Yaşıyoruz Sessizce

·
Okunma
·
Beğeni
·
22906
Gösterim
Adı:
Yaşıyoruz Sessizce
Baskı tarihi:
Ekim 2016
Sayfa sayısı:
84
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059658904
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
İki kişilik bir yalnızlığım fotoğraflarının önünde
Birisi alıp götürdüğün, öteki bırakıp gittiğin.

Bu kitap, bizim sagu, mersiye, ağıt geleneğimize, göç edeni de burada tutan, yaşatan yepyeni bir özellik getiriyor. Üç kadim kavram, yaşamın üç büyük izleği, aşk, yalnızlık ve ölüm, şiirden şiire iç içe geçerek birbirinin kapısını çalıyor. Sonra üçü birlikte gelip hepimizin hayatına doluyor. Yaşıyoruz Sessizce, aşkın, emeğin ve dünyanın ölümle bir daha yüceltildiği bir varoluş simyası.
Şeref Bilsel

Sarkaç durdu. Kapı yok.
Ayna buğulanmıyor.
Tanrı bitti.

Ölüm değil büyük ceza
Her zerresi yalnızlık
Bir dünyayı sevmek hâlâ.

Ayrılık burcum...
Parmaklarım birer mihrap çırası
Gövdem bitene kadar tüteceğim başında
84 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Boğazımız düğüm düğüm "Yaşıyoruz Sessizce"

Yaşıyoruz Sessizce; bir ölümün, bir ağır yasın, bir buruk acının ve bir Ömür'ün, Şükrü Erbaş'ın şahgülü Ömür Hanım'ın kitabı.

Ben hiç evlenmedim. Kimseye hayat arkadaşım demedim. Yılları ve yılların getirdiği acı-tatlı her şeyi birlikte göğüslediğim bir kadını da yitirmedim. Bir kadını sevmeyi ucundan kıyısından bilirim ancak. Yüreğim yettiğince işte... Dolayısıyla acısını anlamak zor belki, zaten paylaşmak benimkisi. O da ne kadar mümkünse işte. Şükrü Erbaş bu kitapla büyük dersler verdi sevmek konusunda.

Bir arkadaşım, Şükrü Erbaş için, "Kadınları özel hissettiren bir adam." dediğinde henüz tanışmış ve emin olamamıştım. Bu konuda hakkını teslim etmeliyim ki, buna katılmamak elde değil.

"Bana hiç şiir yazdın mı?" diye soran Ömür Hanım'ın (Hatice Erbaş) ölümünün ardından basılmış ve kendisine adanmış kitapta yer alan şiirlerin tamamı geride bıraktığı Şükrü Erbaş'ın vefasının, acısının ve yalnızlığının şiirleridir. Bütün bu vefa, acı ve yalnızlık öylesine içten, öylesine dokunaklı ki, saygı duymamak, hayran kalmamak ve duygulanmamak imkansız. Kendi deyimiyle; "Harflerden binlerce Hatice yaratmış." s.(53)


Bir kadın düşünün ki,
Ekmeğin aşktan büyük bir hazine olduğunu öğretsin size.
Bir kadın düşünün ki,
Tanrı yalnızlığı ondan yaratmış olsun.
Bir kadın düşünün ki,
Onun yastığını kokladıkça insanın bir kere ölmediğini anlayın.
"İyi ki ben de seninle yaşadım dünyayı" diyebileceğiniz bir kadın düşünün...

İşte, Şükrü Erbaş'ın şahgülü, gönül evi Ömür Hanım öyle bir kadın.
Ruhu şad olsun...


Not: Bana bu kitabı hediye ederek, beni bu buruk acıya ortak ettiği için müstakbel avukatım (bundan kendisinin haberi yok) https://1000kitap.com/denizyelkeni 'ya teşekkürü borç bilirim.


İyi kitaplar...
84 syf.
·10/10
Özge Çeçen 'e ithafen

Ölmeye yattım ama ecel bir türlü gelmedi. Bütün sesleri susturdum şimdi yaşıyorum çığlık çığlığa.

Bir kadın düşünün. Bir erkeği onurundan doğurabilen bir kadın. "Bana hiç şiir yazdın mı?" diye sorarak uğruna şiir değil kitap yazdıran bir kadın ve o güzel sevgiyi sonuna kadar hak eden bir adam. O adam ki artık yaşadığımı anlayamıyorum diyor karısının ölümünden sonra. Derin bir matemdi bu kitaba akıttıkları, şiirlerine yansıttıkları. Çünkü güzelliğin tanrısı onu bırakıp gitmişti.

