Yatak Odasında FelsefeMarquis De Sade

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.951
Gösterim
Adı:
Yatak Odasında Felsefe
Baskı tarihi:
Ekim 2002
Sayfa sayısı:
187
ISBN:
9789755393469
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Philosophie dans le boudoir
Çeviri:
Kerim Sadi
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
"Evet, ben bir libertenim, itiraf ediyorum, bu konuda akla gelebilecek her şeyi düşündüm; ama düşündüğüm, tasarladığım şeyleri elbette yapmadım ve kesinlikle de yapmayacağım. Ben bir libertenim, adi suçlu ya da katil değil." Tüm zamanların en lanetli yazarı Marquis de Sade kendini böyle ifade etmişti. O, ömrü boyunca tüm Fransız politik rejimlerinin zindan müdavimiydi. Monarşi koşullarında demokrat, 1789'da devrimci bir aktivist... olan bu müebbet isyancı, hep orta yolu reddetmenin peşinde koştu.
G. Apollinaire, A. Breton, O. Wilde, O. Mirbeau ve M. Heine gibi edebiyat devleri sayesinde gün ışığına çıkmış olan Sade'ın eserleri, yirminci yüzyılda felsefe, düşünce ve edebiyat alanında vazgeçilmez bir referans noktasına dönüşmüş; Dostoyevski dahil sayısız yaratıcının ilham kaynağı olmuştur. Başyapıtı olan Yatak Odasında Felsefe ise tüm dünya dillerine çevrilerek milyonlarca adet basılmış, birçok kez sinemaya uyarlanmış, özgür ve özgün düşüncenin doruğu olarak kabul edilmiştir.
Genç bir kıza teorik ve pratik libertenlik eğitiminin verildiği Yatak Odasında Felsefe, metafiziğin, ahlâkın, tarihin, felsefenin sık sık araya girdiği 1795 tarihli yedi diyalogdan oluşur. Diderot ve Rousseau'nun natüralizminin mirasçısı, Pascal'ın savunucusu olan Sade, bu eserinde on sekizinci yüzyılın düşünce akımlarına saldırır; özgür düşünceye sonuna kadar bağlı biri olarak doğayı yüceltir, şiddet de dahil her şeyin doğallığını savunur. Yalnızca cinselliği değil aynı zamanda etik, metafizik ve estetik algıyı da altüst eder. Ona göre "hayal gücü düzenin düşmanıdır."
Baştan sona neşe ve kara mizah duygusunun egemen olduğu yapıt, fikir ve edebiyat tarihinde bir başyapıt olarak kabul görmüştür.
(Tanıtım Bülteninden)
Kitap Güzel Ancak "Dönemine Göre".

Öncelikle, ilk kez Sade okuyan birisiyim ve kitaptan yaptığım çıkarımlar belki doğru olabilir, belki yanlış. Lütfen linç etmeden uyarınız.

1795 Fransası, ihtilâlin en yoğun olduğu, tüm Fransa halkının hatta tüm Avrupa'nın özgürlük akımıyla yanıp tutuştuğu, tüm halkın her gün gösterisi yapılan idamlarla kafalarının karıştığı, tabiri caizse delirdiği bir dönemdeyiz. Ki zaten Sade hayatının belirli bir kısmını akıl hastanelerinde geçirdiği için eserlerinden çok daha normal bir şey beklemek gülünç olur. Dediğim gibi ağır bir dönem, dönemdeki halk gibi "hasta" olan bir yazar. Haliyle aşırı sert söylemler içeren çok ağır bir eser ortaya çıkıyor.

Liberten olmak isteyen genç bir kıza, libertenlik eğitiminin verildiği bu kitap. Ağır pornografi içeren ancak aralarından koyu bir felsefenin aktığı yedi diyalog ve düşünce yazısından oluşuyor. Diyaloglar çok ağır ve bir yerden sonra pornografiden dolayı sıkıcılaştığı için bana en önemli gelen yeri düşünce yazısının olduğu kısım.

Ortaçağdan beri insanları sömüren dini, yolsuzlukları ve yöneticileri; milliyetçilik ve özgürlük akımının etkisiyle o dönemde liberteryenizmi savunan Sade, ağır söylemlerle eleştiriyor. Ona göre insanlar, insanın doğasına göre özgür olmalı, aynı zamanda cinsel ve ruhsal hazzı iliklerine kadar yaşamalı. Sadeizmin yani sadizmin (acıdan zevk almak) kurucusu. Libertenlik de tanrıtanımazlık gibi ancak belirli farklar var aralarında. Ona göre "hayal gücü" düzenin tam bir düşmanı. Anarşizm ya da komünizm gibi ancak tam olarak değil. Bu bambaşka bir olay.

