yaşar'ın başından geçen dramatik olayları mizahi diliyle anlatmış Aziz Nesin.

Aslında askere çağrılan kadınları, ismindeki harf yanlış yazıldığı için garip bir isimle dolaşanları görmüş duymuşuzdur ama Yaşar'ınki bir başka. Bahtsız Yaşar okula gidecek, kimliği yok yaşamıyor. Askere gidecek bir şekilde yaşıyor. Evlenecek yaşamıyor, aileden kalan borçlar var yaşıyor, daha neler neler...

Hepimiz bir şekilde saçma bir bürokratik işlemle karşı karşıya kalmışızdır bu ülkede. Bir de sürekli uğraşmak zorunda kalan engelliler ve aileleri var. Aziz Nesin gibi tatlı anlatamasam da ben de size hikâyemi anlatayım. Toplaşın bakayım şöyle yamacıma. Çaylar hazır mı?

Prematüre üçüzlerden biri olan oğluşumun beyninde hasar olduğunu ve bundan dolayı felçli olduğunu beş aylıkken öğrendim. Bunun tam tedavisi yok sadece fizik tedavi ile bir miktar iyileşme sağlanabiliyormuş araştırıp öğrendik. Dediler ki fizik tedavi çok uzun,  yıllarca sürebilir. Ücretli yaptırmak kolay değil. Devlet haftada 45 er dakikalık iki seans veriyor. Ayda 8 seans. Amanın ne kadar çok! yaşasın dedik. Peki bunun için ne yapmalı; önce bir üniversite hastanesinden engelli raporu çıkartmak gerekiyor. Randevu alıyorsun, kurula giriyorsun, raporun çıkıyor. Eh bir kaç ay bekliyorsun tabi. Bebek ya bir de mucize olacak şıp diye iyileşecek o yüzden rapor bir veya şansın varsa iki yıllık çıkıyor. Bir kaç sene sonra süresiz verdiler, bundan umut yok diye onu da belirteyim.

Ee sağlık raporunu aldın sonra RAM (Rehberlik Araştırma Merkezi) diye Milli Eğitime bağlı bir kurumdan da rapor çıkartman gerekiyor. Öyle yoğunlar ki, dünyayı kurtarıyorlar onun için bir kaç ay sonrasına oradan da randevu alıyorsun. 5 dakikalık değerlendirmeden bir kaç hafta sonra da sana rehabilitasyon merkezinden fizik tedavi veya bireysel eğitim alabilir diye bir yıllık raporunu veriyorlar. Onların raporları hep bir yıllık, o yüzden her yıl aynı prosedürü tekrarlıyorsun.

Artık bulursan iyi çocuk fizyoterapisti olan bir rehabilitasyon merkezine çocuğunu götürmeye başlayabilirsin. Çok şükür dedin şöyle bir gevşedin di mi, altı ay sonra fizyoterapist kurum değiştirir ya sen de peşine gidersin yakınsa ya da sil baştan yeni fizyoterapistle tedaviye devam...

Çocuk büyüdü, algısı da açıldı çok ama çok şükür. Okula gitmesi gerek. Ne olacak şimdi ona göre okul var mı, tabiki yok. Bir tane yeni açıldı özel bir vakfın. Okulun ücreti her bir yerinizi uçuklatır.

Devletin okullarında özel eğitim alt sınıfı varmış. Çeşitli engelli çocuklar eğitim alıyormuş. Normal bir sınıfta 40 kişinin içinde düzgün bir eğitim alması mümkün değil, zaten uygun da değil birebir ilgilenilmesi gerek. Uygun okul bulunur, çocuğumuz özel eğitim sınıfına başlar. Ama o da ne, özel eğitim sınıfına mesleği öğretmenlik bile olmayan ücretli öğretmen!leri veriyorlar ve her yıl değişiyor. Her yıl çocuğun neler yapabildiğini anlatıyorsun ve sil baştan başlıyorsun. Şansın varsa karşına iyi niyetli biri çıkar yoksa yandın.