O dertliydi. Evlerin yalnızca eşyalardan yapılmadığını öğrenmişti. O evi ev yapan bir kadının aşkıydı ve o kadın gidince ev dar gelmişti adama. Sığamıyordu odalara. Çünkü onu, o kadını, Şahgül'ünü unutacak zamanı kalmadığını anladığı için dönüp dönüp yine onu sevmeye başlıyordu.

Mezarına bir gün bile gitmeyince yalnızlık doluyordu içine. Her mezar dönüşü onu yazıyordu şiirlerine. Harf harf dağılmıştı dizeler ve her biri bir taş gibi düşüp eziyordu yüreğimizi.

Ölüm ve özlem iliklerinize kadar işliyor. Konu ölüm ancak ölümün kasveti sizi boğmuyor. Tıpkı bir ağıt gibi bir bir sıralanmış geri gelmeyecek olan, yerine konulmayacak olan bir kadına yazılabilecek en güzel şiirler. Kadınları böyle en gerçeğinden sevebilen erkeklere sadece helal olsun diyor, hepsine saygı duyuyor ve konuyu kapatıyorum.

Bu değerli kitabı hediye eden sevilesi insan Özge'ye teşekkürler. Umarım Şükrü Erbaş gibi aşkın ve sevginin değerini bilenler tarafından hep sevilir.
84 syf.
İsmini sıkça görmüş olmama rağmen okuma fırsatım hiç olmamıştı.
Bugün günlerden; yaşıyoruz, sessizce...

Havanın etkisi, ruhsal bir şiir açlığı çektiğim bir sırada tanışmış olduk.
Geç kalmışlık hissi sardı sarmaladı içimi bir anda.

Şükrü Erbaş'ın eşine yazdığı eşsiz bir kitap, bir kadın yokluğunda bile nasıl sevilir, nasıl korunur, içinize işleye  işleye okuyorsunuz. Hani derler ya, "Ne kadınlar var." İşte bu kitabı da okurken "Ne Adamlar var." diyoruz.

"Ömür Hanım, iyi ki ben de seninle yaşadım dünyayı."

45 yıl bir insanla birlikte, iki insan olmak yerine, tek bir insan olmak. Ve o insanı kaybetmek! Hiçbir anısına kıyamamak.
 
"Ölümü de dünyada yaşıyormuş insan
Gövdem kalbimin darağacı
Şahgülüm... uzun sürmeyecek yalnızlığım."


"Misafirler gitti
Biz kaldık yine.
Eşyaların düzeni bozulmasın diye
Çırpınıp durdum sessizce."
 
Şükrü Erbaş'ın sevgili eşi nurlar içinde uyusun.

Boşluk kendine çevirdi beni. Her şey ağırlaşıyor.

Her şey soğuyor. Belki de hiçlik bu. Sen orada yalnız kalma diye burada konuşup duruyorum. Canımın burcu. Kirpiksiz gülüm. Merhametine sığındığım kadın. Senden bir parmak yüksekte aldığım her soluk kalbimi kuruyor.

Benden bu kadar. Ağlamadan zor dayanıp okunuyor, söylemedi demeyin.
84 syf.
·1 günde·9/10
Şükrü Erbaş, her okuduğumda hayran kaldığım..
"Babanız içerde şiir yazıyor diye çocuklarımı sessiz ağlattım ben."
     Hatice Erbaş
diye başlayan bir kitap.
Ölen eşi için yazdığı şiirler insanı içine çekiyor.
Onunla birlikte acısını sizde hissediyorsunuz. Şiirlerine, kelimelerine, duygularına hayran kaldım.

Yağmur yağıyor Ömür Hanım gökten değil, yüreğimin boşluğundan..
84 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Beğendiğim şiir kitaplarından biri oldu.

Çok ama çok beğendim.
Eminim sizde beğeneceksiniz.

Şiirler kaliteli ve güzel...

Okuyacaklar için keyifli okumalar :))
84 syf.
Merhaba 1000K Okurları,

Nasıl bir giriş cümlesi yapacağımı bilemedim. Benim için çok değerli ve özel adamın kitapları hakkında hiç inceleme yapmadığım için bunu kendime vazife saydım. Ben onun adını en sevdiklerimin arasında başta sayarken, adını bile duymamış olan onca insanın varlığını biliyorken bunu yapmazsam vicdanım rahat etmezdi. Onca kitabın arasından neden mi bu? Bunun cevabını umarım bu yazının sonunda anlarsınız. Umuyorum ki bu yazı sayesinde belleğinizin bir köşesinde adı kalır bu güzel insanın.

Şükrü Erbaş, 7 Eylül 1953 tarihinde Yozgat'ta doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Yozgat'ta yaptı. Ankara'da Gazi Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilimler Bölümü'nden mezun oldu (1978). Toprak Mahsulleri Ofisi'nde memurluk, yöneticilik yaptı ve bu kurumdan emekli oldu. Birçok eseri mevcut, bunlardan bahsetmeyeceğim. Şu an Bavul Dergisi’nde yazmakta olduğunu biliyorum. Üstelik kendi sosyal hesabında çok güzel paylaşımlarda yapıyor. Erbaş, başarılı ve yetkin bir sanatkâr olmanın yolunun kendini ve içinde yaşadığı toplumu bilmekten geçtiğini ifade ediyor. Bir röportajında bunu “Doğanın, insanın, toplumun diyalektiğini iyi okumak” diye ortaya koyuyor. Yazılarında Anadolu havasını çok iyi hissettiriyor. Üzerine birçok şey yazabilirim ama esere odaklanmak istiyorum. Nedene, cevap bulmayı ümit ederek…

“Yaşıyoruz Sessizce” Şükrü Erbaş’ın, eşini kaybetmesinden bir sene sonra yayınlanan şiir kitabı.

Kitabın adını görünce eğer okuduysanız -bağbozumu şarkıları- orada bir şiirinde şöyle diyor:
"kimse kendinden bir yere gitmiyor
yaşıyoruz sessizce yaramızı severek".

Ve bir an duruyorsunuz. Çünkü bu çok etkileyici ve hemen “işte bu hadi, alayım da bir an önce okuyayım.”diyorsunuz.

Daha da etkileyici olan ne biliyor musunuz?

Kitabın ilk sayfasında Hatice Erbaş’ın şu sözleri yer alıyor:
"babanız içerde şiir yazıyor diye
çocuklarımı sessiz ağlattım ben."

Ah, işte bir duraklama sebebi daha. Bununla karşılaşmak içimi cız ettirdi. Nasıl anlatılır, bilmiyorum. Kitap ince, az sayfalı olmasına rağmen ağlamaktan birkaç günde bitirmiştim. Evet, bir itiraf; daha önce okuduğum kitabın alıntılarını yeni paylaştım ve paylaşırken aynı duyguları yine hissettim. Ben de nasıl bir tesir bıraktıysa artık. Bu yazıyı yazarken de iç çeke çeke yazıyorum.

Şükrü Erbaş eşinin bu sözünü kitabın en başına koymasını “Pervane” kitabıyla Dağlarca Şiir Ödülü’nü aldığı törendeki konuşmasında şöyle açıklamıştı: “Onun bakımını hiç aksatmadım ama bu şiirlerin yazılması, onun zamanından çaldığım anlarda oldu düşüncesi vicdanen tedirgin ediyor. Eşimin ölümünden sonra öğrendim, ‘Ben babanız içeride şiir yazıyor diye çocuklarımı içerde sessiz ağlattım’ demiş. Bir sonraki kitabımda bunu girişine koyacağım. Bu benim yazdıklarımdan çok daha kıymetli geliyor bana.”

Ayrılıklar zordur. Ama daha da zor olan zorunlu ayrılıklar ve bir daha göremeyecek olman. Bunu bilmek, bununla yaşamak… Bazı insanlar ayrılık da şunu keşfeder. Alışmak. Bir alışkanlığın yok olması… Bilirsiniz alışkanlıklar kolay elde edilir ama zor bırakılır. İşte bir alışkanlığının istemeden avcundan kayıp gitmesi ve ardından kalan o mısraları, dizeleri okumak insanı gerçekten hüzünlendiriyor. “Kavuşmak” kavramı anlamını yitiriyor, söz konusu ölüm olunca. Şükrü Erbaş, Hatice’sini kaybetti. İnsan ölürse aşk yiter mi? Aşk yiten bir şey mi?
Şükrü Erbaş der ki:
“İster ölüm olsun ister ayrılık
İnsan unutur mu var olduğu bedeni”

Buradan da anlayacağımız üzere kitabın konusuna gelecek olursak ağır bir özlem, ayrılış söz konusu. Erbaş eşini kaybetmesinin ardından yaşadığı duyguları insanın içine işleyen bir şekilde dizelere dökmüş durumda.

“İki kişilik bir yalnızlığım fotoğraflarının önünde
Birisi alıp götürdüğün, öteki bırakıp gittiğin.”

Sanırım devam edemeyeceğim… Gerçekten şuan bunları yazmak benim için çok zor. Kitabın daha ilk başlarında “Ölüm yok dünyada” diyen adam sonlara yaklaştığınızda;

“Eşiksiz evim, penceresiz odam
Sevdiğim ne varsa bir bir geliyor ardından
Ölüm beni sana hazırlıyor…”
diyor.

Merak etmeyin, o güzel gözyaşları içinde küçük tebessümümü tabii ki ihmal etmedim. Çünkü biraz daha tanımıştım Erbaş'ı.
Ve ben Şükrü Erbaş’la tanıştığıma o kadar mutluyum ki. Ama bu kitabını bitirdiğimde ona kocaman sarılmak istedim. Hiçbir zaman onun o gülümseyen gözlerine bakıp da Ömür Hanım’ını bir de böyle gözlerime bakarak anlatsana diyemedim… Nasıl sağ kaldın böyle ağır bir acıyla? diye soramadım… Çünkü öyle sıcak, öyle canayakın, öyle güzel gülüyor ki… Ah koca yürekli adam, o satırlarınla beni öyle güzel ağlatıyorsun ki…

Şükrü Erbaş, kitabında yer verdiği bir şiirinde şöyle diyor;

“Kimi seviyorsan acısı sende kalıyor”

Tam bu noktada gözyaşlarıma hakim olamadım. Çünkü kendisini keşfettiğim, araştırdığım sırada şehrimizde bir fuar oldu. Ne hoştu ki adını gördüm fuarda. Geleceği gün oraya gittim. İnanır mısınız statta kimse yoktu. Kendisi bir şeyler atıştırıyordu ve hem rahatsız etmemek için hem de utangaçlığımdan şöyle yüzüne yüzüne bakarak önünden geçmek üzereydim ki kendisi beni çağırdı. Hemen elini uzattı, elim ayağıma dolandı. Titredim, ne diyeceğimi bilemedim. O noktada bana çok yardımcı oldu. Benimle konuşarak, ilgilenerek. İnsandan anlıyordu Erbaş ve bana imzalattığım o kitap da şöyle yazmıştı; “İnsanın acısını, insan vermesin diye.”

https://hizliresim.com/NZUpaZ


Bir kez daha etkilemişti beni. Bir şairi/yazarı/sanatçıyı araştırarak veyahut kitaplarından onu tanıyabilirsiniz. Ama birkaç kere yüz yüze gelip de tokalaştığınız, birkaç kelam da olsa sohbet ettiğiniz ve o gülen gözlerinden o güzel yüreğini gördüğünüz insanın yazılarını okuyunca onu daha iyi tanıyor ve anlıyorsunuz. Kelimeler adeta onun o kaleminden çıkıyor ve sizin içinize işliyor. Bana kendini çok benimsetti. Benim için çok özel bir şair/yazar kendisi.

Kitabı okurken aynı duyguları hisseder misiniz bilmiyorum ama bir kalbiniz olduğunu çok güzel hatırlatıyor Şükrü Erbaş.

İyi ki seni tanıdım.

https://hizliresim.com/RoG3id

Keyifli okumalar. :)
84 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Kalbim acıdı, dizeler bulanık göründü gözlerime..
Öncelikle kitabın giriş kısmında Yazarın eşine ait bir söz var onunla başlamak istiyorum incelemeye.

