Yaşlı Adam ve Deniz (İhtiyar Balıkçı) (Bütün Eserleri 1)

·
Okunma
·
Beğeni
·
12.972
Gösterim
Adı:
Yaşlı Adam ve Deniz (İhtiyar Balıkçı)
Alt başlık:
Bütün Eserleri 1
Baskı tarihi:
Ekim 2013
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754942927
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Old Man And The Sea
Çeviri:
Orhan Azizoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilgi Yayınları
Baskılar:
Yaşlı Adam ve Deniz (İhtiyar Balıkçı)
İhtiyar Balıkçı
The Old Man and the Sea
Yaşlı Adam ve Deniz
Yaşlı bir Kübalı balıkçının açık denizde Gulf Stream’e kapılmış olarak dev bir kılıçbalığıyla olan can yakıcı mücadelesi son derece sade ve kuvvetli kelimelerle anlatılıyor. Bu hikâyesiyle Hemingway, yenilgiye karşı cesaret, kayba karşı şahsi başarı temasını kendine has modern üslubuyla yeni baştan heykelleştirmiştir.
SPOİLER yok ama sirf şikayet ettiğiniz için vardır diye düzelteyim.

Duru, sakin, yalın ve etkileyici bir anlatımdı. Bir başladım bitirene kadar bırakamamıştım. Bu akşam aklıma geldi yine okudum. Zaten Nobel Edebiyat ödülleri hep bu yalın sıkmayan anlatımlı kitaplara veriliyor. En azından benim okuduğum ödüllü kitaplar bu tarz anlatıma sahipti.

Yaşlı balıkçımız 90 yaşına merdiven dayamış. Hayatının en büyük balığını tutarken kendini parçalamış ve büyük bir savaş vermiştir. Balıkçı kendi kendine çok güzel diyaloglar kuruyordu. İnce bir kitap bir akşamda bitirilebilir. En kısa zamanda okuduklarım listesine eklemeniz gerekiyor. Çünkü sizi bambaşka bir dünyaya götürüyor.
Dünya üzerinde bildiğim üç fena hastalık vardır. Hastalık deyince hepimizin aklına bizi kıvrım kıvrım kıvrandıran yataklara düşüren, hastanelere koşturtan bazen daha beter sonuçlara yol açan illetler gelir. Amma benim bildiğim hastalıklar bunlar gibi acı çektiren, hüzünlü şeyler değildir. Yalnız bunlardan beterdir. İnsanın öldürmez de dağ bayır gezdirir, saatlerce su başında, masa başında oturttur; insanın iliklerini işler, o ilikler sönünceye kadar da içlerinden çıkmaz.

Bildiğim hastalıkların ilki defineciliktir. Definecilik lafını duyunca, “cık cık cık tarihi eser kaçakçılığı öyle mi?” dediğinizi duyar gibiyim. Benim definecilerim yapmak istedikleri fenalığın farkında değillerdir. Bilseler yapmazlar, onlar için bu şans oyunu gibi bir şeydir. Gerçi çoğu hiçbir şey bulamadan göçer gider ya. Hey gidi hey, ne babayiğitlerin ömrünü çürüttün sen be. Hem de ne babayiğitler. Evde şunu şuradan şuraya taşımayan adamlar, dağda bayırda köstebeğe dönüşürler. Öyle hırs öyle azim öyle tutku. Bizim ihtiyarlardan birisi anlatırdı, kocası bir gidermiş de iki üç sene eve uğramazmış, neymiş efendim define bulacakmış. Başka bir dayı vardı, yaş yetmiş, define lafını duyunca birden 50 yaş gençleşirdi. Definecilik işte böyle menem bir hastalıktır efenim.