İlkokul bitince ortaokulların özel eğitim sınıfına devam ediliyor. Devlet yönetmelikte çocuğa bir yıl sınıf tekrarı hakkı vermiş, kullanmak istiyorsun bazı sebeplerden. Gelgelelim müdür karşı çıkıyor, devletin sana verdiği hakkı parayla  satmaya kalkıyor. Köprüyü geçene kadar ayıya dayı...

RAM raporunun bitiş süresi yaklaşmış, 45 gün önceden randevu alıyorsun ama raporun bitiş tarihinden 25 gün sonrasına randevu veriyorlar.  Neymiş efendim artık fizyoterapist de değerlendirecekmiş bir tane varmış. O ay rapor bittiği için çocuk tedaviye gidemiyor. Nihayet randevu tarihin geliyor, yine 5 dakika değerlendirme. Fizyoterapist soruyor:
Yürüyor mu?  Cık.
Emekliyor mu? Cık.
Desteksiz oturabiliyor mu?  Cık.
Bitti...

Daha neler neler var da kalsın fazla canınızı sıkmayayım canlar... Ne de olsa ben bir Aziz Nesin değilim, mizahi dilimle ağlanacak halimize güldüremiyorum.

Şu Kara Kaplı Nizami Bey'i bulsam benim de işimi kolaylaştırır mı?

Okuyunuz ve uyanınız efendim...
Saygılar...
343 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Şimdi şöyle ki, Aziz Nesin adını duyunca aklıma ilk gelen eserdir Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz. Kendisinin bende yeri ayrıdır, en sevdiğimdir, en güldüğümdür, çocukluğumdur Yaşar... (Etkinliğin tatlısı canım dostum Tuco Herrera/Duvar/ sana gelsin favori kitabımın incelemesi :D)

Daha lise bire gidiyorken, edebiyat öğretmenimizin okumamızı önerdiği ilk kitaptı Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz. "Bu kitapla anlayacaksınız memleketin halini" demişti öğretmenimiz. Doğru da demişti, okuyunca anladım... Bir devlet gerçeği, bürokrasi ayıbı ve hatta Türkiye ayıbıdır Yaşar'ın yaşadıkları.

1897'de doğan babasından bir yıl önce, 1896'da doğmuştur Yaşar nüfus kayıtlarına göre. Ve 1935'te Çanakkale'de şehit düşmüştür. Bu kayıtları, devlet okuluna gitmek için nüfus kağıdı çıkarma sırasında henüz 12 yaşında öğrenir Yaşar. Ve işte her şey o gün başlar ya da başlamaz mı deseydim :D

Askere alınırken, "sen bu devlete hizmet et" derler Yaşar'a. Sevinir o da, çünkü askere gitmek yaşadığının kanıtı değil de nedir! Gider askere Yaşar, ama bu sefer de terhis olamaz çünkü zaten 1935'te şehit olmuştur! Zar zor eve döner askerden, sonra karşısına yığınla borç çıkar. Yaşamadığı için terhis olamaz ama borç ödenecek olunca yaşayası tutar Yaşar'ın. Miras alacakken yaşamaz ama tımarhaneye kapatılırken yaşıyorsun derler Yaşar'a. Hastaneye kapatırken yaşatırlar, taburcu edecekken öldün derler; vergi ödetirler, hapse atarlar, hırpalarlar. Bunlar hep yaşadığının kanıtıdır oysa Yaşar'ın. Ona ödenecekken şehit düşürür, ondan alacakken kanlı canlı yaşatırlar Yaşar'ı. İronidir, belki absürttür ama olanların hepsi Türkiye gerçeğidir.

Hapishane günlerinde anlattıklarına kahkahalarla güleriz Yaşar'ın. E zaten biz hep ağlanacak halimize güleriz... Bozuk da olsa bir düzeni vardır bu memleketin, uyanık olanlar ayak uydurur düzene. Böylece dişlilerden birkaçı kırık da olsa döner çark. Yaşar da bakar ki böyle olmuyor, o da ayak uydurur bu bozuk düzene. Açar gözünü ve başlar yaşamadığı günlerin hesabını sormaya!

