Yatak Odasında Felsefe

·
Okunma
·
Beğeni
·
8473
Gösterim
Adı:
Yatak Odasında Felsefe
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755393469
Orijinal adı:
La Philosophie dans le boudoir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Baskılar:
Yatak Odasında Felsefe
Yatak Odasında Felsefe
Yatak Odasında Felsefe
Yatak Odasında Felsefe
"Evet, ben bir libertenim, itiraf ediyorum, bu konuda akla gelebilecek her şeyi düşündüm; ama düşündüğüm, tasarladığım şeyleri elbette yapmadım ve kesinlikle de yapmayacağım. Ben bir libertenim, adi suçlu ya da katil değil." Tüm zamanların en lanetli yazarı Marquis de Sade kendini böyle ifade etmişti. O, ömrü boyunca tüm Fransız politik rejimlerinin zindan müdavimiydi. Monarşi koşullarında demokrat, 1789'da devrimci bir aktivist... olan bu müebbet isyancı, hep orta yolu reddetmenin peşinde koştu.
G. Apollinaire, A. Breton, O. Wilde, O. Mirbeau ve M. Heine gibi edebiyat devleri sayesinde gün ışığına çıkmış olan Sade'ın eserleri, yirminci yüzyılda felsefe, düşünce ve edebiyat alanında vazgeçilmez bir referans noktasına dönüşmüş; Dostoyevski dahil sayısız yaratıcının ilham kaynağı olmuştur. Başyapıtı olan Yatak Odasında Felsefe ise tüm dünya dillerine çevrilerek milyonlarca adet basılmış, birçok kez sinemaya uyarlanmış, özgür ve özgün düşüncenin doruğu olarak kabul edilmiştir.
Genç bir kıza teorik ve pratik libertenlik eğitiminin verildiği Yatak Odasında Felsefe, metafiziğin, ahlâkın, tarihin, felsefenin sık sık araya girdiği 1795 tarihli yedi diyalogdan oluşur. Diderot ve Rousseau'nun natüralizminin mirasçısı, Pascal'ın savunucusu olan Sade, bu eserinde on sekizinci yüzyılın düşünce akımlarına saldırır; özgür düşünceye sonuna kadar bağlı biri olarak doğayı yüceltir, şiddet de dahil her şeyin doğallığını savunur. Yalnızca cinselliği değil aynı zamanda etik, metafizik ve estetik algıyı da altüst eder. Ona göre "hayal gücü düzenin düşmanıdır."
Baştan sona neşe ve kara mizah duygusunun egemen olduğu yapıt, fikir ve edebiyat tarihinde bir başyapıt olarak kabul görmüştür.
217 syf.
·34 günde·Beğendi·8/10
Kitap Güzel Ancak "Dönemine Göre".

Öncelikle, ilk kez Sade okuyan birisiyim ve kitaptan yaptığım çıkarımlar belki doğru olabilir, belki yanlış. Lütfen linç etmeden uyarınız.

1795 Fransası, ihtilâlin en yoğun olduğu, tüm Fransa halkının hatta tüm Avrupa'nın özgürlük akımıyla yanıp tutuştuğu, tüm halkın her gün gösterisi yapılan idamlarla kafalarının karıştığı, tabiri caizse delirdiği bir dönemdeyiz. Ki zaten Sade hayatının belirli bir kısmını akıl hastanelerinde geçirdiği için eserlerinden çok daha normal bir şey beklemek gülünç olur. Dediğim gibi ağır bir dönem, dönemdeki halk gibi "hasta" olan bir yazar. Haliyle aşırı sert söylemler içeren çok ağır bir eser ortaya çıkıyor.

Liberten olmak isteyen genç bir kıza, libertenlik eğitiminin verildiği bu kitap. Ağır pornografi içeren ancak aralarından koyu bir felsefenin aktığı yedi diyalog ve düşünce yazısından oluşuyor. Diyaloglar çok ağır ve bir yerden sonra pornografiden dolayı sıkıcılaştığı için bana en önemli gelen yeri düşünce yazısının olduğu kısım.

Ortaçağdan beri insanları sömüren dini, yolsuzlukları ve yöneticileri; milliyetçilik ve özgürlük akımının etkisiyle o dönemde liberteryenizmi savunan Sade, ağır söylemlerle eleştiriyor. Ona göre insanlar, insanın doğasına göre özgür olmalı, aynı zamanda cinsel ve ruhsal hazzı iliklerine kadar yaşamalı. Sadeizmin yani sadizmin (acıdan zevk almak) kurucusu. Libertenlik de tanrıtanımazlık gibi ancak belirli farklar var aralarında. Ona göre "hayal gücü" düzenin tam bir düşmanı. Anarşizm ya da komünizm gibi ancak tam olarak değil. Bu bambaşka bir olay.