İkinci hastalığım kumardır. Bu kumar işi kahve masalarında pişpirikle başlar. Adamın aklını başından alır vallahi; saatlerce aç, uykusuz masa başlarında oturtur. Bazılarımız iskambil kağıtlarıyla, okey taşlarıyla ya da en azından tavlayla haşır neşir olmuşuzdur. O nasıl tutkudur efenim, insan kendinden geçer başka bir adam oluverir. Pek bir çözümü de yoktur bu hastalığın, en iyisi hiç bulaşmamak. Kumarbaza şurada yemin ettirin, o masayı, kağıtları gördü mü yine dayanamaz, nevri döner. Nice babayiğitler vardır kumar masalarında canına ot tıkanmış.

Üçüncü hastalığım ise avcılıktır. Avcılık deyince biraz kızdınız mı? Yok kızmayın. Avcı ile doğa katilini evvela birbirinden ayıralım. Avcı adam doğayı korur. Hayvanların kuluçka ve yavrulama dönemlerini hepimizden iyi bilir, hayvanları korur. Doğa katliamcılarını kendisi dışlar toplumdan, ayıplar. Bu avcılık işi de iki çeşittir; kara avcılığı, su avcılığı. Kara avcılığı daha az zahmetli, çok tehlikelidir. Bir tüfek bir köpek tamam; sonrası dağ bayır. Amma o tüfeği kullanmayı bilmek, sağını solunu kollamak icap eder. Ben avda bir anda uçan kuştan ayrılmayan köpeğini vuran, az kalsın birbirini vuracak adamlar gördüm.

Madem o kadar bahsettik kısa bir de yaşanmış hikaye geçelim burada. Biz tanıdıklardan birisi bir gün ava gidiyor. Tarlaları uç bucak geziyor, bıldırcın arıyor ama gelen giden yok. “Ulan” diyor “ artık ne bulursam vuracağım, karatavuk, çıkırıkçı, sarı asma fark etmez, boş gitmektense.” Gezinirken bir bakıyor, bir karatavuk çırpı avlunun üzerinde aşağı yukarı oynaşıyor. Epey de uzak ama, sadece karaltısı seçiliyor. Tüfek alır mı almaz mı, derken tam tetiği çekecek karatavuğun olduğu yerden bir adam gövdesi çıkıyor, başında da siyah bir külah. Meğer avlunun arkasında bir havuz varmış. Adamın biriside havuzun başında, havuzu açmak için debeleniyormuş. Tetiği çekse dayı tahtalı köye bizimki de hapse.

Gelelim su avcılığına. Bu su avcılığı çok zahmetli iştir efenim. Tatlı suyu ayrıdır tuzlu suyu ayrıdır. Küçük balığı ayrıdır, büyük balığı yine ayrıdır, deniz balığı bambaşkadır. Sadece iş olta ile de bitmez her balık ayrı ayrı yem ister. Bildiğiniz ayrı bir bilim dalıdır. Bu arada şunu da belirteyim. Ben ağa, sertmeye karşıyımdır. Bilmem sertme bilir misiniz? Yuvarlak, kenarlarına kurşun takılmış bir ağ çeşididir; daha çok alçak tatlı sularda kullanılır, balık içinde kaldı mı çıkamaz. Çok attım zamanında ama olmaz kurnazlıktır. Balık işi olta balıkçılığıdır diğer türlüsü ticaret olur. Yahu kamış balıkçılığı gibisi var mı? Alacaksın kamışını eline, takacaksın yemini, şamandıraya dikeceksin gözlerini, bekleyeceksin. Balık işi budur. Bu da hastalıkların en tutkulusudur. Normal bir adam saatlerce o şamandırayı gözlerini dikip bekler mi?

Şimdi balık işini bu kadar anlattık gelelim kitaba. İşte kitapta da bu balık avcılığının tutkusu anlatılıyor. İhtiyar bir adam balık avlıyor. Dedik ya, bu hastalıkların hepsi tutku işidir, içinize düştü mü bırakmaz, genç ihtiyar dinlemez diye. Hewingway hikayesini anlatırken çok sade bir dil kullanmış, vallahi hayran kaldım. Sade sade anlatmak duyguyu vermek varken niye içinden çıkılmaz cümleler kurup karıştırsın okurun kafasını. Duygu o kadar gerçekçi ki Dosteyvski’nin Kumarbaz’ı kadar başarılı olmuş desek abartmış olmayız heralde. Güzeldi vesselam sevdim ben kitabı.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.395 Oy)19.159 beğeni43.693 okunma3.023 alıntı184.266 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.601 Oy)8.885 beğeni28.912 okunma842 alıntı140.593 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.775 Oy)13.496 beğeni34.766 okunma3.442 alıntı147.081 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.693 Oy)5.797 beğeni19.797 okunma838 alıntı101.981 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.342 Oy)9.304 beğeni25.836 okunma1.848 alıntı119.684 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.942 Oy)8.907 beğeni26.500 okunma2.695 alıntı115.655 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.502 Oy)8.096 beğeni22.957 okunma850 alıntı90.538 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.616 Oy)9.118 beğeni25.516 okunma1.533 alıntı127.834 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.061 Oy)6.410 beğeni16.941 okunma2.961 alıntı86.632 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.516 Oy)7.926 beğeni21.512 okunma4.037 alıntı130.379 gösterim
Bir adam düşünün, geçimini denizlerden okyanuslardan sağlayan, yaşlı, eski gücünden yoksun ancak tertemiz bir adam. Yakaladığı kılıç balığıyla birlikte başlayan serüvende çektiği zorlukların üstesinden gelen bir adam. Yaşamak iyi şeydir diyor bu adam. Her şeye rağmen yaşamak... Hayata karşı mücadelesini sonuna kadar veriyor, umutsuzluk zerre kadar yok hücrelerinde, talihsizlikler göbek adı olmuş, imkansızlıklarda hep bir yeni çözümle yeniden doğan yaşlı ama yaşamayı seven bir adam... Ernest Hemingway bu sade, tertemiz anlatımıyla kesinlikle çok daha şeyler de düşündürtüyor size. Karakteri yaşatıyor, yaşlı adam siz oluyorsunuz, onunla birlikte mücadele ediyor, onunla birlikte hayaller kurup, hep umutla düşünüyorsunuz... Birçok engel birçok talihsizlik birçok istemedigmiz ummadığımız durumlarla karşılaşıyoruz her gün. Fakat kimi zaman moralimizi bozup yakınıyoruz, kimi zaman hemen pes ediyoruz, kimi zaman umudumuzu kaybedip savaşmayı bırakıyoruz. Peki ya yaşamak? Yaşamayı hiç ama hiç bırakmıyoruz; çünkü yaşamak iyi şeydir... İyi okumalar...
Hemingway'in yaşlı olmanın zorluklarını anlattığı bu romanı bana bir zamanlar babamın armağan ettiği Orson Welles'in "I Know What It Is To Be Young"* şarkısını anımsattı. Bu çok sevdiğim şarkıyla özdeşleştirdiğim için çok daha fazla anlam kazandı kitap bende.

Yaşlı balıkçının okyanusun ortasında yakaladığı dev kılıç balığıyla olan mücadelesinde ve geri dönüş yolculuğunda yaşadığı tüm talihsizliklere rağmen hala yaşamın güzel olduğunu söylemesi, verdiği mücadeleden hiçbir şekilde vazgeçmeyişi aslında her yaş grubuna örnek olacak nitelikte. Yaşlı balıkçının kendi kendine olan diyalogları Hemingway'ın akıcı ve sade diliyle birlikte ilerlerken kitapta sıklıkla tekrar eden "Keşke çocukta burda olsaydı" cümlesi de -her ne kadar Hemingway sembolizmden uzak bir kitap olduğunu belirtse de- gençliğe seslenişini, ona duyulan özlemini temsil ediyormuş hissine sürükledi beni. Santiago'ya yaşlılığına ve yaşlılığın getirdiği kusurlarına rağmen sevgiyle sonsuz hizmet eden küçük çocuk ise kitabın en çok beğendiğim detaylarının başında geliyor.

Bir çırpıda okunabilecek bu eser, hem Hemingway ile tanışma kitabım oldu hem de tavsiye edeceklerim arasında yerini aldı.