Önce bir radyo oyunu, sonra bir senaryo ve ardından roman olur Yaşar. Filmi de harikadır, Halit Akçatepe can verir Yaşar'a 1975'te. O aslında tam da hayallerimdeki Yaşar gibidir. 4 kez okuduğum ve 5.sini de okuyacağım tek kitaptır, ben nereye gidersem benimle gelir Yaşar. Aziz Nesin etkinliğinin bence en güzel yanıdır, haftasonu film tekrar izlenecektir :)

Her okuyuşta farklı bir olaya kafayı taktırır, güldürür, hayret ettirir Aziz Nesin. Büyüktür, efsanedir, bu bozuk düzeni ince cümlelerle anlatan nadir insanlardandır. Etkinlik bitmeden, okumayanlara tavsiyemdir. Okuyanlar bir daha, okumayanlar ilk seferini okumaya başlasın. Biz okudukça da Yaşar yaşasın :)
343 syf.
·Beğendi·9/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

- SİVRİSİNEK BASKINI VE AZİZ BABA -

Şu dakikalarda (04:35) pearl harbor baskınından bir kesit yaşanmakta ..beni bir amerikan detroyeri ya da cüsseme orantılıyarak uçak gemisi , sağımda solumda uçuşan öldürdükçe bir ıslıkla 5 6 minion arkadaşını daha bu muharebeye çeken sivrisinekleri ise KAMİKAZEler olarak düşünün ...YILDIM! yanımda okumak için getirdiğim diğer kitapta, bu amansız saldırılardan kelli huzursuzluğun kodeksini bana alttan alttan yazdıran, bol baharatla harmanlanıp kötü içyağıyla hazırlanmış, ısırık alır almaz ağzımdaki buzlu yağ partiküllerini , boya badana yapılacak binaya monte edilen iskele misali damağıma monte edip kucaklayan içi dikenli telle dolu bir kokorece dönüştü.. .. hani bazen kokoreç üstüne soğuk koladan bir yudum çözersiniz sonrasında damakta bir tabaka yoktan KÜT DİYE VAROLUR.. büyükşehir fen işleri gelir , dozer girer , diliniz darbeli matkap olur.. yok!! gitmek bilmez dinmek bilmez bir cinnet .. sanki dişçiye gitmişsiniz de dişleri çekmişler kuyruk yağıyla ağzınızın kalıbını alıyorlar ( HAHAHAHA NASIL NEŞE KAÇTI DİMİ ?!?! BENİM UYKUM KAÇMIŞ SİZİN NEŞENİZ UMRUM OLUR MU ?!?!) Neyse efenim ...işte bu güzel duyguların arifesinde baktım olacak gibi değil , başlayayım yazayım dedim..

Öncelikle yazar şudur, yazar budur şöle bir dili vardır falan diyecek halimiz yok .. Bilmeyenler bir zahmet gitsin gözü kapalı alsın üzerinde Aziz Nesin yazan herhangi bir kitabını ..Bu romanı da '78 de yanılmıyorsam, eğer yanlış kalmadıysa aklımda ödül alan bir romanı .. daha öncede sinemaya uyarlanmış ..Hatta ilkin Yaşar karakteri için Kemal Sunal düşünülmüş ama o zaman Kemal Sunal , Ertem Eğilmez' den izni koparamamış..Aziz Nesin ' in tüm söyleşi, anı ve köşe yazılarını ,hayat hikayesini okuduğum için gayet iyi biliyorum ki bu kitabından telif hakkı alamamıştır..buna da çok sinirlidir Aziz baba ..Ona pinti falan derler .. halbuki alakası yoktur ..bu kadar çok üretip karşılığını bu denli az alan pek azı vardır yazarlar arasında..

Genel olarak kahramanlar castine bakacak olursak..