Okuyun ya da okumayın kesin bir yönerge veremeyeceğim ancak o dönemdeki hakim olan çeşitli düşüncelere karşı bir merakınız varsa ve sadizmi merak ediyorsanız bir göz atmanızı öneririm. Bence çok farklı bir eser..
187 syf.
·Beğendi·10/10
Öncelikle müjde;bu kitabı okuyup katil ya da sapık olmuyorsunuz! İstediğiniz kadar marquis de sade ile ahlak ve hayat anlayışınızın benzemediğini düşünün ama benziyor işte! Onun sadece olayları ele alış şekli hepimizden farklı kitapta ensestten pedofiliye oradan hırsızlığa her türlü ahlak dışı kavram övülürken aslında anlatılmak istenilen apayrı.. Bize anlatılmak istenilen daha birçok felsefi düşünce var fakat marquis de sade o kadar akıllı ki bizleri sıkmadan bütün bu düşünceleri anlatmanın yolunun '' seks''ten geçtiğini biliyor. Ve unutmadan yazar da ekliyor' 'Büyük fikirler yüzünden ahlakı bozulacak kişiye yazıklar olsun! Felsefi düşünceler içinden yalnızca kötü olanları çekip almayı bilen, ahlakı her şeyle bozulan bu kişilere yazıklar olsun! Bunların ahlakının Seneca ya da Charron okuyarak bozulmadığını kim ileri sürebilir? Ben asla onlara hitap etmiyorum! '' Okurken ince ince işlenen düşünceyi cımbızla çekip özümsemek gerektiren bir kitap. '' Bir kitap okudum hayatım değişti! '' demek istiyorsanız, bir bakın derim.
224 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Sadizm’in isim babası olan Marquis De Sade’in başyapıtı sayılan eseri.

Kitabın kurgusu, 15 yaşındaki bir kıza libertenlik eğitimi verilmesi üzerine inşa edilmiş. Hem pratik, hem teorik olarak ele alınan bir eğitim sürecini içeriyor. Pratik ve teorik eğitim süreçlerini ayrı ayrı incelemek gerek, çünkü hiçbir bağlantısı yok.

Konu, kurgu ve karakterler açısından çok da incelenebilecek ve yorum yapılabilecek bir kitap değil öncelikle.

Pratik eğitimin verildiği kısımlar açısından, erotik edebiyatın en önemli yazarlarından sayılan bir adam için oldukça vasat geldi anlatımı. Bu kitap, hedonist bir yazarın cinsel eğilimlerini, fantezilerini ve sapmalarını haklı çıkarmak amacıyla, hangi noktalara ve düşüncelere dayandırdığı hakkında bir deneme olsaydı da hiçbir şey değişmezdi bana göre. Hatta ikisini ayırsaydı daha iyi bile olurdu. Özellikle 20. ve 21. yüzyılda reklam, dizi ve film yapımcılarının değişmez metodlarından biri olan “seks satar” kafasında bir adam olmadığından, Sade, kendini zindanlara atan, akıl hastanelerine kapatan zihniyeti daha da rahatsız etmek amacıyla mı pratik ve teorik kısımları birleştirdi acaba, diye düşündürdü.

Diğer kitaplarını okumadan kesin bir yargıya varmak istemesem bile, başyapıtı sayılan bu kitaba bakarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, adamın yazım konusunda vasat olduğu bir gerçek. Kitap baştan sona, ‘seks yapalım, soluklanırken de felsefe yapalım’ şeklinde ilerliyor. Ama seks kısımları, içine girilen durumlar, o durumların içine giren kişilerin arasındaki ilişkiler ve bizim önce ya da sonra, kendi kendimize ya da genellikle aile ve toplum tarafından edindiğimiz, edindirilen doğrularımız ve yanlışlarımız açısından rahatsız edici geliyor. Sade’in anlatımının başarısı yüzünden değil. Hatta zaman zaman anlatım ve diyaloglar, içine girilen durumlara rağmen güldürdü. Teorik kısımlarla ne bir bağlantısı var ne de en ufak bir katkısı. Kurgu denen bir şey yok. Karakterler için sığ demek bile iltifat olur. En ufak bir derinlik yok. Karakterlere isim vermek yerine ‘Penis 1 ve 2’ ve ‘Vajina A ve B’ demek bile yeterli olurdu. Herkes aynı fikirde, herkes olan bitenden oldukça memnun. Herkes aynı anda boşalıyor ve orgazm oluyor. “Bahçıvan aşçıya, aşçı uşağa, sonra hepsi uşağa” hikayesinin tam karşılığı hatta daha fazlası mevcut olaylarda. Karakterlerin sadece biri değil, cinsiyet fark etmeksizin hepsi birden Sade ve tüm karakterler üzerinden fiziksel olarak değil, zihinsel olarak boşalıyor sayfalara.