Keyifli okumalar.
*https://youtu.be/QDnXEllpelQ
İlk defa bir yazarı okuyacağım zaman romanına önyargıyla yaklaşmam, çok beklentiyle dolup taşmam. Merakla başlarım okumaya. Ve her yeni yazar ya da yeni bir kitap farklı bir dünyanın kapısını açar, beni her zaman heyecanlandırır. Ernest Hemingway de ilk defa okuduğum bir yazar ve bana denizlerin kapısını açtı.

Dili akıcı ve sade, etkileyici bir anlatım. Okumadım da bir tabloyu seyrettim sanki.

Yaşlı bir balıkçımız var, kendisine talihsiz diyor çünkü seksen dört gündür deniz onu eli boş gönderiyor evine. Tabi ki hep böyle talihsiz değildi ama artık yaşlı ve Hemingway yaşlılığın zorluklarını çok güzel anlatmış. Yaşlı balıkçının yanında bir de balıkçılığı öğrettiği çocuk var. Bu öyle bir çocuk ki vefalı evlat dedikleri bu olsa gerek. Yaşlı balıkçı ise hep ona ihtiyaç duyuyor 'ah keşke yanımda çocuk olsaydı'... Aslında diyor ki ah keşke gençliğim elden gitmeseydi...

Evet belki talihsiz, yaşlı, yorgun artık pes etmeli, bırakmalı çabalamayı ama yok o bırakmıyor diyor ki: yaşamak iyi şey. Son seferinde de, denizden eli boş döndüğünde vazgeçmiyor ve yarın tekrar denize açılma planları yapıyor.

Bu roman bana yaşamı asla bırakmamalı, dedi. Yaşamak zor, zaten dünyada ne kolay ki! Ama her şeye rağmen yaşamak iyi şey.
İyi okumalar!!
Ernest Hemingway‘in başyapıtlarından birisi olarak kabul edilen Yaşlı Adam ve Deniz. Yazar, 1930’larda, Florida’da yaşadığı dönemde Pillar isimli bir balıkçı teknesi satın almış. Bu tekne ve o dönemdeki balıkçılık tecrübesi , “Yaşlı Adam ve Deniz” i yazarken esin kaynağı olmuş Hemingway’e. bunu bir siteden öğrendim. bir oturuşta okunabilecek kitaplardan. Hem çok sade bir anlatım, okuyucuyu hiç yormadan anlatıyor derdini, hem de yaşlı adamla birlikte sen de yaşıyorsun bütün o macerayı. sadece bir kaç bölümde sorun yaşadım belki yorgunluğumdan belkide çevirisinde birkaç eksiklik vardı. Vazgeçmeyişini, cesaretini okudukça sen de onunla birlikte motive oluyorsun.yalnızca sonuç değil sonuca ulaşmak için verilen mücadele de çok değerlidir sonucu çıkarılabilir.
Bu kısa ve akıcı öykümüzün iki kahramanı var: Santiago ve Manolin. Santiago ne kadar yaşlıysa Manolin o kadar genç. Manolin ne kadar deniz hakkında öğrenmeye hevesli ise Santiago o kadar bilge deniz konusunda. Aralarındaki yaş farkı dostluklarına engel değil fakat Manolin'in ailesi Santiago ile çalışmasını istemez ve başka bir balıkçının yanına verir. Çünkü Santiago şanssızdır: 85 gün boyunca bir balık tutamadığı bile olmuştur. Kitap Santiago'nun tek başına denize açılmasını ve denizde 3 gün geçirmesini anlatır görünürde. Ama çok fazla alt metin var satır aralarında. Santiago'nun elindekine sahip çıkmak için savaşması, zorluklar karşısında pes etmemesi, elindeki imkanlarla yaratıcı çözümler bulması, şanssızlığından muzdaripliği hepsi bu kitapta. Öyleyse bu kitap hayat değil de nedir.
İhtiyar adam kendi kendine konuşuyordu. İhtiyar adam koskoca okyanusta yapayalnızdı. İhtiyar adam denizle, kuşlarla, balıkla, geceyle konuşuyordu. İhtiyar adam uçsuz bucaksız denizle, devasa, inatçı balıkla ve kendi yalnızlığıyla hiç pes etmeden mücadele ediyordu. Keşke çocukta yanında olsaydı. Keşke hayır demeseydi çocuğa. Keşke bu kadar açılmasaydı...

Bütün bir hikaye küçük bir teknede geçiyor ama okuyucuyu hiç sıkmıyor. İşte bu hikayeyi bukadar ünlü yapan yazarın bu başarısı bence. Okunması elzem olan kitaplardan...
“…bir insanı öldürdüğünüzü hayal edin.”

Bir insanı nasıl öldürürsünüz? Böğrüne bıçak saplamadan, boğazından tutup boğazlamadan, yaşamak için fiziki durumlarını kesmeden insanı nasıl öldürürsünüz? İnsanın kısmetini elinden alırsanız, yaşama dair umutlarını sökerseniz ve verdiği mücadelenin karşılığını aldırmazsanız insanı tam da can evinden vurur, öldürürsünüz.

İnsan olmanın gereği; en güzeline koşarken, elde etmeye çalışırken, elindekinden olmasıyla sınar kendini. Tamda yazarın vurgulamak istediği buydu sanırım. Kısmetini uzaklarda arama ve elindekiler ile yetinmeyi bil. Aksi halde elindekinden de olur çıplak kalırsın da haberin olmaz.

Ömrünü balıkçı olarak geçirmiş Yaşlı Balıkçımız, seksene dayadığı merdiveni aşmış ve bir solukta doksana tırmanmaya çalışırken, yaşlandığının farkına varamamıştır. Kitap ise üç aydır denizden kısmetini alamayan balıkçının 85. Gününden ve hayatındaki en büyük balığı (köpekbalığı) yakalayıp, onunla çekişmeli geçen 3 günlük mücadelesini anlatmaktadır.

Yazarın dili sade, herkesin anlayabileceği tarzda bir işlenişi var. Kendi kendine yaptığı telkinler ve kendine çeki düzen vermesi için kendine cümleler sarf etmesi ise gayet manidar olmuş. Yeri geldiğinde yakaladığı balıkla güç mücadelesine girişip, onunla muhabbete girmesi ise konuya tuz biber olmuş ve balıkçının gitmekte olan aklını korumasını sağlamıştır. Bazı zorluklarda ise “tanrıyla pazarlık” yapması ise gözden kaçılmayacak kadar ince işlenmişti.

Denizanasına (Ağua Mala) denizköpüğü demesi ise çeviriden mi? Yoksa balıkçıların dilinde bir tanım mı bilemedim? Lakin betimlediği canlının denizanası olduğunun bariz farkına vardım ve özellikle insana zarar veren zehirlenmelere sebep vermesini dillendirmesi, denizkaplumbağalarının en sevdiği yiyeceklerin başında gelmesi ise bahsedilen şeyin denizanası olduğunun belirtileriydi. Lakin kitap üzerinde ise “’agua mala’nın’ ‘kötü deniz’ anlamında yaşlı adamın umutsuzluğunu vurguluyor” demesi ise benim için bir bilinmeyene yol açtı. Keza öyle de kalacaktır.

Yine yakalanan balığın kılıç balığımı yoksa köpek balığımı olduğu muamması hala bende devam etmektedir. Çünkü yakalanan balığın kılıç kısmına “düğüm” attığı, sonra çocuğa ise “istersen kılıcını sen alabilirsin” demesi ve yabancı turistin balığı görüp bu ne dediğinde garsonun “Tiburon” demesi bu ikileme yol açtı.

Ayrıca bu kitap 1953’te Pulitzer Ödülünü, 1954’teyse Nobel Edebiyat Ödülünü kazanmıştır.

Sözün özü; kitap okunulası ve tavsiye edilesi. Gerçekten bir iki saatinizi vererek güzel bir eser okuyabilirsiniz.

Sevgi ile kalın.
Yıllar önce okuyupta tadı belleğimde kalan ender kitaplardan bir tanesi...
Yaşlı balıkçının kendi ile olan konuşma dialogları ve bir balığı yakalamak için günlerce peşinden gitmesi, amaçına ulaşmak için verdiği sabırlı ve azimli hikayesi...
Henüz okumamış olanların mutlaka okumasını tavsiye ederim...
Yazarı gerçekten çok seviyorum.O kadar güzel ve samimi bir anlatımı vardı ki o kitapta...Bütün kitapta sadece 1 günü anlatıyor.Hatta kitapta sadece adamın 1 gün boyunca 1 balığı tutmaya çalışmasını anlatıyor.Böyle söyleyince komik geliyor ama gerçekten çok güzel bir kitaptı.Okumanızı gerçekten öneririm.
Balık tutmak gerçekten sabır ve sanırım biraz da şans isteyen bir iş. Bazen hemen takılıverir oltana balık bazen de saatlerce beklersin, sonunda elin boş dönmekte var tabi. Aynı kitapta ki kahramanımız gibi. 84 gündür hiç balık tutamamıştır ve 85. gün güneş daha yüzünü göstermeden, gecenin soğuğu iliklerine işlerken, uykunun en tatlı yerinde yatağından kalkar ve açılır denize. Çünkü söz vermiştir bir çocuğa, çünkü çok iyi ve tecrübeli bir balıkçıdır, çünkü yaşaması için bu sefer tutmalıdır o kocaman balığı. Tutarda ve işte orda başlar ihtiyar balıkçının denizle, hayatla mücadelesi. Günlerce sürükler balık onu kıyıdan uzaklaştırır, koca deniz de tek başına kalır. Bazen bir kuş ortak olur yalnızlığına, bazen de yakaladığı balık. Dertleşir onunla, kim haklı kim haksız sorgular çünkü ikisinin de ortak noktasıdır yaşamak. Karşısına bir sürü zorluk çıkar, sabreder, mücadele eder, yılmadan tek amacı olur o kocaman balığı kıyıya ulaştırmak.

İlk okuduğum Hemingway kitabı düz ve sade bir anlatımı var, ben keyifle okudum. Ayrıca buna vesile olan 1000Kitap Eskişehir Okuma Grubu na teşekkür ederim.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yaşlı Adam ve Deniz (İhtiyar Balıkçı)
Alt başlık:
Bütün Eserleri 1
Baskı tarihi:
Ekim 2013
Sayfa sayısı:
136
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754942927
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Old Man And The Sea
Çeviri:
Orhan Azizoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bilgi Yayınları
Baskılar:
Yaşlı Adam ve Deniz (İhtiyar Balıkçı)
İhtiyar Balıkçı
The Old Man and the Sea
Yaşlı Adam ve Deniz
Yaşlı bir Kübalı balıkçının açık denizde Gulf Stream’e kapılmış olarak dev bir kılıçbalığıyla olan can yakıcı mücadelesi son derece sade ve kuvvetli kelimelerle anlatılıyor. Bu hikâyesiyle Hemingway, yenilgiye karşı cesaret, kayba karşı şahsi başarı temasını kendine has modern üslubuyla yeni baştan heykelleştirmiştir.

Kitabı okuyanlar 3.039 okur

  • Çetin Çakır
  • Ada Karpat
  • Kübra S
  • Bir Delil Klasiği
  • Sema
  • Ebru Karakaş
  • Melike Yıldırım
  • Elif Yirmidokuz
  • Süleyman Emre
  • Ayşegül Köymen

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.6
14-17 Yaş
%7.9
18-24 Yaş
%23.9
25-34 Yaş
%30.8
35-44 Yaş
%20
45-54 Yaş
%8.2
55-64 Yaş
%1.4
65+ Yaş
%2.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60.1
Erkek
%39.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.5 (200)
9
%22.3 (208)
8
%27.4 (255)
7
%18.3 (170)
6
%5.5 (51)
5
%2.1 (20)
4
%1.5 (14)
3
%0.3 (3)
2
%0.6 (6)
1
%0.2 (2)

Kitabın sıralamaları