Kitaba şöyle bir göz gezdirdiğimizde aslında Aziz Nesin ' in tüm romanlarında olan demirbaş tayfanın bu romanda da boy gösterdiğini görüyoruz .. saf ama sonradan şeytanı rulette pul diye masaya sürecek masum bir köylü , kendini öte dünyaya vermiş az sahtekar pek bahtiyar bir imam , kendi de ömrünün bir kısmını cezaevlerinde geçirdiği için bol bol mahpus ve çeşit çeşit suçlu, birde zevce .. eee onsuz olmaz =) askeri , polisi HÖKÜMETİ saymıyorum bile =)

Konuya gelirsek.. Yaşar kardeşimizin ilkokula yazılma süreciyle başlıyor cinnet maratonu .. nüfus müdürlüğünde kendisine yaşamadığını ,Çanakkale Savaşında şehit düştüğünü söylüyorlar.. sonrasında devlet dairelerinde yaşanan bürokrasi cinnetleri .. oraya git ordan Kumkuma hanımı gör.. ondan 2 adet dünya kupası kap ..onu Gıyas beye götür yalnız odaya girerken beynini dışarda bırak .. ne derse evet de...oraya bırakacağın saç örneği sonuçlarını öğlen tatiline mütakip Kazulet hanıma teslim et falan derken bizimkinin sıtkı sıyrılıyor.. bu tabi romanın başlangıcı ..Aziz Nesin muhteşem bir gözlemci olduğu için sistemdeki gedikleri taşlamasını ve hicvetmesini çok iyi bilmiş ..Rüşvet , yolsuzluk, vicdansızlık , adam kayırma ,devlet dairelerindeki kokuşmuşluk .. tüm bu saydıklarımdan roman boyunca tadımlık dozda alacaksınız bünyeye... işin asıl ilginç yanı , kaba bir hesapla bu yazılanların üzerinden 40 sene geçmiş olmasına rağmen, romanda anlatılan pek çok olumsuzluğun HALEN daha devam ettiğini romanı okurken kendinize itiraf etmek durumunda kalacak, Aziz babaya da şapka çıkaracaksınız ..
343 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Aziz Nesin okumak ne kadar keyifliymiş be!
Aziz Nesin'in kitaplarındaki dili; çok sade, akıcı bir anlatımı var. Kitabında anlattığı olay yıllar önce yaşanmış olsa da, yurdum insanından enstantaneler sunan; komik, ironik, düşündürücü, yerel şiveleri barındıran, zevkle okunan bir romandı.
Aziz Nesin, kitabın da bürokrasiyi eleştiriyor. Devletimizin öne çıkardığı zorluklar ve işlerin yanlış ilerlemesi kişilerin başvurmaması gereken yollara başvurmak zorunda kalmalarını çok güzel işliyor kitapta.
Başkahramanımız, Yaşar Yaşamaz'ın hikayesiyle hem gülüyor, hem üzülüyor, hem de sinirleniyorsunuz okurken.
Kitabı okurken bir kaç yerde esaslı güldürmüş olması bir yana, genel olarak hüzünlü bir şekilde okudum kitabı. Çünkü Yaşar'ın başına gelenler tabiri caizse pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Gelmezde :)
Varlığı ve yokluğu sürekli problem haline gelen Yaşar ne yapsa ne etse olmuyor yaşıyorum diyor ama yaşamıyor yaşamıyorum diyor ama yaşıyor karanlıklar içinde kalan Yaşar sonunda başarabilecek mi mutlaka okuyun.
İyi okumalar..
Kitapla kalın...
343 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Ulan felek, yaktın bizi!
Ulan felek, olmaz ol!
Namussuz felek, sürüm sürüm sürün de bizden bin beter ol!
Ulan felek, Allah sana uyuz versin de kaşınacak tırnak vermesin!
Ulan Allahsız kitapsız felek, ulan imansız, vicdansız felek!
Dert bulup da derman bulamayası felek!

Bunca isyan, sitem Yaşar’ın yaşadığını ispat edemeyişinin sesidir.