Teorik kısımlara ise tamamen hedonizm felsefesi hakim. Dinini hedonizm, tanrısını ise doğa belleyen De Sade’in diğer din, tanrı ve ahlak konusundaki fikirleri ve bu fikirleri dayandırdığı noktalar ele alınıyor. Sade’in bakış açısına göre başkaları tarafından sapkınlık, ahlaksızlık diye nitelendirilen bütün görüşleri, fikirleri ve hareketleri ona doğa tarafından verilmiştir. Asıl bunlara sırtını dönmek ve olmadığın biri gibi davranmak en büyük ahlaksızlıktır.

De Sade hakkında bence sıklıkla düşülen ve onu günah keçisi hâle getiren yanılgı ‘Sadizm’in kurucusu’ tabiridir. De Sade, ortaya yeni bir şey ya da fikir koymamıştır. Din ve Tanrı hakkında görüşleri de zerre yeni bir bakış açısı ya da fikir kazandırmadı bana. Ayrıca bu kitapta sapkınlık, ahlaksızlık ve şeytanlık olarak görülen her fikir ondan çok daha önceleri ya da onunla aynı zaman diliminde farklı coğrafyalarda normal görülmüş ve uygulanmıştır. De Sade, bu kitaptan sonra, bütün aşırılıkları bünyesine ve zihnine toplamış ve bunları kimseden korkmadan ortaya koymuş sıradan biri oldu benim için. Zindana atıldığında dahi fikirlerinden ya da olduğu kişiden vazgeçmemesi (zindanda dışkısıyla duvarlara yazdığı söylenir) ve bunu dile getirmedeki cesareti nedeniyle sadizme isim babalığı yapmıştır. Fikir babalığı değil.


“Kötülük ve erdem sözcüklerinin bize yerel fikirler dışında bir şey vermediğine şüpheniz olmasın Eugénie. Aklınıza gelecek birkaç tanesi dışında gerçekten suç sayılabilecek hiçbir eylem yoktur. Hiç kimse de gerçekten ahlaklı sayılmaz. Hepsi içinde yaşadığımız koşullarla ve bağlı olduğumuz yöntemlerle alakalıdır. Burada suç teşkil eden bir şey genellikle birkaç yüz fersah aşağıda erdem olarak kabul edilir. Diğer yarıkürede erdem kabul edilenler, buralara gelince suç sayılabilir”

İnsan, sperm gidip yumurtalıkların yolunu tutmadan önce dâhi bir kimliğe sahip oluyor. Daha ilk nefesini verdiği andan itibaren aile ve toplum nedeniyle doğrular ve yanlışlar paket halinde geliyor. Şu an farklı din, hayat veya dünya bakış açılarına sahip bir ailede doğduğunuzu ya da biyolojik ebeveynlerinizin yerine tam zıttı bir aile tarafından evlatlık edinildiğinizi ve yetiştirildiğinizi düşünün. Yine aynı doğru ve yanlışlara ulaşabileceğinizi düşünüyor musunuz? Oldukça zor. Birini ahlaksız, kafir ya da yanlış etiketleriyle yaftalamadan önce herkesin bunu düşünmesi şart. Dünya ve tarih, insanın doğduğu ve hayatını geçirdiği bilmem kaç kilometrekare çapındaki şehrinden ya da içinde bulunduğu zaman diliminden ibaret değil.


Zerre yeni fikir ya da bakış açısı üretilmeyen bir kitap. Okuyun ya da okumayın demiyorum. Ama ben bir daha De Sade kitabı okuyacağımı da sanmıyorum.
187 syf.
·Puan vermedi
Her ne kadar cinsellik içerikli olsa bile felsefik yönü ağır basmaktadır.
Yazar cinselliği araç yapıp savunduğu düşünceyi dile getirmeyi amaçlıyor. Düşüncesine katılıp katılmamak tamamen okura kalan bir şey. Yazar öyle düşünüyor diye başkasının da öyle düşünmesi gerekmiyor.
Kimi zaman "yok" dedirtecek noktalara değiniyor yazar ama yine de her şey kişi de bitiyor.
187 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Not: tamamen tanıtım amaçlı kopyadır her eve lazım kutsal kitap niteliğindedir.
" Evet , ben libertenim,itiraf ediyorum, bu konuda akla gelebilecek her şeyi düşündüm, ama düşündüğüm ,tasarladigim şeyleri elbette yapmadım ve kesinlikle de yapmayacağım. Ben bir libertenim, adi suçlu ya da katil degil"