"Babanız içerde şiir yazıyor diye
çocuklarımı sessiz ağlattım ben."
(Hatice Erbaş)

Bu söz yazara, eşi vefat ettikten sonra bir yakını tarafından aktarılmış. Yazar bu söz hakkında şunu söylüyor: Beni darmadağın etti. Bu iki dize benim odada yazdığım tüm şiirlere bedeldir.
"Yaşıyoruz Sessizce" ismi kadar bu kitaba yakışacak başka isim düşünemiyorum. Çünkü yazar eşinin hastalık süreci başlangıcında ve devamında yazdığı şiirlerde ne kadar aşk dolu ne kadar zarif ve Ömür Hanım olmadan ne kadar yaşanamayacağını anlatmış. 45 yıl evlilik hayatının izlerini işlemiş şiirlerine. Tek bir kadın sevmiş ve sevmeye devam etmiş mezar taşında bile. O şiir yazmak için bir kadından başka bir kadına yönelmenin gerekli olmadığını, duygular içtense sevilen insanın nefes almaması bu duyguları azaltmayacağını hatta körüklenen közler gibi sürekli yenileceğini göstermiş. Bazı kısımlarda gözyaşı dökmeden geçemiyor insan, teşekkürler bu duyguları yaşattığın için güzel insan..
Son olarak kitap hakkında bilgi edinmek için linkteki videoda 15.47 dk dan itibaren izleyebilirsiniz şairin kendi dilinden.. İyi okumalar
https://youtu.be/uASiGVYZBOs
84 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
"İnsan acısından utanır mı?"

Utanır sahiden, utanır da yine de o yürek yangını dinmez. Çare arar ya hani insan, gönlüne yakın olanı bulmak ister, acısına ortak ister. "Yaşıyoruz Sessizce" benim için bir yoldaş oldu, yarama merhem olsun diye umarken belki de daha da tuz oldu ama yine de iyi ki oldu, iyi ki bu kitap benim hayatıma dokundu.

İlk kez Şükrü Erbaş okudum, edebi kimliği veya bundan önceki eserleri hakkında hiçbir bilgim yok işin aslı. Bu kitabı eşi Hatice Hanım'ın ölümü üzerine yayımlıyor. Bir ölüm ki.. nasıl ölüm... "Bilmek hiçbir yalnızlığa benzemiyor" diyen Şükrü Erbaş için bu ölüm, her şeyi bilmek oluyor belki de. Hatta ki "İnsan bir kere ölmüyormuş meğer" diyor, bunu da biliyor artık. Biliyor :)

"Ezilmiş bir salyangozun acısı" mısrasını okuduktan sonra bir gece binaya girerken bir şeye basmamla duyduğum sesi hatırlıyorum, ezdiğim salyangozun yasını bile tutuyorum. Şükrü Erbaş'ın şiirinde "ne olur" yazdığı yerlerin altını üç tane kalın çizgi ile çiziyorum çünkü ben o yalvarmayı okumuyorum da adeta kulağımda duyuyorum. "Ölümü senden mi öğrenecektim" mısrasıyla da birlikte hayatta ölmesinden en çok korktuğum insanın ölmüş olmasını bile dilediğim geceyi düşünüyorum, onun da hüznünü kenara koyuyorum.

Herkes gibi ben de kitaba başlar başlamaz içimden Şükrü Erbaş'a "Ölenle ölünür mü?" diye masumca soruyorum. Kitabın sonuna doğru o bütün bu cümleleri alıntılıyor, bir de cevap veriyor: "Gülüyor benimle birlikte Hatayi de/ Bir derdim var bin dermana değişmem" Sonra ben de ikisinin gülmesine katılıyorum, kitaba da sevimsiz ama o anı hatırlatacak bir gülücük çiziyorum.

"Kimi seviyorsan acısı sende kalıyor" arkadaşım, o acıyla "utanmak" bile kalıyor hatta. Daha çok şey demek isterdim ama o da Şükrü Erbaş ve benim aramda kalsın. "Ömür Hanım, iyi ki ben de seninle yaşadım dünyayı" inşallah Allah herkesin karşısına bu cümleyi kurabileceği insanı çıkartsın.
84 syf.
Şuan hiç tereddütsüz bir şekilde söylüyorum ki üstümden bir kitap geçti... Evet evet bu kitabı okuduktan sonra ne düşünsem ne desem bilemedim. Kitabı bana hediye eden https://1000kitap.com/denizyelkeni ' ya teşekkür edip beni bir taşla iki kez ağlattığı için de minnetlerimi sunuyorum :)
*Yüksek doz alıntı içerir*

İnsan neden ölür Hatice
Ölüm neden vardır? (32)

Nereye gidiyorsun bırakıp beni (44)
Ne kadar içten yazılmış cümlelerdir bunlar bazen Hatice'nin söyledikleri bazen kendi yakarışları...

Kitabın hikayesini az çok herkes biliyordur. Şükrü Erbaş' ın "Merhametine sığındığı kadın"ının ardından yazdığı özlem dolu şiirlerinden oluşuyor.

Nasıl bir aşktır ki bu
"Ölümü senden mi öğrenecektim
Soluğu canımdan çekilen kadınım." diye iç çektiriyor ve
"Yastığını koklaya koklaya öğrendim
İnsan bir kere ölmüyormuş meğer..." diyerek her gün öldüğünü nasıl da dillendiriyor. Sen nasıl bir adamsın ki sonuna kadar sevdiğin kadının yokluğunu bile bu kadar dolu dolu yaşıyorsun.
Bir yandan sevdiğinin arkasından "İnsan ölünce yalnız kendisi ölmüyor"(49) diyerek ölenle ölünür mü diyenlere cevap veriyor.
" Seni çok özledim, çok
Ben gelene kadar çürüme ne olur." diyerek de aslında anlatıyor ölenle ölünmeyip sessizce ölümü beklemeyi...

"Harflerden binlerce Hatice yaratıp
Tek tek dokunuyorum hepsine"
Şiirlere aktardın sevgini yetmedi bize de dokundurdun mısraları...

Ne desem bilemiyorum sanki ne anlatsam ne kadar anlatsam hep az kalacak yetersiz gelecek. Saatlerce üstünde konuşmak istediğim kitaplardan biridir kendisi. Çizdiğim yerleri tek tek (ki bu kitabın %80 ine falan denk gelir sanırım) irdelemek üstünde konuşmak istiyorum. Kelime dağarcığım az geliyor yazamıyorum.

"Ben ölmeden sana ölüm yok, bunu unutma" diyen Şükrü Erbaş sana da Ömür Hanım'ına da ölüm yok ki artık nasıl olabilir.?


" Güzellik ölümle biter mi hiç" bitmiyor işte en iyi örneklerinden biri bu kitap.
Herkesin hayatında "iyi ki seninle yaşadım dünyayı" diyeceği bir ömrü olması dileğiyle...
84 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Pek sevgi dolu dostlarım...
Yaşıyoruz Sessizce, Şükrü Erbaş ile tanıştığım kitap... Tanıştım kendisiyle, acılarıyla çok çok memnun oldum ve bu dostluğu pekiştirmek için diğer kitaplarını da okuyacağım kısmet olursa...

Öncelikle çok duygulandığımı ve yer yer ağladığımı, kendimi tutamadan hıçkırıklara boğulduğumu söylemeden geçmeyeceğim. Bir insan eşini nasıl sevebilir, nasıl acısını bu kadar derinden yaşar... Onunla bereber ölmeyi dileyip:
"Eşiksiz evim, penceresiz odam
Sevdiğim ne varsa bir bir geliyor ardından
Ölüm beni sana hazırlıyor..." mısralarını yazar ...
Diyorum ki bende bu kadar sevilen bir kadın olabilecek miyim Tanrım? Beni de böyle seven bir ruh eşim, can evim, dostum, sevgilim olacak mı? Bu sevgiye layık olmak var bir de... Bu kadar sevilsem altında kalır mıyım?
Ölümün ne kadar yakınımda olduğunu hissettim sonra... Ensemde o zamanı bekleyip beni derin uykuya gömmeyi gözleyen...
Ve Metin Altıok'tan mısralar:
"Yani benim gözlerimin bunca yıl gördükleri
Bir gün benimle birlikte
Yok olup gidecekler, öyle mi?"

(Kitabı hediye eden biricik dostum Esther Sema'ya teşekkürlerimi sunarım... Bana çok değerli bir kitap hediye ettin, kitaplığımın göz bebeği oldu... Var ol...)
84 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
"hayatım" dediğiniz birinin ölümünü, bu ölümün yarattığı özlemi, bu ölümün ardından asla tam olamayışı, insanın bir kere ölmediğinin kavranışını ve daha nice kapanmaz yarayı eşsiz bir kolye haline getirip dizeleriyle boynunuza takan ve akabinde sizi hayatınıza geri yollayan Şükrü Erbaş. Şiddetle tavsiye edilir...
84 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Kitabın ilk sayfalarını tek tek açıp hepsine elimi sürdüm, kıyamadım başlamaya. Daha başlarken beni çok güzel duyguların beklediğini biliyordum ki bir sayfada Hatice Erbaş'ın
"Babanız içerde şiir yazıyor diye
çocuklarımı sessiz ağlattım ben."

sözüyle karşılaştım.

Bu sözden sonra sayfaları yavaş yavaş çevirmek pek de mümkün olmuyor. Bir an önce okumak istiyorsunuz ama bir de

"Güzelliğin geçici olmadığını senden öğrendim
Emeğin aşktan büyük bir hazine olduğunu senden
..."

Diyen bir sevgi adamının şiirlerinin bitmesinden de korkarak nasıl okuyacağınızı bilemeden okuyorsunuz. Ah canım Şükrü Erbaş, bu ne güzel sevmektir?
Sevmenin ne olduğunu öğrenelim senden, seninle sevelim Ömür Hanım'ı...

Hatice Erbaş için yazılmış bu canım şiirleri - ah hayır şiir demek yetmez, buna başka isimler bulmak gerektir. Fakat ne? Bilemiyorum, böyle devam edelim.- bu canım şiirleri okurken "Sevmek ne güzelmiş!" dedim.
Her sayfasında ayrı güzelliğin olduğu, her gününün
- vefat eden-eşiyle geçtiği ve bunların yansıması bu güzel, hoş, dolu şiirleri okumak fikri vardı aklımda fakat bir türlü almaya sıra gelmemişti.
Selma OFLAS canım arkadaşım, bu güzel kitabı bana - adıma imzalı- hediye ettiği için kendisine minnettarım.
Bir yanımız Şükrü Erbaş bir yanımız Ömür Hanım, Yaşıyoruz Sessizce...

"Boşluk kendine çevirdi beni. Her şey ağırlaşıyor. Her şey soğuyor. Belki de hiçlik bu. Sen orada yalnız kalma diye burada konuşup duruyorum. Canımın burcu. Kirpiksiz gülüm. Merhametine sığındığım kadın. Senden bir parmak yüksekte aldığım her soluk kalbimi kurutuyor.

Ömür Hanım, iyi ki ben de seninle yaşadım dünyayı."

Ömür Hanım iyi ki biz de seninle yaşıyoruz dünyayı...

Şiir ile kalın...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yaşıyoruz Sessizce
Baskı tarihi:
Ekim 2016
Sayfa sayısı:
84
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059658904
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
İki kişilik bir yalnızlığım fotoğraflarının önünde
Birisi alıp götürdüğün, öteki bırakıp gittiğin.

Bu kitap, bizim sagu, mersiye, ağıt geleneğimize, göç edeni de burada tutan, yaşatan yepyeni bir özellik getiriyor. Üç kadim kavram, yaşamın üç büyük izleği, aşk, yalnızlık ve ölüm, şiirden şiire iç içe geçerek birbirinin kapısını çalıyor. Sonra üçü birlikte gelip hepimizin hayatına doluyor. Yaşıyoruz Sessizce, aşkın, emeğin ve dünyanın ölümle bir daha yüceltildiği bir varoluş simyası.
Şeref Bilsel

Sarkaç durdu. Kapı yok.
Ayna buğulanmıyor.
Tanrı bitti.

Ölüm değil büyük ceza
Her zerresi yalnızlık
Bir dünyayı sevmek hâlâ.

Ayrılık burcum...
Parmaklarım birer mihrap çırası
Gövdem bitene kadar tüteceğim başında

Kitabı okuyanlar 2.603 okur

  • Merve
  • Sefa Ayıcı
  • Tarihe Sığınan Kadın
  • Duygu Durmuş
  • Merve
  • Berceste
  • ..Berna
  • duygu içer
  • Mefi
  • Serkan Tunç

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.5
14-17 Yaş
%4.3
18-24 Yaş
%38.7
25-34 Yaş
%40.9
35-44 Yaş
%3.2
45-54 Yaş
%2.2
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%3.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%76.7
Erkek
%22.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%54 (459)
9
%19.3 (164)
8
%16.6 (141)
7
%5.5 (47)
6
%2.9 (25)
5
%0.9 (8)
4
%0.1 (1)
3
%0.2 (2)
2
%0.1 (1)
1
%0.2 (2)

Kitabın sıralamaları