Var mısın yok mu?
Yaşıyor musun ölü mü?
Nefes alıp veriyorsan yaşıyor sayılmazsın.
Düşünüyor ve hissediyorsan yaşıyor sayılmazsın.
Askere gitmişsen yaşıyor sayılmazsın.
Parmak izinin olması yaşadığını kanıtlamaz.
Bir isminin olması da...
Cisminin olması da...
Çocuğunun olması da yaşadığını kanıtlamaz.
Hapse giriyorsan bu senin yaşadığına işaret etmez.
Kontrol edin kendinizi :
1. Fiziken yaşıyor musunuz?
2. Ruhen yaşıyor musunuz?
3. Psikolojik olarak yaşıyor musunuz?
Hiçbirinin hükmü yok!
Tek hükmü olan hukuken yaşamak.
Dava açabiliyorsan yaşıyorsun!
İmza atabiliyorsan yaşıyorsun!
Kontrat yapabiliyorsan yaşıyorsun!
Hani o cüzdanınızdaki “KİMLİK” belgesi var ya!
Tüm varoluşun özü odur.
Eğer kimliğiniz yoksa YOKSUNUZ.
Bir kimlik çıkarmak zor mu peki?
Eğer doğduğunuz anda çıkarılmamışsa vay halinize...
Aziz Baba’nın yarattığı Yaşar,kimlik belgesi olmadan nasıl yaşadığını, yani yaşayamadığını gülsem mi ağlasam mı dedirterek bir Türkiye panoramasıyla anlatıyor.

Burası Türkiye!!!!
Paranın sözünün geçtiği ülke, ye kürküm ye ülkesi, dayın varsa iyisin ülkesi, bugün git yarın gel ülkesi, güleriz ağlanacak halimize ülkesi...
Ve Aziz, yine düşündürürken güldüren bir kara mizahla okuyucuyu sarsıyor.
Yılda birkaç kez Aziz Baba okunmalı ve düşünmeli yüzdelik dilimin 60’na mı aitim 40’ına mı?
Siz ne tarafındasınız? :))
343 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Muhalif görüşleri ve sivri diliyle tanıdığımız yakın geçmişin önemli isimlerinden Aziz Nesin'den okuduğum ilk kitap Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz oldu. Ilginç bir kelime oyunlu isme sahip olan kitap, komik ve dramatik yönüyle oldukça ilgimi çekti. Bu zamana kadar neden okumadım bilmiyorum, artık bir önemi kalmadı. Bazı okullarda okutuluyordu diye hatırlıyorum, ancak şimdi okutacak cesareti olan var mıdır soru işareti. Zamanında tiyatro oyunları ve filminin yapıldığını unutmamak lazım. Kitap bize eski dönemin koşullarını esprili biçimde anlatıyor. Güzel bir toplum ve bürokrasi eleştirisi kitap adeta. Aziz Nesin oldukça sade ve anlaşılır bir dil kullanmanın yanında, ortam ve kişi betimlemelerinde oldukça başarılı. Yöresel söyleyişleri olduğu gibi aktararak samimiyetini bize gösteriyor. Tren yerine tiren yazmış olsa da bunu bilerek yaptığını öğrenmiştim. Kitap bol bol güldürürken zaman zaman düşündüren ve hüzünlendiren bir yapıya sahip. Oldukça ilginç bir hikayeye sahip olan kitap merak uyandırıcı ve sürükleyici. Yaşar Yaşamaz adında saf bir vatandaş nüfus kayıtlarında Çanakkale şehidi olarak göründüğünden nüfus kağıdı alamamaktadır. Nüfus kağıdı olmadığı için ne okula gidebilmiş, ne evlenebilmiş, ne de iş bulabilmiştir. Kimliksiz zor bir hayat yaşayan Yaşar en sonunda hapse girmiştir. Kendisi her akşam koğuştaki mahkumlara başından geçenleri anlatıyor ve biz de hikayesini o şekilde okuyoruz. Ayrıca cezaevindeki yaşamına da şahitlik ediyoruz. Bölümler ilerledikçe Yaşar'ın anıları daha heyecanlı hale geliyor, kodesteki hükümlüler gibi bekliyoruz adeta. Devlet kurumlarında yaşadığı acayiplikler bir yana, intihar teşebbüsleri oldukça komikti. Aziz Nesin büyük ihtimalle bunları yazarken gerçek olaylardan esinlenmiştir. Bundan yola çıkacak olursak durumun vehameti büyük. Aklıma çok kez bunlar gerçek olabilir mi diye geldiği oldu. Çünkü anlatılan hadiseler başka ülkede yaşayamam dedirten cinsten. Teknolojinin değeri çok iyi anlaşılıyor özellikle dolmuş kapılarıyla olan maceralarda. Kitap komik başlayıp komik bitiyor ve tatmin etti beni. Yaşar Yaşamaz'ın yerinde olmayı hiç istemezdim, okuyunca bana hak verirsiniz herhalde. Gerçekten güzel kitaptı, güldürürken düşündüren cinsten. Özellikle o hapishanede dışarıda göremeyeceğiniz tipler mevcut. Karakaplı Nizami Bey, seni çok arıyoruz gel bizi kurtar. Kendisi tam bir Superman okuyunca anlarsınız.
343 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Etkinlik boyunca okuduğum üçüncü Aziz Nesin kitabı,kendi adıma faydalı bir etkinlik geçirdiğimi söylemek istiyorum.Bu etkinliği düzenleyen yayında ve yapımda emeği geçen önce Tuco Herrera ya sonra NigRa ya teşekkürler bizi Aziz Nesin'le buluşturdukları için.
Aziz Nesin okumak hem çok keyifli hem de düşündürücü,onu tanıdığıma çok mutlu oldum...