Tüm zamanların en lanetli yazarı Marques de Sade kendini böyle ifade etmişti. O, ömrü boyunca tüm Fransız politik rejimlerinin zindan müdavimiydi. Monarşi koşullarında demokrat ,1789'da devrimci bir aktivist...olan müebbet isyancı, her orta yolu reddetmenin pesinde koştu. G.Apollinaire, A.Breton, O.Wilde, O.Mirbeau ve M.Heine gibi edebiyat devleri sayesinde gün ışığına cıkmış olan Sade'ın eserleri, yirminci yüzyılda felsefe, düşünce ve edebiyat alanında vazgeçilmez bir referans noktasına dönüşmüş; Dostoyevkski dahil sayısız yaratıcının ilham kaynağı olmuştur. Başyapıt olan yatak odasında felsefe ise tüm dünya dillerine çevrilerek milyonlarca adet basılmış, bir çok kez sinemaya uyarlanmış, özgür ve özgün düşüncenin doruğu olarak kabul edilmiştir.

Genç bir kıza teorik ve pratik libertenlik eğitiminin verildiği yatak odasında felsefe, metafiziğin, ahlakın, tarihin, felsefenin sık sık araya girdiği 1795 tarihli yedi diyalogtan oluşur. Diderot ve Rousseanu'nun naturalizmin mirasçısı, Pascal'ın savunucusu olan Sade, bu eserinde on sekizinci yüzyılın düşünce alımlarına saldırır, özgür düşünceye sonuna kadar bağlı biri olarak doğayı yüceltir, şiddet de dahil her şeyin doğallığını savunur. Yalnızca cinselliği degil aynı zamanda etik, metafizik ve estetik algıyı da altüst eder. Ona göre " hayal gücü düzenin düşmanıdır. "
Baştan sona neşe ve kara mizah duygusunun egemen olduğu yapıt, fikir ve edebiyat tarihinde bir başyapıt olarak kabul görmüştür.
224 syf.
İncelemeler cidden çok şaşırtıcı. Acaba gerçekten aynı kitabı mı okuduk bilemedim ve yorum yazma gereği hissettim. Felsefeden sıkılmasınlar diye cinsellik karıştırmak olaya ne kadar mantıklı? Ki ben öyle olduğunu düşünmüyorum. Yaptığı işi meşrulaştırma çabasını felsefe olarak görmüyorum. Yazarı azcık araştırsanız nedenini kolay çözersiniz. "Anne" gibi kutsal bi varlığı kötüleyen dilinden resmen tiksindim. Cinsellik, tanrıtanımazlık vs umrumda değil. Ben alacağım yeni fikirlere, düşüncelere bakarım. Çabuk etkilenenler, kolay asimile olanlar bence okumasın. Bi kaç güzel fikir dışında erotizm(sadist) severler okursa daha umduğunu bulur diye düşünüyorum. Verdiğim 3 puan da yaptığım 3 alıntı için
264 syf.
·11 günde·Puan vermedi
Genç bir kıza teorik ve pratik libertenlik eğitiminin verildiği kitap, metafiziğin, ahlakın, felsefenin sık sık araya girdiği 1795 tarihli yedi diyalogtan oluşan enteresan bir kitap. Aslına bakarsanız konusu ve yazarı itibariyle her ne kadar enteresan olsa da basit kalmış bir kitap. Kitabın yorumlarına bakarken bir kalıba rastladım: "seks yapalım soluklanırken de felsefe yaparız tarzında bir kitap olmuş." ki gerçekten bu yorumu gördüğümde kişiye hak vermekten kendimi alıkoyamadım:d Ama sevgili Sadizmin isim babası Sade öyle güzel noktalara değinmiş ki beni birçok olguda sorgulamaya yöneltti ve bazı sorgulamalarımda bir sonuca dahi ulaşmış değilim. Şöyle bir baktığımız zaman cinsel içerikli edebiyatın geldiği yeri E.L. James ve benzeri romanlar gösteriyorsa, yola çıktığı yeri de on sekizinci yüzyıla damgasına vuran Marquis De Sade mı belirlemiştir? Tabii ki Sade’ın öncesinde geniş bir erotik edebiyat tarihinden bahsetmek mümkündür. Ancak Sade’ın kapladığı yeri belirtmek için bugünün çoksatar romanlarını da terazinin bir yanına koymakta sakınca olmasa gerek. Ne de olsa söz konumuz olan çoksatarların içeriğinde bir küfür edebiyatı, mevcut düzene yönelik bir sövgü arzusu yoktur. Kapağında kelepçelerin olduğu sadomazoşist romanslar haz edebiyatının bir parçasıyken, Sade’ın kendi gözleriyle bir kitap olarak bile görmediği eserlerini de içeren külliyatı bir hınç edebiyatı tarihidir. Belki de bu yüzden, kustuğu öfkeye yenik düşerek yeraltı edebiyatı olmuş, çok da nitelikli bir külliyat olarak değerlendirilmemiştir her zaman. Bugünkü “kelepçeler ve kamçılar edebiyatı” da nitelikli bulunmamaktadır çoğu okur-yazar tarafından, ama hem zevkle hem de merakla okunmaktadır:) Sade, aslında bugünün furyası olarak cinsel içerikli romanların en klasik örneklerine imza atmış, Sadistik sahnelerle süslenen günümüz çoksatar romanlarının neredeyse kategorisini belirleyen yazar, hatta filozof olmuştur. İsminin sonuna bir “izm” eklemek her yazarın harcı değildir.:))) Sade’ın yazdıklarında bizi rahatsız eden bir şeyler olduğu aşikardır, ne var ki bunlar Sade’ın metne serpiştirdiği fikirleri değil, imgeleridir. “Her imge bir fikirdir,” demiş II. Abdülhamit.