Okuyun ya da okumayın kesin bir yönerge veremeyeceğim ancak o dönemdeki hakim olan çeşitli düşüncelere karşı bir merakınız varsa ve sadizmi merak ediyorsanız bir göz atmanızı öneririm. Bence çok farklı bir eser..
Öncelikle müjde;bu kitabı okuyup katil ya da sapık olmuyorsunuz! İstediğiniz kadar marquis de sade ile ahlak ve hayat anlayışınızın benzemediğini düşünün ama benziyor işte! Onun sadece olayları ele alış şekli hepimizden farklı kitapta ensestten pedofiliye oradan hırsızlığa her türlü ahlak dışı kavram övülürken aslında anlatılmak istenilen apayrı.. Bize anlatılmak istenilen daha birçok felsefi düşünce var fakat marquis de sade o kadar akıllı ki bizleri sıkmadan bütün bu düşünceleri anlatmanın yolunun '' seks''ten geçtiğini biliyor. Ve unutmadan yazar da ekliyor' 'Büyük fikirler yüzünden ahlakı bozulacak kişiye yazıklar olsun! Felsefi düşünceler içinden yalnızca kötü olanları çekip almayı bilen, ahlakı her şeyle bozulan bu kişilere yazıklar olsun! Bunların ahlakının Seneca ya da Charron okuyarak bozulmadığını kim ileri sürebilir? Ben asla onlara hitap etmiyorum! '' Okurken ince ince işlenen düşünceyi cımbızla çekip özümsemek gerektiren bir kitap. '' Bir kitap okudum hayatım değişti! '' demek istiyorsanız, bir bakın derim.

Benzer kitaplar

Her ne kadar cinsellik içerikli olsa bile felsefik yönü ağır basmaktadır.
Yazar cinselliği araç yapıp savunduğu düşünceyi dile getirmeyi amaçlıyor. Düşüncesine katılıp katılmamak tamamen okura kalan bir şey. Yazar öyle düşünüyor diye başkasının da öyle düşünmesi gerekmiyor.
Kimi zaman "yok" dedirtecek noktalara değiniyor yazar ama yine de her şey kişi de bitiyor.
BEN BU ADAMI OKUMAM DEDİM AMA...AMA OKUYORSUN İŞTE BÜYÜK KONUŞMAMAK LAZIM ;) YERALTI EDEBİYATI DEDİNMİ YA SADE YADA BUKOWSKI OKUNUR...OKUNURMU?
OKUNMAZ GÜZEL KARDEŞİM!EĞER YERALTI EDEBİYATI'NA SADE İLE BAŞLARSAN AYNEN LİNKTEKİ GİBİ OLURSUN :D

AHA LİNK: https://www.youtube.com/watch?v=xizv19MMb3o

BU NASIL BİR HASTALIKLI DİMAĞDIR?

KESİNLİKLE OKUMAYIN HATTA VE HATTA KİTAPLARINI GÖRDÜNÜZMÜ YOLUNUZU DEĞİŞTİRİN MÜMKÜNSE ŞEHRİDE DEĞİŞTİREBİLİRSİNİZ :D

DAHA ÖNCE SODOM'UN 120 GÜNÜ'NÜ OKUMUŞTUM,ŞİMDİDE YATAK ODASINDA FELSEFE,AL BİRİNİ VUR ÖTEKİNE KİTAP BİTMEK ÜZERE,NASIL YORUMLAYACAĞIMI DÜŞÜNÜRKEN AAA BU KİTAP YORUMLANMAZKİ DEYİP AÇIKLAMALAR EKLEYEREK SİZİN HASSAS BÜNYELERİ BU ÇARPIŞMADAN KORUMAK ADINA BUNLARI ÇİZİKTİRDİM.

HAZIR DEĞİLSENİZ SAKIN OKUMAYIN.BEN YİNE OKUYACAKMIYIM TABİİKİ DE...

KİTAP HAKKINDA BİLGİ VEREMEDİK AMA YAZARINI TANITALIM DEDİK UMARIM YARARLI OLUR.

AŞAĞIDA:





Sadizm dendiğinde insanın gözünün önüne pek iyi şeyler gelmediği kesin. Kırbaçlar olsun, kelepçeler olsun… Oysa sadizmin özünü “ acı çektirmekten zevk duymak” şeklinde özetlenebilir. Bu “fikrin” kurucusu Marquis De Sade ise durumu eylemle sınırlı tutmamış, işin felsefesine inmiş ve sonunda sadizme adını vermiş enteresan bir kimse. Kimdir yahu bu Marquis De Sade derseniz, buyurun sizi şöyle alalım:




Aşağı biraz daha aşağı ;)





1. Kendisi aristokrat bir aileden gelmektedir aslında


2 Haziran 1740’ta Conde Sarayı’nda ağzında gümüş kaşıkla doğmuştur bir nevi. Annesi de Conde Prensesi’nin kuzenidir.




2. Çocukluğu ve ilk gençliği boyunca dini ve askeri eğitim almıştır


“İnsanlar arasındaki en doğal hal savaş halidir,” diyerek savaşa bakış açısına tak diye ortaya koymuştur.




3. Başlarda bir aşk adamıdır kendisi. 1763’te savaştan dönünce gönlünü zengin bir devlet adamın kızına kaptırır


Ancak kızın babası önce büyük kızının evlenmesi gerektiğini düşündüğünden bu ilişkiye müsaade etmez.




4. Marquis (yani markiz) ismi değil, soylu olmaktan kaynaklanan unvanıdır

Asıl ismi Gaspard François’dır. Kendisi aynı zamanda ailesinde bu unvanı kullanan ilk kişidir.




5. Sade’in kötü şöhreti unvanından da hızlı yayılmıştır. Marquis De Sade’in ahlaksızca ve olaylı bir yaşamı olduğu herkesçe bilinir, kendisi de bunu pek gizlemez hani

Sadece birlikte olduğu fahişelere değil, emrinde çalışan kadın ve erkeklere de son derece zalimce davranır.




6. Marquis De Sade’in en büyük skandallarından biri Rose Keller adlı bir kadını kendisine cinsel olarak hizmet etmeye zorlamasıyla gerçekleşmiştir

Kadını şatosunda zorla alıkoymuş ve fiziksel ve cinsel saldırıda bulunmuştur. Olay zavallı kadının ikinci kat penceresinden kaçıp yetkililere başvurmasıyla ortaya çıkar.




7. Böylelikle De Sade ilk kez hapse girme ihtimaliyle karşı karşıya gelir

Ancak Sade’in kayınvalidesi devreye girer ve kralın mührünü taşıyan bir belge ile damadını hapse girmekten kurtarır. Fakat bu belge sonradan başına çok işler açacaktır.




8. Bunun ardından Marquis De Sade Paris’e taşınır ve buradaki fahişelerin başına bela olmaya başlar

Sık sık fahişeler tarafından şikayet edilir ve polisle başı belaya girer. Sonunda çareyi memleketine dönmekte bulur.





9. 1772’de uşağı Latour ile beraber afrodizyak olduğu bilinen kuduzböceği tozu ile zehirlemekle ve erkek erkeğe ilişkiyle suçlanır ve yargılanmaya başlar

Yargılama sonucunda ölüm cezasına çarptırılan De Sade baldızını da ayartıp İtalya’ya kaçar. Böylece kaynanasının şimşeklerini de üzerine çeker. Kral’ın mührünü taşıyan malum belge bu kez Marquis De Sade’i mahkum etmek için kullanılır.





10. Marquis De Sade aynı yılın sonlarına doğru yakalanır, fakat dört ay sonra yine kaçar ve sonraları suç ortağı haline gelecek karısının yanına sığınır

Gizlendikleri kaleye hapsettikleri işçiler cinsel tacizlerden yılıp kaleyi terk edince De Sade yine İtalya’ya kaçmak zorunda kalır. Bu kaçış dört yıl sürer. Dört yılın sonunda ise tekrar kaleye döner ve bu kez hizmetçi kızlar üzerinde emellerini uygulamaya başlar.





11. 1777 yılında hizmetçi kızlardan biri Marquis De Sade’in yediği herzeleri öğrenir ve silahını alıp Marquis De Sade’i öldürmek üzere kaleyi basar

Öfkeli babanın silahının ateş almaması Marquis De Sade’in en büyük şansıdır muhtemelen.





12. Bir yıl sonra Paris’e gider ve yine tutuklanır. 1778’de ölüm cezasına çarptırılmak için başvursa da tutukluğu sürer

Buradan da kaçar ama kısa sürede yakalanır. De Sade için tutukluluk günleri başlamıştır artık. Ömrünün toplam 29 yılını hapislerde geçirir. Fikirlerini ve fantezilerini tutkuyla yazıya dökmeye başlar.





13. 2 Temmuz 1789’da hücresinden dışarı doğru sarkar ve “Burada tutukluları öldürüyorlar!” diye bağırır


Hemen ardından akıl hastanesine gönderilir. Bu nakil sırasında başyapıtı Sodom’un 120 Günü’nün müsveddesini kaybeder, fakat çalışmaktan vazgeçmez.





14. Fransız Devrimi’nin ardından birçok tutuklu gibi Marquis De Sade de serbest kalır ve karısından ayrılır, eski bir oyuncuyla yaşamaya başlar





15. 1803 yılında ailesinin de desteğiyle De Sade’in deli olduğu ilan edilir ve Charenton adlı akıl hastanesine yerleştirilir


De Sade’in ömrünün toplam 13 yılı akıl hastanesinde geçer. 1813 yılında devlet Charenton’ın faaliyetlerini durdurunca De Sade de hastaneden ayrılır ve hastanede çalışması vesilesiyle tanıştığı 13 yaşında bir kız çocuğuyla yeni maceralara adım atar. Bu sübyancı macera 4 yıl sürer ve Marquis De Sade’in ölümüyle son bulur. Ölümünden sonra yarım kalmış ya da basılmamış bütün müsveddeleri oğlu tarafından yakılır. Böylece De Sade’in belki de her zamankinden karanlık olan birtakım fantezileri kül olup havaya karışır.
Marquis De Sade kendini libertenist olarak tanımlıyor . Libertenizm 18.yy Avrupa'sında aristokrat çevrenin toplumun ve dinin koyduğu tüm inanç ahlak ve yasaları , değer sistemlerini reddeden bir akımdır . Bu reddediş Şekli ise cinsel arzuların Sınırsız sorgulanışıyla başlar içinde ensest , sadom ilişki , eşcinsellik , subyancılık toplumun en hassas ve tabu gibi bulduğu konulardan çıkış noktası yaparak yazar bunları çevreleyen tüm inanç ve toplumsal değer yargıları en uç noktaya kadar zorlayarak sorguluyor . Kitapta grup sekslerin arasına serpiştirilmiş felsefi sohpetler yer alıyor. Yarattığı kahramanlar hedonist yaklaşımları dozajını arttırarak mazoşist bir duruma dönüyor ! Özgürlük duygusunun sorgulanma biçimi giderek faşizan bir boyut kazanıyor ! Yazarın bunu özellikle yaptığı kanısındayım .. Sınırsız özgürlük isteği beraberinde Faşist davranış şeklini oluşturduğunu göstermekte bize ! Düşüncelerinin bir kısmı oldukça iyi tespitlerle dolu olmasına rağmen , Doğa ile Insanın varoluşunu benzettiği nokta belirli yerlere kadar doğru , lakin atladığı bölüm ise insanoğlunun Doğan'ın da üstünde olduğu gerçeği ..

Kitap akıcı , bol argo içeren , bol cinsel fantazleri arttıracak bilgilerle dolu olmasına rağmen , okuyucunun duygularını ve toplum Tarafından üstüne giydirilen tüm Değerlerini sorgulamaya iten özellikle " Fransızlar Cumhuriyetçi olmak istiyorsanız biraz daha çabalayın " bölümü kitabın Özeti niteliğinde ve doyurucu bir bölüm. Yazar Özgür Düşüncenin temsilcilerindendir . Sanırım onun kadar bunu açık yüreklilikle ve tüm çeşitleriyle korkusuzca anlatan pek az yazar vardır . Bu Açıdan okunmalı . Yazarın Kitabı'nın arkasında ki bu cümlede zaten kendisine dair tüm önyargılara cevap niteliğinde "" büyük fikirler Yüzünden ahlakı bozulacak kişiye yazıklar olsun ! Felsefi düşünceler içinden yalnızca kötü olanları çekip almayı bilen , ahlakı herşeyle bozulan bu kişilere yazıklar olsun ! Bunların ahlakının Seneca ya da Charron okuyarak bozulmadığını kim ileri sürebilir ! Ben asla onlara hitap etmiyorum !""
Okuduğum en ilginç kitaplardan birtanesiydi, bazen son derece aydınlatıcı bazen tiksindirici bazen sapıklığın en beteri, bazen felsefenin en tepesi.
Ahlâka ve felsefeye sadist bir bakış açısı. Tüm dinlere ve ahlâk yasalarına bir başkaldırı. Sadece doğanın yasalarına uymamız gerektiğini savunup suç olgusunu yeniden tanımlıyor.
Kişilik bozukluğu veya davranış bozukluğu olan kişilerin çoğunlukla sanatsal yönlerinin yüksek olduğuna inanırım. Özellikle şizofreni hastalarının gerçeklikten kopuk, özgün tarzlarını da çoğunlukla beğenmişimdir. Fakat bu dediklerim, akıl hastanesine yatmış Sade için geçerli değil! İdine dönük davranışları hat safadayken estetik duygusuyla eser yazması beklenemez değil mi ?