Gelgelelim kitaba,Aziz Nesin bu kitabın da bürokrasıyi eleştiriyor miletin devlet kapılarında nasıl süründüklerini trajikomik bir şekil de anlatıyor.Yaşar'ın başına gelenler tabiri caizse pişmiş tavuğun başına gelmemiştir.Sen Çanakkale'de şehit düşmüşsün derler,nüfüscüzdanı vermezler,okulada gidemez bu yüzden,asker kaçağısın deyip askere gödürürler,terhis etmezler,vergi borcuna gelince yaşar,miras almaya gelince yaşamaz...Günümüzde de aynı Yaşar'ın yaşadıkları yaşanyanlar,https://www.google.com.tr/...ZBOdR&ampcf=1,ve hep olmaya da devam edecek galiba...



Kitapdaki bir öyküyü okuyunca buna benzer bir olay da bir komşumuzun başına gelmişti.Kadın ismini,babasının hep kız çocuğu olduğu için kızlar dursunda oğlum olsun diye bu teyzeye Durdu ismini veriyorlar.Git zaman gel zaman bir gün kapılarına jandarma geliyor,kadın evlenmiş çoluk çocuk sahibi olmuş,sen asker kaçağısın deyip kadını götürüyorlar,aynı kitap da olduğu gibi,bize kadın olduğunu ispat et deyip.Mahkemeye ver,hastaneye git falan filan bayağı uğraşıyorlar,sonunda ispat ediyorlar da askere gitmekten kurtuluyor...
Yaşar'ın başına gelenler hep gördüğümüz ve duyduğumuz şeyler aslında ama okuyunca insan inanamıyor.Ben okurken çok keyif aldım tavsiye ederim.
315 syf.
·Beğendi·10/10
Bu kitabı okuduğumda sanırım hesabim kapalıydı. Aksi takdirde bir yorum yapmamış olmam imkansız.
Derinlemesine bir inceleme yazmam için kitabı tekrar elime almam gerekli ancak şunu net bir şekilde aöyleyebilirim ki, Türk edebiyatında okuduğum kitapların en iyilerinden biriydi. Vatanımızdaki işleyişin güzel bir eleştirisiydi. Nüfusa kaydettirilemeyen Yaşar'ın ömrü boyunca yaşadığı sıkıntıların hikayesiydi. Kendi işine yarayacak her meselede yok sayılışı, ancak devletin işine yarayacak her konuda yaşadığının kabul edilişi.
Basit bir şapka ile bile gösteriyordu kitap bunu.
Mutlaka okunmalı, bu kitap ve üzerine düşünülmeli.
343 syf.
Kitap, hapishane imamı ile Yaşar Yaşamaz arasındaki ilginç olayla başlar.