Sade'ın bu romanında belirli bir mekâna kapanmış karakterlerin konuşma ve eylemleriyle baş başa kalırız. Bu kitabı oldukça basitleştirmiş, yukarıda bahsettiğim soluklanma esnasında yapılan felsefe bölümlerinde fikirlerin öne sürüldüğü diyaloglar da yapmacıktır ve inandırıcı olmaktan uzaktır. Nitekim sık sık cinsel eylemlerle kesilir ve çoğu zaman bu cinsel eylem, “kanıtlama” yerine geçer. Sade’ın eserlerinde kurgunun, çoğu zaman ikinci sınıf romanların kurgusunu bile arattığını söylemek abartı olmayacak. Yazarın asıl anlatmak istediği sahnelere varmak için icat edilmiş olan bu kurgusal iskelet, herhangi bir ağırlık taşıyacak gibi değil. Aslına
bakılırsa, pornografinin başlıca kusurlarından biridir bu. Pornografi genellikle oyalanmayı bilmez, sadede gelmek ister. Oyalanmak konusunda o kadar beceriksizdir ki, herhangi bir şeye kurgu diye sarılır ve tutunmaya çalışır. Bu sözde kurgunun içi ise, artık bir orijinallik sergilemeye takati kalmamış yorgun bir imgelemin aynı şeyleri tekrarlayıp durmasıyla doldurulur. Buna paralel olarak, Sade’ın karakterleri de çoğu zaman birbirlerinden ayırt edilecek nitelikte değildir. Öyle ki birinin yerine diğerini koyduğumuzda dahi pek bir şey değişmeyecektir, çünkü kurgu, derinliği olan karakterler yaratılmasını gerektirmez. Eugenie, Juliette, Dolmance, Justine, hepsinin ağzından sadece ve sadece Sade konuşur. Hiçbir karakter, orijinal bir duruş, hakiki bir içerik sergilemez. Roman kurgusuna ve karakter yaratımına bu derece uzak kaldığı için, Sade’ı bir parodi olarak okumak bile güçleşir. Nitekim, eserlerinin isimleri dışında gerçek ve başarılı bir parodiye rastlamak zordur (Justine yahut Erdemin Felaketleri, Sodom’un 120 Günü yahut Libertenler Okulu vs.).Tek bir istisna dışında: Sade, çok çabuk ve eşsiz bir şekilde, kendi kendisinin parodisi haline gelir.
Bütün bu sebeplerden, bir Sade romanını okuduğumuzda, herhangi bir edebi haz alıp almayacağımız meçhuldür. Bu bağlamda, kullandığı formun gereklerini yerine getirmekte başarısız olduğunu söylemek lazım.
Sade'ın orijinalliğinin arkasında belki biraz da başarısızlığı yatmaktadır. İmgelemini ve dilini dizginleyip bir forma sokamadığı için, bu iki temel yetinin fakirleşmesine sebep olmuş. Bizi şok eden içerik de sanıldığı kadar zengin ve eşsiz değil ne yazık ki.
Daha önce sorgulamadığınız cinsellikle, düzenle, kadın erkek eşitsizliği ya da ahlaki konularla alakalı kendinizi rahatsız etme isteğiniz varsa ya da az çok Sade'ı tanımak istiyorsanız okumanız gereken bir kitap diyebilirim ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim ki "sığ düşünceli" insanların okuyabileceği ve herkesin kolayca hazmedebileceği bir kitap değil.
187 syf.
·75 günde·6/10
Ahlâka ve felsefeye sadist bir bakış açısı. Tüm dinlere ve ahlâk yasalarına bir başkaldırı. Sadece doğanın yasalarına uymamız gerektiğini savunup suç olgusunu yeniden tanımlıyor.
187 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
BEN BU ADAMI OKUMAM DEDİM AMA...AMA OKUYORSUN İŞTE BÜYÜK KONUŞMAMAK LAZIM ;) YERALTI EDEBİYATI DEDİNMİ YA SADE YADA BUKOWSKI OKUNUR...OKUNURMU?
OKUNMAZ GÜZEL KARDEŞİM!EĞER YERALTI EDEBİYATI'NA SADE İLE BAŞLARSAN AYNEN LİNKTEKİ GİBİ OLURSUN :D

AHA LİNK: https://www.youtube.com/watch?v=xizv19MMb3o

BU NASIL BİR HASTALIKLI DİMAĞDIR?

KESİNLİKLE OKUMAYIN HATTA VE HATTA KİTAPLARINI GÖRDÜNÜZMÜ YOLUNUZU DEĞİŞTİRİN MÜMKÜNSE ŞEHRİDE DEĞİŞTİREBİLİRSİNİZ :D

DAHA ÖNCE SODOM'UN 120 GÜNÜ'NÜ OKUMUŞTUM,ŞİMDİDE YATAK ODASINDA FELSEFE,AL BİRİNİ VUR ÖTEKİNE KİTAP BİTMEK ÜZERE,NASIL YORUMLAYACAĞIMI DÜŞÜNÜRKEN AAA BU KİTAP YORUMLANMAZKİ DEYİP AÇIKLAMALAR EKLEYEREK SİZİN HASSAS BÜNYELERİ BU ÇARPIŞMADAN KORUMAK ADINA BUNLARI ÇİZİKTİRDİM.

HAZIR DEĞİLSENİZ SAKIN OKUMAYIN.BEN YİNE OKUYACAKMIYIM TABİİKİ DE...

KİTAP HAKKINDA BİLGİ VEREMEDİK AMA YAZARINI TANITALIM DEDİK UMARIM YARARLI OLUR.

AŞAĞIDA:





Sadizm dendiğinde insanın gözünün önüne pek iyi şeyler gelmediği kesin. Kırbaçlar olsun, kelepçeler olsun… Oysa sadizmin özünü “ acı çektirmekten zevk duymak” şeklinde özetlenebilir. Bu “fikrin” kurucusu Marquis De Sade ise durumu eylemle sınırlı tutmamış, işin felsefesine inmiş ve sonunda sadizme adını vermiş enteresan bir kimse. Kimdir yahu bu Marquis De Sade derseniz, buyurun sizi şöyle alalım:




Aşağı biraz daha aşağı ;)





1. Kendisi aristokrat bir aileden gelmektedir aslında


2 Haziran 1740’ta Conde Sarayı’nda ağzında gümüş kaşıkla doğmuştur bir nevi. Annesi de Conde Prensesi’nin kuzenidir.




2. Çocukluğu ve ilk gençliği boyunca dini ve askeri eğitim almıştır


“İnsanlar arasındaki en doğal hal savaş halidir,” diyerek savaşa bakış açısına tak diye ortaya koymuştur.




3. Başlarda bir aşk adamıdır kendisi. 1763’te savaştan dönünce gönlünü zengin bir devlet adamın kızına kaptırır


Ancak kızın babası önce büyük kızının evlenmesi gerektiğini düşündüğünden bu ilişkiye müsaade etmez.




4. Marquis (yani markiz) ismi değil, soylu olmaktan kaynaklanan unvanıdır

Asıl ismi Gaspard François’dır. Kendisi aynı zamanda ailesinde bu unvanı kullanan ilk kişidir.




5. Sade’in kötü şöhreti unvanından da hızlı yayılmıştır. Marquis De Sade’in ahlaksızca ve olaylı bir yaşamı olduğu herkesçe bilinir, kendisi de bunu pek gizlemez hani

Sadece birlikte olduğu fahişelere değil, emrinde çalışan kadın ve erkeklere de son derece zalimce davranır.




6. Marquis De Sade’in en büyük skandallarından biri Rose Keller adlı bir kadını kendisine cinsel olarak hizmet etmeye zorlamasıyla gerçekleşmiştir

Kadını şatosunda zorla alıkoymuş ve fiziksel ve cinsel saldırıda bulunmuştur. Olay zavallı kadının ikinci kat penceresinden kaçıp yetkililere başvurmasıyla ortaya çıkar.




7. Böylelikle De Sade ilk kez hapse girme ihtimaliyle karşı karşıya gelir

Ancak Sade’in kayınvalidesi devreye girer ve kralın mührünü taşıyan bir belge ile damadını hapse girmekten kurtarır. Fakat bu belge sonradan başına çok işler açacaktır.




8. Bunun ardından Marquis De Sade Paris’e taşınır ve buradaki fahişelerin başına bela olmaya başlar

Sık sık fahişeler tarafından şikayet edilir ve polisle başı belaya girer. Sonunda çareyi memleketine dönmekte bulur.





9. 1772’de uşağı Latour ile beraber afrodizyak olduğu bilinen kuduzböceği tozu ile zehirlemekle ve erkek erkeğe ilişkiyle suçlanır ve yargılanmaya başlar

Yargılama sonucunda ölüm cezasına çarptırılan De Sade baldızını da ayartıp İtalya’ya kaçar. Böylece kaynanasının şimşeklerini de üzerine çeker. Kral’ın mührünü taşıyan malum belge bu kez Marquis De Sade’i mahkum etmek için kullanılır.





10. Marquis De Sade aynı yılın sonlarına doğru yakalanır, fakat dört ay sonra yine kaçar ve sonraları suç ortağı haline gelecek karısının yanına sığınır

Gizlendikleri kaleye hapsettikleri işçiler cinsel tacizlerden yılıp kaleyi terk edince De Sade yine İtalya’ya kaçmak zorunda kalır. Bu kaçış dört yıl sürer. Dört yılın sonunda ise tekrar kaleye döner ve bu kez hizmetçi kızlar üzerinde emellerini uygulamaya başlar.





11. 1777 yılında hizmetçi kızlardan biri Marquis De Sade’in yediği herzeleri öğrenir ve silahını alıp Marquis De Sade’i öldürmek üzere kaleyi basar

Öfkeli babanın silahının ateş almaması Marquis De Sade’in en büyük şansıdır muhtemelen.





12. Bir yıl sonra Paris’e gider ve yine tutuklanır. 1778’de ölüm cezasına çarptırılmak için başvursa da tutukluğu sürer

Buradan da kaçar ama kısa sürede yakalanır. De Sade için tutukluluk günleri başlamıştır artık. Ömrünün toplam 29 yılını hapislerde geçirir. Fikirlerini ve fantezilerini tutkuyla yazıya dökmeye başlar.





13. 2 Temmuz 1789’da hücresinden dışarı doğru sarkar ve “Burada tutukluları öldürüyorlar!” diye bağırır


Hemen ardından akıl hastanesine gönderilir. Bu nakil sırasında başyapıtı Sodom’un 120 Günü’nün müsveddesini kaybeder, fakat çalışmaktan vazgeçmez.





14. Fransız Devrimi’nin ardından birçok tutuklu gibi Marquis De Sade de serbest kalır ve karısından ayrılır, eski bir oyuncuyla yaşamaya başlar





15. 1803 yılında ailesinin de desteğiyle De Sade’in deli olduğu ilan edilir ve Charenton adlı akıl hastanesine yerleştirilir


De Sade’in ömrünün toplam 13 yılı akıl hastanesinde geçer. 1813 yılında devlet Charenton’ın faaliyetlerini durdurunca De Sade de hastaneden ayrılır ve hastanede çalışması vesilesiyle tanıştığı 13 yaşında bir kız çocuğuyla yeni maceralara adım atar. Bu sübyancı macera 4 yıl sürer ve Marquis De Sade’in ölümüyle son bulur. Ölümünden sonra yarım kalmış ya da basılmamış bütün müsveddeleri oğlu tarafından yakılır. Böylece De Sade’in belki de her zamankinden karanlık olan birtakım fantezileri kül olup havaya karışır.
187 syf.
·Puan vermedi
Okuduğum en ilginç kitaplardan birtanesiydi, bazen son derece aydınlatıcı bazen tiksindirici bazen sapıklığın en beteri, bazen felsefenin en tepesi.
224 syf.
·Puan vermedi
Büyük fikirler yüzünden ahlakı bozulacak kişiye yazıklar olsun! Felsefi düşünceler içinden yalnızca kötü olanları çekip almayı bilen, ahlakı her şeyle bozulan bu kişilere yazıklar olsun! Bunların ahlakının Seneca ya da Charron okuyarak bozulmadığını kim ileri sürebilir? Ben asla onlara hitap etmiyorum!!

Diyerek topluma çok güzel ses veren sizi kendine tutkuyla bağlayacak şahane bir eser..
224 syf.
yazar Marquis de Sade olunca felsefenin boyutu biraz daha estetikleşiyor.

öncelikle analiz yapma yeteneği olmayan kişi okumasın bu tarz kitabı. çünkü hem cinsellik içerikli öğeler hem de anlatılmak istenilen şeyin anlaşılmayıp kişiyi oldukça sapkın bir yola itebilir. kitap bambaşka bir boyuttan bahsediyor. şimdi kitabı teşhir etmeden biraz anlatayım.

dünyayı iyi-kötü, güzel-çirkin, üst-alt olarak sınıflandırılmış halinden çıkarıp haz veren/vermeyen bağlamına çekerek irdelemiş olan Sade, bu eserinde euqenie, dolmance ve saint-ange karakterleri üzerinden bir anlatım bütünlüğü yaratmıştır. sadizmin isim babası olan Sade, kendi haz dünyası içerisinde öylesine kaybolmuştur ki okuduğunuzun karakterin değil de ''onun fikri'' olduğunu anladığınız her an ya nefret ettirecektir ya da bağımlısı olacaksınız.

doyumsuzluk ve haz eğrisi üzerinden öyle bir işlenmiş ki ben yazarın izlediği taktiğe hayran kaldım diyebilirim.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yatak Odasında Felsefe
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755393469
Orijinal adı:
La Philosophie dans le boudoir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Baskılar:
Yatak Odasında Felsefe
Yatak Odasında Felsefe
Yatak Odasında Felsefe
Yatak Odasında Felsefe
"Evet, ben bir libertenim, itiraf ediyorum, bu konuda akla gelebilecek her şeyi düşündüm; ama düşündüğüm, tasarladığım şeyleri elbette yapmadım ve kesinlikle de yapmayacağım. Ben bir libertenim, adi suçlu ya da katil değil." Tüm zamanların en lanetli yazarı Marquis de Sade kendini böyle ifade etmişti. O, ömrü boyunca tüm Fransız politik rejimlerinin zindan müdavimiydi. Monarşi koşullarında demokrat, 1789'da devrimci bir aktivist... olan bu müebbet isyancı, hep orta yolu reddetmenin peşinde koştu.
G. Apollinaire, A. Breton, O. Wilde, O. Mirbeau ve M. Heine gibi edebiyat devleri sayesinde gün ışığına çıkmış olan Sade'ın eserleri, yirminci yüzyılda felsefe, düşünce ve edebiyat alanında vazgeçilmez bir referans noktasına dönüşmüş; Dostoyevski dahil sayısız yaratıcının ilham kaynağı olmuştur. Başyapıtı olan Yatak Odasında Felsefe ise tüm dünya dillerine çevrilerek milyonlarca adet basılmış, birçok kez sinemaya uyarlanmış, özgür ve özgün düşüncenin doruğu olarak kabul edilmiştir.
Genç bir kıza teorik ve pratik libertenlik eğitiminin verildiği Yatak Odasında Felsefe, metafiziğin, ahlâkın, tarihin, felsefenin sık sık araya girdiği 1795 tarihli yedi diyalogdan oluşur. Diderot ve Rousseau'nun natüralizminin mirasçısı, Pascal'ın savunucusu olan Sade, bu eserinde on sekizinci yüzyılın düşünce akımlarına saldırır; özgür düşünceye sonuna kadar bağlı biri olarak doğayı yüceltir, şiddet de dahil her şeyin doğallığını savunur. Yalnızca cinselliği değil aynı zamanda etik, metafizik ve estetik algıyı da altüst eder. Ona göre "hayal gücü düzenin düşmanıdır."
Baştan sona neşe ve kara mizah duygusunun egemen olduğu yapıt, fikir ve edebiyat tarihinde bir başyapıt olarak kabul görmüştür.

Kitabı okuyanlar 614 okur

  • SK
  • Erdal TOPALI
  • AHMET KALKAN
  • Ahmet
  • EKG
  • Dicle
  • Vicdan !!
  • Gökhan
  • Maria ketishvili
  • Altunay Huseynli

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.7
14-17 Yaş
%2.4
18-24 Yaş
%14.1
25-34 Yaş
%45.9
35-44 Yaş
%27.1
45-54 Yaş
%4.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%43.9
Erkek
%56.1

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%12.4 (24)
9
%12.4 (24)
8
%14 (27)
7
%16.1 (31)
6
%13 (25)
5
%4.1 (8)
4
%3.1 (6)
3
%3.1 (6)
2
%3.1 (6)
1
%5.2 (10)

Kitabın sıralamaları