İlk okuduğum kitabı Aşkın Suçları'nda sapkınlığı Türk Filmlerini aratmaz nitelikte içeriğe sahip olup asgari düzeydeydi. O kitabında daha çok yavan anlatımıyla birlikte aşırı dramatikleştirme çabası, tek düze anlatımın şoke edici gelişmeyle ortaya çıkartma üslubu vardı. Yatak Odasında Felsefede böyle bir durum ağırlığında yazılmamıştır. Sanırım bu kitabı daha sonra yazmış, ilerleyen yaşıyla birlikte rahatsızlığı artmış olduğunu tahmin ediyorum. Ki siz de bu kitabı okuma gafletine düştüğünüzde sosyopat halini görmüş olacaksınız.

Sade'nin sürekli tekrar etmiş olduğu, sadizimle dolu olan pornografi dışında! din ve ahlak üzerine görüşleridir. Bu görüşlerini mantıkla açıkladığını sanmayın sakın. bu açıklamalar karanlık dünyasını daha fazla gün yüzüne çıkartıyor; peşi sıra eklenen başka sapkın görüşleri, iğrençliğini daha da kanıtlıyor.

Son olarak dikkatimi çeken nokta; Kitabın son sayfasındaki incelemede: Alacakaranlık serisi ve bu seriye itafen daha ayrıntılı cinsel içeriğe sahip olan Grinin Elli Tonu, Sade'den ilham alınarak yazıldığını dile getirmiş. Yani Sade, günümüz kitap piyasasının büyük parçasını oluşturan cinsel fetişizmin ağırlıklı romanların kategorisini belirlemiş diyebiliriz...
Zor bir kitap. Savaşmadan, yaralanmadan kitapdan ayrılmak kolay degil. Bir an hiçte boş olmayan düşünce sistematiginden geçerken başka bir an gıyabında sadizmin isim babası yapılan tarafinda buluyorsunuz kendinizi. "Düşlerin Efendisi -Quills" filmini de izleyebilirsiniz. Kitabın biraz daha sterilize hali diyebiliriz.
Din ile insan; doğa ile insan gibi temalarda güzel fikirler olmasi dolayisiyla aydınlatıcı bir kitapta.

Diğer konularda ki fikirlerine bir sey demek istemiyorum. Okumasaniz da olur, klasik sade iste.
Rahatsız edici bir romandı .Daha fazla okuyamadım. Ahlak,erdem,Tanrı konularını en sınırsız şekilde irdelemiş Sade. Eğer bu konularda sınır çizmeyen kişilerseniz okuyabilirsiniz ama benim sınırlarım varmış roman bunu anlamamı sağladı.
Bu kitap ile burada karşılaşacağımı hiç ummazdım! Daha geçenlerde almanca sesli kitabını dinledim! Almanya'nın ünlü tiyatro sanatçıları tarafından ilginç bir (regie nin Türkçesi ne yahu!) yönetim ile sunulmuş! Duygusallığın yer almadığı, (bilinçli) bir yapmacıklık, plastiklik, soğuk ve mesafeli radyo oyunu. Aslında oldukça pornografik, günümüzde her porno sayfasında gorülen cinsellik burada libertelik, özgür düşünme ve yaşama, bütün toplumsal değerlerin ve yargıların, sınırların kaldırıldığı bir felsefi oyun olarak segileniyor! Son bölümlerinde hatta bir liberte bildirisi okunuyor..... kitap olarak okuyacağımı sanmıyorum, ama sesli kitap oyununu dinlemek çok hoşuma gitti....
"Fransa'da hiç yoksul olmamasını mi istiyorsunuz? Hiç sadaka dağitmayin ve özellikle hayır kurumlarınızı ortadan kaldırın."
''Ancak acılarla bizi mutluluğa erdirmeyi seçmiş doğa; acılar bir kez yenildiğinde tadılan zevkleri ise başka hiçbir şey veremez.''
"Hiçbir fantezi böyle nitelenemez, sevgilim; hepsi doğada vardır; doğa, insanları yaratırken yüzleri gibi zevklerini de ayrıştırmayı yeğlediğinden, yüz hatlarımıza getirdiği çeşitlilik bizi nasıl şaşırtmıyorsa duygularımıza kattığı da şaşırtmamalıdır."
Eğer yaşamasına izin verdiğiniz şey kesin olarak tüm diğerlerinin beşiğiyse, tüm önyargıların dirileceğinden emin olabilirsiniz! Dinin insana yararlı olabileceğine inanmayalım artık. İyi yasalarımız olsun, o zaman dinden vazgeçebiliriz. Ama denecektir ki, halka bir din gerekir; halkı eğlendiriyor, ona sahip çıkıyor. Pekala! Öyleyse, özgür insanlara yakışan dini verin bize.
Marquis De Sade
Sayfa 144 - Ayrıntı Yayınları - 9. Baskı - Çev. Kerim Sadî

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yatak Odasında Felsefe
Baskı tarihi:
Ekim 2002
Sayfa sayısı:
187
ISBN:
9789755393469
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Philosophie dans le boudoir
Çeviri:
Kerim Sadi
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
"Evet, ben bir libertenim, itiraf ediyorum, bu konuda akla gelebilecek her şeyi düşündüm; ama düşündüğüm, tasarladığım şeyleri elbette yapmadım ve kesinlikle de yapmayacağım. Ben bir libertenim, adi suçlu ya da katil değil." Tüm zamanların en lanetli yazarı Marquis de Sade kendini böyle ifade etmişti. O, ömrü boyunca tüm Fransız politik rejimlerinin zindan müdavimiydi. Monarşi koşullarında demokrat, 1789'da devrimci bir aktivist... olan bu müebbet isyancı, hep orta yolu reddetmenin peşinde koştu.
G. Apollinaire, A. Breton, O. Wilde, O. Mirbeau ve M. Heine gibi edebiyat devleri sayesinde gün ışığına çıkmış olan Sade'ın eserleri, yirminci yüzyılda felsefe, düşünce ve edebiyat alanında vazgeçilmez bir referans noktasına dönüşmüş; Dostoyevski dahil sayısız yaratıcının ilham kaynağı olmuştur. Başyapıtı olan Yatak Odasında Felsefe ise tüm dünya dillerine çevrilerek milyonlarca adet basılmış, birçok kez sinemaya uyarlanmış, özgür ve özgün düşüncenin doruğu olarak kabul edilmiştir.
Genç bir kıza teorik ve pratik libertenlik eğitiminin verildiği Yatak Odasında Felsefe, metafiziğin, ahlâkın, tarihin, felsefenin sık sık araya girdiği 1795 tarihli yedi diyalogdan oluşur. Diderot ve Rousseau'nun natüralizminin mirasçısı, Pascal'ın savunucusu olan Sade, bu eserinde on sekizinci yüzyılın düşünce akımlarına saldırır; özgür düşünceye sonuna kadar bağlı biri olarak doğayı yüceltir, şiddet de dahil her şeyin doğallığını savunur. Yalnızca cinselliği değil aynı zamanda etik, metafizik ve estetik algıyı da altüst eder. Ona göre "hayal gücü düzenin düşmanıdır."
Baştan sona neşe ve kara mizah duygusunun egemen olduğu yapıt, fikir ve edebiyat tarihinde bir başyapıt olarak kabul görmüştür.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 205 okur

  • Ömer Lütfü INCE
  • Arees
  • Burak harman
  • Ezgi Çelik
  • Paslı Demir
  • Hasan Nadir Rana
  • kafkaesk
  • Ogulcan
  • Furkan Eroğlu
  • Eda Gülberk

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.7
14-17 Yaş
%2.4
18-24 Yaş
%14.1
25-34 Yaş
%45.9
35-44 Yaş
%27.1
45-54 Yaş
%4.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%43.9
Erkek
%56.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%11.8 (9)
9
%11.8 (9)
8
%15.8 (12)
7
%19.7 (15)
6
%15.8 (12)
5
%6.6 (5)
4
%5.3 (4)
3
%5.3 (4)
2
%3.9 (3)
1
%3.9 (3)

Kitabın sıralamaları