Yaşar Yaşamaz hapishaneye düşmüştür, başından geçen bir dizi trajikomik olayı tüm saflığıyla anlatmaya başlar mahkumlara..

Onun hikayesi nüfus kağıdı olmadığı için okula gidemediğinde başlar. Nüfus müdürlüğündeki kayıtlara göre o Çanakkale savaşında şehit düşmüştür.
Koskoca devletin şerefli memurları hiç yanlışlık yapar mıymış? Yanlışlığı olsa olsa Yaşar'ın gariban babasıyla anası yapmıştır.

Kimliği yok diye okula alınmaz, askere alınır ama. Yaşamıyorsun denilip babasının mirasını alamaz ancak borçlarını ve vergilerini öder.
İş arasa iş yok, bulsa kimlik yok, iş kurmak istese memlekette üç kağıtçı çok.. Ölmeye çalışıp fare zehri içse zehir bozuk, kendini assa ipi kopuk.
Düşünün ki ölememesi bile talihsizlik onun için, hadi kazara öle yazsa imdadına yetişecek polis memurunun bölgesi ve görev tanımı içerisinde olmadığı için rahatlıkla ölebilir.

Gülmekle acımak arasında kaldığım olaylar silsilesi..
Yaşar anlattıkça mahkum arkadaşları ''haydaa'' çeker. Keşke Karakaplı Nizami Bey'e gideymiş, o her şeyi çözermiş. Bir yandan Yaşar gibi Karakaplı Nizami Bey'i merak edip duruyorum, bir yandan da baştaki olayla bizim saf Yaşar arasında bağlantı kurmaya çalışıyorum.

Elinde hemşehrisi Satı Bey'in ona her bişeyin avantajını sağladığı kartla, müzeye hademe olmayı tercih edecek kadar da tok gözlü olan Yaşar, artık içinde biriken isyanı Süleyman Usta'nın yaptığı gibi asıl sövülecek olanlara değil de feleğe küfrederek yapmalı, içini biraz olsun soğutmalıydı. İşini bilenler böyle yapardı çünkü, feleğe küfretmenin ceza kanununda maddesi yoktu.

Ya bu dönen çarkta yok olup gidecek ya da her şeyi kitabına uyduracak bir yolunu bulacaktı Yaşar. O zaman Karakaplı Nizami Beyler gibi bu çarkta sırtı yere gelmezdi.

Ayrıca, #28388406 etkinliğinin yapımcısı Bay Tuco Herrera 'ya teşekkürlerimi sunarım.
Öyle deme arkadaş, bizden beterleri de var. Hani herif idama götürülürken biri, " Üzülme arkadaş, beterin beteri var! " demiş de, idama giden de "Ulan bundan beteri olur mu?" deyince öbürü, "Olur," demiş, " seni asmaya götürüyorlar yine, senden önce birini kazığa oturtmuşlardı. " Beterin beteri vardır.
"Diploman var mı, okul diploman?" dedi. "Yok, dedim, okula gidemedim."
"Hmmmm, demek diploman yok... Öyleyse sana yüksek bir iş vereceğiz..." dedi.
Hatta vali bile olmak için, hatta elçi bile olmak için diploma gerekmez de, mahalle bekçisi olmaya kalksan diploma ister.
Aziz Nesin
Sayfa 133 - Nesin Yayınevi 43. Baskı
Hırsızlıkta, hırsızdan hırsızlanmak yoktu. Bu yüzden hırsızlar için en güvenilir yer hırsızların topluca bulundukları yerdi. Nasıl olurdu da, namuslu olan bir hırsız, başka bir hırsızın malını, parasını çalar! Olamaz! Dünya'nın sonumu geldi ne?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz
Baskı tarihi:
1980
Sayfa sayısı:
440
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Özal Basımevi
Baskılar:
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz
Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz

Kitabı okuyanlar 3.936 okur

  • Dekaikhane
  • Gülcan Aksoy
  • Serpil Hacıkasımoğlu
  • Çağdaş Aslan

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.1 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları